 |
İnsanlar arasında, çalışan kesimin büyük bir bölümü "esnaf" adı altında sınıflandırılır. Mağaza sahiplerinden küçük tüccarlara pek çok meslek bu tanıma dahildir. Ancak iman etmeyen toplumlarda bu meslek grubunun etkisinde kalan bazı kişilerde maddi çıkarlara yönelik ortak bir kültürün hakim olduğu görülmektedir.
Din ahlakına göre yaşanmamasından kaynaklanan bu durum, aslında topluma zarar veren ve terk edilmesi gereken önemli bir davranış bozukluğudur.
İnsanlara maddi değerlerine göre değer vermek, iman etmeyen toplumlarda hakim olan son derece yanlış bir anlayıştır. Kuran ahlakını benimsememiş pek çok karakterde olduğu gibi, bu toplumlarda esnaf karakterine yön veren en önemli etken de yine maddi değerlerdir. Geçmişten beri süregelen yanlış değer yargıları sonucunda insanlar bunun çarpıklığını çoğu zaman fark edemezler. Bu nedenle, din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanlar, para kazanmak için her türlü şekle girebilen bir karakter geliştirmişlerdir. Manevi değerlerine önem vermeyen, Allah korkusu olmayan toplumlarda ortaya çıkan esnaf karakteri de bu dünyevi hırsın sonuçlarından biridir.
Ancak ilk olarak belirtilmelidir ki yazı boyunca bahsi geçen esnaf karakteri, manevi değerlerine öncelik veren, dürüst, saygılı esnafların aksine, bu meslek grubuna dahil olan bazı kişilerin içine düştüğü yanlış ahlak anlayışının bir örneğidir. Yazıda esnaflık mesleğinin genel tanımı değil, bu meslek grubu içerisinde din ahlakı yaşanmadığı için ortaya çıkan bir karakterin tahlili yapılmıştır. Şüphesiz, her esnaf bu karakterde değildir. Yoksa elbette ki bu mesleği yapan, ancak güzel ahlakın gereklerinden uzaklaşmamış pek çok insan vardır.
Yanlış Değer Yargıları
İman etmeyen toplumlarda insanlar birbirlerini güzel ahlaklarına göre değil sahip oldukları mala, mülke ve paraya gore değerlendirir ve bu kriterlere göre birbirleriyle yakınlık kurarlar. Bu nedenle maddi bir güç söz konusu olduğunda kişinin ne cehaleti ne görgüsüzlüğü ne de dış görünümü sorun oluşturur. Böyle toplumlarda maddi güç, her zaman, her türlü imkanın kapısını açabilir. Dolayısıyla bu yanlış anlayışa göre, esnafların toplumda yer edinebilmeleri ve saygın bir sıfat kazanabilmeleri ancak zengin olmalarıyla mümkün olur. Bir de söz konusu kişilerin kültür ve tahsil gibi konularda eksiklikleri varsa bu açıklarını kapatmak için iyi para kazanmanın tek yol olduğuna inanırlar. Zamanla tüm dünyaları da bu hırstan ibaret hale gelir. Çoğunun, büyük idealleri olan, insani yönü güçlü bir birey olmak gibi bir hedefi yoktur; en büyük amaçları zengin olup dünyaya yönelik çıkarlar elde etmektir. Bu nedenle de çoğunlukla menfaatçi bir karakter geliştirirler. İnsanlardan ne kadar çıkar elde ederlerse kendilerini o kadar kurnaz görürler.
"Ey iman edenler, Ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten 'tutkuya kaptırarak-alıkoymasın'; kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir."(Münafikun Suresi, 9)
Allah Neyi Emrediyor?
Bu hırsın bir sonucu olarak kimi insanlarca dolandırıcılık, sahtekarlık bu mesleğin doğal yönlerinden biri olarak görülür. Elbette bu kesim içerisinde İslam ahlakını benimseyen, Kuran ahlakına uygun davranan ve her zaman dürüst olan insanlar da vardır. Bu mesleği uygulayan insanların mutlaka dürüstlükten taviz vermeleri gerekmemektedir. Burada söz edilen dolandırıcılık, sahtekarlık din ahlakından uzak cahiliye sisteminin sonuçlarıdır.
Söz gelimi din ahlakına göre yaşamayan toplumlarda ticaretle uğraşan kişilerin bir kısmı ellerindeki hasarlı eşyaları hiç tereddüt etmeden sağlammış gibi satabilirler. Bundan en ufak bir vicdan azabı duymadıkları gibi, bir kısmı da kendilerine asıl olarak bunu meslek edinmişlerdir. Defolu eşya alır ve bunu sağlam fiyatına müşterilerine satarlar. Bu kimselerin yaptığı bu tür sahtekarlıklara din ahlakına göre yaşamayan toplumlarda bazı esnaflar da şahit olur ama genellikle hiçbiri bu yanlış davranışa karşı çıkmaz. Çünkü söz konusu kişilerin yanlış bakış açısına göre bunlar ticaret hayatının adabıdır. Müşteri kavramı, bu insanların bir kısmına, kandırılacak ve üzerinden para kazanılacak kimseleri ifade eder. Oysa Allah tüm insanlara ticarette adil bir tutum sergilemelerini, insanları aldatmamalarını emretmiştir:
"(Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır..." (Sad Suresi, 24)
Tarih boyunca iman etmeyen tüm toplumlarda Allah'ın bu emirlerine uymayan, adaletsizlik yapmakta, insanları kandırmakta ısrarlı bir tutum sergileyen insanlar olmuştur. Allah, elçileri vasıtasıyla bu insanları uyarmıştır. Kuran'da Hz. Şuayb'ın kavmine bu konuda şu uyarıları yaptığı haber verilmiştir:
"Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını değerden düşürüp- eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
"Eğer müminseniz, Allah'ın bıraktığı (helal işlerden olan kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim." (Hud Suresi, 85-86)
Ancak genelde iman etmeyen toplumlarda insanlar, sahip oldukları çirkin ahlak sebebiyle bu uyarıları dinlememiş ve bundan dolayı da hem dünyada bir sıkıntı ile karşılaşmışlardır, hem de ahirette bunların hesabını mutlaka vereceklerdir.
Din ahlakından uzak yaşayan toplumlardaki insanların büyük bölümü gibi esnaf karakterine sahip bu insanlar da İslam dinini tanır ve Allah'ın koyduğu emir ve yasakları oldukça iyi bilirler. Ancak buna rağmen sırf dünya hayatından çıkar elde etmek amacıyla bu emir ve yasakların birçoğuna uymazlar. Para kazanmak için son derece hırslı bir karakter gösteren, her türlü tavizi verebilen bu insanlar, kendilerini yaratan ve sahip oldukları herşeyi veren Allah'ın emirlerini yerine getirme konusunda son derece tutuk ve isteksiz davranırlar. Allah bu karakterdeki kişileri ve aynı zamanda da tüm insanları dünya hırsına kapılıp ahireti unutmamaları konusunda pek çok ayeti ile uyarmıştır. Bu ayetlerden biri şöyledir:
"De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez." (Tevbe Suresi, 24)
Müminin Farkı
Ahirette hesap vereceğini kesin olarak bilen, Allah'tan içi titreyerek korkan samimi bir mümin, Allah'ın ayetlerdeki hükümlerine tamamıyla riayet etmeye hayatı boyunca her an özen gösterir. İşte müminin farkı ve Allah Katındaki üstünlüğü buradadır. Elbette bir mümin gerektiğinde gününün hatta hayatının büyük bölümünü çalışarak, para kazanmak amacıyla geçirebilir. Ancak iyi bir kazanç elde etmeyi, yalnızca Allah'ın rızasını kazanabilmek, O'nun hoşnut olacağı umulan harcamalarda bulunabilmek amacıyla ister.
Ayrıca yaptığı iş ne olursa olsun, hiçbir zaman için Allah'ı zikretmeyi ve ahireti düşünmeyi unutmaz. Allah'ın emri gereği, insanlara asla haksızlık, adaletsizlik yapmaz, hiç kimsenin hakkını ihlal etmez. Ahlakını kişilere göre değil, Allah'ın beğeneceğini düşündüğü yönde geliştirmek için gayret eder. Yüce Allah bu güzel ahlaklı insanları Kuran'da şu şekilde övmüştür:
"(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar." (Nur Suresi, 37)
Bu Ahlakın Yansıma Şekilleri Nasıldır?
1. Böyle bir kişi sahtekarlık yaptığı halde dürüstlüğü savunur.
2. Uyanıktır ama saf görünür.
3. Vergi kaçırır ve gizler, ama bu suçtan yakalanan başkası olursa onları kötülemekten ve ayıplamaktan çekinmez.
4. Sürekli rakiplerini kötüler.
5. En iyi ve en ucuz ürünün kendisinde olduğunu söyler ama gerçek öyle değildir.
6. Müşterilerine bir eşya satabilmek için her türlü yolu dener. Örneğin yakışmadığı çok açık olan bir giysinin yakıştığını ispatlamak için olmadık yalanlar söyler, uzun uzun dil döker.
7. En çok saygı duyduğu kişiler zengin insanlardır. Onların her türlü işini yapmayı büyük bir fırsat olarak görür.
8. Kaçırdığı bir fırsat olursa aşırı derecede hırçınlaşır.
9. Çıkar elde etmek için her türlü oyunu oynar.
10. Tartıda ve ölçüde haksızlık yapar.
11. Kendisinden çıkar elde edilmesine asla müsaade etmez.
12. Altın, para yığar; bunları saymaktan büyük zevk alır.
13. Sadece kendi rahatını düşünür, diğer insanların ihtiyaç ve beklentileriyle pek ilgisi olmaz.
14. Yardım amaçlı dernek, vakıf gibi kuruluşlara yardım için değil sadece ticaret amaçlı üye olur.
15. Kandırıldığında çok acımasız olur. Mutlaka bir şekilde kendisine bunu yapana kötülük yapar.
16. Kardeşlerini, akrabalarını, ortaklarını veya hissedarlarını sürekli dolandırır. Onların paylarında gözü vardır. Sürekli onların aleyhinde konuşur.
17. Para hırsı, piyasaya mantıklı bakış açısını kapatır; piyasa şartları uygun olmadığı halde çok fazla borçlanır, bu yüzden batar.
18. Dindar gibi görünerek insanların manevi duygularından istifade etmeye çalışır.
19. Hiçbir zaman samimi olmaz.
20. Sattığı ürünlerde insanların sağlığını düşünmez.
21. Çok kazandığı halde çalışanlarına az maaş öder. Kötü yemek verir. Mesai parası ödemez. Sağlıklarına dikkat etmez. Kötü davranır. Maaşları geciktirir. Adaletsiz davranır.
22. İşinde çok dikkatlidir, ama iş dışındaki konularla pek ilgilenmez.
23. Kitap okumak, kültürünü ya da bilgisini artırmak gibi alışkanlıklar edinmemiştir. Bu nedenle de dünyaya bakış açısı oldukça dar ve yüzeyseldir.
24. Her zaman işlerin azlığından yakınır.
25. Merhameti yoktur; yaptığı ticaretten dolayı insanların zorda kalmasını önemsemez.
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 48. sayı (Haziran 2008) 56. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 223 kez incelendi.
|
 |
|