Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7610 tanesi Türkçe, toplam 8944 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Makaleler /  Anti-İslami Enternasyonal Düzenin Yıkılışı
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (267)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (13)
Dergiler (178)
Belgeseller (253)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (11)
Web Siteleri (129)
Makaleler (6467)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Kampanyalar
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
GEÇEN HAFTA ÇOK İNDİRİLENLER
Allah'ın Sonsuz Delilleri
Allah'ın Sonsuz Delilleri - CD - 239 download
Hazreti Nuh - Belgesel - 116 download
Atom Mucizesi - Belgesel - 116 download
İlmi Mercek Sayı 51 - Dergi - 106 download
İlmi Araştırma Sayı 51 - Dergi - 98 download
Makale : Anti-İslami Enternasyonal Düzenin Yıkılışı - TÜRKÇE
Aralık 2002
Anti-İslami Enternasyonal Düzenin YıkılışıDinsizlik sadece insanların imanlarını yok ederek onların ahiretlerini mahvetmeye çalışan bir güç değildir. Aynı zamanda, dünyayı da mahvetmeyi, bir karmaşa ve savaş alanına çevirmeyi hedeflemektedir. Dolayısıyla dinsizliğe karşı fikri mücadele, hem önemli bir imani hizmet hem de dünyayı saran "fitne"ye karşı verilecek büyük bir "moral savaşı"dır.

İslam dünyası, nüfusunun büyük bölümü Müslüman olan ülkeleri kapsayan bir coğrafyadır. Bu coğrafya, en Batı'da Afrika'nın Atlas Okyanusu kıyılarında yer alan Fas'a ve Moritanya'ya kadar uzanmaktadır. En Doğu'da ise Pasifik Okyanusu kıyılarındaki Endonezya'ya kadar varır. Bu büyük coğrafyada yaşayan farklı milletlerden yaklaşık 1 milyar Müslümanın büyük bölümü, son iki yüzyıl içinde, sırf "Müslüman" kimliklerinden dolayı, çeşitli saldırı, baskı, terör eylemleri ve hatta katliamlarla yüzyüze kalmıştır. Çünkü bu insanların pek çoğu, Müslüman olmayan, dahası İslam'a nefretle bakan yönetimlerin hakimiyeti altında yaşamak zorunda bırakılmıştır.

Bugün İslam dünyasına baktığımızda; Bosna-Hersek'te, Cezayir'de, Tunus'ta, Eritre'de, Mısır'da, Afganistan'da, Keşmir'de, Doğu Türkistan'da, Çeçenistan'da, Tayland'da, Filipinler'de, Burma'da ya da Sudan'da dünya Müslümanlarının ezilmeye, baskı altına alınmaya ve yok edilmeye çalışıldığını açıkça görebiliriz. Bu sayılan coğrafyalardaki Müslümanlar görünüşte farklı düşmanlarla karşı karşıyadırlar. Bosna'da Sırplar, Keşmir'de Hindular, Kafkaslar'da Ruslar, Cezayir, Mısır, Fas gibi ülkelerde de baskıcı rejimler tarafından hedef alınmaktadırlar. Ama her nedense, birbirinden bağımsız gibi gözüken bu İslam-karşıtı güçler, hep benzer mantıklarla hareket etmekte, benzer stratejiler izlemekte ve benzer yöntemler kullanmaktadırlar. İşte bu noktada karşımıza söz konusu güçlerin ortak bir yönü olan "dinden uzak kimlikleri" çıkar.

Allah'ın varlığını inkar eden, -başta tahrif edilmemiş tek hak din İslam olmak üzere- İlahi dinleri kendi kurdukları din dışı (seküler) sistemler için büyük bir düşman olarak gören ve bu nedenle de dine ve dindarlara karşı çok şiddetli bir savaş açan bu güçler dinsiz ideolojileri temsil etmektedirler. Bu nedenle de Müslümanların karşılarındaki düşman gerçekte Sırplar, Hindular ya da baskıcı rejimler değil, dünya üzerinde mevcut bulunan din dışı anlayıştır. Bugün devam eden İslam karşıtı savaşların temeli -İsrail örneğinde olduğu gibi zaman zaman suni olarak dini kimlik ön plana çıkarılsa da- gerçekte din karşıtı felsefelerle beslenmekte ve kökenleri çok eskilere dayanmaktadır.

Sömürgecilik ve İslam Düşmanlığı

İslam dünyası bundan birkaç asır önce bugün içerisinde bulunduğundan çok daha farklı bir konumdaydı. O dönemde, İslam dünyasını Müslüman imparatorluklar yönetiyordu. 1700'lerin başında İslam dünyasının neredeyse tamamına hakim olan üç büyük imparatorluk bulunuyordu: Hindistan'da Moğol İmparatorluğu vardı. İran ve çevresinde Safavi Devleti hüküm sürüyordu. Üçüncü ve en büyük imparatorluk ise, tüm Balkan Yarımadası'nı, Anadolu'yu, Mezopotamya'yı, Arap Yarımadası'nı ve Kuzey Afrika'yı yöneten büyük Osmanlı Devleti'ydi.

Ancak bu üç imparatorluk zamanla yok oldu. Moğol İmparatorluğu zayıfladı, küçüldü ve sonunda yıkıldı. Ardından tüm Hint Yarımadası İngiliz sömürgeciliğinin kontrolüne geçti. (Hindiçini olarak bilinen bölge de, Fransızlar tarafından sömürgeleştirildi.) Orta Asya'ya hakim olan Safavi Devleti, İngiltere ve Rusya'nın hakimiyetine girdi. İslam imparatorluklarının en büyüğü ve güçlüsü olan Osmanlı ise, 19. yüzyıldan itibaren kademeli olarak küçültüldü. Osmanlı'nın Batı'daki toprakları, Rusya'nın ve Prusya'nın kışkırttığı Balkan devletlerinin eline geçti. Ortadoğu, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika ise, İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar tarafından istila edildi. I. Dünya Savaşı bittiğinde, dünya üzerindeki Müslümanların çok büyük bir bölümü, Müslüman olmayan yönetimlerin hakimiyetinde yaşar hale gelmişlerdi.

Bu yönetimler, sömürgecilerdi. İngiltere ve Fransa gibi klasik sömürgecilere, 1920'lerde Sovyet Rusya ve Faşist İtalya da katıldı. Bu ülkelerin her biri, İslam dünyasının bir bölümünü işgal etti ve sömürdü. Müslüman halka karşı en acımasız katliam ve işkenceleri uygulamaktan çekinmedi. İngiltere ve Fransa, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Uzakdoğu'daki Müslümanları "yönetiyor", daha doğrusu Müslüman ülkelerin doğal kaynaklarını kendi ulusal menfaatleri için kullanıyorlardı. Sovyet Rusya, tüm Kafkasya ile Orta Asya'yı ele geçirdi ve bu bölgelerdeki Müslümanları komünist rejimin baskısı altında köleleştirdi. 1911 yılında işgal etmiş olan İtalya, 1930'larda da Habeşistan'a karşı kanlı bir işgale girişti.

İngiltere ve Fransa'nın Ortadoğu politikasının önemli bir özelliği, bölgeyi kendi menfaat ilişkilerine uygun yapay devletlere bölmekti. Ortadoğu'daki bu yapay düzenleme, bir türlü bitmek bilmeyecek çatışmaların da tohumuydu. Bu iki Avrupalı sömürgeci güç, II. Dünya Savaşı'nın ardından Ortadoğu'yu terk etmek zorunda kaldılar. Ama arkalarında kendilerinden çok daha acımasız, saldırgan ve yıkıcı bir sömürgeci güç bıraktılar: İsrail...

Çok kısa bir biçimde özetlediğimiz bu tablonun geneline baktığımızda, İslam dünyasının 19. yüzyılın başlarından itibaren, dış güçler tarafından hedef alındığını açıkça görürüz. Dünya Müslümanları geçen 200 yıllık süre boyunca, bu güçler tarafından işgal edilmiş, sömürgeleştirilmiş, baskı ve zulüm görmüştür. Bu güçlerin İslam dünyasında kurdukları kukla yönetimler de Müslümanlara bir o kadar zulmetmiştir ve hala da zulmetmeye devam etmektedirler. Ayrıca dış güçler, İslam dünyasına yabancı olan birtakım ideolojileri (aşırı milliyetçilik, faşizm veya komünizm) Müslüman toplumlara empoze etmişler, bu ideolojilerle kışkırttıkları bazı kimseleri de Müslüman toplumların geneline karşı kullanmışlardır. (Harun Yahya, İslam'ın Kışı ve Beklenen Baharı)

Sonuç

Kısacası, İslam dünyasının düşmanı olan üç ideolojinin de, 19. yüzyılda Batı dünyasını ele geçiren dinden uzak yapıdan kaynaklanmakta olduğu aşikardır.

Bu durum, dinsizliğe karşı yürütülecek fikri mücadelenin ne kadar önemli olduğunu bize bir kez daha göstermektedir: Dinsizlik sadece insanların imanlarını yok ederek onların ahiretlerini mahvetmeye çalışan bir güç değildir. Aynı zamanda, dünyayı da mahvetmeyi, bir karmaşa ve savaş alanına çevirmeyi hedeflemektedir. Bu karmaşa ve savaş ortamında en büyük hedef olarak ise Müslümanları belirlemektedir.

Dolayısıyla dinsizliğe karşı fikri mücadele, hem önemli bir imani hizmet hem de dünyayı saran "fitne"ye karşı verilecek büyük bir "moral savaşı"dır. Halen dünyanın dört bir yanında, dinsiz sistemler tarafından ezilen pek çok Müslümanın var oluşu, bize bu mücadelenin ne kadar önemli olduğunu hatırlatan bir gerçektir. Dinsizliğe (ve dinsizliğin dayanakları olan felsefelere, ideolojilere ve Darwinizm gibi sözde bilimsel teorilere) karşı kazanılacak her fikri zafer, aynı zamanda dünyadaki mazlum Müslümanlara yardım anlamını taşıyan bir moral zaferidir. Din ahlakının yerleşmesi ile bu uygulamalar da ortadan kalkmaya mahkumdur.

Bu makale, Araştırma Dergisi 14. sayı (Aralık 2002) 20. sayfada yayınlanmıştır.

Bu eser 305 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Makale ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sömürgeci Fransa'nın Yok Etmeye Yeltendiği Müslüman Ülke: Çad - Makale
Sömürgecilik ve Darwinizm - Makale
Avrupa Sömürgeciliğinin Kökeni - Makale
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN MAKALELER
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran
Peygamberimizin Güzel Hayatı
Geçmişten Günümüze İslam Alimleri ve Hz. Mehdi
Atatürk’ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem
Hazreti Muhammed'in Üstün Ahlakı -1-
ÇOK İNDİRİLEN MAKALELER
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran - 3027 download
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran - 2295 download
Geleceğin Teknolojisi Müslümanların Eseri Olacak - 1905 download
Geleceğin Teknolojisi Müslümanların Eseri Olacak - 1601 download
CNNTurk'ün Evrim Yanılgıları - 1358 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.