 |
Alay Etmemek, Küçük Düşürücü Lakaplar Takmamak
“Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.” (Hucurat Suresi, 11)
İslam ahlakına göre yaşamayan insanlar, kendi nefislerini yüceltmek ve diğer insanlardan daha üstün bir konuma geçmek arzusuyla her fırsatta alaycılık, aşağılama, lakap takma gibi çirkin yöntemlere başvururlar. Oysa Yüce Allah insanların bu gibi kötü davranışlarda bulunmalarını yasaklamıştır.
Yüce Allah'ın bu hükmü gözardı edildiğinde yukarıdaki ayette bildirildiği üzere "imandan sonra fasıklık" tehlikesiyle karşılaşılır. İnsan tevbe edip bu davranışını düzeltmezse, yine ayetin hükmüyle, zalimlerden olur.
Ayrıca alaycılık sözle, lakap takmayla olabileceği gibi çeşitli mimik ve hareketlerle de yapılabilir. Hümeze Suresi'nde Yüce Allah'ın kaş göz işaretleriyle alay edenler hakkında bildirdiği uyarı, alaycılığın Allah Katında ne kadar büyük bir suç olduğunun açık bir delilidir:
“Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline.” (Hümeze Suresi, 1)
Allah'ın Ayetlerine Karşı Mücadele Yürüten İnsanlara Sevgi Beslememek
“Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemiştir...” (Mücadele Suresi, 22)
Müminin bütün değer yargıları Kuran üzerine kuruludur. Sevgi de bunlardan biridir. Mümin ancak Yüce Allah'ı ve Allah'ın sevdiklerini sever. Allah'a olan sevgisinden dolayı Allah'ın yarattıklarına karşı bir sevgi ve muhabbet duyar. Allah'ın ve müminlerin düşmanlarına karşı ise büyük bir kin ve nefret duygusu besler. Bu, Kuran'da Allah'ın bildirdiği net ve kesin bir ölçü olmakla birlikte, samimi bir mümin zaten imanının doğal bir sonucu olarak başka türlü hissedip davranamaz. Ayetteki bu açık ve net uyarıdan sonra müminin bu ölçünün dışında bir bakış açısına sahip olması mümkün değildir. Çünkü müminlerin asıl amacı Allah'ın hoşnutluğudur.
Dolayısıyla Rabbimiz’in hoşnut olmadığı bir insanla vakit geçirmekten kesinlikle zevk alamaz ve o kişiye karşı kalplerinde bir sevgi veya yakınlık duyamazlar.
Öfkeyi Yenmek
Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (Al-i İmran Suresi, 134)
Belli durumlarda insanın öfkelenmesi yaratılışından kaynaklanan bir davranış olsa bile ayetin işaretiyle müminin bu öfkesini sürdürmemesi, yenmesi gerekmektedir. Çünkü öfke, insanın akli fonksiyonlarını perdeleyen, olayları sağlıklı değerlendirip doğru karar verebilmesini engelleyen bir etkendir. Böyle olunca da insanın Allah'ın sınırlarını gereği gibi koruyabilmesi tehlikeye girmektedir. Kuran'da öfkenin en önemli zararlarından biri olarak da adaletten sapma gösterilir. Zira öfkenin aklı örtmesiyle, yapılan teşhisler, verilen kararlar duygusal olmakta, bu da Kuran'a uygun adil bir sonuç vermemektedir.
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 36. sayı (Haziran 2007) 46. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 774 kez incelendi.
|
 |
|