 |
27 Kasım 2005 tarihli Los Angeles Times Magazine’de Dan Neil imzasıyla bir yazı yayınlandı. “In God and Darwin We Trust - Allah’a ve Darwin’e güveniyoruz” (Allah’ı tenzih ederiz) başlıklı yazıda, evrim ve yaratılış tartışmalarına Şili’deki durum açısından bakılıyor, Darwinizm ve Allah inancı arasında ortak bir zemin kurulmaya çalışılıyordu. Neil yazısında, evrimin bilimsel bir teori olduğunu savunuyor, Patagonya’daki dindarların Darwinizm’e karşı çıkmak için bir sebep görmediği yorumunu yapıyordu. Ancak Neil çok önemli gerçekleri gözardı ediyordu.
Darwinizm ile Allah inancı arasında ortak bir zemin kurmaya çalışanların ana yanılgısı, evrim kavramıyla bugün ifade edilenlerin ancak yüzeyde kalan kısmına bakmakla yetinmeleri ve Allah'ın gücünü gereği gibi takdir edememeleridir. Onlara göre evrim, doğadaki biyolojik değişimden başka birşeyi ifade etmemektedir ve bunu Allah’ın yaratma şekli olarak kabul etmemek için dinen sakıncalı herhangi bir durum bulunmadığını düşünmektedirler. Nitekim yazıda aktarılan “bir fareden mi yoksa bir maymundan mı geldiğim beni pek ilgilendirmiyor” sözleri, konuya yaklaşımlarının yüzeyselliğin bir yansımasıdır.
Kuşkusuz Allah dilerse, canlıların ortaya çıkışı ve gelişimi için evrimi sebep kılabilir, tüm sistemlerini buna uygun yaratabilirdi. Kuşkusuz her şeyi yoktan yaratan ve "Ol" emri ile var eden Allah için, bunların gelişimine bir sebep yaratmak da kolaydır. Ama Allah, canlılar için böyle bir gelişim şekli yaratmamıştır. Ne canlıların fizloyojik yapılarında ne de fosil kayıtlarında böyle bir gelişim izine rastlanmamıştır. Ancak Allah inancı ile Darwinizm'in ayrıldığı en önemli nokta, evrim kavramının Allah’ın yaratmasına alternatif olarak getirmeye çalıştığı “tesadüf” kavramıyla ilgilidir. Allah, tarih boyunca indirdiği kitaplarla insanlara, tüm evrenin Yaratıcı'sı olduğunu ve her an her şeye hakim olduğunu bildirmiştir. Yeryüzü, bu gerçeğin açıkça sergilendiği delillerle doludur. Darwin ise bu gerçeğe karşı büyük bir bühtanla ortaya çıkarak, tüm canlıların tesadüflere dayalı, bilinçsiz bir süreçte ortaya çıkmış, rastlantı eseri varlıklar olduğunu iddia etmiştir. Batıl bir din olan Darwinizm’e göre, insanın bu dünyadaki sorumluluğu, bir dağın yamacındaki taş parçasınınkinden fazla değildir. Oysa insan, ahiretteki sonsuz yaşamı için bu dünyada imtihan halindedir ve yaptığı her işten sorumlu tutulacaktır. Yüce Allah, gökleri, yeri ve ikisi arasındaki her şeyi büyük bir ilim ve üstün bir sanatla yaratmıştır. Darwinizm, tüm bunların rastlantı eseri olduğunu öne süren, akıl ve bilime tamamen karşı bir inançtır. Bu noktada, Darwinizm’in, materyalist dünya görüşünün bir parçası olduğu ortaya çıkar. Evrimci bilim adamları, materyalizm uğruna doğru kabul ettikleri bir dogmayı savunmaktadırlar. Harvard Üniversitesi'nden ünlü evrim genetikçisi Richard Lewontin, bu önemli gerçeği şöyle ifade etmektedir:
Bizim materyalizme bir inancımız var, 'a priori' (önceden kabul edilmiş, doğru varsayılmış) bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, bilimin yöntemleri ve kuralları değil. Aksine, materyalizme olan a priori bağlılığımız nedeniyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini ve kavramları kurguluyoruz. Materyalizm mutlak doğru olduğuna göre de, İlahi bir açıklamanın sahneye girmesine izin veremeyiz. (Richard Lewontin, "The Demon-Haunted World", The New York Review of Books, 9 Ocak, 1997, s. 28)
Görüldüğü gibi Darwinizm dine tamamen karşıdır. Zaten Darwinistlerin bu teoriye bağlılığının sebebi de budur. Antropolog Michael Walker bunu şöyle itiraf eder:
Birçok bilim adamı ve teknoloji uzmanının Darwin teorisine dilleriyle hizmet ediyor olmalarının tek nedeninin, bu teorinin bir Yaratıcı olduğunu reddetmesi olduğunu kabul etmek zorundayız . (Dr. Michael Walker, Quadrant, Ekim1982, s.44)
Önde gelen Darwinistler, Darwinizm’in Allah’ın varlığını ve dini inkar ettiği gerçeğini açıkça itiraf etmektedirler. Neo-Darwinizm'in kurucularından, çağımızın Darwin'i olarak kabul edilen Ernst Mayr, şöyle der:
"Darwinizm tüm doğaüstü fenomenleri ve etkileri reddeder." (Ernst Mayr, "Darwin's Influence on Modern Thought," Scientific American, Temmuz 2000, s. 83)
Tufts Üniversitesi'nden, ateist ve evrimci profesör Daniel Dennett ise, "Darwin's Dangerous Idea" (Darwin'in Tehlikeli Düşüncesi) adlı kitabında şunları söylemektedir:
"Darwinizm, eğer doğru anlaşılırsa, tüm ahlaki, metafizik ve dini inançları yok eden bir 'evrensel asit'tir." (Daniel Dennett, Darwin's Dangerous Idea: Evolution and the Meaning of Life, 1995, s. 520)
Elbette dine karşı öne sürülen bir teori ile din arasında uzlaşı aramak, çok yıkıcı sonuçlar doğurabilecek ve tümüyle yanlış olan bir çabadır. Yazıda bu yönde ortaya konan bir başka yanlış, Darwin’in ırkçı görüşleri hakkında olanıdır. Patagonya’da Darwinist olmanın ne anlama geldiği konusunda şu yorumlara yer verilmektedir:
“Aslında burada bir Darwinist olmak, biraz ırkçı olmak anlamına geliyor. Darwin, yerlilere karşı çok sertti. Onları insanaltı canavarlar olarak isimlendiriyordu. Ancak bu, düşüncelerinin berraklığını ve bilime olan katkılarını minimuma indirgeyen bir şey değil”
Burada Darwin’in ırkçılığı, sadece kendisiyle ilgili özel bir durum olarak tasvir edilmekte, bunun bilimsel anlayış üzerinde etkileri olmadığı izlenimi verilmektedir. Bu, çok eksik bir yorumdur. Darwin sonrası dönemde, önceden daima varolmuş ırkçı düşünceler, biyolojinin içine daha da çok sokulmaya başlanmıştır. Harvard Üniversitesi’nden evrimci profesör Stephen J. Gould, bilim adamları arasında ırkçılıkla ilgili akımların Darwin sonrası dönemde yaygınlaştığını şu sözlerle ifade eder:
Irkçılık lehindeki biyolojik argümanlar 1859’dan önce yaygın olmuş olabilir ancak evrim teorisinin kabul görmesiyle defalarca daha büyük çapta kabul görmüşlerdir. (Stephen Jay Gould,'Ontogeny and Phylogeny', Belknap-Harvard Press, ss. 27-128)
Bilimin başlıca amacı, bilgi birikimi yoluyla insanlığa ilerlemesi için yollar açmaktır. Darwinizm bu açıdan tam ters yönde etkiler ortaya koymuştur. Üstünlük iddiasındaki ırklar, bilim adamlarını diğer ırkların aşağı olduğu yönünde veriler toplamaları ve bunların biyolojik temelli olduğu yönünde teoriler geliştirmeleri için seferber etmişlerdir. Darwinist teorinin kabul edilmesiyle ırklar arasında ayrılık ve düşmanlık yaygınlaşmış, insanlığın ilerlemesi barış, sevgi ve huzur ortamının sağlanması engellenmiştir. Darwinizm’in beslediği ırkçılık ve kolonicilik, dünyayı büyük savaşlara sürüklemiştir.
Neil’in Darwinizm ve din arasında kurmak istediği köprünün hiçbir temel bulamayacağı gerçeği burada ortaya çıkmaktadır. Allah, insanlar arasında güzel ahlakı; sevgi, dayanışma ve hoşgörüyü emreder. Irkçılık ise kimi grup insanları düşman edinmeyi, hatta onları yok etmek için çaba göstermeyi öngörür. Dolayısıyla, Allah inancı ile ırkçı bir teori olan Darwinizm, birbiriyle açıkça çatışmaktadır.
Diğer yandan, Neil’in, Darwin’in düşüncelerinin berraklığı hakkındaki değerlendirmesi hiç de isabetli değildir. Darwin, J. D. Hooker’a yazdığı mektubunda aynen şunları belirtmiştir:
Bana kitabımı soruyorsun, sana söyleyebileceğim tek şey intihar etmeye hazır olduğum; kitabın çok makul bir şekilde kaleme alındığını düşünüyordum, fakat şimdi tekrar yazılması gerektiğini anladım. (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.I, New York:D. Appleton and Company, 1888, s.501)
Darwin’in şüpheleri sadece teorisinin anlatımıyla sınırlı değildir. Teorinin tamamını kapsamaktadır. Çünkü Darwinizm, aklı, aşağı hayvanlardan tesadüflerle evrimleşmiş bir kavram, dolayısıyla rastlantı eseri olarak tanımlamaktadır. Darwin de fark etmiştir ki, bu özelliklerde bir aklın ürünü olan teorisinin doğruluğunu savunabileceği hiçbir zemin bulunmamaktadır. Darwin, W. Graham'a mektubunda, bu şüphesini şu sözlerle ifade etmiştir:
"Bende korkunç bir süphe uyanıyor: Acaba, daha aşağı hayvanların aklından gelişmiş olan insan aklının kanaatleri, herhangi bir değere sahip midir, ya da birazcık olsa da güvenilir midir?" (Darwin'in W. Graham'a mektubundan, 3 Temmuz 1881, Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Sayı. 1, s. 285 (New York: Basic Books, 1959)
Görüldüğü gibi Darwin, değil düşüncelerinin berraklığından, bunların doğruluğundan dahi emin olamamıştır.
Sonuç:
Özetle, Darwinizm, ırkçı ve materyalist bir teoridir ve dinle uzlaşı içinde savunulması kesinlikle mümkün değildir. Neil, yukarıda ortaya konan noktaları dikkate almalı, Darwinizm’le dini uzlaştırma çabasına son vermelidir.
Bu makale şu lisanlarda da mevcuttur; İngilizce.
Bu eser 371 kez incelendi.
|
 |
|