 |
"Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." (Bakara Suresi, 112)
Dünya hayatı insan nefsinin hoşuna gidecek nimetlerle yaratılmıştır. Allah Kuran'da bu konuya, "Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür." (İbrahim Suresi, 32–34) ayetleriyle dikkat çekmektedir. Ayrıca Allah Kuran'da, kendilerine verilen tüm bu nimetlerin Rabbimizden geldiğini bilen ve O'na karşı şükredici davranan kullarına, bu nimetlerin daha da artacağını vadetmiştir. Her biri birbirinden güzel olan bu nimetlere karşı nankörlük edenler için ise, Allah tüm bunları birer azap vesilesine dönüştüreceğini bildirmektedir.
İnkar Edenlerin Dünya Hayatında Yitirdikleri Zevkler
Geçmişten bugüne yaşadıklarınızı hızlıca bir gözden geçirdiğinizde, karşınıza çıkan insanların birçoğunun ortak bir özelliğe sahip olduklarını fark edersiniz: Genç ya da yaşlı, zengin ya da fakir olsun, insanların bir kısmı yaşadıkları hayattan yakınmayı yaşamlarının önemli bir parçası haline getirmişlerdir. Hemen her olay hakkında şikayet edecek, hoşnutsuzluklarını dile getirecek bir şeyler bulurlar. Karşılaştıkları bir olayın yüz tane güzel, sevinç duyulacak, zevk alınacak yönü varsa, onlar bunları görüp bunlarla mutlu olmaktansa, birkaç kusurlu detaya takılıp bunların sıkıntısını yaşarlar. Bu anlayış, onlarda öylesine yerleşik bir alışkanlık haline gelmiştir ki daha bir olayı yaşamadan, karşılarına çıkabilecek muhtemel pürüzleri düşünüp bu hayali sıkıntılar nedeniyle mutsuz olabilirler.
Bu olumsuz ruh halinin nedeni söz konusu kişilerin Kuran'da Allah'ın emrettiği ahlakı yaşamamalarıdır. Bu ise onların dünyadaki birçok nimetten zevk alamamalarına neden olur. Bazı insanların farkında olduğu, bazılarının ise farkına bile varmadan hayatını devam ettirdiği, ama aslında yaşamlarını büyük bir azaba dönüştüren bu durum hem maddi hem de manevi zevklerin kaybıyla sonuçlanır.
Dünyada Tüketilip Yok Edilen En Büyük Zevklerden Biri Sevgidir
Her insan "yakın bir dost" arayışı içerisindedir. Mutluluklarını paylaşacak, zor anlarında kendisine destek olacak, çözümsüz kaldığı konularda çözüm yolları gösterecek, kendisini kayıtsız şartsız sevecek, sadakat gösterecek, koruyup kollayacak, hatalarına şefkatle yaklaşacak, sağlığında olduğu kadar hastalıklarında ya da yaşlılığında da kendisini yalnız bırakmayacak insanlar arar. Ancak bu özelliklerin tümünü gösterebilecek kişilere çok zor rastlayabileceğini bildiği için de "tek bir yakın dost"unun olmasına da razı olur.
Gerçek dost olmanın şartı o kişinin dünyada ve ahirette mutlu olmasını hedeflemektir. Gerektiğinde dürüst ve açık konuşup ona eksik olan yönlerini anlatmak, bunları telafi etmesinin yollarını göstermek de önemli bir dostluk vasfıdır. Bazı insanlar çoğu zaman bunu aleyhte bir tavır olarak algılarlar. Oysa böyle bir şeyi ancak gerçekten seven ve gerçekten dost olan insan yapar. Rekabet gözüyle bakan, haset eden insanlar mecbur kalmadıkça başkalarına hatalarını söylemezler. Çünkü başkalarının kendilerinden iyi olmasını istemezler. Bunun yerine "Çok iyisin.", "Hep böyle kal.", "Seni böyle, olduğun gibi seviyoruz." gibi sözler söyleyerek samimiyetsiz yaklaşımlarda bulunurlar. "Gerçek dost" olabilmek için bir insanı, "gerçekten sevilecek değerler için sevebilmek" gereklidir. Bunlar bir kişinin "Allah korkusu, imanı, samimiyeti ve güzel ahlakı"dır. Bu değerler üzerine kurulan dostluklar gerçek dostluktur ve kalıcıdır. (Harun Yahya, Adamlık Dini)
Cahiliye Kıstasları Üzerine Kurulan Dostluklar Geçicidir
Cahiliye ahlakını yaşayan insanlar, tüm isteklerine rağmen çoğu zaman gerçek bir yakın dost bulamazlar. Birçok insanın bu konudaki "Çok yalnızım.", "Tek bir dostum bile yok.", "Hepsi zor günümde yalnız bıraktılar, meğer hepsi de iyi gün dostuymuş." gibi sözlerine elbette rastlamışsınızdır. Din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanların zenginlik, güzellik, itibar, makam ya da sosyal statü gibi değerlere göre kurdukları dostluklar genellikle uzun süreli olmaz. Çünkü dostluğun dayandığı bu değerlerde bir değişiklik olduğu anda, dostluk da biter.
Örneğin cahiliye ahlakındaki bir insan, çok güzel ve gösterişli olduğu için birlikte olduğu bir kişinin, bir anda bir kaza sonucu tanınmayacak kadar değişime uğramış ve aynı zamanda da bakıma muhtaç, aciz bir konuma gelmesiyle birlikte bu kişiye olan tüm ilgisini, yakınlığını kaybedebilir. Bu dostluk ve yakınlık, kişilerin Allah korkuları, imanları ve güzel ahlakları üzerine kurulmuş olsa, fiziki değişiklikler bu dostluğa etki edemeyecektir. Aksine acizlikler içerisindeki bu insana daha da fazla şefkat ve merhamet duyulacaktır.
Ancak şu da var ki, cahiliye insanları başkalarına gösterdikleri bu vefasız tavırların zorluğunu kendileri de çekerler. Kendileri de yaşamları süresince birtakım maddi manevi iniş ve çıkışlar yaşarlar. Güzelliklerini, gençliklerini, sağlıklarını, sahip oldukları malları, zenginliklerini yitirebilirler. Öncesinde gerçek dost zannettikleri insanların, yaşlılıklarında, düşkün hale geldiklerinde kendilerine değer vermediklerini görürler. İyi günlerinde çok candan, çok yakın davranan, birbirlerine ölümüne sadakat sözleri veren bu insanlar, birbirleriyle konuşmayacak ve hatta birbirlerini tanımazlıktan gelecek kadar uzak bir tavra bürünebilirler.
Kuran ahlakını yaşamayan insanların, birbirlerinde olan kötü ahlak özelliklerini bilerek gerçek anlamda sevgi, saygı duyabilmeleri, güvenebilmeleri de imkansızdır. Bir kişinin yalan söylediğini, ikiyüzlü ve yapmacık bir tavır içerisinde olduğunu bilip, çıkarları için başkalarını kullandığını görüp de bu kişiye karşı içten bir sevgi ve saygı duyulması mümkün değildir. İnsan, -her ne kadar dostum, yakınım dese de- bu kişinin başkalarına olduğu gibi, kendisine karşı da aynı yaklaşım içerisinde olabileceğini bilir. Birbirlerinin bu gibi özelliklerini çok iyi bilmelerinden dolayı cahiliye insanları ancak sahte dostluklar kurabilirler.
Kuran ahlakının hakim olduğu bir ortamda ise, bunların hiçbiri yaşanmaz. Çünkü Allah korkusu ve iman, insanların birbirlerine gerçek anlamda sevgi ve saygı duymalarını sağlar. Kuran ahlakını yaşayan Müslümanların kurduğu dostluklar dünya hayatında başlar ve sonsuza kadar kalacakları ahiret yurdunda devam eder. Nitekim Allah Kuran ' da bize bu gerçeği bildirmiş, müminlerin tüm yaşamları boyunca birbirlerinden sorumlu olduklarını ve birbirlerinin hayrı için çalıştıklarını haber vermiştir.
Güzel Ahlak Göstermenin Zevkini Yitirmişlerdir
Her insan çevresindeki insanların kendisine iyi ve güzel davranışlarda bulunmasını ister. Kusurları olduğunda hoşgörülü davranılmasını, bir sorun olduğunda en adil şekilde karar verilmesini, ne kadar kibirli bir tavır içerisinde olsa da kendisine tevazuyla yaklaşılmasını arzu eder. Tahammül edilmesi ne kadar zor bir tavır içerisinde olursa olsun, kendisine sabır gösterilmesini, ihtiyaç içerisinde olduğunda fedakarlık yapılmasını, ne kadar çok olursa olsun hatalarının her seferinde affedilmesini, hep sevgiyle yaklaşılmasını bekler. Böyle bir ahlak göremediğinde de, bu durumdan son derece rahatsız olur. Konuşmalarında hep bu durumdan yakınır, "insanlığın öldüğü"nden, toplumdaki yozlaşmadan, kimsenin kendisinden başkasını düşünmediğinden, maddiyatçı dünyanın insanları insani duygulardan uzaklaştırdığından bahseder. Ne var ki bütün bu taleplerine rağmen birçok insan böyle bir ahlakı yaşama yönünde bir çaba göstermez. Hem "Bana iyilik yapılsın, ama ben sadece kendimi düşüneyim." ya da "Bana zarar geleceğine başkasına gelsin." benzeri bencil düşünceleri, hem gururları, hem de bazı cahilce inançları nedeniyle güzel ahlakı yaşamaktan kaçınırlar. Bu durumun temelinde ise, Allah korkuları olmadığı için vicdanlarının sesine göre değil, çıkarları doğrultusunda hareket etmeleri yatmaktadır. Bu çarpık düşüncelerin onlara getirdiği zarar ise çok büyüktür. Her ne kadar bencil, hoşgörüsüz ya da adaletsiz davrandıklarında küçük dünyevi çıkarlar sağlıyor gibi görünseler de, aslında yaşadıkları bu kötü ahlak ruhlarında çok derin bir tahribat oluşturur.
Vicdanlarına her aykırı hareket ettiklerinde, bu onların içlerinin daha da kararmasına, ruhlarında daha büyük boşluklar, maneviyatlarında daha büyük kayıplar oluşmasına neden olur. Gün boyunca yüzlerce defa güzel davranacakları olaylarla karşı karşıya gelirler. Ne var ki bu fırsatları sürekli olarak vicdansızca değerlendirmeleri onları duyarsızlaştırır. Artık hiçbir şeyden etkilenmeyen, vicdanlarında en ufak bir kıpırtı dahi hissetmeden her türlü yanlış tavrı rahatlıkla yapabilecek insanlar haline gelirler.
Hem hiç emek vermemek, hem de güzel bir dünyada, güzel bir hayat yaşamak isterler. Oysa emek vermeden hiçbir güzellik ortaya çıkmaz. Allah'ın bir Kuran ayetinde "İnsan, hayır istemekten bıkkınlık duymaz..." (Fussilet Suresi, 49) şeklinde buyurduğu gibi, kendileri için hep herşeyin en iyisini, en fazlasını isterler. Güzel ahlak gösterip bunun için çaba harcamaları söz konusu olduğunda ise "Ben böyleyim", "Bu yaştan sonra değişemem ki", "Benim kişiliğim böyle, yapım böyle" gibi sözler sarf ederler. Halbuki bu durum ne yapılarından ne de yaşlarından kaynaklanmaktadır. Bu, sadece hiç emek vermeyip nefisleri nasıl istiyorsa öyle davranmalarındandır.
İnsan ancak emek harcadığında, doğru olanı yapmak için irade gösterdiğinde ortaya güzel bir tavır çıkar. Fakat cahiliye ahlakını yaşayan insanlar nefislerini eğitmek, irade kullanmak için bir sebep bulamazlar. Ahirete inanmadıkları ve hesap gününde sorguya çekileceklerine ihtimal vermedikleri için "Neden kendimi zora sokayım?", "Neden içimden geldiği gibi davranmayayım?" diye düşünürler. Oysa bu insanlar yanılgıdadırlar ve vicdanlarını kullanmadan yaptıkları her tavrın hesabını ahirette vereceklerdir.
Bu kişiler ayrıca güzel ahlakın dünyada insana yaşattığı derin zevkten de mahrum kalmaktadırlar. Güzel ahlak ruhta -hiçbir maddi menfaatle kıyaslanmayacak şiddette- yoğun bir heyecan ve coşku meydana getirir. Bu zevki tatmayan insanların bunu anlayabilmeleri mümkün değildir. Cahiliye ahlakının ruhta oluşturduğu boşluğun tam zıttı bir heyecandır bu. Vicdana uymanın verdiği bu huzur ve coşkuyu hiçbir dünyevi menfaatte bulabilmek mümkün değildir.
Zorlu Ortamlarda Yaşamak Zorundadırlar
Cahiliye ahlakını yaşayan insanların egoist karakterleri çok karanlık bir dünyada yaşamalarına neden olur. Çünkü herkesin aynı şekilde kötü ahlakı benimsediği bir dünyada, fedakarlık yapacak, hoşgörülü davranacak, alttan alıp bağışlayacak, hatalara karşı merhametle, sevgiyle yaklaşacak hiç kimse kalmamış olur. Dolayısıyla barıştan, kardeşlikten, sükunetten uzak, kaosun ve kargaşanın hakim olduğu bir ortamda yaşamaya mahkum olurlar. Fedakarlığın zevkini alamadıkları için, bencilliğin getirdiği vicdan azabını yaşarlar. Yumuşak başlılığın, güzel söz söylemenin, alttan almanın güzelliğini tadamadıkları için, kavga, tartışma ve çekişme ortamlarının sıkıntısını çekerler. Sinirlenmenin, bağırıp çağırmanın, vurup kırmanın hem manevi hem de fiziksel azabını tadarlar.
Kuran ahlakından uzak insanlar, sürekli olarak "laf dokundurulan", alaycı üsluplarla konuşulan, öfkeli sözlerin söylendiği, kin ve intikam duygularının yaşandığı zorlu ortamlarda yaşarlar. Tevazu göstermenin kolaylığını yaşayamadıkları için, gururun ve enaniyetin ruha verdiği katılığı, sertliği ve kasveti tadarlar. Gözleri hep daha fazlasında olduğu için kanaatkar ve şükredici olmanın ruha verdiği manevi tatmin hissinden habersiz yaşar, hırs dolu tutkunun zorluğuna dayanmak zorunda kalırlar. Çevrelerindeki insanların da sürekli olarak bu ahlakı göstermeleri onlar için ayrı bir üzüntü ve sıkıntı vesilesi haline gelir. Hayatlarını, dünyanın imkanlarını en iyi şekilde kullanarak güzel bir hayat yaşama amacı üzerine kurmuş olan bu insanlar için, böylesine karanlık bir yaşam elbette büyük bir hayal kırıklığıdır.
Dünya ve Ahirette Güzel Bir Yaşama Ulaşmak
Ancak unutulmamalıdır ki, söz konusu kimseler bu karanlık yaşamı kendileri seçmişlerdir. Allah'a iman edip hem dünyada hem de ahirette tüm zevkleri olabilecek en güzel şekilde yaşamak varken onlar sadece dünyadaki birtakım geçici maddi zevklere razı olmuşlardır. Güzel ahlak gösterebilmek kendi ellerindeyken, vicdanları ile nefislerine uymak arasında bir seçim yapmış ve tercihlerini nefislerinin isteklerini tatmin etmekten yana koymuşlardır. Ancak din ahlakının tüm dünyaya hakim olmaya başlaması, dolayısıyla günümüzde, vicdanlı ve samimi insanların sayısının her gün artıyor olması, bu kaos ortamını bilerek veya bilmeyerek yaşayan insanların da doğruyu bulmalarına yardımcı olacaktır.
"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe Suresi, 71)
Bu makale, Mercek Dergisi 20. sayı (Şubat 2003) 14. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 340 kez incelendi.
|
 |
|