 |
Bilim: "Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgiye" denir. Bilim ulaştığı bu bilgiye, deney ve gözlem yoluyla elde ettiği verileri temel alarak varır. Ancak bunun yanı sıra, her bilim dalında, araştırma öncesinden kabul edilen bazı temel kurallar vardır. Bu kıstasların tümüne birden bilim dilinde "paradigma" (ideal) adı verilir.
Bu temel kurallar, yapılacak olan bilimsel araştırmaların "istikametini" belirler. Bilindiği gibi bilimsel araştırmalardaki ilk adım için bir "hipotez" (varsayım) belirlemek gerekir. Bilim adamları inceleyecek oldukları konu hakkında ilk başta belirli bir varsayım ortaya atarlar. Daha sonra bu varsayım bilimsel verilerle sınanır. Eğer yapılan deney ve gözlemler varsayımı doğrularsa, varsayım yani "hipotez", "teori" olma yoluna girmiştir. Eğer hipotez yalanlanırsa, başka hipotezler denenir. (Harun Yahya, Kuran Bilime Yol Gösterir)
Dikkat edilirse bu sürecin ilk aşaması olan hipotez belirlenmesi, bilim adamlarının benimsediği temel bakış açısı ile ilgilidir. Buna bir örnek vermek gerekirse bazı bilim adamları, sahip oldukları -biraz da önyargılı- bakış açısı nedeniyle, "maddenin, herhangi bir bilinçli düzenleme olmadan, kendi kendini düzenleme yönünde bir eğilimi vardır" gibi bir hipotezle yola çıktılar ve bu hipoteze bağlı araştırmaları doğrulamak için yıllar süren uzun incelemeler yaptılar. Bu ve bu düşüncenin doğrultusunda yapılan tüm araştırmalar maddenin böyle bir özelliği olmadığı için başarısızlıkla sonuçlandı.
Oysa eğer başlangıçta "maddenin, herhangi bir bilinçli düzenleme olmadan kendi kendini düzenlemesi mümkün değildir" fikri ile yola çıkılmış olsa, bu düşünceye dayalı tüm diğer bilimsel araştırmalar çok hızlı ve verimli şekilde ilerleyecektir. Bunun en çarpıcı örneğini Darwinizm konusunda görebiliriz. Yakın zamana kadar önyargı ile hareket eden bazı bilim adamları materyalist felsefeye dayalı bu düşünce yüzünden büyük zaman kaybına uğradı. Evrim teorisinin doğruluğunu ispatlayabilmek için on yıllar boyunca sayısız bilim adamı çabaladılar, ancak modern bilimin ışığında ortaya çıkan sonuçlar ve erişilen tüm bulgular bu iddianın geçersiz olduğunu ispatladı.
Günümüzde bu sonucu kabullenmek istemeyen materyalistler -biraz da duygusal bir bağlılıkla- çeşitli yayınlarında evrenin sonsuzdan beri var olduğunu savunmaktadırlar. Bunun yanısıra evrende bir amaç ve tasarım olmadığını, aksine tüm denge, ahenk ve uyumun sadece tesadüflerin bir eseri olduğunu öne sürmekte, sonra bunu sözde kanıtlayabilmek için ortaya hiçbir bilimsel dayanağı olmayan çeşitli teoriler atmaktadırlar.
Ancak yapılan her yeni araştırma, kaos ve tesadüf varsayımlarını geçersiz kılmış ve gerçekte evrenin çok büyük bir tasarım sonucu yaratıldığını göstermiştir. Özellikle 1960'lı yıllardan itibaren yapılan araştırmalar, evrendeki tüm fiziksel dengelerin insan yaşamı için çok hassas bir biçimde ayarlandığını ortaya koymaktadır. Araştırmalar derinleştirildikçe, evrendeki fizik, kimya ve biyoloji kanunlarının, yerçekimi, elektromanyetizma gibi temel kuvvetlerin, atomların ve elementlerin yapılarının tümünün, insanın yaşamı için tam olmaları gereken şekilde düzenlendikleri birer birer bulunmuştur. Batılı bilim adamları bugün bu mükemmel tasarıma "İnsani İlke" (Anthropic Principle) adını vermektedir. Bu ilke, evrendeki her ayrıntının, insan yaşamını gözeten bir amaçla tasarlandığını destekler mahiyettedir.
Evrende Bir Amaç ve Tasarım Vardır
Bu sonuçla birlikte, materyalist felsefenin bilim dünyasına empoze etmeye çalıştığı "evren, tesadüflerle işler" şeklindeki iddianın, gerçekte bilime son derece aykırı bir düşünce olduğu ortaya çıkmıştır. Ünlü moleküler biyolog Michael Denton, Nature's Destiny: How the Laws of Biology Reveal Purpose in the Universe (Doğanın Kaderi: Biyoloji Kanunları Evrendeki Amacı Nasıl Gösteriyor) adlı kitabında bu konuda şu yorumu yapar:
“20. yüzyıl astronomisi içinde ortaya çıkan yeni tablo, geçtiğimiz dört asır içinde bilimsel çevrelerde yaygın kabul gören bir varsayıma karşı ciddi bir başkaldırı oluşturmaktadır. Bu varsayım, yaşamın evren içinde ortaya çıkmış tesadüfi ve önemsiz bir kavram olduğu düşüncesidir... Modern kozmoloji ve fizik tarafından ortaya konan deliller, aslında 17. yüzyıldaki doğal teoloji savunucularının aradıkları, ama o dönemdeki bilim düzeyi içinde bulamadıkları delillerdir.” (Michael Denton, Nature's Destiny: How the Laws of Biology Reveal Purpose in the Universe, The New York: The Free Press, 1998, s. 14–15)
Bu alıntıda sözü edilen "doğal teoloji savunucuları", 17. ve 18. yüzyıllarda yaşayan ve bilimsel delillere dayanarak ateizmi geçersiz kılmayı ve Allah'ın varlığını ispatlamayı hedeflemiş bilim adamlarıdır. Ancak, yine üstteki alıntıda belirtildiği gibi, o dönemde bilim düzeyinin zayıf oluşu, bu bilim adamlarının açıkladıkları gerçeklerin yeterince delillendirilememesine neden olmuş ve aynı ilkel bilim düzeyinden güç bulan materyalizm 19. yüzyılda bilim dünyasında kısmen hakim hale gelmiştir. Oysa 20. yüzyıl bilimi bu süreci tersine çevirmiş ve evreni Allah'ın yarattığını ispatlayan açık deliller ortaya koymuştur.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise, "evrende bir amaç ve tasarım yoktur" şeklindeki materyalist hurafenin bilim dünyasına kaybettirmiş olduğu zamandır. Bu hurafeyi destekleyebilmek için ortaya atılmış olan tüm teoriler, formüller, teorik fizik çalışmaları, matematiksel denklemler vs. hepsi önyargı yüzünden boşa harcanmış birer çabadır. Aynı şekilde ırkçı ideolojinin 2. Dünya Savaşı'nı ateşleyerek insanlığı felakete sürükleyişi gibi, materyalist ideoloji de bir hiç uğruna bilim dünyasını uzun yıllar karanlığa sürüklemiştir. Ancak günümüzde modern bilimin önyargıya yer vermeyecek şekilde ortaya koyduğu net sonuçlar, evrenin üstün bir tasarım sonucu meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Bu durumu Allah Kuran'da şu şekilde bildirmektedir:
“Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık.” (Enbiya Suresi, 16)
“Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran.” (Hicr Suresi, 85)
Bu makale, Mercek Dergisi 19. sayı (Ocak 2003) 14. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 401 kez incelendi.
|
 |
|