Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7825 tanesi Türkçe, toplam 9226 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Makaleler /  Türk-İslam Birliği Örnek Bir Medeniyet Oluşturacaktır
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (266)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (13)
Dergiler (182)
Belgeseller (253)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (11)
Web Siteleri (157)
Makaleler (6644)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Kampanyalar
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
GEÇEN HAFTA ÇOK İNDİRİLENLER
Allah'ın Sonsuz Delilleri
Allah'ın Sonsuz Delilleri - CD - 284 download
Kuran Mucizeleri 4 - Belgesel - 229 download
Atom Mucizesi - Belgesel - 157 download
Hazreti Nuh - Belgesel - 122 download
Matrix Felsefesi - Belgesel - 97 download
Makale : Türk-İslam Birliği Örnek Bir Medeniyet Oluşturacaktır - TÜRKÇE
Ocak 2006
Türk-İslam Birliği Örnek Bir Medeniyet OluşturacaktırSöz konusu birliğin beraberlik anlayışı, bir toplumun diğerine, bir kültürün ötekine, bir grubun başkasına üstün gelmesine dayalı değil, hepsinin bir diğeri ile eşit olduğu hoşgörü, sevgi ve dostluğa dayalı dayanışma ruhu ile olacaktır.

Türk-İslam dünyasının birliği, Allah’ın izni ve lütfu ile, yeryüzüne özlenen barışı ve huzuru getirecek olan bir birlikteliktir. Sevgi, kardeşlik, şefkat, hoşgörü, dayanışma ve muhabbet temeli üstüne kurulacaktır. Yaşandığı bölgeye ekonomik refahı, demokratik yaşamı, adaleti getirmeyi hedef alacaktır. Manevi değerlerin yüceltilmesini, sanatın, teknolojinin, bilimin en üst seviyelerine çıkmasını kendine amaç edinecektir.

Türk-İslam Birliği, Batı dünyası ile de sıcak ilişkiler içerisinde olacaktır. Bu birliktelik sevgi ve adalet temeli üzerine kurulacağı için, tarafların haklarını güvence altına alırken, karşılıklı menfaatlerin korunmasını da sağlayacaktır.

Bu şekilde, birliğe dahil ülkelerin yanı sıra bütün dünya devletlerinin de refah düzeyleri yükselecektir.

Günümüzde Türk-İslam dünyasına hakim olan birbirinden farklı görüşler, yorumlar ve modeller arasında mutabakat sağlanamamış olması, Müslümanların birlikte hareket etmelerine engel olmaktadır. Bu birlikteliğin beraberlik çağrısı, etnik kökene, ekonomik koşullara ya da coğrafi duruma göre yapılmayacak; ırk, dil ve kültürel özelliklerden kaynaklanabilecek her türlü husumet bu birliğin kardeşlik çatısı altında, ortadan kaldırılacaktır. Söz konusu birliğin beraberlik anlayışı, bir toplumun diğerine, bir kültürün ötekine, bir grubun başkasına üstün gelmesine dayalı değil, hepsinin bir diğeri ile eşit olduğu hoşgörü, sevgi ve dostluğa dayalı dayanışma ruhu ile olacaktır.

Türk-İslam Birliği Çözüm Üreten Bir Merkez Olmalıdır

Türk-İslam Birliği değişen siyasi koşullara kolaylıkla uyum sağlayabilecek bir esnekliğe ve gerekli stratejileri geliştirebilecek bir ileri görüşlülüğe sahip olmak zorundadır. Dünyadaki gelişmeler karşısında kınamak ya da kanaat belirtmekle yetinen bir organizasyon değil, inisiyatif kullanabilen aktif bir merkeze ihtiyaç duyulduğu açıktır. Bu merkezin sürekli takip ve koordinasyon görevini üstlenmesi, faaliyetlerinin tüm üye ülkelerin menfaatlerini kuşatıcı olması gerekir. Bu birlik tüm gelişmeleri objektif bir yaklaşımla değerlendirerek, Türk-İslam dünyasının taleplerini göz önünde bulundurmalıdır. Üye ülkeler arasında oluşabilecek bunalımları giderici, çıkar çatışmalarını ortadan kaldırıcı ve Müslümanların diğer toplumlarla ilişkilerinde onları koruyucu bir mekanizma olarak görev yapacak Türk-İslam Birliği, Türk-İslam dünyasının kültürel, ekonomik ve siyasi etkinliğini de artıracaktır.

Avrupa Birliği Modeli Örnek Olabilir

19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyılın başında yaşanan iki büyük dünya savaşı, bu savaşlarda hayatını kaybeden milyonlarca insan, yakılıp yıkılan şehirler, yerle bir olan yerleşim alanları, vahşetin neredeyse olağan karşılandığı toplama kampları insanlık için ibret verici oldu. Bu savaşların bizzat içinde yer alan Batı Dünyası, savaş sonrası kurulan düzende, bu tarihi dramdan çok önemli dersler çıkarmıştı.

Bunların başında, gelecekte yaşanabilecek muhtemel sorunların üstesinden daha kolay ve kısa sürede gelebilmenin en etkili yollarından birinin, kurulacak ittifaklar olduğu görüşü yer almaktaydı. Bundan önce de, çeşitli Avrupa ülkeleri aralarında ittifaklar oluşturmaya çalışmış ancak bu ittifaklar, kimi zaman menfaat ilişkileri ve kimi zaman da ideolojik gerekçelerle uzun ömürlü olmamıştı. Ancak bu sefer Batı dünyası, kurulacak ittifakın bir ekonomik iş birliğinden ya da ortak savunma paktından çok daha öte olması gerektiğinin, Avrupa’nın ortak kültürel değerler çevresinde birleşmesinin zorunlu olduğunun farkındaydı.

Bu düşünceler ışığında, 1951 yılında, sanayinin kalkınmasını sağlamak amacıyla kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu bu girişimin ilk adımı oldu. Sonradan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na, daha sonra Avrupa Topluluğu’na, en son olarak da Avrupa Birliği’ne dönüşen bu topluluk, üye ülkeler arasında ürünlerin, hizmetin, sermaye ve iş gücünün serbest dolaşımını sağlayan, tek para birimine, ortak hukuksal anlayışa ve hatta birbiri ile uyumlu devletsel örgütlenmeye sahip güçlü bir birlik halini aldı. Bugün Avrupa Birliği, dünya siyasetinin yönlendirici unsurlarından biridir.

Avrupa Birliği’nin temel özelliği, birliğe üye ülkelerin ulusal ba-ğımsızlıklarını ve milli sınırlarını muhafaza ederek birbirleri ile siyasi, ekonomik, kültürel işbirliği yapmaları; bu işbirliğini yürütecek ve tüm Avrupa adına hareket edebilecek merkezi yasama ve yürütme organlarına sahip olmasıdır.

Türk-İslam Birliği de, üye ülkelerin ulusal bağımsızlıklarını ve milli sınırlarını muhafaza ettikleri, her ülkenin kendi ulusal hak ve çıkarlarını koruyabileceği bir yapı olmalıdır. Amaç, devletlerin yapısal olarak birleşmeleri değil, ortak politika ve menfaatler çevresinde birleşilmesi ve bu politikaların hayata geçirilmesinde birliğin yaptırım gücünün olmasıdır.

Büyük Önderimiz Atatürk’ün Görüşleri Önemli Bir Mesaj
İçermektedir


İnşa ettiği modern devlet anlayışı ile Türkiye Cumhuriyeti’ni Müslüman ülkelerin en istikrarlı demokrasisi haline getiren Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk-İslam dünyasının nasıl bir yapı içinde birlik ve beraberliğini sağlayabileceği yönünde de önemli değerlendirmeleri vardır. Bir devletin en önemli unsurlarından birinin milli sınırlar içinde var olma hakkı olduğunu ifade eden Atatürk’ün tespitlerinin doğruluğu, geçen zaman içerisinde ispatlanmıştır.

Bilindiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış sürecinde, Osmanlı topraklarında yaşayan halkların bir kısmı yanlış yönlendirmelere kapılarak Osmanlı’nın yanında yer almak yerine, dış güçlerle işbirliği yapmışlardır. Ancak çeşitli imtiyazlar kazanacaklarını umarak bu yolu seçenler iş birliği yaptıkları ülkelerin hegemonyası altına girmişler ve sömürgeleştirilmişlerdir. Bu halklardan bazıları, Cumhuriyetin ilk yıllarında Mustafa Kemal’e temsilciler göndererek, kendilerini sömürge durumuna düşüren liderlerinin basiretsizliğinden şikayet etmiş ve hatta bazıları Türkiye Cumhuriyeti ile birleşme taleplerini dile getirmişlerdir. Atatürk’ün bu tekliflere verdiği karşılık, Türk-İslam Birliği’nin temelinin nasıl olması gerektiğini gösteren önemli bir cevaptır:

“Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Bunun için de bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler.” ( Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920, 4. (gizli) oturum )

Görüldüğü gibi Atatürk’ün belirlediği öncelik, bu ülkelerin de bağımsızlıklarını kazanmalarıdır. Türk-İslam Birliği’nin öneminin bilincinde olan Atatürk, bu birliğin kendisinden beklenen etkiye sahip olabilmesi için, üyelerinin milli sınırları içinde bağımsızlığını kazanmış, milli iradeye dayanan ve kendi ayakları üzerinde durabilen devletler olmaları gerektiğine dikkat çekmiştir. Dolayısıyla, bugün de, kurulacak bu birlikteliğin üyelerinin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlıklarını koruması son derece önemlidir.

Türkiye, Avrupa Birliği ile İslam Dünyası Arasında Köprü Vazifesi Görecektir

Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin girdiği yeni rota, Doğu-Batı medeniyetlerinin yakınlaşmasında Türkiye’nin aktif bir rol alacağını açıkça ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, bir NATO üyesi olan Türkiye’nin, AB’ye de girmesi, Batı Dünyası ile Türk ve İslam devletleri arasında bir köprünün oluşmasını sağlayacaktır. Medeniyetler arasında köprü vazifesi görecek olan Türkiye; sorunların çözümünde arabuluculuk yaparken, karşılıklı ilişkilerin gelişmesi sebebiyle büyük bir zenginliğin ve refahın yolunu da açacaktır.

Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye gibi Müslüman bir ülke ile iyi ilişkiler içerisinde olması Türk-İslam dünyasının Avrupa Birliği’ne bakış açısını da olumlu yönde etkileyecek ve iki taraf arasında dostane, sıcak ilişkilerin kurulmasını sağlayacaktır.

Osmanlı’nın yüzyıllarca değişik kültürler arasında sıcak bir diyalog ve işbirliği ortamını kurmuş olduğu düşünüldüğünde, bugün de bu diyaloğun yine Osmanlı’nın mirasçısı, hem Batı medeniyetini yakından tanıyan hem de İslam kültürünü ve onun manevi değerlerini özümsemiş olan Türkiye tarafından tesis edilebileceği açıkça görülmektedir.

Türk-İslam dünyasının bir birlik kurması, AB gibi bu birliği de dünyada etkili bir organizasyon haline getirecektir. Türk-İslam Birliği’ne üye olan ülkeler de büyük bir ekonomik, siyasi ve kültürel güç olarak hareket edecektir. Bu büyük potansiyelin dünyaya açılması, karşılığında Türk-İslam dünyasına da büyük açılımlar sağlayacak gelişmeleri beraberinde getirecektir.

Türkiye’nin öncülüğünde gerçekleşecek Türk-İslam Birliği, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile yıllardır sürmekte olan yakın ilişkileri sebebiyle, Avrupa Birliği ile kısa zamanda yoğun bir işbirliğine girecektir. Özellikle, ekonomik gelişmenin ve refah düzeyinin artmasında bu karşılıklı işbirliğinin büyük faydası olacaktır.

Öncelikle, Türkiye, Avrupa Birliği’nin Türk İslam dünyasına kolay ve güvenli ulaşımını sağlayacaktır. Bu da, iki taraf arasındaki ticaret hacminin artmasına ve karşılıklı ilişkilerin gelişmesine sebep olacaktır. Böylece, Türk-İslam coğrafyasındaki zengin doğal kaynaklar adil bir şekilde, tüm insanlığın yararına değerlendirilirken bu bölgenin gelirleri de artacaktır. Karşılıklı olarak geliştirilen iyi ilişkiler sebebiyle, Avrupa’nın gelişmiş sanayisi Türk-İslam coğrafyasında ciddi yatırımlar yapacaktır. Bu da, Avrupa’nın ileri teknolojisinin bu bölgeye girmesine ve yaşam şartlarının iyileşmesine vesile olacaktır. Böylelikle, Avrupa Birliği’nin yeni pazarlarda ve genç, dinamik nüfusla işbirliği yaparken, Türk-İslam Birliği de sahip olduğu genç nüfus ile hammadde ve enerji kaynaklarını verimli bir şekilde değerlendirmiş olacaktır.

Sonuç olarak, Türkiye’nin AB ve Türk-İslam Birliği arasında kuracağı köprü, bu geniş coğrafyadaki insanların huzur ve barış içinde yaşamasına, hayat kalitesi ve refah düzeylerinin artmasına vesile olacaktır.

Türk İslam Birliği’nin Ortak Kültürü İslam Ahlakı

İslam ahlakına dayalı olan bu birlik sayesinde tüm Müslümanlar birbirleri ile doğrudan ilişki içinde olacak, birbirlerinin sorunlarını yakından tanıyacak, dayanışma içine girecek ve “tüm Müslümanlar kardeştirler” ilkesi temel alınacaktır.

Müslümanlar, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in devrinden bu yana, insanlığa; akıl, bilim, düşünce, sanat, kültür, medeniyet gibi alanlarda öncülük etmiş, “insanların hayrı”na dev eserler ortaya koymuşlardır. Avrupa Ortaçağ’ın karanlığında iken, dünyaya bilimi, akılcılığı, tıbbı, sanatı, temizliği ve diğer pek çok hasleti Müslümanlar öğretmiştir. Kuran’ın nurundan ve hikmetinden kaynaklanan bu İslami yükselişi tekrar başlatmak için, geçmişte olduğu gibi bugün de Müslümanların İslam ahlakını ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetlerini temel alan bir yol göstericiliğe ihtiyaçları vardır.

İslam Kültürü İçinde Birleşmek

Bugün dünyanın en önemli ekonomik ve siyasi güç merkezlerinden biri Avrupa Birliği’dir. AB farklı dilde, farklı siyasi görüşte, farklı toplum yapısında 25 ülkeyi bir araya getirmeyi ve ortak hareket ettirmeyi başarmaktadır. Bu yapının en önemli özelliği, üye ülkelerin tümünün “Avrupa kültürü” üzerine inşa edilmiş bir değerler sistemini kabul etmeleridir. Bu değerler sistemi üzerinde, birbirleri ile siyasi, ekonomik, kültürel işbirliği yapmalarıdır. Bu katılımcı birlik yapısı Müslüman ülkeler içinde güzel bir örnek olacaktır. Türk-İslam Birliği de, üye ülkeleri ortak bir “İslam kültürü” içinde birleştirecektir. İslam ahlakını kendine temel almış bu birlik sayesinde de tüm Müslümanlar birbirleri ile doğrudan ilişki içinde olacak, birbirlerinin sorunlarını yakından tanıyacak, dayanışma içine girecek ve “tüm Müslümanlar kardeştirler” ilkesi temel alınacaktır. Böylece, Türk-İslam dünyasını sevgi, kardeşlik ve dayanışma temeli üzerine kurulu bir potada eritirken üye ülkelerin aralarındaki muhabbeti ve işbirliğini de arttıracaktır. Kuran ahlakının gereği olan Müslümanlar arasındaki dayanışma konusundaki hükümler, tüm Müslümanlar tarafından dikkate alınmalıdır. Allah Kuran’da insanlara mal hırsından korunmayı, ihtiyaç içinde olanları koruyup gözetmeyi ve yardımlaşmayı emretmiştir.

Allah inananlara karşı çok merhametli ve çok bağışlayıcıdır. İnananlar Allah’ın kendilerini bağışlamasını, sevmesini, korumasını istedikleri gibi diğer insanlara karşı da affeden, hoşgören ve koruyan olmalıdırlar. Bir Kuran ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nur Suresi, 22)

Ayrıca Yüce Rabbimiz, Kuran’da iman edenlerin birbirlerinin velileri olduğunu bildirmiştir. (Tevbe Suresi, 71) Dost, yardımcı, destekçi, koruyucu gibi anlamlar içeren “veli”
İslam Ahlakının Özü Barış, Sevgi, Şefkat, Kardeşlik ve Fedakarlıktır

Türk-İslam Birliği, yalnızca Müslümanlara değil tüm insanlığa barış getirmeyi hedef edinmeli, aldığı kararlarda ve uygulamalarında barışsever ve uzlaşmacı bir tavır sergilemelidir. İslam’ın özü, Allah’ın Kuran’da bildirdiği güzel ahlaktır. Bu ahlak iman edenlerin, sevecen, yumuşak huylu, şefkatli, hoşgörülü, adil, anlayışlı, sabırlı ve fedakar olmalarını gerektirir ve insanları huzur ve barış dolu bir dünyaya davet eder.

Müslüman Allah’tan korkan ve O’nun emirlerine uyan, Kuran ahlakını titizlikle uygulamaya çalışan, dünyayı güzelleştiren, barışı ve huzuru hakim kılan insandır. Amacı insanlara güzellikte, iyilikte ve hayırlı davranışlarda bulunmaktır.

Bu nedenle Türk-İslam Birliği’nde İslam ahlakının insanlara kazandırdığı fedakarlık, kardeşlik, dostluk, dürüstlük, adalet, sadakat, vefa ve hizmet anlayışı en güzel şekilde temsil edilmelidir.

İnsanların fikir, düşünce ve yaşam özgürlüğünü güvence altına alan İslam ahlakı, insanlar arasında gerginliği, anlaşmazlığı, birbirlerinin hakkında olumsuz konuşmayı ve hatta olumsuz düşünceyi (zannı) dahi yasaklar. Müslümanların oluşturduğu bir birliğin de, bu esasları temel alarak dünya barışı için faaliyet göstermesi gereklidir.

Müslüman toplumunun özelliği itidalli ve dengeli olması, insanlara iyiliği emredip onları kötülükten sakındırmasıdır.

Rabbimiz, Bakara Suresi’nin 143. ayetinde Müslümanların insanlara şahit ve örnek olmak üzere, “orta bir toplum” olduklarını bildirmiştir.

Bir başka ayette ise, Müslümanların insanlığa hayırlı bir toplum olmaları gerektiği şu şekilde bildirilmiştir:

“Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam’a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz...” (Al-i İmran Suresi, 110)

Allah’ın Kuran’da bildirdiği özellikleri yaşayan Müslümanların meydana getirdiği bir birlikteliğin, bütün bu güzel ahlak özelliklerinin koruyucusu ve en güzel temsilcisi olması gerektiği açıktır.

İslam Ahlakının Güzelliklerini Yaşamak

Ekonomik ve toplumsal sorunların çözümü ile toplumsal ahlak arasında önemli bir ilişki vardır. Örneğin, ekonomik sorunların en önemlilerinden biri olan sosyal adaletsizlik, temelde ahlaki bir sorundur. İslam ahlakını özümsemiş bir toplumda sosyal adaletsizlik yaşanmaz. Allah Kuran’da insanların ihtiyaçlarından arta kalanı, ihtiyacı olanlarla paylaşmalarını tavsiye etmiştir. Ayrıca israf, Allah’ın haram kıldığı bir fiildir. Maddi imkanların belirli insanlara imtiyaz sağlayan bir unsur haline gelmemesi, yalnızca bir grup insan tarafından paylaşılan bir ayrıcalık olmaması Kuran ahlakının gereğidir.

Kuran ahlakı sosyal dayanışmayı gerektirir ve insanların birbirlerinin ihtiyaçlarını gözetmelerini emreder. Hatta, Müslümanlar kendi ihtiyaçları olsa dahi ellerindeki yemeği öncelikle fakirlere ikram edecek kadar fedakar bir ahlaka sahiptirler. Üstelik bunu karşılarındakinin memnuniyeti için değil Allah’ın rızasını kazanmak için yaparlar. Kuran’da şöyle bildirilmektedir:

“Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz size, ancak Allah’ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür.” (İnsan Suresi, 8-9)
Bireyler arasındaki dayanışma ve yardımlaşma kolaylıkla milletler arası ilişkilerde de sağlanabilir. Burada da İslam ahlakı, Türk-İslam Birliği’ne üye ülkelere yol gösterecektir.

Bir yanda abartılı lüks tüketimde bulunan bir ülke varken, diğer tarafta yeni doğmuş binlerce bebeğin açlıktan ölüyor olması kabul edilebilir bir durum değildir. Vicdan sahibi her insan bu durumdan rahatsızlık duyar.

Allah’ın Kuran’da emrettiği ahlakın gereği olarak israf önlendiğinde, dayanışma ruhu geliştirildiğinde, insanlar paylaşmaya teşvik edildiğinde ve özellikle insanlar vicdanlarını kullanmayı öğrendiklerinde, ekonomik dengesizlikleri tamamen ortadan kaldırmak mümkün olacaktır.

Türk-İslam Birliği Müslümanlara Neler Kazandıracak?

Hoşgörü ve diyaloğun olduğu bir ortamda, insanlar daha açık fikirli ve daha üretici olacak, farklı kültürlerin harmanlanmasıyla çok zengin bir medeniyet inşa edilecektir.

Günümüzde dünya siyaseti, ülkelerin uluslararası bir birlik içinde yer almasını, ulusal güvenlik ve ekonomik çıkarlar açısından zaruri hale getirmiştir. Genelde coğrafi konumların temel alındığı bu devletler arası işbirliklerinde, yer altı kaynakları, ticaret alanları ve hatta kültürel değerler de önemli bir rol oynamaktadır. Aynı coğrafya içinde yer alan pek çok ülke, bu tarz uluslararası örgütlerin çatısı altında kaynaklarını birleştirmekte, ortak savunma paktları oluşturmakta, farklı alanlarda

işbirliğine gitmektedir. Bu uluslar arası kuruluşlarda barışın korunması, uyuşmazlıkların diplomasi yoluyla çözümlenmesi, ekonomik ve sosyal kalkınmanın sağlanması, insan hakları ve demokrasi gibi evrensel değerlerin korunması hedeflenmektedir. Benzer bir birlikteliğin Türk-İslam dünyası için de önemli faydaları olacağı açıktır. Türk-İslam dünyasında barış ve huzurun yerleştirilmesi ve refahın sağlanması için atılacak en önemli adım, Türk-İslam Birliği altında birleşmekle olacaktır.

Türk-İslam Birliği Barış ve Huzurun Teminatı Olacaktır

Türk-İslam dünyasının herhangi bir bölgesinde yaşanan sorun bütün bu coğrafyayı doğrudan etkilemektedir. Ortadoğu’da oluşan bir gerilimin, Kuzey Afrika’da etkisi hissedilir. Hazar’da yaşananlar Ortadoğu bölgesinin geleceğini etkiler. Basra Körfezi’nde meydana gelenler Güneydoğu Asya’yı doğrudan ilgilendirir.

Bu da, Türk-İslam dünyası coğrafyasının herhangi bir bölgesinde çatışma, sorun, gerilim varsa bunun rahatsızlığının tüm ülkelerde hissedileceği anlamına gelir. Ayrıca dünyada siyasi ve ekonomik olarak bu gerginliklerin sonuçları hissedilir. Elbette aynı şey barış ve huzur ortamı için de geçerlidir. Uzun süreli gerginliklerin örneğin Arap-İsrail sorununun barışla neticelenmesinin, Türk İslam dünyasına ve tüm dünyaya olumlu bir etkisi olacağı açıktır. 20. yüzyıl boyunca Türk-İslam dünyasının büyük bölümü de uzun süren bir savaş, çatışma ve istikrarsızlık içinde kaldı.

Bu dönem kaynakların boşa harcanmasına, ekonomik ilerlemenin neredeyse durmasına, yaşam standartının çok düşük düzeylere inmesine, hepsinden önemlisi milyonlarca Müslümanın hayatına mal oldu.

Günümüzde dahi bazı Müslüman ülkeler arasında anlaşmazlıklar devam etmekte, zaman zaman gerilim artmaktadır. Müslümanlarla Müslüman olmayan ülkeler arasındaki savaş ve çatışmalar da bir başka huzursuzluk ve istikrarsızlık nedenidir.

Sevgi ve kardeşlik temeli üzerine kurulacak olan Türk-İslam Birliği’nin tesis edilmesiyle birlikte Türk-İslam dünyası kendi arasındaki gerilimlere ve huzursuzluklara son verecektir. Müslümanlar birbirlerini kardeş olarak bilecek ve karşılaştıkları olumsuzlukları birlik ve beraberlik içerisinde ele alacaklardır.

Kendi aralarında oluşturacakları samimi ilişkiler ve yakın bağlantılar vesilesiyle olayların herhangi bir çözümsüzlüğe kaymasına izin vermeyeceklerdir. Ortak katılımla oluşacak merkezi karar organları tüm tarafların hakkını gözeterek sorunların hızlı ve kalıcı bir şekilde çözümlenmesini sağlayacaktır.

Böylelikle, on yıllarca sürüp giden anlaşmazlıklar ve çatışmalar bir anda son bulacak ve bölgeye barış ve huzur ortamı gelecektir. Elbette ki; Türk-İslam dünyasında sağlanacak bir barış ve sevgi ortamı bu bölgeyi ve dünyayı çok olumlu yönde etkileyecektir. Bu olumlu etkiler de, Allah’ın izniyle Türk-İslam dünyasına sayısız alanda sosyal ve ekonomik gelişmeleri de beraberinde getirecektir.

Farklı Kültürler Türk-İslam Dünyası İçin Kültürel Zenginliğe Dönüşecektir

Türk-İslam dünyası içindeki farklı kültürler ve etnik kökenler, barış ortamında birer zenginliğe dönüşecektir. Hoşgörü ve diyaloğun olduğu bir ortamda, insanlar daha açık fikirli ve daha üretici olacak, farklı kültürlerin harmanlanmasıyla çok zengin bir medeniyet inşa edilecektir. Bu büyük medeniyet, bilimde ve sanatta önemli gelişmeler yaşanmasına vesile olacak, bulunduğu coğrafyanın eskiden olduğu gibi yine tüm dünyaya ışık saçan bir nur haline gelmesini sağlayacaktır.

Barış ortamı sayesinde, Türk-İslam dünyasının birbirlerinin bilgi birikimi ve tecrübelerinden faydalan-maları mümkün olacaktır. Barış, Müslümanların her alanda güçlerini birleştirmelerine, birbirlerinin eksik yönlerini telafi etmelerine, dolayısıyla çok daha etkin olmalarına vesile olacaktır.

Barış, her ülkenin silahlanmaya ayırdığı bütçenin azaltılmasını, bu paranın toplumların refahı için harcanmasını sağlayacaktır. Tüm üye ülkeler ortak savunma paktının üyesi olacaklarından, daha az bütçe ile daha güçlü bir savunma ve korunma sağlanacaktır. Bu sayede silah sanayi ve teknolojisi için yapılan yatırımlar, sağlık, eğitim, bilimsel ve kültürel gelişme gibi alanlara kaydırılabilecektir.

Türk-İslam dünyasının bazı bölgelerindeki mevcut istikrarsızlık ve çatışmalar diğer ülkelere göçe neden olmaktadır. Pek çok doktor, mühendis, akademisyen, bilim adamı, düşünür, yazar ülkelerinde kendilerini güvende hissetmedikleri için Batıya göç etmekte ve çalışmalarına orada devam etmektedir.

Barış ortamı, Türk-İslam dünyasındaki iç gerginliklerin de ortadan kalkması ile birlikte iyi eğitim almış bireylerin göçünün engellenmesini ve bu kişilerin kendi ülkelerindeki ihtiyacı karşılamalarını sağlayacaktır.

Türk-İslam dünyasında inşa edilecek barış, diğer dünya ülkeleri için de örnek bir model olacaktır. Böylece, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan sorunlar Müslüman dünya örnek alınarak barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturulacaktır. Müslümanlar, gerçek Kuran ahlakı yaşandığında insanların huzura ve güvenliğe kavuşacaklarının canlı birer örneği olacak, insanlar İslam’ın barış ve esenlik dini olduğuna şahitlik edeceklerdir.

Türk-İslam Birliği Beraberinde Ekonomik Kalkınmayı da Getirecektir

Birlik, beraberlik, kardeşlik ortamı ile birlikte ekonomik kalkınma da hız kazanacaktır. Günümüzde bazı sınır problemleri başta olmak üzere Türk-İslam dünyasında sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunlar ekonomik istikrarsızlığı beraberinde getirmektedir. Örneğin, yer altı kaynaklarının çıkartılması, taşınması ve dünyaya ihracında güzergahlarının güvenli olması gerekmektedir. Oysa günümüzde bölgede yaşanan kaos ortamı ve siyasi istikrarsızlıklar Türk-İslam dünyasının zengin kaynaklardan yeteri kadar faydalanmasını engellemektedir.

Su kaynakları için de benzer bir durum geçerlidir. Ortadoğu’da su, anlaşmazlık konularının başında gelmektedir. Oysa Türk-İslam dünyasının birbirlerine desteği ve anlaşmazlıkların uzlaşma yoluyla çözümlenmesi ile bu sorunlar tamamen gündemden kaldırılabilir.

Ekonomik işbirliği, hem istikrarın sağlanması hem de kalkınma açısından önemlidir. Özellikle, Müslüman ülkelerde yaşanan yoksulluğun, eğitimsizliğin, gelir dağılım dengesizliklerinin ve diğer ekonomik ve sosyal sıkıntıların ortadan kaldırılmasında ekonomik birlik, ekonomik güç oluşturulacaktır.

Türk-İslam dünyası içerisinde birbirinden farklı ekonomiler ve doğal şartlar vardır. Bazı ülkelerin ekonomisi yer altı zenginliklerine (petrol zengini ülkelerde olduğu gibi) dayalı iken, bazılarının ekonomisi (coğrafi yapılarının elverişli olması nedeniyle) tarıma dayalıdır. Bu farklılık kısmi de olsa toplum yapıları için de geçerlidir. Kimi ülkelerde çoğunluk kırsal kesimde yaşarken, kimi ülkelerde şehir kültürü daha fazla hakimdir. Ancak bir ülkenin diğerini eksiklerini kapatacak şekilde desteklemesi, birinin diğerinin ihtiyacını karşılaması ve herkesin uzmanlaştığı konularda diğerlerine yardımcı olması ile bu farklılıklar önemli bir zenginlik kaynağına dönüştürülebilir. Bu da Türk-İslam Birliği ile sağlanabilir.

Yapılacak ortak yatırımlar ve ortak girişimler de bu noktada önemli bir adım olacaktır. Ortak girişimler sayesinde, hem ülkeler karşılıklı olarak birbirlerinin tecrübelerinden istifade edecekler, hem de oluşturulan yatırım sahaları tarafların ekonomileri için de gelir kaynağı olacaktır. Türk-İslam dünyasının birbirlerine ekonomik destek vermeleri, daha önce de belirttiğimiz gibi, İslam ahlakının bir gereğidir. İhtiyaç içinde olana yardım etmek ve sosyal dayanışma Müslümanların önemli özelliklerindendir. Toplum içindeki sosyal yardımlaşmanın toplumlar arası düzeyde de yürütülmesi gerekir. Böylece hem iş imkanları artacak hem de her iki toplumda da gelir seviyesi yükselmeye başlayacaktır.

Türk-İslam dünyasının imkanlarını ve gücünü birleştirmesini sağlayacak ortak girişimlerle, yüksek teknoloji ürünü olan pek çok malzeme Müslüman ülkelerde de üretilebilecektir. Oluşturulacak bir ortak pazar sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir. Ticaret alanı genişleyecek, tüm üye ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek, bu, ülkelerdeki sanayileşme sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır. Böylece, Türk-İslam dünyası ortak bir güç olarak hareket edebilecek ve küresel ekonominin önemli bir parçası haline geleceklerdir. Elbette ki Türk-İslam dünyasında sağlanacak ekonomik kalkınma ve refah ortamı bu bölgeyi ve dünyayı çok olumlu yönde etkileyecektir.

Türk-İslam Birliği Neden Acildir?

Türk-İslam dünyasının geleceğinin dünya barışını ve güvenliğini doğrudan ilgilendirdiği, günümüzde pek çok düşünür tarafından ifade edilmektedir. Türk-İslam dünyası yaklaşık 1.5 milyarlık nüfusu, sahip olduğu yeraltı zenginlikleri ve coğrafyasının stratejik önemi ile büyük bir güçtür.

2. Dünya Savaşı’na kadar çoğunluğu sömürge idaresi altında bulunan Müslüman ülkeler, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlıklarını kazanmışlar ve bu durum, dünya siyasetinde önemli değişimlere sebep olmuştur. Türk-İslam dünyasındaki asıl değişim ise Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte yaşanmıştır. Bu tarihten sonra Türk-İslam dünyası, Arnavutluk ve Bosna’dan, Çeçenistan ve Tacikistan’a uzanan bir Avrasya coğrafyası haline gelmiştir. Bu süreç içinde, Müslümanların yerleşim yapılarında yaşanan değişim de Türk-İslam coğrafyasını etkilemiştir.

20. yüzyılın başına kadar, Müslümanlar -kısa dönemli işgaller hariç genellikle Türk-İslam topraklarında yani idaresi altında yaşamışlardır. 20. yüzyılın ilk dönemlerinden itibarense, Avrupa ülkelerine ve Amerika’ya göç etmişler ve bu topraklarda önemli bir nüfus haline gelmişlerdir.

Bugün Amerika’da ve pek çok Avrupa ülkesinde İslam en hızlı yükselen din konumuna gelmiş, Müslümanların sayısında yaşanan artış sosyal ve siyasi hayatta etkili bir rol üstlenmesini sağlamıştır. Böylece Türk-İslam coğrafyası, sadece nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ya da Müslümanların idaresi altında olan ülkelerle sınırlı olmayan bir coğrafya haline gelmiştir. Bu gelişme, Türk-İslam dünyasına önemli avantajlar sağlarken, bir an önce çözüme ulaştırılması gereken sorunları da beraberinde getirmektedir.

Türk-İslam Dünyasını Temsil Eden Bir Merkez Bulunmamaktadır

Bugün Türk-İslam dünyasının durumu değerlendirildiğinde ilk dikkati çekecek özelliklerden birisi, Müslümanların kendi aralarındaki iletişim kopukluğudur. Yakın geçmişte, İran-Irak Savaşı, Irak’ın Kuveyt’i işgali, Pakistan-Bangladeş Savaşı gibi Müslüman ülkeler arasında geçen savaşlar yaşanmıştır. Müslüman ülkelerde çoğunlukla etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle yaşanan iç savaş ve çatışmalar da örneğin Afganistan’da, Yemen’ de, Lübnan’da, Irak’ta veya Cezayir’de olduğu gibi- Müslümanlar arasındaki birlikteliğin olması gereken noktanın çok uzağında olduğunu göstermektedir. Türk-İslam dünyasının kendi içinde birlikteliğini sağlayamamış olması, bir çok Müslüman ülkenin geri kalmasına sebep olmuştur. Türk-İslam dünyası geniş maddi kaynaklarına ve insan potansiyeline rağmen bilimde, teknolojide, sanatta ve eğitimde istenen seviyeye gelememiştir.

Bu sebeple, Türk-İslam dünyasında ülkeler arasındaki kopukluğu giderecek, anlaşmazlıkları çözecek, sosyal, siyasi ve ekonomik işbirliğini sağlayacak bir merkeze şiddetle ihtiyaç vardır.

Türk-İslam dünyasının dört bir yanında birbirinden son derece farklı dini yorumlar, görüşler ve modeller hakimdir. Neyin gerçekten İslam’a uygun neyin de aykırı olduğunu belirleyecek, bu konuda dünya Müslümanlarının geneline yön verecek, onları uzlaştırabile cek bir merkez de yoktur. Örneğin Katoliklerin Vatikan’ı, Ortodoks Hıristiyanların Patrikhaneleri bulunurken, Türk-İslam dünyasında dini ve sosyal konularda bir birlik oluşturacak bir merkez bulunmamaktadır.

Oysa İslam ahlakının özünde birlik vardır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in vefatının ardından, İslam dünyası hep Hilafet makamı tarafından yönlendirilmiş, bu makam Müslümanların sosyal ve dini konulardaki yol göstericisi olmuştur.

Günümüzde de Türk-İslam Dünyası’na rehberlik edecek, güncel sorunların çözümünde etkili olacak çağdaş bir merkeze şiddetle ihtiyaç vardır. Demokratik esaslara ve hukukun üstünlüğü prensibine dayanan kararalma mekanizmalarının oluşturulması ancak Türk-İslam Birliği’nin sağlanmasıyla mümkün görülmektedir.

Böyle bir birlik, anlaşmazlıkların, çatışmaların ortadan kaldırılmasında, üye ülkeler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinde ve Müslümanların birlikte hareket etmesinde önemli bir görev üstlenecektir.

Bugün 56 Müslüman ülkenin üye olduğu İslam Konferansı Örgütü, Müslümanları çatısı altında toplayan üye sayısı ve üyelerinin coğrafi dağılımı açısından- en büyük Müslüman örgüttür. Bu örgüt dışında da, ortak coğrafyalarda yaşayan Müslüman ülkeler arasında çeşitli ticari ve askeri iş birlikleri bulunmakta, bölgesel ittifaklar kurulmaktadır. Bunların her biri birlik ve dayanışma ruhunu geliştirme açısından önemli adımlardır. Ancak Türk-İslam dünyasının, daimi kurumları bulunan, bağlayıcı kararlar alma yetkisine sahip, ortak politika geliştirebilecek ve bunları kararlılıkla uygulayacak, tüm Müslümanların ortak sesi olacak, yalnızca belirli bölgelerin değil tüm Türk-İslam dünyasının sorunları ile ilgilenip bu sorunlara çözüm üretecek daha kapsamlı bir birliğe ihtiyacı vardır.

Yeryüzünde Suni Bir “Medeniyetler Çatışması” Oluşturma Çabası Vardır

Türk-İslam dünyası askeri, siyasi ve ekonomik olarak tek blok olmak zorundadır. Kendi içinde beraberliği sağlamış Türk-İslam dünyası, dünya barışının da güvencesi olacak, bazı radikal unsurlar ve “medeniyetler çatışması”ndan yana olanlar, teorilerine gerekçe olarak öne sürebilecekleri ortamı bulamayacaklardır. Özellikle belirtmek gerekir ki, çözümlerin ivedilikle hayata geçirilmesi son derece önemlidir. Çünkü Türk-İslam dünyası ile Batı dünyası arasında her geçen gün suni bir “medeniyetler çatışması” oluşturulmaya çalışılmaktadır. Türk-İslam Birliği’nin kurulması ile birlikte bu tehlike tamamen ortadan kalkacaktır.

Tarihte yaşanan tecrübeler açıkça göstermektedir ki, farklı medeniyetlerin bir arada yaşaması, bir gerilim ve çatışma nedeni değildir. Buna rağmen, günümüzde hoşgörü ve uzlaşma yerine, hem Batıda hem de İslam dünyasında, düşmanlık ve çatışmayı seçmek isteyenler vardır.

Bugün farklı dinlerden insanların birbirlerini öldürmesi ve yurtlarından sürmesi tamamen bir radikalizm yanılgısından başka birşey değildir. Özünde her üç dini de
Allah yeryüzüne indirmiştir ve bu dinler insanlara barışı, sevgiyi ve kardeşliği emretmektedir. Bu sebeple, din adına ortaya çıkarak, yeryüzünde kargaşaya ve çatışmalara sebep olmak din ahlakının özünden tamamen uzaktır. Kutsal kitaplarda olmayan, sonradan dine ilave edilen bir takım yanlış inançlarla insanlara zarar vermenin dindarlıkla hiçbir ilgisi yoktur.

Allah insanlara kötülüğü ve bozgunculuğu emretmemiştir. Hiçbir toplumu diğerinden üstün tutmamış, üstünlüğün takvada (Allah’a karşı olan samimiyet ve içten bağlılıkta) olduğunu belirtmiştir. Allah Kuran’da insanlara şöyle buyurmaktadır:

“Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” (Hucurat Suresi, ayet 13)

Yeryüzünde bir kargaşa çıktığında, samimi dindarların vazifesi bu yangını söndürmek ve insanların mallarını, canlarını korumaktır. Yaşadığımız çağda, her üç dinin mensupları tarafından beklenen Mesih de yeniden geldiğinde yeryüzüne barışı, sevgiyi ve kardeşliği getirecektir.

Öyleyse, Allah’ın kutsal kitaplarda ve elçileriyle apaçık bir şekilde belirttiği barış ve sevgi hükümlerini yerine getirmek samimi dindarların sorumluluğudur. Bu barış ve huzur ortamının bir an önce yeryüzünde yaşanması için, özünde İslam ahlakını barındıran Türk-İslam Birliği’nin kurulması son derece acildir.

Osmanlı Vizyonu ile

“Türk-İslam Dünyası’na Türkiye Öncülüğünün Önemi”
  • Türkiyemiz, tarihten gelen devlet tecrübesine, demokratik yapıya, modern, genç, dinamik nüfusa ve yetişmiş insanlara sahiptir.

  • Türkiyemiz, farklı ırkları, dinleri, dilleri yüzyıllarca bir arada barış içinde barındıran Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısıdır.

  • Türkiyemiz’in kültüründe, insanları kucaklayacak sevgi, merhamet, fedakarlık, hizmet aşkı ve barışseverlik vardır.

  • Türkiyemiz, tarihinde Türk-İslam dünyasına manevi liderlik yapmıştır ve bu coğrafya ile ortak kültürel değerlere sahiptir.

  • Türkiyemiz, medeniyetler arasındaki köprünün tesis edilmesinde, Doğu tarafından olduğu kadar Batı dünyası tarafından da öncü kabul edilmektedir.

  • Türkiyemiz, şu an Kafkaslar’da, Balkanlar’da, Orta Asya’da ve özellikle Ortadoğu’da yaşanan savaşların, karışıklıkların ve acıların son bulmasında, bölgenin sorunlarını çok iyi bilen bir ülke olarak kilit konumdadır.

Türkiyemiz’in sahip olduğu bu şanlı miras, yeryüzünün tekrar barış, sevgi ve kardeşlikle dolması için bizleri Türk-İslam dünyasına ve tüm insanlığa karşı sorumlu kılmaktadır;

Osmanlı’dan Sonra Meydana Gelen “Otorite Boşluğu”

Osmanlı Devleti’nin ulaşmış olduğu siyasi sınırlar içerisinde bugün onlarca bağımsız devlet bulunmaktadır ve bunların her birinde Osmanlı Medeniyeti’nin izlerini taşıyan yüzlerce eser ve güçlü bir kültür mirası vardır. Üç kıtaya yayılan Osmanlı Devleti, 20. yüzyılda birtakım dış müdahalelerle siyasi olarak ortadan kaldırılmıştır. Ancak ne var ki Osmanlı’nın tarihten silinmesiyle oluşan “otorite boşluğu”nu, üzerinden geçen bir asırlık zamana rağmen, henüz herhangi bir güç doldurabilmiş değildir.

Osmanlı’nın izini silmek ve bu bölgede hakimiyet sağlamak için yıllar boyunca gizli, açık pek çok çetin mücadeleler verilmiştir. Ne var ki, bu coğrafyaya yabancı olan unsurların, eski Osmanlı topraklarında huzuru ve barışı sağlamaları, güçlü bir çekim merkezi oluşturmaları hiçbir dönem mümkün olmamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun siyaset sahnesinden silinmesiyle birlikte başlayan karmaşa ve kaos, yaklaşık bir asırdan bu yana devam etmektedir. Tüm coğrafya uzun yıllardır savaşların ve çatışmaların altında ezilmektedir. Bölge halkları iki Dünya Savaşı görmüştür. Zorluk yıllarında açlık, göç ve salgın hastalıklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu halkların büyük çoğunluğu savaşların ardından gelen yönetimlerin baskıcı ve şiddet içeren idareleri altında ezilmişlerdir. Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle birlikte başlayan etnik çatışmalar ise çok daha derin ve şiddetli acılara sebep vermiştir. 1990’ların başından itibaren Balkanlar ve Kafkasya’da başta kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olmak üzere masum halk, savaşların ve sıcak çatışmaların baskısı altında ezilmektedir. Ortadoğu’da ise işgal ve zulüm 50 yıldan fazla bir zamandır, hiç kesintiye uğramadan hüküm sürmektedir. İşte bunun için, Osmanlı’dan sonra meydana gelen bu “otorite boşluğu”nu bir an önce doldurmak ve böylelikle yaşanan karmaşaya bir son vermek gerekmektedir.

Bu “otorite boşluğu”nun doldurulmasında, Türkiye’nin öncülük görevini üstleneceği Türk-İslam Birliği’nin kurulması çok önemlidir. Ancak bu şekilde, Türk-İslam Dünyası, özlemini çektiği barış, sevgi ve kardeşlik ortamını, eskiden olduğu gibi yeniden yaşayabilecektir.

Osmanlı’nın Tarihsel Mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti’dir

Türk Milleti son derece sağlam ve köklü bir mirasa sahiptir. Önemli olan bu mirasın önemini ve sorumluluğunu gereği gibi kavrayabilmek ve geçmiş tarihimize ve kültürümüze sahip çıkarak yüzümüzü geleceğe dönebilmektir. Bu yaklaşımın en güzel örneğini Cumhuriyetimiz'in kurucusu Büyük Önder Atatürk’ün yürüttüğü politikada görürüz.

Atatürk, Milli Mücadeleyi izleyen yıllarda Türk Milleti’nin geleceği için çok önemli bir rota belirlemişti. Hem bir Osmanlı Paşası, hem de genç Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk’ün politikası, “kültür ve medeniyet birikimimize sahip çıkmak, Osmanlı geleneğini modernleştirerek 20. yüzyıla aktarmak” oldu. Atatürk, dönemin şartlarının izin verdiği ölçüde Osmanlı mirasına sahip çıktı.

Atatürk’ün kurduğu genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı borçlarını son kuruşuna kadar ödemeyi kabul etmesi ve tüm ekonomik sıkıntılara rağmen bu borçların ödemelerine sadık kalması, Osmanlı mirasına sahip çıkma isteğinin bir göstergesiydi.

Atatürk ayrıca Osmanlı geleneğini sürdürerek, Türkiye topraklarına sığınmak isteyen Türk olmayan Müslümanlara (örneğin Arnavutlara, Çerkezlere, Boşnaklara) olumlu yanıt vermiş, bu farklı etnik kökenden gelen Müslümanları tek bir dini kimlik içinde görmüş ve kabullenmişti.

Atatürk, öte yandan, Balkan Antantı ve Sadabad Paktı gibi oluşumlarla, eski Osmanlı coğrafyalarında Türkiye’nin öncülüğünü korumaya çalışmıştı. Balkan Antantı, bazı Balkan ülkelerini, Sadabad Paktı ise bazı Ortadoğu ülkelerini Türkiye’nin öncülüğü ile stratejik işbirliğine taşıma amacını güdüyordu.

Bu, son derece doğru ve yerinde bir strateji idi. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi “devlet geleneğini” oluşturan en önemli unsurlardan biri toplumların tarihidir. Tarih toplumların hafızasıdır ve her toplum dostlarını, düşmanlarını tarihleriyle değerlendirir. Tarih devletlere itibar ve otorite sağladığı gibi, milletlerin geçmişte kendilerine bağlı olan topraklarda söz sahibi olmalarının da önemli bir aracıdır.

İşte tarihin bu denli etkili bir stratejik zemin oluşu, kuşkusuz Türkiye açısından büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirmektedir. Türkiye, bugün merkezinde bulunduğu geniş coğrafyada pek çok ülkeyi ve toplumu barış ve huzur içinde yönetmiş bir imparatorluğun varisi olarak, öncülük görevini yapmak ve başarmak zorundadır.

Türkiye Cumhuriyeti’ne Öncülük Görevi Düşmektedir

Bu sebepledir ki, yaşadığımız bölgedeki acıların ve karışıklıkların bir an önce sona ermesi için Türkiye’nin neler yapması gerektiğinin sırayla ortaya konulması gerekir. Bunlar özetle şunlardır;
  • Aydınlarımızın, devlet adamlarımızın, askerimizin, siyasilerin, akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının, yazarların ve basının teşvikleriyle öncelikle yurt çapında milli birlik ve beraberliğimizi artırıcı bir ortamın oluşturulması gerekmektedir.

  • Bu birlik, beraberlik ve kardeşlik ortamında Türkiye’nin, Kafkaslar’ın, Balkanlar’ın, Ortadoğu’nun, Orta Asya’nın istikrarı ve dünya barışı için tarihten gelen misyonunu yeniden üstlenmesi gerekmektedir.

  • Türkiye sahip olduğu tarihi ve kültürel özelliklerinden dolayı Türk-İslam Birliği’nin kurulmasında Türk-İslam dünyasına öncülük görevini üstlenmek durumundadır.

  • Bu öncülük Türk Milleti’nin bir üstünlük veya kibirlilik iddiasından değil, yüzlerce yıldır Türk-İslam dünyasına, Allah rızası için yapmış olduğu hizmet aşkından kaynaklanmaktadır.

  • Sonuç olarak, Türkiye’deki sağduyu sahibi her camia bu fikir etrafında bir birlik teşkil etmeli ve bunu seslendirmelidir.

Türk-İslam Birliği Örnek Bir Medeniyet Oluşturacaktır

Ülkemiz, uzun yıllardır harcadığı çabanın bir karşılığı olarak geçtiğimiz Ekim ayında Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başladı. Birçok hükümet AB yolunda bugünlere gelebilmek için Avrupa Birliği’nin belirlediği çok sayıda kriteri yerine getirdi. Uzun yıllar devam eden adaylık süreci müzakerelerin resmi olarak başlaması ile son buldu. Müzakerelerin yaklaşık 10 yıllık bir süreçte sonuçlanacağı tahmin ediliyor. Müzakere dönemiyle ilgili yapılan bir diğer öngörüde, ilerleyen yıllarda Türkiye’nin önüne çok sayıda zorlu koşul konulacağı yönünde.

Avrupa Birliği’ne üyelik yolculuğunda yaşanan olaylar toplumumuzda, birliğe katılıp katılmama konusunda farklı görüşlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bazı gruplar Avrupa Birliği’ne kesinlikle üye olunmamasını isterlerken, bazıları yapılan öngörülerin yersiz olduğunu ve Avrupa Birliği’ne üyeliğin Türkiye’nin düzlüğe çıkmasının tek yolu olduğunu savunmaktadır. Kimileri ise, Avrupa Birliği ile müzakerelere devam etmenin lehimize olduğunu, kırmızı çizgi olarak adlandırılan ulusal önceliklerimizden taviz vermek durumunda kalırsak ilişkileri durdurmamız gerektiğini düşünmektedirler. Bir genelleme yapılacak olursa, Türkiye’deki insanların büyük oranda Avrupa Birliği ile ilgili olumlu düşüncelere sahip oldukları söylenebilir.

Tüm ekonomik ve sosyal koşullar değerlendirildiğinde, tam üyelik müzakerelerinin olumlu bir şekilde sonuçlanmasının, halkımızın büyük bir kısmının da düşündüğü gibi, Türkiye’ye kazandıracağı çok şey olacaktır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği istenilen ve güzel bir sonuçtur. Birliğe üye olunursa; ticari ilişkiler kuvvetlenecek, serbest dolaşım hakkı kazanılacak, farklı kültürlerin birbirleriyle tanışmaları ve kaynaşmaları sağlanacak ve dünya barışı için daha etkili adımlar atma imkanı bulunacaktır. Türkiye, sosyo-ekonomik çerçevede önemli atılımlar yapacaktır.

Tabii ki, bu sonuçlara ulaşmak için hem Türkiye’nin hem de Avrupa ülkelerinin dürüst, akılcı, adaletli, tarafsız ve ciddi bir çaba harcamaları gerekmektedir. İki taraftan biri çok önemli olan bu ilkelerden taviz verirse, Avrupa Birliği ile ilişkilerin zora gireceği çok açıktır. Peki, böyle bir durum Türkiye açısından ne ifade etmektedir? Soruyu daha da farklı bir şekilde sorarsak Avrupa Birliği’ne üye olmak ya da olmamak Türkiye için yolun sonu mudur? Başka bir deyişle, Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle beraber veya bundan daha da önemli olan bir alternatifi var mıdır?

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelikten daha önemli bir sorumluluğu vardır. O da, Türk-İslam Birliği’ni acilen kurmaktır. Çünkü Türk-İslam Birliği, dünya üzerinde, ülkelere düşen rolleri ve dengeleri kökünden değiştirecektir. Herkes dikkatini yeni kurulan bu birliğe çevirecek ve yeryüzünde İslam ahlakının yol açacağı büyük değişikliklere şahit olacaktır. Türk-İslam Birliği ile inşa edilen ihtişamlı medeniyet insanların bu birliğe gönülden ve fiilen bağlanmak istemelerine yol açacaktır. Peki, bu muhteşem medeniyetin özellikleri neler olacaktır?

Türk-İslam Birliği'nin oluşturulmasıyla birlikte, huzur ve güvenlik sağlanacak, ekonomik sıkıntılar ortadan kalkacak, Türk-İslam dünyasında, eğitim, bilim ve kültüre ayrılan bütçeler genişleyecek, büyük bir kültürel atılım yaşanacaktır. Böylece Müslümanlar tüm dünyaya örnek olacak yeni bir medeniyet inşa edeceklerdir. Kuran'da emredilen birlik ve beraberlik ruhunun yaşanması, üye ülkelerdeki günlük yaşama, sanata, estetiğe, tıp, bilim ve teknoloji konusunda yaşanacak gelişmelere doğrudan etki edecektir. Dostluk ve kardeşliğin yerleşmesi, toplum hayatında huzur ve güvenliğin sağlanması, bireylerin düşünmeye ve araştırmaya daha çok vakit ayırabilmelerine, bunu yaparken daha hür fikirli ve ileri görüşlü olabilmelerine zemin hazırlayacaktır. Kargaşa, yokluk ve sıkıntının giderildiği ortamlar yeni fikirlerin geliştirildiği, yeni ürünlerin ortaya çıkarıldığı, faydalı buluşların yapıldığı ve sürekli ilerlemenin yaşandığı ortamlardır. Allah’ın izniyle Müslüman dünyası da Türk-İslam Birliği'ni kurarak, bu ortamı meydana getirecektir.

Açıktır ki, Kuran ahlakını yaşayanlar, dogmaların, batıl inanışların ve saplantıların etkisinde kalmadan düşünürler. Çevrelerinde gördükleri herşeyi ve karşılaştıkları her olayı çok yönlü değerlendirebilirler. Dolayısıyla içinde bulundukları çağdan çok daha ilerisini görebilir, düşünebilirler. Bu özellikleri insanlığa yarar sağlayacak buluşlar yapmalarına, hayatı kolaylaştıracak ve konforu artıracak teknolojiler geliştirmelerine vesile olur. Türk-İslam Birliği'nin sağlanmasıyla birlikte, bu vizyonu kazanacak Müslüman toplumlarda bilim ve teknoloji alanında yeni bir çığır açılacak, Müslümanlar bilimi üreten bir medeniyet meydana getireceklerdir.

İman edenlerin sahip olduğu ince düşünce ve derin kavrayışın kendisini gösterdiği alanlardan biri de sanattır. Sanatın özünde, düşünmek, incelikleri fark edebilmek, gördüklerinden zevk alıp bunları başkalarının da zevk alabileceği şekilde sunabilmek yatar. İman eden ve Kuran ahlakını yaşayan bir insanın sanat anlayışı çok üstündür. Çünkü müminler sanatı İlahi bir güzellik olarak düşünür ve sanatsal eserleri Allah'ın gücünü ve kudretini, yaratılıştaki ihtişamı yansıtan araçlar olarak görürler. İslam toplumlarında sanatçılar Allah'ın yaratışındaki güzelliklerden aldıkları ilhamla benzersiz eserler ortaya koyarlar. Bu gerçeğe geçmiş yüzyıllardan çok sayıda örnek verilebilir. Kuran ahlakından ve derinliğinden kaynaklanan bu eserlerde, benzersiz bir kabiliyet ve çok zengin bir akıl gücü vardır. Türk-İslam Birliği'nin kurulması sayesinde Müslümanların sanat zevkini yansıtan çok daha fazla eser ortaya konulacak, şehirler güzelleştirilecek, ihtişamlı binalar inşa edilecek, yaşam kalitesi çok yükselecektir.

İslam ülkeleri temizlikleri, düzenleri, sanat eserleri, kültürel başarıları, teknolojik imkanları ile ön plana çıkacaklardır. Birlikteki toplumlar teknolojinin sağladığı her türlü imkan ve konfordan bol bol yararlanacak, bolluk, zenginlik ve güzellik yaşamın her alanına hakim olacaktır. Müslümanlar hep güzellikle karşılaşacak, ahlakları gibi, yaşadıkları yerler, bahçeleri, evlerinin dekorasyonu, kıyafetleri, dinledikleri müzik, eğlence şekilleri, tiyatroları, sinemaları, resimleri, sohbetleri de güzelleşecektir.

Kurulacak bu ihtişamlı medeniyetin ekonomik temeli de Türk-Müslüman coğrafyasında mevcuttur. Müslüman ülkelerin büyük çoğunluğu hem jeostratejik olarak avantajlıdır, hem de doğal gaz ve petrol başta olmak üzere değerli enerji kaynaklarına ve doğal zenginliklere sahiptir. Batı tarafından tüketilen petrolün yaklaşık yarısı bu coğrafyadan ihraç edilmekte, dünya tarım ürünlerinin %40'ı da yine bu bölgede üretilmektedir. ( www.arabicnews.com ) Dünya ekonomisinin başta Basra Körfezi bölgesi olmak üzere, Türk-İslam coğrafyasından ihraç edilen petrol ve gaza bağımlı olduğu, pek çok ekonomist ve stratejist tarafından da açıkça ifade edilmektedir. (Anthony H. Cordesman, US Policy Ten Years After Gulf War – Executive Summary and Major Policy Recommendations, CSIS, 30 Ekim 2000 )

Buraya kadar bahsettiklerimizden anlaşılacağı gibi, Türk-İslam Birliği’nin yeryüzünde inşa edeceği medeniyetin gücü ve etkisi çok büyük olacaktır. İşte Türkiye oluşacak bu büyük gücü ve etkiyi düşünerek hareket etmeli ve Türk-İslam Birliği’nin kurulmasına öncülük yapmalı dır. Çünkü biraz önce de bahsettiğimiz gibi, bu birliğin kurulmasıyla ülkeler arasındaki dengeler başta Türkiye olmak üzere tüm Türk-Müslüman aleminin lehinde değişecektir.

Aslında tüm bu gerçekler ve yorumlar Türkiye’nin önünü aydınlatacak niteliktedirler. Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olmak için çaba harcamalıdır ancak bundan da önemlisi Türk-İslam Birliği’ni kurmak için bir dakika bile kaybetmemelidir. Avrupa Birliği’nin mevcut yapısı ve dünya konjonktürü Türk-İslam Birliği’nin kurulmasını gerektirmektedir. Yeryüzündeki adaletsizliğin, fakirliğin ve ahlaki dejenerasyonun kesin çözümü Türk-İslam Birliği’dir. Çünkü diğer alternatifler bu sorunların tam olarak çözülmelerinde yetersiz kalmaktadırlar. Bunun sebebi de, kurdukları yapıların temelini Kuran ahlakının oluşturmamasıdır. İnsanlar, Allah’ın onlar için seçip beğendiği din fıtratı üzerine yaratılmışlardır ve Allah korkusu ve sevgisinin gözetildiği ortamlarda huzur bulabilirler. Şu an dünya üzerinde böyle bir ortam yaşanmadığı için kötülükler ve haksızlıklar devam etmekte, bu da insanların mutlu olmalarını engellemektedir.Bir Kuran ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

“İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73)

Müslüman ülkelerin bu ayetin gereklerini yerine getirmeleri gerekir. Artık Türk-İslam Birliği’ni kurmanın vakti gelmiştir. Bu birlik, sadece Müslümanların değil, Hıristiyan ve Musevi aleminin de en büyük beklentisi olmalıdır. İman edenler tüm gayretlerini göstermeli, Müslüman topluluklar arasındaki gerginlikler son bulmalı ve birliğin temellerini atmak için görüşmeler bir an önce başlamalıdır.

Eğer Türk-İslam Birliği kurulursa, dünya devletleri buna kayıtsız kalmayacak ve birliğimize destek olacaklardır. Aralarına bizi de kabul etmeleri için yıllardır yakınlık kurduğumuz Avrupalı devletler ise Türk-İslam Birliği’ne kabul edilmek için sıraya gireceklerdir. İbre tam tersine dönecek, doğru olanı yaptığımız için haklı ve güçlü olan Türkiye olacaktır. Kurulan üstün İslam medeniyetini dünya üzerinde konuşmayan ve övmeyen tek insan kalmayacaktır.

Unutmamak gerekir ki, Türk-İslam Birliği’ni kurmak konusundaki en önemli görev Türkiye’ye düşmektedir. Tarihimiz ve vizyonumuz bu sorumluluğu bize vermektedir. Yapılması gereken tek şey, iman edenlerin samimi bir çaba göstermeleri ve Allah’a tevekkül etmeleridir. Bu gerçekleşirse, Allah da bizleri başarılı kılacak ve Kuran’daki vaadini yerine getirecektir.

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır. “ (Nur Suresi, 55)

Birlik ve Beraberlik Türk-İslam Dünyasını Güçlendirecektir

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp, ayrılmayın...”
(Al-i İmran Suresi, 103)

Müslümanların birlik ve beraberlik ruhu içinde hareket etmesi, Allah’ın Kuran’da bildirdiği ahlakın bir gereğidir. Müslümanların bu gerçeği düşünerek birlik olmaya samimi niyet etmeleri gerekir.

Türk-İslam coğrafyasında bugün çeşitli gerginlikler ve anlaşmazlıklar yaşanmakta, çatışmalar sürmekte, huzursuzluk ve tedirginlik artmaktadır. Türk-İslam dünyasında olması gereken birlik ve beraberlik ruhunun gereği gibi yaşanmıyor olması, hem birtakım sorunlara zemin hazırlamakta hem de mevcut sorunlara kalıcı çözümler oluşturulmasını zorlaştırmaktadır. Bu durumun son bulması, Müslümanların ve diğer tüm toplumların huzura, güvene ve barışa kavuşabilmeleri için, Türk-İslam dünyasında sağlam bir birliğin tesis edilmesi şarttır. Müslümanlar, Allah’ın Kuran-ı Kerim’de buyurduğu gibi, kardeş olduklarının şuuruyla hareket etmeli, bir ailenin fertleri gibi sevgi, saygı ve samimiyetle birlik olmalıdırlar.

Yüce Rabbimiz’in Kuran-ı Kerim’de buyurduğu, “İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73) ayetinin emri, Müslümanların birbirlerinin velisi, yani koruyucusu ve dostu olmaları, birbirlerine yardım etmeleri ve birlik içinde hareket etmeleridir. Yüce Allah, bunun yapılmaması durumunda dünyada büyük karışıklıklar ve huzursuzluklar yaşanacağını bildirmektedir. İşte bu nedenle Müslümanlar Kuran’da bildirilen kardeşlik ve dostluk ruhuna uygun hareket etmeli, yaşanan büyük acıların önüne geçilebilmesi ve bunların tam anlamıyla son bulması için dayanışma içinde olmalı, birlik haline gelmelidirler. İçinde bulunulan koşullar, Müslümanların birlik olmasının zaruri olduğunu açıkça göstermektedir. Türk-İslam dünyası, ya birleşecek, barış ve refah ortamı oluşacak, huzur ve güvenlik tesis edilecek, aydınlık günler yaşanacak, ya da yaşanan olumsuzluklar ve acılar devam edecektir.

Yaşanan Sorunların Çözümü, Birlik ve Beraberlik İçinde Hareket Etmektir

İslam Medeniyetinin tüm dünyayı aydınlattığı, bilimde, sanatta, mimaride, ticarette dünyaya örnek olduğu dönemler, Müslümanların birlik ve beraberlik içinde hareket ettikleri dönemler olmuştur. 10. ve 11. yüzyıllarda ve bunu takip eden zamanlarda, İbn-i Heytem, El Cebr, İbn-i Sina ve daha pek çok öncü İslam aliminin çalışmalarıyla Müslümanların bilim dünyasına katkıları; Osmanlı döneminde Mimar Sinan başta olmak üzere büyük sanatkarlarla mimari ve sanat dünyasına kazandırdıkları bütün dünyanın takdirini kazanmıştır. Tüm bu asırlar boyunca, Kuran ahlakıyla ahlaklanan Müslümanların, gittikleri her yere hoşgörü, akıl, bilim, sanat, estetik, temizlik ve refah götürmelerinin ve İslam dünyasının, dünyanın en modern ve en çağdaş uygarlığı olmasının temelinde, birlik ruhunun sağladığı huzur, güven ve barış ortamı vardır. Günümüzde de Türk-İslam dünyası gücünü, nurunu, bereketini tekrar elde etme ihtiyacındadır.

Ancak bu yönde yapılacak her türlü çalışma için öncelikle, tüm Müslümanlar arasında kardeşlik ruhunun yaşanması, Türk-İslam dünyasının birliğinin tesis edilmesi gereklidir. Farklılıkları hoşgörü ile karşılayan, gücünü ve enerjisini yalnızca İslam’ın, Müslümanların ve insanlığın hayrına kullanan, çoğulculuktan yana olan, uzlaşmacı ve barışsever bir kültür Müslümanlar arasında egemen olursa, İslam dünyası, 21. yüzyılın en büyük medeniyetlerinden birini inşa edebilir. Aksi halde, dağılmış, ayrılmış, birbirlerinden kopuk olan Müslümanların kendi değerlerini savunmaya dahi güç yetirmeleri çok zor olacaktır. Oysa, insan hakları, inanç, yaşam ve fikir özgürlükleri konusunda olumsuz bir yaklaşımla karşı karşıya kalmaları durumunda, Müslümanların değerlerini beraberce fikren savunmaları Kuran ahlakının bir gereğidir. Birlik ve beraberlik içinde yürütülecek fikri mücadelenin çok etkili olacağı, istenen neticeye kısa sürede ulaşılabileceği açıktır.

Müslümanlar Farklılıkları Değil, Ortak Değerleri Esas Almalıdır

İslam Birliği’nin geçmişte yaşanmış olması, bugün de yeniden inşa edilebileceğinin en önemli delillerinden biridir. Müslümanların bu konuda ümitvar olmaları, imkanları doğrultusunda bu birlikteliğin oluşmasını teşvik etmeleri, İslam dünyasının kardeşliği ve beraberliği için çaba göstermeleri son derece önemlidir. Müslümanlar, mümin kardeşlerinin şevk ve heyecanlarının artmasına, dostluk ve birliğe özlem duymalarına vesile olmalıdırlar. Özellikle, kanaat önderlerinin, aydınların, toplumun örnek aldığı kişilerin bu yönde tavırlarıyla, konuşmalarıyla, yazılarıyla örnek olmaları gereklidir.

Birlik ve beraberliğe duyulan özlemin, somut adımlarla desteklenmesi de önemlidir. Tüm iman edenler birbirlerine ahiret kardeşi gözüyle bakıp, birbirlerinin hatalarını veya kusurlarını değil, güzel yönlerini görmelidirler. Farklılıkları bir ayrılık veya bir uzak durma sebebi olarak değil, bir renklilik, kültürel çeşitlilik, güzellik olarak değerlendirmelidirler. Sevgi, merhamet, anlayış ve şefkatle karşılarındakilere yaklaşmalı, kardeşlerine muhabbet duymalı, onları her zaman öven ve saygılı bir üslup kullanmalıdırlar. Müslümanlar, Rabbimiz’in, iman edenlerin birbirlerinin kardeşleri olduklarını buyurduğu ayet-i kerimesini hep hatırlarında tutmalıdırlar:

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat Suresi, 10)

Tüm Müslümanlar aynı Yüce ve Bir olan Allah’a iman etmekte, yalnızca O’nun rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için çalışmakta, alemlere rahmet olarak gönderilmiş sevgili Peygemberimiz Hz. Muhammed (sav)’e gönülden itaat etmekte, aynı Kitap’a tabi olmaktadır. Hepsinin gayesi, Kuran ahlakının yeryüzünde yaşanmasıdır.

Bütün gayeleri aynı olan Müslümanların birbirlerini sevmeleri ve birlik içinde hareket etmelerinden daha kolay ne olabilir? Yeter ki, İslam ahlakının gereği olan sevgi, merhamet, fedakarlık, anlayış, affedicilik gibi güzel özelliklerini, çevremizdeki insanlara olduğu gibi, farklı camialarda olan Müslüman kardeşlerimize de gereğince gösterelim. İslam ahlakını tam olarak bilmeyen ve bilgi eksikliğinden dolayı yaşamayan kişilere göstermemiz gereken hoşgörüyü, farklı düşüncelere sahip mümin kardeşlerimizden esirgemeyelim. Bütün insanları olduğu gibi, onları da merhamet ve anlayışla kucaklayalım.

Müslümanların Birliği Sevgi ve Samimiyet Üzerine Tesis Edilmelidir

Allah korkusu ve sevgisinden kaynaklanan, gerçek sevgi ve samimiyet, iman edenlere verilmiş olan en güzel nimetlerdendir. Bu nimet, iman edenler arasındaki ilişki ve diyaloglara mutlaka yansımalıdır. Müslümanların inşa edeceği birliğin de, içtenlik ve gerçek sevgi üzerine kurulu olması gerekir. Unutmamak gerekir ki, ahir zamanda insanların yaşadığı en büyük belalardan biri sevgisizlik ve sevgisizlikten kaynaklanan katılık, anlayışsızlık, soğukluk, merhametsizliktir. İman edenler ise birbirlerini, Allah’ı ve elçisini sevdiklerini bildikleri için peşinen sever; Allah’tan korkup elçisine itaat ettiklerini bildikleri için birbirlerine saygı ve hürmet duyarlar. Sadece iman ediyor olmaları dahi birbirlerini sevmeleri için yeterli bir sebeptir. Dolayısıyla Müslümanların istişare ve görüşme ortamlarına, bir aile ortamının sıcaklığı, candanlığı, dürüstlüğü ve samimiyeti egemen olmalıdır. Kuran-ı Kerim’de, Peygamber Efendimiz (sav) ile birlikte hicret eden ve onları karşılayan müminlerin birbirlerine duydukları samimi sevgi ve fedakarlıkları, tüm müminlere şöyle örnek verilmiştir:

Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ‘cimri ve bencil tutkularından’ korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)

Günümüzde de Müslümanlar, tıpkı sahabe-i kiram gibi birbirlerini gönülden sevmelidir. İslam Birliği’nin özünde, şefkat ve merhametiyle tüm insanlara örnek olan Peygamberimiz (sav)’in ahlakı ve sahabe-i kiramın ruhu olmalıdır. İslam ahlakını, Mekke ve Medine’den tüm dünyaya ulaştıran bu ruhtur. Sahabenin birbirine olan samimi sevgisi, bağlılığı, dayanışma ve birlik ruhu onlara güç ve kuvvet vermiş, yaptıkları işlerdeki bereketi artırmış, tüm işlerinde onları başarılı kılmıştır. Bugün de Müslümanlar aynı dayanışma, fedakarlık, vefa ve sadakatle hareket ettiklerinde, “birbiriyle kurşunla kaynatılmış gibi” saf bağladıklarında, Rabbimiz’in vereceği güç ve kuvvetle, inşaAllah tüm sorunların üstesinden gelinecektir. Kuran’da emredildiği gibi içtenlik ve sevgiyle yaklaşıldığında, İslam dünyasının tüm sorunları kolaylıkla çözüme kavuşacaktır.

Müslümanların birlik olmasını engelleyen sebeplerden birinin, şeytanın oyunu olan kibir ve enaniyet olduğu unutulmamalı, bu kötü ahlak özelliklerinden sakınılmalıdır. Yüce Allah, enaniyetli insanı sevmediğini, “... Allah büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Hadid Suresi, 23) ayetiyle bildirmiştir. Enaniyet ve kibir, iman edenler arasında gerilime neden olabilecek, dolayısıyla onları birbirinden uzaklaştıracak, sevgilerini azaltacak, merhamet ve şefkat duymalarını engelleyecek kötülüklerdir. İslam dünyası pek çok sıkıntı ve zorlukla karşı karşıyayken, kişisel hesaplar ve nefsin küçük oyunlarıyla zaman kaybetmek, samimi olarak iman eden Müslümanlara yakışmayacak bir tavırdır. Her Müslümanın bu hataya düşmekten Allah’a sığınması, kibirin engellemeye çalıştığı hayırlı olan ne varsa onu yaparak, enaniyetin iman edenlerin birlik ve beraberliğinin önünde engel olmasına izin vermemesi gerekir.

Tüm Dünya, Türkiye’nin Müslümanları Birleştirmesini Bekliyor

Yeryüzündeki son İslam Birliği, büyük, şanlı Osmanlı İmparatorluğu’ydu. Kuran ahlakıyla şekillenmiş olan Osmanlı yönetimi döneminde yaşanan İslam Birliği, birlik ve beraberlik ruhu yaşandığında Müslümanların barış içinde, gayet rahat ve huzurlu yaşadıklarını gösteren güzel bir örnektir. Bugün Batı’da da pek çok aydın ve devlet adamı tarafından, özellikle eski Osmanlı coğrafyası üzerinde bir asırdır devam eden boşluk teşhis edilmekte ve çözümün de ancak Osmanlı modelinin, yani hoşgörü ve adalete dayalı bir İslam Birliği’nin, yeniden hayata döndürülmesiyle mümkün olacağı fikri yankı bulmaktadır.

Ülkemiz, mirasçısı olduğu büyük Osmanlı İmparatorluğu ile Müslüman dünyasının yüzyıllarca manevi önderliğini yapmıştır. Bu nedenle, halen bu coğrafyada tüm Müslümanların sevgisine ve ilgisine mazhar olmaktadır. Ayrıca tecrübesi, gelişmiş dış ilişkileri, yetişmiş insanı ve aydınıyla Türkiye, Türk-İslam dünyasının birleşmesine öncü olmaya ehil görülmektedir. İttifakla büyük bir kesim, Türkiye’yi bu asil görev için aday göstermektedir.

Türkiye’nin, Türk-İslam dünyasının birliğinin sağlanmasında öncü olması, tarihin yüklediği bir sorumluluktur. Ancak bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilebilmesi için, öncelikle tüm İslam dünyasına örnek teşkil edebilecek bir modelin oluşturulması, diğer bir deyişle birlik temennilerinin sözde kalmaması gerekir. Bunun için de ülkemizdeki kanaat önderlerinin, aydınların, sivil toplum kuruluşlarının liderlerinin biraraya gelmeleri, bu birlikteliğin pratikte nasıl yaşanabileceğini göstermeleri büyük önem taşımaktadır.

Altuğ M. Berker
Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı


Bu makale, Türk-İslam Birliği Dergisi 04. sayı (Ocak 2006) 93. sayfada yayınlanmıştır.

Bu eser 1.202 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Makale ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
İslam Birliği'ne Çağrı - Belgesel
İslam'ın Yükselişi - Kitap
İslam Birliği'ne Çağrı - Kitap
İslam Dünyayı Aydınlatan Işık - Belgesel
islambirligi.org - Web Sitesi
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN MAKALELER
Atatürk’ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran
Peygamberimizin Güzel Hayatı
Geçmişten Günümüze İslam Alimleri ve Hz. Mehdi
Hazreti Muhammed'in Üstün Ahlakı -1-
ÇOK İNDİRİLEN MAKALELER
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran - 3067 download
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran - 2342 download
Geleceğin Teknolojisi Müslümanların Eseri Olacak - 1938 download
Geleceğin Teknolojisi Müslümanların Eseri Olacak - 1630 download
CNNTurk'ün Evrim Yanılgıları - 1385 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.