 |
Bazı insanlar Kuran ahlakının pek çoğunu uygulayıp hayatlarının büyük bölümünde mümin tavrı gösterebilirler.
Ancak bazı konular da vardır ki, bunların Kuran'a göre yanlış olduğunu anlamak istemeyebilir ya da bunu gereği gibi kavrayamamış olabilirler. Ümitsiz konuşmalar yapmak, konuları açmaza sürükleniyormuş gibi göstermek bu yanlışlardandır.
Din ahlakını yaşamayan insanlar, Allah'ın her şeyi bir kader dahilinde yarattığı gerçeğini unuturlar. Bu nedenle günlük konuşmalarına ümitsiz ifadeler hakimdir, çok basit konuları bile çözümsüz hale getirebilirler. "Ne yapacağım ben şimdi?", "Nasıl bu hale geldim?", "Neden işler istemediğim şekilde gelişiyor?", "Bu işin içinden nasıl çıkacağım?", "Keşke şöyle yapmasaydım" benzeri ifadelerle dolu konuşmalar bu kişilerin içinde bulundukları olumsuz ruh halini gösterir.
Kimi zaman iman ettiklerini söyledikleri halde ümitsizliğe kapılan, kaderin akışı içinde tüm olayları Allah'ın yarattığını unutarak açmaza düşen insanlar da olabilmektedir.
Bu kimseler Allah'ın yüceliğini, hak dinin üstünlüğünü bildikleri, dünya ve ahiret kurtuluşu için Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uymaktan başka bir yol olmadığını anladıkları halde, yine de cahiliye ahlakından tam olarak kopamamışlardır. Yani imanı yaşadıklarını söylemekle birlikte, nefisleriyle çatışan bir durum olduğunda ya da zorlukla karşılaştıkları anlarda, Kuran ahlakına uygun bir tavır sergilemektense, cahiliye ahlakını yaşayan insanların tavırlarını gösterebilmektedirler.
Ümitsiz Konuşmalar İman Edenler İçin Büyük Bir Tehlikedir
İnsanlar günlük hayat içerisinde kimi zaman ummadıkları, istemedikleri ya da hoşlanmadıkları olaylarla karşılaşabilirler. Bunların her biri, "O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı..." (Mülk Suresi, 2) ayetiyle bildirildiği gibi, insanların denenmesi için özel olarak yaratılan durumlardır. İman edenlerin yapması gereken ise, başlarına gelen olay her ne kadar zor ya da olumsuz gibi görünse de, Allah'a güvenmek ve Rabbimiz'in her olayda bir hayır takdir ettiğini bilmektir. Mümin bir kişi, kalbinde yaşadığı bu güven ve teslimiyeti ahlakına da hakim eder.
Böyle bir insanın konuşmalarından teslimiyeti ve tevekkülü açıkça anlaşılır. Bir an bile olsa yaşadığı olaylar hakkında 'neden ya da niçin böyle oldu?' gibi sözler sarf etmez ve düşünmez de. Allah'ın inananlar için herşeyi en güzel ve en kusursuz şekilde yarattığını, olumsuz gibi görünen bir olayın aslında kişiye pek çok yönden hayır getirebileceğini bilerek konuşur.
Allah, Kuran'da "...Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayetiyle bu durumu insanlara hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, aksilik gibi görünen bir olayla karşılaşıldığında samimi bir Müslüman Allah'ın her şeyi hayır ile yarattığını ve her şeyin hayırlara vesile olacağını düşünür. Konuşmalarına da bu düşüncesi hakimdir. Hiçbir zaman cahiliye ahlakını yaşayan insanların "Eyvah, keşke, maalesef, nasıl yaptım böyle bir şeyi?" gibi şikayet eden, tevekkülsüz ve umutsuz üslubunu andıracak ifadeler kullanmaz.
Ümitsiz Konuşmalar Yapanlara Destek Olmak da Kuran Ahlakı ile Çelişir
Kader mutlaka olması gerektiği gibi yani Allah'ın dilediği şekilde gelişir. Bu nedenle "şöyle olsaydı böyle olurdu" gibi yanlış mantıklar öne sürerek hüzne ya da pişmanlığa kapılmak yersizdir. Yaşanan neyse en hayırlısı odur.
Böyle bir yanılgıya kapılan kişiye itibar etmek, onu haklı bulduğunu gösteren ifadeler kullanmak da aynı derecede hatalı bir tavırdır. Ümitsiz konuşmalar yapan kişinin çevresindekiler ona katılmak yerine onu içinde bulunduğu olumsuzluktan çıkartacak şekilde davranmalıdırlar. Müslümanca konuşan bir kimsenin yanında bulunanlar da o ana kadar alışkın oldukları ve büyük olasılıkla sakıncalı görmedikleri Allah'tan gafil üsluplarını bir anda terk ederler. İki konuşma tarzı arasında oluşan açık farklılık, kullandıkları üsluptan utanıp sakınmalarına neden olur.
Müslümanların Nasıl Bir Üslup Kullanmaları Gerektiği Kuran'da Haber Verilmiştir
Allah Kuran'da müminlere, "De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51) ayetiyle zorluklar karşısında nasıl bir üslupları olması gerektiğini bildirmektedir. Yine bir başka ayette ise "Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz." (Bakara Suresi, 156) buyrularak, müminlerin kaderin ve her olayın hayırla yaratıldığının şuurunda olan, teslimiyetli bir üslup kullandıklarına dikkat çekilmektedir.
Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadislerinde tevekkül ile ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır:
Ebû Hureyre (r.a.) Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Kuvvetli mü'min, Allah Katında zayıf mü'minden daha hayırlı, (daha üstün) ve daha sevimlidir. (Bununla beraber) her ikisinde de hayır vardır. Sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. Allah'dan yardım dile ve asla acz gösterme. Başına birşey gelirse, ''Eğer (keşke) şöyle yapsaydım, şöyle olurdu!'' diye hayıflanıp durma. ''Allah'ın takdiri bu. O, ne dilerse yapar.'' de. Çünkü "eğer (keşke)" kelimesi, şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar." (Müslim, Kader 34. Tercüme: İsmail L. Çakan, Hadislerle Gerçekler, Erkam Yayınları, İstanbul 1990, s.231)
Tevekkül edildiğinde, Allah'ın izniyle her şey çok kolaylaşır. Tevekkülsüzlükte ise, hayatın her detayı insanlar için ayrı bir zorluk, ayrı bir sıkıntı ve ayrı bir azaba dönüşür. Başlarına gelen olayların Allah'tan olduğunu düşünmeyen kişiler karşılarına çıkan tüm aksaklıkları ve sorunları kendilerinin çözeceklerini sanarak müthiş bir sıkıntıya girerler. Oysaki her ne yaparlarsa yapsınlar, Allah dilemedikçe hiçbir konuya çözüm getirmeleri mümkün olmaz. Çözüm bulduklarında, bu da yine ancak Allah'ın emri ile gerçekleşir. Bu nedenle tevekküllü bir insan, tüm çözümleri dener, elinden gelen tüm gayreti gösterir, ancak sonucu yaratacak olanın Allah olduğunu bildiği için, bunları huzur ve rahatlık içerisinde yapar.
Allah'a iman eden ve Kuran'a uyan her mümin, daha samimi olmalı ve ayetlerde anlatılan mümin ahlakına ters düşecek her türlü tavır ya da düşünceden kurtulmalıdır.
Her Olay Allah’ın İzniyle Gerçekleşir
Kaderi ve iman edenler için her şeyin hayır olarak yaratıldığını bilen bir üslup Müslümanın tüm hayatına hakimdir. Hiçbir şeyi, hiç kimseyi ve hiçbir olayı bu inancının dışında tutmaz. Olumlu gelişmelerin kaderde olduğunu düşünüp, aksilik gibi görünen olaylarda kaderi unutmuş konuşmalar yapmanın gafil bir üslup olduğunu bilir. Hatayı yapan kendisi de olsa, başkası da olsa 'niye yaptın', 'oraya gitmeseydin bunlar olmazdı' gibi sözler söylemez. Tam tersine Kuran'da, "… Size isabet eden Allah'ın izni ile idi…" (Al-i İmran Suresi, 166) ayetiyle haber verilen gerçeği anlamış bir insanın üslubuyla konuşur. Baştan tedbirini alamamasının da, oluşan hatanın meydana gelmesinin de hep kişinin kaderinde olduğunu bilir.
"O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı..." (Mülk Suresi, 2)
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 29. sayı (Kasım 2006) 30. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 708 kez incelendi.
|
 |
|