 |
İftiraya uğrayarak hapsedilmek, tarih boyunca Yüce Allah’a iman eden ve yaşamlarını yalnızca Ona hizmet ederek geçiren müminlerin en büyük imtihanlarından biri olmuştur. Üstün ahlak sahibi bu insanlar, karşılaştıkları her zorluk gibi bunu da tevekkül ile karşılamışlardır. Yüce Allah’ın kaderlerinde yazdığı bu imtihanın birçok hikmeti olduğunu ve büyük hayırlara vesile olacağını bilerek sabretmişlerdir. Sonuçta bu yerler onlar için, Allah’ın pek çok ilmine vakıf olup imanda derinleştikleri ve çevrelerindeki insanları doğru yola davet ederek eğittikleri birer okula dönüşmüştür.
Salih müminlerin Kuran ahlakını yaşama ve insanlar arasında da yayma istekleri, iman etmeyen çevreleri rahatsız etmiştir. Bu kişilerin iman eden insanları yıldırmak için uyguladıkları yöntemlerden biri; onları iftiralarla, haksız suçlamalarla, sahte delil ve yalancı şahitlerle suçlu gibi gösterip, onların hapse atılmalarını sağlamaktır.
Bu çevreler bunu yapmakla müminleri yıldıracaklarını, İslam ahlakıyla yaşamaktan vazgeçireceklerini düşünürler. Ancak tam tersine, bu mekanlar müminler için, tıpkı yıllar yılı mağaraya sığınarak yaşayan Ashab-ı Kehf veya suçsuz olduğu halde yıllar yılı hapiste kalan Hz. Yusuf gibi; kendilerini manevi yönden geliştirdikleri, Allah’a daha çok yakınlaşarak ilimde derinleştikleri yerler olmuştur. Bu açıdan bakıldığında, müminlere zulmetmek, imani hizmetlerine engel olmak isteyenler, onları hapse atarak gerçekte büyük bir hayra vesile olmaktadırlar. Bu konuya en güzel örneklerden birisi, Hz. Yusuf’un karşılaştığı durumdur.
Hz. Yusuf’un Hapishane Günleri
Hz. Yusuf, evinde kaldığı Mısırlı Azizin karısının iftirasına uğramış, suçsuz olduğuna pek çok kimsenin şahit olmasına ve apaçık delillere rağmen, iffetinden dolayı onların isteklerini yerine getirmediği için zindana atılmıştır. (Yusuf Suresi, 35)
Hz. Yusuf bunun kendisi için daha hayırlı olduğunu bilerek uzun yıllar süren hapis hayatına sabretmiştir. Hapiste de Allah’ın emirlerini yerine getirmiş, çevresindeki kişilere Allah’ın birliğini anlatmış, onları Allah’tan başka İlah aramamaları konusunda uyarmıştır. Doğruluğu ve güzel ahlakı ile onlara örnek olmuştur.
Mısır hükümdarına, Hz. Yusuf’un son derece güvenilir ve ilim sahibi bir kişi olduğu haberinin ulaşmasıyla, Hz. Yusuf’un uzun yıllar süren zindan hayatı sona ermiştir. Suçsuz olduğu anlaşılan Hz. Yusuf’un dürüstlüğüne ve sahip olduğu ilme şahit olan hükümdar, onu Mısır hazinelerinin başına getirmiştir. (Yusuf Suresi, 54–57)
İftiralar Karşısında Müminlerin Gösterdiği Üstün Ahlak
Hz. Yusuf’un suçsuz olduğunun bilinmesine ve tüm delillerin onun lehine olmasına rağmen, hapisle cezalandırılmasının nedeni, onun sadece Allah’a iman etmesi ve onların şirk koştukları şeylerden uzak durmasıdır. Tüm bu haksız suçlamaların, iftiraların, cezalandırmaların karşısında Hz. Yusuf’un gösterdiği üstün ahlak, tevekkül ve kararlılık ise Kuranda şöyle bildirilmektedir:
(Yusuf) Dedi ki: Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum. Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Yusuf Suresi, 33–34)
Tarih boyunca Allah yolunda olup da haksız iftiralar sonucunda hapse atılan veya çeşitli zorluklarla karşılaşan müminler, daima Hz. Yusuf’un bu güzel tavrını örnek almışlardır. Kuran ahlakının yayılmasını istemeyen kişilerin bir eziyet ve ceza olarak gördükleri hapsi, salih müminler tevekkül ile karşılamışlardır. Allah’ın rızasını kazanmak için çaba gösterirken karşılaştıkları tüm zorluk ve sıkıntılar, onların şevk ve heyecanlarını daha da artırmıştır.
Müminlerin Sabrı ve Tevekkülü
Salih bir mümin daima sabırlı ve tevekküllüdür. Sabrının ve tevekkülünün sırrı ise, ”Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık.” (Kamer Suresi, 49) ayetinde de bildirildiği gibi, her olayı Allah’ın bir kaderle yarattığını bilmesidir. Gerçek sabır ve tevekkül, iman etmeyen insanların kesinlikle sahip olamayacakları çok önemli özelliklerdir. Herhangi bir nedenle hapse giren insanlar başlarına bu tür olayların gelmesinden, hapishane koşullarından, özgür olamamaktan, ailelerini görememekten ve daha birçok sebepten dolayı şikayet edip ümitsizliğe kapılabilirler.
Hapiste bulunan bir müminin bakış açısı ise tamamen farklıdır. Herşeyden önce, hiçbir suçu olmadığı halde, haksız yere hapiste bulunmuş olsa da, diğer insanlar gibi durumundan şikayetçi olmaz. ”De ki: Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe Suresi, 51) ayeti gereği, başına gelen her türlü zorluğun Allah’ın takdiri olduğunu bilir ve bunu büyük bir teslimiyetle karşılar.
Hapishanede karşılaştığı her zorluğun, ahiretteki sevabının katlanarak artmasına vesile olmasını umduğundan bu duruma, ”Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret.” (Mearic Suresi, 5) ayetinin gereği olarak sabreder.
Bu arada hapishaneden çıkmasını engelleyen veya geciktiren olaylar da gerçekleşebilir. Bunlar iman etmeyen bir insanın bakış açısına göre birer aksiliktir. Oysa iman eden bir insan tüm bunların Allah’ın yarattığı kader dahilinde gerçekleştiğini bilir ve sonucunda mutlaka büyük hayırlar olduğuna inanır.
Örneğin Hz. Yusuf, kendisinden önce hapisten çıkan kişiye, kendisini efendisine hatırlatmasını söylemiştir. Ancak bu kişi efendisine Hz. Yusuf’tan söz etmeyi unutmuş ve Hz. Yusuf daha yıllarca zindanda kalmıştır:
İkisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: Efendinin katında beni hatırla. Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı. (Yusuf Suresi, 42)
Tevekkül edip Allah’ın yarattığı kadere teslim olmayan insan, böyle bir olayı aksilik olarak görebilir. Buna üzülüp, umutsuzluğa kapılabilir. Ancak Hz. Yusuf gibi herşeyin bir kader üzere yaratıldığını bilen, sabır ehli ve tevekküllü bir insan, mutlaka bunda bir hayır olduğunu ve en önemlisi Yüce Allah dilemedikçe, kendisini hapisten çıkaracak hiç kimse olmadığını, arkadaşının efendisinin de buna güç yetiremeyeceğini bilir. Herşeyde olduğu gibi bu konuda da Allah’a yönelerek, dua eder. Yüce Allah’ın imtihan olarak verdiği zorluklar karşılığında cenneti umut ederek daima sabreder.
Hz. Yusuf gibi İmam-ı Azam, İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel ve yakın tarihimizden Bediüzzaman Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan ve Gönenli Mehmet Efendi gibi Kuran ahlakını anlatmak için yaptıkları mücadele ile bilinen samimi Müslümanlar da haksız yere suçlanmışlardır.
Bu değerli insanlar da türlü iftiralara uğramış, sahte delillerle aleyhlerinde tuzaklar kurulmuş ve bu iftiralardan dolayı hapisle cezalandırılmışlardır. Bu değerli İslam büyükleri de başlarına gelen zorluk ve sıkıntıyı kendileri için bir nimet bilmişler, ahiretteki karşılığını düşünerek sevinmişlerdir. Medrese-i Yusufiye adını verdikleri bu yerleri, kendileri için manevi eğitim alarak Allah’a yaklaştıkları yerler olarak görmüşlerdir.
Yusuf Medresesi’nde Eğitim Gören İslam Büyüğü: Bediüzzaman Said Nursi
... Yusuf daha nice yıllar zindanda kaldı. (Yusuf Suresi, 42) ayetinin ihbarı ve sırrıyla Yusuf Aleyhisselam mahpusların piridir. Ve hapishane bir nevi Medrese-i Yusufiye olur. (Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Onbirinci Şua, Meyve Risalesi, s.193)
Bu sözler; hayatını Kuran ahlakını yaşamaya ve bunu insanlara anlatmaya adamış ve sadece bu nedenle bazı çevrelerin saldırısına maruz kalarak suçsuz yere otuz yılını sürgünlerde ve hapishanelerde geçirmiş olan, 20. yüzyılın en büyük İslam alimlerinden Bediüzzaman Said Nursi'ye aittir.
Bediüzzaman Said Nursi, tüm yaşamı boyunca Müslümanlara örnek olmuş mübarek bir insandır. Bediüzzaman için, Medrese-i Yusufiye adını verdiği hapishaneler, manevi açıdan çok güzel birer eğitim ve nefsi terbiye yerleridir. Bu yüzden Bediüzzaman hapishaneye her girişinde orada bulunuşunun hayır ve hikmetlerini düşünmüş, bunları da tüm inananlarla paylaşmıştır. Oradan yazdığı mektuplarla öğrencilerine çok değerli tavsiyelerde bulunmuş, bu dönem boyunca kaleme almayı sürdürdüğü Risale-i Nur ismiyle anılan eserleriyle de insanlara Kuran ayetleri ışığında yaptığı çok kıymetli tefekkürlerini aktarmıştır. Her fırsatta talebelerine, karşı karşıya kaldıkları bu zorlukların kendileri için çok hayırlı olduğunu, birçok güzelliği beraberinde getirdiğini ve gelişen her olaya hayır gözüyle bakılması gerektiğini hatırlatmıştır. Özellikle de yaşının çok ilerlediği dönemlerde, tüm hastalıklarına rağmen, kışın en şiddetli günlerinde soğuk ve sobasız hücrelerde tutulan, hatta kimi zaman tecrit edilerek insanlarla görüşmesi dahi yasaklanan Said Nursi, en ağır koşullarda da herşeyin kaderde olduğunu ve teslimiyetle karşılanması gerektiğini düşünmüş; bunu bir mektubunda şöyle dile getirmiştir:
Sonra bu sırada, bu soğukta, en ziyade istirahata ve üşümemeğe ve dünyayı düşünmemeğe muhtaç olduğum bir zamanda, garazı ve kasdı hisseder bir tarzda, beni tahammülün üzerinde bu sürgün ve tecrid ve tevkif ve sıkıntıya sevkedenlere, fevkalade kızmak geldi. Bir yardım imdada yetişti. Manen kalbe ihtar edildi ki: İnsanların sana ettikleri ayn-ı zulümlerinde, ayn-ı adalet olan kader-i İlahinin büyük bir hissesi var ve bu hapiste yiyecek rızkın var. O rızkın seni buraya çağırdı. Ona karşı rıza ve teslim ile karşılık vermek lazım. Hikmet ve Rabbin rahmetinin dahi büyük bir hissesi var ki, bu hapistekileri nurlandırmak ve teselli vermek ve size sevap kazandırmaktır. Bu hisseye karşı, sabır içinde binler şükretmek lazımdır. (Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Yirmialtıncı Lema, s.260)
Bediüzzaman'ın ifade ettiği gibi, Yusuf Medresesinde bulunanlar kaderlerinde olduğu için oradadırlar. Bu nedenle olaylara teslimiyetle, sabır ve şükürle karşılık vermelidirler. Ayrıca hapishane imtihanıyla karşılaşan her salih Müslüman’ın, Bediüzzaman gibi orada bulunmasının hayır ve hikmetlerini bulup çıkarması gerekir ki, böylesine kıymetli bir manevi eğitim döneminin hakkını verebilsin. Bediüzzaman, başka bir sözünde ise Yusuf Medresesinin bahçesinde hem iyilerin hem de kötülerin bulunduğunu; ancak müminlerin sadece iyileri görüp kötüleri ise görmezlikten gelerek, zihinlerini bu tip konularla gereksiz yere meşgul etmemeleri gerektiğini hatırlatmıştır:
Şimdi toplum hayatı insanlığın aşamalarında, özellikle Yusufiye Medresesi bir bahçe hükmündedir. Hem çirkin, hem güzel, hem kederli, hem ferahlı şeyler beraber bulunur. Akıl odur ki; ferahlı ve güzel şeylerle meşgul olup, çirkin, sıkıntılı şeylere ehemmiyet vermez, şikayet ve merak yerine şükreder, sevinir. (Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Ondördüncü Şua, s.509–510)
Bediüzzaman’ın da ifade ettiği gibi, Allah’ın yarattığı olaylardaki güzellikleri, hayırları gören müminler, dünyada ve ahirette sevinç içinde, rahat ve huzurlu yaşarlar. Onları hiçbir zorluk yıldırmaz, hiçbir kötülük üzülmelerine neden olmaz.
Bediüzzaman ve Talebelerine Atılan Asılsız İftiralar
Bediüzzaman’ın kendisi ve talebeleri Kuran ahlakını anlatmak için halisane bir çaba yürüten, mevki ve makam hırsı olmayan, siyasetten uzak duran, materyalist düşünce akımlarının insanlığa getirdiği zulüm ve gözyaşının ancak Kuranın sunduğu barış ve adalet ortamıyla ortadan kalkacağını anlatan, devletin bütünlüğü ve milli ve manevi değerleri ayakta tutmak için çalışan kimseler olmalarına rağmen, asılsız ve çirkin iftiralarla itham edilmişlerdir. Bunun sonucunda ise haklarında soruşturmalar başlatılmış ve yıllarca hapiste tutulmuşlardır. Her defasında ise aklanmışlar ve hiçbir suçlarının olmadığı görülmüştür. Ancak hapishaneler onlar için birer Yusuf Medresesi olmuş; manevi dereceleri, samimiyetleri, kararlılıkları, birbirlerine olan bağlılıkları, ihlasları pekişmiş, güçlenmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi de kendisinin, öğrencilerinin ve Risale-i Nurların sık sık soruşturmaya tabi tutulmalarında çok büyük hayırlar olduğunu her fırsatta ifade etmiştir. Çünkü her defasında soruşturmalardan, hem kendileri hem de eserleri aklanmış olarak çıkmışlardır. Soruşturmalar sayesinde dürüstlükleri ve samimiyetleri her defasında bir kez daha onaylanmıştır. Bediüzzaman, konuyla ilgili olarak şunları söylemektedir:
Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216) sırrını tekrar gösterdi... Başta bilir kişilerinin takdirkarane raporları, hatta beş sandık Nur Risalelerinde beş on hata buldukları halde, mahkemede onların hata ve yanlış gösterdikleri noktalar gerçeğin aynı olduğunu ve onların hata ve yanlış dedikleri maddelerde kendileri hata ettiklerini ispat ettiğimiz gibi, beş yaprak raporlarında beş on hata ve yanlışlarını gösterdik Risale-i Nurun İlahi yardım kerametiyle, onları mağlup edip kendini onlara yol gösterici olarak okutturmuş, o geniş daireleri bir nevi dershane yapmış, çok tereddütlü ve şaşkın imanlarını kurtarmış ve bizim sıkıntılarımızdan yüz derece ziyade manevi ferah ve faide verdi. (Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Yirmialtıncı Lema, s.264–265)
Bediüzzaman’ın bu hikmetli sözlerinde dikkat çektiği bir başka hayır ise, bu olaylar esnasında Allah’ın varlığının ve birliğinin anlatıldığı Risale-i Nurların birçok kişi tarafından defalarca okunmuş olmasıdır. Bu arka arkaya okumalar pek çok kişinin imanına vesile olmuş ve aynı zamanda bu eserlerin yazarını da tanıma imkanı doğurmuştur.
Allah Sabredenlerle Beraberdir
Bu noktada unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır: Allah tüm zorlukları iyilerin ve kötülerin, temizlerin ve kirlilerin, samimilerin ve sahtekarların, iman edenlerin ve iman etmeyenlerin birbirlerinden ayırt edilmeleri için yaratmaktadır. Zorluklar karşısında Allah’ın hoşnut olacağı güzel ahlakı göstererek sabredenler, Yüce Allah’ın dostudurlar ve Allah dünyada ve ahirette dostlarına yardımını ve desteğini müjdelemektedir. Allah’ın bir Kuran ayetinde bildirdiği gibi, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. (İnşirah Suresi, 5)
Müminler, iman etmeyen kişilerin attıkları iftiralar sonucu yaşamlarının önemli bir bölümünü hapishanede de geçirseler, onlar için asıl önemli olan, ahiret hayatında Yüce Allah’ın sevdiği kulları arasında olmaktır.
Unutulmamalıdır ki; iman etmeyenlerin kurdukları her tuzak, attıkları her iftira, söyledikleri her alaycı söz müminleri yıldırmayacak, bilakis şevk ve heyecanlarını daha da artıracaktır. Çünkü müminler dünya hayatında yaşanan imtihanların, sonsuz güç sahibi Allah’ın Kuranda bildirdiği vaadinin bir gereği olduğunu bilmektedirler. Bu durum bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirilir:
Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız bu emirlere olan azimdendir. (Al-i İmran Suresi, 186)
Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 04. sayı (Ekim 2004) 32. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 448 kez incelendi.
|
 |
|