Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7593 tanesi Türkçe, toplam 8909 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Vücudumuza giren bakterilerin bir kısmı faydalıyken bir kısmı da hastalıklara neden olmaktadır. Hastalıklara neden olan bakterilerin ortadan kaldırılabilmesi için kullanılan yegane yöntem ise antibiyotiklerdir. Alexander Flemming ilk antibiyotik olan penisilini 1928 yılında keşfettiğinde, yeryüzünde artık bakteri kalmayacağı düşünülüyordu. Ancak penisilinin yalnızca belli mikroplara karşı etkili olduğu ve bu mikropların da bir süre sonra direnç kazandığı zamanla anlaşıldı.
Bakteriler, bitkilerden ve hayvanlardan farklı olarak hızlı çoğalan ve biyokimyasal etkileri bakımından canlılar aleminin dengesini sağlamada çok büyük önem taşıyan bir grubu oluştururlar. Hemen hemen her yerde yaşayabilirler, bu nedenle de herhangi bir tür organizmadan çok daha fazla sayıdadırlar. Bu canlılar aynı zamanda dünyanın en fazla üyeye sahip topluluğudur. Allahın dilemesi ile tüm ekosistem, bakterilerin faaliyetlerine bağlıdır ve bakteriler insan yaşamını da pek çok şekilde etkilemektedirler. (L.M.Prescott- J.P.Harley- D.A.Klein, Microbiology, McGrawHill, International, 1999, sf. 13)
Bakterilerin günümüz teknolojisini bile çaresiz bırakan bir çeşitlilikleri vardır. Her geçen gün yeni bir şekil alabilir ve dakikalar içinde sayıca milyarlara ulaşabilirler. Bakterilerin büyük bir çoğunluğu canlılar için faydalıdır, ama bir kısmı da hastalık yapıcı özelliklere sahiptir. Yalnızca 1 mikrometre (milimetrenin binde biri) çapında gözle görülemeyen canlılar olan bakteriler, kendilerinden milyarca kat büyüklükteki insanları güçten düşürebilecek hatta ölüme yol açabilecek güçlü bir etkiye sahiptir. Bu nedenle bakterilerle savaş, tıp dünyasında binlerce araştırma ve büyük yatırımlarla sürdürülen önemli bir konudur. Bilim adamlarının bu savaşta kullanabildikleri başlıca silah ise ilk kez 1928 yılında Alexander Flemming tarafından keşfedilen antibiyotiklerdir.
Antibiyotiğin Vücut İçindeki İşleyişi
Vücuda çeşitli şekillerde verilen antibiyotiklerin bazısı bakterileri öldürür, bazısı da onların gelişmelerini ve üremelerini önler. Görevini tamamlayan antibiyotik, temizlik işini de vücudun savunma sistemine bırakır. Örneğin kimi antibiyotikler bakterinin duvarını hedef alırlar. Bu antibiyotikler bakterinin kendisini dış etkilerden koruyacak bir kabuk oluşturmasını önlerler. Böylelikle bakterinin içine sıvı hücumu olur ve bakteri hücresi patlayarak etkisiz hale gelir.
Kimi antibiyotikler ise hücreye giriş çıkış yapan yaşamsal maddelerin hücre içindeki düzeylerini değiştirirler. Hücre zarı, hücreye faydalı şeyleri ayrıştırarak hücrenin içine alan, zararlıları ayıran ve atıkları da dışarıya ileten seçici geçirgen bir yapıya sahiptir. Antibiyotik etkisini, bakterinin hücre zarının bu özel geçirgenliğini değiştirerek gösterir. Böylelikle zar, seçici geçirgenlik özelliğini kaybeder. İçine besin alamayan ve zararlı maddelerin girişine açık olan bakteri kısa süre sonra ölür.
Bazı antibiyotikler de bakterilerin proteinlerini hedef alırlar. Proteinler hücrelerin yaşamsal işlevlerini gerçekleştirirler. Proteinlerin işlevindeki bir aksama kaçınılmaz olarak bakterinin ölümü ile sonuçlanır. Proteinlerin üretimi, hücrede ribozom isimli organelde gerçekleştirilir. Antibiyotiklerin görevi, ribozomun sistemini bozarak protein üretimini yavaşlatmak, hatta yanlış proteinler üretilmesini sağlamaktır. Başka bir antibiyotik ise yine proteinlerin üretiminde gerekli olan nükleik asitlerin üretilmesini engeller. (Didem Sanyel, Zaferi Biz mi, Süper Mikroplar mı Kazanacak? Antibiyotik Direnci, Bilim ve Teknik, Mart 1999, sf. 36) Dolayısıyla nükleik asit üretilemediğinde bakteri yine protein yokluğundan ölmüş olacaktır.
Sonuçta antibiyotikler insanları zararlı bakterilerden koruyabilir. Bunun için gerekli olan, normal şartlarda bakterinin yapısını bilmek ve buna uygun bir antibiyotik üretebilmektir. Ama bu hiç de sanıldığı kadar kolay olmaz. Bakterilerin antibiyotiklere karşı geliştirdikleri çeşitli taktikleri, kendilerini koruma biçimleri vardır. Bakteriler, yani birkaç mikron büyüklüğündeki bu tek hücreli canlılar, yine adeta şuurluymuşçasına hareket ederek yüzlerce bilim adamının laboratuvar şartlarında üstün teknoloji kullanarak ürettikleri antibiyotiklere karşı, özel bir genetik mekanizma sayesinde birkaç saniye içinde direnç gösterebilirler.
Bakteriler Kendilerini Nasıl Korurlar?
Bazı bakteri türleri için, antibiyotik vücuda girdiğinde yapılabilecek en iyi şey mümkün olduğunca çoğalmaktır. Antibiyotiklere karşı koyamayanlar yenilir ve ölürler. Antibiyotiğe dayanıklılık gösterebilenler, hemen çoğalmaya başlar ve dayanıklı yeni nesiller meydana getirirler. Dolayısıyla vücuda alınan antibiyotik bunların tümünü ortadan kaldırmaya yetmez ve yeni dayanıklı türü yok edecek güce sahip olamaz. Bunun sonucunda vücuttaki hastalık, antibiyotiğe rağmen devam eder.
Bakterilerin başvurdukları ikinci bir yol ise bakterinin kendi kendisini değişikliğe uğratmasıdır. Bunu da genetik yapısını değiştirerek yapar. Bakteri, antibiyotik ile daha önce karşılaşmıştır ve antibiyotiğin kendisine hangi yönden yaklaşacağını adeta bilir. Daha sonra antibiyotiklerin etki edeceği yerlerde genetik değişiklikler gerçekleştirir. Örneğin hücre duvarını etkileyen antibiyotikler için sürpriz moleküller geliştirmeye başlar. Böylelikle bir sonraki karşılaşmada antibiyotikler, bu yeni üretilmiş moleküllerin direnci ile karşılaşır ve hücre duvarına etki edemezler.
Bakterinin yaptığı bir başka şuur göstergesi hareket ise, ilacın hedefine ulaşmasını engellemektir. Bunu da ya ilacı dışarı pompalayarak veya girişini tamamen engelleyerek gerçekleştirir. Elbette böyle bir yöntemi gerçekleştirmeye yarayan mekanizmalar için de genetik değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Bakteriler bunu da kolaylıkla başarırlar.
Bakteri bir başka korunma yöntemi olarak antibiyotiğin gelip bağlanacağı yeri değiştirir. Antibiyotik normal şartlarda etki etmesi gereken yere ulaşamadığı için bakteriyi etkisiz hale getiremez.
Bakteri ayrıca antibiyotiğin hedef aldığı bölgeyi dayanıklı hale getirebilir. Sözgelimi, streptokok bakterilerinden bazıları yaşamlarını ancak timidin adlı bir molekülün varlığıyla sürdürürler. Eğer bir antibiyotik, streptokok bakterisinin timidin üretmesini önlüyorsa, bakteri antibiyotiğin etkisini devre dışı bırakan yollarla timidin üreterek kendisini korur. Böylelikle antibiyotik bakteriyi yok edemeyecektir.
Sadece bir hücre zarı, DNA ve ribozom gibi birkaç organele sahip olan bir canlı acaba bir antibiyotiğe nasıl karşı koyabilir? Tehlikenin ne olduğunu nereden bilebilir, kendisine zarar verecek şeyleri nasıl fark edebilir? Buna karşı nasıl korunma yöntemi geliştirebilir? Karar verip, verdiği kararı nasıl uygular? Nasıl organize olur? Böyle bir canlı için şuur, yetenek ya da kavrama gücü gibi şeylerden bahsedebilir miyiz?
Daha da arttırılabilecek olan bu soruların yalnızca bir cevabı vardır: Bakterilerdeki adeta şuur ve akıl sahibiymişçesine gerçekleşen tüm akılcı davranışlar, Yüce Rabbimizin ilhamı ile gerçekleşmekte ve iman edenlerin şükrüne vesile olmaktadır.
Öğretmen Bakteriler Görev Başında
Bakterilerin şuurlu hareketlerine dair bir başka örnek ise bilenlerin bilmeyenlere öğretmesidir. Genetik yapısını değiştirerek direnç göstermeyi başaran bir bakteri, değişimi sağlayan genleri -kendi türünden olsun olmasın- diğer bakterilere geçirebilmektedir. Bunu yapabilmek için iki bakteri arasında bir köprü oluşur ve ilgili gen birinden diğerine iletilir.
İkinci yöntem ise bir bakterinin halka şeklindeki DNA’sını ortama bırakması ve diğerlerinin bunu alarak kendi genetik şifrelerine katmalarıdır. Halka şeklindeki bu DNA parçalarına plazmid adı verilmektedir. Burada tek bir plazmidle bakterinin birden fazla antibiyotiğe direnç geliştirmesi mümkündür. (Didem Sanyel, Zaferi Biz mi, Süper Mikroplar mı Kazanacak? Antibiyotik Direnci, Bilim ve Teknik, Mart 1999, sf. 37) Bakterilerin kullandığı bu yöntem tıp çevrelerince en çok korkulan yöntemdir ve bu, hastalıkların önüne geçilmesini sürekli olarak engellemektedir. Geliştirilen antibiyotik ile ortadan kaldırılması umut edilen bir hastalık, bakterinin yapısını değiştirmesi nedeni ile yeni bir şekil almakta ve durdurulamamaktadır.
Bilim Dünyasını Tedirgin Eden Gerçek
Bakterilerin bu özellikleri bilim adamlarını tarafından dikkatle takip edilmektedir. Son zamanlarda Stephen Hawking gibi bilim adamlarının çizdikleri kıyamet senaryolarında bakterilerin önemli bir yeri vardır. Özellikle hastalık kaynağı olan bakterilerin, gen transferi sayesinde farklı antibiyotiklere karşı direnç kazanmaları, ortaya süper bakterilerin çıkması ihtimalini artırmaktadır. Yaklaşık otuz yıldır yeni bir antibiyotik üretilmemiştir. Mevcut bakterilerin bir kısmı bu ilaçlara dirençlidir. Bu yüzden her yıl 5 milyon kişi etkisiz hale gelen antibiyotikler yüzünden ölmektedirler. İlaç firmaları gelecek birkaç yıl boyunca yeni bir antibiyotik üretilmeyeceğini söylemektedirler. Diğer bir ifadeyle bu dönem içinde ortaya çıkacak dirençli bir süper mikroorganizma büyük felaketlere yol açabilecektir.
Örneklerde de görüldüğü üzere bakterilerdeki özellikler üstün ilim sahibi Yüce Allahın tecellilerinden sadece biridir. Rabbimizin benzersiz yaratışı ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Göklerde ve yerde bulunanlar Onundur; hepsi Ona gönülden boyun eğmiş bulunuyorlar. Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan Odur; bu Ona göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misal Onundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Rum Suresi, 26-27)
Bakterilerin Direnci Evrim Delili Değildir
Bakterilerin antibiyotiklere gösterdikleri direnç ve sergiledikleri davranışlar, evrimciler tarafından, teorinin sözde ispatı olarak, yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Bazı bakterilerin antibiyotiklere karşı bağışıklık kazanmaları evrime delil olarak göstermeye çalışmışlardır. Aslında burada evrime destek gösterilebilecek bir kanıttan ziyade, bazı gerçeklerin ve deney sonuçlarının evrim safsatasının savunucuları tarafından çarpıtılması söz konusudur.
Bakterilerin sergiledikleri söz konusu direnç, yeni geliştirdikleri bir direnç değildir. Bir başka ifadeyle, bakteriler antibiyotiğin etkisine maruz kalınca, evrimleşerek bu ilaca karşı yeni bir savunma mekanizması geliştirmiş değillerdir. Dirençli adı verilen bakteriler sadece, baştan beri o antibiyotiğin etki ettiği proteine sahip olmayan, dolayısıyla antibiyotiğin zarar veremediği bakterilerdir. Bu özellik, bu bakterilerde o antibiyotik keşfedilmeden önce de vardır; sonra da olmuştur.
Antibiyotik adı verilen maddelerin tamamı, daha önce doğada zaten mevcut olan mikroorganizmalardan elde edilmiştir. Bu canlılar, farklı bakterileri parçalayıp öldürebilen maddeler üretmektedirler. Ancak bazı mikroorganizmalar bu tür antibiyotiklere karşı bünyenin savunma yapmasını sağlayan genlere sahiptirler. O canlının savunma sistemi, antibiyotiğin içindeki öldürücü maddeye karşı hazırlıklıdır. Bu savunma mekanizması bilgisinin saklı olduğu gen paketi, bakteriler arasında özel bir yöntemle paylaşılabilmektedir. Mesela bir bakteri grip aşısına karşı bir silaha sahiptir. Bu bakteri, sahip olduğu silaha ait bilgiyi plasmid adı verilen ve bilgisayarla uğraşanların disket olarak düşünebilecekleri, paketler halinde, ortama bırakır. Bu bilgi, diğer bakteriler tarafından alınarak kendi bilgi bankalarına, DNA’larına monte edilir. Böylece farklı bakteriler, grip aşısına karşı aynı silahla donanmış olurlar. Bu işlem sırasında evrime delil olabilecek hiçbir aşama yoktur. Bakteri DNA'sı tesadüfi mutasyonlar geçirip yeni bir özellik kazanmamıştır. Direnç göstermesini sağlayacak bilgiye zaten ilk yaratıldığı günden itibaren sahiptir. Yapılan araştırmalar sonucunda, yüz milyonlarca yıl önce yaşamış bakterilerle günümüzde yaşayan örnekleri arasında bir fark bulunmamış olması bunun önemli delillerindendir. Üstelik bu bilgi gerektiği anda devreye girmektedir. Bu bilgiyi diğer bakterilerle paylaşıma açması da diğer bakterilerin tesadüfen evrimleştiklerine değil, bu bilginin kullanımı için yaratılmış olan mekanizmadaki tasarıma ve mükemmelliğe delildir.
Bakterilerin, evrimcilerin yeni ortaya çıktığını öne sürdükleri özelliklere, antibiyotiğe maruz kalmadan önce de sahip oldukları bilim dünyasında da bilinen bir gerçektir. Bilimsel bir yayın olan Medical Tribune dergisinin, 29 Aralık 1988 tarihli sayısında da ilginç bir olay aktarılarak belirtilmektedir:
1986da yapılan bir araştırmada, 1845 yılında bir kutup keşfi sırasında donarak ölen denizcilerin buzda korunmuş cesetleri bulunur. Bu cesetlerin üzerinde, yaşadıkları çağda yaygın olan bakteriler tespit edilmiş ve bunlar test edildiklerinde, 20. yüzyılda üretilmiş pek çok modern antibiyotiğe karşı direnç özellikleri taşıdıkları hayretle saptanmıştır.
Batıl Yok Olucudur
İlk ortaya atıldığı günden beri sahte deliller ve saptırılmış bilimsel sonuçlarla teorilerini ayakta tutmaya çalışan evrimciler, ortaya attıkları her iddiada olduğu gibi bakterilerin gösterdikleri direnç konusunda da büyük bir hezimete uğramışlardır.
Yakın bir tarihe kadar evrimciler bilgi eksikliğini ve bilim düzeyinin zayıflığını kullanarak etkili olmaya çalışmış ve pek çok insanı aldatmışlardır. Ancak gerçeğin ortaya konması, bilimsel bulguların önyargısız insanlar tarafından incelenmesiyle birlikte, bu aldatmaca çökmüştür. Yüce Allah, Kuranda batılın (yalanın ve sahte olanın) hakkın gelmesiyle (gerçeğin ortaya konmasıyla) yok olacağını şöyle bildirmektedir:
De ki: Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur. (İsra Suresi, 81)
Bu makale, İlmi Mercek Dergisi11. sayı (Mayıs 2005) 28. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 1.330 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu Makale ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;