Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7614 tanesi Türkçe, toplam 8949 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Hücre zarının moleküler yapısı, hücre biyolojisi ve biyokimya açısından günümüzün en önemli araştırma alanlarından bir tanesidir. Bunun nedeni bu zarın oldukça önemli biyolojik özelliklere, belirli ve iyi organize edilmiş bir yapıya sahip son derece kompleks bir organel olmasıdır. Günümüzde bilinen pek çok mucizevi özelliğinin yanı sıra hücre zarı her araştırmada ortaya çıkan yeni özellikleriyle de hayranlık uyandırmaktadır.
Hücre zarı; hücreyi dış ortamdan ayırarak, hücrenin ihtiyaçlarını hücrenin içine en uygun biçimde alan ve hücre dışına çıkarılması gereken molekülleri de vakit kaybetmeden hücre dışına çıkaran mükemmel bir güvenlik şeridi gibidir. Hücrenin içindeki işlemlerin önemli bir bölümü, kimyasal veya fiziksel etkilerden kaynaklanmayan, “bilinçli” hareketlerdir ve bunu en iyi ortaya koyan örneklerin bir kısmı da, hücrenin zarında ortaya çıkmaktadır.
Hücre içine giren maddeler gelişigüzel içeri alınmazlar. Bu maddeler, günümüzdeki en sıkı güvenlik kontrollerinden biri olan retina taraması ile güvenlik kontrolünü andırır bir titizlikle, kimlik tespitine tabi tutulurlar. Hücreye girecek maddelerin doğruluğunun test edilmesi, onaylanması hayati derecede önem taşır. Çünkü bu sıkı güvenlik sistemi sayesinde, hücreye dışarıdan girebilecek herhangi bir virüs, bakteri ya da zehirli maddenin zarar verme riski önlenmiş olur.
Bilim dünyasında yapılan araştırmalar sonucu hücre zarının bu mucizevi özelliklerine her geçen gün yenileri eklenmektedir. Hücre zarı, beyinden göze, anne karnındaki ceninden kemiklere kadar vücut içinde gerçekleştirdiği ve bilimin son teknolojilerle yeni keşfedebildiği kusursuz özellikleriyle bilim adamlarını kendisine hayran bırakmaktadır. Bu bilim adamlarından biri de tanınmış biyofizikçi Gerald Schroeder’dir. Dünyanın en önde gelen birkaç üniversitesinden biri olan MIT’de (Massachussetts Institute of Technology) fizik eğitimi görmüş, uzun yıllar biyoloji çalışmış ve nükleer çalışmalarda rol almış olan Schroeder, hücre zarındaki kusursuzluğu şöyle ifade etmektedir:
Her bir hücrenin girişi, kötü maddeleri dışarıda bırakıp, iyi maddeleri içeri alan ve dışarı çıkarılması gereken şeyleri, yani atık ürünleri ve imal edilen yararlı şeyleri dışarı çıkartan bir zar tarafından tutulmaktadır. Ama neyin içeri girip, neyin dışarı çıkacağını kim ya da ne belirlemektedir? … Hücre zarının tasarımı keskin bir zekanın ürünüdür… (Gerald L. Schroeder, Tanrı’nın Saklı Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yayınları, İstanbul, 2003, ss. 68-71)
Kuşkusuz Schroeder’in “keskin bir zekanın ürünü” olarak tanımladığı hücre zarı, Yüce Rabbimiz’in sonsuz ilminin ve kusursuz yaratışının tecellilerinden yalnızca biridir. Küçük bir hücreden insana kadar, var olan tüm canlıları, sonsuz güç, akıl ve bilgi sahibi olan Yüce Allah yaratmıştır. Rabbimiz’in tüm alemleri sarıp kuşatan ilmi bir ayette şu şekilde bildirilmiştir:
Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah’ındır. Allah herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)
Hücreler Arası Bilgi Transferindeki Üstün Teknoloji: Modüler Sistem
Özellikle beyindeki sinir hücreleri ve göz hücreleri, sürat ve kapasite açısından insanoğlunun bildiği en hızlı bilgi transferi kapasitesine sahiptir. Söz konusu hücrelerde, hızlı ve kusursuz bilgi transferini mümkün kılan sistem, günümüzün en son teknolojilerinden biri olarak pek çok alanda kullanılan modüler sistemdir.
Sinir hücrelerinin haberleşme hızı, bazı proteinlerin “çok sayıda bağlantı modülüne” sahip olmasıyla mümkün olmaktadır. Bağlantı modülleri proteine birçok haberleşme unsurunu aynı anda koordine etme imkanı sağlar. Bu sistem sayesinde, proteinler haberci protein gruplarını sürekli olarak birarada tutabilmekte ve son derece hızlı bir iletişim kurabilmektedirler.
Örneğin bu makaleyi okumanız, önemli ölçüde, göz hücrelerinizdeki hızlı haberleşme sisteminden kaynaklanmaktadır. Böylesi bir sürat olmasaydı, belki de bu satırlara baktığınız anda birkaç paragraf önce okuduklarınızı algılıyor olacaktınız.
Hücrelerdeki modüler sistemlere en yakın örnek olarak halen yapımı devam eden Uluslararası Uzay İstasyonu’nu verebiliriz. Bu istasyon, insanlık tarihinin en büyük mühendislik başarılarından biri olarak kabul edilmektedir ve modüler sisteme göre yapılmaktadır. Hiç kimse bu uzay istasyonunun atomların, moleküllerin, rüzgarların, yıldırımların, Güneş enerjisinin biraraya gelmesiyle tesadüfen ortaya çıktığını iddia edemez. Çünkü bu uzay aracı, dünyanın değişik ülkelerinden birçok bilim adamının uzun yıllara dayanan bilgi birikimlerinin ve çok detaylı mühendislik hesaplarının sonucunda bilinçli olarak inşa edilmektedir.
Aynı durum hücreler için de geçerlidir. Hiçbir tesadüfi etki, akıl ve bilinç gerektiren böylesine üstün bir teknolojiyi var edemez. Bu durumda şu soruları sormamız gerekir: Hücrenin içinde görev yapan ve bilim adamlarının tam olarak sırlarını çözemedikleri haberleşme sistemini kim kurmuştur? 100 trilyon hücrenin farklı ihtiyaçlarına anında cevap verecek haberleşme ağı nasıl inşa edilmiştir? Ve haberleşmedeki olağanüstü hızı sağlayan tasarım harikası modüler sistemi kim tasarlamıştır? Kuşkusuz haberci proteinleri de, bunlardan oluşan harika iletişim sistemlerini de, “herşeyi yaratan” (Enam Suresi, 101) ve “her işi evirip düzene koyan” (Secde Suresi, 5) Yüce Allah yaratmış ve mükemmel bir tasarımla düzenlemiştir.
Kemiklerin biçimlenmesi için bir dizi kompleks işlemin kusursuz bir koordinasyon içinde gerçekleşmesi gerekir. Osteoblast, osteosit ve osteoklast olarak bilinen kemik hücrelerinin, hassas kemik yapısını oluşturmaları ve dengeli olarak biçimlenmeleri için birbirleriyle iletişim kurmaları gerekir. Bu da kemik hücreleri arasındaki yoğun bir koordinasyonu gerektirir. Hücreler arası iletişim, hücreler arasındaki “bağlantı boşluğu” (gap junction) denilen kanallar yoluyla gerçekleşir. Boru şeklindeki bu kanallar, hücreler arasında bir boru sistemi oluştururlar. Komşu hücreler arasında etkileşime girerek, hücre zarlarını köprü gibi birleştirirler ve bu hücrelerin sitoplazmasıyla doğrudan bağlantıya geçerler. Böylece maddelerin hücreden hücreye direkt olarak geçmesini sağlarlar. Ayrıca bu kanallar, maddelerin moleküler boyutlarını esas alarak bir seçim yaparlar; küçük moleküllerin hareketine izin verirken, proteinlerin ve nükleik asitlerin hareketini önlerler. Bu kanallar kemik hücrelerine ait sinyallerin hızla iletilmeleri için mükemmel bir yoldur. Görüldüğü gibi her hücre çeşidi için iletişim ayrı bir öneme sahiptir. Orantılı, simetrik bir kemik yapısının olması, kemiklerin dizilişinin hareket kabiliyetini en verimli kılacak şekilde olması kompleks bir iletişimin sonucunda ortaya çıkar. Ancak iletişimde bulunmak için bir dile, bu dili anlayan ve bu doğrultuda hareket eden bir bilince ihtiyaç vardır. Bu nedenle, bir sistemin kendiliğinden hücreler arasında oluşması ve büyük bir uyum içinde işlemesi mümkün değildir. Hücrelerin sahip olduğu bu kompleks sistemleri Allah yaratmış ve her bir hücreye kendi görevini ilham etmiştir.
Cenin, Annenin Bağışıklık Sisteminden Nasıl Gizlenir?
Rahmin içi annenin vücuduna ait olsa da, henüz doğmamış olan bebek, annenin vücudu için yabancı bir maddedir. Nasıl ki organ nakli olan hastalar için yabancı doku büyük bir tehditse, ceninin de annenin savunma sistemi tarafından “yabancı” olarak tanınması ve tehdit unsuru olarak görülmesi gerekir. Çünkü gelişmekte olan cenin genlerinin yarısını annesinden, yarısını babasından alır ve babadan gelen her türlü bileşenin annenin vücudunda “antijen” yani saldırgan olarak kabul edilmesi gerekir.
Dolayısıyla bu durumun cenini yok etmek üzere savunma sistemini harekete geçirmesi beklenir. Ancak annenin bağışıklık sistemi kendi içindeki yabancı dokuyu -cenini- reddetmez. İstisnai olarak, vücut cenine savaş açmaz; çünkü annenin kanındaki savunma sistemi elemanlarının bebeğin kanına geçmesine izin verilmez. Bu nedenle söz konusu elemanlar bebeği yabancı bir doku olarak görüp, onu yok edemezler.
Annenin savunma sisteminin bebeğe saldırıp onu yok etmemesi son derece şaşırtıcıdır. Gelişmekte olan cenin gerçekten de annenin vücudunda yabancı bir madde gibidir. Vücutta devriye gezen savunma hücreleri, yabancı maddeleri yok etmek üzere harekete geçmeden önce bunlarla “tanışırlar”. Hücreler yabancı maddeleri tanımak için MHC (major histocompatibility complex) denilen molekülleri hücre zarlarında sergileyerek kullanırlar. Cenin hücrelerinde MHC moleküllerine rastlanmadığı için annenin savunma hücreleri tarafından tanınmazlar. Fakat bu hücrelerde MHC moleküllerinin hiç bulunmaması, doğal öldürücü hücrelerin anormalliği fark etmesine ve bu hücreleri yok etmesine yol açabilir. Bunun için de, cenin hücreleri “klasik olmayan” bir tür molekülü hücre zarlarında taşırlar: HLA G (insan lökosit antijeni G)
Dolayısıyla annenin savunma sistemi ceninin HLA G’sini yabancı olarak algılamaz ve doğal öldürücüler de onu görmezden gelirler. Fakat yine de bu tek başına yeterli değildir. Bu yöntemlerden başka kimyasal sinyaller de kullanılır. Plasenta, bir dizi kimyasal sinyal üreterek, annenin savunma sistemine etki eder. İşte bu sebepten dolayı anne hamilelik döneminde enfeksiyonlara karşı da daha savunmasız olur.
Kuşkusuz ceninin annenin savunma hücreleri tarafından düşman olarak tanınmayacak bir sistemle yaratılmış olması çok büyük bir mucizedir. Eğer bu istisna vücuda giren bir başka madde için yapılmış olsaydı, vücut hayati tehlikelerle karşı karşıya olurdu. Diğer taraftan eğer cenin için bu istisnai sistem olmasaydı, canlılığın devamı mümkün olmazdı. “O Allah ki, Yaratan’dır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir...” (Haşr Suresi, 24) ayetiyle bildirildiği üzere, her detay Rabbimiz’in yaratma sanatındaki kusursuzluğu ortaya koymaktadır. (Bea Perks, Andrew Coulton, “The Great Escape”, New Scientist, vol. 171, no. 2308, 15 Eylül 2001.)
Hücre Zarında Görülen Bilinç, Allah'ın Bir İlhamıdır
Tesadüf iddialarını bilimsel yaklaşımın temeli kabul ederek, bilimin rotasını yanlış yönde belirleyen bilim adamları, bilimin insanlığa getireceği nice faydaların gecikmesine; bilgi, vakit ve maddi imkanların ise boş amaçlar uğruna harcanmasına sebep olmuşlardır. Yıllarca milli servetleri akıtarak “evrendeki mükemmel düzen tesadüfen oluşabilir mi?” sorusuna yanıt aramış; fakat her defasında tesadüf iddialarının imkansızlığını pekiştirecek yeni bir delil elde etmişledir. Böylelikle Allah’ın yaratma sanatındaki harikalıklara daha yakından şahit olmuşlardır.
Hücre zarının eksiksizce yerine getirdiği bilinç ve akıl gerektiren bu görevlerin hiçbirini insanın belirlemesi, kendi akıl ve iradesiyle yerine getirmesi ya da takip etmesi mümkün değildir. İnsan vücudundaki hücrelerin sayısı Samanyolu Galaksisi’ndeki yıldızların sayısının üç katı gibi astronomik bir rakamdır. Bu görevin tüm hücreler için her an her saniye, gece-gündüz ve hiç hatasız yapılması, incecik hücre zarlarının ne denli zor bir görevi gerçekleştirdiğini ortaya koyan önemli bir delildir. Hiç kuşkusuz hücre zarında sergilenen bu üstün akıl “herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiş” (Furkan Suresi, 2) olan Yüce Rabbimiz’e aittir.
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi07. sayı (Ocak 2005) 38. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 1.125 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu Makale ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;