 |
Dünya tarihinin her döneminde olduğu gibi günümüzde de “kötüler”, iyilik ve güzelliği hakim kılmaya çalışan insanları etkisiz hale getirmeyi amaçlayan gizli ve açık ittifak içindedirler. Ne var ki bu karanlık ittifakların amacına ulaşması hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Müminler Kuran ahlakını yaşamada güçlü bir ittifak kurduklarında
dünya üzerindeki tüm olumsuzluklar Allah’ın izniyle sona erecek, günümüzde yaşanan ayrılıklar son bulacaktır. Yüce Allah, Kuran'da, inananların Kuran ahlakını yaşamada ittifak etmeleri gerektiğini şu şekilde bildirmiştir:
“İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız)yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73)
Günümüzde dünyanın hemen her köşesinde zulüm, şiddet, ahlaksızlık, dolandırıcılık ve benzeri kötülükler yaygın bir hal almaya başlamıştır. Kötüler ve kötülükler dıştan bakıldığında sayıca fazla, hem de maddi imkan olarak güçlü görünmekte ve yeryüzünde birçok insanın sıkıntı ve acı içinde yaşamasına neden olmaktadır. Birçok toplumda güzel ahlakın temeli olan din ahlakının özünden tamamen uzaklaşılmış olması, bunun sonucunda inançsızlığın yaygınlaşıp sapkın ideolojilerin etkin bir duruma gelmesi yeryüzünde bozgunculuğun ve her türlü kötülüğün bir engelle karşılaşmadan yayılmasına neden olmuştur. Allah din ahlakından uzak yaşayan insanların yeryüzüne getirdikleri zararı bir ayette şöyle bildirmiştir:
“İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah’ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır. O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez.” (Bakara Suresi, 204-205)
Tüm iyi özelliklerini kaybetmiş, acıma duygusunu yitirmiş, manevi değerleri tamamen göz ardı eden insanların ortaya koydukları zulüm ve kötülüklere engel olmak için vicdan sahibi inançlı insanların ittifak ederek, yeryüzünde kötülüğün yerine iyiliğin ve güzelliğin hakim olması için yoğun bir çaba içine girmeleri gerekmektedir. Yeryüzündeki zulüm ve bozgunculuğu önlemenin tek yolu müminlerin ittifak içinde hareket etmeleridir. Yüce Allah bir ayette bu ittifakın olmaması durumunda yeryüzünde fesadın ortaya çıkacağını bildirmiştir. Nitekim ayette bildirilen bu durum bugün kısmen yaşanmaktadır. Kuran’da şöyle buyrulmaktadır:
“İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73)
Kötülüklerin önüne geçebilecekken kayıtsız kalmak, ayrılıkları gidermeye çalışmayarak gaflet içinde yaşamak, insanların ahirette büyük bir vebal altına girmesine sebep olabilir. Bu nedenle Müslümanların yapması gereken, yeryüzünde yaşanan olumsuzluklar için kötüleri suçlamayı bir tarafa bırakarak; fesadın ortaya çıkması, hareket sahası bulmasının asıl sebebi olan sürtüşmeleri ortadan kaldırmak olmalıdır. Kuran ahlakını yaşamada Müslümanların ittifak etmesi, Allah’ın emridir ve yeryüzündeki barış ve huzurun tek çaresidir.
Birçok insan peygamber kıssalarını, sahabelerin hayatlarını detaylarıyla okur, onları takdir eder, üstün ahlaklarını, cesaretlerini, kınayanın kınamasından korkmayan, asla yılmayan, her türlü zorluğa göğüs geren tavırlarını anlatır. Elbette bu çok güzel bir davranıştır. Fakat iyi insanlara düşen, sadece onların hayatlarını öğrenip anlatmak değil, onların ahlaklarını örnek alarak yaşamaktır. İyiler, Kuran’da örnek gösterilen peygamberlerin, onlarla birlikte olan salih insanların ahlakına ulaşmak için birbirleriyle yarış halinde olmalıdırlar.
Aksi takdirde vicdan sahibi herkes bu dünya hayatında tanık olduğu kötülüklerden, bozgunculuklardan, kavga ve savaşlardan ahirette sorumlu olacaktır. (En doğrusunu Allah bilir)
İşte kötülerin her yanda etkilerini hissettirdikleri, milyonlarca masum, korunmasız çaresiz insanın bir yardım eli, kurtuluş yolu aradıkları zamanımızda Müslümanların işbirliği içinde olmaları ve birbirlerinin yardımına koşmaları gerekmektedir. Müminler müminleri kardeş bilmeli, onlara alabildiğine sahip çıkıp her alanda birbirlerine destek olmalıdırlar. Ayette de bildirildiği üzere, aralarındaki anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalı, en ufak bir sürtüşmenin dahi olmaması için büyük çaba harcamalıdırlar:
“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” (Hucurat Suresi, 10)
“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” (Al-i İmran Suresi, 103)
Kayıtsızlık, Kötülerin İttifakına Arka Çıkmak Demektir
Bazı insanlar kötülerin tepkisini çekmemek ve onların verebilecekleri zararlardan sakınmak için, haksızlıklara karşı kayıtsız kalabilmektedirler. Halk içinde kullanılan “suya sabuna dokunmamak”, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” gibi tabirler bu tavrı çok açık bir şekilde tarif etmektedir.
Oysa vicdan sahibi insanların tavrı kesinlikle bu şekilde olamaz. Böyle bir tavrı ancak dünyaya sıkıca bağlı olan, bu geçici ve çok kısa olan ömründe elde etmeyi düşündüğü menfaatlerin peşinden koşan insanlar gösterebilirler.
İyilikler konusunda çekimser kalanlar bilmelidirler ki, onların olaylara karşı suskun ve ilgisiz tavırları kötülerin hırslarını ve çabalarını daha da artıracaktır. Örneğin bir yerde zavallı ve masum insanlar hiçbir sebep olmadan katledilirlerse ve iyilerden olduklarını iddia edenler olup bitenler karşısında ses çıkarmaz, seyirci kalırlarsa; bu durumda bizzat kötülere ve zalimlere destek vermiş ve onları daha da cesaretlendirerek yeni kötülüklere kapı açmış olurlar. Sadece kötülerin muhtemel tepkilerinden korktukları için tepkisiz kalanlar, elbette ki ahirette zulme ve haksızlığa karşı koyup bu yolda sabır ve dirayet gösterenlerle birlikte olmayı hak etmeyecekler ve büyük pişmanlık yaşayacaklardır. Dünyada küçük menfaatlerini koruma çabaları, sonsuz ahiretlerini kaybetmelerine sebep olabilecektir.
Kuran’da buna örnek olarak Hz. Musa’nın kavminin göstermiş olduğu tavır anlatılmaktadır. Hz. Musa’nın kavmi ilk dönemlerde onu ve kardeşi Hz. Harun’u düşmanlarına karşı yalnız bırakmıştır. İnkarcılardan korktukları için, hak yoluna tüm hayatını vakfetmiş, zulme uğrayan insanları kurtarabilmek için kendi hayatını tehlikeye atmış, tarihin en zalim insanlarından birinin karşısında cesaretle durmuş olan Hz. Musa’yı yalnız bırakabilecek kadar duyarsızlaşabilmişlerdir. Hz. Musa’nın kavminin vicdansız ve korkak tavrı ayette şöyle bildirilir:
“Korkanlar arasında olup da Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: “Onların üzerine kapıdan girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz. Eğer mü’minlerdenseniz, yalnızca Allah’a tevekkül edin.” dedi. Dediler ki: “Ey Musa biz, onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burda duracağız.” (Musa:) “Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır.” dedi.” (Maide Suresi, 23-25)
Şu çok önemli bir gerçektir ki, hiç kimse yardım etmese bile Kendi yolunda samimi bir gayret gösteren salih insanlara Allah mutlaka yardım eder ve onlara yaptıkları işlerde başarı verir. Bu, Allah’ın müminlere vaat ettiği bir müjdesidir. Allah, Peygamberimiz (sav) ve diğer elçilerine yardım edeceğini ayetlerde şöyle müjdelemektedir:
“Siz ona (peygambere) yardım etmezseniz, Allah ona yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak onu (Mekke’den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: “Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir.” Böylece Allah ona ‘huzur ve güvenlik duygusunu’ indirmişti, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah’ın kelimesi, Yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi, 40)
“Andolsun, Biz senden önce kendi kavimlerine elçiler gönderdik de onlara apaçık belgeler getirdiler; böylece Biz de suçlu günahkarlardan intikam aldık. İman edenlere yardım etmek ise, Bizim üzerimizde bir haktır.” (Rum Suresi, 47)
İnkarcılara karşı gösterilen kararlılığın bir örneği ise Hz. Nuh’un aşağıdaki sözleridir:
“Onlara Nuh’un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: “Ey kavmim, benim makamım ve Allah’ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah’a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. Eğer yüz çevirecek olursanız, ben sizden bir karşılık istemedim. Benim ecrim, yalnızca Allah’a aittir. Ve ben, Müslümanlardan olmakla emrolundum.” (Yunus Suresi, 71-72)
Bu durumda, “ben vicdanlı ve iyi bir insanım” diyen her kişinin, özellikle günümüzde bu tür fırsatları kaçırmadan, iyilerin Kuran ahlakını yaşamadaki ittifakına ve Kuran ahlakının tüm dünyaya yayılmasına güçlerinin yettiğinin en fazlasıyla destek olmaları, onların ahiretteki durumları açısından son derece önemlidir. Kuran’da, iyilik sahibi insanlara zorluk anlarında arkalarını dönenlerin veya onlara yapılan haksızlıklara karşı çekimser davranan ve seyirci kalanların, bu iyi insanların haklılıkları herkes tarafından açıkça öğrenildiğinde “Biz sizinle birlikte değil miydik?” diye onların ardına düşecekleri şöyle haber verilmiştir:
“Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. Size Allah’tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: “Sizinle birlikte değil miydik?” derler. Ama kafirlere bir pay düşerse: “Size üstünlük sağlamadık mı, mü’minlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere mü’minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.” (Nisa Suresi, 141)
İyilerden Taraf Olduğunu Söyleyen Her İnsanın İmkanlarını Sonuna Kadar Kullanması Gerekir
Bir zulüm karşısında iyilerden taraf olduğunu söyleyen her insanın elinden gelen her türlü desteği gücünün sonuna kadar vermesi gerekir. Bunun için yapması gereken ilk şey de, hangi tarafta olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktır. Çünkü sessiz kalan, karşı koymak için elindeki imkanları kullanmayan bir insanın samimiyetinden, dürüstlüğünden şüphe edilir.
Şunu unutmamak gerekir ki kötülerin ittifakına destek olmak için mutlaka onların yanında olmak gerekmez. Onların yaptıklarına kayıtsız kalmak da dolaylı olarak onlara destek olmak anlamına gelir. Allah Hud Suresi’nde insanları, “Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur...” (Hud Suresi, 113) ayetiyle uyarmaktadır. Kayıtsız kalarak destek olmak da zulme eğilim göstermenin başka bir şeklidir. Bediüzzaman Said Nursi de eserlerinde bu gerçeğe dikkat çekmiştir:
“Küfre rıza küfür olduğu gibi, dalalete (sapkınlığa), fıska (günaha), zulme rıza da fısktır (günahtır), zulümdür, dalalettir (sapkınlıktır).” (Emirdağ Lahikası, sf.145)
“Zulme rıza zulümdür; taraftar olsa zalim olur. Meyletse (eğilim gösterse), “Zulme en küçük bir meyil dahi göstermeyiniz” (Hud Suresi, 113) ayetine mazhar olur.” (Kastamonu Lahikası, sf. 158)
Şu halde bir insan eğer gerçekten vicdan sahibi ise iyilikten ve dürüstlükten yana tavrını açık ve net bir kararlılıkla ortaya koymalıdır. Aksi takdirde, yani çekimser ve duyarsız kaldığında, kötülerin tarafına geçmiş olur.
Örneğin hırsızlık yapan bir insanı gördüğü halde polise ihbar etmemek tarafsızlık değildir, alenen hırsıza yardımcı olmak demektir. Veya zulüm yapan bir insanı oturup seyretmek, müdahale etmemek, “müdahale edersem, bana da zarar verir” deyip arkasını dönüp gitmek, zulmeden insana destekçi olmak demektir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, bu insanın seyirci kaldığı hırsız bir gün kendi evini de soyabilir veya zulmeden insan bir gün ona da zulümde bulunabilir. Asıl erdemli olan davranış, bir insanın kötüleri gördüğü anda, kendisine zarar vermiyor olsa bile, o kişinin kötülüğünü engellemek için akılcı bir çaba yürütmesidir. Aksi takdirde kötülerle isteyerek veya istemeyerek de olsa işbirliği yapmış olur; ki bu da kendi aleyhinedir. Allah hesap günü iyilerin ve kötülerin tarafında olanların durumunu şöyle haber vermektedir:
“Kim bir iyilikle gelirse, artık kendisine daha hayırlısı vardır ve onlar, o günün korkusuna karşı güvenlik içindedirler. Kim bir kötülükle gelirse, artık onlar da ateşe yüzükoyun atılır (ve onlara:) “Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?” (denir).” (Neml Suresi, 89-90)
Kuran Ahlakını Yaşamada İyilerle İttifak Etmeyi Ertelemek Doğru Olmaz
Dünyada inançsızlığın yerleşmesi ve kötülüğün yaygınlaşması için çaba harcayan çok sayıda insan bulunmaktadır. Bu insanlar, sahip oldukları kötü özellikleri tüm insanlara yaymak, onları bu kötülüklerin etkisi altına almak için, şeytanın da sevkiyle işbirliği halindedirler. Günümüzde son derece etkili bir hale gelen kötülerin ittifakına karşı, iyilerin de vakit kaybetmeden Kuran ahlakını yaşamak ve insanlara anlatmak amacıyla birbirleri ile ittifak etmeleri ve var güçleriyle kötülüklere karşı koymaları gerekmektedir.
Bu ittifakı geciktirmek veya “Önce herkes yapacağını yapsın, ben de ona göre davranırım” düşüncesiyle hareket etmek, kötülerin zulümleri ile mağdur olan mazlum insanları yalnız bırakmak olur.
Herkesin birbirine hüsn-ü zanla baktığı, hataların veya eksikliklerin dostane ve samimi bir üslupla dile getirilerek düzeltildiği, sevgi, hoşgörü ve adaletin kısacası Kuran ahlakının hakim olduğu bir dünyada yaşamak için tüm vicdanlı insanların ellerinden gelenin en fazlasını yapmaları gerekir. Bizler bu niyetle hareket edersek, sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Rabbimiz tüm bu güzellikleri verecektir. Bu nedenle herkes kötülüklere karşı mücadele edenlerle birlik ve beraberlik içinde olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Allah Saff Suresi’nin 4. ayetinde Müslümanların, “... birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi...” olmalarını emretmektedir.
Kuran ahlakını yaşamada kurulacak bu ittifak Allah’ın izni ile yeryüzünde asırlardır süregelen kötülüklerin sonunu getirmeye vesile olacaktır.
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 12. sayı (Haziran 2005) 44. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 747 kez incelendi.
|
 |
|