 |
İslam dünyası, nüfusunun büyük bölümü Müslüman olan ülkeleri kapsar. Bu coğrafya; batıda Afrika'nın Atlas Okyanusu kıyılarında yer alan Fas'a ve Moritanya'ya, doğuda ise Pasifik Okyanusu kıyılarındaki Endonezya'ya kadar uzanır. Bu büyük coğrafyada yaşayan farklı milletlerden yaklaşık 1 milyar Müslümanın büyük bölümü, sırf "Müslüman" kimliklerinden dolayı, son iki yüzyıl içinde çeşitli saldırı, baskı, terör ve hatta katliamlarla yüzyüze kalmıştır. Çünkü pek çok Müslüman; Müslüman olmayan, dahası İslam'a olumsuz bakan yönetimlerin hakimiyeti altında yaşamak zorunda bırakılmıştır.
İslam Dünyasının Durumu
Bu büyük coğrafyadaki Müslümanlar, görünüşte farklı yönetimlerle karşı karşıyadırlar. Müslümanlar, Doğu Türkistan’da Çinliler; Keşmir'de Hindular; Cezayir, Mısır, Fas gibi ülkelerde de çoğu zaman baskıcı rejimler tarafından hedef alınmaktadırlar. Ama her nedense, birbirinden bağımsız gibi görünen bu İslam-karşıtı güçler, hep benzer mantıklarla hareket etmekte, benzer stratejiler izlemekte ve benzer yöntemler kullanmaktadırlar. İşte bu noktada karşımıza söz konusu güçlerin ortak bir yönü olan "din ahlakından yoksun kimlikleri" çıkar.
İçinde bulunulan ortam yalnızca Müslümanları değil, dünyanın dört bir yanında pek çok masum insanı olumsuz yönde etkilemektedir. Yoksulluk, yolsuzluk, ahlaksızlık, gelir dağılımında dengesizlik, acımasızlık, zulüm, çatışma, adaletsizlik milyonlarca insanı mağdur etmektedir. Açlıktan hayatını kaybeden bebekler, sokağa terk edilmiş çocuklar ve yaşlılar, yaşamlarını çadırlarda veya barakalarda devam ettirmeye mecbur bırakılmış mülteciler, yeterli parası olmadığı için tedavi olamayan hastalar sadece Müslüman ülkelerin değil, -gelişmekte olan ülkelerde daha yoğun olmakla birlikte- gelişmiş olduğu söylenen pek çok ülkenin de sorunudur.
Bütün bu yaşananlara karşılık, İslam dünyasının durumu değerlendirildiğinde dikkati çeken özelliklerden bir diğeri ise, Müslümanların kendi aralarında olması gereken bir birliğe kavuşmamış olmalarıdır. Kimi İslam ülkeleri arasında derin anlaşmazlık ve ihtilaflar vardır. Hatta yakın geçmişte, İran-Irak Savaşı, Irak'ın Kuveyt'i işgali, Pakistan-Bangladeş Savaşı gibi Müslüman ülkeler arasında geçen savaşlar yaşanmıştır. Müslüman ülkelerde çoğunlukla etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle yaşanan iç savaş ve çatışmalar da -örneğin Afganistan'da, Yemen'de, Lübnan'da, Irak'ta veya Cezayir'de olduğu gibi- İslam dünyasının, olması gerektiği gibi bir yapıda olmadığını göstermektedir. Öte yandan İslam dünyasının dört bir yanında birbirinden son derece farklı dini yorumlar, görüşler ve modeller hakimdir.
Neyin gerçekten İslam'a uygun neyin de aykırı olduğunu belirleyecek, bu konuda dünya Müslümanlarının geneline yön verecek, onları uzlaştırabilecek merkezi bir otorite yoktur. Katoliklerin Vatikan'ı, Ortodoks Hıristiyanların Patrikhaneleri vardır, fakat İslam dünyasında dini bir birlik ve merkez bulunmamaktadır. Oysa İslam ahlakının özünde birlik vardır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in vefatının ardından, İslam dünyası hep Hilafet makamı tarafından yönlendirilmiş, bu makam Müslümanların dini konulardaki yol göstericisi olmuştur.
İslam Dünyası Tek Bir Güç Altında Toplanmalıdır
Bugün İslam dünyasının önündeki en büyük engel “tek bir güç altında toplanmamak”tır. İslam dünyasının tümüne yol gösterecek çağdaş bir merkezi otorite kurulabilir. Avrupa Birliği'ne benzer bir biçimde, demokratik esaslara ve hukukun üstünlüğü prensibine dayanan merkezi bir İslami otoritenin ve bir İslam Birliği'nin kurulması, İslam dünyasının mevcut sorunlarının giderilmesinde çok önemli bir adım olacaktır. Bu durumda dikkat çekilen husus, çoğulluk, yani İslam dünyası içinde farklı mezhep ve uygulamaların var olması değildir. Müslümanların bu ayrı yapıdan kurtulmaları da hepsinin tek bir uygulama ya da yöntem altında toplanması anlamını taşımaz. Önemli olan, bu farklılıkların inanç birliği altında, çoğulcu bir hoşgörü ve dayanışma içinde toplanmasının sağlanmasıdır.
Görüş, düşünce ve uygulama farklılıkları her toplum içinde karşılaşılan olağan durumlardır. İslam ahlakının gereği, tüm farklılıklara rağmen Müslümanların, birbirlerinin kardeşleri oldukları gerçeğini unutmamalarıdır. Irkı, dili, vatanı, mezhebi ne olursa olsun tüm Müslümanlar kardeştirler. Bu nedenle İslam dünyası içindeki farklılıklar birer zenginlik olarak değerlendirilmeli; bunlar, Müslümanların birbirleri ile çekişmesine neden olan, onları ana konulardan uzaklaştırıp, acil ve önemli sorunlara tedbir alınmasını engelleyen çatışma ve ayrılık nedenlerine dönüşmemelidir.
İslam Dünyası Ortak Politika Üretmelidir
Günümüz dünyasında Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıklar, Batılı ülkeler veya onların denetimindeki uluslararası kurumlar tarafından giderilmeye çalışılmaktadır. Ancak Müslüman ülkelerin kültürüne ve tarihine yabancı olan dış güçlerin İslam medeniyetinin meselelerine çözüm getirmeleri pek mümkün görünmemektedir. Oysa Müslüman ülkeler, tüm sorunlarını kendi içlerinde çözebilirler. Böylece sorunlar, hem uluslararası arenaya taşınmadan çözülecek, hem getirilen çözüm tüm Müslümanların menfaatine olacak, hem de İslam dünyasının birlik içinde hareket ediyor olması güç ve istikrar işareti olacaktır. Bugün İslam dünyasının en büyük eksiklerinden biri, işte bu ortak politikaları üretmedeki zayıflığı, kendisini doğrudan ilgilendiren konularda etkili stratejiler geliştirememesidir.
Sorunlara hızlı çözüm getiren güçlü bir İslam Birliği, başta Müslüman ülkeler olmak üzere, tüm insanların dertlerine çare bulmakla, onlara arayışı içinde oldukları huzuru ve güvenliği sağlamakla yükümlü olacaktır. Her Müslüman ülkenin kendi siyasi, demografik ve ekonomik sorunları vardır. Dünyanın farklı bölgelerinde de, bu bölgelere has çeşitli sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunların her biri için farklı tedbirler alınması, farklı çözümler uygulanması gerekebilir. Ancak temeldeki sorun ve bu soruna getirilecek esas çözüm her yer için aynıdır. İnsanlara sıkıntı ve rahatsızlık veren pek çok gelişme, temelde Kuran ahlakının gereği gibi yaşanmıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Ve bu sorunlara çözüm üretilememesinin temelinde de, olayların Kuran'ın rehberliğinde değerlendirilmiyor olması vardır. Bu nedenle tüm bu sorunların çözümünde, ortak bir strateji izlenmelidir. Kuran ahlakının insanlara kazandırdığı; açık görüşlülük, geniş bir vizyon, çok yönlü düşünebilme gibi vasıflar ve dürüstlük, fedakarlık, adalet, iyilikseverlik gibi ahlaki erdemler Müslümanlara yol gösterecektir.
Müslümanların Yol Göstericisi Kuran ve Hz. Muhammed (sav)’in Sünneti Olmalıdır
Ülkelerin yaşadıkları iç ve dış sorunlar yanında İslam dünyasının bir birlik halinde olamamasının en önemli nedenlerinden biri de, Kuran'da öğretilen güzel ahlaktan uzaklaşılmasıdır. İslam ahlakının özünde, ihtilaf ve ayrılıkları değil, inanç birliğini ve ortak değerleri temel alan bir anlayış vardır.
Kuran ahlakına uymak ve ayrılığa düşmekten sakınmak, Rabbimiz'in tüm inananlara emridir. Allah, bir Kuran ayetinde şu şekilde buyurmuştur:
O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri (ölçü, kaide) etti. Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten Kendisi'ne yöneleni hidayete erdirir. (Şura Suresi, 13)
Kuran ahlakını kendisine yol gösterici olarak belirleyen ve bu güzel ahlakın gereklerini yaşayan Müslümanlar - Allah’ın izniyle - zaten dağılıp ayrılmayacaklardır, birbirlerinin kardeşi olacaklardır, farklılıkları değil ortak noktaları göz önünde bulunduracaklardır.
İslam Dünyasının Aydınlık Geleceği
Yukarıda saydığımız bu sorunların bir an önce ortadan kalkması için tüm Müslüman hükümetler vakit geçirmeden İslam Birliği'ne hazırlanmalıdır. Diğer Müslüman ülkelerle aralarındaki ilişkileri geliştirmeli, bir yandan da gerçek İslam ahlakının kendi ülkelerinde de daha iyi yerleşmesi için kültürel faaliyetlerde bulunmalıdırlar. Aynı zamanda Tüm Müslüman sivil toplum kuruluşları, çeşitli organizas- yonlar, vakıflar, medya mensupları, kanaat önderleri; Müslümanlar arasındaki ayrımların giderilmesi, birlik ve beraberliğin sağlanması için çaba göstermelidirler.
Dünyaya ışık tutacak, hem Müslümanlara hem gayrimüslimlere güzellik sunacak, yeryüzüne adalet ve barış getirecek o büyük İslam medeniyetinin yeniden yeşermesi tüm Müslümanların duasıdır. Allah'ın izni ile, İslam Birliği'nin kurulması, tüm bu güzelliklere bir vesile olacaktır. İslam dünyasını çok güzel ve aydınlık bir gelecek beklemektedir. Bu aydınlık geleceğin bir an önce tesis edilmesi için, İslam ahlakının özünde olan ittifakın, birlik ve kardeşlik ruhunun pekiştirilmesi son derece önemlidir.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), "Size iki şey bırakıyorum onlara sımsıkı sarıldıkça asla dalalete düşmeyecek ve sapıtmayacaksınız: Kuran ve benim sünnetim" sözleriyle Müslümanlara uymaları gereken yolu göstermiştir. Bizlere düşen bu yola uymak ve Allah'ın bizlere verdiği şu emri hiçbir zaman unutmamaktır:
Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)
Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 06. sayı (Aralık 2004) 40. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 368 kez incelendi.
|
 |
|