 |
Sunuş
Geçtiğimiz ay ilk bölümünü yayınladığımız yazı dizimize bu ay da devam ediyoruz.
İlk bölümde seyyidlerin tarihini, farklı coğrafyalara nasıl yayıldıklarını ve Türk-İslam kültüründe kendilerine verilen değeri incelemiştik. Bu bölümde ise Kuran’da Allah’ın alemlere üstün kıldığını bildirdiği İbrahim ailesinden bahsedeceğiz. Tarihi kaynaklar ve hadisler göstermektedir ki, Peygamberimiz (sav) ve dolayısıyla seyyidlerin soyu, Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’e dayanmaktadır. Kuran’da İbrahim ailesine dikkat çeken çok sayıda ayet bulunuyor olması ise, bu soydan gelenlerin geçmişte olduğu gibi içinde bulunduğumuz Ahir Zamanda da dünya tarihinde önemli bir rol oynayacağına işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir) Nitekim hadislerde ve İslam alimlerinin eserlerinde bildirildiğine göre, Ahir Zamanda geleceği bildirilen Hz. Mehdi de, Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed (sav)’in soyundan gelen seyyidlerden olacak, onun vesilesi ile İslam ahlakı tüm dünyaya yayılacak ve bu müjdeli olayın gerçekleşmesinde kendisine seyyidlerden oluşan bir topluluk yardımcı olacaktır.
Alemlere Üstün Kılınan İbrahim Ailesi
“Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti. Onlar birbirlerinden (türeme) bir zürriyettir…" (Al-i İmran Suresi, 33-34) ve “Andolsun, Biz Nuh'u ve İbrahim'i (elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı onların soylarında kıldık.” (Hadid Suresi, 26) ayetleriyle de bildirildiği üzere, tarih boyunca gönderilen peygamberler Allah’ın alemler üzerine seçtiği tek ve ortak bir soydan gelmişlerdir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) de bu soydan olup, kendisinden sonra bu kutlu soy, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in neslinden olan seyyidler vasıtasıyla devam etmiştir.
Peygamberimiz (sav), Hz. İbrahim’in Soyundandır
Peygamberimiz (sav)’in babası Kureyş'in Haşim Oğulları sülâlesinden Abdulmuttalib'in oğlu Hazreti Abdullah, annesi ise, Zühre Oğulları'ndan Vehb'in kızı Hazreti Âmine'dir. İkisi de Mekkeli olmakla birlikte birkaç göbek yukarıda soyları birleşir. Peygamberimiz (sav), kendisi ve soyu hakkında şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah, İbrahim oğullarından, İsmail’i seçti. İsmail oğullarından Kinâne oğullarını seçti. Kinâne oğullarından Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Hâşim oğullarını seçti. Hâşim oğullarından da, beni seçti.” (İslam Tarihi, C:1, M.Asım Köksal, Hz. Muhammed ve Ataları, Şamil Yay., İst., 1987)
Ayrıca ünlü müfessir Elmalı Hamdi Yazır “Kureyş” Suresi'nin tefsirinde Peygamberimiz (sav)’in nesebini şöyle sıralamıştır:
“Malumdur ki Rasul-i Ekrem (s.a.v.) hazretleri "Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib b. Haşim b. Abd-i Menaf b. Kusayy b. Kilab b. Mürre b. Ka'b b. Lüey b. Galib b. Fihr b. Malik b. Nadr b. Kinanxe b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyas b. Mudar b. Nizar b. Mead b. Adnan"dır. Adnan da daha hayli batın ötede İsmail b. İbrahim Aleyhisselam zürriyeti olması hasebiyle Peygamberimiz (sav)’in nesebi de İbrahimi, İsmaili, Adnâni, Mudari, Kinani, Kureyşi, Haşimi'dir.”
Bir Kuran ayetinde ise şöyle bildirilmektedir:
... O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi… (Hac Suresi, 78)
Hz. İbrahim'in dini, özünde İslam ile aynıdır. Bu hak din, Hz. İbrahim'den sonra oğulları, torunları ve onun soyundan gelen diğer salih insanlar tarafından ayakta tutulmuştur. Tarihçilerin arkeolojik kazılara ve kutsal metinlere dayanarak yaptıkları açıklamalara göre ilk olarak Hz. İbrahim, MÖ. 1800'lü yıllarda oğulları ve kendisine tabi olan az sayıda insanla birlikte Filistin -eski adıyla Kenan- topraklarına göç etmiştir. Yine tarihi kaynaklara göre Hz. İbrahim, oğullarından Hz. İsmail'i Mekke ve çevresine yerleştirmiş, ikinci oğlu Hz. İshak ise Kenan'da kalmıştır. Nitekim Kuran'da Hz. İbrahim'in oğullarından bir kısmını Beyt-i Haram'ın yakınlarına yerleştirdiğinden şöyle bahsedilmektedir:
Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler. (İbrahim Suresi, 37)
Tefsir kitaplarında bu mekanın Mekke Vadisi olduğu belirtilir. Daha sonra, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail Mekke’de Allah’ın emri üzerine birlikte Kabe’yi inşa etmişler ve Allah’a şöyle dua etmişlerdir:
"Rabbimiz, ikimizi Sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin. Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, Kitab’ı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (Bakara Suresi, 128-129)
Rabbimiz Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in bu dualarına icabet etmiş, onları güzel, hayırlı ve temiz bir soy ile ödüllendirmiştir. Hz. İbrahim‘in hidayet önderliği soyunda da devam etmiş, kendinden sonra kavmine mirasçı bırakacağı oğulları peygamber olarak seçilmiştir:
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. İbrahim'e selam olsun. Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. Şüphesiz o, Bizim mü'min olan kullarımız-dandır. (Saffat Suresi, 108-111)
Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir. İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 84-87)
Meryem Suresi’nin 54. ayetinde bildirildiği üzere Hz. İsmail de peygamberlikle şereflendirilmişti. Babası kendisini daha önce Mekke civarına yerleştirdiğinde Mekke şehri henüz kurulmamıştı, ıssız ve tarıma elverişli olmayan bir bölge olması nedeniyle burada yetiştirilen herhangi bir ürün de yoktu. Mekke’nin o dönemdeki bu durumu İbrahim Suresi’nin 37. ayetindeki “ekini olmayan bir vadi” ifadesiyle Kuran’da bildirilmiştir. Ancak daha sonra Mekke civarında su kaynaklarının bulunması, Kabe’nin yapımının ardından ziyaret için kafilelerin gelmesi ile birlikte burada şehir yaşamı oluşmaya başladı. Hz. İsmail ve ailesi bu dönemde Mekke’de yaşıyorlardı. Nitekim daha sonraları adları bu bölge ile anılacak olan Arap kavminin el-Musta'rebe grubu, Hz. İsmail'in oğullarından çoğalmış olup, bunların kökü Adnan'a dayanır. (Ali el-Mutteki el-Hindi, Kenzu'l-Ummal, XI, 490). 571 yılında Mekke’de doğan Peygamber Efendimiz (sav) de, Arapların iki büyük kolundan biri ve İbrahim neslinin devamı olan ‘Adnaniler’ soyuna mensup olup, bu soy kendisinden sonra torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin vasıtasıyla günümüze kadar ulaşmıştır. Bununla birlikte tüm Araplar Hz. İsmail'in soyundan gelmemiş olsalar da genel anlamda Araplara "İsmailoğulları" da denmiştir. (ez-Zirikl, Kâmûsû'l-A'Iâm, VI, 4244; Yakut el-Hamev, Mu'cemü'l-Büldan, Beyrut 1956, V, 77).
İbrahim Neslinin Ahir Zamandaki Hakimiyeti
Rabbimiz ayetlerde Hz. İbrahim'in ailesini alemlere üstün kıldığını, kitap ve hikmetle desteklediğini ve onlara büyük bir mülk nasip ettiğini bildirmektedir:
Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti. Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir… (Al-i İmran Suresi, 33-34)
Yoksa onlar, Allah'ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu Biz, İbrahim ailesine Kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik. (Nisa Suresi, 54)
Yüce Allah, tarih boyunca bu kutlu soydan seçtiği elçilerini ve peygamberleri, insanlığa Kendi risaletini tebliğ etmeleri için göndermiş ve yardımıyla onları desteklemiştir. İçinde bulunduğumuz ve kıyamete yakın dönemi ifade eden Ahir Zamanda da Adetullah (Allah’ın sünneti) üzere, Peygamberimiz (sav)’in soyundan olan Hz. Mehdi gelecek, Allah’ın İbrahim ailesine nasip ettiği mülk ve hikmet, kendisinde tecelli edecek, onun vesilesi ve seyyidler topluluğunun desteğiyle İslam ahlakı yeryüzüne hakim olacaktır.
Hz. Mehdi de Hz. İbrahim Neslinden ve Peygamberimiz (sav)’in Soyundandır
Hz. Mehdi'nin hadislerde bildirilen en önemli özelliklerinden biri, "Seyyid" yani Peygamber Efendimiz (sav)'in soyundan olmasıdır:
Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim ehl-i beytimden (soyumdan) bir zatı (Hz. Mehdi'yi) gönderecek. (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)
Bediüzzaman da bu konuya eserlerinde şöyle dikkat çekmiştir:
“Hz. Mehdi seyyid olacaktır.” (Emirdağ Lâhikası, s. 266), (Tenvir, Şualar, s. 365)
... Rivayetlerde, ahir zamanın alametlerinden olan ve Al-i Beyt-i Nebevi'den Hazret-i Mehdi'nin (Radıyallahü Anh) hakkında ayrı ayrı haberler var. (Şualar, s. 465)
Ayrıca Bediüzzaman, kendisinin Peygamberimiz (sav)'in soyundan olmadığını, Hz. Mehdi'nin ise bu mübarek soydan olacağını belirtmiştir:
Ben, kendimi seyyid (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki AHİR zamanın o büyük şahsi Al-i Beyt'ten (Peygamberimiz (sav)'in soyundan olacaktır. (Emirdağ Lahikası, s. 247-250)
Bediüzzaman'ın bu gerçeği açıkça dile getirdiği bir başka sözü ise şöyledir:
Hem Mehdilik isnadını hiç kabul etmediğimi bütün kardeşlerim şehadet ederler. Hatta Denizli’deki ehli vukuf (bilgi sahibi kişiler) eğer Said Mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirtleri (talebeleri) kabul edecek dediklerine mukabil (karşılık), Said itiraznamesinde demiş ki: “ben seyyid değilim Mehdi seyyid olacak” diye onları reddetmiş... (Şualar, s. 365)
Öte yandan, İslam ahlakına göre, seyyid olan bir kişi hiçbir nedenle bunu gizleyemez, saklayamaz. Seyyid olmayan bir kişi de ben seyyidim diyemez. Bunun yanı sıra her seyyid olan kişi, mutlaka Mehdi olacak diye bir durum da söz konusu değildir. Dünya üzerinde seyyid olan milyonlarca insan bulunmaktadır. Bir kişinin seyyid olması Mehdi olmasını gerektirmediği için, her insan bu gerçeği rahatlıkla dile getirebilir.
Bediüzzaman da bizzat kendi eserlerinde "seyyid olan bir kişinin seyyidliğini gizlemesinin Kuran ahlakına uygun olmadığını" şöyle belirtmiştir:
Seyyid olmayan seyyidim ve seyyid olan değilim diyenler, ikisi de günahkar ve duhul ve huruc (isyan) haram oldukları gibi... hadis ve Kuran'da dahi, ziyade veya noksan etmek memnu'dur (yasaklanmıştır). (Muhakemat, s. 52)
Nitekim İmam Rabbani, Mevlana Halid gibi tarih boyunca yaşamış olan birçok İslam alimine ve müceddide Hz. Mehdi olup olmadıkları sorulduğunda, bu kişiler de “Ben Mehdi değilim” demişlerdir. Eserlerinde de Peygamberimiz (sav)’in hadisleri doğrultusunda Ahir Zamanda gelecek Hz. Mehdi’nin özelliklerini detaylı olarak anlatmışlardır.
Hz. Mehdi’nin Yardımcıları Arasında Seyyidler Bulunacaktır
... o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati (Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelenlerin) yapacağını Rahmet-i İlahiyeden (Allah’ın rahmetinden) bekliyoruz. (Emirdağ Lahikası-1, s. 265)
Böyle bir cemaat-ı azime (Peygamber Efendimiz (sav)'in soyundan gelen büyük seyyidler cemaati) içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek (harekete geçirecek) ve uyandıracak hadisat-ı azime (büyük olaylar) vücuda geliyor (meydana geliyor). Elbette o kuvvet-i azimedeki (büyük kuvvetteki) bir hamiyet-i aliye (yüce bir gayret) feveran edecek (harekete geçecek) ve Hazreti Mehdi başına geçip, tarik-i hak (hak yola) ve hakikate (gerçeğe) sevk edecek. (Mektubat, s. 473)
O zat bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevi yardımlarıyla ve İttihad-i İslam'ın muavenetiyle (İslam Birliği'nin yardımlaşmasıyla) ve bütün ulema ve evliyanin (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa Al-i Beyt'in neslinden (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) o vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmaya çalışır. (Emirdağ Lahikası, s. 260)
Bediüzzaman yukarıdaki sözleriyle Hz. Mehdi’ye destek verenler arasında da Ehl-i Beyt’ten bir başka deyişle Peygamber soyundan gelen kimselerin bulunacağına dikkat çekmiştir. Bediüzzaman, tüm Müslümanlar, İslam alimleri ve evliyalar ile birlikte "milyonlarca seyyidin de Hz. Mehdi'nin yanında yer alacağını ve bu kutlu zata destek vereceğini" bildirmiştir.
Müslümanların Hz. İbrahim ve Nesline Olan Sevgileri
Kuran ahlakına göre iman edenler gönderilen tüm peygamberlere inanır, hepsini çok sever ve hiçbirini birbirinden ayırdetmezler. Peygamberimiz (sav)’in torunlarının soyundan gelen seyyidlerin geçmişte olduğu gibi günümüzde de tüm Müslüman aleminde büyük bir saygı ve itibar görmeleri ve dünyevi muamelelerde farklı bir konumda tutulmaları da, Müslümanların Resulullah (sav)’a duydukları sevgi ve muhabbet dolayısıyladır. Müslümanlar aynı muhabbet ve sevgiyi, -Kuran’da Allah’ın, Müslümanların atası olarak isimlendirdiği ve Kendisi’ne dost edindiğini bildirdiği- İbrahim Aleyhisselam’a ve onun soyuna da duymakta, dualarında onların da ismini anmaktadırlar. Bunun en güzel örneği namazlardan sonra okunan şu dualardır:
Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidün mecid.
Allah'ım! Muhammed (sav)'e ve Muhammed (sav)'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız Sensin, şan ve şeref sahibi de Sensin.
Allâhümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ barekte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidün mecid.
Allah'ım! Muhammed (sav)'e ve Muhammed (sav)'in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız Sensin, şan ve şeref sahibi de Sensin.
Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 26. sayı (Ağustos 2006) 44. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 12.650 kez incelendi.
|
 |
|