Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15960 tanesi Türkçe, toplam 19258 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki Canlı Sohbeti (19 Aralık 2011; 24:00)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (265)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9611)
Posterler (17)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3966)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
online-arama.com
basindaharunyahya.com
hayvanlaralemi.net
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki Canlı Sohbeti (19 Aralık 2011; 24:00)
Aralık 2011


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
DAMLA HANIM: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Bugünkü konuklarımız Gülşah Hocam, Ceylan Hocam ve Beril Hocam. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Ve Aleyna Aleyküm Selam. Nasılsın muhterem Hocam?

GÜLŞAH HANIM: Hocam çok iyiyim, elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Çok şıksın.

GÜLŞAH HANIM: Teşekkür ederim Hocam. Siz de çok şıksınız, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ceylan Sultan Hocam, nasılsınız?

CEYLAN HANIM: Elhamdülillah, çok iyiyim Hocam. Sizi görünce daha iyi oldum.

ADNAN OKTAR: Beril Sultan Hocam?

BERİL HANIM: Elhamdülillah, ben de çok iyiyim.

ADNAN OKTAR: Bu hangi gazete? “Adnan Hoca’dan Seks Kasetlerine Yüz Bin TL!”

DAMLA HANIM: Vatan Gazetesi.

ADNAN OKTAR: Vatan.“Yüz bin” yani yüz milyar mı?

GÜLŞAH HANIM: Evet.

ADNAN OKTAR:Ne diyor? “Gülruh’u sor ona, Gülruh’u bilir. Perşembe gününe kadar elli bin lira hazırla” demiş. Yani özetle ne diyor?“Adnan Hoca’ya söylerim.” Söylememiş de söyleyecek. “Adnan Hoca yüz bin lira veriyor.” Evet, yalan haber.Öyle bir şey yok. “Yüz milyar”.Yüz milyarla ben yüz milyarlık kitapalır dağıtırım. Ne yapacağım yüz milyar verip? Vatan, yanlış haber yapmış, ayıp yapmış. Bize sormuyor, bana da sormuyor; langır lungur hemen tak haber. “Verecekmiş”, “yüz milyar lira verecekmiş”.Ne zorum?Yüz milyar! Yüz kuruş dahi vermem. Müslüman’ın çarçur edecek parası olmaz. Biz hayra hasenata para veririz. Allah rızası için para harcanır, inşaAllah. Dolayısıyla Vatan her duyduğu habere hoplama haber yapmasın öyle.

Ne anlatayım? Bak Bediüzzaman Hazretleri’ne diyorlar ki, Bediüzzaman’a diyorlar;“İstanbul’dan git” diyorlar,“çok tehlikeli” diyorlar, “İstanbul’da başına her şey gelir, hakarete uğrarsın, fitneye uğrarsın, iftira atarlar, hapse atarlar. İstanbul’da rahat edemezsin” diyorlar. “Seni” diyorlar;“Şam’a veya Hicaz tarafına gönderelim” diyorlar. “Orada çok itibar görürsün, çok iyi olursun. Hep hürmet, saygı içerisinde, rahatlık içerisinde yaşarsın. Burada seni çok ezerler, çok canın yanar. Sende talebelerinde rahat edemezsiniz” diyor,“İstanbul’a gitmeyin” diyorlar. “Gelin sizi ağırlayalım” diyorlar, “Şam’da, Hicaz’da ağırlayabiliriz” diyorlar, yani Mekke’de, Medine’de.

“Senin mektubunda benim istirahatimi ve eğer iktidarım olsa, benim Şam ve Hicaz tarafına gitmeme dair sizin hükümet-i hazıraya müracaat maddesi ise” yani“hükümete” diyorlar,“müracaat edelim, pasaport alıp gönderelim seni” diyorlar. “Evvela” diyor Bediüzzaman;“Biz, imanı kurtarmak ve Kuran’a hizmet için” diyor, “Mekke’de olsamda buraya” diyor,İstanbul’a “gelmek lazımdı” diyor. Bak; “imanı kurtarmak için” diyor;imanı kurtarmak; iman hakikatlerini anlatmak, Kuran mucizelerini anlatmak “ve Kuran’a hizmet için”. Kuran’a hizmet için ama bak; hurafeye değil! “Kuran’a hizmet için Mekke’de olsamda”. Hz. Mehdi (a.s.)’ın da yerini belirtmiş olmuyor mu böylece?

CEYLAN HANIM: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Çünkü “Mekke’de, Medine’de” diyor,“imtihan ortamı” yok,“mücadele yapılacak bir şey yok” diyor. “Mücadele yapılacak, iman hakikatlerinin anlatılacağı yerler burası” diyor,“Kuran’ın anlatılacağı yerler burası” diyor. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s.)’ın nerede olması gerektiğini de anlatıyor. Cübbeli ne diyor?“Mekke’de olması lazım” diyor. Bediüzzaman da;“mücadelenin yeri İstanbul’da” diyor. “Mekke’de olsam da buraya gelmek lazımdı. Çünkü en ziyade burada ihtiyaç var.” Bak;“ihtiyaç var” demiyor, “biraz ihtiyaç var” da demiyor, “çok ihtiyaç” da “var” demiyor. Ne diyor? “En ziyade” yani “en çok burada ihtiyaç var” diyor. Neredeymiş? İstanbul’da.

CEYLAN HANIM: İstanbul’da.

ADNAN OKTAR: İstanbul, çünkü bütün dünyanın kültür başkenti.

GÜLŞAH HANIM: Evet.

ADNAN OKTAR: “Binler ruhum olsa” diyor, “binler ruhum olsa, binler hastalıklara müptela olsam”. Bediüzzaman’ın biliyorsunuz birçok hastalığı vardı, rahatsızlığı vardı, birçok rahatsızlığı vardı. “Ve zahmetler çeksem, yine de milletin imanına” bak;“iman”, fıkhi bilgiye değil bak;“iman”,“imanına”; Allah’a, Kuran’a, Kitap’a, ahirete, meleklerine, peygamberlere iman. “İmanına ve saadetine” iman olunca saadet olur;öbür türlü felaket oluyor. “Saadetine hizmet için burada (İstanbul’da) kalmaya Kuran’dan aldığım dersle karar verdim ve vermişiz.”

BERİL HANIM: MaşaAllah.

CEYLAN HANIM: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Saniyen: Bana karşı” diyor,“hürmet yerine hakaret görmek noktasını mektubunuzda; ‘Mısır’da, Amerika’da olsa idiniz, tarihlerde hürmetle yâd edilecektiniz’ diye yazıyorsunuz.” Bak;“hürmet göreceğin yere” diyor,“orada hakaret görüyorsun, iftira ediyorlar”.Olmadık hakarete uğruyor Bediüzzaman. İşte diyorlar;“kadınlar gayrimeşru ilişki için akşamları evine geliyor” diyorlar Bediüzzaman’a, yetmiş yaşında ihtiyara, mübarek insana. “Evine cinsel ilişki için geliyorlar” diyoryetmiş yaşındaki insana diyorlar;“gayrimeşru kadınlar evine geliyorlar. Kasayla” diyorlar, “kasa hesabıylarakı gidiyor” diyorlar“akşamları” diyorlar,“içmesi için, Bediüzzaman’ın evine”. Bunlar en hafif iftiralar. Akla hayale gelmeyecek; vatan hainliğinden tut, insanları istismar etme, çıkarcılık, gençleri kandırma, gençleri ailelerinden koparma gibi, gençleri ailelerinden uzaklaştırma gibi akıl almaz fesada yönelik, fitneye yönelik iftira ve baskılarda bulunuyorlar. “Bana karşı hürmet yerine hakaret görmek noktasını mektubunuzda;‘Mısır’da, Amerika’da olsa idiniz’”“Amerika’ya kaçmayı da uygun bulmuyorum” diyor Bediüzzaman, “Amerika’ya gitmek de olmaz” diyor,“Mısır da olmaz” diyor. Hani diyorlar ya bir kısım;“Mısır’a gitseydi” diyorlar veyahut “Amerika’ya gitseydi”. “Tarihlerde hürmetle yâd edilecektiniz’ diye yazıyorsunuz.”“Benim” diyor,“hürmetle yâd edilmeye ihtiyacım yok” diyor. “Aziz, dikkatli kardeşim” diyor, “biz, insanların hürmet ve ihtiramından” muhterem görmesinden, saygı göstermesinden “ve şahsımıza ait hüsn-ü zan ile” yani ‘büyük âlim’, ‘büyük müceddid’, ‘asrın müceddidi’, ‘kutbu’ gibi “hüsn-ü zan ile ikram ve tahsinlerinden” ikram olmuş oluyor bu.‘Tahsin’;muhsin göstermek, iyi göstertmek. ‘Tahsinat’; yani övmek, yüceltmek, iyi halde göstermek. “Mesleğimiz itibarıyla cidden kaçıyoruz” diyor.“Ben meraklısı değilim” diyor Bediüzzaman. Var ya bazıları itibarı için, ağrına gittiği için kaçar. “Hususan acip bir riyakârlık olanşöhretperestlik”. “İöhret kazanmak riyakarlıktır” diyor. “Ve cazibedar bir hodfuruşluk olan” yani büyük görünmek “ve tarihlere şaşaalı geçmek” işte ‘çok büyük âlim’, ‘asrın en büyük âlimi’“şaşalı geçmek ve insanlara iyi görünmek ise,” yani herkesin beğenisini kazanacak durumda olmak ise “nurun bir esası olan, mesleği olan ihlâsa zıttır ve münafidir.” “İhlâsla bunun alakası yoktur” diyor, “samimiyetle bunu alakası yoktur” diyor.“Zıttır”, aksidir “ve münafidir”,yani “olamaz” diyor. “Onu arzulamak değil, bilakis şahsımız itibarıyla ondan ürküyoruz.” “Ben meraklısı değilim” diyor,“öyle bir şeyin. Bana hakaret etsinler, iftira etsinler” diyor,“yeter ki Kuran’a İslam’a hizmet edeyim ben” diyor. “Ben ne Amerika’ya kaçarım” diyor,“ne Mısır’a kaçarım, nede öyle keyfimin peşindeyim, ne de korkarım.Ne öldürülmekten korkarım, ne hapse atılmaktan korkarım, ne acı çekmekten korkarım.Elinizden geleni ardınıza koymayın” diyor,“delikanlıyım ben” diyor,“korkak değilim ben” diyor,“bir tek Allah’tan korkuyorum” diyor.“Yalnız Kuran’ın feyzinden gelen ve icaz-ı manevisinin lemeatı olan ve Kuran feyzinden gelen hakikatlerinin tefsiri bulunan, tılsımlarını açan Risale-i Nur’un revacını” yani Risale-i Nur’un gelişmesini“ve herkesin ona ihtiyacını hissetmesini” yani; “bütün Anadolu’nun, herkesin ihtiyacı var” diyor.“Ve pek yüksek kıymetini herkes takdir etmesini, onun pek zahir manevi keramatını”kerametlerini.Bak; “pek zahir manevi keramatını” yani gözle görülür keramet meydana geliyor. “İman noktasında zındıkanın” dinsizlerin“bütün dinsizliklerini mağlup ettiklerini ve edeceklerini” yani onları ezmeye, materyalistleri ezmeye devam edeceklerini “bildirmek, göstermek istiyoruz ve onu Rahmet-i İlahiye’den bekliyoruz”diyor Bediüzzaman.

CEYLAN HANIM: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, neymiş demek ki faaliyetin yeri?

BERİL HANIM: İstanbul.

ADNAN OKTAR: Ne Amerika, ne Mekke Medine;“İstanbul” diyor Bediüzzaman. “Ne Amerika’ya kaçarım” diyor, “ne de Mekke’ye Medine’ye giderim” diyor. “Mehdiyet, Mekke’de Medine’de olmaz” diyor. “Şam’da da olmaz” diyor. Bak Şam’a da gitmesini söylüyorlar,“Şam’a da gitmem” diyor,“Mehdiyet orada değil” diyor,“Mehdiyet’in mücadele yeri İstanbul’dur” diyor. “Hiçbir yere gitmem” diyor. “Mehdiyet nerdeyse bende ordayım” diyor. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı yerden Bediüzzaman niye kaçsın? Diyor ki; “ben, Hz. Mehdi (a.s.)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim.Ona ortam hazırlıyorum, zemin hazırlıyorum” diyor. Sonra da kaçacak. Bak diyecek ki;“öncü bir askeriyim”, öncü asker önde durur zaten. Kaçıyorsa öncü asker değildir zaten. Yani zaruri hicret eden kardeşlerimizi tenzih ediyoruz,hicret eden hocalarımızı tenzih ediyoruz. Ama kaçmak korkaklıktır, çok aşağılık bir harekettir. Sonrada oturup böyle âlimlik taslamaya kalkmak; o da vicdansızlıktır. Âlim bir kere en başta Allah’tan korkar. İt gibi insanlardan korkup, dünyevi azaplardan, hakaretlerden, iftiralardan korkup korkak köpek gibi kaçıyorsa o âlim olamaz. Ama daha iyi hizmet edebilmek için zaruri olarak bazı ihtiyaçlarından dolayı hicret eden kardeşlerimiz, hocalarımız; onlar ayrıdır inşaAllah.

Hocam, muhterem Hocam buyurun anlatın. Sizi dinliyoruz.

GÜLŞAH HANIM: Tabii Hocam, inşaAllah. Afrika ceylanları ile ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum. Hocam, toynaklarının altında koku salgılayan bir madde var. Bu şekilde çölde ne kadar giderlerse gitsinler o kokularını takip ederek geri yollarını bulabiliyorlar, maşaAllah.

DAMLA HANIM: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR:Vay keratalar vay! Ne şeker yöntemmiş.

GÜLŞAH HANIM: Ve bulutları da takip ederek Hocam, suyun nerde olduğunu bilebiliyorlar; o yöne doğru ilerliyorlar.

ADNAN OKTAR: Bulutları?

GÜLŞAH HANIM: Evet.

ADNAN OKTAR: İnsan bilemez. Bunların koku kabiliyeti de çok acayip. Ama Allah rahmet olarak vermiş. İnsan kokuya o kadar hassas olsa yaşayamazdı.

CEYLAN HANIM: Çok doğru, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama onlarda mutlu yaşıyor. Allahuâlem onlar da kötü kokuyu almıyor, benim gördüğüm; iyi olan kokuyu alıyorlar sadece. Çünkü bayağı mutlular.Kötü kokudan rahatsız olup kaçıyorlar çünkü. İnşaAllah.

GÜLŞAH HANIM: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR:Yeni tespihim şahane, elimden bırakmıyorum. Bak. Bu da çok güzel taş,şahane bir tespih.

DAMLA HANIM: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR:Aslan Bediüzzaman’ımız, can Bediüzzaman’ımız!Nasıl delikanlıymış, nasıl yiğitmiş! Şimdi tatlı su narcıları oluştu; Nurcu değilde tatlı su narcıları.Hep sıkıyı gördümü pır! Sıkıyı gördü mü arazi! Sıkıyı gördü mü şekil şemail almak! Bak nasıl delikanlı Hocamız, maşaAllah.

BERİL HANIM:Elhamdülillah.

ŞARKI:

ADNAN OKTAR:Şahane! Şahane!

ŞARKI:

ADNAN OKTAR:“Allah’ın selamı üzerinize olsun” diyor,“muhterem Hocam” diyor. “Hz. Yusuf (a.s.) gibi güzel, Peygamberimiz (s.a.v.) gibi gül kokulu, Hz. Ali (r.a.) gibi güçlü ve şakacı olan, canım, aşkla sevdiğimiz bir tane Hocamız” diyor. “Sizi inanılmaz çok seviyorum, Allah aşkıyla seviyorum. Sizi yaratan, yeşil gözlerinizi yaratan Allah’a kurban olurum” diyor,“canım Hocam” diyor. “Kuran’ı anlamak için ilmim ve imanım artsın diye dua ediyorum. Allah’a kavuşmak istiyorum. Benim için içten bir dua edebilirmisiniz canım Hocam?” diyor.“Yüzünüzün nuru” diyor,“güneşi solduruyor” diyor maşaAllah.MaşaAllah, bir hanım kardeşimiz Azerbaycan’dan yazıyor,Günel Hanım,Günel.

BERİL HANIM: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Buda Güven Gümüş; “Sayın Hocam, ‘Türk-İslam Birliği kurulsun’ diyorsunuz.Bende sizin düşüncelerinize katılıyorum. Ancak ABD ve Avrupa böyle bir birliğe izin vermez.Süpergüç olmak için bilgi, teknoloji ve eğitimli bir toplum lazım” diyor.Yok, ben biliyorum; Amerika da, Avrupa da Türk-İslam Birliği’ni istiyorlar,İttihat-ı İslam’ı istiyorlar.Eminim. Söyleyeyim mi şimdi sana? En ağababalarından haber aldım, biliyorum.En başlarından bilgi aldım, biliyorum inşaAllah.Öyle. Niye istemesinler?Onlar için müthiş bir konfor, rahatlık.Bütün, dünyanın her tarafından askerlerini çekecekler. Katrilyon hesabıyla askeri malzeme ve askere harcama yapıyorlar. Adamlar kendi vatandaşına ayıracak o parayı.Konfor gelecek dünyaya, güvenlik gelecek. Yobazlık tarzında anlaşılırsa tabii İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği; ona Avrupa değil, Amerika değil; Allah zaten izin vermiyor. Avrupa’yı, Amerika’yı boş ver; Allah izin vermiyor, Allah zir ü zeberediyor.Yobazlığamüsaade etmez Allah;etmiyor ve etmeyecekde inşaAllah, Allah’ın izniyle. Kuran’dan aldığımız ölçü bu.

“İyi günler Hocam” diyor,“lütfen maillimi okuyun Hocam” diyor. “Lütfen yayında okuyun maillimi Hocam” diyor. Tamam, haydi bakayım.“Size Belçika’dan yazıyorum. Emir Sezer. Her gün programınızı izliyorum.Çok beğeniyorum Hocam. Çok karizmatiksiniz. Hepiniz Hocam” diyor,“çok muhteşem insanlarsınız” diyor. “Hocam, programınızda size başarılar dilerim” diyor.” Tamam.

“Esselamun Aleykum mübarek Hocam. Uydudan yayın yapabilen, tüm dünyada dinlenen ve sevilen, Erbakan Hocam’a İslam Birliği davasında hiç şaşmadan devam eden ve bizce çok önemli bir kısım insan” diyor,“‘Erbakan’ demeye korkarken” diyor “Erbakan demekten korkmayan, bundan şeref duyan, coşkuyla Erbakan Hocamız’ı anlatan bir tek siz kaldınız” diyor.EvelAllah,bin kere yeterim,bin kere. “Allah sizden razı olsun inşaAllah. Bizlere bu haberi tekrar tekrar yayınlamanızı rica ediyoruz inşaAllah. Dr. Fatih Erbakan Hocamız’ıağırlayacağız” diyor,“inşaAllah. Geçengün duymuştunuz ama son üç gün kaldı, tekrar yardımınızı istiyoruz Hocam” diyor. “Sizlerin duasına, maddi ve manevi desteğine ama asıl fazla manevi desteğinize her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var.” Maddi destek değil zaten manevi destek. Maddi ne burada? Yani bu televizyon kanalları tabii ki maddi imkân oluşuyor ama buradaki şu anki hizmet manevi. “Bizleri duanızdan eksik etmeyin Hocam. Fatih Erbakan Hocamız’ın yanından da Allah bizden ayırmasın inşaAllah.” Fatih Erbakan’a biz gönül gözüyle, muhabbetle sahip çıkıyoruz. Hem yetim hem öksüz o, hem yetim hem öksüz. Allah bizlere emanet etti. Tüyüne zarar getirtmeyiz, evelAllah Allah’ın izniyle. Ben şahsımadına diyorum.

TEKNİK EKİP:“Saadet Partisi GİK Üyesi Dr. M. Fatih Erbakan’ın katılacağı ‘Yaşanabilir bir Türkiye / Lider Türkiye / Yeni Bir Dünya” konulu konferansımıza tüm halkımız davetlidir. Tarih 22 Aralık, saat 13.00. Yunus Emre Kültür Merkezi (Dolphin Alışveriş Merkezi - İzmit.) Saadet Partisi Kocaeli İl Kadın Kolları.”

ADNAN OKTAR: O, konferansın yapıldığı yeri bir kere daha söyle.

TEKNİK EKİP:Tabii inşaAllah. 22 Aralık’ta, saat 13.00’da yapılacak.

ADNAN OKTAR: 22 Aralık’ta, saat 13.00’da.

TEKNİK EKİP:Yunus Emre Kültür Merkezi.

ADNAN OKTAR: Yunus Emre Kültür Merkezi.

TEKNİK EKİP:Dolphin Alışveriş Merkezi.

ADNAN OKTAR: Dolphin Alışveriş Merkezi, evet.

TEKNİK EKİP:İzmit’te.

ADNAN OKTAR: İzmit.

TEKNİK EKİP:Evet.

ADNAN OKTAR: Tamam, sünnettir bir kere daha tekrar edelim,üçüncü kere.

TEKNİK EKİP:Tabii inşaAllah. Tarih 22 Aralık.

ADNAN OKTAR: 22 Aralık’ta.

TEKNİK EKİP:22 Aralık’ta. Saat 13.00’da.

ADNAN OKTAR:Saat 13.00’da.

TEKNİK EKİP:Yunus Emre Kültür Merkezi.

ADNAN OKTAR: Yunus Emre Kültür Merkezi.

TEKNİK EKİP:Dolphin Alışveriş Merkezi.

ADNAN OKTAR: Dolphin Alışveriş Merkezi, evet.

TEKNİK EKİP:İzmit.

ADNAN OKTAR: İzmit. Fatih’in her konferansını ben buradan kardeşlerimize Allah’ın izniyle duyururum. Kardeşlerimiz de duyururlar. Fatih’in yanındayız.

CEYLAN HANIM: Allah razı olsun Hocam.

ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamız onu emek emek yetiştirdi. Aynı Erbakan Hocamız;yürüyüş, üslup, konuşma.

BERİL HANIM: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ben geçenlerde de sohbet ettim, acayip sevimli. Yani birçok mimiği benziyor babasına, şimdi söylemiyorum ben detayı, aynısı. Biraz kilo almış olsa aynı Erbakan Hocam. Seri konuşması falan... Fakat bazı beyni sulanmış münafıkların Fatih’e kafayı taktığını görüyoruz, duyuyoruz. Bu bizi rencide ediyor. Beni sıktı yani, bunaldım ben, çok bunaltı geldi üstüme, hoşlanmadım. Şahsım adına, sıkıntı bastı. Erbakan Hocamız Milli Görüş’ün adını koyan insandır. Milli Görüş’ü Türkiye’de tanıtan, sevdiren ve güzel bir hizmet yapan, en zor şartlarda hizmet yapan, çok acılar çekmiş, çok çile çekmiş muhterem, mübarek ve müberra bir insandır, asil bir insandır ve seyiddir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundandır Erbakan Hocamız. Mübarek evlatlarıda, evlad-ı tahiratı da aynı şekilde seyiddirler; seyyid ve seyyidedirler. Fatih’in ben çok iyi yetiştiğinidüşünüyorum. Tabii ki genç, olgunlaşıyor;ama pasifize edilip dışlanması saygısızlık ve edepsizliktir,nezaketsizliktir Allah esirgesin. Böyle bir tavırdan ben kardeşlerimizin kaçınacağını umuyorum. Muhterem Müslüman kardeşlerimizin de çok iyi sahip çıkacağına inanıyorum Fatih’e. Çünkü Fatih’in aldığı alkıştan anladım.Yer gök yıkılmış Fatih geldiğinde, maşaAllah. Mazlum ve masumdur;o öyle entrika bilmez. Böyle gizli siyasi oyunlar, politik oyunlar, ağız dalaşları; onları bilmez. O terbiyeli yetişti.Nezih karakteri, efendi karakteri ona müsait değil. Onun için Müslüman kardeşlerimizin can-ı gönülden, aşkla ve muhabbetle,Allah rızası için Fatih’e sahip çıkmalarını istiyoruz. Özellikle Erbakan Hocamız’ın eski talebelerinin, o muhterem talebelerinin de bu tertemiz insana, Erbakan Hocamız’ın parçası olan Fatih’e can-ı gönülden saygıyla, hürmetle, sadakatle ve vefa hisleriyle sahip çıkmalarını istirham ediyorum, şahsım adına. Dikkatim bu konunun üstünde, bir yönüyle de bu konunun üstünde. Çünkü Erbakan Hocamız’a daha önce,biliyorsunuz,bir şeyler yapmaya kalktılar kendi kafalarınca. Allah ayaklarına doladı. Ne hale geldiklerini gördünüz.

BERİL HANIM: Evet.



ADNAN OKTAR: Hasseten, çok muhterem Oğuzhan Asıltürk Ağabeyimiz’den, muhterem büyüğümüzden, ki elini ayağını öpüyorum, çok sevdiğim değerli bir ağabeyimiz,rica ediyorum Fatih’e sahip çıksın, onu koruyup kollasın, onun iyi yolda, güzel yolda, hayır yolda, Kuran ve İslam yolunda hizmetinde ona yol açsın,onu teşvik etsin, tecrübesiyle ona yardımcı olsun, iyilik ve güzellikler sunsun.Vefa ve sadakat hislerinin bir tecellisi olarak böyle güzel tavırların Hocamız’a yakışacağını herkes bilir ve zaten onun da yapacağından eminiz ve yaptığı kanaatindeyiz inşaAllah. Allah, Hocamız’a da Fatih’e de uzun ömür versin, hayırlı güzel hizmetler versin, Allah mübarek etsin. Ben şefkatimden söylüyorum, Allah rızası için söylüyorum. Yoksa benim Saadet Partisi ile bir alakam yok. Ben partili değilim, eskiden beri öyle.Ama severim, Fatih’i de kardeşim olarak çok severim ama Erbakan Hocamız’a müthiş bir sadakat ve sevgiyle muhabbet duyuyorum. O zamanda Saadet Partili değildim ama kalben destekliyordum. Çünkü ben sağ, Türkiye’deki muhafazakar sağı Türk-İslam Birliği’ni savundukları için aşkla muhabbetle destekliyorum. MHP’yi, Büyük Birlik Partisi’ni, Saadet Partisi’ni özellikle, AK Parti’yi, hepsini destekliyorum. Doğru yoldalar, güzel gidiyorlar; tabii ki destekleyeceğim, inşaAllah, şahsım adına, vatandaş olarak.

“Hocam, ben Mahmut.Lise üçüncü sınıf öğrencisiyim. Aynı zamanda üç yıllık talebenizim. Van’da yaşıyorum. Hocam ilk defa yazıyorum” diyor “size” diyor. “Van’da sizin kitaplarınızdan bulmak çok zor. Tek bir kitapçıda satılıyor” diyor. O zaman biz de ne diyoruz?Ceddin deden neslin baban! Van’ı yıkacağız! Nurla, nurla inşaAllah. Van’a kamyon hesabı ile kitap gönderelim.

BERİL HANIM: İnşaAllah.

DAMLA HANIM: Elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: “Mahmut”.Ne diyor kardeşimiz? “Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde kadınlar” diyor, “gözleri hariç tüm vücutlarını örterlermiş.Hatta erkekler sesini duymasın diye ağızlarına taş alıp öyle konuşurlarmış. Bu doğru mu Hocam?” diyor. “Ağzına taş alıp konuşuyor”. Bu ne vahşiyane üsluplar? Müslüman’ın ağzının içinde taşın ne işi var? Taş mikrop yükü olan bir şeydir. Taş ağza sokulur mu? Kirli çamurlu taşı toprağı Müslüman ağzına mı?Hanımların ağzında taşın ne işi var? Bu ne vahşiliktir? Allah’tan korksunlar. “Gözleri hariç”. Kum fırtınası oldu muydu gözünü de kapatıyor.“Gözleri hariç” diyor.Tabiiki. Erkekler de kapatıyor. Arabistan’da erkeklerin bir tek gözleri görünüyor; her yeri kapalı, burnu.Kum fırtınası oluyor, kapatıyorlar. Fırtına geçtikten sonra niye kapatsın gözünü?İnşaAllah. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımları için özel durum var. Diyor ki bak; “siz kadınlardan” yani diğer Müslüman kadınlardan “herhangi biri gibi değilsiniz”.Bak; “siz diğer Müslüman kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz”. “Onların hukuku ayrıdır” diyor Allah. “Onlar rahat” diyor, yani ayrı. “Ama siz evinizde oturacaksınız” diyor“ve erkeklerle görüşürken perde arkasından görüşeceksiniz” diyor. Annelerimizle görüşürken tamamen bir perde çekiliyordu, kalınca bir perde; konuşacak kişiler onun arkasından konuşuyorlardı. Çünkü fitne çıkarıyorlardı.Cenab-ı Allah ayet indirdi, dedi ki; “Peygamberden (s.a.v.) sonra eşlerini almanız size haramdır, onlar sizin annelerinizdir” dedi Allah. Annemizdir hepsi. “Sizin annenizdir” dedi, annemiz oldular. “Anneye gösterilen hürmet, sevgi neyse aynısı olacak” dedi Cenab-ı Allah. “Dolayısıyla annelerinizle de görüşürken perde arkasından görüşeceksiniz, çünkü kalbinde hastalık olan” diyor “tamah edebilir, sözü çekicilikle söylemeyin” diyor Peygamber (s.a.v.) hanımlarına Cenab-ı Allah. “Kalbinde hastalık olan tamah eder, siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz” diyor. “Size ayrı bir uygulama var” diyor Allah.Peygamber (s.a.v.) hanımlarına mahsustur perde arkasından konuşmak. Mümin hanımlar için değildir o.Onların ayrı. Allah onu özellikle ayırıyor. Peygamber (s.a.v.) hanımları için özel hukuk vardır. Tamamen ayrıdır. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) için ayrı ibadet var. Mesela gece namazı Peygamberimiz (s.a.v.)’e farzdır. Gece kalkar. “Gecenin bir bölümünde kalk” diyor Cenab-ı Allah. Ona mahsus bir farzdır. Yani buradaki ince ayırımı, buradaki sözleri önemli görmek lazım.Allah’ın Kuran’da kullandığı kelimeleri, sözleri önemsiz görürse bir insan dinsiz olur. Bak diyor ki; “siz Müslüman hanımlardan herhangi biri gibi değilsiniz.” “Onların rahatlığı gibi olamazsınız, onlar gibi davranamazsınız, onlar davranabilir” diyor Allah,“onlar rahat” diyor,“onlar ayrı. Ama siz perde arkasından konuşacaksınız” diyor. “Evden çıkmayacaksınız” diyor Allah, “evde duracaksınız. Çok zaruri olursa evden çıkacaksınız” diyor. Bu, birçok nedeni var, hikmetlidir. Ama Müslüman hanımların hepsi dışarıdaydı. Savaşta Peygamberimiz (s.a.v.)’in önünde, askerlerin önünde gidiyor. Tef çalıyorlar, askerleri coşturuyorlar. Hacda hep beraberler. Tabii böyle güzel, onları coşturacak marşlar söylüyorlar önde tefle. Şimdinin Ceddin Deden’i gibi yani, maşaAllah.

DAMLA HANIM: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR:Ben MHP kongresine gitmiştim. Hiç kaçırmazdım ben ülkücülerin yaptığı kongreleri, Ankara’dayken hepsine giderdim. Selim Sırrı Tarcan vardı, 19 Mayıs Kapalı Spor Salonu vardı. Ülkücüler böyle gruplar halinde geliyorlardı, benim acayip hoşuma gidiyordu böyle, tüylerim diken diken oluyordu. “Başbuğ Türkeş! Başbuğ Türkeş! / Sensin Alparslanlara eş! / Milletinin gözü yaşlı / Kurtar onu Başbuğ Türkeş!” Acayip güzeldi. Böyle canhıraş bir delikanlı bağırıyordu. Ağzına kadar doluydu salon, işte kaç bin kişilikse. Ama “dolu” derken; koridorlara kadar dolu yani. O zaman koçyiğit ülkücüler vardı; bıyıklar böyle kulaklarının altına kadar, Yavuz Sultan Selim gibi yani böyle tarif edeceğim gibi değil;öyle bıyık görülmemiştir. Yani hemen hemen çoğu öyleydi. Şimdi vazgeçtiler, halbuki çok şahane bir şey; delikanlının öyle bıyık bırakması lazım tabii. Bir tanesi oradan canhıraş “Başbuğ” diye bağırıyor ama yani acayip güçlü bir sesle, çok uzatarak, yani çok güçlü bir sesle ve yaklaşık -ne bileyim- otuz saniye sürüyordur, böyle uzunca. Bir arada “Türkeş” diyorlar -bak Allah sizi inandırsın- neredeyse cam çerçeve kırılacak böyle, yani bina sallanıyordu neredeyse böyle. Yer gök inliyor yani. İnsan sesi nasıl öyle bir şey meydana getirir hayret yani. Çok zinde bir gençlikti ülkücü gençlik, acayip. Komünistlere karşı kısa sürede bir denge unsuru olmuştu Allah’a şükür elhamdülillah. Bizim evin bitişiğinde “İncesu aşılmaz, Çanakkale geçilmez” diye. Maocular yukarıya kadar gelmişlerdi, aşağıya inemiyorlardı Maocular. Orada bir kahvehane vardı, orada ülkücüler akşama kadar sohbet edip oturuyorlardı.Tabii bu durumda pek sorun çıkmıyordu. Ülkücülerin yine yukarıda lokalleri vardı.Ben gittim onların lokallerine.Beni tanımıyorlardı.Dikkatlice baktılar.Acayip sevimliler böyle. “Selamun Aleyküm”, “Aleyküm selam” dedim. Oturdum; “maşaAllah, aferin” dedim, “Allah mübarek etsin, iyi güzel çalışmalarınız” dedim. Çok hoşlarına gitti. Gayet mütevazi kütüphane yapmışlar kendilerine, kitapları var. İyi, gençler oraya gidip geliyorlardı, caminin hemen karşısındaydı. Ben her akşam yatsı namazına oraya camiye gidiyordum. Cami çıkışında, tam biz çıktık,yoğun olarak bir tarama başladı;hem makineli tüfek sesi, hem kurşun. Yağmur gibi kurşun sesi geliyor böyle “tak tak tak tak” peş peşe. Biz, Lübnan’da var ya böyle millet eğilerek geçiyor, mecburen başka çare yok yani, öyleeğilerek, duvarlardan, eğilerek öyle geçmiştik.Sonra ülkücülerin kaldığı o lokale bomba koydular akşam. Ben yatıyordum, bizim eve de yakındı. Ben ev yıkılıyor zannettim böyle. Zangır zangır ama acayip bir ses böyle, bütün bina bir gitti geldi şöyle, hopladı bina ki bize aşağı yukarı üç yüz metre uzaktaydı bina. Bütün mahalle yer yerinden oynadı. Yani çok gücü kuvvetli bomba koymuşlardı, havaya uçurdular o lokali. Ama aferin çocuklara hemen toparladılar yeniden lokali.Gayretlerine de devam ettiler. Çok fedakardı çocuklar çok! Bizim evde de vardı, üst katta kalıyorlardı ülkücü gençler. Çok çile çekti onlar, mübarekler, ne acılar çektiler, ne zorluklar… Her yerde şehit edilmeleri için böyle gayret ediyordu komünistler.Sürekli ölüm tehdidi altındalar, sürekli, nereye gitseler. Mahallelerde rahat bırakmıyorlar. Mesela bizim çocuklar vardı, tanıdığım çocuklar vardı. Şimdi mesela bir mahallede bir ülkücü çocuk vardı, nefes aldırmıyorlardı çocuklara. Camiye gidemiyor, okuluna gidemiyor.Okula giderken çeviriyor, dövmeye kalkıyorlar, kurşun sıkıyorlar.Yani muazzam çile çekti o çocuklar, mübarekler. Onun için ülkücü gençlik çok şerefli bir gençliktir, çok çilekeştir. Şimdiki gençlerin haberi bile yok onların çektiği çilelerden. Hem ekonomik zorluklar altında, yani acayip ekonomik zorluklar içerisindelerdi. Para yok, imkan yok, hiçbir şeyleri yok yani acayip zor durumdaydılar. Tek tük, mesela mahallelerde öyle üçer beşer onar maşaAllah geliştiler, kendilerini yetiştirdiler, kültürlerini arttırdılar, bilgilerini arttırdılar. “Mao değil Alparslan, Vietnam değil Türkistan” diye duvarlara yazmışlardı, bizim mahallede de vardı öyle. Bütün sokaklar öyleydi. Bak;“Mao değil Alparslan, Vietnam değil Türkistan”. MaşaAllah. Onun için şimdiki gençlerin birçoğu bilmez, bilenler vardır da çoğu da bilmez. Hapishanelerde ne işkenceler çektiler, ne acılar çektiler. Her gün o mübarek çocuklar öyle, beş kişi, on kişi, on beş kişi, yirmi kişi şehit edilirdi ülkücülerden. Sürekli gazeteler, radyolar haber verirdi. Mesela Esenler’de üç tane, bilmem şu semtte dört kişi, şurada iki kişi, şu okulun önünde şunlar kurşunlanarak, işkence ile hep böyle şehit oldular. Yani binlerce ülkücü şehit vardır. Hiç bilinmiyor, birçok kişi bilmiyor, haberleri bile yok yani. Çok nezih delikanlı insanlardır. Şimdi tabii daha ortalık rahatladı. Müthiş bir kültür faaliyeti yapmışlardı, muazzam. Ben televizyon daha o zamanlar yeni çıkmıştı, bu siyah beyaz televizyonlar.Biz de komşuya gidip seyrediyorduk. Yani çok lükstü televizyon, çok olağanüstü bir şeydi yeni çıktığı zaman. “Namaz kılana yobaz denmez, Kuran okuyana yobaz denmez” diye ülkücüler böyle atla geziyorlar ve bir de miting yapmışlar, orada bağıra bağıra anlatıyorlar. Çok dikkatimi çekmişti, acayip de hoşuma gitmişti. Kuran’a, İslam’a müthiş sahip çıktılar, acayip sahip çıktılar. Daha önce insanlar “Müslüman’ım”demekten çekiniyorlardı. Erbakan Hocam da işte o dönemde ortaya çıktı, maşaAllah. Günaydın gazetesi vardı o zamanlar, hiç unutmam; Erbakan Hocamız konuşma yapıyor, küçük bir topluluk toplanmış.“Erbakan Hoca’ya orada gençler güldüler” diyor. “Gülün gülün kardeşlerim” demiş,“son güler iyi güler” demiş. Hiç aklımdan çıkmaz. Başbuğ da, Ankara’da Kurtuluş Parkı’nın önünde bir alan vardı, orada MHP mitingi vardı. Ben özellikle gittim, kaçırmazdım, mitinglere hep giderdim. Başbuğ geldi böyle, alkışlarla yeri göğü inlettiler böyle yine “Başbuğ Türkeş” diye. Orada konuşma yaparken bir motosikletli polis, hiç alakasız, geldi kalabalığın içerisine girdi böyle. Kalabalık da yarıldı böyle açılarak.Geçti geçti geçti geçti aralarından çıktı gitti. Biz aslında normal karşıladık birazda.“Bir kontrol mü etti acaba?” dedik. Başbuğ acayip sinirlendi;“alın onun” dedi,“derhal plakasını!” dedi. Başbuğ öyle şeylere acayip celallenirdi, müthiş öfkelendi. O aklımda kaldı.Aynı yerde de Ertuğrul Kürkçü konuşma yapıyordu daha önce.Ben otobüste gidiyordum, otobüsün içinde komünist gençler vardı. Kurtuluş Parkı yine; hep orda yapılırdı toplantılar, o tip şeyler. Gençler otobüs şoförüne dedilerki;“otobüsü durdurun” dediler,“biz ineceğiz” dediler. Adam dediki;“durak yok burada” dedi,“inemezsiniz” dedi. “Yok yok ineriz” dediler, ikna ettiler adamı. Onlar inince bende indim tabii yani, hep beraber indik. Gittim kalabalığın arasına karıştım. Ertuğrul Kürkçü, orada bir bekçi kulübesi vardı, küçük bir bekçi kulübesi,üstünde oluklu tavan kaplaması vardı, onun üstüne çıktı.Sadece şu sözü aklımda kalmıştı; “ne Amerika ne Rusya; Bağımsız Türkiye” diyordu. O devirden beri daha hala faal bu Ertuğrul Kürkçü, hayret. Bildiğim kadarıyla bir Kızıldere’de de bir olaylar olmuştu, Mahir Çayanlarla beraber; orda o sağ kalmıştı anladığım kadarıyla. Diğerleri vefat etmişti,o sağ kalmıştı; eğer yanlış aklımda kalmadıysa. Yani hiç o tip olaylardan uzak durmamıştım,hep merak ediyordum. Allah’ın hikmeti, Allah bana olayların tamamını gösterdi. Mesela Hukuk Fakültesi, Siyasal’da olaylar olurdu, mutlaka giderdim. Haber alırdım,“Siyasal’da olay var” derlerdi, hemen giderdim oraya.

CEYLAN HANIM: Allah sizi korumuş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ta olayların içine kadar. Polise yağmur gibi taş yağdırıyorlardı böyle, yumruk gibi.Birdenbire bir ses gelmeye başladı,böyle dolu sesi gibi; takır takır takır takır takır takır. Birde baktım polisi taşlıyorlar, ama binlerce taş! Çok tehlikeli bir şey; polise taş atılır mı? Yumruk gibi! Allah muhafaza, gözüne gelse, kafasına gelse beyin kanaması olur. Yani çok tehlikeli bir şey! O zaman ben tabii müstahkem mevkide duruyordum böyle. Mesela olay çıkacağını anlıyordum ben, çok uzak noktalarda duruyordum. Ankara’da, Tandoğan Meydanı’nda da öyle, yine komünistlerin bir toplantısı vardı.Belliki mutlaka olay çıkacak.Çünkü olay çıkmayan komünist toplantısı hiç olmuyordu. Ben yine öyle müstahkem mevkide yerimi aldım, biliyordum. Nitelim tahmin ettiğim gibi bir süre sonra olay başladı. Polis şeylerin üstüne saldırmaya başlayınca acayip çiğnenenler oldu böyle, çok büyük olay çıktı.İnsanlar kendilerini duvarlardan aşağı attılar böyle yani çok büyük arbede çıktı.Ama ben müstahkem mevkide olduğum için…

CEYLAN HANIM: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Biliyorum yani olacak olayları. Hatta ben sonuna kadarda takip ederdim. Komünistlermesela gösteri yürüyüşü yaptığında veyahut ülkücüler gösteri yürüyüşü yaptığında bir yerden başlardı, mesela ta Ulus’tan başlardı Kızılay’da biterdi;o tarzda.Başından sonuna kadar ben izlerdim, yani atılan sloganları, olayları; hepsini izlerdim.

CEYLAN HANIM: Allah sizi hep korumuş Hocam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kurtuluş Lisesi’nde de; orada yurt vardı, ülkücülerin yurdu vardı, Kredi Yurtlar Kurumuvardı karşıda, orada ülkücülerin kontrolündeydi biraz, oradaki yurt da aynı şekilde. Oraya komünistler saldırdılar.Sarı sarı tipler böyle, bıyıkları ağızlarına giriyor ama sigaradan da bıyıkları da sararmış; ama çok dikkatimi çekmişti; yüzleri de oksit sarıydı. Allahualem sinirden tahmin ediyorum, gerginlikten olabilir. Oksit,o çok dikkatimi çekmişti.Orta boylu, kısa boylu, ellerinde sopalar vardı odun sopaları.Ülkücülerde, koskoca keresteleri çıkarmışlar onlarda, inşaat kerestesi. Nerden buldularsa…Ama can havliyle onlarda herhalde orada kendilerini mecbur hissettiler anladığım kadarıyla. Komunistler gelemiyorlardı, sadece bağırıyorlardı. Ama öbür arkadaşları onları itiyordu böyleyani “tutmasak gidecekler” havası veriyorlar. Ülkücüleri de orada tutuyorlardı arkadaşları, pek yanaştırmıyorlardı.

Yine Ankara’da Basın Yayın Yüksekokulu vardı, Basın Yayın Yüksekokulu, evet. Turizm Ticaret falandı herhalde, bildiğim kadarıyla. Turizmle de alakalı bir okuldu, ama Basın Yayın daha çok. Siyasalın karşısındaydı. Ben orada duruyordum, baktım adamlar elinde silah, normal silahlı adamlar, yürüye yürüye genç delikanlı üniversite öğrencileri geliyorlar. Tren yolunun altından girdiler, okulun o tarafa doğru silahları doğrulttular, teker teker silahı saydırmaya başladılar. Oradan da iki üç tane ülkücü çıktı elinde sigarayla, acayip sakin ama. Yani inanılır gibi değil, hayret ettim cesaretine, inanılır gibi değil. Çok sakin, yürüye yürüye üstlerine gelmeye başladılar. Onlar da tabii kaçtı yani mecburen. Ama hayret yani; vurabilir, her an vurabilir, direkt hedef. Adamların gözünün içine baka baka yürüyor, hayret! Ülkücüler inanılmaz cesaretli oluyorlardı. Ben şaşırmıştım, hayret edilecek cesaret. Hakikaten o bilinir; çok şaşırtıcı bir cesarete sahiptirler, maşaAllah,Allah’ın hikmeti. O zamanlar çok acayipti olaylar. Ben mesela top oynayan geçler gördüm, belinde silahla top oynuyorlardı. Alenen görülüyor silah belinde. Çok acayipti ortalık. Böyle çok çok fazla, yüze yakın olay vardır; sabaha kadar anlatsam bitmez. Ama hepsini görmem, tecrübe sahibi olmam; mesela komünizmin ne olduğunu daha iyi gördüm, ülkücü hareketin samimiyetini, Milli Selamet hareketinin samimiyetini bütün açıklığıyla gördüm. Milli Selamet’in kongrelerinin hepsine giderdim, Ankara’daki kongrelerinin hepsine giderdim. Mutlaka Mehter Takımı getirirlerdi. Bir kere Ankara Tandoğan’da yine Saadet’in toplantısı vardı. Mehter Takımı geldiğini gördüm. Mehter çalıyor, ben çok seviyordum Mehter’i, bende küçük bir teybim vardı, yetişemedim diye acayip bana ağır geldi. Yüz metreci gibi koşuyorum. Büyük bir heyecanla koştum hemen yetiştim. Çünkü bir parçayı bile kaçırmak çok yazık olacak. Orada Mehter Takımı’nın konserini almıştım banda, inşaAllah.

DAMLA HANIM: Hocam bir haber okuyabilir miyim, uygun görürseniz?

ADNAN OKTAR: Evet.

DAMLA HANIM: Marksist ve sosyalist Türk gazetecilerin bir anlamda ağababası ve lideri olarak kabul edilen eski Aydınlıkçı Halil Berktay, Taraf Gazetesi’nde ilk defa sosyalizmin ve Marksizm’in artık tamamen öldüğüne dair bir itirafta bulunmuş. “Artık bu kavramlar bundan sonra ete kemiğe büründürülemez, canlandırılamaz. Marksist, Leninist siyaset hakkında bildiğimiz her şeyi unutmak zorundayız” diyerek, ‘tüm solculara geçmiş olsun’ mantığında bir yazı yazmış. Ayrıca yirmi küsur yıldır bu konudaki iç hesaplaşması yüzünden uykularının kaçtığını da eklemiş. Şu anda solcu gazeteciler arasında bu konu ilgiyle tartışılıyormuş Hocam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Komünizm tarih” mi “oldu” diyor? Dinsizlik tarih olmadıktan sonra komünizm tarih olmaz. Dinsizlik eşittir komünizm, komünizm eşittir dinsizlik. Dünyadaki en büyük güçtür şu an komünist hareket. Nereye kayboluyor? Sadece ekonomi yönünden olayı değerlendirmiş o. Biz dinsizlik yönünden değerlendiriyoruz. Ekonomi yönü önemli değil ki komünizmin. Sosyal adalet, bir mahsuru olan bir şey değil o. Fakire fukaraya yardımcı olmak, o anormal bir hareket değil. Bilakis, Mehdiyet’te olan bir şeydir o. Biz dinsizlik yönünün üstünde duruyoruz. Dinsizlik de dünyada şu an hakim güçtür. Nereye kayboluyor? Belki komünistlerin üstünden dikkati çekmek için bir taktik olarak böyle bir konuşma yapmış olabilir. Bir kere Güneydoğu’daki komünist hareket, Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışmasıdır, en büyük komünist ayaklanma. Hatta bölgenin, Ortadoğu’nun en büyük komünist hareketidir şu an PKK hareketi. Nasıl “komünizm kayboldu” deriz? Öyle şey olur mu? Olmaz.

DAMLA HANIM: Hocam, Yiğit Bulut sizin fikirlerinizi bire bir teyit eden bir yazı daha yazmış. Türkiye’nin şu anda “Sayın Erdoğan’dan sonra lider kim olur?” tartışmalarına girmesinin sakıncalı olduğunu hatırlatmış. İddia edilen Ergenekon yapılanması tamamen ortadan kalkana kadar Türkiye’nin tek ve güçlü bir lidere ihtiyacı olduğunu ve Türk halkının da bu yapı ortadan kalkıncaya kadar lidere destek vermesi gerektiğini söylemiş. Böyle hayati bir durumda parti farkı gözetilmemesi gerektiğini ifade ederek, başka partiye oy vermiş olsa bile herkesi Erdoğan’ın liderliğine destek vermeye çağırmış.

ADNAN OKTAR: Ne mübarek insan, ne dürüst insan. Mesela bak hiç gurur meselesi yapmıyor; hak olan bir şeyi, olduğu gibi o fikri, o düşünceyi alıp çok güzel aktarıyor. MaşaAllah, Allah razı olsun. Hakikaten bizim anlattıklarımızın birebir aynısı. Israrla üzerinde durduğumuz konunun birebir aynısı. Çok hayati bir konu. Bir kere Tayyip Erdoğan Beyefendi son derece mazlum bir insan. İsrail de yanlış anlıyor. Anlata anlata zor ikna ettim İsraillileri. Ne biçim? Sanki böyle savaşçı, kan akıtmaya yatkın, olay çıkaracak bir insan. Heyetlerle görüştüm, o kişilerle görüştük, mailleştik, anlattım; zor ikna ettim. “Yok öyle birisi” dedim, “öyle bir insan değil. Son derece şefkatli, merhametli, kendi halinde bir insan.” Mazlumdur. Dindar, muttaki bir insan. Ne alaka? Bir de dünya hırsı da yok, dünyadan geçmiş bir insan. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün varlığı çok vahimdir. Mesela Halil Berktay ne diyor? Diyor ki; “komünist tehlike yok.” İddia edilen Ergenekon terör örgütü, derin devlet yapılanması içerisinde görülmüş en büyük komünist örgütlenmedir. Böyle bir komünist örgüt cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiştir. Birçok sol örgüt olmuştur ama bu kadar sistemli, bu kadar Ortadoğu-Balkanlar çapında yapılanmış bir komünist örgütlenme hiç görülmedi. Onun için gerek komünist PKK hareketi, gerek iddia edilen Ergenekon terör örgütünün komünist yapılanmasıyla bu komünist hareket; her ikisi de Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist hareketleridir. Dolayısıyla her görüldüğü yerde behemehal ezilmesi lazım, rahmetli Atatürk’ün dediği gibi. Ne kadar güzel söylemiş Atatürk. “Beyler” diyor, “Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir” diyor, “behemehal her görüldüğü yerde ezilmelidir”diyor; muhteşem bir ifade.

CEYLAN HANIM: MaşaAllah.

BERİL HANIM: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bir iman hakikati filmi izleyelim.

VTR - İman Hakikati

DAMLA HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah. Aylin Hocam, Yasemin Hocam ve Ebru Hocam bizlere katıldı. Hoş geldiniz.

YASEMİN HANIM: Hoş bulduk.

ADNAN OKTAR: Üç tane muhteşem kadın, bir de İmparatoriçemiz Hazretleri. Yasemin Hocam bir efsane, Aylin Hocam sultan zaten, Ebru Hocam masallarda anlatılan güzel kadınlara benziyor. Hakikaten bir masal kadını gibi maşaAllah, muhteşem.

EBRU HANIM: MaşaAllah. Siz de çok muhteşemsiniz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Uzun bir övgünden sonra Osman Kardeş diyor ki; “Hocam kendimizi çok iyi hissediyoruz sayenizde. Hem engin bilginizden feyz alıyoruz maşaAllah. Hocam bütün tanıdıklarıma sizi izlemelerini tavsiye ediyorum. Sizin yolunuza gitmeleri gerektiğini onlara anlatıyorum.”

Diyor ki adam; “ben” diyor, “nasıl hizmet edeceğim?” diyor. İşte tamam, bu A9’u tanıttı mı bir adam, kurulumunu yaptı mı, adam evinde oturacak, bu kadar. Çayını, kahvesini içecek. Düğmeye bastı mı bitti. Hiç uğraşmasına gerek yok; dikkatini verdiği an mükemmel tebliğ almış olacak. Çünkü ben büyük bir oyun oynandığını gördüm Müslümanlar’a, çok büyük bir oyun. Müslümanlar’ı hayatın bütün güzel yönlerinden çıkartmışlar, bazı yerlerde ve bazı insanlar. Nereden çıkarmışlar? Mesela müzikten, resimden, güzel insanlardan, güzel giyinmekten, güzel konuşmaktan, güzel kokudan, güzel ayakkabıdan, güzel elbiseden, güzel evden, güzel olan her şeyden. Müslümanlar’a kokuşmuşluğu, çirkinliği, pisliği, tokurdaklı ayakkabılar, berbat leş gibi kıyafetler, leş gibi kokan bir beden, abuk sabuk konuşmalar, hurafeler, deli üslubu, kindarlık, nefret, pislik, laf sokma, dedikodu, hasetlik… Nerede iğrenç şey varsa Müslümanlar’ın üstüne yıkmaya kalkmışlar. Ben bunları dozer kepçesiyle toplayıp bunların tepesinden aşağı döktüm. Müslümanlar’ın üstüne böyle bir pisliği dökmelerine müsaade etmedim ve bu konuya bir son vermiş olduk. Olay bu, inşaAllah. Bak nur gibi Müslümanlar. Yolda gelirken baktım, bazı insanlarla karşılaştım; pejmürde. Sizi bakıyorum; nur gibisiniz, maşaAllah.

EBRU HANIM: Elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Çocukluğumda ben acayip sevinirdim kandil olduğunda. Kandil simitleri gelirdi hemen. Doyulacak gibi değildi kandil simidi, bayağı lezzetli bir şey. Bir de peynirle, çayla oldu mu acayip bir şey oluyor. Hüseyin Hilmi Işık Hocam, Tam İlmihal’de hep “yimeği yimek lazım”, acayip hoşuma giderdi, inşaAllah.

“Adnan Oktar”. Vay be, bizi övmüşler. En komiğime giden; “Adnan Hoca’ya bir eleştiri oldu; Adnan Hoca sinir krizi geçirdi, çıldırdı” diyor. Hakikaten öyle tipler oluyor, değil mi?

DAMLA HANIM: 16 Aralık Cuma günü Konya’da Hacı Veyiszade Camii’nde saat 11.00-14.00 saatleri arasında, yine aynı gün içerisinde 15.00-17.00 saatleri arasında Kule Site’de kitap ve broşür dağılımı oldu. Bu yerler Konya’nın en kalabalık olan yerlerinden, maşaAllah. Toplam beş bin adet broşür ve iki yüzden fazla kitap dağıtıldı. Standa ilgi çok yoğundu. Kardeşlerimiz A9 TV’nin yayınlarıyla ilgili detaylı bilgilendirmeler yaptılar. Ayrıca Yaratılış Atlası’ndan fosil örnekleri de gösterildi. Hocam, faaliyete katkısı olan kardeşlerimizin isimleri şunlar; Ayşe Tülin Güngör, Yasin Ertuğrul Özdemir, Mehmet Emre Çiftçi, Bahar Kılıç, Yasin Yolcu ve Mina Berksan. Hocam, bu kardeşlerimizin size notları da var; “Selamun Aleyküm Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Bizler Allah rızası için sizi canımızdan çok seviyoruz. En büyük isteğimiz sizinle sonsuza kadar beraber olabilmek. Bunun için duanıza ihtiyacımız var. Konya’daki faaliyetlerimiz kat kat artıyor, maşaAllah. Konya’da sizi seven binlerce insan var, maşaAllah. Allah bizi sizden ayırmasın, inşaAllah. Allah, İslam’ın hakimiyeti için göstermiş olduğumuz çabalarımız kabul etsin” demişler.

ADNAN OKTAR: Ah benim canlarım ah. MaşaAllah. Şimdi “Konya” deyince bir içim eridi, bir hoşuma gitti. Caminin ismini bir daha söyle.

DAMLA HANIM: Hacı Veyiszade Camisi.

ADNAN OKTAR: Konya ve camii, ne güzel isimler. Bir de benim canım mübarek, tatlı vatandaşlarım. Görüyor musun Anadolu’nun o sıcak, güzel insanlarını? Bana tekrar bir göster ellerinde o kitaplarla dedelerimi, o can insanlarımızı, maşaAllah. Dünyanın en güzel insanlarıdır benim vatandaşlarım. O kadar sıcaktır ki onların sohbetleri, sevecenlikleri, dürüstlükleri. Dünyanın hiçbir yerinde rastlayamazsınız. Ne Almanya’da ne Belçika’da ne şurada ne burada; bu insanların güzelliğini, güzel ahlakını hiçbir yerde bulamazsınız. Benim fakir ama gönlü zengin, dünya iyisi, mübarek, muhterem dedelerim, amcalarım, insanlarım, maşaAllah. Nasıl güzeller, maşaAllah. İnşaAllah, İttihad-ı İslam olsun; onlara en şık, en güzel kıyafetleri giydireceğiz, en güzel ortamlarda yaşatacağız, inşaAllah. Onların öyle fakirliğini gördükçe hırsım daha da artıyor. İttihad-ı İslam’ın bir an önce olması gerektiğini Allah bize gösteriyor. Benim nur vatandaşlarım, benim can vatandaşlarımın hepsi dünyanın en kaliteli kıyafetlerine, en güzel evlerine layıklar, en güzel yaşamaya layıklar. Ama gönülleri zengin. Allah gönüllerinin zenginliğini daha da arttırsın, hepsine cennet nasip etsin, İttihad-ı İslam’ı en kısa sürede nasip etsin. İsmi geçen ahir zaman bülbülleri, ahir zaman mücahitleri, ahir zamanın cehd eden koç yiğitlerine de Allah hidayet versin, kalplerini açsın, inşirah, ferahlık, iyilik, güzellik, zenginlik, bereket, bolluk versin. Onlar Resulullah (s.a.v.) tarafından övülmüşler. Ne güzel, maşaAllah, ne hoş. Uzun uzun övmüş Resulullah (s.a.v.). O kadar fazla hadis var ki ben şaşırdım. Diyor ki bak; “onlar” diyor, “Ben-i İsrail peygamberleri gibidir.” Fert, insan, vatandaş. “Ben-i İsrail peygamberleri gibidir” diyor. “Sizden bir kişinin aldığı sevabın elli mislini alacaklar” diyor. Sahabeler acayip şaşırıyorlar. “Ya Resulullah (s.a.v.), neden böyle?” diyorlar. “Onlar beni görmeden iman etti ve fitne çok kuvvetli olacak” diyor Peygamber (s.a.v.), “çok güçlü olacak” diyor, maşaAllah. “O zaman” diyor, “imanı muhafaza çok güçtür” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ateş koru gibidir” diyor, “elde ateş korunu tutmak gibi. Çünkü alay eden olacak” diyor, “hakaret edenler, iftira edenler, hapse atılmalar, saldırılar, şehid olmalar; çok güç bir ortam olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bin bir türlü felsefe, bin bir türlü dinsiz ekol, dinsizliğin yüz binlerce üniversitesi olacak, yüz binlerce enstitüsü olacak, milyonlarca profesörü olacak ateizmin. Müslümanlar’ın bir avuç gücü olacak ama küçücük o küçük çocuk -Tevrat’ta da geçiyor- “küçük çocuk, yeni doğmuş çocuk aslanlara oynayacak” diyor, “akreplerle oynayacak” diyor. “Hepsini hizaya getirecek” diyor. O küçük çocuk işte Hz. Mehdi (a.s.)’dır, Tevrat’ta geçen, inşaAllah. “Parmağını” diyor, “yılanın olduğu yere koyacak” diyor, “yılan ona zara veremeyecek” diyor. “Aslanlarla oynayacak” diyor, “aslanlar ona zarar veremeyecek. Yırtıcı hayvanlar ona zarar veremeyecek” diyor. “Hepsini hizaya getirecek” diyor, inşaAllah.

DAMLA HANIM: Hocam Isparta’daki Erman Gündoğdu Kardeşimiz’in de size mesajını okumak istiyorum izninizle. “Selamun Aleyküm Hocam. Ben ve eşim Sema Gündoğdu ile birlikte A9 TV tanıtımı için Isparta’da billboard yayınladık inşaAllah. Hocamız duasını bizlerden esirgemesin inşaAllah.” Erman Gündoğdu Kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Göreyim, maşaAllah.

DAMLA HANIM: MaşaAllah, Isparta’da.

ADNAN OKTAR: Hem de ta ortasında. “Görmedim” yok. Yasemin Hocam, nefis güzelsin, çok çok acayip güzelsin, kız kurularının seni kıskandığı kadar da varsın. Suyu çekilmiş kız kuruları, suyu çekilmiş kız kuruları, hayatı kaymış kız kuruları, sizi gidi hasutlar sizi, sizi gidi kıskançlar sizi. Çünkü çok cazibeli ve acayip güzelsin; acayip koymuş, acayip koymuş, ıstırap çekiyor. Allah güzelliğini, hoşluğunu, cazibeni, aklını, imanını kat kat arttırsın. Allah sizlerde iffetin damgasını, sıcaklığını, tatlılığını yüzünüze tam koymuş. O kadar tatlı duruyor ki yüzünüzdeki iffet; ondan böyle cazibeli ve güzel oluyorsunuz inşaAllah. Kız kurusu tipler, şimdi beni konuşturmasın onlar. Ah.. ah.. ah.. Işığı söndürüp beni izleyen tipler ah… Bunlar, bunlar, bunlar, bunlar var ya bunlar, bunlar hasetlikten çatlayacak bunlar çatlayacak, kuduruyorlar yani.

Beni taklit eden yeni gençler çıkmış, ne yamanlar! Akıl almaz yetenekliler, hayret bu kadar yetenekli olmaları. Bir de şimdi kolaylık yolunu da buldular; sesimi doğrudan alıyorlar, sesimi monte ederek yapıyorlar, o çok kolay oluyor o zaman. “Leyla Hocam, sen şöyle güzelsin”. Öyle haytalar, öyle keratalar, maşaAllah.

DAMLA HANIM: Hocam, Mustafa Özcan Ağabeyimiz, Üstat’tan ve başka alimlerden deliller vererek Arap Baharı’nın Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur alametlerinden biri olduğuna dair görüşleri olduğunu söylemiş.

ADNAN OKTAR: Allah Allah Allah Allah! Koç yiğittir o, Mustafa Özcan. Tam delikanlıdır. Bir tek Allah’a boyun eğer. Koç yiğittir. Böyle üçkâğıtçı bunak ihtiyarlar gibi üç kaşık çorba için kendini satmaz. Asil ve soyludur, maşaAllah.

DAMLA HANIM: “Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışından önce oluşacak büyük feveranın ve silkelenişin Arap Baharı olduğu söyleniyor ve Amerika’da yaşanan Wall Street işgalinin de Hz. İsa (a.s.)’ın zuhuruna işaret ettiğine yönelik fikirler var” demiş. Bütün bu yorumlar hakkında kesin görüşünü bildirmemekle birlikte Hz. Mehdi (a.s.) çağında olduğumuzun anlaşıldığını ifade etmiş.

ADNAN OKTAR: Allah Allah Allah Allah! MaşaAllah. Kafamda “ben her gece sarhoşum” parçası geçiyor, nasıl iştir bu? MaşaAllah. Geçenlerde gelen keman ustaymış, maşaAllah. Yalnız cümbüşü kardeşimiz o kadar hakimiyeti altına alamıyor. Utta belki usta olabilir ama cümbüş zor bir şey. İyi bir cümbüş ustası var, o kemanla onu bir birleştirelim, bir ekip oluşturalım. Bir de kanun, kanun da ekleyelim. Darbuka iyiydi. Ama tabii çok fazla da sesli değil, orta derecede çalınması gerekiyor darbukanın da, inşaAllah. Klarnet açık havada olacak, orada o zaman halaya kalkılması gerekiyor.

Nedir muhabbet konusu?

TEKNİK EKİP: İki haber geldi.

ADNAN OKTAR: İki haber? Nedir o iki haber?

TEKNİK EKİP: Şu Kuzey Koreli adamın ölmesiyle ilgili.

ADNAN OKTAR: Mikrop gibi herif. “Ölmesi”. Milletin midesini niye bulandırıyorsunuz? Kore’de bir mikrop ölmüş, onu. Milleti tiksindirmeyin. Böyle pis, hayvan leşi olduğunda kafayı çevireceksin, inşaAllah.

AYLİN HANIM: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Başka ne var?

TEKNİK EKİP: Polise taş atan gösterici var.

ADNAN OKTAR: Bizim polisimiz Anadolu’dan gelmiş aslanlar, koç yiğitler. Polise taş atmak… Ha kurşun sıkmışsın ha taş atmışsın. Deli mi bunlar? Mesela “molotof kokteyli attı” diyor, “çok ufak bir şey”. Molotof kokteyli klasik bombadır ve öldürücü bir silahtır. Bu masum bir hareket değil ki. Bir kiloluk taş atıyor, “çocuk taş attı” diyor. Bir kiloluk taş ne yapar bir insanın kafasına gelirse? Bir kilo, bir buçuk kilo, koskoca taş atıyor. Kurşun etkisi yapar. Ha kurşun sıkmışsın, ha onu yapmışsın, Allah esirgesin. Böyle densizlik olmaz. Bunların demokrasiyle memokrasiyle alakası yok. Bunlar cinayet örgütü. Kepazelik yani. Cinayete kasten tam teşebbüs. Zulümden kaçınacaklar, inşaAllah.

EBRU HANIM: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ali Direk, Anadolu’daki gelmiş geçmiş en iyi saz ustalarından birisidir. Burada da ismini yâd etmiş oluyoruz, anmış oluyoruz. Dinleyelim Üstadı. Ali Direk Hocamız çok önemlidir. Hep Boombastic olmaz, inşaAllah.

ŞARKI:

ADNAN OKTAR: Allah Allah Allah Allah! Helal ustama, helal! Anadolu’dan böyle aslanlar çıkıyor işte, maşaAllah. Allah Allah! Hz. Mehdi (a.s.)’a ithaf ediyoruz, inşaAllah. Nur ol, nur ol! Allah Allah! Allah Allah! Ali Hocamız’ın ağzına, dilene sağlık maşaAllah. MaşaAllah. Çok değerli sanatçıdır. Hiç adı bilinmez, fazla tanınmayan birisi ama bence çok değerli bir sanatçı. Aşkla çok güzel söylüyor maşaAllah. Helal olsun, maşaAllah. Yedi ceddine rahmet olsun, maşaAllah. Başka ne var?

TEKNİK EKİP: Commanchero var.

ADNAN OKTAR: Allah Allah! Bir alkış. Tamam, dinleyelim bakalım.

ŞARKI:

ADNAN OKTAR: Bu parçalar nasıl unutuluyor ben anlayamıyorum, bunun mantığını kavrayamıyorum. Şahane parça, şahane! Başka ne var?

TEKNİK EKİP: The Phantom of the Opera var Hocam.

ADNAN OKTAR: Tamam, dinleyelim opera mopera. Ben severim öyle şeyleri. Bakayım.

ŞARKI:

ADNAN OKTAR: Şahane. Bu köfte kim bunu söyleyen?

TEKNİK EKİP: Sarah Brightman.

ADNAN OKTAR: Çok şeker sesi. Allah Allah! Bunu benim karşımda söylemesi lazım. Bu kim?

DAMLA HANIM: Antonio Banderas.

ADNAN OKTAR: Güzel. Olmuş. Tamam. Operadan oldum olası pek hoşlanmazdım ama bu hoşuma gitti.

VTR - Bunları biliyor muydunuz?

DAMLA HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak Bediüzzaman ne diyor; “katî ve sahih rivayette var ki”. Ne demek? Reddi mümkün değil. “Hz. İsa Aleyhisselâm, büyük deccalı öldürür. Allahualem bunun iki veçhi var. Bir veçhi şudur ki” diyor bak. “Sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eden”. Sihir öyle zannedildiği gibi kafasında külahlı, önünde küre olan adamlarla olmuyor. Sihir yapıldığında insanlar, mesela dünyaya sihir yapıldığında farkına varmazlar. Çünkü şeytan kullanılıyor. Şeytan kullanıldığı için de, görünmez bir güç olduğu için, milyarlarca şeytan dünyaya dağılıp insanlara etki yapıyor. Unutkanlık, dikkat dağınıklığı, hafıza bozukluğu, bitkinlik meydana getirir. Kuran’da da buna çok işaret edilmiştir, yani deccaliyetin bu gücüne. “Şeytan, bana bunu unutturdu” diyor Hz. Musa (a.s.), “şeytan bana bunu unutturdu”. Ne demek? “Deccal bana bunu unutturdu”. Sehr yapılıyor çünkü.“Kendini muhafaza eden” ancak öyle durabilen, ancak o şekilde yıkılmadan ayakta kalabilen “ve herkesi teshir eden” diyor bak istisnasız bütün insanlara etki eden. Mesela dünyada yedi milyar insan varsa tamamına etki eden. Çünkü sihir yapıldığında, şeytan kullanıldığı için, şeytan hedef gözetmeden herkese saldırır. “Herkesi teshir eden o dehşetli” bak “dehşetli” dehşet saçan, terör estiren, kan döken, ızdırap veren, “deccalı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak hârika ve mu’cizatlı”. Bak bir kere “harika”. Hz. İsa (a.s.)’ın ne özelliği var? “Harika” özelliği var. “Harika ve mu’cizâtlı”. Ne olacakmış Hz. İsa (a.s.)? Mucize gösterecek. Mucize göstermesi için bir kere şahsının olması gerekiyor. Şahsı olmadan mucize gösteremez. “Mu’cizâtlı ve umumun makbulü”. Kimlerin makbulü? Avrupa’nın, Amerika’nın, İslam ülkelerinin; hepsinin makbulü. Türkiye’de sorun; “Hz. İsa (a.s.)’ı seviyor musunuz?” diye; bütün Müslümanlar, hepimiz; “seviyoruz” deriz. Mısır’a git sor, aynı; Amerika’ya git sor, aynı; Avrupa’ya git sor... Ne demek? İşte “umumun makbulü” bu; herkesin sevdiği. Ama mesela “Hz. Muhammed (s.a.v.)’i seviyor musunuz?” dersen Amerika’da adam; “sevmiyorum” diyebilir, Allah esirgesin. Ama herkesin ittifak ettiği Hz. İsa (a.s.)’dır. Mesela “Hz. Musa (a.s.)’ı seviyor musunuz?” dedin mi onda bile insanlar şey yapmıyorlar, tanımadıkları için, inşaAllah. Ama Hz. İsa (a.s.) ile sürekli bağlantıda oldukları için bu sevgiyi ifade ediyorlar. “O zat, en ziyade alâkadar”, alakadar, yani herkesle alakadar “ve ekser insanların peygamberi olan” yani hem Hıristiyanlık, hem Müslümanlar’ın “peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâmdır. İkinci veçhi şudur ki: Şahs-ı Hz. İsa Aleyhisselâmın”. Bak, “Hz. İsa (a.s.)’ın” demiyor; “şahs-ı Hz. İsa Aleyhisselâmın”, yani bizzat şahsının demektir bak. “Hz. İsa (a.s.)” deyip bırakmamasının nedeni ne? Üçkâğıtçı, bunak, ahir zamanda çıkacak Narcıları bildiği için Bediüzzaman, bu çakalları kilitleyecek ne varsa yapmış. Bu Narcı sahtekârların konuşmalarına o kadar mükemmel cevaplar vermiş ki bu Narcı sahtekârlar bir yere kıpırdayamayacak hale gelmişler, ama bizim açıklamalarımızdan sonra. Çünkü Bediüzzaman’ın bu açıklamalarını söylemiyorlardı Narcı sahtekârlar, Narcı bunaklar söylemiyorlardı. Nurcular söyler, ama Narcılar söylemez. “Şahs-ı Hz. İsa Aleyhisselâmın kılınciyle maktul olan” yani onun ilim kılıncı ile öldürülmüş olan “şahs-ı deccalın” bak deccalın bizzat şahsı, kendisi; şahs-ı manevisi değil, fikri de değil; bizzat şahsı. “Teşkil ettiği”, “teşkil ettiği” teşekkül haline getirdiği, örgütlendiği, “dehşetli”, “dehşetli”. Ne demek dehşet? Yakan, yıkan, bombalayan, öldüren. “Dehşetli maddiyyunluk” materyalist, komünist felsefe “ve dinsizliğin” dünya çapındaki dinsizliğin “azametli heykeli”. Azametli heykel nasıl meydana geliyor? Mesela yedi milyar insanın farz edelim altı milyarından oluşan bir heykel meydana geliyor, etten bir heykel. Altı milyarlık, etten bir heykel, ama bir taş heykel. Bak buna “heykel” diyor, “insan” demiyor Bediüzzaman. Heykel, etlerden oluşmuş bir heykel, dinsiz bir heykel, heykel. “Heykeli ve şahs-ı mânevîsini” yani fikir sistemini “öldürecek” etkisiz hale getirecek “ve inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini” küfür düşüncesini, Allah’ı inkâra dayalı olan küfür düşüncesini “mahvedecek olan”. Bak, “etkisiz hale getirecek” demiyor; “mahvedecek”. “Mahvedecek” ne demek? “Kavuracak, yerle bir edecek” demek. “Mahvedecek ancak İsevî ruhânileridir ki”. “Hıristiyanlar olmadan, bu olmaz” diyor Bediüzzaman. İllaki ittifak Hıristiyanlarla, şart. “İsevî ruhânileridir ki o ruhâniler din-i İsevî’nin hakikatini” yani İncil’in, Hıristiyanlığın hakikatini, ama hakiki kısımlarını. Mesela namaz kılma, mesela güzel ahlak, sevgi, barış, kardeşlik. “Din-i İsevî’nin hakikatini hakikat-i İslâmiye ile” İslam’ın hakikatleri ile “mezc ederek” karıştırarak. Yani İslam’dan mesela tek Allah inancını alarak, namazı alarak, eksik olanları tamamlayarak, “mezc ederek o kuvvetle onu dağıtacak” o gücü alarak onu dağıtacak, “mânen öldürecek.” Nasıl öldürüyormuş? Manen öldürüyormuş, bak açıklıyor. Yani klasik katil yok, manevi öldürme var. Manen öldürecek. “Hattâ, ‘Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir, Hazret-i Mehdi (a.s.)’a namazda iktida eder, tâbi olur’” Hz. Mehdi (a.s.)’ın arkasında namaz kılar “diye rivâyeti, bu ittifaka” Hıristiyanlar’la Müslümanlar’ın ittifakına, “ve hakikat-i Kur’âniye’nin” Kuran’ın hakikatinin “metbuiyetine ve hâkimiyetine” hâkim güç olmasına, “işaret eder.”

Ebru Hocam buyurun, sizi dinleyelim biraz.

EBRU HANIM: Hocam, siz proteinlerin oluşma ihtimalinin sıfır olduğundan ve bu konunun çok önemli olduğundan; çünkü evrimcilerin baştan beri hiç açıklayamadıkları bir konu olduğu için bu konunun çok üzerinde duruyorsunuz, yakın zamanda da öyle. Aminoasitler de proteinlerin yapı taşı. Doğada iki yüz tane aminoasit var serbest halde bulunan. Fakat canlılık için önemli olan proteinlerin oluşabilmesi için sadece yirmi aminoasit kullanılıyor.

ADNAN OKTAR: Yirmi tane.

EBRU HANIM: Evet. Normalde eğer tesadüfen oluştuğu iddia ediliyorsa bu iki yüz aminoasidin tamamının kullanılması gerekirdi. Çünkü hepsi de aynı şekilde reaksiyona girecek özelliklere sahip. Fakat böyle bir şey olmuyor. Sadece yirmi tane aminoasit. Bunun on bir tanesi vücutta sentezlenebiliyor, dokuz tanesini de dışarıdan, yiyeceklerden almamız gerekiyor, maşaAllah. Bu yönden zaten tesadüfen oluşması imkânsız. İkinci yönden; sol elli aminoasitler var, sağ elli aminoasitler var. Bunu şöyle anlatabiliriz; protein oluşumunda aminoasitlerin sol elli olması çok çok önemli. Tamamı sol elli aminoasitlerden oluşuyor. Hiç, tek bir tane bile sağ elli aminoasit yok. Doğada bunlar yine eşit şekilde olduğu için… “Sol elli” ne demek? Bir yapısı var aminoasidin. Bunun aynadaki görünümü, aynadaki, buna “optik izomer” diyorlar bunun aynadaki görünümü. Biri sol elli aminoasidi oluşturuyor, aynadaki görünümü de sağ elli aminoasidi oluşturuyor. Birbirine benzer yapıda fakat aynadaki görünümdeki gibi tersi oluyor. Sağ elli aminoasitler birbirleriyle birleşip yine zincir oluşturabiliyorlar. Fakat proteinlerin oluşması için gerekli üç boyutlu yapının olabilmesi için sadece sol elli aminoasitlerin birleşmiş olması gerekiyor. Tek bir sağ elli aminoasit bile bu üç boyutlu yapının bozulması için yeterli. Dolayısıyla doğada yine bu aminoasitlerin birleşerek protein oluşturması için, eğer tesadüfler dikkate alınırsa, doğada her ikisinin olması gerekirdi, sol elli ve sağ elli aminoasitlerin olması gerekirdi. Fakat sağ elli aminoasitlerle kesinlikle protein oluşamayacağı için mutlaka tamamının sol elli aminoasitlerden oluşuyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Proteinden adamlar öyle bir gitmiş ki öyle bellerini kaldıracak gibi değiller. Geçen toplanmışlar bir yerlerde. Var mı onların resimleri? Çoluk çocuk herkesi toplamışlar. Matem gecesi düzenlemişler. “Yaktın bizi Adnan Hocam” tarzında. Bir göster bakayım. Daha hazır değil. O zaman ben bir müzik parçası dinleyeyim bari.

ŞARKI:

ADNAN OKTAR: Cazda ustaymış, helal olsun. Zenciler genellikle çok mütevazı insanlar olurlar. Orada en güzel müziği yine onlar yapıyorlar. Onlar böyle mazlumluğun, ezilmişliğin, mütevazılığın meydana getirdiği zihin açıklığıyla, tevazuunun meydana getirdiği o sanat gücüyle çok şahane şeyler ortaya koyuyorlar. Zenginlikte, refahta, huzurda bu güç olmuyor. Hep ezilmiş insanlardan sanatçı çıkar. Hep acı çeken insanlardan, acının içinden gelen insanlardan sanatçı çıkar. Dolayısıyla zenciler de çok acı çeken insanlardır, çok acı çekmişlerdir. Dolayısıyla bak böyle sanatçı bir daha yetişmiyor. Zamanında çünkü acı çekmişlerdi. Şimdi rapçiler var ama yani işte görüyorsunuz.

Tamam, yine bir ara verelim.

VTR - Hz. Mehdi (a.s.), İnsanların ‘Gerçek Sevgiyi’ Yaşamasına Vesile Olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) Çok Sevgi Dolu ve Sevecen Olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.) Herkes Tarafından Çok Sevilecektir.

DAMLA HANIM: Programımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Semra Hocam, hoş geldiniz.

SEMRA HANIM: Hoş bulduk Hocam.

ADNAN OKTAR: Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğrencileri “şu an topluca izliyoruz” diyor, “Hocam” diyor.

Burcu Özgeç, on dokuz yaşındaymış bu sevimli Burcu. “Kanalınızda ‘hayatınız değişecek’ yazıyorsunuz, gerçekten hayatımızı değiştirdiniz. İki aydır sürekli izliyoruz. Başka bazı kanallardaki yayınların bizi manevi yönden tatmin etmediğini anladık. Bir şey sormak istiyorum; stüdyodaki bayanlar melek mi, insan mı?” diyor, “MaşaAllah” diyor. “Siz de ayrıca çok karizmatiksiniz. Konuşmalarınız ve hareketleriniz çok etkileyici” diyor.

Büşra Gündoğdu, Sedef Söylemez, Sabri Aslan, Hüseyin Kocakaya.

“Almanya’nın en kuzey ucundan” diyor, “bir kasabasından mesaj gönderiyorum” diyor. “Yayınlar mükemmel Hocam” diyor. “Rabbim yolunuzu her zaman açık etsin. Canım Hocam, hastalığımdan dolayı sizin hayır duanızı istiyorum” diyor, “bekliyorum” diyor. Allah sağlık sıhhat, afiyet, bereket bolluk versin bütün milletimize ve sana da inşaAllah.

“Hayırlı geceler Hocam. Biz ailecek Şeyh Nazım Hazretleri’nin müritleriyiz. Sizleri sevgiyle ve takdirle izliyoruz” diyor. “Neden” diyor, “hanımların dördü de sarışın?” diyor. Sarışınlık hoşlarına gidiyor demek ki. Ben de sarışın hanımları beğenirim işin doğrusu. Bir sırrımı söyleyeyim inşaAllah. Çok yakışıyor. Bayağı güzel olmuşlar, maşaAllah. Ama esmerler de çok güzel oluyorlar, siyah saçlı. Ama benim yüzlerce kız arkadaşım var. Bu yayına çıkan arkadaşlarımız, dünya güzeli olan bu tatlı varlıklar bir kısmı, inşaAllah.

Turgay Özsarı, Deniz Şahinoğlu, Harun Çalışkan, Rasim Eryıl.

“Hocam” diyor, “hep İtalyan giyiniyorsunuz” diyor, “hikmeti nedir?” diyor. İtalyanlar sanatçı millet, güzel yani yetenekliler, takdir ediyoruz; olay bu. Mesela ne bileyim her yerin bir şeyi meşhurdur. Şimdi saymaya kalkarsak sabah olur. İtalya’nın da konfeksiyon yönünde başarılı olduklarını görüyoruz dünya çapında, inşaAllah.

CEYLAN HANIM: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm. Size eş değer ve size sevgimi ifade eden bir sıfat seçip yazamadım Hocam. Bugün fiziksel olarak çok yorucu bir gün geçirdim. Sizi dinledikçe yorgunluğum uçup gidiyor. Sizi çok seviyorum. Sizi yaratan Rabbim’e kurban olurum. Rabbim’e emanet olun. Oradaki tüm kardeşlerimin gözlerinden öpüyorum” diyor Elif Akgül.

Bayram Topçu; “Hocam 01.30’dan beri internet üzerinden takip edemiyorum” diyor. “Bir arıza mı var?” diyor. Var mı internette herhangi bir şikâyet şu ana kadar?O bölgede olabilir mi acaba sadece? Diğer yerlerde izliyorlar, evet.

Yılmaz Okur, Canan Dinç, Özge Yılmaz. MaşaAllah. Burada kardeşlerimizin sorularını cevaplamaya kalkarsak, tahmin ediyorum bir hafta buradan ayrılmamamız gerekiyor.

DAMLA HANIM: Hocam.

ADNAN OKTAR: Efendim, buyurun.

DAMLA HANIM: Sultan Baba’nın bir talebesinin size bir mesajı vardı, okuyabilirim uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinleyelim.

DAMLA HANIM: “Selamun Aleyküm Muhammed Ahmet Aslan Adnan Hocam. Ben İstanbul Gaziosmanpaşa’dan Kadriye Uçar.”

ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam Rahmetullahi ve Berakatuhu.

DAMLA HANIM: “Sultan Baba’nın talebesiyim Hocam. Ağustos ayından beri A9 broşürü dağıtıyorum. Dağıttığım yerler: Gaziosmanpaşa, Sultançiftliği, Esentepe, 50. Yıl semtlerinde dağıtıyorum. Broşürleri dağıtmamda yardım eden çocuklarım: Ahsen, Ayşegül, Tugay, Talip, Kübra. Beraber dağıttık. Bu arada sizden randevu aldık ama size nasıl ulaşacağımızı bilmiyoruz, bu yüzden de gelemiyoruz. Sizi ziyaret edip elinizden öpmeyi önce Allah’tan, sonra da sizden istiyoruz. Bize yardım eder misiniz?” demişler. Telefon yollamışlar.

ADNAN OKTAR: Bunlar ne şeker, ne tatlı, ne güzel varlıklar böyle.

DAMLA HANIM: “Allah yar ve yardımcınız olsun inşaAllah. Sizleri çok seviyoruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ekibi yavaş yavaş bir göreyim bakayım. MaşaAllah, maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin. Allah sağlık sıhhat, güzellik, afiyet versin, maşaAllah. Benim milletim böyle masum, böyle tertemiz, böyle mütevazı, fakir ama onurlu, şerefli, fakir ama cömert, fakir ama çalışkan, güzel ruhlu insanlardır. Allah sevgilerini, güzelliklerini, imanlarını kat kat arttırsın. Allah hidayet nasip etsin inşaAllah.

“Çok sevgili, süper yakışıklı Hocam. Çok güzel bir parça, seversiniz belki. ‘Son dansını bana sakla’ diyor” diyor. Var mı öyle bir parça?

TEKNİK EKİP: Evet.

ADNAN OKTAR: Nasıl bir şey o? “Sizi izlemek ve dinlemek dünyanın en güzel nimetlerinden maşaAllah. Bengi Soylu”.

ADNAN OKTAR: İyi, fena değil. Ama ben ona daha güzel bir parça sunayım. Sen başka bir bak bakayım. Ne vardı?

TEKNİK EKİP: Elvis Presley var. Twist var.

ADNAN OKTAR: Elvis’ten bir parça dinleyelim. O da çok yetenekli bir delikanlıydı. Unuttular çocuğu.

“Bu ŞARKI: da çok güzel canım Hocam. ‘Benim gözlerim bir tek seni görüyor’ diyor parçada. Benimki de sizi inşaAllah” diyor.

ŞARKI:

ADNAN OKTAR: Bayağı iyi, hareketli parçalar. Çocuğu unuttular, kayboldu gitti garibim. Bayağı emek verdi o zamanlar. Vefalı olmak lazım biraz. Biraz değil, bayağı.

SEMRA HANIM: Evet.

ADNAN OKTAR: “Sayın Hocam maşaAllah çok karizmatiksiniz. Sizin hayranınızım. Sohbetlerinizi izleyip feyiz alıyorum inşaAllah. Yüce Rabbim sizinle tanışmayı nasip eder inşaAllah. Samsun’dan yazıyorum. İstanbul’a geleceğim” diyor. “Hocam ben Karadeniz’in en büyük diş hastanesinin sahibiyim. Erol Öz.” İyi, Allah muvaffak etsin, maşaAllah.

“Merhaba Adnan Hocam. Ben doktorum. Serdar Sağlam”. O da doktormuş, kardeşimiz. “Müzik çok enteresan” diyor. “Aminoasitlerle ilgili anlatılan konu” diyor çok önemliydi” diyor. “Çok güzel talebeler yetiştirmişsiniz Hocam” diyor, maşaAllah.

CEYLAN HANIM: Allah razı olsun Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Cennetten bir ikram gibisiniz, maşaAllah Hocam” diyor. “Her ne kadar bugünkü imtihanımızı başarıyla veremesek de” herhalde başarısız olmuş okulda “Allah yine de sizi izleme imkanı verdi çok şükür. Canım Hocam, benim eşimden dolayı sık sık fazlaca misafirlerim olur. Kaza geçirdiğinden şu sıralarda da öyle” diyor.

“Hocam, size her renk çok yakışıyor” diyor. “‘Yorgan gibi’ deyip çıkardığınız kahverengi ceketiniz acayip yakışmıştı, maşaAllah” diyor. “Elhamdülillah, acayip asil görünüyordu üstünüzde” diyor. “Hocam bir de -sanırım Müslüm Gürses’tendi- ‘Gel Yanıma Gel’ diye bir ŞARKI: dinlettiniz. Acayip hoşuma gitti” diyor, “maşaAllah” diyor. “Hocam ne yapsanız yakışıyor, süphanAllah” diyor. “Hoşgörünüze sığınarak en sevdiğim ŞARKI:ların ikisini gönderiyorum. Allah her zaman sizinle olsun inşaAllah” diyor. Var mı böyle iki tane ŞARKI:? “Orhan Karabay”. Tamam ama ondan önce başka parçalar var mı bak bakayım.

TEKNİK EKİP: Delalım var, Diyarbakır, Delalım.

ADNAN OKTAR: Delalım. Dinleyelim bakalım, Diyarbakır havası.

ŞARKI:

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel.

ŞARKI:

ADNAN OKTAR: Tamam, yeterli. Bayağı güzel, maşaAllah. Kardeşlerimizin parçalarını ama bir dinleyelim önce. Ağır parçalar olmasın. Hareketli parçalar çok iyi olur, inşaAllah.

“Rivayetlerde, deccalın dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiâze etmiş” diyor. Allah’a sığınmışlar. Yani her namazdan sonra süfyan deccaldan ve mesih deccaldan Allah’a sığınılıyor biliyorsunuz. Duada eller böyle ters çevrilir, dua edilirken. “Allahualem bissavab bunun tevili şudur ki: Bunun bir tevili şudur ki: İslâmların deccalı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik, Hz. İmam-ı Ali'nin (r.a.) dediği gibi demişler ki: ‘Onların deccalı süfyandır, İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin büyük deccalı ayrıdır.’”Müslümanlar’ın deccalı nasılmış? Aldatmakla iş görüyor; sahtekar, yalancı. Tek bir deccal çıkmıyor Müslüman. Yani süfyan, fakat süfyana bağlı, küçük deccallar var ayrı. Çünkü otuz deccaldan bahsediliyor. Fakat ana özellikleri aldatmacı. Yani insanların yüzüne baka baka, sahtekarca yalan söylüyorlar. Ama akıl almaz bir haysiyetsizlikle, akıl almaz bir utanmazlıkla yalan söylemeye devam ediyor. Mesela diyor; “benim” diyor, “şunun ile alakam yok” diyor “şununla”. Ama cayır cayır yalan söylüyor, göz göre göre. “Kâfirlerin büyük deccalı ayrıdır. Yoksa büyük deccalın cebir ve ceberut-u mutlakına karşı itaat etmeyen şehid olur. Ve istemeyerek itaat eden kafir olmaz, belki günahkar da olmaz.” Bak; “büyük deccalın cebir ve ceberut-u mutlakına karşı” yani azgın saldırılarına karşı, “itaat etmeyen şehid olur”diyor. Mesela Mehmetçik deccaliyetle çatışıyor. Ne oluyorlar? Şehit oluyorlar. Kore’de askerlerimiz gidip komünistlerle mücadele verdiler, Allahsız, Kitapsızlarla. Ne oldu? Şehit olmuş oldular.Bak; “istemeyerek itaat eden kâfir olmaz”zorla itaat ettirirse kafir olmaz, “belki günahkâr da olmaz”diyor Bediüzzaman.

ADNAN OKTAR: Ceylan Hocam, senin var mı bana anlatacakların?

CEYLAN HANIM: Tabii Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Senin Hocam, var mı göstereceklerin?

DAMLA HANIM: Hocam var bir tane daha.

ADNAN OKTAR: Göster.

DAMLA HANIM: Ünlü oyuncu Deniz Uğur göğüs kanserine yakalanmış Hocam. Kanser teşhisi koyulduktan hemen sonra yaptığı açıklamada; arkadaşlarının kendisini arayarak; “Kanser ne ki? Sen bununla top diye oynarsın” dediklerini söyleyerek, geçireceği operasyonu da sonrasındaki tedavi sürecini de hiç ciddiye almadığını belirtmiş. “Ne dizide oynamaktan ne eğlenmekten vazgeçmeye niyetim var” diyerek kanser tedavisinden sonra eski haline dönmenin ise çocuk oyuncağı olduğunu ifade etmiş.

ADNAN OKTAR: Böyle demesi anormal bir hareket. Ondan ibret alacak. Olur mu öyle şey? Allah onu uyarıyor. Allah ona ahireti hatırlatıyor, ölümü hatırlatıyor. “Ben etkilenmem, ben hiç kaale almam” mantığıyla olur mu? Allah vermesin, Allah yine daha da şiddetlisini verebilir. Onun için Allah’a haline şükrederek dua edecek, Allah’tan şifa isteyecek. Yanlış yapmış. İnsanlara şirin görünmek değil, Allah’ın beğenisini kazanmak çok önemlidir. Kardeşimiz o üslubunu düzeltsin.

Şu Darwinistlerin toplantılarının resimleri vardı, onları bir göstersene. Nerede oldu bu toplantı?

AYLİN HANIM: Boğaziçi’nde diye biliyoruz.

ADNAN OKTAR: Boğaziçi Üniversitesi.

DAMLA HANIM: Evet.

TEKNİK EKİP: Dawkins’in sizinle ilgili sözleri var. Dawkins’in sizinle ilgili ifadelerinden sizin çalışmalarınızın ne kadar etkili olduğunu, insanlar arasındaki etkileriyle ilgili slaytları gösteriyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Ne diyorlar?

TEKNİK EKİP: Dawkins şöyle söylüyor; “Müslümanlar arasında yaratılışçı inancın giderek artmakta olmasının sorumlusunun Harun Yahya adı altında kitaplar yazan Adnan Oktar’ın yürüttüğü kampanyalar olduğunu söyledi. Yahya, çalışmasına Amerika’daki Hıristiyan yaratılışçıların başarısını örnek alarak başladı. Darwinizm ve Nazizm’i ilişkilendiren Yahya, ‘Darwin’i Bitiren Kafatasları’ gibi kitaplarında, Avrupa’nın uyanışıyla Darwinizm’in gömüldüğünü iddia ediyor. Müslüman öğrencilerin, iş evrime gelince tek kelime bile dinlemeden dersleri boykot edip, hatta sınıftan çıkıp gitmeleri çok üzücü” diyor.

ADNAN OKTAR: Başka? Boğaziçi Üniversitesi’nde oluyor bu olay. Boğaziçi Üniversitesi’nde yaratılışı anlatmak yasak ama Darwinizm’i anlatmak serbest. Adamlar diyor ki; “Türkiye’de” diyorlar, “baskı altındayız”. Nasıl baskı altındasınız? Bir kere devlet resmi olarak zaten Darwinizm’i anlatıyor. Yani devletin okullarında, “Allah yaratıyor evreni, insanları Allah yarattı” denebiliyor mu? Yasak. Ama “evrimle, Darwin’in dediği gibi oldu, tesadüfler sonucu oldu” demek, devletin resmi politikası. Devlet himayesinde Darwinizm. Başka ne diyorlar? Fotoğraflar devam etsin.

TEKNİK EKİP: Şu an için bu kadardı.

ADNAN OKTAR: Benim bir resmimi görmüştüm ben. Yanlış mı gördüm?

TEKNİK EKİP: Evet, açalım Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İstirham ederim.

TEKNİK EKİP: Estağfirullah.

ADNAN OKTAR: Küçük bir detay ama önemli. Allah Allah! Allah Allah! Bir alkış isterim. Ne diyor? “Beş Yıllık Zulüm”. Altındaki yazıyı oku bakayım. Ne diyor?

TEKNİK EKİP: Orada da beş yıl boyunca sizin her akşam yayın yapmanızdan dolayı evrimi tam savunamadıkları için bayağı ağlamışlar burada.

ADNAN OKTAR: “Beş Yıllık Zulüm”

TEKNİK EKİP: Ve bizim arkadaşlarımızı da almamışlar içeri.

ADNAN OKTAR: Salondan içeriye bizim arkadaşlarımızı almamışlar.

TEKNİK EKİP: “Yer yok” demişler. “Ayakta duralım” demişler. “Olsun, oksijen tükenir” demişler.

ADNAN OKTAR: “Salonda oksijen yetersiz kalır.” Allah Allah!

TEKNİK EKİP: Arkadaşlarımız orada bayağı herkese anlatmışlar, evrimcilere de. Hiçbir cevap veremeden, her seferinde geri dönmüşler evrimciler.

ADNAN OKTAR: Dümdüz olmuşlar orada. Allah Allah! Allah Allah! Osmanlı akıncıları gibi bak orayı da dümdüz etmişiz.

TEKNİK EKİP: Hocam bir de Dawkins, İngiltere’deki okullarda sınıflardan çıkmaların, bunun aynı şekilde bütün Avrupa’da devam edeceğini söylemiş, Avrupa’da diğer okullarda da devam edeceğini söylemiş bu şekilde ve bunun etkisinin de siz olduğunuzu anlatmış.

ADNAN OKTAR: Estağfurullah. Şimdi ben acayip heyecanlandım, acayip hoşuma gitti. Şimdi bir Ceddin Deden dinleyeceğiz. Ama önce bir şu yakışıklı Hocam’ı ben bir göreyim bakayım. Boğaziçi’nde ne diyor? “Beş yıllık zulüm”. Allah Allah! Demek ki pestil gibi ezmişiz Darwinist ve materyalistleri. Bak adam İngiltere’den, oradan buradan, Fransa’dan, Almanya’dan Darwinistleri getiriyorlar, profesörleri getiriyorlar; baş edemedikleri gibi pestil gibi eziliyorlar, Kayseri pestili gibi. Ve ezmeye devam edeceğim. Zulüm mulüm olur mu? Ameliyat ediyoruz sizi, ameliyat. Siz rahatsızlandınız, biz de sizi ameliyat ediyoruz. Şimdi doktora “sen zulüm yapıyorsun” denir mi? Ur var, uru nezaketiyle alıyoruz. Biraz hafif bağırttırıyoruz gerçi ama koparıp alacağız o uru. Hiçbir şey kalmayacak inşaAllah. Beyninizdeki o uru kökünden temizleyeceğiz. Ur mur hiçbir şey kalmayacak. Bağırma çağırma yok. Küçük çocuklar bağırırlar doktora böyle “Zalim doktor” derler, “zulüm yapıyorsun doktor amca” derler. Doktorunuz sizin bu hastalığınızı tedavi ediyor. Hiç çırpınmayın. Teker teker, hepinizdeki o uru alacağız. Bir daha göster, arkasından şu Ceddin Deden’i bir dinleyelim. Bizim çocuklar da gidip onların orada pestilini çıkarttılar değil mi güzelce anlatıp?

TEKNİK EKİP: Hocam üç bin kişilikmiş salon. Ama yedi yüz kişisini ancak doldurabilmişler. Buna rağmen “yer yok” diye arkadaşlarımızı almamışlar.

ADNAN OKTAR: Üç bin kişilik salon varken, yedi yüz kişi var içeride ve diyorlar ki; “oksijen yetersizliği var salonda. Oksijen biterse ölürüz.” Anlaşıldı mı? “Siz gelmeyin. Canlı kalmamız için oksijene ihtiyacımız var. Aman aman, sakın gelmeyin.” Resmi de gösterip; “beş yıldan beri zulüm yapıyor, bizi ameliyat yapıyor bu doktor” diyorlar, öyle mi? Dedim; “Darwinist, materyalistleri ezerim” dedim. “Nereye kaçarsanız kaçın, bak banyo yaptığınız yere girin, yine ezerim” dedim. Bunun kurtuluşu yok. Bak İngiltere’den şuradan buradan, her yerden destek alıyorsunuz, resmi destek de alıyorsunuz, devlet de resmen Darwinizm’i savunuyor; ama bak görüyorsunuz, sadece ezilme kalıyor geriye. Eziliyorsunuz ve ağlıyorsunuz. “Beş Yıllık Zulüm” diyor. Beş yıllık ameliyat. Ameliyat masasındasınız, ameliyat oluyorsunuz. Sakin olun. Urlarınızı temizliyoruz. Buyurun, Ceddin Deden.

VTR - Ceddin Deden

VTR - Darwinist Basında Yaratılış Atlası Paniği

ADNAN OKTAR: Evrimcilerin bu perişanlığı son derece gereksiz. Gereksiz yere kendilerini mahcup ediyorlar. Koskoca salon, üç bin kişilik bir salonu yedi yüz kişi toplanıyorlar. Orada konuşacak, cevap verecek ilmi imkanı yüksek olan insanlara “oksijen yetersizliği var” deyip engel oluyorlar. Kendilerini küçük düşürüyorlar ve komik bir durum oluyor. Ayıp yapıyorlar. Oradan buradan yardım alıyorlar, İngiltere’den, Amerika’dan, oradan buradan profesörler. O garibanlar da aynı konudan bahsediyor; “Adnan Hoca bizi yaktı”, “Adnan Hocamız bizi perişan etti”, “paspas gibi çiğniyor”, “zulüm”, “öldük bittik mahvolduk”, “toz gibi savurdu bizi”, “iflahımızı kesti, yamulttu”… Bunun böyle olacağı belli değil mi zaten? Ne çırpınıyorsunuz işte? Gelin, Hakk’a, hakikate teslim olun, inşaAllah.

TEKNİK EKİP: Hocam bir de Allahualem başkalarını da tanımazlar diye konferans sırasında sözlü soru sormak da yasakmış, sadece yazılı alıyorlarmış soruları.

ADNAN OKTAR: Sözlü soru da yasak!

TEKNİK EKİP: Çok korkmuşlar.

ADNAN OKTAR: Şoka girmişler, şok! Bunlara adrenalin iğnesi yapılması lazım. Ne diyorlar?

CEYLAN HANIM: Anoflaktik şok.

ADNAN OKTAR: Anoflaktik şok. Anoflaktik şoka girmişler. Ezeceğim, ezeceğim yani. Çaresi yok.

EBRU HANIM: Konferansın ana konusu; sizin nasıl ezdiğiniz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Konu ya bak! İngiltere’den adam beni anlatıp ağlıyor, bunlar burada ağlıyorlar, dövüne dövüne.

CEYLAN HANIM: “Artarak devam edecek” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii artarak devam edecek. Bak diyorum; banyoya kaçsalar yine yakalarım. Doğru söylememek yasak. Demagoji kabul etmem. Bilimsel olmayan konuşmalar yaptıklarında bilimsel cevap vereceğiz, bu kadar. Allah Allah. “Protein tesadüfen meydana gelemez” diyoruz. Adam çıkmış; “protein tesadüfen meydana gelir” diyor. “Nasıl olur?” diyoruz. “Bir kere tesadüf kavramını bir açıklayalım” diyor, “biz” diyor, “‘tesadüf’ demedik ki” diyor. “Ne dedik?” diyor. “Yani bir tesadüf türünü kastettik” diyor. Sonuçta neyi anlatıyorsun? “Tesadüfü anlatmak istiyorum” diyor. Yapmayın etmeyin, Allah aşkına. Ayıp yapıyorsunuz.

TEKNİK EKİP: Hocam bir de Dawkins şunu söylemiş; “eskiden Amerika’da evrime inanmayanların sayısı çoktu, ama şu an Türkiye’deki durum çok daha kötü” demiş, kendi tabirleriyle yani.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O Elma Yanak buraya bir gelse kaçacak delik arayacak kerata da, gelmiyor. İngiltere’de o da toplantı yapıyor, yana yakıla ondan bahsediyor. Tek beğendiğim konuşma Boğaziçi’nde; “eğer” demişler, “Beyonce de” demişler, “olsa Adnan Hoca onu çok beğenirdi” demişler, “çok severdi” demişler, “Beyonce’yi”. Bir tek orada isabet etmişler. O konuda evet, mutabıkız.

“Hocam, elim sürekli klavyede” diyor. “Sürekli size yazı yazmak istiyorum” diyor bir hanım kardeşimiz.

“Ey başımızın tacı, gönüllerimizin ilacı canım Hocam” diyor, maşaAllah.

“Hocam, sizin gerçek hayranlarınızdan birisiyim. TV’lerde sürekli sizi takip ediyorum. Size hizmet etmek isteğim var” diyor. Estağfurullah. İslam’a, Kuran’a hizmet olur. “İnşaAllah bu mesajı okur ve Allah’ın izniyle size hizmet etme imkanı bana nasip olur. Allah’a emanet olun Hocam” diyor. “Harun Emre. Çankaya-Ankara.” Telefon numarasını da vermiş kardeşimiz. İslam’a, Kuran’a hizmetimiz inşaAllah.

SEMRA HANIM: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Hocam” diyor. Kaya balıklarını çok beğenmiş. “Onların zirveye tırmanışı çok hoştu” diyor, “Hocam” diyor, “görünüşü” diyor. “Biz de” diyor, “o güzel kaynağa ulaşabilecek miyiz?” diyor kardeşimiz, maşaAllah.

Umut Yıldırım yazı yazmış.

Neyse bugünlük bu kadar yeter. Haydi bakalım.

Bu eser 95 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki Canlı Sohbeti (16 Aralık 2011; 01:00) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki Canlı Sohbeti (17 Aralık 2011; 01:00) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki Canlı Sohbeti (18 Aralık 2011; 01:00) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1237 download
Dinler Terörü Lanetler - 1190 download
Dinler Terörü Lanetler - 1106 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1056 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.

© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.