Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15960 tanesi Türkçe, toplam 19258 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben anlatırken biraz da çirkinlikleri dile getirmek istemiyorum ama bakın bu kitapta adamlar çok kapsamlı anlatmışlar. “Bakırköy Akıl Hastanesi Gizli Tarihi” diye bir kitap, burada her şey çok açık anlatılıyor. Mesela sabah kahvaltısında bulanık bir çay suyu böyle demir bir kazanın içerisinde, içine de ekmek doğranmış; sabah kahvaltısı. Buyurun sabah kahvaltısına şimdi ben bunu söylersem bu insanları rahatsız edebilir güzel değil, mesela duvarlarda bitler pireler geziyordu akıl hastanesinde şimdi ben bunu nasıl anlatayım. Bu kitap anlattığı için anlatmak durumunda kaldım.
SUNUCU: Ama anlatılması gerekiyor aslında, çünkü oradaki insanların rahatsızlığından ötürü orada bulunan insanların bir şekilde savunacak insanlar olması gerekiyor. Çünkü ciddiye alınmayacaklardır söyleseler bile zaman zaman belki kendilerini ziyarete gelen insanlara ifade ediyorlardır ama ciddiye alınmıyorlardır rahatsızlıklarından ötürü, aslında söylenmesi bir anlamda faydalı, sizin anlatmanız faydalı oluyordur.
ADNAN OKTAR: Bunlar televizyon programı yapıldı anlatıldı, bununla ilgili kitaplar var, kitap olarak basılıyor yani ilgili bütün kurumlarda var bunlar ama buna rağmen böyleydi yani bilinmeyen bir konu değildi ki o. Yani bilinmesi....
SUNUCU: Diyorsunuz göz göre göre.
ADNAN OKTAR: Tabi teftişe açık herkes görüyor, geliyordu Oktar’lar.
OKTAR BABUNA: Hepimiz şahidiz.
ADNAN OKTAR: Öğrenciler geliyordu, herkes görüyordu. Şu anda da gideyim yine görürsünüz yani çırılçıplak yatıyorlar yerlerde akıl hastası, buna bir açıklama getiremez ki oradaki kişi, adam kafasını sürekli duvara vuruyor, kanıyor eli yüzü, bağırıp çağırıyor yani tiksinti verici bir durum yani temizliğe dikkat edilmiyor akıl hastası olduğu için. Adamı zorla yıkamaya götürsen akıl hastası güç kuvvet yetmiyor, yıkanmak istemiyor yani onun için bunlar hani gizli olan bilinmeyen konular değil, çok açık aleni bilinen şeyler ama .....
SUNUCU: Bir de sizin bulunduğunuz bölüm tam yani azılı denebilecek hastaların bulunduğu bölümdü değil mi?
ADNAN OKTAR: Mesela bakın şu ranzalar hakikaten benim bulunduğum yerdeki yataklar bu yatakların aynısıdır, buradaki fotoğraf şuradaki aynı. Bakın mesela ayağı arkadan görünüyor üstü. Bakın kirli battaniyeler bu şekilde örtülüyordu, aynısıdır bu şekildeydi. Benim yatağım da bu tarzda idi aynısı idi, yani bu tarz aynı model ama şimdi bunu nasıl anlatayım? Yani kaldığım yer rezalet ama anlatılacak gibi değil yani insanları rahatsız eder anlatsam, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama mesela ayağımdan zincir vuruldu bunu anlatıyorum yani bu bir dereceye kadar anlatılabilir ama pis olan kirli olan şeyleri ben anlatamam. Akıl hastası diyor bana şunu anlayın; doğal ihtiyaçlarını bilmiyor insanlar, bilmiyorlar, böyle bir ortamda 300 kişi var, nasıl olur ortalık? Ben nasıl anlatayım bunu, tabi. Orada temizlik şu bu falan olur mu? Yani rezalet olur başka bir şey olmaz, var gücü ile bağırıyorlar zaten yani çığlık çığlığa yani akıl hastası çığlıkları çok şiddetli oluyor yani bir de deli kuvveti oluyor, var gücü ile bağırıyor. Gecenin 2’si, 3’ü, 4’ü, 5’i fark etmiyor, gündüz. Mesela sigara içenler var, bir başka bir şey yapanlar var, bir yatakta mesela 6 kişi birden yatırıyorlar yan yana balık istifi gibi, uyuyor mu uyumuyor mu bilinmiyor. Mesela bak diyor; ölenler diyor günler sonra anlaşılıyordu diyor öldüğü. Battaniyenin altında koğuşun içi yani çok fazla yatakla dolu, boydan boya yatak kimin nerede yattığı belli değil ki, kimi yatağın altına girip yatıyor yani ranzanın tamamen altında betonun üzerinde yatıyor, kimi bir üstünde kimi başka bir yerde, kimi cadde sokakta yatıyor.
SUNUCU: Peki bu insanların tedavileri nasıl gerçekleşiyor, diyorsunuz ya yatağında öldüğü günler sonra öyle de demeyelim vefat ettiği günler sonra anlaşılıyor?
ADNAN OKTAR: Şimdi sıraya giriyorlar hepsine ilaç veriliyor, aç ağzını diyor işte atıyorlar ağzına ilacı onlar da içiyor veyahut kendisi alıyor, sıraya giriliyordu yani herkes kuyruğa giriyor ilaç kuyruğuna, herkese ilaçları veriliyor, bir kısmına iğne veriliyordu mesela haldol veriliyordu ağır haldol, dili akıl almaz dışarıya çıkıyor, bir insanın dili ne kadardır? Değil mi? Yani abartmayayım taa şurasına kadar sarkıyordu falan nasıl oluyorsa ben anlamıyorum yani çok abartılı şekilde çıkıyordu, kafası arkaya tamamen gidiyor iyice gidiyor taaa sırtına yapışacak kadar, kolları kasılıyor mesela bütün kolları böyle kasılıyor ayakları kasılıyor. Bir de nefes de alamıyor sadece bağırtı ve inleme tarzında saatlerce duruyorlardı öyle.
SUNUCU: Peki böyle bir ilacı nasıl bir tedavi şeyi olabilir ki, insanı o hale getiren o ilacın nedir şeyi yani?
CİHAT GÜNDOĞDU: Normalde bu ilacın yan etkisini giderecek başka ilaç var onu vermiyorlarmış o yüzden yani.
ADNAN OKTAR: Yani biraz da herhalde benim anladığım, şu an anlayabildiğim ceza olarak yapıyorlar anladığım kadarıyla.
SUNUCU: Allah Allah.
ADNAN OKTAR: Çünkü onu çözücü de ilaç veriliyor hakikaten, çözücüyü vermiyorlar demek ki 5 veriyorlardı çok korkuyorlardı akıl hastaları ondan. Mesela böyle taşkınlık yapan, saldıran akıl hastaları oluyordu, oraya buraya kendini duvarlara vuruyor onlara yapıyorlardı genellikle ve sonra öğrendim ki o karşı ilaç verilebiliyor ama onu uzun süre vermiyorlardı tedaviye fayda versin diye, sordum ben “niçin bekletiyorsunuz?” dedim, “işte ilacın etkisini göstertmesini bekliyoruz” dediler, yan etkisini böyle dediler. Tamam dedim o zaman. Ama sonra ilaç verdi mi çözülüyorlardı yani akineton veriyorlardı haldola o çözüyordu. Ama her yer böyle tiplerle dolu idi mesela gözümün önünde elektro şok yapılıyordu hastalara sıradan havaya atlıyordu, çok yüksek miktarda elektrik veriyorlar kafasına iki taraftan. Vücudunu hoplatıyor böyle zaten tutuyorlar onu hoplamasın diye feryatlar figanlar. Mesela pis kokudan içeriye giremiyorduk diyor adam, doktor bayılmış içeriye girince artık olayın şiddetinden beni orada 10 ay tuttular ve sonunda da beraat ettim, geçmiş olsun dediler gönderdiler. 9 ay hücrede tutuldum, 10 ay akıl hastanesinde tutuldum sonra da savcı Türk kavmindenim İslam milletindenim sözümün suç unsuru olmadığını söyledi, mütala verdi, mahkeme de kabul etti, beraat ettik, hadi geçmiş olsun dediler. Beni o zamanlar rahmetli Bakırköy Akıl Hastanesi müdürü olan başhekim olan Yıldırım Aktuna’nın yanına götürdüler. Bütün gazeteciler toplandılar hadi bakalım öp dediler elini Yıldırım Aktuna’nın elini dediler, yani hizaya gelmiş oluyorum... El öpülecek şey yok dedim el öpmelik niçin el öpeyim dedim. Aa dediler öpmen lazım dediler, gazeteciler de bekliyor dediler, benim fotoğrafım var şu şekilde el öptürme resmi var bilmiyorum gördünüz mü siz? Gazetede var. Onu şeyde de göstertebilirim programda da. Kafam böyle arkaya doğru gitmiş o da elini yüzüme yukarı doğru kaldırmış, zorla elini öptürüyor böyle yani ben de hiza olmuş oluyorum gibi herhalde düşündü bazı kişiler anladığım kadarıyla. Yani Yıldırım Aktuna’yı tenzih ederim adamcağız şimdi vefat etmiş, gitmiş ama tabi çok acayip olaylardı bunlar...
SUNUCU: Tabi orada mesela zincirlenmeniz, sanki böyle zapt edilmeyen hani etrafa saldıran zarar veren bir rahatsızlığınız bir şeyiniz varmış gibi, sizi zincirlemeleri bu çok ilginç hem de üstüne üstlük bu kadar rahatsız bir insanı doktor kontrol etmemesi, bunlar çok ilginç.
ADNAN OKTAR: Hayır madem beni akıl hastası olarak görüyorsunuz değil mi? Doktorlarla niye görüştürmüyorsunuz? Akıl hastası dediğin insanın doktorlarla görüşmesi lazım, görüşmeyeceksiniz dediler. Sonradan da ruhen ve bedenen sağlıklısın dediler, Adli Tıp üst kurulundan raporu bozdular, sonra Askeri Hastanede de ruhen ve bedenen tam sağlıklıdır şeklinde rapor bozuldu. Ondan sonra bu sözleri üstümden kaldırdılar yani yoksa basın bunu sürekli kullanıyordu. Akıl hastası aşağı akıl hastası yukarı aman kitaplarını okumayın, bu akıl hastasıdır tarzında.
SUNUCU: Halen daha kullanılmaya devam ediyor, programlarımızda görmüştük. Tabi fotoğrafınızı koymuşlar.
ADNAN OKTAR: Ama bunlar tabi çok makbul, Said Nursi Hazretlerine de yapılmıştır böyle bir şey ve bütün Peygamberlerde bu görülüyor mesela bizim kendi Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’e de denmiştir ve geçmiş Peygamberlere de denmiştir. Allah yolunda mücadele eden büyük mücahitlere, müçtehitlere, alimlere de bu şekilde delilik iftirası atılmış. Ben de Allah yolunda mücadele eden bir insan olarak bu şereften nasibimi aldım. Yani bu da bizim sevabımız inşaAllah. Allah nasip ederse, bunlar ahirette bir güzellik olarak inşaAllah iftihar edeceğiz inşaAllah. Yoksa bir nişanemiz olmazsa bir zorluk çekmezsek ahirette ne anlatacağız. ne konuşacağız, değil mi? Cenab-ı Allah ne zorluk çektin dese, ne diyeyim? Rahat, rahat yaşadık, geldik mi diyeyim?
OKTAR BABUNA: Bu gazete haberi, bu size suçladıkları gazete, Bulvar gazetesindeki röportaj.
ADNAN OKTAR: Evet Bulvar gazetesi, biliyorum o zamanlar evet, ifadelerimiz alınmıştı. Nöbetçi hakime çıkarttılar, Türk kavmindenim, İslam milletindenim. Evet, İslam milletindenim, Türk kavmindeniz, evet. İslam milletinden, Türk kavmindeniz, evet. Bunu söyleyince, söyledin mi böyle bir söz dedi hakim. Evet, söyledim dedim. Tamam dedi. Sanığın tutuklanmasına dedi. Niçin dedim yani. Onu sana anlatırlar dedi. Gittiğin yerde öğrenirsin dedi. O zaman ben de bir şey diyemedim yani. Hakikaten ben nasıl olduğunu da bilmiyorum cezaevinin. Ben zannettim ki, oradaki nezarethanede tutulacağım zannettim ben. Meğer cezaevine gitmem gerekiyormuş. Gittik saçımızı kestiler, sakallarımız kesildi. Cezaevi kıyafeti giydik, özel. Bir şey, karantina denilen bir yere getirdiler. Bit, pire falan ne istiyorsan yani böyle böcekler. Yani akıl almayacak bir yer böyle. Orada tuttular bir kaç gün. Sonra oradan bizi sevk ettiler koğuşlarımıza. Önce siyasi koğuşa koydular. Marksistlerin bulunduğu koğuşa. Ya dedim, ben burada duramam dedim burası olacak yer değil dedim. Tamam dediler. O zaman seni başka bir yere alalım, dediler. O zaman oradan aldılar, tek tekler denilen işte o koğuşa koydular.
SUNUCU: Tek kişinin kaldığı?
ADNAN OKTAR: Evet tek kişilik hücre evet. 1.5 metreye, 2.5 metrelik bir yer. Biz orada 9 ay ikamet ettik. Adresimiz orasıydı. Ama tabi o da bir sevap vesilesi. Yani eğer o olmasa, Hz.Yusuf medresesi sevabı almış olduk ordan da inşaAllah. Yani bir eksikliğimiz vardı, Allah’a çok şükür giderdi o eksiğimizi de. Mesela akıl hastalığı iddiası da çok makbul bir şeydir. Kur’an’da çok fazla geçer. Allah elçilerine, Resullere hepsine söylenmiştir. Allah yolunda mücadele eden mücahitlere de. Mesela Said Nursi Hazretlerine de, hepsine söylenmiştir ve Said Nursi Hazretleri bir süre akıl hastanesinde kalmıştır. Bunlar bir şereftir mesela biz Said Nursi Hazretlerini o çektiği çilelerden dolayı biz çok seviyoruz. Onun akıl hastanesinde yatması, cezaevinde yatması. 30 yıl hapis cezası almış olması. Toplam 30 yıl yatmıştır hapishanede. Yani 3 yıl, 2 yıl, 1 yıl. Yani kesintisiz ceza almıştır. Ve kesintisiz yatmıştır. Onun için çok büyük bir şeref bu. Yani onlar olmasa ahirete gittiğinde neyi anlatacaktı, değil mi? Biz konuşacağız orada Bediüzzaman’la sarılacağız. Üstadım diyeceğiz nasıl oldu anlatın diyeceğiz? O da anlatacak. Hz.Yusuf’a soracağız değil mi? Nasıldı hapishane, nasıl yaptı diyeceğiz? Yani neler oldu diyeceğiz? O da anlatacak, inşaAllah. Peygamberlere soracağız inşaAllah, size efendim o zaman akıl hastası iftirası atılmış. Nasıl zorluklarla karşılaştınız? Ne çileler çektiniz diye? Onlar da onu anlatacaklar. Oranın bir süsü ve güzellğidir bu ve onlara karşı sevgimizin artmasına vesile olacak bunlar inşaAllah. Bizim de anlatacağımız üç beş kelime olursa, bu da bir nimettir inşaAllah
OKTAR BABUNA: Orada hiç kimsenin kaldıramayacağı bir imtihanla imtihan etmişti Allah sizi. MaşaAllah hocam elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Yani işin doğrusu hiç kimse demeyeyim ama, birçok insan kaldıramaz. Bakın yazıyor kitapta, giden doktor daha muayene ederken bayılıyor adam olayın şiddetinden. Muayeneye gitmiş doktor tahammül edemiyor. Demek ki şedid bir ortam yani inşaAllah.
SUNUCU: Bir de orada siz anlatmıştınız bir programınızda aklımda kalmış. Bir öldürülme tehlikesi atlatmışsınız. Mesela o da çok ilginç. Bir akıl hastası tarafından. Bu da çok entresan.
ADNAN OKTAR: Onu ben söyledim. Dedim ki, bu saldırgan, akıl hastası, tehlikeli dedim ve üslubu da açık. Çünkü adam diyor; seni öldüreceğim diyor. O akıl hastası, sen onun dediğine bakma dediler. Allah Allah. Olur mu? Adam belli saldırgan, bak yerinde duramıyor. Ben bir ara çıktım bulunduğum odadan. Aşağı tarafa doğru gittim, koridordan aşağı tarafa gittim. Kapıyı kırmış içeriye girmiş adam. Kapıyı sökmüş. Tabi. Bakın dedim görüyorsunuz, dedim yani bu şekilde akıl hastası.
SUNUCU: İçeride olsanız Allah muhafaza.
ADNAN OKTAR: Yine pek dinlemediler. Ama o arada bir akıl hastası bunu feci şekilde dövmüş. Zayıf bir akıl hastası. Yani bayağı da zayıftı esmer bir şey. Yani Erzincanlı mı neydi öyle bir akıl hastasıydı, şimdi hatırladığım kadarıyla. Tam da hatırlayamadım ama Erzincanlıydı hatırladığım kadarıyla. O zayıf bünyesiyle onu nasıl dövdü? Yani bayağı iri kıyım bir akıl hastası. Yani feci şekilde dövmüş adamı. Alıp götürdüler. Allah korudu evet mesela. Ama hayır ısrar ettiğim halde beni orada tutmaları çok acayip. Bu sefer de 7 kişiyi öldürdüler beni başka 300 kişilik koğuşa soktular. Burda akut serviste tuttular önce. Yani tedavi edilmemiş hastalar içinde tuttular önce, bu tedavi edilmemiş hastaydı. Sonra güya tedavi edilmiş hastalar içine koydular. Orada da 7 tane adam öldürdüler benim bulunduğum koğuşta. Bir de öldürdün mü sadece adamı koyup alıp götürüyorlar o kadar sedyeye. Yani deli orada elini kolunu sallayarak geziyor. Yani işlem de yapılmıyor, hiçbir şey yapılmıyor. Deli olduğu için. Yani ifadesini alamazsın delinin. Bir şey diyemezsin. Cezai ehliyeti yok adamın. Zaten adam, adam öldürmekten gelmiş zaten. Ve yine öldürüyor hiçbir şey olmuyor. Ama bunlar bahçede geziyorlardı.
SUNUCU: Sizi bir de bahçeye de çıkartmıyorlardı.
ADNAN OKTAR: O da yasak. Bahçe de yasaktı.
SUNUCU: Gelen ziyaretçilerinizle de görüşemiyordunuz değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi, arkadaşlarınız da gelemez dediler, doktorları da yasakladılar.
SUNUCU: Allah, Allah, bunun hani bir mantığı nedir diye insan şey yapıyor. Böyle bir şeyin mantığı var mıdır o da ayrıca da bir tartışma konusu. Bundaki amaç nedir hani insanlardan mı soyutlamak? Tedavi etmek değil o ayrıca bir aşikar hani. Çünkü bir hastalık yok tedavi edilecek.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Ama insanlarla da görüştürmüyorsun. Neydi bunun amacı, size yapılmak istenen neydi?
ADNAN OKTAR: Yıldırım bey açıkladı onu bize, işte beni odasına bulunduğu yani makamına getirttirdi böyle hademelerle, müstahtemlerle hep beraber gittik, hazırolda. Hiçbir şekilde dedi faaliyet yapmayacaksın dedi. Yani bu tebliğ faaliyetlerini tamamen durduracaksın dedi. Bu kapalı bayanlar da gelemeyecekler buraya bir daha dedi yani ziyaretine dedi. Başörtüsüne karşı çok şeyi vardı onun o zaman. Alerjisi vardı, evet. Eğer sen buna devam edersen dedi bak dedi benim yetkim var, seni ömür boyu buradan çıkartmam ben dedi. Yani kesinlikle bu faaliyetlerini durduracaksın dedi. Benim de üstümde dedi güçler var dedi. Yani böyle bir şeyler ima etti. Ama ben anladım ne demek istediğini. Benim üstümde güçler.. ve seni ömür boyu da buradan çıkartmam dedi yani biliyorsun dedi. Böyle bir gücüm var dedi. Tamam dedim yani teşekkür ederim dedim, gittik. Ama ben tabi yine faaliyetlere devam ettim. Bu sefer bulunduğum bölüme geldi. Orada herkesi sıraya dizdi. Yeniden bize bir brifing verdi, kısaca. Hemşirelerle de, doktorlarla da kimseyle görüşmeyeceksin dedi. Annen ve ağabeyinin dışında, dedi kimse gelmeyecek dedi. Bir de avukatın gelebilir dedi. Telefon da yok, bahçeye de çıkmayacaksın dedi. Teşekkür ederiz dedik, ne diyelim. Yani şimdi orada yani hakikaten de yetkisi var, istese çıkartmaz. Yani ömür boyu çıkartmama yetkisi de var, doğru yani.
SUNUCU: Çok ürkütücü bir şey yani.
ADNAN OKTAR: Evet. Kabul ettik. Ama ben bu sefer yine pencereden çocuklarla bağlantı kuruyordum. Yani bir sır. Bizim çocuklar arka bahçeden dolanıyorlardı bu akıl hastanesinde. Şu benim resim çekilen yer var ya şu. Evet göster o resmi, görünüyor mu? Evet. Buranın ön tarafı şurada bahçeydi burası mesrup bir bahçeydi aşağı kısmı şeyin bu demir parmaklıklı yerin. Arkadaşlarım arka taraftan dolanıp oraya geliyorlardı. Ben oradan kâğıda yazıyordum yani işte şöyle olsun, böyle olsun, şöyle çalışma yapalım. Onları yazıp atıyordum, öyle bağlantı kuruyorduk, inşaAllah. Ama tabi bunlar benim anlattıklarım onda biri bile değildir, anlattıklarım. Yani çok zorlu bir ortamdı.
OKTAR BABUNA: Bütün doktorlar da akın akın sizi görmeye geliyorlardı hiç kimse gitmiyordu hastaneye normalde, sırf sizi görmek için o rotasyona gidiyorlardı.
ADNAN OKTAR: Yahudilik ve Masonluk kitabının tashihlerini, ikinci tashihini orada yapmıştım ben. Kitabın hazırlanmasını.
SUNUCU: Öyle bir ortamda bir de kitap hazırladınız.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: MaşaAllah ne diyelim, maşaAllah. Hakikaten...
ADNAN OKTAR: Benim bir odam vardı yıkık böyle banyodan bozma. Ama böyle harabe yani klasik harabe. O tarzda, bir tane somyam var, tek bir somya o kadar. Bir de küçük bir tahtadan böyle bacakları böyle tahta masa vardı, onun üstünde zaten... Oraya yiyecek falan götürmek mümkün değildi, hastalar hemen gelip alıp götürüyor zaten. Onlar yazık, onlara zaten helal olsun zaten onlara bir şey demiyorum. Annem mesela meyve alıyordu anında havalarda uçuşuyordu meyve yani akıl hastası dinler mi seni. Bana sürekli doktor bey diyorlar ve inanmıyorlardı benim akıl hastası olduğuma.
SUNUCU: Akıl hastaları bile inanmamış daha artık yani...
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah.
Bu eser 122 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu Adnan Oktar Anlatıyor ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;