 |
Gerçek sevginin gücü nasıl anlaşılır?
Sevdiğine kıyamayan bir kişinin tavrı nasıl olur?
Güzel ahlaklı, vicdanlı, akıllı, kişilikli bir insan doğal olarak herkes tarafından çok sevilir. Bazı insanlar böyle bir kişiye karşı duydukları sevginin gücünün çoğu zaman kendilerinden kaynaklandığını zannederler. Halbuki bu durum daha çok, ‘karşıdaki kişinin sevilecek özelliklerinin çok güçlü olması’ndan kaynaklanır.
Sevgi maddi olarak ölçülebilecek bir kavram değildir. Ancak bir kişinin başka bir kişiyi sevdiğini gösteren çok önemli işaretler vardır. Bu işaretlerin en önemlilerinden biri de kişinin ‘sevdiğine kıyamaması’dır. Eğer bu yönde bir titizliği ve hassasiyeti yoksa, o zaman o kimsenin sevgisinin gücü de samimiyeti de şüpheli hale gelir.
Sevdiğine Kıyamayan Bir Kişinin Sevgisi Son Derece Samimi ve Candandır
İnsanın sadece ‘ben çok seviyorum’ deyip, sonrasında bu sevginin gerektirdiği derin ahlakı gösterememesi, o kişinin sevgisindeki inandırıcılığı da azaltır. Çünkü gerçek sevginin en önemli özelliklerinden biri insanın ‘sevdiğine kıyamaması’dır. Bu sevgi anlayışı ise ancak iman ile yaşanabilir. İman etmeyen bir insan sevgide fedakar olamaz. Bu ancak Allah sevgisinden kaynaklanan bir sevgide; yani kişinin karşısındaki kimseyi “Allah'ın bir tecellisi olarak sevmesi” ile mümkün olabilir.
Allah'ın tecellisi olarak sevmek; ‘bir insanın, karşısındaki kişide Allah'ın üstün ahlakının güzel örneklerini ve tecellilerini gördüğü için o kişiyi tercih etmesi ve sevmesi’ demektir. Bir insanda bu güzel ahlak özellikleri ne kadar çoksa, o insan o kadar çok sevilir.
Bir insanın sevdiği kişiye kıyamamasının belirgin özellikleri vardır:
Bir insan eğer sevdiği kişiyi -Allah rızası için- kendi nefsinden önde tutuyorsa;
Onu her türlü tehlikeden koruyorsa;
Ona zarar verecek her türlü şeyden sakınıyorsa;
Ona zarar vermektense kendi zarar görmeyi tercih edebiliyorsa;
Onun sağlığını, rahatını, huzurunu, konforunu kendininkilerden önde tutabiliyorsa;
Onu kıracak, rahatsız edecek tek bir sözü dahi söylemekten sakınıyorsa;
Kendi nefsinin isteklerindense onun isteklerini öncelikli görebiliyorsa;
Kendi fikirleriyle onunkiler çatıştığında ondan yana tavır koyabiliyorsa;
Haklı olduğu halde, onu haklı kendini haksız çıkarabiliyorsa;
Enaniyetiyle gururuyla karşı karşıya kaldığında karşısındaki kişiyi yüceltip kendi nefsini ve gururunu ezebiliyorsa;
Anlayamadığı bir şey olduğunda da hüsn-ü zan ederek, tevekküllü oluyorsa,
Şüphe duyduğunda ona olan sevgisinden dolayı bu şüpheleri yenebiliyorsa;
Her ne ile karşılaşırsa karşılaşsın ona kırılmıyor, darılmıyor, küsmüyorsa; tam tersi gibi görünen olaylar olsa da, onun ahlakından emin olabiliyorsa;
Kişinin adaletinden, sevgisinden, şefkatinden, vicdanından, güzel ahlakından, güvenilirliğinden hiç şüphe duymuyorsa;
Ona karşı olan sevgisinde, saygısında -gününe göre değişmeksizin- istikrar gösterebiliyorsa; işte o zaman bu kişinin gerçek sevgiyi yaşadığından bahsedilebilir.
Gerçek Sevgi, Allah'ın Yalnızca Samimi Müslümanlara Lütfettiği Bir Nimetidir
Bir kimse karşısındaki kişiyi Allah rızası için ve Allah'ın tecellisi olarak değil de, nefsen uygun bulduğu için tercih ediyorsa, bunun adı zaten gerçek anlamda ‘sevgi’ değildir. Böyle bir durumda doğal olarak, sevginin getireceği şartların oluşması da mümkün değildir. Böyle bir sevgi anlayışında ne tek taraflı bir düşkünlük, ne fedakarlık, ne hoşgörü, ne anlayış, ne affedicilik, ne de güvenden bahsedilemez.
Allah'tan korkmayan bir insana güven duyulamaz. Bu kişinin iç dünyasında ne düşündüğünden, ne kararlar aldığından, neler hissettiğinden ve dürüstlüğünden hiçbir zaman emin olunamaz. Bu nedenle cahiliye ahlakını yaşayan kişiler hiçbir zaman birbirlerine karşı böyle güzel ve derin bir sevgi duyamaz ve bu sevginin gerektirdiği ahlakı gösteremezler.
Ruhunda bu sevgiyi bilen, bu anlayışı iyi kavrayan insanların bu büyük nimeti olabilecek en güzel şekilde yaşayabilmeleri için de işte bu ‘sevdiğine kıyamama’ ahlakını yaşamaları çok önemlidir. Bu bakış açısı, sevgiyi sürekli olarak besleyecek, güçlendirecek ve derinleştirecek çok önemli bir vesiledir. Ayette şöyle buyrulur:
“İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiç bir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, Biz ondaki iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir.” (Şura Suresi, 23)
Sayın Adnan Oktar Anlatıyor: “Kuran’da, Bize Sevginin Temeli Anlatılır”
“Kuran, sevginin zeminini bize anlatır. Yani sırf “sevin” demez Kuran. Sevmek için mesela sabır gerekir, fedakarlık gerekir, cömertlik gerekir, dikkat gerekir, koruyuculuk gerekir, diğergamlık gerekir, değil mi? Egoist bencil insan sevgiyi yaşayamaz. Egoist bencil olan mutlaka sevgiyi kaybeder. Sabırlı olmayan sevgiyi kaybeder, affedici olmayan sevgiyi kaybeder. Sevgi durduk yere oluşmaz, mutlaka emek verilmesi, dikkat verilmesi, özen gösterilmesi gerekir. Nasıl çiçeği koruyorsun, onu korur gibi sevginin korunması lazım. Durduk yere şak diye sevgi gelmez. Bir insanın kaşına gözüne sevgi olmaz. Kaşı gözü çürüyebilir, bozulabilir, hastalanabilir, yaşlanabilir her şekle girebilir. Zenginliği de gidebilir, ama imanı ve ahlakı, imandan kaynaklanan ahlakı kalıcıdır. Bu, ruhta derin etki yapar. Ondan dolayı biz insanı severiz. Yoksa öbür türlü sırf et-kemikten dolayı bir insan sevilmez. Çünkü insan cildini kaldırsan bir milim altı kıpkırmızı kan. Derinin altı kalktı mı kıpkırmızıdır. Kırmızı et çıkar, yağ çıkar başka bir şey kalmaz. Dolayısıyla beğenilecek bir yönü kalmaz insanın.” (Sayın Adnan Oktar’ın 14 Haziran 2011 tarihinde A9 TV’de yayınlanan sohbetinden)
Gerçek Sevginin Gücü Çok Şiddetlidir
Sevgiyi gerçek anlamıyla yaşayabilmek için belirli şartların oluşması gerekir. Öncelikle bir insanın sevgiyi yaşayabilmesi için, diğer kişilerdeki güzel özellikleri, incelikleri görüp fark edebilecek bir akla sahip olması gerekir. Kişinin aklı ve vicdanı ne kadar açıksa, sevebilme gücü de o derece yüksektir. İnsana bu üstün özellikleri kazandıran ise ancak iman ve Allah korkusudur. Dolayısıyla insan, imanı ve Allah korkusu ölçüsünde sevgi duyabilir, sevgiden bu oranda zevk alabilir.
Aynı şekilde bir insana gerçek anlamda sevgi duyulabilmesi için de, yine bu kişinin sevilebilecek özelliklere sahip olması gerekmektedir. Bunlar Allah korkusuna ve imana dayalı özelliklerdir. Bir insan Allah'a ne kadar derin iman ediyor, Allah'tan ne kadar korkuyorsa, bu insanda o kadar çok sevilecek özellik oluşur. Çünkü Allah'tan korkan bir insan güzel ahlaklı olur; merhamet, hoşgörü, güvenilirlik, cesaret, fedakarlık, akıl, vicdan duyarlılığı gibi özellikleri Allah korkusu ile gelişir. Tüm bunlar da iman gözüyle bakan insanların kalbinde doğal olarak sağlam ve derin bir sevgi oluşmasını sağlar. Bu şartlar biraraya gelmediğinde, yani sevginin temelleri Allah korkusu ve imana dayalı olmadığında ise, kişilerin gerçek sevgiyi yaşayabilmeleri mümkün olmaz.
Sevginin Kaynağı Allah Sevgisidir: Müminlerin insanlara karşı kalplerinde hissettikleri sevginin asıl kaynağı, Allah'a duydukları sevgidir. Bir insana duyulan kalpteki coşkuyu Allah'ın yarattığını, herşeyde Allah'ın tecelli ettiğini bilmek, insana sevgideki derinliği veren asıl sebeptir.
Gerçek Sevgi Pek Çok Şekilde İfade Edilebilir: Samimi sevgide insan her an sevdiği insanlara bu duygularını daha önce hiç kullanmadığı, birbirinden etkileyici, birbirinden şaşırtıcı sözlerle ifade edebilir. Her biri bir diğerinden, bir öncekinden farklı olur. Çünkü kişi, bu coşkuyu kalbinde en canlı şekilde her an yaşamaktadır.
Sevgide Karşılık Ancak Allah'tan Beklenir: Gerçekten seven insan, sevdiklerini onore eder, yüceltir. Onları, dünyada ve ahirette zarar gelecek şeylerden sakındırır. Onların iyiliği, rahatı, güvenliği için samimi bir gayret sarf eder. Hepsinden önemlisi, sevgisi belirli şartlara bağlı değildir. Sevgisine karşılık gördüğü takdirde seven bir insan, gerçek anlamda sevgiyi bilmiyor demektir. Gerçek sevgide karşılık ancak Allah'tan beklenir. Asıl amaç Allah'ın rızasını kazanabilmektir.
Sevgi Güzel Ahlaka ve Karaktere Bağlı Olarak Duyulur ve Giderek Derinleşir: Gerçek sevgide bir kişinin güzelliğini, maddi birikimini, itibarını yitirmesi kesinlikle önem taşımaz. Tek önemli olan kişinin ahlakı ve karakteridir. İnsanlar birbirlerinin güzel özelliklerine; şefkat, merhamet, cömertlik, ince düşünce, fedakarlık gibi özelliklerine her şahit olduklarında sevgileri katlanarak artar. Zaman içerisinde insanların kişiliklerinin gelişmesi, ahlaklarının güzelleşmesi, tavırlarının mükemmelleşmesi ile birlikte, birbirlerine karşı duydukları sevgi derinleşir. Gerçek sevgide asla bıkma ve sıkılma olmaz.
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 89. sayı (Kasım 2011) 38. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 311 kez incelendi.
|
 |
|