Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15960 tanesi Türkçe, toplam 19258 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki Canlı Sohbeti (10 Eylül 2011; 22:00)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (265)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9611)
Posterler (17)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3966)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
harunyahya.net
basindaharunyahya.com
online-arama.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki Canlı Sohbeti (10 Eylül 2011; 22:00)
Eylül 2011


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: İyi geceler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. A9 TV, Pop Radyo Ankara ve HarunYahya.Tv sitemizden yayınlanmakta olan yeni bir Adnan Oktar ile Sohbetler programında birlikteyiz. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Buyurun Hocam.

SUNUCU: Estağfirullah Hocam. Siz daha önceki röportajlarınızda PKK’nın propaganda yapmak ve gücünü göstermek amacıyla televizyonlarda şehit haberlerinin sıkça yayınlanmasını isteyeceğini hatırlatarak, şehit haberlerinin yayınlanış şekline dikkat edilmesi gerektiğini ifade etmiştiniz. Nitekim RTÜK bu konuya el atarak, şehit haberlerinin müziksiz, görüntüsüz, sadece istatistik şeklinde yayınlanması konusunda bir çalışma başlatmış Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, her ne söylesek faydalı olan şey sonunda oluyor, elhamdülillah. Yani şu ana kadar söylediklerimizin büyük bir bölümü oldu, elhamdülillah. Bundan sonra da inşaAllah olacak gibi görünüyor. Hayır yolda devam, inşaAllah.

Hocam buyurun, bir ayet okuyalım.

MİSAFİR: Estağfirullah Hocam, inşaAllah. Felak Suresi’ni okuyayım inşaAllah Hocam. Euzubillahimineşşeytanirracim. “Bismillahirrahmanirrahim. Kul e'uzü birabbilfelak”. “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım”. “Minşerri ma halak”. “Yarattığı şeylerin şerrinden”. “Ve min şerri ğasikın iza vekab”. “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden”. “Ve min şerrinneffasati fiyl'ukad”. “Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden”. “Ve min şerri hasidin iza hased”. “Ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Allah ilmini irfanını daha da arttırsın inşaAllah.

MİSAFİR: Allah razı olsun Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak dün de söyledim. Kuran’a bakanlar Kuran’ı genel olarak akılcı inceleyecekler. Allah en çok neyin üzerinde duruyor? Allah hep küfrün anormallikleri ve buna karşı müminlerin imanlarında sabit olmaları, imanlarının güçlü olması, araştırmaları, düşünmeleri, hep Allah’tan yana olmaları. Yani Kuran’da yüzde seksen doksan bu anlatılıyor, gördüğümüz kadarıyla. Ve iman gücüyle de direnme, imanı sürekli güçlü tutma isteniyor Allah’tan. Bak mesela diyorlar ki, Yasin Suresi, 78. Kuran’dan herhangi bir sayfa açtım. Yani siz de bakabilirsiniz, herkes baksın. Kuran’da hakim. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla. “Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"” Bu ne? İman zafiyeti, iman edemiyor. Buna karşı ne gerekiyor? Tahkiki iman, Hakkel yakin, aynel yakin iman gerekiyor. Bak; “de ki” diyor bak şimdi Cenab-ı Allah, “"Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir."” Bu nedir? İman hakikati. Çünkü bak düşünmeye itiyor Cenab-ı Allah insanları. Diyor ki, “ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek.” Bakıyoruz, insan çok mükemmel yaratılmış. Bir kere yaratılmış. Mesela farz edelim şu dolmakalem, bir kere olmuş bu. Bunun fabrikası bunu yapabilir mi, yapamaz mı? Yapar yani. Niye yapmasın? Biz desek ki; “bir daha bunu yapamazsın.” Diyebilir miyiz? Belli ki yapar. Mesela sandalyeyi yapan bir usta bir daha yapabilir mi, yapamaz mı? Yapar. Her şey için bu geçerli. Allah da diyor; “bak, bir kere yaptım” diyor, “bir kere daha yapamaz mıyım?” diyor. Bu kadar kolay bir şeyi bile insanlar akıl edemiyor, Allah onu hatırlatıyor. Bak, bu kadar kolay bir şeyi bile milyarlarca insan akıl edemiyor. “Aa” diyor adam, “hakikaten doğru” diyor, “ilk defa düşündüm” diyor. O kadar sathi düşünen bir yapıda oluyor insanlar. Onun için Allah bunu hatırlatıyor. Bak onun mantığı da çok bozuk; diyor ki; “"çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"” Maddeci, materyalist oldukları için; “madde gittiyse bitti” diyor, maddeci kafayla baktığı için. ‘Ruh’u kabul etmediği için maddeyle ruhu bağdaştıramıyor; bu, iman zafiyeti. Bak, “ki O, size” diyor, “yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz.” Ona da dikkat çekiyor Allah. Mesela yeşil ağaç normalde yemyeşil; Allah, “onu yakılacak hale getiriyorum” diyor. Ağacın yeşilliğine dikkat çekiyor, onun yakılmasına dikkat çekiyor; ufuk açıyor Allah. Ama bak mesela insanlar bunu bile düşünmüyorlar; yani Allah’ın ağaçları yakılacak şekilde yaratmasını, onların yeşillikten oluşmasını. Topraktan durduk yere oluşuyor ağaçlar. Toprak ve sudan bir süre sonra yanacak bir şey meydana geliyor. Bak toprak, toprak yanar mı? Yanmaz. Su yanar mı? Yanmaz. Ama toprakla su birleşiyor. Bir süre sonra bakıyorsun yanan bir şey oluşuyor. Bakıyorsun, bir süre sonra meyve oluşuyor. Portakallar, elmalar, mandalina, ceviz, kavun, karpuz, fasulye, mercimek, aklına ne geliyorsa hepsi oluyor toprakta. “Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır”. Ufkumuzu açıyor Allah. Allah, iman hakikati ve düşünmeye sevk ediyor bizi. Yani ufkumuzu açmak için, bizi düşündürmek için hatırlatma yapıyor. Mesela biz onu düşündüğümüzde zincirleme diğerlerini düşünmeye başlıyoruz. Diğerlerini düşünmemiz için yapıyor Allah. Bak ; “gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi?” Şimdi bir mantık daha Cenab-ı Allah. Şimdi atmosferi en mükemmel şekilde yarattı mı? Yaratmış. Toprağı da yaratmış. Küre şeklinde uçsuz bucaksız boşlukta bu dünyayı tüy gibi uçuruyor mu Allah? Şu an bir gemide gibiyiz. Bütün dünya, yedi milyar insan bir geminin içinde gibiyiz. Dünyayla beraber uçsuz bucaksız boşlukta tüy gibi uçuyoruz gidiyoruz; hiçbir yere çarpmadan, hiç sarsılmadan. Arabada bile, ne teşkilat kurarlarsa kursunlar, sasıyor araba. Uçak da sarsıyor. Ama bak burada en ufak bir sarsılma yok. Koskoca dünya gökyüzünde gidiyor, ruh gibi böyle uçuyor. Hiçbir şey de olmuyor. “Ben bir kere yaptım mı” diyor Allah, “gökleri ve yeri? Peki, cennetin gök ve yerini neden yapamayayım?” diyor Allah. Yani “İnsanı bir kere yarattığıma göre, insanı niye yapamayayım” diyor, “bir daha niye yaratamayayım?” diyor. Düşünmeye teşvik ediyor. Ama tam da aklın ihtiyarını kaldıracak şekilde de bilgi vermiyor Allah. Çünkü o zaman imtihanın anlamı kalmaz. Yani derin düşünmenin zeminini hazırlıyor Allah. “Elbette” diyor, Allah. Bak diyor ki; “Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette.” Allah orada bırakmıyor. “Elbette” diyerek onu telkin yapıyor akılları açılsın diye insanların. “O, yaratandır, bilendir.” Bak hep yaratılışı anlatıyor Allah. Biz de ne anlatıyoruz hep? Yaratılış. Onun için bize ne diyorlar? “Yaratılışçı bunlar” diyorlar. “Allah yarattı” dediğimiz için Yaratılışçı diyorlar. Onlar ne diyorlar? “Tesadüf yaptı” diyorlar, “put yaptı” diyorlar. Biz ne diyoruz? “Allah yarattı” diyoruz. “Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen olur” diyor Allah. Nerede evrim? Evrimcilere cevap veriyor Allah. Evrimciler diyor ki; “çok uzun sürede olacak. Allah başka türlü yapamaz” diyor. Allah da diyor ki; “bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da” bak, süre veriyor Allah; “hemen olur” diyor. Bekletmeksizin, hemen olur. “Her şeyin melekutu elinde bulunan ne Yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz.” Hep bak iman hakikatleri, görüyor musunuz? Buna iman etmemiz için, buna inanmamız için Allah bizi yönlendiriyor. Onun için iman hakikatleri en hayati konudur, en hayati konu. Biz onun için en çok iman hakikatleri üzerinde duruyoruz, tahkiki iman üstünde duruyoruz. Taklidi imana karşı bir tavır içindeyiz. Yani taklidi olmaz; tahkiki olacak. Araştıracak. Taklidi iman zayıf oluyor, güçsüz oluyor.

Şu, Dünya’nın ömrünün yedi bin yıl olması konusu pek anlaşılamıyor. Onu bir yeniden anlatalım. Onun hazır filmi vardı bizde, yedi bin yılla ilgili, onu yayınlayalım.

VTR:: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadislerinde, Müslüman aleminin yaşayacağı önemli olayları kapsayan yedi bin yıllık bir takvimden bahsetmiştir.

ADNAN OKTAR: “Adnan Hocam, dün akşam Flash TV’de Cübbeli Ahmet Hoca; ‘namaz kılarken manayı değiştirecek telaffuz, namazı geçersiz kılar. Tekrar kılınması halinde yine olmaz’ dedi. Çok canım sıkıldı. Bilerek, kasten olmadıkça, düzeltme ve iyi niyetli olduktan sonra niye kabul olmasın? Ameller niyetlere göredir. Sonuç olarak Mevla, merhametlilerin en merhametlisi’dir. “Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız” diyor Cenab-ı Allah. Yani daha mülayim ifadeler kullanılmalı idi. Bence kimse bu kadar keskin ifadeler kullanmamalı. Şimdi ben şu anda nereden bileyim telaffuzumun tam doğru olduğunu? Ben samimiyetle kılıyorum. Mevla elbiselere bakmaz, kalbe bakar. Değerlendirecek olan da O. Yani size Cübbeli hususunda bu akşam katıldım. Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’ın yardımcısıyım inşaAllah. Kabul olunursak, görürsek; canımız, malımız, sevdiklerim ve her şey Allah yolunda feda olsun. Niyetim bu amel ile kısmet. Hatta Hocam, hanıma dedim; ‘görürsem eğer Hz. Mehdi (a.s.)’ı , beni unutun’ dedim.” Niye unutsunlar? Ne sevimliler. Niye, hanımın, çocukların hizmet edersin birlikte akrabalarla. Çok sevimli. “Sizin sevdiklerinizi ben de çok seviyorum. Emin olun Hocam, sizlere çok çok derin sevgim var” diyor. Yalnız Yusuf şunu niye yapıyorsun, benim canım kardeşlerim? Mesela bak çıkaramadım. “AEO Hocam.” Yani sonra anladım; “Allah’a emanet olun.” Yavrum, ne korkunç şey yapıyorsunuz siz? Yani o kadar konuşuyorsun, yani gereksiz cümleler de oluyor mesela bunların içinde –bir kısmı tabii, zaten samimi anlatıyorsun- ama en vurucu, en önemli, en güzel sözler söylenirken, Allah anılırken “AEO”; olur mu bu? Yapmayın Allah aşkına. Çok büyük hata yapıyorsunuz, çok büyük gariplik ve yanlışlık bu. Böyle şey olmaz. Ben de “bu nedir?” diyorum, “ne demek istiyor acaba?” diyorum. “Allah’a” Allah’ın ismini yazsana, “Allah (c.c.)’ye emanet olun” de. Cenab-ı Allah’ın ismini yazsana, ikrar et, ne güzel, konuş; Allah’ı an. Allah’ı zikret. “Cenab-ı Allah’a emanet olun” de. “Ellerinizden hürmetle öperim” diyor, biz sizin ellerinizden öperiz. Yusuf Kardeş, aman aman aman, canım kardeşim, öyle olmaz. “Selamun Aleykum” açıkça yazacaksın. Selam “Slm” olmaz. Şu internetçi ruhu, internetçi felsefesi, internetçi ahlakı olmayacak. Bunu bırakın. Bu garip bir din anlayışı, garip bir hayat anlayışı, garip bir felsefe veriyor; girmeyin ona. O yavaş yavaş sizi kemirir, çökertir; yapmayın onu. O tehlikeli bir şey o. İnternette oluşturulan o felsefe, din demiyorum felsefe; garip bir anlayış. Üslup mesela, kapalı hanımlar yazışıyorlar, ben görüyorum, aralarında çok acayip sözler, hatta bir kısmı züppe bir üslup kullanıyor. Dinle imanla alay eden üsluplar, böyle lakayt üsluplar, dine mukaddesata karşı böyle üst perdeden üsluplar, ezik üsluplar, enaniyetli üsluplar çok ayıp, çok çirkin. Nadir de olsa görüyoruz. Olmaması lazım.

Bu namaz konusunda haklısın. İşin doğrusu, eğer Cübbeli’nin dediği gibi namaz kılınırsa ki bir kısım hocaların dediği gibi de kılınırsa, onların kafasına göre Türkiye’deki namaz kılan kardeşlerimizin yüzde doksan dokuzunun namazı geçersiz olur. Onların mantığına göre yüzde doksan dokuzu geçersiz. Detay veririm fakat vermeyeyim. Zaten incelerseniz görürsünüz anlatımlarını. Bakın abartmıyorum, samimi söylüyorum; en az yüzde doksan dokuzunun ama namazları geçersiz, onların sözüne göre. Böyle şey olmaz. Dil sürçebilir, yanlış olabilir; namazı bozmaz o, hiçbir şey olmaz. Yanlış söylediğinde düzeltir devam edersin namaza. Namazı niye bozsun? Dilini sürçtüren Allah, düzelten de Allah. Sen onu iyi niyetle söylüyorsun, değil mi? Mesela sure okuyorsun, yanlış okuyabilirsin. Düzeltirsin, o kelimeyi düzeltir devam edersin. Niye namazını bozsun? Yani tam öyle tecvitle ayet okumak herkesin yapabileceği bir şey değildir. Zelletü’l kâri meseleler var mesela orada. Mesela “bir şedde” diyor, “bozar” diyor, “şeddede bir hata yapması” mesela düz okunacak bir harfi şeddeli okuması. Gücü yetmez buna insanın. Hatta birkaç defa tekrarlasa bile bazen yapamayabilir. Onun için samimi olarak söyledikten sonra hatalı olanı düzeltir ve namazına devam eder. Ben fıkhi konulara girmeyeyim dedim ama şimdi bu büyük bir sorun olduğu için, kardeşlerimizi namazdan soğuttuğu için, namazdan uzak tuttuğu için, hatta bir kısım kardeşlerimizin namazı bırakmasına sebep olduğu için bu durum bunu açıklıyorum. Allah’tan korkmaları lazım. Onlar kendi dedikleri olaya kendileri zaten uyamazlar. Yani işin doğrusu o hoca efendilerden siz herhangi bir tanesini alın bana getirin, yani beraber onu bir namaza götürelim. Bakın samimi olarak söylüyorum; o dediklerinin büyük bölümünü yapmadığını size gösteririm, ispat ederim. Yapamazlar. Yani yapamazlar. Orada bütün mesele samimiyettir. İyi niyetle söylenmiş bir şeydir. Zaten dil zaten rahatça sürçer. Biz konuşurken de dilimiz sürçüyor. Namazı bozmaz o. Düzeltir devam edersiniz. Kasten mi yapıyorsun? Değil. Niye bozsun namazı? Bu yüzden bu mantık yüzünden namazını kılamayan o kadar fazla insan var ki, o kadar fazla dinden ayrılan insan oluyor ki. Namazını kılamadığı için kendini de fasık gibi görüyor, günahkar görüyor; dinin diğer hükümlerine de uymuyor. Yani tamamen zincirleme bozuyorlar. “İyilik yapıyoruz” diye kötülük yapmış oluyorlar. Bu bana sorumluluk olduğu için söylüyorum.

“Selamun Aleykum Hocam. Şiiler, Hz. İsa (a.s.)’ın da –haşa-” diyor, “bir hayalet gibi mi geleceğine inanıyorlar” diyor Tamer. Yok. Hz. İsa (a.s.) bir boyuttadır, bir başka boyuttadır. Allah Katına göğe alınmıştır. O boyuttan dünyaya getiriliyor. Zaten ayetle açıklanıyor, Kuran ayeti ile açıklanıyor. Ama Hz. Mehdi (a.s.) bir veli kuldur, Allah’ın insanlara gönderdiği bir veli kuldur. Nasıl Kuran’da peygamberler gelmiş, Allah yolunda mücadele eden imamlar gelmişse, bunlar açıklanmışsa; onlardan mübarek, muhterem, müberra bir kuldur. Ahir zamanda hatem-i veli olarak, gelmiş geçmiş velilerin en büyüğü olarak Allah bir veli kulunu gönderiyor; Hz. Mehdi (a.s.)’ı. Ahir zamanın şiddetli devrinde de geleceği için makamı yüksek oluyor. Çünkü münafıklarla ayrı mücadele edecek, dinsizlerle ayrı mücadele edecek, deccaliyetle ayrı mücadele edecek, süfyaniyetle ayrı mücadele edecek, Darwinizm, materyalizm, sapkın akımlar, sapkın düşünceler… O kadar girift bir ortamda, şeytanın ve iblisin orduları da üzerine yönelecektir. Münafıklar, yobaz takımı var güçleriyle ona karşı mücadele vereceklerdir. O yüzden makamı yüksek oluyor, yani güç olduğu için. Bediüzzaman diyor; “sabır, metanet gerekir” diyor, “yoksa akim kalır, zarar verir” diyor. O son derece sabırlı ve metin olduğu için ve imanlı olduğu için güzel bir mücadele verecektir. Allah da yolunu açacaktır, inşaAllah.

Ama Hz. Mehdi (a.s.) konusunda Şii kardeşlerimiz, Caferi kardeşlerimiz hata yaptılar. Çok büyük bir hata içindeler. Eğer onu düzeltirlerse İttihad-ı İslam çok rahat dünyaya hakim olur, İttihad-ı İslam oluşur. Bütün kilit nokta orada var. Şimdi dezavantaj şu; ben mesela Şii kardeşlerimle konuşuyorum, bir Şii dese ki; “ben kaybolan Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul etmiyorum, hayalet Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul etmiyorum. Anadan babadan doğacak” dese, “sen Şii değilsin” derler, çok ciddi baskı yaparlar. Çok acayip bir durum olabilir. Sapkın görürler onu. Şimdi o yüzden, onun korkusundan kimse bir şey diyemiyor. Devlet kademelerinde de kimse bir şey diyemiyor. Çünkü devletten atarlar. Devlet görevinde bulunamaz adam. Başbakansa başbakanlıktan alırlar; devlet başkanıysa, devlet başkanlığından götürürler. Yani konu kilitlenmiş, kendi içinde kilitlemişler. Şeytan bir oyun oynamış, kilitlemiş. Yoksa hepsi bilirler. Ben size o kuyunun resmini de göstereceğim. Göndersinler internetten buraya. Böyle aşınmış, karanlık bir kuyu. “Yüzlerce seneden beri o kuyunun içinde bekliyor” diyorlar. Beş yaşında çocuk inanmaz buna. Allah’tan korkun. Hiçbiriniz inanmıyorsunuz. Ve inanılacak gibi de değil. Yani son derece mantıksız, Kuran’a zıt, akla zıt, hadislere zıt, son derece garip bir durum. Ne alaka Hz. Mehdi (a.s.)’ın onun içinde ne işi var, karanlık mağaranın içerisinde? Buna siz de inanmıyorsunuz. Ve bak bu yüzden büyük bir tehlike meydana geliyor. Mesela diyor ki Ahmedinejat -çok değerli bir insan, çok seviyorum- “bana” diyor, “ışık halinde Hz. Mehdi (a.s.) göründü” diyor, “ışık halinde geldi” diyor. Şimdi canım kardeşim, sen “göründü” diyorsun. Diğer adam da, mesela devlet başkanı da; “bana da göründü” diyecek. Zaten diyorlar da, “hepimize göründü” diyorlar, “ışık halinde görünüyor” diyorlar. Şimdi ışık orada bir görüntü. Devlet başkanına dese ki, Başbakana; “ben mehdiyim. Bütün Şii olmayanlarını yok edeceksiniz, göreviniz bu.” Ne olacak? Işık değil mi bu? Işıktan mehdi. Yani hayalet. Der yani. “Bana böyle dedi” diyecek. Buyurun. Ne yapacağız? Türkiye bak, füze savunma sistemini kabul etti, Sırf İran’a karşı. Böyle bir çılgınlık yaparlar diye. İslam alemini nasıl bir fitnenin içine soktuğunu İran görsün. Ben mesela “bunu yapmasınlar” diyemem, haklılar çünkü. Çünkü adam düğmeye basacak bombalayacak füzelerle. “Mehdi söyledi” diyecek, “ben de bastım düğmeye” diyecek; bu kadar basit. Ne diyeceğiz adama? “Niye yaptın?” desen; “Hz. Mehdi (a.s.) söyledi” diyecek, “görüntü olarak geldi bana, ışık halinde göründü” diyecek. Halbuki, Hz. Mehdi (a.s.) anne babadan oluşmuş, makul, mantıklı, aklı başında, kabil-i hitap bir insandır. Sevgi dolu, merhametli, damla kan akıtmayan, uyuyan kişiyi uyandırmayan, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in tarif ettiği bir insandır. Ehl-i Sünnet kaynaklarında da, Şii kaynaklarında da bu böyle geçiyor. Sonradan ilave etmişler, o gaybetle ilgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini yorumlayıp değiştirmişler. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “iki kere kaybolacak.” “Kaybolacağına göre herhalde biz de...” diyorlar, “‘mağarada kayboldu’ diyelim, mantık otursun.” Küçük, daha sabi olan Mehdi isimli çocuk, Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu, orada gizlenirken kaybolmuş. Çocuk bu, nereye gittiği belli değil. Vefat etmiş bir yerde, tek başına kaldığı için. Orada geniş çaplı katliam uygulamaya kalktılar o zamanın ehl-i delaleti, küfür ve tuğyan. Büyük bölümü şehit edildi. O minik, tatlı Mehdi de, Mehdi isimli o Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu da saklandığı, kaçtığı yerde kayboldu. Cesedine ulaşamadılar. Cesedine ulaşılamaması varsa nedir? Bir yerde vefat etti demektir. Çocuk ne yapar? Beş yaşında, altı yaşında bir çocuk kaybolursa ne olur? Bulunamıyorsa, bir ay, iki ay bulunamıyorsa ormanda, dağda, mağaranın içinde; bu, vefat ettiği hükmündedir. “Yok” diyorlar, “vefat etmedi, gizlendi mağarada, çıkacak yüzlerce sene sonra.” Bekle babam bekle mağaranın başında. Ne yapıyorsunuz? Müslümanlığı ne hale getiriyorsunuz? Etmeyin, Allah rızası için yapmayın. Meydana gelen fitneye bak. Türkiye füze savunma sistemi yapıyor İran’a karşı. Biz ittihattan bahsederken olaya bak sen. Çünkü “göründü bana” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor. Önüne gelen başladı son zamanda; “Hz. Mehdi (a.s.)’ı ben gördüm, ışık halinde gördüm” diyor. Ne diyeceğiz? Bir de kan dökücü bir Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor, sel gibi kan akıtmak isteyen Hz. Mehdi (a.s.). Ve işin doğrusu, Şii olmayan herkesi öldürecek bir Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyorlar. Bu nereye varır bu? Bu gizlenecek bir durum değil ki bu, mecburen açıklıyoruz işte. Hıristiyan, Yahudi zaten dinlemiyor; hepsini yerle bir edecek, ama Şii olmayanları da. Aynı Cübbeli’nin kafası gibi onlar da. O da doğrama üstüne, bayağı açıklamalar var. “La İlahe İllallAllah Muhammeden Resulullah” diyen adamı Hz. Mehdi (a.s.) niye doğrasın? Hz. Mehdi (a.s.)’ın görevi doğramak mı, doğrayanları durdurmak mı? Hz. Mehdi (a.s.)’ın görevi doğrayanları durdurmaktır, kan akıtanları durdurmaktır. Bak “Mehdi-ül dem”; “kan durduran Hz. Mehdi (a.s.)” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “kanı durduran Hz. Mehdi (a.s.). Damla kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz” diyor, “insanların burnu dahi kanamaz” diyor “ve bütün silahlar kalkacak” diyor. Oradaki anlatım ne? “Bütün dünyayı yerle bir edeceğiz” diyorlar. Onun için İran’da akil insanlar vardır, aklı başında insanlar vardır; Allah rızası için bir araya gelelim konuşalım, şu fitneyi ortadan kaldıralım. Türkiye’nin füze savunma sistemine girmesine niye ihtiyaç olsun? Sırf İran’ın yüzünden oluyor şu an. Yani büyük bir tehlike meydana getirmiş oldular. İttihad-ı İslam’ı bak kökünden sarsacak bir şey yapılmış oluyor. Büyük bir tehlike bu. Çok büyük bir zarar veriyorlar. Kuyunun içinde ne işi var Hz. Mehdi (a.s.)’ın? Yüzlerce sene, beş yaşındaki çocuk; hiçbiri inanmıyor buna. Böyle bir hurafeye ve akıl almaz bir hurafeye niye ihtiyaç var? Ne gerek var? Akıllarını başlarına almaları için dua edelim. Allah akıllarını başlarına getirsin, İnşaAllah.

SUNUCU: Ali Bulaç Hocamız, Türkiye’nin bölgede liderliğe yönelik bir tavrının olmasının İslam Birliği’ni bozacağını, çünkü haklı olarak hiçbir ülkenin bir diğerinin liderliğini kabul zorunluluğu olmadığını yazmış. Bazı bölge ülkelerinin Türkiye’yi liderliğe teşvik etmesinin nedeninin sahip oldukları Şii taassubu olduğunu, Türklerden ise kendilerine sömürge arayan bazı Yeni Osmanlıcı, milliyetçi dindar aydınların Türkiye’yi bu konuda teşvik ettiğini söylemiş. “Ancak eğer tek bir ulus ve tek bir devlet liderliğe soyunursa, bu beraberinde çatışma getirir” demiş.

ADNAN OKTAR: Sen nasıl yorumluyorsun?

SUNUCU: Türk-İslam Birliği’yle yalnızca huzur ve barış gelir inşaAllah. O da Türkiye’nin liderliğinde olursa -sizin de söyleminizle inşaAllah Hocam- bu çatışma olmaz. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kepazeliğe ne gerek var, kan dökmeye ne gerek var? Zaten Allah bizi kardeş yaratmış. Hz Adem (a.s.) ile Hz. Havva (a.s.)’dan oluşmuş insanlarız. Dünya da bayağı güzel. Kepazelik çıkarmaya gerek yok ki. İsrail’e de yer var. Bir kere İsrail’i bölgeden söküp atmanın ne gereği var, ben bunu da anlayamadım. Adamlara diyor ki; “defolun gidin” diyorlar, “nereye gidiyorsanız gidin.” Nereye gitsin adamlar? Nereye gitseler kovuyorlar. İspanya’ya gidiyorlar, “buradan da gidin” diyorlar; oraya gidiyor, “buradan git”. Nereye gitsin bunlar? Bütün dedelerinin kabristanları orada, bütün ataları orada yaşamış; bırakın adamlar yaşasın orada. Arazi mi yok, toprak mı yok yani? Oradaki sorun şu; İsrail, Türk-İslam Birliği’ne güvenecek, kendini bırakacak. O sınırları kaldıracak. Tamamını kaldıracak. O duvarları muvarları kaldıracak. Bütün bölgede istediği gibi yaşasın. Sınıra gerek yok. Nereye gidiyorlarsa yerleşsinler. Kimsenin bir şey dediği yok. Can ve mal güvenlikleri Müslümanlar’a emanet, gönülleri de rahat olsun. Bir avuç Yahudi var zaten, Musevi var, bir avuç. Uçsuz bucaksız, yani ucu bucağı yok arazinin, kaybolurlar o arazinin üstünde. Bir stadyumun içerisinde bir elma kadardır Museviler’in alacağı hacim, tutacağı yer. Ne yapıyorsanız yapın, bütün her yer sizin. Fabrika kurun, istediğinizi yapın. Savaş olmasın, kargaşa olmasın. Filistin’in de bütün sınırlarını açalım, bütün bölge onların olsun, her yer, istedikleri gibi kullansınlar. Açalım Kudüs’ü, Hz. Süleyman (a.s.)’ın Mescidi’ni yeniden kuralım. Mutluluk, barış içinde yaşasınlar. Olay çıkarmaya ne gerek var? Yalnız, İsrail’in Hz. Mehdi (a.s.)’a teslim olması gerekir. Yani Kral Mesih’e, Şiloh’a teslim olması lazım. Eğer bunu yapmazlarsa Tevrat’a savaş açmış olurlar, Tevrat’ın hükümlerine tavır almış olurlar. Bu da onların dinine göre çok büyük bir suçtur, yani onların şeriatına göre çok büyük bir suçtur. Kral Mesih’e, Hz. Mehdi (a.s.)’a teslim olacaklar ve güvenecekler. Konu kökünden hallolur. Kime yetmiyor o topraklar? Kime yetmiyor? Ucu bucağı yok.

VTR:: Şiiler’in, Hz. Mehdi (a.s.)’ın kaybolduğunu düşündükleri mağara civarından görüntüler.

ADNAN OKTAR: Ben gördüm; bir normal kuyu. Fotoğraflarını çekmişler, normal bir kuyu. “Onun dibinde” diyorlar, “içine saklandı” diyorlar. Yani uçsuz bucaksız bir kuyu. Bilmiyorum nasıl yapıyorlar böyle bir şeyi? Müslümanlara nasıl kıyıyorlar? Böyle bir mantık nasıl oluyor? Cübbeli ayrı bir yönden, bunlar bir ayrı yönden. Bu nasıl oluyor, ben anlamıyorum. Peygamberimiz (s.a.v.)’in nur gibi sözleri var, açık işte, çok net Hz. Mehdi (a.s.) tarif edilmiş. Anneden babadan olma, yerini tarif belirtiyor, tarihini belirtiyor, nerede çıkacağını belirtiyor, her şeyini belirtmiş, anlatmış Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Ve Suyuti gibi, İmam-ı Hanbel gibi büyük ve değerli hadis alimleri, büyük müceddidler, müctehidler açıklamışlar konuyu.

SUNUCU: Başka resimler daha geliyor inşaAllah, onları da göstereceğim.

ADNAN OKTAR: Evet. “Hocam PKK bitecek mi? Ne zaman? Tarih verebilir misiniz?” PKK İttihad-ı İslam’a sebep olacak mühim bir sebeptir. Mühim bir sebeptir. PKK olmasaydı İttihad-ı İslam olmayabilirdi, Türk-İslam Birliği olmayabilirdi. Hamiyet-i İslamiye’yi feveran ettiren mühim bir sebeptir. Tabii ki Allah’tan istenmez ama çok büyük etkisi olacaktır, inşaAllah. Ve oluyor, inşaAllah.

Yunus Kiper; “Sayın Adnan Hocam” diyor, “sizi takip etmek için birçok siteniz var.” Sosyal medyadaki sitelerimizi merak ediyor kardeşimiz.

SUNUCU: Hocam, burası Şii inancına göre On ikinci İmam olarak bilinen Hz. Mehdi (a.s.)’ın gittikleri -yani Samara’daki Caminin altındaki bir mağarada saklandıkları söyleniyormuş- bu mağarayı Şiiler “Bab-ül Gayb (Gayb Kapısı)” dedikleri bir kapıyla kapatmışlar Hocam, orayı. Sizin dediğiniz gibi; burası Şiilikteki en kutsal mekanlardan biri, fakat o kuyunun olduğu yeri kapalı tutmuşlar.

ADNAN OKTAR: Bu, o kuyuya mı iniyor burası, nedir?

SUNUCU: Evet, evet. Şurada bir kapı var, inşaAllah. Bu kapıdan sonrası kilitliymiş.

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.) nerede? “Orada hayalet olarak yaşıyor” diyorlar, “kuyunun dibinde.”

SUNUCU: Saklanmak için mağaraya çekildiği şeklinde söylüyorlarmış, 874 yılında vefat ettiğinde.

ADNAN OKTAR: Allah akıl fikir versin. Allah hidayet versin. Böyle hurafeler olmasa İttihad-ı İslam çoktan olacak. Hurafeye saplanıp kalmaya ne gerek var? Mis gibi Kuran ortada, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri ortada. Gelin güzel İttihad-ı İslam’ı oluşturalım, değil mi? Allah, Hz. Mehdisi (a.s.)’ı size gösterecektir o zaman. Bu kadar. Karmaşık bir şey yok. Akılalmaz hurafelere ne gerek var?

SUNUCU: Şu anda tekrar bir resim geldi. İzninizle onu da gösterebilirim hemen. Evet, burası.

ADNAN OKTAR: Bak işte bu, evet. Buyurun, Hz. Mehdi (a.s.) bunun dibindeymiş. Mağaranın dibinde bekliyormuş. Allah’tan korkun. Artık ben ne diyeyim ben bu insanlara? Ne işi var orada Hz. Mehdi (a.s.)’ın? Olacak iş mi bu? Yüzlerce sene orada bekliyormuş. Ve bak bunun yüzünden İttihad-ı İslam oluşmuyor, Müslümanlar bir araya gelemiyorlar. Bu mantıkla adam; “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor “kuyunun dibinde”. “Kuyu nerede?” “Kapalı.” İçinden çıkılmayacak bir durum.

SUNUCU: Evet, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Değerli, mübarek, gözümün nuru Hocam. Sürekli, insanların; ‘keşke on gün önce terhis olsaydı o zaman şehid olmazdı’, ‘keşke buraya tatile gelmeseydik, o zaman çocuğum ölmezdi’, ‘keşke yola erken çıksalardı, o zaman trafik kazası geçirmeyeceklerdi’ dediklerini duyuyorum. Elimden geldiği kadar açıklıyorum ama sizden istirham etsem böylesine Kuran dışı olan bu mantığı açıklayabilir misiniz? Sizin hikmetli anlatımlarınız birçok insana şifa olur inşaAllah. Ellerinizden öperim” diyor Murat Seçkin. Biz de sizlerin ellerinizden öpüyoruz. Şimdi tabii öyle bir şey olmaz. Yani on gün sonra o zaman kanserden ölür, kalpten ölür, araba çarpar ölür, bir şey olur ölür; yani ölecek olan ölür. “Akacak olan kan durmaz” derler ya. Yani o ifadeler son derece yersiz. Daha dünya yaratılmadan onun ölüm tarihi belli, saati belli. Daha annesi babası doğmadan o çocuğun yahut kişinin, ölüm anı bellidir. Bu konuda müsterih olacaklar. Ölüm Cenab-ı Allah’ın onları yanına almasıdır, yani manevi makamına almasıdır. Biz buraya zaten imtihan olmaya geliyoruz. İllaki insanların hepsi imtihanı bitirdikten sonra Allah’ın Katına çekilirler, Cenab-ı Allah’ın yanına giderler. Tabii Allah her yerdedir tecellisi olarak, anlaşılması için söylüyorum.

Cübbeli’nin açıklamaları var ama bunları bir hayli anlattık. Bak, Cübbeli de mesela “nursuz” diyor Şiiler için, onların pırasa gibi doğranmasından bahsediyor. Mesela o da ayrı bir sorun. Bak, o da İttihad-ı İslam’ı engelleyen birisi. Onlar ayrı engellemeye çalışıyor, bunlar ayrı engellemeye çalışıyor. Bak, bu da bu yönden engellemeye çalışıyor. Bir onu görelim.

VTR:: Cübbeli, Şii kardeşlerimiz için ne diyor?

VTR:: Cübbeli’nin pırasa gibi doğrama talebi

ADNAN OKTAR: “Esselamu Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “Sayın Muhammed Adnan Hocam. Sizi izliyor ve çok seviyoruz inşaAllah. Allah gayretinizi kabul etsin inşaAllah. Yanınıza gelip o nurlu ellerinizden öpmek isterim inşaAllah. Hocam, ben ve ailem için sizden hayırlı dualar bekliyorum inşaAllah. Hocam, babam rahatsızlandı. Acil duanızla babama dua bekliyorum inşaAllah. Hayırlı geceler. Fadıl Gezer; Bağcılar, İstanbul.” Ne sevimliler bunlar böyle. Allah sağlık sıhhat versin. Babaya da sağlık güzellik iyilik versin. Yanınıza böyle sağlıkla dönsün de inşaAllah size bir güzellik olsun. İnşaAllah. Allah bütün milletimizin hastalarına hidayet versin, kalplerine ferahlık versin, imtihanlarını güzel kılsın Allah.

SUNUCU: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Allah’ın selamı canım, bir tane Hocam, sevgili kendi güzel, yüzü güzel, nurlu Seyid Mustafa Adnan Hocam’ın üzerine olsun, inşaAllah” diyor. MaşaAllah. “Siz benim canımsınız Hocam, canım” diyor. Allah, tutkuyla yaşamayı nasib etsin inşaAllah. Güzel sevgili Hocam, sizi çoook çoook seviyorum. Yüreğimsiniz benim” diyor, “aşkla sevdiğimsiniz” diyor, “Allah beni Kendisi’ne deli aşık etsin inşaAllah. Bakü’den sizi çok seven Ulviye” diyor, inşaAllah. Azerbaycan’dan, maşaAllah.

“MaşaAllah sevgili Hocam, bugün çok güzelsiniz. Hep güzelsiniz bugün bir başkasınız.” Evet, maşaAllah. “Bu ne güzellik böyle, maşaAllah. Sizi çok seviyorum canım Hocam. Banu Çiçek”.

“Selamun Aleykum Ahmed Muhammed Adnan Hocam.” Helal olsun, şahane isim. “Selamun Aleykum” bak, “Ahmed Muhammed Adnan” şahane “Hocam. Türk-İslam Birliği için durmak yok, çalışmaya devam edeceğiz inşaAllah” diyor. “Hocam, iyiliği Allah’tan kötülüğü kendimizden mi bileceğiz?” diyor. Tabii ki, bir anormal bir şey yaptığımızda Allah bizi cezalandırabilir. Onda bir hayır göreceğiz inşaAllah. “Mustafa Kurtuluş; Bahçelievler, İstanbul”.

“Selamun Aleykum Hocam. Ben size Hz. Mehdi (a.s.) için söylenmiş bir şarkı gönderiyorum. Ben İran, Tebriz’den Cüdeyri.” Var mı öyle bir şarkı, göndermiş mi?

SUNUCU: Henüz gelmedi.

ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum gözümün nuru canım Hocam. Size olan muhabbetime kelimeler kifayet edebilecek mi bilemiyorum. Dr. Ayşe Tülin; Akşehir, Konya”.

“Bu mesajı ikinci gönderişim Hocam” diyor, nezaketiyle istirham ediyor okumamız için. “Hocam” diyor, “her anım sizinle beraber” diyor. “Ağzınızdan çıkacak her kelime, hatta mimikleriniz bile bizim için önemli, sizi Allah için çok seviyoruz” diyor. “Konya’da tebliğ yapıyoruz” diyor, “inşaAllah kızlarımla ziyaretinize geleceğiz” diyor. Bekliyoruz inşaAllah. Şeref verirsiniz, lütfedersiniz, kerem buyurursunuz inşaAllah.

MaşaAllah, Abdullah çok sevimli. “Selamun Aleykum canım Hocam.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Hocam” diyor, “sizi takip etmeye devam ediyor ve biz de araştırıyoruz, anlatıyoruz insanlara ama birçok insan kıyamet hakkında bilgisiz” diyor, “çok arkadaşımız var” diyor, “kimisi çok merakla soruyor” diyor, “kimisi kaçıyor” diyor. “Bize dua edin Hocam” diyor. “Çok güzel İmam-ı Rabbani kitapları evde duruyor, okumuyordum” diyor, “sizin sayenizde onları okumaya başladım. Üstad Said Nursi Hocamız’ı tanıyıp okumaya başladım” diyor “ve anlayamadığımda anlayanlara soruyorum. Kahvelerde oturup boş boş siyaset yapıyorduk, laf kirliliği yapıyorduk; şimdi nereye gitsek Hz. Mehdi (a.s.)’ı ve Allah’ı zikrediyoruz. İmam-ı Gazali’yi tanıdık, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni tanıdık, birçok hocaları alimleri tanıdık. Sizden Allah razı olsun. Canım Muhammed Adnan Hocam, size hüsn-ü zan etmek günah olur mu?” Olmaz inşaAllah. Şeyh Ahmed Yasin Bursevi Hazretleri hakkında yazmış, onu da çok sevdiğini söylüyor. Çok muhterem bir insandır Hocamız. “İnşaAllah” diyor, “birçok mektup yollamış Şeyh Ahmed Yasin Bursevi Hazretleri” diyor. “Merakla bekliyoruz. Sizi takip ederek siyaseti, ekonomiyi, her şeyi takip etmiş oluyoruz.” Çok güzel. “Dua edin bize Hocam. Şeytandan Allah beni korusun” diyor Abdullah Kardeşimiz. Çok güzel.

“Merhaba Adnan Oktar Hocam. Ben Bakü’den size yazıyorum. Canlı olarak izliyorum. Allah zerre değerince Allah adına hizmet yapanlardan razı olsun, herkese güzellik versin” diyor, “Allah herkese doğru yolu göstersin. Hepimizi sabredenlerden, hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden etsin inşaAllah. Amin.” Vagıf Ahmedov yazmış. Bir sorusu var ama Vagıf onu biraz sonra inşaAllah.

“Hocam sizi çok seviyorum. Sürekli izliyorum. Allah bana ve sizi sevenlere iki dünyada sohbetinize katılmayı nasib etsin.”

“Selamun Aleykum Sayın Hocam. Ben Emin Cüdeyri; İran, Tebriz’den.”

“Sevgili Adnan Hocam, iyi akşamlar.” MaşaAllah.

SUNUCU: Estağfirullah Hocam. Kardeşimizin söylediği şarkı gelmişti.

ADNAN OKTAR: Bakayım, dinleyeyim.

İLAHİ:- Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahseden Farsça kaside.

ADNAN OKTAR: Bak, Şiilikteki Hz. Mehdi (a.s.) sevgisini görün burada, inşaAllah. Çok şiddetli bir sevgidir Şiilikte Hz. Mehdi (a.s.) sevgisi. Yani Sünnilikteki gibi değildir; daha şiddetli, daha güçlüdür. Sünnilikte akılcı, güzel bir anlatım vardır fakat daha sakindir. Fakat Şiilikte hayata tamamen geçmiştir. Yani gece gündüz Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahseder, her gün dua ederler Allah’a Hz. Mehdi (a.s.)’ı göndermesi için, her gün ama, her namazda. Yani nerede gitsen hep; “Hz. Mehdi (a.s.)”, “Hz. Mehdi (a.s.)”, “Hz. Mehdi (a.s.)”... Sürekli gündemdir Mehdiyet, Şiilikte. Ama işte orada da Allah bir imtihan olarak bir hurafeye girmelerine vesile olmuş. Bir hayır vardır tabii. Belki Allah, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gizlenmesi için, yani manen perdelenmesi için Allah öyle bir şey yapmış olabilir. Ama vakti geldi artık kaldırsınlar o hurafeyi. Mağarada değil Hz. Mehdi (a.s.). Anneden babadan doğarak dünyaya geliyor. Öyle bir şey yok. Gaybeti var, iki kere kaybolması var ama o; hapse girmek veyahut kendi rızasıyla saklanmak gibi olduğunu düşünüyorum ki öyle zaten. Hz. Yusuf (a.s.)’ın makamının olduğu, “Hz. Yusuf (a.s.) gibidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Orada zaten hapse gireceği anlaşılıyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın, inşaAllah.

“Selamun Aleykum sultanımız, gözümüzün nuru Ahmed Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Bugün Ak FM’de Darwinizmin getirdiği belalardan bahseden bir program vardı. Elhamdülillah, sizin vesilenizle her şey çok güzel gelişiyor, maşaAllah. Siz yokken hayatımız çöl gibiydi ama şimdi içimiz, tüm yaşadığımız alem yemyeşil. Sizi çok seviyoruz, anlatamayacağımız kadar. Anlatılmayacak kadar çok seviyorum” diyor. “Sunacağınız sırları öyle merakla izliyorum ki. Mannayı ileride insanlar kullanabilecek mi? Ben özellikle hayvanları çok sevdiğim için kullanmak isterdim. En derin hürmetlerimle.” Peki, hayvanları sevmesinde mannanın faydasının ne olacağını düşünüyor? Ne olabilir?

MİSAFİR: Konuşmasını duyabileceğini.

ADNAN OKTAR: Çok şeker. Vallahi ben cesaret edemedim. Bana masonlar tavsiye ettiler. “Hocam” dediler, “alırsanız” dediler, “bir parça bile alsanız manna” dediler, “olağanüstü yeteneklerin gelişmesine sebep oluyor” dediler. Birçok şey, yani bayağı bir şey anlattılar da şimdi ben anlatmayayım. “İnsan beyninin fonksiyonlarını akılalmaz geliştiriyor” dediler. Hiç ummadık şeylerden bahsettiler. Şimdi anlatırsam biraz garip olur. Fakat dediler; “zararı da olabiliyor” dediler “ama çok büyük faydası oluyor. Kendini geliştirmiş insanlara çok büyük faydası oluyor” dediler. “Çünkü bir görüş keskinliği meydana getiriyor. Düşünme keskinliği, duyma keskinliği oluşturuyor” dediler. Fakat tabii ben yine de neme lazım, bilmediğim etmediğim bir şey. Onu bir tıbben bir araştırsınlar; nedir, ne değildir; ondan sonra. Ben öyle bilmediğim etmediğim bir şeye pek yanaşamam. Canım tatlıdır, inşaAllah.

MİSAFİR: Estağfirullah.

ADNAN OKTAR: Canım bilmediğim bir şeyi ben ne bileyim yani? Tıbben araştırılır, bakılır, test edilir; ondan sonra. Şimdi bana birisi gelse dese ki; “şunu iç, çok iyi olur.” Ben yapmam öyle bir şey. O mason arkadaşlar, onlar kullanıyorlarmış manna. Yani dediğine göre de “çok faydası oluyor” diyor, anlattığı şeyler. Fakat bilemiyorum tabii, inşaAllah.

“Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu” ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “Seyyid Muhammed Adnan Oktar Hocam. Canım Hocam, sizi çok seviyoruz. Size, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ne ve Şeyh Ahmed Yasin Hazretlerine hayır dualar ediyoruz.” Evet, Şeyhimiz’e, Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’a ve bana dua ediyormuş kardeşimiz. “Rabbim sizi ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’in başından eksik etmesin. Canım Hocam, inşaAllah sizi ziyaret edip ellerinizden öpmek istiyoruz.” Estağfirullah, biz sizin ellerinizden öperiz. Beş arkadaşıyla. “Allah’a emanet olun Aslan Hocam. Tamer Temur; Esenler, İstanbul.” Telefon numarasını vermiş. Buyursunlar. Şeref verirsiniz, kerem buyurursunuz inşaAllah. Şerefyab oluruz, inşaAllah.

“Selamun Aleykum Hocam. Ah benim sultanım” diyor, “Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Siz çook tatlısınız çook” diyor. Ayşe Yurdakurban yazmış. “Evimize nur saçtınız inşaAllah. Hoş geldiniz” diyor. “Sakın bizi bırakmayın, canlar canı gül Hocam” diyor. “Mersin’den Yakup Köse Ağabeyim, Nezahat Ablam, ben ve daha çok kardeşimizle birlikte yanınızdayız inşaAllah. O kardeşimiz ne güzel açılış konuşması yaptı öyle” diyor. “Çok güzel giyinmişler” diyor, “harikalar” diyor, “Allah nazardan korusun” diyor. Bak, seni çok seviyorlar. “Oradaki kardeşlerime” diyor, sizlere sevgisini sunuyor. “Çok güzel giyinmişler” diyor, “harikalar” diyor. “Allah nazardan korusun” diyor, “inşaAllah” diyor. Ama, “ne güzel açılış konuşması yaptı” diyor. Bu açılış konuşmanı çok beğenmişler.

“Esselamu Aleykum” ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Sizin o mübarek ellerinizden öperim.” Ben de sizlerin ellerinizden öpüyorum. Ben Şanlıurfa, Hilvan ilçesinde oturuyorum üç yıldır, inşaAllah. İzninizle sizin talebinizim. Sizin kitaplarınızı okuyorum, hediye ediyorum, A9’u tanıtıyorum inşaAllah. Yaklaşık bin tane tanıtım broşürü dağıttım. Elimde dört bin tane daha var” diyor. Hay maşallah. “Onları da dağıtacağım Hocam” diyor. “Bize dua edin inşaAllah. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’a talebe olmaya layık oluruz. Tekrar ellerinizden öperim. Allah yardımcınız olsun. Esselamu Aleykum” diyor. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Halit Atçı”.

Evet, Orhan Kozak yazmış. “İyi akşamlar, evimizin ışığı, yolumuzu aydınlatan, bilgilendiren canım Hocam” diyor. “A9 TV kanalıyla sizi evimizde görmek bizi çok çok mutlu ediyor. Sizi kendimize örnek alıyoruz” diyor. “Çevremde arkadaşlarıma sizi tanıtıyorum ve kanalınızı söylüyorum. Bunu artık kendime görev görüyorum” diyor. “Sevgili Hocam, sizden bir şey öğrenmek istiyorum. Acaba konferans ya da toplu konuşmanız oluyor mu? Sizi canlı görmek ve izlemek isterim.” Tamam, inşaAllah. “Sizi çok seviyorum. Allah’a emanet olun. Türk-İslam Birliği inşaAllah gerçekleşiyor. Orhan Kozak.” Benim sohbet toplantılarım oluyor da tabii evde, arkadaşlarımla oluyor, üç beş kişi.

SUNUCU: Estağfirullah Hocam. CanliTV.com sitesi, tüm kanalların internet üzerinden canlı olarak izlenebildiği bir internet sitesi. Burada A9 TV de yirmi dört saat yayınlanıyor Hocam. Şu anda CanliTV.Com Android, yani sizin ismini verdiğiniz şekliyle ‘Bilen’ uygulaması hazırlamış. Bu uygulamada A9 TV, Yerel TV’ler bölümünde ilk sırada bulunuyor, maşaAllah. Kardeşlerimiz, Android sistemle çalışan telefonlarda A9 TV’yi A9 TV uygulamasından izleyebilmelerinin yanı sıra, CanliTV.com uygulamasında da Yerel TV’ler bölümünden izleyebilirler, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İyi, çok şahane. Bir daha oku sen, anlat.

SUNUCU: Hocam, CanliTV.Com sitesi.

ADNAN OKTAR: CanliTV.Com.

SUNUCU: CanliTV.Com. Kardeşlerimiz, buraya girdikleri zaman, burada A9 TV’nin yirmi dört saat yayınlandığını görecekler. Şu anda örneğin, CanliTV.Com Android, yani ‘Bilen’ uygulaması hazırlanmış durumda. Bu uygulamada A9 TV, Yerel TV’ler bölümünde ilk sırada bulunuyor.

ADNAN OKTAR: İlk sırada. Şahane. O nasıl oldu o? Allah rastgetirmiş. MaşaAllah. Şahane, çok şahane, bayağı güzel.

SUNUCU: Ayrıca Android sistemle çalışan telefonlarda da A9 TV’yi, A9 TV uygulamasından izleyebilmelerinin yanı sıra CanliTV.Com’dan da Yerel TV’ler bölümünden izleyebilirler.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle onu.

SUNUCU: CanliTV.Com sitesinde, Yerel TV’ler bölümünden A9 TV’yi kardeşlerimiz canlı olarak şu anda izleyebilirler, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok çok özür dilerim. Üç kere söylemek Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetidir. Bir kere daha rica edeyim.

SUNUCU: CanliTV.Com, internet sitesinin ismi. Şu anda canlı olarak A9 TV’yi izlemek isteyen kardeşlerimiz, Yerel TV’ler bölümüne gidip izleyebilirler, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tamam. Resulullah (s.a.v.) mühim olan şeyleri üç kere tekrar edermiş. Birincide dikkat çekilir, ikincide dikkat keskinleşir, üçüncüde tam kavrama olur. Hikmetli. Resulullah (s.a.v.) ne yapıyorsa doğru yapıyor. Canım Peygamberimiz (s.a.v.). Allah inşaAllah ahirette görmeyi nasib etsin. İlk ona sarılacağım cennet nasib olursa, inşaAllah. MaşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah. Mehmet Ali Birand birkaç gün önce ordu aleyhine ağır bir yazı yazmıştı. Siz bu yazıya cevap verdikten sonraki gün daha usturuplu bir dil kullanarak ordu hakkında şunları söylemiş; “gereksiz yere suçlama kampanyaları açmayalım. Subayları da yerden yere vurmayalım. TSK bu ülkenin en önemli ve yaşadığımız bölgede de en çok ihtiyaç duyduğumuz kurumların başında gelmektedir. Bu kurumu yerden yere vurup gereksiz şekilde eleştirip zayıflatmak yerine aksine yeni bir anlayışla güçlendirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullanmış, Hocam.

ADNAN OKTAR: Türk ordusu Türk milletidir. Türk milleti neyse Türk ordusu da odur. Delikanlı ordudur, yiğit ordudur. Türkiye hakikaten baştanbaşa delikanlı doludur. Her yerde yok. Mesela bak, -ben kardeşlerimi tenzih ederim- mesela Irak’ta Amerikan işgali oldu, delikanlı pek göremedik. Ama Türkiye öyle değil; mesela Karadeniz boydan boya, alayı delikanlıdır, tamamı delikanlıdır Karadeniz’in. Ankara, Polatlı, Yozgat, İç Anadolu; hakikaten harbi delikanlıdır hepsi. Güneydoğu zaten silme delikanlı kaynar, Trakya öyle. Onun için Türkiye’nin bir özel vasfı vardır; delikanlı millettir. Böyle tam tarif edemiyorum da, öyle esarete pek gelmez. Boyun eğmez öyle. Yiğittir, coşkuludur. “Kızarsa” diyeyim yahut “buğz ederse” diyeyim, sel gibidir önünde kimse duramaz. Yaman millettir, izzet-i nefsine çok düşkündür, onurludur. Mesela bak, Marlboro satmaya başladılar Amerikalılara. Ben Amerikan milletini severim, çok seviyorum Amerikalıları. Ama alçaklık yapan, çakallık yapanlarını sevmiyorum, katillerini sevmiyorum. Ama millet olarak çok temizdir Amerikalılar, çok şeker, şakacı, hoş sohbettir, hayat doludurlar. Amerika’yı Allah aziz etsin, güçlü etsin. Hidayet versin Allah, İslam ahlakını hakim etsin Amerika’ya. Biz Amerikan devletinin, milletinin yıkılmasını, acı çekmesini istemeyiz. Ama ahlaksızlık yapana da ders verecek güce sahiptir milletimiz, inşaAllah.

Hz. Ebu Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.) onları bir izleyelim, dinleyelim. O mübarek sahabelerimizi, o mübarek büyüklerimizi, o canlar canlarını bir izleyip dinleyelim.

VTR:: Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a.)

VTR:: Hz. Ömer (r.a.)

VTR:: Hz. Osman (r.a.)

VTR:: Üstün Müslüman Kadın Hz. Ayşe (r.a.) Validemiz

ADNAN OKTAR: Evet, yine beraberiz inşaAllah. Ama şahane filmlerdi, inşaAllah. Onları sıradan bir bitireceğiz. Bugün olmasa da, günler içerisinde. Hepsini zaman zaman anlatmakta fayda var, çünkü müthiş bir genel kültür oluşmuş oluyor, müthiş bir İslamî genel kültür. O da sohbetlerde, konuşmalarda çok büyük fayda sağlar. Çünkü tebliğde genel kültür hayatî bir konu, çok önemli.

“Esselamu Aleykum ve Rahmetullah” ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “nurlu Seyyid Ahmedi Mahmudu Muhammed Adnan Hocam. Hürmet, hasret ve tevazuyla o nurlu ellerinizden öpüyorum” diyor, “dualarınızı bekliyorum” diyor. Mersin’den yazıyor kardeşimiz.

“Asalet abidesi nurlu Hocam, merhaba. / Küfür senin elinle yerle yeksan berhava. / Uyku durak bilmezsin, azmine de hayranım. / Türk-İslam Birliği’dir düğünüm ve bayramım. / Ne de asil görünür sevilenler sevene / Yaratana kurban olam destek olup övene .” Ve de sevgilerini sunuyor. Evet, maşaAllah çok güzel bir yazı yazmış kardeşimiz. Bir doktor kardeşimiz yazmış, Mersin’den, maşaAllah.

Dün de bir doktor kardeşimiz geldi, çok sevimli, yakışıklı bir delikanlı. Dedim; “niye öyle tıp programı yapmıyorsunuz, tıbbi? Doktorlar toplanın” dedim, “sohbet programı yapın”. “Tamam Hocam” dedi. Şimdi önümüzdeki günlerde yapacaklar, çeşitli tıbbi konularda sohbet yapacaklar, inşaAllah.

“Süleyman Öztorun.” Süleyman çok rahat olun kardeşlerine karşı. Her zaman aklı zayıf insanlar olur. Onlara karşı akılcı bir üslup kullanın. Bizim özelliğimiz son derece akıllı olmamızdır, akılcı olmamızdır, makul olmamızdır. Dikkat ederseniz hep münasebetsizlik ve dangalaklığa karşı mücadele veriyoruz. Hiçbir şekilde hırsım da yok. Mehdilik iddiam da yok, ihtiyacım da yok. Yani eğer maddi yönden düşünüyorlarsa, Allah her türlü nimetini veriyor Elhamdülillah. Benim öyle bir sorunum yok. Manevi makamsa zaten ahirette belli olacak o. Biz Allah rızası için gayret ediyoruz. Dolayısıyla İttihad-ı İslam olduktan sonra ne fark eder? Kim olursa olsun. Bir mübarek olsun başta, tamamdır. Müslümanlar mutlu ve müreffeh ve ferahsa, sevinç içindelerse. Yani genellikle hep abuk sabuk şeylere kafa takar; “niye şu şöyle?”, “niye bu böyle?” İşin aslına, özüne gitmez. Ne uzatıyorsun? İttihad-ı İslam’ı istiyor musun, istemiyor musun? İstiyorsan tamam, gayet güzel. Niye detaylara boğulup gidiyorsun? “Niye şu şöyle?”, “niye bu böyle?”, “A9 masonların amblemine de benziyor.” Benzediğini düşünelim, ne fark eder? İttihad-ı İslam’ı engelleyecek bir şey mi bu, Türk-İslam Birliği’ni engelleyecek bir şey mi? Ne mahsuru var? Benzese ne olur? Mantıklara bak, abuk subuk şeyler hep, gereksiz. Şeytan onları detayda boğuyor. Şeytan hep detaya çeker insanları. Esasa, bütüne geçemez. Detaylarda boğulur. O şeytanın bir oyunudur. Bu hamakattır, yani ahmaklıktır. Akılsız insan detayda kendini boğar. Akıllı insan özele, hikmete, asıla dikkat eder ve oraya yönelir, inşaAllah. Renkler mason rengiymiş. Kırmızı mason rengidir, lacivert mason rengidir. Türk bayrağı da kırmızı. O zaman lacivert, sarı-lacivert Fenerbahçe, aslandır Fenerbahçe. Ne olacak? Galatasaray’ın amblemi mesela aslan. Masonlukta da kutsaldır o. Yani o kadar aptal adamlar ki, o kadar akılsızlar ki böyle pis o yobaz kirliliğinde o vardır. Nerede pislik varsa onun içine girerler. Nerede pis detaylar varsa, akıl almaz aptallık varsa onun içine girer, boğulurlar. Nerede güzellik varsa ondan kaçar, nerede hikmet varsa ondan kaçar, hayırdan kaçar.

“Adnan Hocam merhaba. Lütfen sona dek sesli okuyun, Allah rızası için.” Allah Allah. “Vagıf Ahmedov.” Peki, zaten sesli okumuyor muyuz biz? Nasıl okuyoruz? Vagıf biz zaten sesli okuyoruz. Sen ne, kulağın duymuyor mu kerata? Evet, niye acaba öyle bir şey istedi? Bir de makul bir yazı da, inşaAllah. Tevazunun önemini soruyor. Müslüman mütevazıdir. Yani nasıl mütevazı? Her şeyi Allah’ın yarattığını bilir, her şeyin Allah’a ait olduğunu bilir. Konuşmasını Allah’ın yarattığını, bedenini Allah’ın yarattığını, gördüğü görüntüyü Allah’ın yarattığını bilir. Kendine ait bir şeyi olmadığını bilir. Bu ne olmuş oluyor? Hiç olduğunu anlıyor. Hiç olduğunu anlayan adam ne olmuş olur? Mütevazı olur. Biz bunun özünü, aslını anlattığımıza göre bunu eğer insan tam kavrarsa zaten istese de istemese de mütevazı olur. Hiç olduğunu anlarsa, bütün gücün Allah’tan olduğunu anlarsa; görüntüyü, konuşmayı, hisleri, tamamını Allah’ın yarattığını bilirse ve bunun sonsuz önce de yaratılmış olduğunu bilirse ve sonsuz sonraya kadar da Allah tarafından muhafaza edileceğini bilirse aczini bilir. Biz mesela Cenab-ı Allah’a “sübhanAllah” diyoruz, Cenab-ı Allah’a. “Yarabbi Sen münezzehsin” diyoruz, “eksik, noksan sıfatlardan münezzehsin.” Biz? Eksik, noksan sıfatların hemen hemen hepsi var üstümüzde. Acz içindeyiz ve hiçiz. Allah gerçek varlıktır, mutlak varlıktır, biz hiçiz inşaAllah. Vagıf, bu normal bir soru. Bunda gizli olacak bir şey yok.

“Selamun Aleykum Hocam. Canım Hocam, çok keyif aldık demin dinlediğimiz Hz. Mehdi (a.s.) mersiyesinden, inşaAllah.” Çevirisinde “her güzelden güzelsin” diyormuş mersiyeyi okuyan. Ama güzel okuyor hakikaten. “‘Gözlerim senin için yollarda’ dedi, inşaAllah. Evet, yanınızdaki kız kardeşimizin anlattığı gibi yani. Hz. Mehdi (a.s.) aşkından bahsediliyor inşaAllah. Evet, değeri Hocam, Şiilikte her namazda Hz. Mehdi (a.s.) zuhuru için dua ediliyor. Bu duanın adı Fereç Duası.” Evet, olabilir. “İnşaAllah her namazda ediliyor bu dua. Herkes ezbere biliyor, inşaAllah. Tabii ki hurafe gibi inananlar çok ama sizin dediğiniz şekilde inanan Şiiler de az değil inşaAllah. Vesilenizle bayağı çoğalmış sayıları maşaAllah. Sevgiler.” Seyide bir hanım kardeşimiz. O da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden, maşaAllah.

Hurafeye ne gerek var? Şimdi “mağaranın içinde, burada adam var” dersen “yüzlerce sene”, bir de diyorsun; “bir de ne zaman çıkacağı da belli değil” diyorsun. Küfür almış başını gidiyor, bütün her yer deccalin ordularıyla kaplanmış, mahvolmuş Müslümanlar; oturmuşsun, “ne zamandır bu mağaranın içinde Hz. Mehdi (a.s.) bekliyor.” “İttihad- İslam’ı yapalım” diyoruz. “Yok, Hz. Mehdi (a.s.) çıksın, ondan sonra yaparız.” “Hz. Mehdi (a.s.) ne zaman çıkar?” diyoruz, “bilemiyoruz” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) nerede?”, “mağaranın içinde”, “mağara nerede?”, “gayb oldu”. Yani yapmayın Allah aşkına. Peygamberimiz (s.a.v.) gayet açık, net anlatmış Hz. Mehdi (a.s.)’ı. Bütün alametleri de çıkmış. Bediüzzaman da söylüyor, tarih veriyor Bediüzzaman; “hicri 1400’de çıkacak” diyor, “ben de mezarımdan seyredeceğim inşaAllah” diyor. “Darwinizme, materyalizme karşı mücadele verecek” diyor, anlaşılmayacak bir yönü yok. İttihad-ı İslam’ı meydana getirirsiniz, başına bir Müslüman geldiğinde o Hz. Mehdi (a.s.)’dır işte, bu kadar. “Ya çıkmazsa?” Laf mı şu? “İttihad-ı İslam ya olmazsa?” Niye olmasın? Avrupa Birliği oluyor, Amerika Birleşik Devletleri oluyor, Sovyetler Birliği oluyor, NATO oluyor, Varşova Paktı oluyor, Akdeniz Ülkeleri Birliği oluyor, Şangay bilmem neyi oluyor, her şey oluyor. Türk-İslam Birliği? “O olamaz” diyor, “olamaz, mümkün değil.” Olur, çok da güzel olur. Sizin gibi adamlar direniyor olsa dahi yine oluyor ve zaten da yolun sonuna doğru geldik inşaAllah, olmak üzere, inşaAllah.

MİSAFİR: İnşaAllah, elhamdülillah. İnşaAllah.

SUNUCU: Selami Doğu, Murat Yılmaz ve Mehmet Öztürk isimli kardeşlerimiz uzun süredir Hollanda’nın her köşesinde ücretsiz kitap dağıtımı yaptılar. Hollanda’dan sonra Belçika’da dağıtım yaptılar. Şimdi Almanya’nın büyük camilerinde cuma günleri kitap dağıtımı yapmaya başladılar inşaAllah. Dün de Avrupa’nın en büyük camisi olan Köln Merkezi Camisi’nde kitap dağıtımı yapmışlar. Çok büyük ilgi görmüş kitaplar maşaAllah. “Almanya’ya devam edeceğiz” diyorlar, “inşaAllah.” Kardeşlerimiz çok şevkli, hizmet aşkıyla her an yeni bir faaliyet peşinde olan çok çalışkan kardeşlerimiz. Allah razı olsun maşaAllah. Onların resimleri de var.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar, aslan. İnşaAllah. Koçyiğit onlar, maşaAllah. Allah gayretlerini arttırsın. Allah gayretlerini bereketli kılsın. Allah karşılığını kat kat rızasıyla, güzel bir karşılıkla karşılık versin Cenab-ı Allah, inşaAllah.

Sevgi, iki tarafa da karşılıklı sağlık sıhhat ve güzellik verir. Sevgi insanı çok açar. Vücudun en çok ihtiyacı olan şey odur. Ne su ne şu ne bu; illaki sevgi. Bütün vücut hücreleri açılır sevgiye. Her yer tanır. Göz tanır sevgiyi, burun tanır, dudak tanır, kulak tanır, hepsi tanır. Bütün cilt, bütün vücut tanır sevgiyi. Allah öyle yaratmış. Şiddetli bir istek vardır sevgiye karşı. Onu boğdukları için mahvoluyorlar Allah esirgesin, nurları gidiyor, neşeleri gidiyor, sevinçleri gidiyor, bereketleri gidiyor, çok kötü oluyorlar. Yazık değil mi? Allah ne güzel sevmeyi ve sevilmeyi yaratmış. Kediler tatlı, sincaplar tatlı, tavşanlar tatlı, yani adamı delirtecek kadar tatlı, öyle normal bir tatlılık da değil. Geçenlerde bir mağazaya gittim, doldurmuşlar kedileri, köpekleri. Gariplerim orada böyle oturuyorlar. Bir tanesi dipte oturmuş, böyle mahzun mahzun bakıyor ama acayip şeker bir şey. Balıklar ayrı tatlı. Girdim, balık akvaryumu var küçük, onlardan bir tane de akvaryum aldım. İnsan hangisini alacağını şaşırıyor, acayip şekerler. Hepsini sevmek istiyor insan. İçine girip onlarla beraber yüzmek lazım aslında. Gidip sarılıp onları öpmek gerekiyor. İşte o ahirette mümkün, cennette mümkün. Adam şeker. Tavşan gibi bakıyor bana camın içinden böyle gözler şaşı. MaşaAllah, acayip tatlı. Mesela ben, çocukken dedemin köyünde balık yakalardım, sazan, sarı sazan, bıyıklı böyle. Acayip salak, çok şeker. Alenen şaşı bakıyor, şaşkınlıktan, yakalardım. Defalarca öpüyordum böyle burnunu ağzını. Çok tatlı. Mesela eşek sıpaları vardı, sürekli severdim ben eşek sıpalarını köyde. Acayip uslu, öyle duruyor annesinin yanında, akıllı akıllı. Eşekler zaten acayip tatlıdır. Hayvanın adı eşek ama gözleri çok güzeldir eşeklerin, çok anlamlı, kirpikleri çok uzun, simsiyah gözleri. Acayip güzel oluyor eşek gözleri. Burunları hele. Malaklar mesela, manda yavruları oluyor, acayip şeker. Sığır yavruları acayip şeker. Kuzular zaten acayip tatlılar, çok süper tatlılar. Bir de hafifler, sevmek için de çok şahane herifler. Onların da burunlarını öpüyordum o zamanlar. Bir de o şaşkaloz bakışları yok mu, saftirik böyle, böyle şaşı şaşı. Böcekler de çok tatlı. Mesela peygamber devesi, dedim ya bizim teknede, nereden geldiyse gelmiş kerata. Kafasını çevirip bana bakıyor dikkatlice antenleriyle böyle, büyük bir dikkatle. Bir türlü kurtulamadık vatandaştan. Tekneden ineceğim, gitti merdivenlere oturmuş orada. Acıdım, aldım, eve kadar getirdim, “şimdi bıraksam orada teknede bir şey olur” diye. Evde de oturuyor fakat evde de çok çekiniyorum ölür diye. Çünkü bir sebepten ölebiliyorlar, hiç bilmediğimiz bir sebepten. Normalde yaşayabilir de, öldüğünü görmek tabii çok rahatsız eder beni. Onun için hemen bıraktım. Bazen küçük kertenkele yavruları oluyor, ufak, şaşkaloz, salak. Geçenlerde bir tanesini gördüm; kafasını çatlaktan içeri soktu böyle, güya görünmemiş oluyor, bütün teşkilat dışarıda, patiler dışarıda. Yani süper uyanık, kafayı sokunca kurtulduğunu zannediyor.

SUNUCU: Bir kitabınızı tanıtmak istiyordum; ‘Sahte Dünyanın Acıları’. Aynı zamanda bu kitabın İngilizcesine de kardeşlerimiz ulaşabilirler; ‘The Pains of the False World’. Bu kitapta, her zaman her yerde karşılaşabileceğiniz örneklerle dünya metaının sahteliğine aldananların yaşadıkları yersiz üzüntülerin ve sıkıntıların yanı sıra bunlardan kurtulmanın yollarına, ayrıca asıl hayatları olan ahiret için çaba harcayan müminlerin huzur dolu yaşantılarına yer verilmektedir. Allah’ın; -şeytandan Allah’a sığınırım- “size verilen her şey yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (Kasas Suresi, 60) ayetiyle bildirdiği gerçek hatırlatılarak, insanlar daha hayırlı ve daha sürekli olan Allah’ın rızasına uygun bir yaşam sürmeye davet edilmektedirler. Kardeşlerimiz bu kitapları aynı zamanda online olarak okuyabilirler de HarunYahya.Org sitesinden. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla sözüme başlamak istiyorum.” MaşaAllah. “Esselamu Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Yüce Rabbim’in selamı üzerinize olsun” diyor, “Hocam” diyor. “Sevgili Adnan Hocam” diyor, “size uzun süredir ulaşmaya çabalıyorum. E-mail yoluyla, bildiğim her yolla size ulaşmaya çalıştım fakat bir türlü ulaşamadım.” Özetle ne diyor? “Hz. İsa (a.s.) yeryüzüne baştan indiğinde, eskisi gibi havarileri olacak mı?” Hz. İsa (a.s.)’ın stili çok ayrıdır, yani Mehdiyet’ten çok çok ayrı. Mesela Hz. Hızır (a.s.)’ın stili bambaşka, yani hiçbir şeye benzemiyor. Hz. Musa (a.s.) mesela bak vahiyle bildirildiği halde bir türlü uyum sağlayamıyor ona. Diyor ki Hz. Hızır (a.s.); “bana” diyor, “uyum sağlayamazsın, sabredemezsin” diyor. “Yok” diyor, “ben uyum sağlayacağım” diyor, “sabredeceğim, söz veriyorum” diyor. “Yok, yapamazsın” diyor. Yapamıyor, sabredemiyor. Çok acayiptir, çok gariptir. Hz. İsa (a.s.) da ecayiptir, acip bir şahıstır. Yani ona da uyum sağlayamazlar. Garaib ve ecayiptir. Hz. Mehdi (a.s.) da öyle; garaib ve ecayiptir. Yani insanlar ona uyum sağlayamazlar. Onun için talebeleri az Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Yani her işi acib. Bediüzzaman diyor; “hiçbir cihette” diyor, “ahir zamanın o acib şahsı gibi olamam” diyor. “Ancak onun bir pişdar neferi, öncü bir askeri, bir neferi olduğumu zannediyorum” diyor.

SUNUCU: Bir arkadaşımızın anne ve babası Bodrum, Turgut Reis’te A9 tanıtımı broşürlerini birçok dükkanın vitrinine yaptırmış. Resimlerini de verdiler, inşaAllah. Birçok dükkanda A9 TV broşürünü kardeşlerimiz yapıştırmış maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar, aslan. MaşaAllah. Allah muvaffak etsin. Her yaptıkları, her hareketleri bir sevap, her şeyleri bir güzellik. Her şeylerini Allah yaratıyor, kaderde o inşaAllah. Sonuç şahane olacak. Şimdi 2012’yi hep beraber göreceğiz. Az bir şey kaldı. 2012 yılbaşı akşamından itibaren olayları takibe başlayın, inşaAllah. Ecayip, bak çok büyük zorluklar olacak, ürkütücü görünen olaylar da olacak; çok sevindirici olan olaylar da olacak. Yani çok sarsıcı, şaşırtıcı olaylar ve çok güzel, çok etkileyici olaylar; ikisi beraber inşaAllah.

“Hakk’ın Habibi’nin sevgili dostu, Yemen illerinde Veysel Karani”. Bir delikanlı şahane söylüyordu. Urfalı bir genç var, şahane şarkı söylüyor, onu davet ettim. “Hocam” dedi, “bayramdan sonra geleceğim” dedi. Ne seda, maşallah. Helal olsun. Urfa, peygamber diyarı maşaAllah. Bütün Urfalılara selam buradan inşaAllah. İnşaAllah. Ne güzel kültürleri, sohbetleri, arkadaşlıkları benim memleketimin. Karadeniz ayrı bir tatlı, Güneydoğu ayrı bir tatlı. Dünyanın hiçbir yerinde bu lezzet, bu güzellik yoktur. Şahane. Sofraları güzel, sohbetleri güzel, eğlenceleri güzel. O sıra geceleri vardır, Antep, Mardin, Siirt, oralarda. Şahane. Sazlı sözlü çok şahane olur, maşaAllah. Geçenlerde bir değerli kardeşim; “Hocam” dedi, “sizi” dedi, “sıra gecesine çağıracağız” dedi, “böyle çok değerli, seçkin zevat geliyor.” Kardeşlerimiz videoya çekmişler, şahane. Cümbüş, keman, ince saz var, ud; çok güzel. MaşaAllah.

SUNUCU: Buradan sevimli bir canlı gönderdiler, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bizim çete bu işte (söz konusu peygamber devesinin fotoğrafı). Kendisiyle şu an tanışmış oldunuz. Adı Vasfi. Şu şekerliğe bak, şu herifin gözlere. Ağabeyini hiç terk etmedi. Sürekli takipteydi inşaAllah. Vasfi Bey, şu an ne yapıyor bilmiyoruz da bahçede geziniyordur tahmin ediyorum. İnşaAllah.

“Canım Hocam” diyor. “Selamun Aleykum Hocam. Canım Hocam, çok keyif aldık demin verdiğiniz Hz. Mehdi (a.s.) mersiyesinden inşaAllah” diyor, maşaAllah.

“Merhabalar sevgili Hocam. Gence şehrinden yazıyorum” diyor, maşaAllah.

“Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Canım Seyyid Sultan Ahmed Muhammed…” Aman Allah’ım, çok uzayacak. MaşaAllah. Ama ‘Ahmed Muhammed Adnan’ çok hoşuma gidiyor. Tam o. ‘Ahmed Muhammed Adnan Hocam’. Süper.

SUNUCU: Sevimli Vasfi’nin başka resimleri de var.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah çok zarif, tatlı yaratmış.

ADNAN OKTAR: Biraz Cübbeli Efendi’den dinleyelim, inşaAllah.

VTR:: Cübbeli, deccalın çıktığını anlatıyor.

VTR:: Cübbeli; “Her yüz senenin başında birçok müceddid gelebilir, ama Hz. Mehdi (a.s.) başkadır” diyor.

VTR:: Cübbeli, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) döneminde huzur ve barışın hakim olacağını anlatıyor.

VTR:: Cübbeli, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği kıyamet alametlerinin gerçekleştiğini anlatıyor.

ADNAN OKTAR: Bir dinleyeyim bakayım Veysel Karani’yi.

SUNUCU: Tamam inşaAllah.

İLAHİ:- Veysel Karani.

ADNAN OKTAR: Böyle bir kuyuda, buna benzer bir kuyuda kaybolduğuna inanıyorlar. İslam’a bir darbe de onlar indirmiş oluyorlar, gereksiz yere, çocuk gibi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in böyle bir sözü yok. Nereden çıkıyor? Sonradan yorumla geliştirilmiş bir hal.

SUNUCU: Hocam, aynı kuyudan başka bir görüntü var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. İşte mesela şimdi nerede burada Hz. Mehdi (a.s.)? Ne işi var onun içinde? Niçin orada dursun? Olacak iş mi şu? Müslümanlığa bu kadar derin darbe vurmanın alemi ne? Gülünç hale gelmenin alemi ne?

VTR:: Ahir zamanda dine hizmetten ücret talep eden sahte din alimleri olacaktır

ADNAN OKTAR: “Selam can pirim. Sizleri ve sizi, aslan pirim, yürekten seviyor ve temiz ahlakınız, güzel ruh sahibi olmanız, kardeş üslubunuz, birlik ve beraberliğin oluşmasına gayretiniz ve kararlı hizmetiniz, hakkı söylemeniz sizlere duyduğumuz muhabbeti daha çok sadık ve arttırmaktadır. Bugün güzel ve sevdiğim bir Alevi kardeşimizle düğünde beraberdik. İslam’dan, Kuran’dan ve ahir zamandan, bir de saygıdeğer güzel pirim, sizden söz ettik. Zikir dolu muhabbetimiz oldu. O güzel Alevi kardeşimiz de sizin konuşmalarınızı ve çalışmalarınızı takdir ediyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişi haktır inşaAllah. Biz Aleviler olarak diyoruz ki; ‘Allah, İslam’ı Hz. Muhammed (s.a.v.) ile başlattı, onun neslinden olan Haydar-ı Kerrar Ali el Murteza’ya görevi nasip kıldı. Ardından onun evlatları ve son olarak da ahir zamanda son zamanın kutlu şahsı, zamanın sahibi Hz. Mehdi (a.s.) ile bitirecektir.” Doğru. “Haydar-ı Kerrar Ali el Murteza” çok güzel, maşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) ne şahane lakap vermiş ona; “Haydar-ı Kerrar”, döne döne dövüşen Allah’ın aslanı, maşaAllah. Acayip yiğitti dedem, maşaAllah. Alevilerin güzel bir özelliği vardır; hepsi delikanlıdır. Öyle baş eğmek, esir edilmek; asla kabul etmezler. Yiğittirler. Türkiye’nin güzel bir çimentosudurlar ayrıca. Müthiş onurludurlar, çok güzel, bütün milletimiz gibi, asil milletimiz gibi. Çok sevgi doludur, ama acayip delikanlıdırlar. Biliyorum, Ankara’dan da biliyorum, Aleviler çok var bizim tanıdıklar; hepsi delikanlıydı. MaşaAllah, hep öyledirler, bütün Türkiye’miz gibi. “Hz. Mehdi (a.s.) ile dünyayı bitirecektir” diyor, “Cenab-ı Allah, inşaAllah. Ahir zaman, son zamanın kutlu şahsı, zamanın sahibi Hz. Mehdi (a.s.) ile dünyayı bitirecektir, inşaAllah. Bunun için Allah’a dua ediyorum ve Rabbimiz her şeye kadirdir, her şeyi iyi bilendir, niyazımız budur. Allah’a emanet olun. Allah ilminizi arttırsın, Allah sizin sözünüzü emin olanlardan ve hikmetli ve daim etsin inşaAllah. Alevi Kardeşiniz” diyor. Evet, maşaAllah.

MaşaAllah, kardeşimiz ahir zamanla ilgili güzel şeyler yazmış.

Musa Harun; “Hocam,” diyor, “ben insanların her söylediğine her düşündüğüne çok fazla önem veriyorum.” Hiç takma Allah aşkına. Ne önemi var? “Allah ne der?” önemli. Ne alakası var? Sen hayır yolda, hak yolda, Kuran’a uygun hareket et. İti olur, kopuğu olur, çakalı olur; herkese, her köpeğe hoşt dersen ohoo işin var.

Erkan; “hayırlı akşamlar Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Sohbetinizi diğer programlara tercih ediyorum. Allah bütün dualarınızı kabul etsin. Sizi saygılarla selamlıyor ve çok seviyorum. Erkan Yılmaz.” Ben de olsam bu programı seyrederim. Hakikaten, boş ne oturup izleyeceğim? İnsanı afakan basıyor. Benim anlattıklarım mutlaka samimi ve doğru oluyor. Benim hurafeye karşı bakış açım malum. Yüzde yüz emin olmadığım bir şeyi söylemem ben. Ve vicdanıma mutlaka danışırım. Yani abuk bir şey olduğunda kabul etmem. Benim vicdanım her sözü izler sürekli, sürekli. Vicdanıma uymayan en ufak bir şey olduğunda hemen düzeltirim, asla kabul etmem.

“M. Taylor.” Yabancı herhalde. “With love” ne demek?

SUNUCU: Sevgiyle.

ADNAN OKTAR: “Dualarımızdasınız” diyor. “Selamun Aleykum Sayın Adnan Hocam. Yarın 9/11/11; onuncu yıl dönümü olacak. Amerikalı bir Müslüman olarak, terörizmle ilgili bu olayları açıklayabilir misiniz lütfen? El-Kaide ile ilgili düşünceleriniz nedir ve terör eylemlerini teşvik eden Müslümanlar’a söyleyecekleriniz nelerdir? Maalesef Amerika’da hala İslam’dan nefret eden ve cahil insanlar var. Gelecekte bu fobiyi hafifletmek için ne yapabiliriz? Eserleriniz ve konferanslarınız, Amerikalı Müslümanlar tarafından çok takdirle karşılanmaktadır. Bütün Amerikalılar ‘İslam Terörü Lanetler’ kitabını okumalılar. Bu arada, İngilizce konuştuğunuz zaman çok mutlu oluyorum. Bence süper bir aksanla konuşuyorsunuz Hocam.” Bak bu hoşuma gitti işte. Şahane. “Hocam, benden daha iyi” diyor. Yani o kadar değildir de herhalde, ama olur inşaAllah. “Hocam benim için bir İngilizce cümle söyleyebilir misiniz lütfen?” diyor. “Thanks” diyeyim, ne diyeyim? İnşaAllah.

Ayrı bir dert de bu bombalayıp asıp kesenler. Gidiyor lokantaya, her tarafını bomba doldurmuş. Hıyar herif. İçeride çocuklar var, genç kızlar var, mazlum insanlar var, Müslüman var. Ne yapıyorsun sen? Nedir zorun yani? Cinayet işliyorsun ahmak. Ondan sonra sonsuz cehennemde kalacaksın. Çünkü tevbe etmeden gidiyor. Adam öldürdüğünde karşılığı sonsuz cehennem. Tevbe de etmiyor. Ne yapıyor? “Mücahidim ben” diyor. Bakıyoruz; evinde Che’nin resimleri var, Mao’nun resimleri var. Neren Müslüman senin? Klasik teröristsin sen. Darwin hayranı, Darwinist, materyalist, dünyanın Darwin’in teorilerine göre yönlendiğine inanıyor. Ondan sonra da oturmuş Müslümanlıktan bahsediyor. Nerede bir terörist varsa, incelediğimizde hep Darwinist, materyalist olduğunu görüyoruz. Bir de, “Müslümanım” diyorlar. Sekiz yaşında kız çocuğu bombayla ölüyor, genç kızlar ölüyor. Nedir bu? Ne yapıyorsunuz yani? Cihad yapıyormuş. Cihad yapıyorsan genel kültürünü artır, bilgini artır; sevgi ve şefkatle, sabırla İslam’ı anlat. Onlar zor geliyor. Bomba kolay herhalde. Adam hayatından beziyor, hayatı kaymış, kendini öldürecek yer arıyor; çekiyor bombayı öldürüyor, oradaki insanları da. Git tebliğ yap lokantada, kitap dağıtın onlara, bomba atacağına. Zorlarına gidiyor. Bomba atıyorsun, ahirette karşılığının biliyor musun ne olacağını? O sana beş yaşında çocuğu, altı yaşında çocuğu “niye sen bunu şehit ettin?” diye Cenab-ı Allah sorarsa ne cevap vereceksin? Cihad mı yaptım diyeceksin? “Kendini niye öldürdün?” diyecek Allah. “Cihad” mı “yaptım” diyeceksin? İslam’a binbir türlü saldırı var, bir tanesi de bu. İşte anlatıyoruz gece gündüz İslam’a zarar veren düşünceleri, yanlışlıkları; bir tanesi de budur. Ahir zamanda kan yok, uyuyan kişiyi uyandırmak yok. “Burunları dahi kanamaz” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “burunları dahi”. Silah yok, silahlar kalkacak. Geriye ne kalacak? Sevgi, şefkat, merhamet, adalet, samimiyet, candanlık, kardeşlik, neşe ve sevinç, bilim, sanat, estetik ve güzellikler kalacak. Bu kadar güzellik imkanı varken, dünyayı ne hale getiriyor bunlar. Ben anlamıyorum. Hayrettir. Şeytana nasıl uyuyorlar, inanamıyorum. Her biri ayrı bir koldan şeytana uyuyor. Mesela şeytan diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) mağaranın dibinde” diyor. Yüzlerce sene mağaranın tozlu derinliklerinin içerisinde Hz. Mehdi (a.s.) bekliyorlar. Şeytana uyuyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.); “Medine’de doğacak” diyor. Doğmasından bahsediyor, duymuyor musunuz? “Denizi geçecek gelecek” diyor. Yaşını veriyor; “otuz ila kırk yaş arasında çıkacak” diyor. Şii kaynaklardan veriyorum, bu Şii kaynaklarda. Siz orada o sabi çocuk kaybolmuş küçük yaşta, oturup ondan bahsediyorsunuz, “kuyunun dibinde” diyorsunuz. Ne alakası var onun onunla? Şeytana uymuş oluyorlar. Bu bombacı takımı, bunlar da şeytana uyuyor. Kimi diyor ki “beş yüz yetmiş sene”, kimi diyor “şahs-ı manevi”, kimi “geçmiştir”, kimi “İttihad-ı İslam olmaz artık bu zamandan sonra”, kimi “Bediüzzaman’ın dedikleri hatalıdır” diyor, kimi “hadisler yoktur” diyor, kimi Kuran’ı tamamen reddediyor. Farkında olarak veya olmayarak şeytana uyuyorlar. Dua etmek ve gayret etmek lazım. Ama bütün bunlara rağmen evelAllah, evelAllah. Diyorum ya hani; “Seyyid Battal Gazi gibi yarıp geçeceğiz Allah’ın izniyle.” Şu anda devam ediyoruz zaten, inşaAllah.

İmam-ı Rabbani ve İmam-ı Gazali, İmam-ı Azam; bu güzel filmleri bir izleyelim.

VTR:: İmam Rabbani

VTR:: Hüccetü’l İslam İmam Gazali

VTR:: Büyük Mezhep İmamı İmam-ı Azam Ebu Hanife / 1. Bölüm

ADNAN OKTAR: Çok iyi oluyor. Genel kültür yönünden çok detaylı, özlü, tam ilgili bilgiler olmuş oluyor. O yönden çok iyi. Bir de ben anlatırken, -elhamdülillah, Allah’ın yaratmasıyla, Allah’ın dilemesiyle- milim santim hurafeye müsaade etmiyorum. Mutlaka hikmetli, doğru, isabetli olanları anlatıyorum ve ihtiyaç olanları anlatıyorum. O yönüyle çok güzel, elhamdülillah, maşaAllah. Çok güzel yön de; bizim anlattığımız Müslümanlığı Amerika çok beğeniyor, Avrupalılar çok beğeniyorlar, mesela Ruslar çok beğeniyorlar. Rus hükümeti çok hoşnut. Bizim Avrupa’daki faaliyetlerimiz bir tek bize serbest. Rus gizli polisi –bizim çocuklarla da görüştüler- “sizi destekliyoruz” dediler, “istediğiniz gibi faaliyetleriniz serbest” dediler. Çünkü biz barışı, kardeşliği, sevgiyi, güzelliği savunduğumuz için ve yobazlığa da karşı olduğumuz için devlet politikası olarak destekliyorlar. Nerde olsa hoşnutlar. Amerika da mesela, Amerikan ordusunda tebliğ yapmak mümkün mü? Olacak iş mi? Hiç kimseye müsaade etmezler ama bir tek bize müsaade ediyorlar, maşaAllah. MaşaAllah, elhamdülillah. Mesela Mason localarında Müslümanlara tebliğ yaptırmak tarihinde görülmemiş bir olay, masonluğun tarihinde yok. İlk defa mason localarında tebliğ yapıyoruz, maşaAllah. Çünkü candanız, hakikaten iyiliklerini istiyoruz. Mesela ben Rusya’nın çok güçlü olmasını isterim. Ben çok seviyorum Rusları, çok güzel insanlar ve saygılılar da. Osmanlı terbiyesi var onlarda, çok hoşlar. Niye Rusya batsın? Zengin olsunlar. Allah müreffeh etsin, güçlü kılsın, devletlerini baki kılsın, kıyamete kadar güçlerini Allah muhafaza etsin. Niye yıkılsın Rusya? Niye Amerika yıkılsın? Dünyanın güzelliğidir Amerikalılar; gayet neşeli, şeker insanlar. Bayağı hoş sohbet, şakacı, fizik olarak da çok tatlı ve güzeller. Niye Amerika yıkılsın? Niye Amerika’nın felaketini bekleyelim? Allah felaketten muhafaza etsin. Ekonomik yönden de güçlü olmalarını sağlasın Allah. Bizim istediğimiz Kuran ahlakının her yerde yaşanması, bağnazlığın dünyadan kalkması; bunu istiyoruz.

Avrupa Birliği’ne de girmemiz gerekir bizim. Avrupa Birliği’ne girmede biraz hızlı davranmak gerekiyor, yani gayretli davranmak gerekiyor. Ama bakın, çok kilit bir konu var; Avrupa Birliği, Türkiye’yi neden istemiyor? Bunun için devlet, mesela Fransa’da dört yüz bin kişi üstünde araştırma yapsın, sırf Fransa’da. Sokak sokak insanlar gezsin sorsunlar; “neden Türkiye’yi istemiyorsunuz?” Rapor haline getirilsin, videoya alınsın bunlar. Mesela dört yüz bin kişi, şu nedenle, şu nedenle. Hollanda’ya gitsin sorsunlar; “niye Türkleri istemiyorsunuz? Ama samimi olarak söyleyin” desinler, “biz bizeyiz. Hakikaten aklınızdan kötü şeyler geçiyorsa onu da söyleyin” desinler. Hani “ayıp olur, dikkatli konuşalım” demeye gerek yok. Açık konuşsunlar neyse, bilinçaltlarında neyse rahatsız oldukları açık açık söylesinler ki tedbir alabilelim. Biz onların samimi olduklarına inanıyoruz. O hoşnutsuz oldukları şeyler nelerdir? Mesela bir şu, iki şu, üç şu, dört şu, beş şu. Eğer haklılarsa onları düzeltelim. Neden tedirgin oluyorlarsa onları düzeltelim. Çünkü bu insani ve ahlaki bir ihtiyaç. Bir insan bir insandan rahatsız oluyorsa, rahatsız olduğu makul şeylerse hakikaten, doğruysa; bunları düzeltmek lazım. Ama diyorsa ki; “biz dindarlığınızdan rahatsız oluyoruz”, biz de onlara cevap veririz tabii. Kabul etmeyiz. Ama makul şeyler söylüyorlarsa, makule makul karşılık verilmesi lazım. Yani başımızı kuma sokamayız. Halkı, insanları test edelim, araştıralım. Mesela ta Yunanistan’dan başlayalım, İngiltere’ye kadar gidelim, herkese soralım; “arkadaşlar siz Türkiye’den ve Türklerden hangi konuda rahatsızsınız, sizi rahatsız eden nedir?” Bu bilimsel bir çalışma olur. Mesela toplam iki milyon, üç milyon kişiye soralım, hatta dört milyon. Ne olacak? Devletin bir memuru çalışacak nihayetinde. Mesela bir sene çalışsınlar, bir sene sorsunlar. Onu bir rapor haline getirelim ve o rapor üstüne devlet çok güçlü tedbir alsın ve o sorunlar neyse onları ortadan kaldıralım. Türk-İslam Birliği’yle Avrupa Birliği’ne girişi aynı ana getirebiliriz. Aynı ana getirelim. Çünkü Avrupalılar güzel insanlar, ben seviyorum Avrupalıları. Fransızlar, Almanlar, Romenler… Gidip kucaklaşalım Sırplarla, Romenlerle kucaklaşalım, Bulgarlarla kucaklaşalım, Hollanda, Danimarka, Norveç, İsveç, İngilizlerle kucaklaşalım. Bunlar güzel insanlar. Haklı reaksiyonları çıkabilir, bize hiç söylemedikleri şeyler de olabilir. Hiç tahmin etmediğimiz nedenlerden rahatsız olmuş olabilirler. Bunu niye gizleyelim ki? Niye kapatalım, örtelim? Mükemmel olmak bize yakışır. Eğer varsa bir sorun kaldıralım. Biz illa “hatasızız” demiyoruz ki. Varsa bir eksiklik, yapılan bir yanlışlık varsa düzeltiriz. Bu ilmi çalışmanın mutlaka yapılması lazım, bunu bir dilekçeyle hükümete bildirelim. En az dört milyon kişiye soralım. Sokak sokak her yerde, mesela diskoda soralım, kilisede soralım, lüks semtlerde, en fakir semtlerde soralım. Her yerde soralım. O çok önemli, yani insanların bulunduğu tüm bölümlerden bilgi alalım, inşaAllah. Çünkü ben insanları sınıflara ayırmaktan hoşlanmam. Sınıf diye bir şey yoktur. Ama insanların çeşitli yaşadığı bölümler, semtler vardır; onlardan bilgi alalım. O zaman çok iyi olur. Çünkü bazen çekiniyorlar. Mesela adamın bir sebebi oluyor, öfkeleniyor. Mesela diyor ki adam farz edelim; “daha önceki savaşlar aklıma geliyor” diyor, “ondan” diyor. Ona bir çözüm buluruz, o kolay. Bazen de açık açık söyler ama açık söyletmek çok önemli. Mesela bazen bir insan birisinden rahatsız olur ama söyleyemez, nezaketinden söyleyemez. Bilinçaltında bilir ama söyleyemez. Bilinçaltında nelerden rahatsız oluyor? Onu öğrenelim. Ve hemen onu biz hallederiz, inşaAllah.

SUNUCU: Bir resim vardı, izninizle onu göstermek istiyorum. Irak, Bağdat’ta otuz kişinin şehid olduğu patlama sonrası her yer kana bulanmış Hocam. Camide bile Müslüman Müslüman’ı öldürüyor. Bu şekilde bir resmi var, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mesela bu da ayrı bir kepazelik, şeytanın ayrı bir oyunu. Şeytan dalga geçiyor insanlarla, oyun oynuyor. Müslüman Müslüman’a bomba atar mı? Deli misiniz siz? Beş yaşındaki bir genç kız, Musevi, fındık burunlu bir kız; onu öldürüyor, “kahramanlık yaptım” diyor. Rezillik yapıyorsun, şeytana uyuyorsun, ahmak. Cehennemin dibine gideceksin, Allah esirgesin, belanı buluyorsun. Aptallık yapma. İnsanların hepsi Allah’ın kulları. Ne güzel, ne tatlılar. Benim canım mesela Sırp, dünya tatlısı, acayip güzel bir varlık; ben ona niye düşman olayım? Ben onu severim, sevgi duyarım, iyi olması için dua ederim, Allah’tan hidayet vermesi için dua ederim. Niye helak olsun? Niye kötü olsun? Bu ne biçim kafadır ben anlamıyorum. Deve kini gibi oluyor kinleri de, bir şeye taktı mı kafa. Müslüman kindar olmaz, nefret dolu olmaz; affedici, şefkatlidir. Hele hiç alakası olmayan insanlara nefret duymak çok büyük bir zulümdür. Suç işlediyse ilgili adam, ne ise cezası onu çeker, inşaAllah.

Dün Ertuğrul Özkök, hayrettir, büyük Türkiye’den, Kızıl Elma’dan bahsediyor; inanılır gibi değil. Aferin, aferin. Onun böyle bir bakış açısıyla yaklaşması çok güzel.

SUNUCU: Çok sevimli Musevi çocuklar var, göstereyim mi, inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Bakayım. Şeker gibi bir şey şuna bak. Yazık değil mi mazlum köftelere? Nur gibi çocuklar, yazık çocuklara. Çok şekerler, maşaAllah. Allah’ın kulları onlar, mazlum insanlar; onlara karşı nefret çok çok çirkin. Baksana nur gibi, bayağı güzel, çok tatlı, şeker bir şey; bal, kaymak; hepsi karışık. MaşaAllah. Nefret çok korkunç bir şey. Daima sevgiyle, daima merhametle, daima şefkatle. “Onlar bize şunu yaptı” O zaman dünyada adam kalmaz. O kafayla olmaz. “İntikam”, “intikam”, “intikam”... Nereye kadar intikam? Diyor ki Cenab-ı Allah; “Size bir kötülük yaptığında siz onlara iyilikle mukabele edin. Bir de bakarsınız, size kötülük yapan kişi size dönmüştür” diyor, “artık güzel bir insan olmuştur” diyor, Kuran ayeti var. Sürekli nefret olmaz. Mesela Museviler’e desen; “siz orada yaşayın tabii ki. Atalarınızın diyarı, niye yaşamayasınız? Ne demek, tabii açalım sınırları, yıkalım duvarları.” Filistinliler de, biri İsmailoğulları, biri İsrailoğulları; peygamber, peygamber çocukları iki taraf da. Bir babanın evlatları, bir peygamber babanın evlatları. İsmailoğulları Araplar, İsrailoğulları da bizim Musevi kardeşlerimiz. Ne var? Uçsuz bucaksız arazi, birbirinden güzel. Bırakın gelsinler, Ürdün’e gelsinler, her yere yerleşsinler. Türkiye’ye de gelsinler. Başımızın üstünde yeri var. Olay çıkaracak, hadise çıkaracak ne var? Filistin küçük küçük, küçük küçük, ufak ufak böyle ada gibi yerlerde sıkışmış vaziyette yaşıyorlar. Ne gerek? Açın. Polis kontrol noktalarına ne gerek var, asker masker kontrol noktasına? Kaldırın. Rahat rahat yaşasınlar. Ne oluyoruz yani? Ne var?

SUNUCU: Sayın Başbakanımız Erdoğan, El Cezire Televizyonu’na verdiği demeçte, Türkiye’nin Gazze’ye yapacağı yardımlar olacağını, Türk gemilerinin, Türk askeri donanmasının gemileri koruyacağını ve artık Mavi Marmara gemisinde olduğu gibi Gazze’ye yardıma giden Türk gemilerinin bir daha herhangi bir saldırıya uğramayacağını belirten bir açıklama yapmış. Köşe yazarları da bu açıklamadan yola çıkarak, Türkiye’nin Gazze’ye bir yardım kampanyası başlatacağını ve bu yardım gemilerine Türk askerlerinin eşlik edeceğini, ancak bunun sıcak bir çatışmaya yol açabileceğini ifade etmişler.

ADNAN OKTAR: İsrail zaten etraftaki ülkelerden korkutulmuş, dünya tarafından korkutulmuş bir millet. Her yerde birçok insan nefret ediyor. Dövenler, sövenler, kovanlar, kovalayanlar, yakanlar, asanlar, kesenler… Hitler ayrı bir musallat oldu, İspanya’da ayrı musallat oldular. Bu insanların üstündeki korkuyu kaldıralım. Bunlara şefkat gösterelim, güvence verelim. Bir rahatlasınlar, üstlerindeki bu ajitasyon kalksın. Ajite oldukları için çok korkuyorlar. İşte “asacaklar”, “kesecekler”, “bombalayacaklar” diye tedirginler. Diyeceksin; “ne bombası? Asma, kesme; yok öyle bir şey. Bizim güvencemizdesiniz. Rahat olun. Peygamber evladısınız, bize emanetsiniz. Tamamdır, bir şey yok. Açın kontrol noktalarını, sorumlu biziz.” Bu kadar, denecek olan budur. “Filistin’le de kardeşsiniz. Açın kapıları kucaklaştıralım sizi. Bir kucaklaşın. Açın Kudüs’ün etrafını. Her yeri açın. Bir şey yok.” Bütün arazi onların olsun, istedikleri yere yerleşsinler. Kimse bir şey dediği yok. İsrail istediği yerde gitsin ev edinsin kendine. Ucu bucağı yok arazinin, bomboş Ürdün mürdün, her yer boş. “İn cin top oynuyor” derler ya böyle, bomboş. Paylaşılmayan nedir yani? Ajite etmek doğru olmaz. Zaten Tevrat’ta da diyor; “siz” diyor, “çok korkacaksınız” diyor Tevrat Museviler için. Onlar da ajite oldukça daha da ajite oluyorlar. Korkutarak, ajite ederek değil de sevgiyle ve güvence vererek, şefkatle yaklaşmak gerekiyor. “Asarız”, “keseriz”, “bombalarız”; İyice ajite olurlar. Bu bir yöntem değil, bir sistem değil bu. Bu benim dediğim yöntemle konu kökünden hallolur. Şefkate ihtiyaçları var, korunmaya ve güvene ihtiyaçları var. Korunma ve güveni hissetti mi adamın ne zoru? MaazAllah, neuzübillah, buna rağmen bir terslik yaparlarsa zaten Allah karşılığını verir. Ama olmaz öyle bir şey zaten. Şefkat, sevgi ve koruma her şeyi halleder, inşaAllah.

Hocam, Fetih Suresi’ni oku inşaAllah. Önce bir düz oku, sonra bölüm bölüm tefsir et ki o tadını bir alalım, inşaAllah.

MİSAFİR: İnşaAllah Hocam, tabii. “Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. İnna fetahna leke fetham mübına. Li yağfira lekellahü ma tekaddeme min zembike ve ma teahhara ve yütimme nı'metehu aleyke ve yehdiyeke sıratam müstekıyma. Ve yensurakellahü nasran azıza”.

ADNAN OKTAR: Hay maşallah. Şu müziğe, şu ahenge, şu güzelliğe bak. Mest oldum. Elhamdülillah, maşaAllah.

MİSAFİR: Anlamını da söyleyeyim inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Buyurun.

MİSAFİR: “Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik. Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin.” İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Benim canım dedeme, güzel Peygamberimiz (s.a.v.)’e Allah’ın iltifatını görüyor musun, ne güzel; “Bütün günahlarını bağışladım” diyor Cenab-ı Allah. Bak; “gelmiş, olan ve olacak ne varsa hepsini bağışladım” diyor. Masum Peygamberimiz (s.a.v.), elhamdülillah, maşaAllah.

MİSAFİR: Bir de, Hocam, bu üç ayetin ebcedi –siz daha önce söylemiştiniz inşaAllah- 1979 yılını, yani hicri 1400 yılının başlangıcını veriyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hay maşallah. Hay maşallah. Gıdadır gıda, Kuran ayeti okumak. Ama böyle genzinden acayip sesler çıkararak, manayı bozuyor, bir şeyler yapıyorlar, bir uğultu gibi yapıyor, Allah vermesin. Bu anormal, olmaz. Onun bir lezzeti, tadı vardır. Onun bir akışı, düz akışı var; onu ellememeleri lazım. Uzatılacak bir yer olur, uzatılmayacak bir yer olur. Onun normal okunuşu çok güzeldir. Kardeşimiz o yüzden çok güzel okuyor.

MİSAFİR: MaşaAllah, vesilenizle Hocam, estağfirullah.

ADNAN OKTAR: Buyurun Hocam.

MİSAFİR: “Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Kul hüvallahü ehad. Allahüs samed. Lem yelid ve lem yuled. Ve lem yekün lehu küfüven ehad.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Herkes bilir aşağı yukarı. Küçücük çocuklar. Küçüklüğümüzde herkese öğretmişlerdir.

Namazda bildiği gibi okusun kardeşlerimiz. Cübbeli’nin sözüne itibar etmeyin. Samimi olarak. Öyle tam tecvitle, tam doğru bir Arap gibi Kuran’ı okumak çok zordur. Milleti namazdan, ibadetten soğutacak üsluptan kaçınması lazım Cübbeli’nin. Ne yaptığından haberi yok adamın. Samimi, ihlasla, candanlıkla doğru bildiği şekilde okuyorsa tamamdır. Dikkatlice okur. Neyse niyet ettiği, odur. Çünkü Cenab-ı Allah’a hulusi kalple geliyor, inşaAllah.

“Aslanların Battal Gazisi’ne mesaj” diyor. “Merhaba, ben Almanya Köln şehrinden Enes. Sizleri dinlerken çok hoş oluyor. Hiç kaçırmamaya çalışıyoruz programınızı. Ama maalesef” diyor, “esefle bildiriyorum ki” diyor, “sadece hafta sonu rahatça takip edebiliyoruz” diyor.

Nerede burada Hıristiyan sembolü var? Ne alakası var? Bu çapa, normal çapa. Hıristiyanlık’la ne alakası var? Ne münasebetsiz geçişler. Biraz kafanızı açın Allah aşkına. Daha akılcı, daha samimi, daha sevecen, daha sevgi dolu... Hep böyle bakış açıları hasta. İnternete yazı yazar, ipsiz sapsız; biriyle konuşur, laf sokar; biriyle konuşur, dengesiz üslup kullanır; kendini mahveder, kendini kötü görür, kendini acının içerisine sokar; huzursuz yaşar, etrafına huzursuzluk saçar… Nedir bu? Neşeli ol, sevgi dolu ol, her şeye hayır gözüyle bak, güzel gözle bak, inşaAllah.

“Ahmed Muhammed Adnan Hocam, Merhum Erbakan Hocamız vefat ettiği sıralarda” -‘şehid oldu’ diyelim- “bir hadiste geçtiğini söylediniz fakat söylemediniz. Acaba daha zamanı gelmedi mi söylemenin Hocam? Kusura bakmayın. Sizi önce Allah’a sonra sizi size emanet ediyorum. Allah’a emanet olun” diyor kardeşimiz, Enes isimli bir kardeşimiz. Var hadiste, böyle bir olay var ama şu an söyleyemem. Çok net, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerindendir. Yani Erbakan Hocamız’ın vefatı Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinden bir tanesidir. Nereden? Mesela bak diyorum ben, bağlantılı. Mesela daha öncede söyledim; “‘sarığın içinden bir kişi’ diyor, ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ı müjdeler’”. Dedim; “Şeyh Nazım Hocamız ve Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ı işaret ediyor.” Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’a sorduk; “doğru söylüyor Hocamız” dedi. “Tam karşılığıdır, doğru söylüyor” dedi. Tabii kendisini mütevazı olduğu için beri tutmaya çalıştı; “ben bir gölgesiyim Şeyh Nazım Hocamız’ın” dedi. Bence Şeyh Nazım Hocamız’ın sağ, kuvvetli koludur Şeyh Ahmed Yasin Hocamız.

“İmam Mehdi (a.s.), kainatın dönüm noktasıdır ve kainat onun dualarıyla ayakta durur” diyor. Bu doğru, inşaAllah. Kıyametin ertelenme sebebidir Hz. Mehdi (a.s.). Halit kardeşimiz, biz bunu zaten hadislerde anlattık, çok kapsamlı, detaylı anlattık inşaAllah. Bizim sitelerimizde de görebilirsiniz.

Romantizm kitabımızı okumuş, onun faydalı olduğunu söylüyor.

Almanya’da bir konferansımız olacakmış inşaAllah. Pazar, 18 Eylül. Haydi bakalım, haydi aslanlar. Almanya’da nur doğuyor nur, maşallah.

“Selamun Aleykum canım Hocam. Ben de çok merak ediyorum, ben nasılım tatlı mıyım” diyor, “Hocam”. Ne şekerler bunlar.

Haydi haydi bitirelim. Bayağı vakit geç olmuş. Kardeşlerimiz de yatsınlar artık, inşaAllah.

Bu eser 351 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki Canlı Sohbeti (8 Eylül 2011; 22:00) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki Canlı Sohbeti (7 Eylül 2011; 22:00) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki Canlı Sohbeti (9 Eylül 2011; 22:00) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1237 download
Dinler Terörü Lanetler - 1190 download
Dinler Terörü Lanetler - 1106 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1056 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.

© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.