Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15960 tanesi Türkçe, toplam 19258 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki Canlı Sohbeti (11 Haziran 2011; 11:00)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (265)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9611)
Posterler (17)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3966)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
ramazansayfalari.com
hayvanlaralemi.net
online-arama.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki Canlı Sohbeti (11 Haziran 2011; 11:00)
Haziran 2011


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
ALTUĞ BERKER: Günaydın sayın izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sabah Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Hocam buyurun, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Berkerim, önce kimler bizi seyrediyor onu bir tespit edelim.

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Yurt dışından şimdi mail bekliyorum. Yurt içinden de bekliyorum, ama uç noktalardan. Zaten malum olan yerler değil uç noktalar. Herkes vazife başında mı öğreneceğiz, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Hocam arkadaşlarımızın Almanya’da çektikleri Almanca yayınlarımız başladı malumunuz, inşaAllah. İlk yayından kısa bir kesit var, Öztürk, Osman, Erhan ve bayan arkadaşlarımız Sümeyye Hanım, Şeyma Hanım ve Meryem Hanım’ın kısa görüntüleri var, izninizle izletmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Tamam. Hay maşaAllah, koçları görüyor musun?

ALTUĞ BERKER: Vesilenizle, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah koçları görüyor musun? Almanya’yı sallayan koç yiğitlerden, maşaAllah.

Şimdi Cübbeli’nin hiç kaçarı kurtarırı kalmadı. Şimdi Beyan Dergisi 61, şu, görünüyor değil mi? Kardeşim adam yıllarca “hicri 1400 ile 1500 arasında ümmetin ömrü bitiyor” diye yayın yapmış, Hz. Mehdi (a.s.) da 1980’de gelecek diye yayın yapmış; çaka çaka dolu Beyan Dergileri. “Kıyamet ne zaman?” Ah Cüppeli ah, elimde belgeler var artık, belgeler konuşuyor. Şu, ikinci (Beyan Dergisi) Haziran 2003. Çok kapsamlı olarak Hz. Mehdi (a.s.)’ın hicri 1400’de geleceğini anlatıyor. Alametlerin zuhur ettiğini anlatıyor, zamanın bittiğini anlatıyor, “1400 ile 1500 arası hepsi bitecek” diyor. Bütün her şey bitiyor, 1500`den sonra Kıyamet bekleniyor diyor. Yıllarca anlatmışsın, kendi derginde bütün hoca efendiler hepsi anlatmış, şimdi de anlamazdan geliyor. Şimdi bunu CD hazırlatıyorum, çok kapsamlı anlatacağız.

ALTUĞ BERKER: Hocam, Mehmet Talu Hocamız’ın söylediği, Cüppeli’nin sekiz sene evvel Hz. Mehdi (a.s.) 30 yaşında dediği tarifler var, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Hz. Mehdi (a.s.) deyince bunlar bak; programın ismini vermeyeyim de, ünlü kanallarda, bilinen kanallarda Mehdiyet’le ilgili programlar yapıyorlar, tabuttan, Kutsal Tabut’tan bahsediyorlar, Hz. Hızır (a.s.)’dan bahsediyorlar, Kutsal Emanet’ten bahsediyorlar. Konu geliyor dolaşıyor, hiçbir şekilde Mehdi konusuna giremiyorlar. Hemşerim ne oldu, kimi gördünüz, nedir zorunuz? Oraya geldiler mi duruyor adamlar, konuşamıyorlar. Burada bir acayiplik var. Çünkü kutsal tabut, Tabut-u Sekine, onun bulunuşu Kuran’da zaten ayette açıklanmış, ona işaret edilmiş ve hadislerde de belirtilmiş, ama onu bulan Hz. Mehdi (a.s.) zaten. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın insanlara sunacağı bir Kutsal Tabut var.

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mesela Kutsal Emanetler, onları da Hz.Mehdi (a.s.) buluyor. Hz. Hızır (a.s), Hz. Hızır (a.s)’mın faaliyeti ne için, İttihad-ı İslam için çalışıyor zaten. Hz. Mehdi (a.s.)’a yardımcı olmak için çalışıyor. Mehdisiz İttihad-ı İslam oluyor mu? Olmuyor. Hz. Hızır (a.s) ne yapıyor? Hz. İsa (a.s.)’a yardım ediyor, Hz. Mehdi (a.s.)’a yardım ediyor. Bunlarda bir anlamazdan gelme politikası var, bakalım ne kadar devam edecek.

ALTUĞ BERKER: Savaş kurbanı Afgan sivillerin sayısı artıyor diye haber vardı Hocam. BBC’nin Türkçe sitesinde geçtiğimiz aylarda bir haber yer almıştı. Afganistan’da sivil ölümlerinde büyük bir artış olduğu yönünde, özellikle de çocuk ölümlerinde yüzde 21 oranında artış olduğu belirtilmiş. Sizin de bildiğiniz gibi, uluslararası kuruluşların raporlarında genelde Afganistan’daki ölümlerle ilgili net bir bilgi yer almıyor. Oraya giden Amerikan ya da İngiliz askerlerinin kaç kişi öldüğü, kaç kişi yaralandığı detaylı açıklanırken Afgan halkının yaşadıklarıyla ilgili basında, kamuoyunda hiç bilgi yer almıyor. Resim, görüntü de genelde pek yer almıyor, ama savaşın başladığı yaklaşık 8 yıldan beri 5 milyon kişinin öldüğü tahmin ediliyor. Bazı resimler var, Afganistan’da yaşananlarla ilgili olarak Hocam. 8 yıldan beri 5 milyon kişinin öldüğü tahmin ediliyormuş.

ADNAN OKTAR: Zaten Müslümanları adamlar insan olarak kabul etmiyorlar, Yecüc ve Mecüc kavmi olarak kabul ediyorlar. İttihad-ı İslam’ın ne kadar acil olduğunun açık göstergelerinden bir tanesi.

Bana Hawking’i anlat diyor Azerbaycan’dan bir kardeşimiz. Ne diyeyim, ne anlatayım?

ALTUĞ BERKER: Stephen Hawking? Daha evvel söylemiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne demiştim?

ALTUĞ BERKER: “Onun adına konuşuyorlar, onun hali mi var bir şey söyleyecek, edebilecek, anlaşılacak?” dediniz.

ADNAN OKTAR: Görmediler mi adamın resmini bunlar? Kardeşim, adamın hiçbir yeri tutmuyor, boynunu bile tutamıyor, boynu bile devriliyor. Ağzını açamıyor, sadece bakıyor adam. “Hawking dedi ki” diyor, Hawking benim kitaplarıma da cevap vermiş. Yaratılış Atlası’na cevap verdi diyorlar Hawking. Adam komada, bitmiş adam, beyni falan her yeri erimiş. Dolayısıyla cevap yok.

ALTUĞ BERKER: Amerika’daki Massachusetts’deki kasırgayla ilgili video vardı Hocam.

ADNAN OKTAR: Acayip kuvvetli olmuş. Bu kadar mı?

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Bahsettiğiniz Armageddon ile ilgili bilgi verebilirim uygun görürseniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Anlat, evet.

ALTUĞ BERKER: Bazı Hıristiyanların Armageddon yanılgısı; Hocam sizin açıklamalarınıza dayanarak, bazı Hıristiyanların ahir zaman alametlerinden biri olan Armageddon konusundaki yanlış inançlarını anlatmak istiyorum, inşaAllah. Bazı Hıristiyanlar Hz. Mesih (a.s.)’ın çıkış vaktinde Armageddon Savaşı’nın gerçekleşeceğini, bu savaş sırasında atlarının boyunlarına varacak miktarda kan döküleceğini iddia ederler. Söz konusu savaşta Musevilerin dörtte üçünün Müslümanlar tarafından yok edileceğini, bunun da Hz. İsa (a.s.)’ın çıkışı için önemli bir alamet olacağını ifade ederler. Onların inancına göre bu sözde katliamın ardından Hz. İsa (a.s.) yeryüzüne inecek, Müslümanları yenilgiye uğratıp her birini şehit edecek ve Museviler de Hıristiyanlığa döneceklerdir. Söz konusu Evanjelik Hıristiyanlar bu iddialarını tahrif olmuş İncil sözlerine dayandırmakta ve Armageddon’u tamamen yanlış yorumlamaktadırlar. Bu senaryonun savunucuları şu an da Orta Doğu’da sürekli kan akmasının ve gerilimin gerekliliğini savunmaktadırlar. Çünkü onlara göre Hz. İsa (a.s.)’ın zuhuru için Armageddon’un gerçekleşmesi, bu bölgenin acilen kana bulanması gerekmektedir. Oysa bu durum deccaliyetin kirli, kanlı faaliyetlerinden birisidir. Deccal kendisini dindar göstererek bir oyun oynamaktadır. Armageddon ile ilgili söz konusu yorum tamamen yanlıştır. Bu iddiayı ortaya atanların asıl amacı, dindar Müslümanların, Hıristiyanların ve Musevilerin kardeş olmalarını, Darwinizm’e, materyalizme, ateizme karşı birlikte fikri mücadelede bulunmalarını önleyebilmektir. Bu kişiler dindarların gücünü kırarak deccal sisteminin güçleneceğini umut etmektedirler. Bu yolla, samimi Müslümanları deccal gibi göstermeye ve kendi üzerilerindeki dikkati dağıtmaya çalışmaktadırlar. Oysa ileride yaşanacağı söylenilen Armageddon aslında gerçekleşmiştir. “Aslında Armageddon Savaşı geçtiğimiz yıllarda gerçekleşen Irak Savaşı’dır” demiştiniz Hocam, inşaAllah. Irak, Amerika, İngiltere, İrlanda, İspanya, Avustralya, Danimarka ve Polonya’dan gelen askerle işgal edilmiştir. Müslümanlardan da Hıristiyan veya başka dinlere mensup kişilerden de sivil ve asker çok fazla insan şehit edilmiş veya öldürülmüştür. Irak’ta yaşanan savaş Armageddon ile ilgili tüm tariflere uygun düşmektedir. Armageddon Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışından önce yeryüzünde gerçekleşecek olan ahir zaman alametlerinden bir alamettir. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı ile birlikte yeryüzünde adalet ve barış hakim olacak, uyuyan kişi uyandırılmayacak, tek bir damla dahi kan akmayacaktır. Anlatmıştınız inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, doğru

ALTUĞ BERKER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s.) ile birlikte Ben-i İsrail’den bir halk olacağını anlatmıştınız hadis-i şerifi söyleyerek. Hadis-i şerif şöyle; “İmam Hz. Mehdi (a.s.) ile birlikte Musa kavminden bir halk olacaktır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, evet.

Şu piramit olayı müthiş, çok önemli. Ben, elektriği o şekilde elde etmiş olmalarına çok şaşıyorum, müthiş bir teknik, inşaAllah. Yalnız onu bir kere seyreden pek anlayamamış olabilir. Birkaç kere seyrederlerse daha iyi kavrarlar, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Hocam, bir kitabınızı tanıtmak istiyorum, “Evrenin Yaratılışı”. Evrenimizdeki denge, ahenk, düzen nasıl ortaya çıktı? Üzerinde yaşadığımız dünya nasıl bizim yaşamamız için bu denli uygun bir barınak olabildi? Birçok kişinin sorduğu bu sorulara siz bu kitabınızda bilimsel cevaplar veriyorsunuz, inşaAllah. Bu kitabı okuyan kardeşlerimiz evrenin Allah tarafından ne kadar üstün ve kusursuz bir yaratılışla yaratıldığına şahit olacaklar, inşaAllah. Allah, evrenin yaratılışı hakkında düşünmemizi emrediyor. Bir ayette şöyle buyuruyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.” inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, herkes televizyonunun başındaymış. Haberler iyi, inşaAllah. Baksana, Antalya’dan tut, ta Mardin’den çık, maşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Nur talebelerinden Mehmet Gülırmak, Bediüzzaman ve talebelerinin kamyonlarla Isparta’dan Afyon’a sevkini anlatıyor Hocam. Uygun görürseniz anlatabilirim Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Anlat, önemli bir konu.

ALTUĞ BERKER: Mehmet Gülırmak 1911 Isparta doğumlu. Daha 14 yaşındayken Bediüzzaman Hazretleri’nin hizmetine girmiş ve senelerce Nur postacılığı yapmış. Nur’un üç mühim erkanı Hüsrev, Refet, Rüştü Ağabeyleri de Hazreti Üstad’a ilk defa Mehmet Ağabey götürmüş. Bediüzzaman ve talebeleri ellerinden kelepçelenip kamyonlara bindirilerek zorla Afyon’a götürüldüklerinde, Mehmet Gülırmak da bu talebeler arasındaymış Hocam. Nur talebelerinin elleri birbirine kelepçelenmiş. Kamyonun üstü örtülerek temiz hava alamayacakları bir ortamda nakledilmişler. Mehmet Gülpınar, anısını şu şekilde anlatılıyor; “Bir gün önceden ‘bize, herkes bir tanıdığının adresini yazsın, görüşsün. İşin ucunda asılmak da var’ diye haber verdiler. Ben hiç adres vermedim. Ertesi gün herkes eşi, dostuyla görüştü. İki kişiye bir kelepçe olmak üzere kelepçelendik. Benim hisseme Refet Bey düştü.” Refet Barutçu. “Bileği de kalındı rahmetlinin. Kelepçe bileğini sıktı, eli kapkara oldu. Kamyonlarla Afyon’a gidiyoruz. Kamyonların üstü örtülü. Yüzbaşı; mahkumları sevk için gönderilen görevli merhum Ruhi Bey, yarı yola gelince kamyonumuzun örtüsünü açtı. ‘Nasılsınız arkadaşlar?’ diye sordu. Refet Bey: ‘Beyim, bak benim elim kapkara karardı.’ Yüzbaşı baktı. Hemen jandarmayı çağırdı. ‘Hemen, çabuk çabuk hepsini açın, bütün kelepçelerin hepsini çözün’ dedi ve hepsini birer birer açtırdı. Çok kibar bir insandı. Üstad’a kelepçe kullanmadılar. Üstad, yüzbaşıyla beraber geliyordu, ayrı ufak bir arabayla. Kelepçeleri açtıran yüzbaşı tekrar Üstad’ın yanına bindi.” Yüzbaşıyla ilgili bir not düşülmüş Tarihçe-i Hayat’ta. Bu insaf ve merhamet sahibi Yüzbaşı Ruhi Bey’in adı şu şekilde geçiyor Tarihçe-i Hayat’ta. “Bir sabah vakti, masum ve mazlum Bediüzzaman inzivagahından çıkarılarak, talebeleriyle beraber, elleri kelepçeli olarak kamyonlarla Eskişehir'e sevk ediliyor. Yolda, Bediüzzaman ve talebelerine yakın bir alaka duyan Müfreze Kumandanı Ruhi Bey, kelepçeleri çözdürüyor. Bu suretle, namazlar kazaya bırakılmadan yola devam ediliyor. Hakikati ve Bediüzzaman'ın masumiyetini idrak eden Müfreze Kumandanı, Bediüzzaman ve talebelerinin bir dostu olmuştur” diyor Tarihçe-i Hayat’ta.

ADNAN OKTAR: Yani Nur talebesi olmuş, maşaAllah. MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah herkes ayakta. Bediüüzzaman ile ilgili anlattıkların önemli. Bunlar bilinmeyen şeyler. Başka ne var anlatmak istediğin?

ALTUĞ BERKER: Hz. Mehdi (a.s.)’a meleklerin yardımcı olacağını buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).

ADNAN OKTAR: Önemli, onu anlatabiliriz, evet.

ALTUĞ BERKER: “Al-i Muhammed’in kaimi (a.s.) Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde, Allah ona müsevvim (varlıkları düzene koyan), mürdif (birbiri ardınca, birbirine tabi), münzel (indirilmiş, nazil edilmiş) ve kerub (Allah’a en yakın olan) meleklerle yardım edecektir. Cebrail onun önünde olacak, Mikail sağında ve İsrafil ise solundan gelecektir” demiş Peygamber Efendimiz (s.a.v.), maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hz. Cebrail (a.s.) ve Hz. Mikail (a.s.) Hz. Mehdi (a.s.)’ın iki yanındadırlar. Sekine özelliği vardır Hz. Mehdi (a.s.)’ın, yani insanları huzura götürme huzura kavuşturma özelliği vardır. Onun sebebi, Cenab-ı Allah Hz. Cebrail (a.s.)’ı ve Hz. Mikail (a.s.)’ı sebep ediyor. Hz. Cebrail (a.s.) ve Hz. Mikail (a.s.)’ın yanında olmasından kaynaklanıyor, inşaAllah. Sekinet özelliği Hz. Mehdi (a.s.)’ın; insanlara huzur verir, kalplerine ferahlık gelir Hz. Mehdi (a.s.)’ı gördüklerinde. Hadislerde bu belirtiliyor. Tabut-u Sekine’nin özelliği de o, Hz. Cebrail (a.s.) ve Hz. Mikail (a.s.) o tabutun yanındalar. O sekinet, huzurun sebebi de o oluyor, inşaAllah. Yoksa metalden dolayı değil, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Güzel çiçek resimleri göstermek istiyorum, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, oranlama şahane, bayağı güzel. Bayağı şeker, çok güzel. Bu da çok güzel, maşaAllah. Kokulu güllerim geldi, çok şahane. Saksıya ektirdim, hemen kapının önüne koydurdum, maşaAllah.

Şeyh Nazım Hocam’ı dinleyelim. Şöyle bir kalbimiz açılsın, bir ferahlık gelsin.

VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Fatih imamına Cübbeli’yi anlatıyor.

ADNAN OKTAR: Hayret, bir daha böyle Şeyh gelmiyor. Allah’ın hikmeti, ahir zamanda olduğumuzun bir delili, bir daha olmuyor böyle kaliteli insanlar. Mesela hitabeti mükemmel, çok farklı; yeni nesil çok farklı. Çok acayip bir şey bu. Onun için bu gerçek mürşitleri çok çok çok iyi değerlendirmek lazım. Dua çok önemlidir. Müslümanlara dua etmek kalplere ferahlık verir, inşirah verir. Allah, Kuran’da duaya çok dikkat çekmiş. İnsanlar dua eder etmez bir şey elde edemedikleri için içi bazen, duaya o kadar bağlanmıyorlar. Halbuki dua mutlaka kabul olunur. Yani Cenab-ı Allah onu ibadet olarak mutlaka kabul eder, ama Allah bazen hayır görmezse bir şeyi yaratmaz. Hayırlı görürse yaratır. Onun için Allah’a tam tevekkül etmek lazım, Allah’a tam bırakmak lazım. Bir de insanları deccaliyet çok karamsar yaptı, insanların neşesini aldı. Milletimiz bu neşesizliğe teslim olmasın. Bu karamsarlığa teslim olmasınlar. Her şeye hayır gözüyle bakarak, hikmet gözüyle bakarak, Allah’a kendilerini bırakarak neşeyi elde etsinler. Çünkü üzüntü aklı kapatır, neşesizlik aklı kapatır. Dinden uzaklaştırır insanı, basiretini kapatır insanın, ferasetini kapatır. Kuran’da buna ait ayet de var, basiretsizlik meydana gelir. Onun için mutluluğu arayan, hayır gözüyle, neşe gözüyle bakan insanlar olmak lazım, affedici olmak lazım. Affetmemek çok müthiş gerilim meydana getirir. İntikam almaya kalkmak gerilim meydana getirir. Mesela bir insanın düşmanı olursa bu onun kalbinde müthiş gerilim meydana getirir, rahatsızlık meydana getirir, ama dost olursa rahatlarsın. Yoksa öbür türlü sıkılırsın. Bir de insanlarda kusur aramamak lazım; hayır, güzellik yönü aramak lazım. Kusur aradın mı insan çok bunalır, sıkıntı basar. Hiçbir şeyi o zaman güzel göremezsin. Her şeyi güzel yönüyle görmek lazım, hayır yönüyle görmek lazım. En negatif insanda bile güzel yön bulup, onu güzele çekmek lazım. Dikkat ederseniz benim yöntemim odur, inşaAllah. En negatif görünen insana bile iyi davranıldığında hakikaten İslam’a, Kuran’a faydalı insanlar haline geliyorlar. Dışlamak çok tehlikelidir, çok anormal bir harekettir. Düşmanlık da çok tehlikelidir. İnsan eğer kötüye giderse çok tehlikeli olur, hatta hayvanlaşabilir, Allah esirgesin. Daima iyi yönden yaklaşıp, “iyisin” deyip, iyi yönde telkin vermek lazım, çünkü o mutlu olur. Hem İslam’a insan kazandırılır, hem de insanlara zararı olmaktan kurtulmuş olur o insan, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Hz. Mehdi (a.s.) hakkında farklı görüşlerin ortaya atılacağını, fakat sonra görüşlerin birleşeceğini duymuş Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Şöyle; “Zamanın sahibi El Mehdi (Hz. Mehdi (a.s.)) hakkında farklı görüşler birleşerek takip edecek, çeşitli zihinler arasında bunlar birleşecek, onun vesilesi ile en yakın dostlarınızın hakları sökülüp çıkartılacak, onun vesilesi ile düşmanlarınızın kötülüklerine karşı koyacak ve yeryüzünü onun vesilesi ile iyilik ve adaletle dolduracaksınız. Onun çıkması ile birlikte kulların üzerindeki nimetler ve hoşnutluk artacaktır. Onur ve övgüyle gerçekler yerine döndürülecek ve din onun eliyle yeniden tesis edilecektir” demiş.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’ı görürüz. Fakat kardeşim öyle bir şey oldu ki, televizyonlarda olsun, şurada burada olsun, benim Mehdilik iddia edeceğimden korktukları için adamlar felç oldu, beyinleri gitti. Yemin ediyorum, daha ne diyeyim. “Benim öyle bir iddiam olmayacak” diyorum, “yok, sen illa ilan edeceksin” diyorlar. “Etmeyeceğim, öyle bir iddiam olmayacak” diyorum. Mesela Fox TV, söylemeyeyim dedim de, her konuyu anlatıyorlar. Kutsal Emanetler’i, her şeyi anlatıyorlar, Hz. Mehdi (a.s.)’a geldin mi, küt duruyorlar orada. Anlatın, ne çekiniyorsunuz? Hz. Mehdi (a.s.) sizi yiyecek mi, ne olur yani ne korkuyorsunuz? O sevimliyi de tembihlemişler. O çok dürüst bir delikanlı, ismini vermiyorum da, yani muhtemelen veyahut tembihlememişler de olabilir yahut gizlemişte olabilir. Kendisi ferasetli bir çocuk, riskli olur diye herhalde temkinli davranıyor, anlatmıyor. Öbür kanallara bakıyorum, öbürleri de anlatmıyorlar. Köşe yazarları da haftada bir, on beş günde bir “Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyorlar. Kardeşim, dost olalım, Müslümanlar birbirini sevsin bir şey yok. Hz. Mehdi (a.s.) gelip kimseyi kıtır kıtır kesecek falan değil. Demokrasiyi getirecek, laikliği getirecek; gerçek laikliği, gerçek demokrasiyi, fikir hürriyetini ve özgürlüğü getirecektir. Biz tabii ki yobazların tehlike olduğunu görüyoruz, onu bize anlatmaya gerek yok. Eskiden yobazlığın üzerine giderdi millet, biraz da beni kızdırırdı. “Niye uğraşıyorlar?” derdim. Sonradan fark ettim ki hakikaten çok büyük bir belayla uğraşmışlar. Helal olsun! Bizim adımıza büyük faaliyet yapmışlar, hayır olmuş. Atatürk rahmetli, ellerine sağlık, Allah hayırla yaratmış. Allahualem, hadislerde bahsedilen Kahtani, Atatürk olabilir. Muazzam zemin hazırlamış Hz. Mehdi (a.s.)’a. Düşünüyorum, Atatürk olmadan Mehdiyet’in olması mümkün değil. Şu özgürlüklerin olması mümkün mü? Kör testereyle keserlerdi adamlar bizi. Tabii biz çoktan mürtet ilan edilmiş, doğranmıştık, lime lime ederlerdi. Fitne, fücur ortalığı acayip sararlardı. Ne resim, ne müzik falan mümkün değil, acayip baskı olurdu. Atatürk çok basiretli, ferasetli bir insan, metafizik bir insan, çok acayip, çok şaşırtıcı. Bir kere modern olmayı, güzel yaşamayı öğretmiş, neşeyi öğretmiş. Oyun oynarken Atatürk’ün bir resmi var, gençlerin içerisinde, gömlekle falan, acayip delikanlı. Masaya bakıyorum, şahane masa. İnce masayı o öğretmiş. Eskiden bulgur pilavına çala kaşık, Allah vermesin, gerektiğinde o da olur da. Klas giyinmeyi, klas olmayı o öğretmiş, ama sonradan tabii sistem biraz bozuldu. Şimdi gençler bir kot pantolon çekiyorlar, üstüne bir tişört, şimdi yolda baktım, kafa 3 numara tıraş asker tıraşı. Kardeşim, dışarı çıktığımızda klas delikanlılar görmemiz lazım bizim, değil mi? Genç kızlar da çok bakımlı olması lazım, çok şahane kıyafetler giymeleri lazım. Artık Hz. Mehdi (a.s.) devrinde, Allah’ın izniyle. Kafamda öyle bir dünya var, illa ki olacak o Allah’ın izniyle. Hz. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak bizler bunu yapacağız, vesile olacağız, inşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı çok merak ediyorum. O da hiç bize haber de göndermiyor. Demek ki onun stili o, Allahualem. Siyaset yönüyle gidiyor. Garip, yani çok acayip bir stili var. Mehdiyet çok açıktır, gürül gürül gider çünkü iddia yok Mehdiyet’te. O yüzden Mehdiyet’in eli açık, eli serbesttir. Hz. İsa Mesih (a.s.)’de Peygamberlik iddiası var. “Ben Peygamber İsa Mesih (a.s.)’im” diyor. Amerika’da birisi öyle dedi, eviyle beraber yaktılar adamları, perişan ettiler çoluk çocuk falan. Hatırlıyorsun değil mi?

ALTUĞ BERKER: David Koresh.

ADNAN OKTAR: David Koresh, evet. Amerika falan çok hassas böyle konularda, çok acımasızlar. Mormonlara falan, adamlara acayip ızdırap vermişlerdi, onlarda da baskıcı rejim kurmuşlardı. Fakat Atatürk’ten Allah razı olsun. Kim ne derse desin bana vız gelir tırıs gider. Mükemmel kurmuş sistemi, mükemmel bir zemin meydana getirmiş. Hz. Mehdi (a.s.)’dan önce bir şahıstan bahsediyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Allahualem Kahtani o.

Pırıl pırıl, aydınlık, berrak bir kafaya ihtiyacımız var. Baskıda beyin gider, beyin fonksiyonları gider, neşesizlik gelir. Neşesizlik geldin mi, nasıl bilgisayarların elektriği bir işe yaramıyorsa insan da bir işe yaramaz. İnsanın hayat damalarını koparır yobazlık. Neşeyi yasaklıyor, gülmeyi yasaklıyor. Adam gülecek, deşarj olacak. Niye yasaklıyorsun gülmesini, sana ne? Gülsün. Genç kızlara hayat hakkı yok, nefes aldırmıyorlar; öyle kanunlar koymuşlar ki. Kadın üçüncü sınıf varlık, insanlıktan çıkarılmış ve şüpheli ve kuşkulu varlık olarak gösteriyorlar. Aslında Hıristiyanların ve Musevilerin yobazlarında da var bu kafa. İşin doğrusu Musevilerdeki yobazlardan da çok etkilenmişler. Bugün baktım, inceledim hakikaten kaynak oradan geliyor biraz da. Senin ne iddian olabilir? Kadınlar son derece zeki ve tatlı varlıklar, çok şeker varlıklar. Nereden çıkarttın sen kendinin üstün olduğunu? Böyle erkeklerde böyle bir şey var. Genç kız arkadaşları oluyor, illaki ondan akıllı olduğunu iddia eder. Takmaz kadın oldu mu kız oldu mu, akılsız olduğuna inanır yüzde yüz inanır. Halbuki avucunun içi gibi oluyor, bir kadın bir erkeği çok iyi analiz eder ama bir erkek bir kadını kolay kolay analiz edemez, kavrayamaz. Kadın bütün yönleriyle onu görür. Zaafları görür, eksikleri görür, aczleri görür. Onun için kadın çok rahat elde eder, evlenme konusun da falan değil mi? Diyor ki mesela; “ben senden daha yakışıklısını görmedim” diyor, inanıyor kaz gibi, bitiyor adam. Hakikaten eriyor, dağılıyor. Çok etkileyici olduğunu söylüyor. Keşfedilmiş olmanın heyecanıyla dudakları titriyor heyecandan. “Sen beni nasıl keşfettin” diyor. Tam angut, halbuki onu kafalayacak adam, orada onun sistemi o. Mesela bir aczini söylüyor, çocuk gibi iki büklüm oluyor, mahvoluyor. Kadın ona kızıyor, onun hassas olduğu bir noktayı buluyor, ufak bir noktayı buluyor, onu söylediğinde o abondone oluyor. Onun için çok kolay kontrol altına alınabiliyorlar. Kadın üstün varlıktır, acayip zekidir kadınlar. Sanata, sevgiye, derinliğe, tutkuya çok yatkındır kadınlar. Erkeklerin büyük bir bölümü durgundur işin doğrusu, beni konuşturmasınlar. İspat ederim isterlerse, getirin buraya konuşalım, öyledir. Kadın müthiş bir varlıktır, çok büyük bir nimettir; tutkusu, derinliği, inceliği, ama üzülmeye ve vesveseye çok açıktır, onun zaafı da odur. Üzüldü mü iptal olur kadın, küstü mü iptal olur. Mesela küsen bir kadın ölmüş demektir adeta. Darılırsa, korkarsa, güvenmezse iptal olur. Yani bunlardan herhangi biri ona dokunduğunda bitti. Hadi geçmiş olsun. Ama erkekte böyle yoktur. Erkekte üzülme falan etkilemez onu, takmaz. İstediğini söyle, adam dışarı çıkar, ıslık çalarak gezer, takmaz. Kadının öyle bir olumsuz yönü var, ondan kurtulması lazım. Eğer ondan kurtulabilirse uzaylı gibidir kadınlar, söyleyeyim yani süperdirler, şahane varlıklardır, inşaAllah. Peygamberler çok mükemmel varlıklar. Peygamberler etkilenmezler duygusallıktan ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i bile o zamanlar üzüyorlar. “Neredeyse kendini helak edeceksin” diyor, o kadar üzülüyor. Çok hassas, algısı çok hassas. Allah; “onlara ölü, anlamıyorlar” diyor. Şimdi Müslümanlara da tebliğ yapıyorlar, adam kaz gibi bakıyor, anlamıyor, bayağı üzülüyor ona. Halbuki o adam belki de Allah’ın ona gösterdiği bir görüntü, yani yok adam belki de. Nereden biliyorsun, değil mi? Ona hidayet verecek olan Allah’tır. Ama kadındaki Allah’ın tecellisini insanların görmesi lazım. Eğer kadın hak edilen değer verilirse cennet varlığı gibidir, çok müthiş bir varlıktır. Dünyanın en güzel süsü kadındır. Akıl almaz bir sevgi gösterir, akıl almaz bir tutku gösterir, akıl almaz güzel ahlak gösterir, akıl almaz bir sanat gücü vardır hepsi ortaya çıkar. Ama üzersen iptal olur, çöker. Güzelliği de gider, sağlığı da gider çok nazik bir varlıktır. Onun için Allah “süs içinde yetiştirilen” diyor ayette, çiçek gibi, Kuran’da ona dikkat çekilmiş. Çok nazik varlıktır. Birçok insan da kaba davranır, hakaret eder, oturup ona üstünlük taslar. Halbuki bir adam zeka üstünlüğü olduğunu iddia ederse, öyle bir iddiaya girerse, kadını ezmeye kalkarsa, kadın zaten kendisine saygısını kaybeder, ondan sonra da iptal olmuş olur. İptal olduğunda da bir işe yaramaz, Allah esirgesin, gücü gider. Onun için Müslüman’ın Müslüman’a iltifat etmesi, gönlünü alması, iyi, doğru, güzel yönünü vurgulaması önemlidir, sevgi göstermesi önemlidir, iltifat önemlidir. Hakikaten doğru olan, üstün yönlerini söylemesi lazım. “İltifat etmeyin” diyor. İltifat etme, sevgi gösterme, gülme, etrafa bakma, konuşma; “öl” diyorsun, bir tek geriye kalan o oluyor, inşaAllah. Onun için, bana böyle zırt pırt yazı gönderiyorlar, “Atatürk şöyle dedi, böyle dedi” diye. Bırakın bana masalı yani “ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz” derler. Ben icraata bakarım. Pırıl pırıl dindar bir toplum var Türkiye’de şu an. Osmanlı’nın son döneminde felaketti ortam, Allah esirgesin. Bağnazlık etrafı sarmıştı ve Osmanlı’yı yıkan da bağnazlıktır, gerici düşüncedir. Herkes bunu biliyor, bu bir gerçek. Atatürk’ün bize verdiği bu fırsatı bir kere bizim çok iyi değerlendirmemiz lazım. Mesela laikliğe sıkı sıkıya sarılmamız lazım. Laiklik nedir? Münafıklığın tentürdiyotu, laikliği yaranın üstüne bastın mı oradaki mikropları öldürür, münafıklık kalmaz. Laiklik öyledir. Demokrasi kafayı açar. Demokraside de totaliter yapı olmaz, baskı sistemi olmaz. Bu ikisine sıkı sıkıya sarılmak lazım. Bir de insanların hür fikrine saygı duyulması lazım, yani baskıdan şiddetle kaçınmak lazım. Zorla hizaya getirmek çok büyük ahlaksızlıktır. Onun için Cenab-ı Allah ayette diyor; “dinde zorlama yoktur” bitti. Dinde zorlama yoktur ayetinin üzerine daha açıklama olmaz. “Ama” diyor, aması yok. “Dinde zorlama yoktur” diyorsa Cenab-ı Allah, konu bitti, inşaAllah.

Bir de Allah aşkına bana abuk sabuk şeyler göndermeyin. Kimi Mehdilik iddia ederek yazı yazıyor, kimi uzaylı bilmem ne. Memlekette ne cins adamlar var. Kimi “gel bana biat et” diyor. Espri mi yapıyorlar, ne yapıyorlar. Ne bitip tükenmez olaylardır bunlar.

Kardeşim, bir de babası, anası dine, İslam’a muhalif, otuz kere laf söylerler. Bilirim ben, ailemde, akrabalarımda falan da görürdüm. Dindar adam, ama bir gün çıkar dine, imana muhalif laf söyler, bir söz eder hiç önemli görmezler. “Atatürk içki içiyordu, dindar olamaz” diyor. Lafa bak da hizaya gel. Senin baban içmiyor mu? İçiyor. “Dindar” demiyor musun? “Dindar” diyorsun. Sana ne içkisinden? En fazla günahkar olur, sana ne, inşaAllah. Değil mi? Burada bir samimiyetsizlik var, anormal hareketler var. Ama benim milletim çok şahane. Türkiye’de gençlik zehir gibidir. Bakıyorum gençlere hepsi cin. Genç kızlar da öyle, acayip zekiler. Şu internet olayı bir kere dehşet oldu, kafaları berrak. Yobaz olmaları bir kere mümkün değil. Allah’a çok şükür bir kere oradan kurtardık, yani yobazlığa hiçbir şekilde kayacak gibi değiller. Daha hala “yobazlık tehlikesi var” diyor. Nereye yobaz olsun? Böyle aydın bir nesile, böyle bir ifade hakarettir bir kere, mümkün değil. Bizim gençliğimiz şahane, çivi gibiler evelAllah, sırım gibiler. Yalnız, spora falan pek önem vermiyorlar, sigaracı takımı çok. Onları bir kere bıraksınlar, inşaAllah, değil mi? Spora ağırlık verecekler. Bir de sıfır beden edebiyatı var, onun için çok sağlıksız nesiller yetişiyor. Şu kadarlar kardeşim, böyle insan olur mu? Bol bol sebze, meyve yiyin, Osmanlı genç kızı olun, delikanlı olun. Delikanlı dediğin bastı mı titretecek ortalığı, o ne ki öyle? Bir zayıflık modasıdır aldı, gitti. O doğru değil, sıfır beden. Müminin kuvvetli olanı makbuldür, hadis var, inşaAllah. Babayiğit olacaklar, delikanlı olacaklar. Ufukları rahat olacak, kendilerine psikolojik baskı yapmayacaklar. Öyle yaparlarsa çökerler, insan zayıf varlıktır. Onun dışında İttihad-ı İslam sözüm doğru. Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili sözüm doğru, Hz. İsa Mesih (a.s.) doğru, Kıyamet’in yakın olduğu doğru, yani 2120 tarihi doğru, 70 yıllık bir süre kaldığı doğru. Kardeşim bakın, bir daha Mahmut Hoca gibi bir mürşit geliyor mu? Gelmiyor. Buradan bile anlıyoruz Kıyamet’in yakın olduğunu. Şeyh Nazım Kıbrısi gibi bir daha bir alim geliyor mu? Mehmet Şevket Eygi gibi bir daha bir hoca çıkıyor mu? Çıkmıyor. En alası Cübbeli Ahmet gibi tipler oluyor. Tabii yeni yetişen kişilerden var, değerli kişiler, ama en beğendikleri bu adam. Görüyorsunuz adamın vaziyetini. Yok, alim kalmadı, kalmıyor. Mesela Şeyh Nazım Hocamız konuşuyor, ne kadar üsturuplu, ne kadar şahane cümleler. İnsan düşünüyor, onun gibi konuşmayı insan düşünüyor, olacak gibi değil, mükemmel cümleler kuruyor. Doksanına dayanmış yani, piri fani. Mükemmel bir hafıza, mükemmel cümleler kuruyor ve en can alıcı noktalardan kısacık bir açıklama ile olayı kökten hallediyor, izah ediyor, mükemmel. Gelenler orada bir ferahlık buluyorlar, bir açıklık buluyorlar yanına yaklaşanlar. Ama tabii böyle insanların yanına giderken de grip, nezle oluyor; daha önce de söylemiştim, gidip sarılıyor. Niye densizlik yaparsın? Şimdi o yaşlı bir insan, 90 yaşındaki bir insana sen gidip sarılırsan grip, nezleyle, Allah esirgesin, sen ona geçireceksin onu. Vicdan azabı çekmeyecek misin? Ne işin var, git düzel, sağlıklı hale gel, steril ol, elini güzelce yıka, ayağını yıka tertemiz, değil mi? Oraya, buraya dokunuyor gidiyor eline, yüzüne sürüyor. Olur mu? Çok özen gösterilmesi lazım, bu insanlar çok değerli insanlar.

Yaratılış Atlası’nın dördüncü cildini hazırlıyorum, uyku bana yasak. Günlerden beri iki saat, üç saat uyuyorum ama bitirmek üzereyim. Kardeşim, çok rahat bitiririm zannettim, öyle değilmiş. 5 ve 6.’yı da hazırlıyorum Yaratılış Atlası’nın, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Hocam, siz yıllardan beri PKK’nın Stalinist, Leninist, Darwinist bir örgüt olduğunu anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Komünist, kardeşim biz komünizmin ve sosyalizmin sosyal adalet yönüne bir şey demiyoruz, onu Mehdiyet’ten almışlar çünkü. Mehdiyet’ten almışlar, Mehdiyet’e aittir sosyal adalet yönü. Komünizmin Allahsız, kitapsız, vicdansız, kan dökücü yönüne karşıyız biz; sosyalizmin, komünizmin. Aileyi, dini ve devletin reddeden yönüne karşıyız. Yoksa tabii ki sosyal adalet olsun isteriz, fakirler korunsun isteriz, işçiler korunsun isteriz. Kim istemez, değil mi? Ama işçi sınıfı diye de ortaya çıkmak, ne yapıyorsun, ne sınıfı? İşçidir adam, yarın bir gün patron olur, bilmem ne olur, ne demek sınıf, bilmem ne? Mantıksız laflar, değil mi? Memur sınıfı falan; hep vatandaş, kardeşiz. Köylüsü de olur, işçisi de olur, karmakarışığız. Mesela benim dedem köydeydi. Akrabalarımdan işçi olan da var, memur olan da var. Ne alakası var? Şimdi babası işçi, annesi memur, öbürü öğrenci herkes bir sınıfa mı sahip şimdi burada. Bu ne demek? Aynı aileden, sen kendi sınıfına git, ben kendi sınıfıma gideyim, o, o sınıfa gitsin, böyle hikaye olur mu? Böyle bir şey yok. Ve komünizm de artık etkisi kaybetmiş. O zamanlar modern bir şey olarak zannediliyordu. İngiliz gençleri “ho ho ho shi minh” falan diyerek şamata yapıyorlardı 1971’lerde falan. O zamanlar modern biliniyordu “ho ho ho shi minh, iki üç, daha fazla Vietnam, Ernesto’ya bin selam” falan öyle şamata yaparlardı o zamanlar. Che’nin var ya yandan, ağzında puroyla falan biraz da romantik buluyorlar o tip şeyleri, dağlarda millete kurşun sıkıyor bilmem ne onu yiğitlik gibi görüyorlar. Kardeşim tamam da, burada kitle katliamı yapıyorsun, oradaki dindar adamları yok ediyorsun, bilmem ne yapıyorsun, bunun tatlı hikaye yönü yok. Kan döküyorsun sen, bunun neresi tatlı? Sosyal adalet; sen nereden öğreniyorsun bunu? Mehdiyet’ten öğreniyorsun. Mehdiyet’ti nereden öğrendiniz? Tevrat’tan öğrendiniz, Kuran’dan, hadislerden öğrendiniz Mehdiyet’i. Tek dünya fikrini oradan öğrendiniz. Bütün insanlığın kardeş olma fikrini nereden öğrendiniz? Tevrat’tan öğrendiniz ve hadislerden öğrendiniz. Dolayısıyla nedir? Dinsizlik, mutluluk getirmeyeceği belli, dinsizlik karamsarlık meydana getirir. Dinsiz bir adam mutlu olmuyor ki, acı çekiyor. Dinsiz olup da mutlu olan var mı? Bana bir gösterin. Ya intihar ediyorlar, ya kara kara düşünüyorlar, kös kös. Din insanı mutlu eder, açar, ferahlatır.

ALTUĞ BERKER: Sizin anlattığınız PKK’nın bu yapısını, gazeteciler yeni yeni dillendirmeye başladılar. Örneğin; Star Gazetesi’nde İbrahim Kiraz, PKK’nın yönetici kadrolarının dine yaklaşımının dogmatik Marksizm’e dayalı olduğunu, dolayısıyla dini, kitlelerin afyonu olarak gördüklerini ve Öcalan’ın yazılarında da bunun açıkça ifade edildiğini söylemiş. Aynı gazeteden Sedat Laçiner de, Kürtlerin özgürlük ve demokrasiye Öcalan’ı izleyerek asla kavuşamayacaklarını, çünkü Öcalan’ın aynı Saddam kafasında bir insan olduğunu...

ADNAN OKTAR: “Özgürlük ve barış tüm insanların özlemi olacak yakınlarda” diyen birisi vardı bir zamanlar, bir şarkıcı, neydi onun ismi?

ALTUĞ BERKER: Ali Rıza Binboğa.

ADNAN OKTAR: Ali Rıza Binboğa, çocukken ne çileler çektik kardeşim, neler dinlemek mecburiyetinde kaldık düşünemiyorum.

ALTUĞ BERKER: Öcalan’ın Saddam kafasında olduğunu, onun lider olacağı bir devletin ancak Stalin kafasıyla kurulmuş olan bir diktatörlük olacağını söylemiş. PKK’nın Saddam’ın Irak’ı, Kaddafi’nin Libya’sı gibi bir devlet hayal ettiğini, bu nedenle Kürtlerin baharının PKK’dan değil ancak Türklerin baharından geçtiğini ve Türk baharından ayrılan Kürt kardeşlerimizin kendilerini bir diktatöre teslim etmiş olacaklarını söylemiş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, nihayet anlattıklarımız meyvelerini vermeye başladı. İlk defa, ağızlarına sağlık, köşe yazarları Marksist, komünist düşüncenin PKK’nın ideolojisi olduğunu söylemeye başladılar ve eleştiriler de teknik yönden çok mükemmel olmaya başladı, bu güzel. Eskiden çorba edebiyatı yapıyorlardı. “Babanızın, ananızın çorbasını için” diyorlardı. Şimdi, olaya gerçekçi ve akılcı yaklaşıyorlar.

ALTUĞ BERKER: Vesilenizle Hocam, evet, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Deniz, Mahir, Ulaş kurtuluşa kadar savaş” falan diyorlardı. Demirel; “neden kurtuluyorsun kardeşim?” derdi. Demirel çok şahane adamdı. Bilmiyorum niye hiç gündeme getirmiyorlar onu. Deniz Gezmiş asıldığında ben çok sarsılmıştım, acayip rahatsız olmuştum. Mahir Çayan, onlar çok efendi çocuklardı. Ulaş Bardakçı, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Kadir Manga bunlar çok kafalı, zeki çocuklardı. O zamanlar bunların idam edilmesi çok acayip, kanım çekilmişti, hayret etmiştim. Aslan gibi delikanlıyı asmak ne demek? Deniz Gezmiş mesela 1.90 falandı, çok kültürlü çocuktu, 3 yabancı dil biliyordu. Bayağı zekiydi, çok efendi, vatansever bir çocuk. Astılar çocuğu, ayağı yere değmiş. Ne eziyettir, ne ızdıraptır. Çok uzun süre ipte can çekişti. Ne yapıyorsunuz? En fazla müebbet hapis verirsiniz, biterdi, keşke o zamanlar çıksaydı. Ben tabii kanun, hukuka bir şey diyemiyorum, ama benim gönlüm, istediğim tabii idamın olmamasıydı, müebbetle konu bitebilirdi. Adnan Menderes’te de, ne gerek kardeşim? Fatin Rüştü Zorlu, Polatkan falan bunların asılmaları çok acayip. Müebbet hapis verirsin, sonra bir şey olur, bir yol çıkar. Bakın şimdi de üzülüyorlar. Menderes’i astıklarına üzülüyorlar, Deniz Gezmiş’i astıklarına üzülüyorlar. Ne gerek? Onlar Orta Doğu’da falan çok seçkin delikanlılardı, Sinan Cemgil falan. Bunlar hakikaten vatanseverdiler. Marksist, Leninist yetiştirilmişler, Darwinist, materyalist yetiştirilmişti onlar. Bilmiyor çocuklar, Darwinizm yetiştirilince, materyalist yetiştirilince ne yapsın? Din de Cübbeli kafasıyla anlatılıyordu, arada kaldı çocuklar. Kardeşim, şimdi Darwinist yetiştiriyorsun, materyalist yetiştiriyorsun, doğanın diyalektiğinden, tarihin diyalektiğinden bahsediyorsun, resmi olarak anlatıyorsun, onlar da tek yol, kurtuluş o zannettiler o zaman, o devirde. Karşıt düşünce de yok, anlatılmıyor da. “Gelin sizi asalım”, benim vicdanım bunu kabul etmiyor. Çok acayibime gitti. O zamanlar çok şaşırmıştım. Allah rahmet etsin diyorum çocuklara, ne diyeyim? Çok acayip bir durum oldu, inşaAllah. Ülkücü gençlerden de astılar, çok fazla ülkücü genç asıldı. Hem Darwinist, materyalist yetiştiriyorlar, ondan sonra da “gelin sizi asalım” mantığı gelişti o zamanlar. Darwinist, materyalist yetiştirince, otomatik böyle bir gençlik çıkar ortaya. Onun için Darwinizm’i, materyalizmi şimdi durdurduk, komünizmin K’si yok, gelişemiyor. PKK’ya ulaşabilmiş olsak, ta kemiklerine, iliklerine kadar vururuz; ilmi olarak, bilimsel olarak, ama ulaşamıyoruz. Çünkü dağdaki insanlar cahil insanlar. Biz onlarla bağlantı kuramayınca, adamlar tek yanlı eğitim veriyorlar. Ulaşabilsek, o konuyu da hallederiz, inşaAllah.

Kuran’da kadehten bahsediliyor, ayette. “Tepsilerde gezdirilir” diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. “Ve içenlere de baş dönmesi ve rahatsızlık vermez” diyor Allah. “Şarap içecekler” diyor Allah, cennet şarabı, ama bildiğimiz şaraptan değil tabii. Kadeh kadeh içeceğiz inşaAllah, ağır cennet sofralarında. Aynı sistemdir, bu sistemin daha net ve berrağıdır. Yani renkleri bize gösteren, sesleri duyuran Allah “daha net, renkli ve berrak bir sistemle sizi yeniden yaratacağım” diyor Allah, “yepyeni bir yaratılışla” diyor. Fizik kanunları yeniden değişiyor. Bu fizik kanunları değil, başka fizik kanunları olacak, çünkü kanunu da Allah yaratır, insanı da Allah yaratıyor. Yeni yaratılışımızda bütün fizik kanunları değişiyor. Mesela burada kana ihtiyacı var vücudun, ahirette öyle ihtiyaç yok, kana ihtiyaç yok. Yani vücut kan olmadan canlı kalıyor, ihtiyacı kalmıyor, inşaAllah. Hücrelerin gıdaya ihtiyacı yok, gıdayla beslenmiyor hücre. Hücre hiçbir şekilde ölmüyor, vücut hücresi ve alıştığımız, bildiğimiz bir sistem de değil, bambaşka bir sistemle yaratılıyor, inşaAllah. Bu berraklaşma önümüzdeki yıllarda daha da artacak. Hıristiyanların kafası da daha açılacak, Musevi kardeşlerimizin kafası daha açılacak. Kardeş derken dünya kardeşi, Cübbeli hemen hoplamasın oradan. Din kardeşi ayrı, dünya kardeşi ayrıdır.

ALTUĞ BERKER: Suriye’de de katliamlar devam ediyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu Beşir Esad mıdır, nedir, bu çocuk aklını başına alsın. Toplasın meclisi, “biz Türkiye ile birleşme kararı aldık” desin. Daha önce de böyle bir karar alacaklardı bunlar, döndüler ondan. Suriye zaten Türkiye’nin doğal devamıdır. Aslında işin doğrusu, Türkiye’ye ait bir yerdir Suriye, yani Türkiye’nin doğal devamıdır. Irak da öyledir, Türkiye’nin doğal devamıdır, suni ayırdılar. Türkiye ile birleşme kararı alacaklar. O gün sütliman olur iş, acayip rahatlarlar. Çok modern bir Suriye kurulur, süper rahat ederler. Mehmetçik yeri, göğü inletir. Orada, Şam caddelerinde uygun adım bir geçsinler, konu biter. Herkes alkışlar, bağrına basar. Yer gök inler alkıştan bizim koç yiğitler oraya giderse, konu biter. Beşir Esad’ın düşünmesine gerek yok, Türkiye’de de çok sevilir, bağrına basar millet onu. Polis katil Suriye’de. Suriye polisi çok kalleş ve acımasız. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün bir uzantısı gibiler, gibi değil öyle.

ALTUĞ BERKER: Terörist başını saklamışlardı.

ADNAN OKTAR: Aynı, acayip psikopat bir örgüttür, psikopat bir yapılanmadır. Nefis bir yerdir Türkiye. Türk ordusu tertemiz, efendidir. Davet etsinler Türk ordusunu, “yatıştırsınlar burayı” desinler, konu kökünden hallolur, bu kadar kardeşim, uzatacak bir şey yok. Öbür türlü kan gövdeyi götürecek, acayip ızdırap olacak. Ama yapamıyorlar, çünkü Hz. Mehdi (a.s.)’a ihtiyaç var. Allah izin vermiyor, illa ki Hz. Mehdi (a.s.). Muhammed Mehdi Muntazır; ebcedi bile 1979 tarihini veriyor, Muhammed Mehdi Muntazır, yani Arapça kelimelerinin toplamı, ebcedi 1979 tarihini veriyor, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam. Üç haftalık tavşan yavruları göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: 3 haftalık, kardeşim eline alacaksın bunları ısıracaksın, yiyeceksin bunları. Şu şekerliğe bak, yün yığını gibi acayip şeker. Bizim kedilerden bir tanesi, baktım pencereden tek bir yavrusu var. Annesi onu yalıyor, o da annesini, ikisi birbirini, o annesini yalıyor o da yavrusunu yalıyor. Pırıl pırıl olmuşlar. Eşek gibi olmuş kerata, kocaman olmuş. Sesi geliyordu, “nerede acaba hazret” falan diyorduk, bugün görme şerefine nail olduk, pencereden bakınca gördüm. Annesi dikkatlice bakıyor yukarıya, yamuk bir olay olmasın falan gibisinden. Zaten pencereden kimse bir şey yapamaz, yapamayacağı belli acayip titiz, maşaAllah.

ALTUĞ BERKER: İnternet sitenizi tanıtıyorum, inşaAllah. www.evreninvarolusu.com Allah Zariyat Suresi’nin 47. ayetinde şu şekilde buyruluyor." Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.” 20. yüzyılın başında keşfedilen Big Bang teorisi ile kainatın yoktan yaratıldığı bilimsel olarak anlaşıldı. Big Bang teorisine göre kainatın sıfır hacim, sonsuz yoğunlukta tek bir noktadan hızla genişleyerek var olduğu anlaşıldı. Sıfır hacim aslında tam anlamıyla yokluk demek. Yani kainat Allah tarafından yoktan var edilmiştir. Kardeşlerimiz bu sitede Big Bang ile ilgili bilimsel açıklamaları okuyabilirler. Bu patlamada bilinmesi gereken çok önemli detaylar var. Patlamadan sonraki genişleme hızı milyar kere milyarda bir oranda bile farklı olsaydı evren asla oluşamayacaktı. Biraz daha yavaş genişlese, çekim gücü nedeniyle içine çökecekti. Biraz daha hızlı genişlese kozmik materyal tamamen dağılıp gidecekti. www.evreninvarolusu.com sitesinde bu ve buna benzer kainattaki ve kainatın yaratılışındaki hassas dengeler anlatılıyor. Ayrıca bu gerçeklerin 1400 sene önce, Kuran’ı Kerim’deki ayetlerde nasıl bildirildiği de açıklanıyor, inşaAllah. Sitenin ismini tekrar ediyorum www.evreninvarolusu.com

ADNAN OKTAR: Bu, evrenin varoluşu ne kadar acayip yani çok çok acayip. Şimdi, en başta boşluk var, bomboş boşluk var. Birden boşluğun içinden “küt” diye bir patlama oluyor, saniye hesabıyla kainat meydana geliyor ve uçsuz bucaksız, ucu bucağı yok. Katrilyonlarca kilometre genişlikte, ucu bucağı olmayan mükemmel bir kainat. İlk başlangıcına bakıyorsun, şu kadar (kalem ucu) bile değil, şu kadar bile değil. Hiçbir şey yok, boşluk. “Küt” diye patlayıp çıkıyor, bir anda. Allah “ol” diyor, hemen başlıyor. Bir noktadan sürekli yayılıyor. Zaten kainatın başlangıcını anlamak için alim olmaya gerek yok ki. Bir şey bir noktadan itibaren etrafa doğru genişliyorsa, başlangıcı olduğu belli değil mi bunun, değil mi? Bir noktadan sürekli genişliyor. Başlangıcı olmadan mümkün değil genişlemesi zaten. Tabii bunların çok dikkatli tefekkür edilmesi lazım. Oradaki o ince hesaplar, ince detaylar, arkasından proteinin yapısı, kofulların, mitakondrinin yapısı, her şey çok acayip. Görüntünün bu kadar net olması, beynimizde böyle bir görüntü oluşması tam renkli, sesin stereo olması, görüntünün üç boyutlu olması ve şu kadarcık yerde olması yani, Allah çok nefis yaratıyor. Her şey çok acayip, çok şaşırtıcı. Ne güzel, yokluk olacakken varlık olmuşuz. Bir de mümkün değil bir daha yok olması, var olan bir şeyin yok olması mümkün değil. Mesela hiçbir konuşmamız yok olmuyor. Allah ayette “konuşmalarınızı, hatalarınızı örteceğim” diyor, bakın “yok edeceğim” demiyor, “örteceğim” diyor. Hiçbir şeyin yok olması mümkün değil. Bir insan bir suç işlediğinde o yok olmuyor, Allah sadece onu örtüyor. O, sonsuza kadar yok olmaz, o kalır. Allah’ın bilgisinde kalıyor. Bilgisinde diyeyim, öyle anlayın. O görüntü, şekil olarak, hayat olarak aynen durur, hiçbir şekilde değişmez. Mesela şimdi biz bu konuşmayı yapıyoruz, bizden ışık ışınları uzaya yayılıyor. 10 yıl sonra benim bu konuşmama ait ses dalgaları, görüntü başka bir galaksiye ulaşmış olacak. 10 yıl sonra ben daha yeni konuşuyor oluyorum onlara, daha yeni beni görecekler, 10 yıl sonra. 50 yıl sonra bir başka gezegene ulaştığında ses dalgaları ve görüntüm, onlara da daha ben yeni sohbete başlamış oluyorum. Tabii dünyanın ömrü olsa, 1 milyon sene sonra ben daha yeni konuşmuş oluyorum onlara, yeni yeni görüntülerimi görüyor. Güneş’te patlama oluyor, buraya gelişi bir hayli vakit alıyor. Uranüs’te, Neptün’de, Plüton’da bir olay oluyor buraya gelişi muazzam vakit alıyor, daha yeni olmuş gibi seyrediyor insanlar. Halbuki mesela bazı yıldızlarda 1 milyon sene önceki olay olmuş oluyor. Bazılarında 10 ay önce olmuş olay oluyor. 10 ay önce olmuş, ama daha yeni geliyor dünyaya görüntüsü.

“Selamun Aleykum, lütfen okuyun Hocam.” Pınar Güloğlu, bu kadar okuyayım çünkü uzun. Nusret Türkmen, Fransa. Samir Aliyev, Nermin Onay. Danimarka, Norveç’ten, İsveç, Almanya’dan yazan bir hayli kardeşlerimiz var. Cübbeli ile uğraşmayın internette falan, böyle şeylere gerek yok, bunlar çok mantıksız şeyler. Cübbeli’yi yenseniz ne olacak, ne kazanacağız? “Cübbeli bitti” desek, farz edelim, İttihad-ı İslam mı bu? Bir zafer değil ki bu. O gariban, neydi onun ismi? Kafasında bal kabağıyla gezen, kafasına takıyor.

ALTUĞ BERKER: Evrenesoğlu.

ADNAN OKTAR: Evrenesoğlu, ona deli gibi kafayı takıyorlar. Adam gariban, meczup adam, sorunlu adam, oturup onu ezmenin alemi ne? Adamın doksan tane sözü doğru, on tanesi anormal, yanlış. Onları koyarsın bir kenara, doğru olanı al. Cübbeli’de de öyle, biz doğru olanları alırız, anormal olanları da anlatıyoruz, ama onlarla deli gibi kapışmak, internette işi, gücü bırakıp onlarla uğraşmak; en son uğraşacağımız adamlardır, hiç gereği yok. Biz Cübbeli’yi anlatırken, ahir zamanı mükemmel anlatıyor o yüzden anlatıyorum. Adam mükemmel anlatmış Mehdiyet’i. Beyan Dergisi’nde; geçmiş sayılarına baktık, çıkarttık, bir sayı, iki sayı, üç sayı değil. Cübbeli Hz. Mehdi (a.s.)’ın 1400’de geleceğini çok kapsamlı anlatmış. Ümmetin ömrünün de hicri 1500’lerde biteceğini çok kapsamlı anlatmış ve hadislerle anlatmış, Suyuti’den anlatmış. Ama şimdi çıkıyor “nereden çıktı bu hadisler, böyle bir şey mi var ki?” diyor. Anlatmışsın, detay detay en ince detayına kadar anlatmışsın. Baksana, her yerde anlatıyor. Bak hicri 1500, 1507, 1545, Kıyamet’in kopuş tarihini de vermiş, inşaAllah. Kendisi anlatmış Bediüzzaman’dan kaynak vererek. Yine Beyan Dergisi Haziran 2003, burada da çok kapsamlı anlatmış Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda geleceğini, 1980’de çıkacağını. Süneni İbn-i Macce’den, Bediüzzaman’dan, Suyuti’den alarak acayip kapsamlı anlatmış. Yine bir dergisi daha vardı, öbür sayısı da, baktıkça buluyoruz. Adam ilmini konuşturmuş, maşaAllah. Biz de naklediyoruz, o kadar. İşin doğrusu, adam Mehdiyet’e muazzam hizmet eden birisi. Oturup onunla kapışmaya gerek yok. Bir de sapkın düşüncelere karşı da iyi yani, güzel. Cübbeli değil, o cemaat iyi. Adam abuk sabuk konuşuyor, “kader yok İslam’da” diyor. Adam bizim adımıza faaliyet yapıyor, gayet güzel, anlatsın. Şimdi Cübbeli değil orda, o cemaat değerli bir cemaattir. Orada çok güzel faaliyetler var, çok güzel cevaplar veriliyor. Cübbeli kendisini ön plana çıkartmaya çalıştı, ama o bizim lehimize oldu. Benim etrafımdaki insanları dağıtmaya çalıştı, o da çok lehimize oldu. Biz bir cevher keşfetmiş olduk bu şekilde ve adamı Mehdiyet’e acayip hizmet ettiriyoruz. Ben ne bileyim onun bu kadar Mehdiyet’i anlattığını, mükemmel anlatmış zamanında, ama faydalı yönünü alıyoruz, inşaAllah. Dolayısıyla kapışmalara falan gerek yok, biz hiç kimseyle uğraşmayalım. Biz hakkı anlatalım, doğruyu anlatalım. Facebook’ta kapışmak yok, boş işler bunlar, işi gücü olmayan adamlar. Onlar zaten kavgacı tipler, Cübbeli’nin etrafında 10-15 kişilik bir ekip var bunlar kavgaya meraklı. Biz öyle değiliz, biz sevgi insanıyız. Bizim öyle bir derdimiz olmaz.

ALTUĞ BERKER: Hz. Hasan (r.a.) ile ilgili bilgi verebilir miyim, inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, benim dedem, canım ciğerim dedem, evet.

ALTUĞ BERKER: Hz. İmam Hasan ve kardeşi İmam Hüseyin, Hz. Ali (r.a.)’ın oğlu olup, Peygamber (s.a.v.)’ın kızı Hz. Fatma (r.a.)’dan dünyaya geldiler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) defalarca, “Hasan ve Hüseyin benim oğullarımdır” buyurmuştur. Bu buyruğa göre, Hz. Ali (r.a.) diğer çocuklarına “siz benim oğullarımsınız, Hasan ve Hüseyin de Peygamberimiz (s.a.v.)’in oğullarıdır” demiştir. Hz. Hasan (r.a.), hicretin üçüncü yılında Medine’de dünyaya geldi. 7 yıl kadar, büyük babası değerli Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında, onun muhabbetli kucağında geçirdi. Önce Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i, ondan birkaç ay sonra da annesini kaybedince de babasının terbiyesi altında büyüdü. Hz. Hasan (r.a.)’ın, herkesten daha fazla Peygamberimiz (s.a.v.)’e benzerdi. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevgisi ve terbiyesi ile yetişen Hz. Hasan (r.a.), mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Hasan (a.s.)’ı çok sever, ona şefkatle muamele ederdi. Babası Hz. Ali (r.a.) şehit olunca, onun vasiyeti ve Allah’ın emriyle İmamet makamına ulaşıp zahiri hilafeti de üstlendi. Altı ay kadar Müslümanların işlerini idare etti. Bu müddette Muaviye, İmam Hasan’ın hilafet merkezine karşı bir ordu düzenleyip savaş açtı. Bilaare İmam Hasan (r.a.) barışı mecburen kabul edip, zahiri hilafeti bazı şartlar altında Muaviye’ye bıraktı. Böylece Muaviye hilafeti ele geçirdi. Daha sonra Irak’a gelip, umumi bir konuşmasında barış şartlarını çiğnedi.

ADNAN OKTAR: Kim çiğneyen?

ALTUĞ BERKER: Muaviye.

ADNAN OKTAR: Tamam.

ALTUĞ BERKER: İmam Hasan (r.a.) 10 yıl süren İmamiyet müddetince, çeşitli baskılar altında geçirdi. Hatta evinde bile can güvenliği yoktu ve bilahare hicretin 50. yılında zehirlenerek şehit edildi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hayattayken, Hz. Hasan (r.a.) ve kardeşi Hz. Hüseyin (r.a.) devamlı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanındaydılar ve bazen de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onları omuzlarına çıkarırdı. Hadislerde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Hz. Hasan (r.a.)’a “o benim fesleğenim” diye sevdiği geçiyor.

ADNAN OKTAR: Çok şeker, maşaAllah.

ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. “Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.) benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır” demiş. “Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin efendileridir.”

ADNAN OKTAR: Dedelerinin omzunda geziyorlarmış, Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Biri sağ omzunda, biri sol omzunda oralarda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onları gezdiriyormuş bahçede falan, mescide giderken falan da. Onların da en hoşlarına giden şeymiş, sarılıyorlarmış dedelerine. Acayip, ikisi de birbirinden şeker, maşaAllah.

ALTUĞ BERKER: “Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin efendileridir” demiş. Hz. Hasan (r.a.), malının tamamını Allah yolunda iki defa harcamış. Üç defa da malını Allah rızası için paylamış. Hilm yani yumuşaklık, rıza, sabır ve kerem yani cömertlik sahibiydi. Bol sadaka verirdi. Aldığı bir hediyeye değerinden fazla karşılık verirdi. 25 kere yaya olarak hacca gitti. Babaannesi olan Fâtıma binti Esed radıyallahu anh’ın yanında, meşhur kubbesinde defnedildi. Hayat süresi 47 yıl olup, bu müddetin 7 yılını Resulullah (s.a.v.) ile 30 yılı babası Hz. Ali (r.a.) ile geçtikten sonra hilafet makamında 6 ay bulundu. Sonra Muaviye’ye bırakarak 9 yıl 6 ay da Medine’de yaşadı. Hicretin 50. yılında vefat etti. Cenazesine büyük bir kitle katıldı, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yobaz düşüncenin korkunçluğuna bak, psikopatlığına bak. Hz. Ömer (r.a.)’ı şehit ettiler, Hz. Osman (r.a.)’ı şehit ettiler, Hz. Ali (r.a.)’ı şehit ettiler, Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.) hepsini şehit ettiler. Bu yobazlık dehşetli bir pislik, rezillik. Konu bu, yobazlık, dertleri bu. Onlar ne diyorlardı? “Kuran yeterli” diyorlardı. Yobazlar ne diyordu? “Biz hurafe istiyoruz” diyorlardı, konu bu. Allah cennette kardeş etsin, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.), “cereyanı münafıkaneyi yani yobazlığı, münafıklığı fikren dağıtacak” diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama daha var, sabırlı olacaklar, inşaAllah. Aceleci takımı hemen olsun-bitsin istiyor. En fazla birkaç ayda bitsin istiyor, öyle değil, çok emek verilecek daha, ama bundan sonra rahat, bundan sonrası kolay, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Kedinin kuyruğunu ısıran bir çocuk var Hocam.

ADNAN OKTAR: Kedinin kuyruğunu ısıran, ne cesaret? Bakayım. Yakışanı yapıyor. Yazık hayvana, yazık. Hayret! Bir şey de yapmıyor hayvan, maşaAllah. Bayağı kuvvetli ısırdı Allahualem ki hayvan bayağı hopladı. Ne uslu hayvan, maşaAllah. Bak hayvanı yemeye kararlı bu. Çok terbiyeli hayvan, maşaAllah. Böyle bir kedimiz olsa da sevsek, maşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Hollanda’dan bir mesaj geldi resimlerle birlikte Hocam. Hollanda’daki konferansları ayarlayan Selami ismindeki kardeşimizden. “Ben ilk Sayın Hocam’a geldiğimde Hocam bana ‘Avrupa’yı kitaplarla donat’ dedi. Hollanda, Fransa, Danimarka, İsveç ve Almanya’daki kardeşlerimizle beraber çalışmak nasip oldu ve Hocam’ın bir kerametidir bu aslında, dediği çıktı Allah’ıma şükürler olsun. İnşaAllah son nefesimize kadar devam edeceğiz. Gönderdiğim fotoğraflarda internetten dağıttığım kitap, VCD, film ve broşürlerin fotoğrafları da var” diyor. Bir multi festival fuarı, ayın 2’sindeymiş, ondan bahsediyor. Burada, kendi çocukları var herhalde, onlar Roterdam’da konferansta A9’u gösterirken fotoğraflarımızı göstermemizi, yorum yapmışız fotoğraflara Hocam onları söylüyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, Yaratılış Atlası’nın olduğu bir yerde deccal buhar olur, söyleyeyim. Deccali buhar yapmak istiyorsanız Yaratılış Atlası’nı masanın üzerine koyacaksınız. Aslan bunlar, maşaAllah, çok güzel.

ALTUĞ BERKER: Hocam 3. kızından sonra ilk defa erkek çocuğu olmuş. İsmini de size sormuşlar, Harun Yahya olmuş ismi.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah! O kadar çok Harun Yahya var ki artık Türkiye’de, maşaAllah. Allah sağlık versin, güzellik versin, uzun ömür versin. İttihad-ı İslam’a hizmet nasip etsin Cenab-ı Allah. Hz. Mehdi (a.s.)’a, Hz. İsa (a.s.)’a talebe olmayı nasip etsin Cenab-ı Allah. Bak yanaklar kırmızı kırmızı, maşaAllah. Allah ilmini genişletsin, kalbine ferahlık versin. Allah üzüntü, azaptan korusun. Müslümanlar’dan üzüntüyü yok etsin Allah. Üzüntü fitnedir, beladır. Müslümanlar üzüntüye yanaşmayacaklar. Gerilimden kaçınmak lazım. Beyin zehridir, beyin zehri. Beyni eritmek istiyorsan, üzüntüyü getirirsin, Allah esirgesin. Güzelliği öldürür, sağlığı öldürür. Üzüntüden, korkudan bunlardan kaçınmak lazım. Vesvese, kuşku, öfke, nefret bunlardan şiddetle kaçınmak lazım. Güzel Pınar, Allah aşkına bırak şu Cübbeli takımını, boş ver sen. Gerek yok onlarla hiç uğraşmaya. Sen hakkı anlat yeterli. “Hz. Mehdi (a.s.) kaç yaşındadır?” diyorlar. Ne bileyim. Ümit Samir, Murat Bozan maşaAllah, bak Avusturya’dan da kardeşlerimiz var, çok güzel, maşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Yiğit Bulut dünkü yazısında, Doğan Grubu’nda çalıştığı dönemde orada yapılan her şeyi yanlış bulduğunu, bu nedenle iki yıl önce hayat boyu rahat edebileceği böyle bir ortamı bırakarak ve Türkiye’nin menfaatlerini kendi menfaatlerine tercih ederek bu medya kuruluşundan ayrılma kararı almış. O zamandan beri iddia edilen Ergenekon örgütünün zihniyetiyle mücadele ettiğini vurgulayarak, “ben o zaman, bu insanları karşıma aldığımda Türkiye hala Ertuğrul Özkök ve bağlantılarının yönettiği gazeteler tarafından yönlendiriliyor ve bu ülke, bu insanlar tarafından kontrol altında tutulmaya çalışıyordu. Ancak ben böyle bir ortamda bağımsız, güçlü, büyük Türkiye hayaliyle, her türlü bedeli ödemeyi kabul ederek doğru bildiklerimi söyleme kararı aldım” demiş. Ve o zamandan bu zamana da duygularının hiç değişmediğini belirtmiş. Doğan Grubu yazarlarının birçoğunun ise tek bir idealinin olmadığını ve menfaatleri onları nereye götürürse onların da oraya yönlendiğini söylemiş. Son günlerde, medyadaki bu etki ajanlarının giderek arttığını belirterek, “Belçika vatandaşı, Türkiye düşmanlarından, internette dipnot düşmeye çalışan kifayetsizlerden, beyaz çorapla evlilik bekleyen Cübbeli Ahmetlere kadar hepsi tezgah üstünde” şeklinde yazmış.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, ben onu bunu bilmem, bu delikanlı, bu koç yiğit helal süt emmiş. Allah gani gani uzun ömür versin, Allah hidayetini artırsın, şahane delikanlı, halis muhlis Müslüman Türk evladı. Böyle koç yiğit çok nadir olur. Helal olsun benim aslanıma. Koç yiğit, bir tek Allah’tan korkuyor. Allah yolunu açık etsin, herkes de sevsin benim bu kardeşimi. Yardımcı olsunlar, yolunu açsınlar, çok muhteşem bir delikanlı. Tam Türk-İslam Birliği yiğidi, hakikaten dava adamı, hakikaten dürüst, çok da kafalı bir çocuk, maşaAllah. Böyle değerli insanlara herkes sevgi duysun, desteklesin, mühimdir. Sessiz seyrediyorlar. Kardeşim, ortaya çıkmış bir koç yiğit. Sen madem bir şey yapmıyorsun, ortada Allah için aşkla mücadele ediyorsa hiç olmazsa sevginle, dostluğunla, muhabbetinle, teşvikinle ve takdirinle destekçi ol. Ona da mı gücün yetmiyor, değil mi? Madem kendi gücün yetmiyor, gücü yetene de destek ol, seyredilmez. Böyle koç yiğitler meydanda Allah rızası için döne döne mücadele ediyorlar Genç Osman gibi, Hz. Ali (r.a.) gibi, “maşaAllah” diyecekler. MaşaAllah, barekAllah, Allah sağlık, sıhhat, uzun ömür versin. Helal olsun yiğidimize, maşaAllah. Allah sayılarını artırsın. Türk basınında böyle koç yiğitler artarsa çok şahane olur. Modern, aydın, aklı başında, Atatürkçü, milliyetçi, Türkiye’nin çıkarlarını en güzel şekilde gözeten ve Türk-İslam Birliği taraftarı, büyük Türkiyeci, laik ve demokrat, özgürlükçü, her fikre açık, çok güzel. Mesela komünisti de çıkarttırıyor orada konuşturuyor, İttihad-ı İslam’ı savunanı da konuşturuyor. Aydın kafası var, güzel, maşaAllah. Ve kimseye de baş eğmiyor, Allah rızası için gayret ediyor. İnşaAllah, öbürleri de öyle olurlar. Zor bir şey değil kardeşim, dürüst olmak, efendi olmak zor bir şey değil ki. Ne olur yani öbür türlü olunca ne kazanıyorlar? Hasta olurlar. Böyle olunca sağlık sıhhat kazanırlar, güzellik olur. Ne anlatacaksın?

ALTUĞ BERKER: Yine Hollanda’dan kardeşlerimiz size hem yazı göndermişler hem de resim göndermişler. Önce resmi göstereyim. Necati Yılmaz isimli kardeşimiz. “Selamun Aleykum yakışıklıların efendisi, nur yüzlü Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Canım Hocam, ailece Türk-İslam Birliği için dua edip, hizmet ediyoruz, inşaAllah. Resimler gönderiyorum. 1 ay sonra, Yüce Rabbim izin verirse vatanımıza izne geleceğiz. Sizi ziyaret etmek istiyoruz ve emanetimi almak için; altın renkli kaleminizi” demiş Hocam.

ADNAN OKTAR: Tamam, bu kalem senin hadi bakalım. Madem kafayı taktın, ayırıyorum kalem seni bekliyor.

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. “Geri, Hollanda’ya dönünce yine Harun Yahya konferansları düzenleyeceğiz” diyor. Ayrıca “efendi, yiğit, yakışıklı” diye iltifat etmiş bizlere, Allah razı olsun. “Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Manevi talebeniz Necati Yılmaz, Hollanda.”

ADNAN OKTAR: Allah sayılarını artırsın, bak ne güzel. Orada o kitaplar oldu mu, o eve geldin mi deccalin kuyruğu cayır cayır yanar, benzin dökmüş gibi, mümkün değil. Yaratılış Atlası’nı gördü mü deccal avanesi ağzı bir yana gidiyor, kulağı bir yana gidiyor, darmadağın oluyorlar, dümdüz olurlar. O kitaplar acayip kızdırıcıdır; deccal avanesi için. Onun için deccal kaçırtıcı özelliği vardır. Sineği nasıl kaçırtıcı şeyler var, o da öyledir. Deli gibi kaçarlar. Çok güzel, maşaAllah, doğru yoldalar. Allah ilimlerini, irfanlarını artırsın.

ALTUĞ BERKER: Hocam, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin kardeşi ve talebesi Abdülmecit Nursi Ünlükul’un bugün vefat yıldönümüymüş. Rahmetle anıyoruz kendisini, inşaAllah. 11 Haziran 1967 günü hakkın rahmetine kavuşmuş. Abdülmecit Nursi’nin kabri Konya’da, Mevlana Hazretleri’nin türbesinin karşısındaki üçler kabristanındaymış.

ADNAN OKTAR: Üçler, yediler, kırklar, göçenler demine devranına, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Hocam iman hakikati olarak, şu an beynimizde olan işlemlerle ilgili bilgi verebilir miyim, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

ALTUĞ BERKER: Beyinde saniyede 10 üzeri 16 işlem gerçekleşiyor. Tek bir sinir hücresi aynı anda 200 binden fazla bilgiyi naklediyor.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, hayret! Bunlar öyle söylenip geçilecek şeyler değil, çok şaşırtıcı.

ALTUĞ BERKER: Eet Hocam inşaAllah. Beyinde sayıları 10 milyar civarında olan sinir hücreleri bulunur ve bu hücreler arasındaki iletişim 100 trilyon bağlantıyla sağlanır. Her sinir hücresi saniyede 300 akım iletir. Her bir sinir hücresi kendi üzerine düşen görevi 1 milisaniyede yani saniyenin binde birinde yerine getirir. Beyin her saniye dışarıdan ve vücudun içerisinden gelen 750 milyon uyarıyla ilgilenir.

ADNAN OKTAR: Yerim ben seni, bu ne şekerlik. Gel gel gel, yerim ben onun tatlı canını. Şu şekerliğe bak, şu bala kaymaklığa. Ah benim canımın içi, şu şekerliğe bak, tipin tatlılığına kuzu gibi. İsmi Pamuk bunun. Yerim ben onu bak suya bakıyor dikkatlice. Sen boş ver suyu, şu kameraya bak bakalım ablalar, ağabeyler seni görsün. Nasılsın benim canım? Yiyeceğim seni, Allah esirgesin. Bu ne usluluk, bu ne şekerlik, bu ne ballık, bu ne kaymaklık, bu ne şekerlik. Bu şekerlik normal değil bu şekerlik, patiler matiler. Ah benim canım ah, dünyanın en tatlılarından, pamuklarından. Yiyeyim mi ben seni. Benim şekerim, balım, kaymağım. Yerim ben seni, sen çok tatlısın biraz fazla şekersin sen. Bu nedir bu böyle, maşaAllah.

ALTUĞ BERKER: İddia edilen Ergenekon terör örgütü davası kapsamında ifade veren bir gizli tanıktan edinilen bilgilere göre, 2006 tarihinde gerçekleşen Danıştay baskınının bir benzerinin Malatya’da planlandığı ortaya çıkmış. Gizli tanık verdiği ifadede; 2007 yılında başörtüsü karşıtlığı ile bilinen Malatya İnönü Üniversitesi rektörü Fatih Hilmioğlu’nu öldürmek için, iddia edilen Ergenekon sanıklarından birinin kendisine emir verdiğini belirterek, cinayette kullanılacak olan kalaşnikofun gömüldüğü yeri de savcıya göstermiş. Ayrıca emri veren kişinin kendisine; “sen güvendiğimiz bir elemansın, rektörü öldürmek çok basit bir iş. Örneğin; biraz önce buraya geldi, çıktı-gitti. Yol güzergahında istediğin yerde öldürebilirsin” dediğini, ardından da kendisine kesinlikle bir zarar gelmeyeceğini, yakalansa bile hakim ve savcıların kendisinin emrinde olduğunu söylediğini belirtmiş. Ancak, daha sonra bu kişilerin kendisini kullandığını düşünerek rektörü vurmaktan vazgeçmiş.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu ne kepaze örgüttür, bu ne manyak örgüttür, ne tehlikeli insanlar bunlar. Böyle bir şeytani, manyak yapılanma inanılır gibi değil bunların pervasızlığı ve deliliği. Ne istiyorsunuz memleketin aydınlarından, insanlarından? Tahayyül edemiyorum bu psikopatlığı ben, açıklayamıyorum. Nedir zorunuz? Aman kardeşim aman, bütün vatandaşlarımız devlete sahip çıksın, hakimlerimize, savcılarımıza destek olalım bu melanet şebekesi ortadan kalksın. Ben yargılananlara falan bir şey demiyorum, bunlar ayrı konu, mahkeme karar verir, ortaya çıkar. Ben bu dışarıdaki asıl it kopuk, faaliyet yapan çakalları kastediyorum.

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Bir sevimli köpek göstereceğim Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hayret! Oyuncak gibi, ne yapıyor o? Olsa da sevsek.

ALTUĞ BERKER: Süleyman Demirel’den bahsetmiştiniz, onunla ilgili bir haber göstereyim Hocam. Kürt meselesinin çözümü konusunda bir açıklama yapmış. Şöyle demiş; “Her gittikleri yerde konuştukları bu vatan üzerinde ameliyat yaptırmayız. Yani ‘vatan bir, devlet bir, bayrak bir ve millet bir’ sloganıyla bu meselenin çözümü nasıl bağdaşacak onu da bilmiyoruz. Bu meseleyi ne yaparak, nasıl çözeceksiniz onu da bilmiyoruz. Ama biz daha önce konuştuk ki, Türkiye birliğinden fedakarlık yapmak suretiyle, Türkiye birliğinden bir takım tavizler vermek suretiyle varılacak sonuç, Türkiye’de uzun süre rahatsızlığa sebep olabilecektir. Yani seçim sonrasında herkes aklını başına toplar da kan dökülmesini bir kenara bırakır, gelin konuşalım şeklinde bir adım atılırsa mutlaka bir çare aranacaktır, bulunacaktır” demiş.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, çare sevgi, kardeşlik, dostluktur. Kürt kardeşlerimizi bağrımıza basmaktır, onlara şefkat göstermektir. Adam Mardin kimliğini gördüğünde işe almazsa bu ahlaksızlıktır, vicdansızlıktır, zulümdür. Bilakis Güneydoğulu kardeşlerimiz çok tatlı ve güzel huylu insanlar, sadık ve güzel ahlaklıdırlar. İftihar et, değil mi, ne alaka? İnsan bilakis onun tersine, aksine hareket eder, bağrına basar. Bütün mesele oradaki kardeşlerimize şefkat, sevgi ve saygı göstermekte. Onlar bizim canımız, bizim oradan milim santim toprak vermemiz mümkün değil. Bilakis, o bölge zaten Suriye, Irak’tan itibaren hepsi Türkiye’nin doğal uzantısıdır. İnşaAllah birleşeceğiz, öyle şeyler yok. Ama demokrasi herkesin hakkıdır, tabii ki isteyecek. Güneydoğu da ister, Kuzeydoğu da ister, herkes isteyecek, ben de istiyorum. Laiklik herkesin hakkıdır, özgür düşünce herkesin hakkıdır, ekonomik kalkınma herkesin hakkıdır. Doğusu, Batısı, Güneyi, Kuzeyi olmaz, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Hocam, bir kardeşimiz A9 broşürü yapıp dağıtıyormuş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aslan bunlar, maşaAllah. Çok şeker

ALTUĞ BERKER: Minik Muhammed Yasin Uysal’ın A9 TV broşür dağıtım çalışması.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bayağı da yakışıklıymış Muhammed de, maşaAllah. İsmi de güzel, kendi de güzel. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin. Bereket, bolluk, iyilik versin Cenab-ı Allah. Bütün milletimize Cenab-ı Allah bolluk versin.

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Akşamüstü 5’te ve akşam saat 10’da canlı yayınlarımız devam edecek, inşaAllah. Görüşmek üzere.

Bu eser 386 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV ve Samsun Aks TV'deki Canlı Sohbeti (9 Haziran 2011; 00:30) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV ve Kaçkar TV'deki Canlı Sohbeti (8 Haziran 2011; 00:30) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV ve Kaçkar TV'deki Canlı Sohbeti (7 Haziran 2011; 00:30) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1237 download
Dinler Terörü Lanetler - 1190 download
Dinler Terörü Lanetler - 1106 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1056 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.

© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.