Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15960 tanesi Türkçe, toplam 19258 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
ADNAN OKTAR:...Mektubat sayfa 425 ve 426. “Şimdi de kemiyeten milyonları geçen bir nesl-i mübarektir.” diyor seyyidler, Bediüzzaman. Yani Peygamberin (s.a.v.) nesli. “Mütenebbih ve kalpleri imanlı ve muhabbet-i Nebevi ile dolu cihandeğer şeref-i intisabıyla serfirazdırlar.” Yani Peygamber muhabbetiyle gönülleri doludur, diyor. “Böyle bir cemaat-i azime içindeki mukaddes kuvveti tehyiç edecek ve uyandıracak hadisat-ı azime vücuda geliyor.” Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali, “hadisat-ı azime,” büyük hadiseler, büyük olaylar. Ekonomik kriz, Müslümanların ezilmesi, küfrün yayılması, Darwinizm ve materyalizmin dünyaya yayılmış olması. Bak; “Böyle bir cemaat-i azime içindeki mukaddes kuvveti tehyiç edecek ve uyandıracak (heyecana getirecek) hadisat-ı azime (büyük olaylar) vücuda geliyor. Elbette o kuvvet-i azimedeki bir hamiyet-i aliye,” yani koruma hissi feveran edecek, ayaklanacak. “Ve Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip,” şahs-ı manevi başa geçer mi? Yo geçer, diyorlar. Burada şahs-ı manevi söylüyor Bediüzzaman, diyorlar. Nerenin şahs-ı manevisi? Hz. Mehdi (a.s.) diyor, artık nasıl desin? Başa geçecek, diyor. Başa geçer mi şahs-ı manevi? Yani işi artık deliliğe vermiş durumdalar, bir kısmı. Bak diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek. Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, adetullahtan ve Rahmet-i İlahiye’den bekleriz ve beklemekte haklıyız.” Kış gelirken, kış gelince niye şaşırmıyorsun? Kıştan sonra bahar gelecek, diyor Bediüzzaman. Yok olmaz, bahar gelmez, diyor. Niye gelmesin? Bahardan sonra da kış geliyor. İkisi de oluyor. Bak; “önce hadisat-ı azime,” büyük olaylar vücuda gelecek, Müslümanların kalbi tahrik olacak, şevkleri artacak, heyecanlanacaklar, koruma hisleri artacak, birbirlerine kenetlenecekler. İşte böyle bir ortamda, diyor bak; “Ve Hz. Mehdi (a.s.) Müslümanların başına geçip, tarik-i hak ve hakikate sevk edecek.” Açık, anlamazdan gelinecek gibi değil.
“Kamil İlgen,” Kamil sen bizim kardeşimizsin. Biz seni çok seviyoruz. Ne sormuş Kamil? Şimdi sorunu tam bilmiyorum. Geçen sefer sorduğun bir soru herhalde. Onu yine ben sana daha detaylı yarın anlatayım. Ama gönlün müsterih olsun, sen bizim canımızsın. Rahatsız olacağın, tedirgin olacağın hiçbir şey yok. Evet, yarın anlatacağım için, artık yarını bekleyeceksin özetle, inşaAllah. Ama gönlün müsterih olsun, sevgimizden emin olabilirsin, inşaAllah.
Bak diyor ki Bediüzzaman; “Madem Cenab-ı Allah’ın adeti öyle cereyan ediyor, Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında,” işte en büyük fesadın içerisindeyiz şu an. “Elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek.” Bak; “bir zat.” Bu deccalin büyüsünü onların kafasında anlata anlata bozacağım. Deccalin büyüsünü kaldıracağım kafalarından. Deccalin hipnozunu kaldıracağım kafalarından. O manyetik alan beyinlerinin bir kısmını kapladı, onları adeta böyle uyuşturdu. Bak, şu kelimeyi anlayamayacak hale geldiler artık. Ne diyor Bediüzzaman? “Hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak,” yani asrın kutbu olarak, “bir zat-ı nuraniyi gönderecek.” Gönderdi demiyor, gönderecek. Kaç taneymiş? Bir, “zat-ı nurani,” bak; “bir zat-ı nurani,” bir kişiyi gönderecek. “O zat da, Ehl-i Beyt’i Nebevi’den olacaktır.” Seyyid olacaktır, diyor. Tarihini de veriyor, Hicri 1400’de, diyor. 2010’larda da yüzünü göreceksiniz, diyor. Bir asır sonra küfrü darmadağan edecek, diyor, bu devri, bu vakti veriyor. Darwinizm ve materyalizmi hedefleyecek, yerle bir edecek Darwinizm ve materyalizmi, diyor. 70 yıl önce söylüyor bunları. Daha Mehdi (a.s.)’nin adı yok. Daha doğmamış. Doğmamışken Mehdi (a.s.)’nin yapacaklarını söylüyor, hakkında bilgi veriyor. Nerede çıkacağını, hangi tarihte çıkacağını, nasıl faaliyet yapacağını, hepsini anlatıyor. “Ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zatın,” gelmiş kişi beklenir mi? Bak; “ümmetin beklediği” diyor, bekleniyor. Gelmemiş daha, “beklediği.” “Ahir zamanda gelecek,” gelmiş demiyor, gelecek. “Zatın,” zat nedir? Bir kişidir. Bu acayip oluyor ama, bu büyüyü başka türlü çözmemiz mümkün değil. Bunu belki yüzlerce kere söyleyerek bu büyüyü bozabiliriz. Yani deccal mahvetmiş insanları. Çok acayip, çözülmüyor yani. Manyetik alan oluşturmuş, adama bunu anlatıyorsun mucize olarak, tamam orada şahs-ı manevi diyor, görmüyormusun diyor. Yavrum, evladım, kardeşim, babam diyorsun, yani nerede burada şahs-ı manevi? Sana ne oldu böyle, diyorsun, bilmiyorum, ben öyle görüyorum, diyor. Bak; “ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden,” bak üç tane vazife var diyor. Yok üç değil, bir tane, diyor. Yavrum burada üç yazıyor, diyoruz. Yok onu ben bir olarak görüyorum, diyor. “Üç vazifesinden en mühimi ve büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak cihetiyle,” Mehdi (a.s.) ne yapıyor? Önce Darwinizm ve materyalizmi yıkıyor ve iman hakikatleri ile ilgili kitaplar, eserler hazırlıyor. Televizyondan, radyodan, internetten bunu yayınlıyor ve bununla bu vazifeyi yapıyor. Bu, en önemli vazifesi budur, bu yüzden anlaşılamayacak, diyor. Bak, Ömer Okçu Hocam da, Hekimoğlu İsmail, o yüzden anlaşılamaz Mehdi (a.s.), anlayamayacaklar, diyor. Kaç yıl? Deccal 40 yıl dayanabiliyor, 40’ıncı yılda çöküyor. Hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; 40 yıldır müddeti deccaliyetin, diyor. Mehdi (a.s.) çıktıktan sonra 40 yıldır, diyor. Dayanamıyor 40 yıl. Daha önce çok, sonsuz yaşayacağını zannediyordu deccal. Ama Mehdi (a.s.)’de en fazla 40 yıl gidiyor. Zaten birinci günü, ikinci günü, üçüncü günü, dördüncü günü; dördüncü günü sondur diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Artık durumu muhafazaya çalışır, diyor. Şu an son günündeyiz. Durumu muhafazaya çalıştığı günündeyiz, inşaAllah. Bu hakikatten anlaşılıyor ki,” diyor Bediüzzaman, Tasdik-i Gayb’i sayfa 11’de. “Sonra gelecek o mübarek zat,” bak; “sonra gelecek.” Bediüzzaman zamanında gelmemiş. Nerden anlıyoruz? Sonra diyor, “sonra gelecek.” Sonra geleceği kardeşlerimize söylediğimizde ne oluyor biliyor musun, deccalin büyüsüne kapılmış olan? Sonra gelecekten kasıt, Bediüzzaman’ın vaktini kastediyor, diyor. “Sonra gelecek o mübarek zat,” kendi vaktinde değil yani, “sonra gelecek o mübarek zat.” Bak, “o mübarek zat (kişi) Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyacak, anlatacak sizlere, “neşr ve tatbik edecek” diyor. Büyünün şiddetini görmeleri açısından ben bunu bu kadar çok tekrar ediyorum. Bütün bunlara rağmen yine anlamıyor adam. Ben bunu belki 100 kere daha anlatacağım, buna rağmen yine anlamayacak, yine anlatmaya çalışacağız, yine devam edeceğiz, ta ki büyü büyü kafasından gidene kadar. Yani beyni iptal etmiş oluyor büyü. Yani bir kısmının beynini iptal ediyor. İmanın nuru ile Müslümanlar bu büyünün etkisine girmiyorlar.
Ayhan çok sevimli. “Şimdi Hocam sizin ve arkadaşlarınız, Allah sizden razı olsun. Hep aynı soruları soruyorlar, anlamıyorum. Oysa bu zamana kadar alametleri çıktı ve nerede yaşadığı da, oturduğu yerden hükmeder diye defalarca anlattınız Hocam. Halen sormalarını anlamıyorum.” Yani Mehdilik etrafı sarmış şekilde, dünyayı şarmış şekilde, diyor. Bunu anlamaları için, daha iyi tam kavramaları için Ehl-i Sünnet eserlerine çok önem versinler. Ehl-i Sünnet’in yazdığı, Bediüzzaman’ın eserlerinin dışında, faydalanmak istedikleri eserleri, faydalanabilecekleri eserleri göstereyim.
Bakın mesela bu “Kıyamet Alametleri” çok eski bir eserdir, Berzenci’nin. Ama bu tercüme edilmiş baskısı tabii. Ondan sonra burada yazar hakkında da bilgisi var. Hafız Celaleddin Suyuti’nin Berzah Alemi’nin anlatan; uzun uzun anlatıyor. Neyse, eseri alırsanız orada görürsünüz. Genişletilmiş 10’uncu baskısı, bakın “Kıyamet Alametleri.” Bunu mutlaka alsın kardeşlerimiz, bir. Ehl-i Sünnet’in göz bebeği eserlerindendir. İki, “Beklenen Mehdi(a.s.) Alametleri” İbn Hacer El Mekki Hazretleri’nin “El kavrul Muntazar Fi Alameti Mehdi Muntazar” bu da çok eski bir eserdir. Tercüme edilmiş bir eserdir. Peygamberimiz (s.a.v.)2in hadislerini çok mükemmel anlatan eserlerdir. Bunları bizim siteden ücretsiz indirebilir kardeşlerimiz. Adresini versene sen Oktar. Mesela Celaleddin Suyuti bir eseri, tasnifin hadisler. “Ahir zaman Mehdi’sinin Alametleri” Ali Bin Hüsameddin el-Muttaki Hazretleri’nin. Mesela bu da temel eserdir. Mehdiyet konusuna anlamak için bunları mutlaka alsın kardeşlerimiz. Vayahut internetten indirsinler. Risale-i Nur Külliyatı’nda da “Emirdağ Lahikası” bakın bu çok önemlidir. Bu kitabı edinsin kardeşlerimiz, “Emirdağ Lahikası” bir. İki; “Şualar” Risale-i Nur Külliyatı’ndan, Bediüzzaman’ın yazdığı eserlerden, inşaAllah. Üç, “Sözler” temel eserlerdir bunlar, evet.
OKTAR BABUNA: Suatarusan.com’a girerlerse Hocam, “Beklenen Mehdi’nin Alametleri” ve “Ahir zaman Mehdi’sinin Alametleri” kitaplarını ayrı ayrı indirebilirler. Tüm kitabı internetten bu şekilde yükleyip okuyabilirler Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın, bu “Sözler” isimli kitapta, buradan şimdi Mehdi (a.s.) hakkında bir konu açacağım, okuyacağım, “Sözler”den.
“Hem şu sırdandır ki,” diyor Bediüzzaman, 335’inci sayfada. Şuradan başlayalım. “İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar derler ki: ‘Âhiretin tafsilatını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin 1000 sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi,” bakın dikkat edin, “istikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati (Mehdi (a.s.)’yi) asırlarında karib (gelecek) zannetmişler.” Niçin diyor? Bak sahabeler bile tabiiyyin zamanında Mehdi (a.s.)’yi beklemişler. Şey tabiiyyin, sahabelerin tabiiyyin zamanında, çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’den hemen sonra hem sahabeleri bekliyor, ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) varken Mehdi (a.s.) beklenmez. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hemen vefatından sonra hem sahabeler, hem tabiiyyin Mehdi (a.s.)’yi bekliyorlar. Diyorlar ki sık sık, Mehdi (a.s.) herhalde çıkmak üzere, çıkacak, gelmek üzere, alametleri herhalde belirdi, diyorlar. O şekilde konuşuyorlar. Bak; Âhiretin tafsilatını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin 1000 sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi,” bakın; “istikbal-i dünyeviyede (dünyanın istikbalinde) 1400 sene sonra gelecek bir hakikati (Mehdi (a.s.)’yi) asırlarında yakın zannetmişler.” Nasıl oluyor böyle, nasıl yapmışlar, diyorlar. Halbuki 1400 sene sonra geleceği biliniyor, açıktır, diyor. Bakın; B-İ-N-D-Ö-R-T-Y-Ü-Z, 1400 yazıyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkış vaktini bildirmiş Bediüzzaman. Bak; “istikbal-i dünyeviyede (dünyanın istikbalinde) 1400 sene sonra gelecek,” Nasıl? 1980 yılı. Bediüzzaman 1960 yılında öldü, Mehdi (a.s.)’nin geleceği tarihi vermiş 1400, diyor. Nasıl öyle olsun o zaman? 1960 tarihi derdi. Mehdi (a.s.) 1940’larda, 1930’larda olacak derdi Bediüzzaman. Tarih veriyor Mehdi (a.s.)’nin çıkışı için, Hicri 1400’dür, diyor. Daha nasıl açıklasın? “Hem şu sırdandır ki; Mehdi, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları çok zaman evvel hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar.” Bakın Tabiin, sahabeler Peygamberimiz (s.a.v.)2in vefatından sonra Mehdi (a.s.)’yi bekliyorlar, Tabiin zamanında. “Hattâ bazı ehl-i velayet "Onlar geçmiş" demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder ki; vakitleri taayyün etmesin. Çünki her zaman, her asır, kuvve-i maneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak "Mehdi" manasına muhtaçtır. Şimdi Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadîsi tefsir edenler, metn-i ehadîsi tefsirlerine ve istinbatlarınatatbik etmişler. Meselâ: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye (Mehdi (a.s.)’nin çıkışını) veya Süfyaniyeyi Hz. merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.” Rivayetlerde hakikaten, rivayetleri açıklayan kitaplara baktığımızda, bu eserlere baktığımızda, kimileri diyor ki, Basra. Kimileri diyor ki, Kûfe. Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.), İslam aleminin merkezinde, Hilafet merkezinde çıkacak, diyor. Hilafetin olduğu yerede çıkacak, diyor. Bakıyor Basra; Basra’daysa, Basra’da diyor. Mesela ondan 200 yıl sonra yazan alim Şam’da çıkacak diyor. O anda da Şam, İslam aleminin başkenti olmuş oluyor. Mesela ondan bir 200 yıl sonra başkent değişiyor, o zaman orayı söylüyor; Kûfe’de çıkacak diyor. Halbuki İslam aleminin merkezi diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ama hadisi açıklayanlar diyor Bediüzzaman; kendilerini şerh etmişler, ilave yapmışlar diyor. Mesela adı adıma uygun diyor ya Peygamberimiz (s.a.v.) “Abdullah oğlu Muhammed” diyor. Açıklama yapıyor. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) öyle demiyor. Sadece “adı adıma uygun, denktir, benzer” diyor. Ondan gerisini gizli bırakmış. Zamanla çözülecek hale getirmiş. Mesela burada da “İslam aleminin merkezinde çıkacak” diyor. Artık neresiyse, orası. Son olarak İstanbul’da kaldığı için, Mehdi (a.s.) İstanbul’da çıkıyor. Çıkış yerini göstermiş oluyor. Bak, onun için, “vukuat-ı Mehdiye” diyor. Mehdiyet’in vuku bulması. “Hem de o eşhasın, (o şahısların) şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait asar-ı azimeyi o şahsın zatlarında tasavvur ederek,” yani Mehdi (a.s.)’yi tek başına çıkacak zannediyorlar, çıktığında. Gelir işte herkese anlatır, işi bitirir. Halbuki talebeleri var Mehdi (a.s.)’nin. Bediüzzaman diyor; “her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Şimdi talebeleri var, Mehdi (a.s.) var, Mehdi (a.s.)’nin kitapları var. İnternette eserleri olacak, televizyonlarda konuşacak, radyolarda konuşacak. O da onun şahs-ı manevisini oluşturuyor işte. Yani şahsı onun fikir sistemini oluşturuyor. Yoksa gidip Mehdi (a.s.) Almanya’ya gidip, ev ev gezip anlatmaz. Hollanda’ya gidip, ev ev gidip anlatmaz. Nasıl oluyor? Şahs-ı manevisi etrafı kaplıyor, dünyayı kaplıyor. Ama Mehdi (a.s.) var, talebeleri var, talebelerinden oluşan bir şahs-ı manevi var. Yani üçü var, inşaAllah. “Onun için sırf onun hem de o şahısların şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait asar-ı azimeyi, (büyük neticeyi, büyük eserleri) o eşahsın zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, (ulema öyle tefsir etmiş ki) o eşhas-ı hârika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.” Cübbeli de, ben tanırım çıksa, diyor. Halbuki diyor ki Bediüzzaman; “ o eşhas-ı harika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermeleri yanlıştır” diyor. “Tanıyamazlar” diyor. “Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas, (Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)) hatta o müthiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hatta kendisi de bidayeten (başlangıçta) Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle,” yani samimi bakan, vicdanlı bakanların dikkatiyle, “o eşhas-ı Ahir zaman (Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)) tanınabilir.” “Belki” diyor, Bediüzzaman. Tanıyan tanıyacak, tanımayan tanımayacak, inşaAllah. Bak, çünkü bütün dünyayı etkiliyor Mehdi (a.s.), herkesi etkiliyor. Ama nasıl? Fikir sistemiyle, eserleriyle etkiliyor. Bizzat şahsıyla gidip anlattığından değil, işte buna deniliyor şahs-ı manevi diye. Ama Mehdi (a.s.) hayatta. Başa geçecek, diyor Bediüzzaman. Şahs-ı manevi başa geçer mi? Onun için bak, Mehdi (a.s.) ve talebeleri, diyor. “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelir, o daireyi genişlendirir, o tohumlar sünbüllenir. Bizde kabrimizden onu seyrederiz” diyor. Onları seyrederiz. Ben ölü olacağım o Mehdi (a.s.) geldiğinde, diyor Bediüzzaman. Biz bunları anlattık, anlaşıldı mı? Bak inanın çok büyük bir kitle, yani deccalin zehirlediği ve hipnoz yaptığı ve manyetik alanı içerisine aldığı kişilerin birçoğu anlayamayacaktır. Ama şu an çözülen milyonlarca kardeşimiz var. Yani deccalin manyetik alanından kurtulan ve çözülen. Bak, “ikna ve telkin kabiliyeti tevessür ettikçe o taun gelişiyor.” Deccaliyet de gelişiyor bir yandan. Ne ile? İkna ve telkin kabiliyetiyle. Şimdi biz ne yapıyoruz? Bizde ikna ve telkin kabiliyetini kullanıyoruz. İki taraf da kullanıyor. Deccal de kullanıyor, biz de kullanıyoruz. Biz kullandıkça Müslümanların beyni çözülüyor, o hipnoz kalkıyor. O manyetik alanın etkisi kalkıyor. Deccal de ikna ve telkin kabiliyetini kullanarak, hipnozu ve manyetik alan etkisini genişletmeye devam ediyor. Onu da radyo ve televizyonlarla yapıyor. Mesela televizyonları seyreden insanlara özel sistemler uygulanıyor. Farkına varmıyor insanlar. Ben televizyonları tek tek söylemeyeceğim. Dünya televizyonlarında da Türkiye’deki televizyonların bir kısmında da deccaliyetin özel manyetik etki etme sistemleri uygulanıyor. Yani özel hipnoz sistemleri uygulanıyor. O sistemin etkisine girenlerin bütün karakteri ve kişiliği değişiyor, farkına bile varmıyorlar. Bir de bakıyorsun ki, adamın askeri olmuş. Artık en sevdiğine kafa tutar hale geliyor, bir anda. Bakıyorsun satanist gibi giyinmeye başlıyor. Mesela satanist karakterine bürünüyor. Ve artık laf söz dinlemeyecek hale geliyor. Böyle gözü dönmüş ve küstah hale geliyor. Artık ona söz dinletmek mümkün olmuyor. Deccalin manyetik alanına girmiş oluyor. Müslüman mısın, diyorsun. Müslümanım, diyor. Ne oldu sana böyle, diyorsun, ben böyleyim diyor. Dikkatlice baktığımızda deccalin hipnozuna girdiği anlaşılıyor. Manyetizma özelliğini deccalin ona karşı kullanığı anlaşılıyor. Deccal, hem radyo kullanıyor, hem internet kullanıyor, hem televizyon kullanıyor, hem de şeytanları kullanıyor. Yani geniş çapta şeytanları kullanıyor. O şekilde insanlara etki etmeye devam ediyor şu an dünyada. Müslümanlara da ifsat etmeye çalışıyor. Biz de onun ifsat ettiklerini deccalin elinden kurtarmaya çalışıyoruz şu an. Yani geniş çapta bu uygulama var. Yani can siperane bir mücadeleyle deccalin boğmaya çalıştıklarını deccalin elinden, şeytanın elinden almaya çalışıyoruz şu an, Mehdi (a.s.)’nin öncü askerleri olarak. Yani her verdiğimiz izahla, mesela bir süre sonra bakın çözülmeye ait yazılar geliyor bize, çözüldüğü anlaşılıyor. Yani o manyetik alandan çıkıyorlar. Ama bak mesela o manyetik alanın etkisiyle görüyorsunuz, mesela koskoca adamlar, profesör bildiğin insan bile bakıyorsun deccalin etkisine girmiş. O manyetik alanın etkisine girmiş. En sevdiklerine, en büyüklerine bile kafa tutar hale geliyor. Bambaşka bir insan oluyor. Yani tamamen tersine dönebiliyor. İsim olarak verdiğim kişilerin hepsini tenzih ediyorum, bunun dışında, inşaAllah. Mesela Müslümanlara çok rahat Darwinizm ve materyalizmle ikna edebiliyorlar, inanıyor adam. Bir protein tesadüfen meydana gelemiyor diyoruz, iyi ama maymun kemiği bulunmuş, diyor. Yavrum o maymun kemiği değil, o aldatmaca, diyorum. O zaman bademciğimiz niye var, diyor. La havle vela kuvvete. Yavrum o vücudu güçlendirmek için, Allah tarafından yaratılıyor öyle, diyorum. Ya yine de ben sanki o şeye inanıyorum öyle. Gazeteler öyle yazıyor, radyo, televizyon hepsi öyle, arkadaşlarım da öyle diyor, facebookta arkadaşlarım öyle yazıyorlar. Dolayısıyla ben öyle gibi düşünüyorum, diyor. İşte biz bu etkiyi kırmak için uğraşıyoruz şu an. Kırıyor muyuz?
OKTAR BABUNA: Parça parça ediyoruz inşaAllah. Darmadağın.
ADNAN OKTAR: Tozunu çıkarıyoruz. Ama bizim çalışmamız devam edecek. Yani bu 40 yılı dolduracağız. Bu Mehdiyet’in 40 yılını dolduracağız. Bak talebeleri bu kadar çalışıyorsa, Mehdi (a.s.) nasıl gayret ediyor bir düşünün. Ben talebesinin talebesiyim, inşaAllah.
Bak Şeyh Nazım Hocamızın o mübarek vekili de, o mübarek mürşid de ne diyor? “Ben de Mehdi (a.s.)’nin bir askeriyim, bir talebesiyim” diyor, inşaAllah. Biz de bir talebesiyiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu sitemizi tanıtalım mı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: www.kutubisittedemehdiveisa.com’a girerlerse Hocam, İslam alimlerinin Mehdiyet hakkındaki görüşleri, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili Ehl-i sünnet kaynakları, Bediüzzaman Said Nursi’nin Mehdiyet hakkındaki görüşleri, bütün Küttüb-i Sitte kaynaklarında Mehdiyet ve aşağıya da gelirlerse “Ahir zaman Mehdi (a.s.)’sinin alametleri”, “Beklenen Mehdi (a.s.)’nin alametleri” kitaplarını yükleyebilirler Hocam, inşaAllah. Dolayısıyla bu siteye girsinler, çok detaylı bilgi var. Her bir yönden bilgilerini arttırabilirler.
ADNAN OKTAR: Bak Kütüb-i Sitte ve Ehl-i sünnetin en muteber kaynakları bunlar. Çok iyi istifade edecekleri en sağlam kaynaklar. Bunlardan istifade etsinler. Cübbeli’yi falan bıraksınlar, bunlara gerek yok. Şaşar Beşer’e de gerek yok. Ehl-i sünnet eserlere ittiba ederler ve bakarlarsa, bir de bizim internet sitelerimize bakarlarsa, konuyu tam çözeceklerdir, inşaAllah.
Bu eser 317 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu Adnan Oktar Anlatıyor ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;