Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15960 tanesi Türkçe, toplam 19258 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV, Aba TV ve Kocaeli TV'deki Canlı Sohbeti (16 Nisan 2011; 22:00)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (265)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9611)
Posterler (17)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3966)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
ilmiarastirma.net
online-arama.com
basindaharunyahya.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV, Aba TV ve Kocaeli TV'deki Canlı Sohbeti (16 Nisan 2011; 22:00)
Nisan 2011


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo Ankara, www.HarunYahya.tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz.

ALTUĞ BERKER: Bugün Önder Aytaç’ın bir yazısı vardı, hukukçu kendisi. “PKK dinsiz mi? Dindar mı?” isimli bir yazı yazmış. Yazısında BDP’nin tabanının yüzde 95’inin Kürt Müslümanlar’dan oluştuğunu, ancak PKK’nın ve BDP’nin yönetici kademesinin Marksist, dinsiz derin devlet yapısından oluştuğunu yazmış. “Kanaatimce Kürt Müslümanlar’ı, Marksist üst kadroların oyununa gelmeyecek ve bu oyunu sandıkta bozacaklar” diye yazmış. Ve bu ifadesini de kendisi bir Müslüman Kürt kardeşimizden gelen mektuptan örneklerle açıklamış. Bu mektupta; PKK kadrolarının ne kadar dine düşman oldukları anlatılıyor. Verilen her örnekle ilgili belge, bilgi, video linki vs. verilmiş. Şöyle diyor Kürt kardeşimiz mektubunda; “Türkiye’nin doğusunda yaşayan, Türkiyeli olmaktan büyük haz ve keyif alan bir Kürdüm. Doğu’da yaşadığımız için haliyle MED TV, Medya TV, ROJ TV yayınlarını izleyerek büyüdüm. Yapılan bütün yayınlar Marks, Nazizm, Lenin ve Stalin kokuyordu. Kürt milliyetçileri dine karşı kesin bir tavır alıyorlardı. Namaz kılanlar hor görülüyor ve aşağılanıyordu. Namazla dalga geçiliyor, ateist düşünce halka empoze edilmeye çalışılıyordu. Hatırlarsanız Abdullah Öcalan, Avrupa İnsan Hakları mahkemesi savunmasında da, haşa, namazın tiyatro olduğunu, Allah’ın isimlerinin Sümerler’den geldiğini iddia etti. Bir diğer anlatımla, örgütün dağ ve yönetim kadrolarının hiç birisi dini değerlere önem vermiyordu. PKK yapılanması normalde din düşmanı olmasına rağmen aynı bölücü emellerine farklı taktiklerle, yöntemlerle dile getirmeye çalışmakta ve Kürt halkımızı da bu şekilde kandırmaya devam etmektedir. Benim sizden ricam; yukarıda sözünü ettiğim bu konu çok ama çok mühim. Kürtlerin bu konuda çok uyanık ve ayık olması gerekiyor. Bizler bireysel olarak bu konuları çevremizde görüşüyor ve doğruları aktarmaya çalışıyoruz, ama ne yazık ki bireyselde kalıyor ve kitleselde olmuyor. Bundan dolayıdır ki sizin gibi değerli yazarların omuzlarına büyük yükler biniyor. Bu konuda size güvenimiz sonsuz.”

ADNAN OKTAR: Evet, yani Önder Hocamız diyor ki; “PKK komünist propaganda yapabilir, yapacaktır, yapıyor da. Buna karşı biz anti-komünist, anti-Darwinist, anti-materyalist propaganda yapmıyoruz, ama halktan da rica ediyoruz ‘sakın komünizme kanmayın’” diyor. Böyle bir yöntem olmaz. Adamlar geceli gündüzlü komünist propaganda yapacak, Darwinist, materyalist propaganda yapacak, çıt çıkmayacak, rica edeceksin diyeceksin ki; ya siz Müslümansınız, ayıp yapıyorsunuz, PKK’ya kanmayın. Gelin, anneniz size çorba yapsın için, evlendirelim sizi, iş bulalım, ayıp değil mi size bu yaptıklarınız, falan. Komünist adam bunları takmaz, dinlemez ve kızdırır sadece, gıcık olurlar yani. Komünizme karşı yapılacak mücadele; ilmi mücadeledir, felsefi mücadeledir. Anti-Darwinist, anti-materyalist bilimsel mücadele gerekir. Sen bilimsel mücadele yapmadan halka; sakın ha, PKK’ya kanmayın ha, siz iyi çocuklarsınız, iyi insanlarsınız, ayıp yaparsınız; bunu dinlemez insanlar. Cahil insana geceli gündüzlü komünist propaganda yaparsan, adam komünist olur. Nasıl Rusya komünist oldu, nasıl Çin komünist oldu, nasıl Kore komünist olduysa, nasıl diğer ülkeler zamanında komünist olduysa; koskoca büyük ülkeler ve dünyayı yutacak hale geldiyse, komünist propaganda telkinle, halka rahatça empoze edilebilen bir sistemdir. Bediüzzaman ne diyor? “Bu tağun, ikna ve telkin kabiliyeti geliştikçe bu tağun da tevessü eder ve gelişir.” diyor. Komünizme karşı susarak ayıp yapıyorsunuz demekle bir yere varılmaz, politik demeçlerle de bir yere varılmaz. Siz Müslüman çocuklarsınız ayıp oluyor, demekle de olmaz. Oradaki insanlara Müslümanlık anlatılıyor mu? Anti-Darwinist, anti-materyalist çalışma yapılabiliyor mu? Önce bunun yapılması lazım. TRT Şeş’te geceli gündüzlü, davullu zurnalı, Kürtçe oyun havaları var. Delale lorke, delale lorke, gece gündüz bu.

ALTUĞ BERKER: TRT’de de evrim anlatılıyor.

ADNAN OKTAR: TRT’de de evrim anlatılıyor, ayrıca Şeş TV’de de evrim anlatılıyor. Sen evrimi anlattığın adamlara, komünizmin zeminini hazırladığının farkında bile olmuyorsun. Sen Darwinizm’i bilimsel bir gerçek gibi anlatırsan; komünizm zaten Darwinizm’in üstüne kuruluyor. Materyalist felsefe neyin üzerine kuruluyor? Darwinizm’in üstüne kuruluyor. En önemli ayağı Darwinizm’dir. Sen Darwinizm’i hallettikten sonra, ondan sonrasını onlara bırakacaksın. Onlar da yapar işte, böyle yaparlar. Bunun çözümü bilimsel, karşı propagandadır. Darwinizm’e karşı Şeş TV’de fosiller ortaya konacak, bilim adamları ortaya çıkacak, biyologlar ortaya çıkacak, paleontologlar ortaya çıkacak, anlatacaklar Darwinizm’in geçersizliğini, materyalizmin geçersizliğini. ‘Bu ayıptır, günahtır, yakışıyor mu size’; bunlarla komünizm durdurulamaz, dünyanın hiçbir yerinde durdurulamamıştır, durduramamışlardır da. Ama Önder Hoca tabii samimi, bu kadar dili dönmüş, bu kadarını anlatmış, ama işin doğrusu bu şekildedir, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah. İddia edilen Ergenekon terör örgütü belki bunu başka yöntemlerle yapacaktı. Siz fikriyatını çökerttiniz de belki Allah önledi, inşaAllah. Siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim, eğer iddia edilen Ergenekon terör örgütünün, ana inancı olan, dini olan Darwinizm yıkılmış olmasaydı, Ergenekon’u yıkamazlardı, iddia edilen Ergenekon terör örgütünü yıkamazlardı. Rahmetli Adnan Menderes devrinde çok güçlüydü iddia edilen Ergenekon terör örgütü, ama felsefi olarak güçlüydü, kimse de karşı çıkamadı. Çıkamadıkları için kendilerinden çok emindiler ve feci şekilde ezdiler. Ama şu an bacağı kopmuş kertenkele gibiler, ortada apışıp kaldılar, hiçbir şey yapamıyorlar, felç oldular adeta. O yüzden bilimsel zeminleri olmadığı için, bilimsel bir ayak olmadığı için, şu an kıpırdayamıyorlar. AK Parti’nin rahatça iktidar olabilmesinin kökeninde de yine komünist felsefenin, Darwinist felsefenin yıkılması var, yoksa ‘buyur sana iktidar’ demezlerdi. Sol muazzam güç kazanırdı Türkiye’de, müthiş güç kazanırdı.

ALTUĞ BERKER: Bunu kendileri söylüyorlar Hocam, siz daha evvel anlatmıştınız. Doğu Perinçek bunu söylemişti.

ADNAN OKTAR: Biz il il, ilçe ilçe, tek tek, ilmek ilmek Anadolu’yu bizim çocuklar gezdiler. Darwinizm’i, materyalizmi çökerttiler ve komünizmin direnme gücü kalmadı, yani Marksist düşüncenin, materyalist düşüncenin direnme gücü kalmadı, kendilerine saygıları kalmadı, kendilerine inançları kalmadı. Yoksa eskiden akıl almaz kendilerinden emindiler ve muazzam bir özgüvenleri vardı. Şu an özgüvenlerini, cesaretlerini, iradelerini kaybettiler. Bu, ilmi çalışmalar sonucunda oldu.

ALTUĞ BERKER: Vesilenizle, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Ama Güneydoğu da tecrit edilmiş bir bölge olduğu için oraya ulaşamıyoruz. Ulaşamadığımız için adamlar at oynatıyor. TRT Şeş de Darwinist propagandaya devam ettiği için, bizim orada bir gücümüz olmuyor, konu bu.

ALTUĞ BERKER: Zaman Gazetesi’nden Bülent Korucu; BDP sivil itaatsizlik eylemi çerçevesinde Kürt kardeşlerimizi camilerde, Türk İslam sentezini savunan Türkçü, Fethullahçı devlet imamlarının arkasında namaz kılmamaya, onların hutbelerini dinlememeye, ibadetlerini camilerde değil kendilerinin belirlediği imamların arkasında gerçekleştirmeye davet etmişlerdi. Bülent Korucu da Zaman Gazetesi’ndeki yazısında bu konuyla ilgili olarak; PKK’nın Marksist bir örgüt olduğunu, dini, kitlelerin afyonu gibi görerek dine karşı mücadele eden bir fikri zemine sahip olduğunu, dolayısıyla PKK’lıların bir dini hassasiyetlerinin olmadığını belirtmiş. PKK’lıların Türk-Kürt kavgasının istedikleri ölçüde alevlenmeyişinin altında din kardeşliğinin yattığını, dolayısıyla bu tip eylemlerin bu bağı yani din bağını gevşetme amacıyla gerçekleştirdiğini söylemiş. Bununla birlikte özellikle Şafi mezhebine bağlı Kürt kardeşlerimizin çok dindar olduklarını, namaz konusunda son derece hassas olduklarını, dolayısıyla namazı afyon gibi gören Marksistlerin arkasından gideceklerini hiç zannetmediğini de sözlerine eklemiş.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, yaşlı kuşak gitmez, onlar zamanında eğitim almışlar, ama genç kuşak gider. Genç kuşağa din eğitimi verilmiyor; Marksist, Darwinist, materyalist eğitim veriliyor. İnternete de giriyorlar, her türlü imkanları da var, kahvehanelerde, sokaklarda falan sürekli geceli, gündüzlü dinsizlik propagandası yapılıyor. Bir kuşak sonrasını hesap etmek lazım, 10 yıl sonrasını, 20 yıl sonrasını hesap etmek lazım. Hazır, mevcut eğitilmiş kitleye; orada tabii dedeler var, amcalar var; okumaz, araştırmaz, dindar, ilmihal bilgisiyle elhamdülillah Müslümandır, hakikaten o adamı komünist yapamazsın, ama genç kitleyi yapabilirsin ve nitekim de yapıyorlar. Dağa çıkanlar kim? PKK gücünü nereden alıyor? Onun için, hazır eğitilmiş, doğal imkanlarla; Allah o zaman çeşitli vesileler etmiş, medrese eğitimiyle eğitim almış insanlar var, eskiden kalma; onlara sistemi dayandıramayız. Onların zaten dayanma gücü olmuyor, komünizme karşı onlar mücadele veremezler, Darwinizme, materyalizme karşı mücadele veremezler, sadece kendini korur onlar, yani karşı atak yapamazlar. Orada karşı atak yapabilecek, onların fikren kafalarını ezecek adamlara ihtiyaç var, kardeşlerimize ihtiyaç var ve onun için de eğitim gerekiyor. Eğitim için de devletin yolu açması gerekir. Şeş TV’de Darwinizm propagandası yapılırsa, TRT’de geceli gündüzlü Darwinizm propagandası yapılırsa, Bilim ve Teknik Dergisi’yle Darwinizm propagandası yapılırsa biz adamlara gidip ne diyelim? Adam diyor ki bize; ‘devlet Darwinizmi savunuyor, hükümet savunuyor, biz de devletin, hükümetin anlattığını anlatıyoruz işte; Darwinizmi, materyalizmi anlatıyoruz ne var bunda, diyor. Yanlış olsa devlet savunmaz, demek ki doğru ki devlet savunuyor, hükümet savunuyor, diyor. TRT devletin değil mi, hükümetin kontrolünde değil mi, diyor.’ Bak, adamlar anlatıyor Darwinizmi. Geceli gündüzlü Darwinizm propagandası var. Zaman Gazetesi’ni, Samanyolu TV’yi açıyoruz, orada da Darwinizm propagandası çıkıyor. TGRT’ye bakıyoruz orada da Darwinizm propagandası çıkıyor. Türkiye Gazetesi’nin yayınlarına bakıyoruz; Darwinizm propagandası. Biz tek başımıza muazzam bir mücadele veriyoruz, ama tecrit edilmiş bir alanda nasıl mücadele verelim? Onun için topyekün, anti-Darwinist, anti-materyalist bir ilmi mücadeleye ihtiyaç var. Devletin bu konuya el koyması gerekiyor, hükümetin. Devlet derken hükümeti kastediyorum tabii.

ALTUĞ BERKER: Ertuğrul Özkök bugün, 12 Haziran seçimlerini konu alan bir yazı yazmış. Yazısının başlığını ise, haşa, “Allah Türkiye’yi sevseydi…” şeklinde belirlemiş. Seçimlerde en uygun sonuçların, umut ettiği, hayal ettiği sonuçların şu şekilde olmasını istediğini yazmış; “AK Parti yüzde 40-42 oy alıyor, ama Anayasa’yı tek başına değiştirebilecek vekil çıkaramıyor. CHP yüzde 30 alıyor yani yükselişte. MHP yüzde 15 alıyor, dengeyi oluşturuyor. Bağımsızların sayısı yüksek oluyor, haşa, Allah Türkiye’yi sevseydi böyle bir sonuç çıkardı” diyor.

ADNAN OKTAR: Bizimki de bir elinde CD’leri, ayakkabıyı da eline alacak yalın ayak gezecek, yani kafa bu. Özenti tavrın en gariplerini, en utanılacak olanlarını yapıyor. Avrupa’da herhangi bir şarkıcının veya bir sanatçının yaptığı bir şeyi görüyor, adam aynısıyla taklit ediyor. Birisi eline ayakkabı alıp geziyorsa frak giydikten sonra, o da çıkarıp giyiyor. Adamlar şarap sohbeti yapıyorlarsa, bu da yapıyor. Bir şarap varmış da üç çeşidi aynı anda satılıyormuş, ona heyecanlanıyor. Üçü birlikte olması gerekiyormuş; biri başka türlü, biri başka türlü, biri başka türlü, takım halinde satılıyormuş. “Şaraptan iyi anlarım” diyor. Nihayet leş gibi kokan bir şey bu, bayağı rahatsız edici, insanı zehirleyen bir şey. Ayakkabını da eline alırsan romatizma olursun, zaten gelmişsin 60 yaşına, değil mi? Oturup pozlar vermiş; çeşitli dergilerde şarkıcıların verdiği pozlar var, onların aynısını, tıpatıp aynısını yapmış. Yabancı dergilerde gördüklerinin aynısını yapıyor. Milimi milimine bütün pozlar aynı. AK Parti’nin anti-komünist, anti-Darwinist bir yapısı var, MHP’nin de öyle, anti-komünist, anti-Darwinist bir yapısı var; sağ partilerin hepsinin böyle. Ama bilimsel mücadele yapılmayınca bu adamlara kapı sonuna kadar açılmış oluyor ve Ertuğrul Özkök olsun, diğer takım olsun zemindeki tehlikeyi görmelerine rağmen görmezden geliyorlar; kendi rahatları ve keyifleri için. Adam kendi keyfini düşünüyor, kendi rahatını düşünüyor. “Benim az bir ömrüm kalmış; babam 70 yaşında öldü, benim bir 10 yılım var. Ekmek elden, su gölden içerim şarabı, müziğimi dinlerim, ayakkabı elde gezerim” diyor. 10 yıldan sonrasını düşünmesi lazım, değil mi? Eğer samimiyse, dürüstse Türk-İslam Birliği’ni düşünüp-savunup, gelecek nesilleri de huzurlu, güzel bir hayat hazırlaması lazım. Buradaki üslubun nereye gideceği belli.

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah. Resul Tosun, Yeni Şafak Gazetesi’ndeki yazısında, “Ana muhalefet liderinin devrimi” başlıklı bir yazı yazmış. Bu ülkenin çimentosu İslam’dır. Önceki, bunun çok bariz bir tezahürünü daha yaşadık şimdi. Kutlu Doğum Haftası vesilesi ile Başbakan ve Kemal Kılıçdaroğlu tarafından yapılan konuşmaların ne kadar önemli olduğunu vurgulamış. “Her ikisi de mükemmel konuştular, aynı noktada birleşti rakipler. Bu konuşma ayakta alkışlanmalıdır” demiş. “Alevi kökenli olduğu için dini konularda takiye yapıyor diye eleştirilse bile, CHP gibi bir partinin başkanının böyle bir konuşma yapması ayakta alkışlanacak bir yeniliktir” demiş. Şöyle ifade etmiş; “Ana muhalefetin geleneği göz önünde bulundurulunca o konuşma gerçek manada bir devrimdir. Takiye yapıyor olsa bile bir devrimdir. Bu konuşma ana muhalefeti bağlayıcı bir konuşmadır ve ana muhalefetin din ile dindar ile barışma mesajıdır. Zaten kibar ve nazik bir insan olan ana muhalefet liderinin ağzından sık sık ‘Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’ ifadesini duymaktan ben keyif aldım’” demiş.

ADNAN OKTAR: Evet, biz onu aylardan beri söylüyoruz. Kardeşlerimiz de yine bu konuları vurguluyorlar, fakat güzel, yani hoş, ama bir tek o değil de diğer kişilerin de aynı gözle, aynı üslupla bakmaları güzel olur.

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın bir yazısı vardı; “İslam dünyası başsız ve paramparça” isimli. Hocamız, her kelimesi çok hikmetli ve çok mükemmel bir yazı yazmış, maşaAllah. Uygun görürseniz bazı bölümlerinden okuyabilirim.

ADNAN OKTAR: Tamam, bakayım.

ALTUĞ BERKER: Şöyle diyor kendisi; “Papayı azledin, papalığı kaldırın, kilisenin üniter hiyerarşisini yıkın, dağıtın, geriye ne kalır, ne olur? Katolik dininin belini kırmış olursunuz. İngiltere’de Anglikan Kilisesi’nin başı olan Canterbury Başpiskoposu’nu azledin, kilise teşkilatını lağv edin, onun da belini kırmış olursunuz. Tibet Budizmi’nden Dalay Lamalığı kaldırınca geriye ne kalır? Bir enkaz kalır. Başhahamı olmayan bir Yahudi cemaati düşünülebilir mi? Bir yerde mason teşkilatı varsa, onun mutlaka bir Üstad-ı Azam'ı da olacaktır. Bir arı oğulunda arı beyi (kraliçesi) olmazsa oğul dağılır, yok olur gider. Karınca veya termit kolonisinin yaşaması için mutlaka bir beyleri olması gerekir. Müdürsüz fabrika, okul, kurum olmaz. Kaptan pilot olmadan büyük bir yolcu uçağının uçması mümkün müdür? Nerede bir insan topluluğu, bir cemaat, bir grup, bir din varsa onun mutlaka bir başkanı vardır. Kral olur, sultan olur, başkan veya cumhurbaşkanı olur ama ille bir reis olması gerekir. Dünyada 1924'ten beri başı olmayan tek din İslam'dır. Velhasıl bütün İslam düşmanları Müslüman dünyasının başına bir reis gelmesini, Müslümanların ona biat ve itaat etmesini ve birleşmesini istemiyorlar. Dinden kopmuş, sekülerleşmiş sosyolojik musalla Müslümanlarının bir kısmı da bunu istemiyor. Allah müminlerin birlik halinde olmasını istiyor. Resulullah (Salat ve selam olsun ona) Ümmetinin birlik içinde olmasını, başında bir İmam-ı Kebir, bir Emirü'l-mü'minin bulunmasını ve inananların ona biat ve itaat etmesini istiyor. 1400 yıllık İslam tarihinde bütün gerçek ulema, bütün gerçek fukaha, bütün gerçek mürşidler ve din önderleri de bu kanaatte olmuşlardır. İslam düşmanları, dinsizler Müslümanlar için bir şeyi istemiyorlarsa bilin ki, o şey Müslümanlara çok faydalıdır. Büyük Ortadoğu Projesi şimdiki Müslüman devletleri tekrar parçalamaya, ufalamaya yöneliktir. Emperyalist güçler, bütün bu tedbir ve tertiplere rağmen Müslümanların bir Halife seçmelerinden ve birleşmelerinden korktukları için bazı planlar yapmışlardır. Bunlardan biri şudur: Müslümanların başlarına gerçek ve ehliyetli bir Halife seçmelerinden önce onlar atik davranacak ve kendi istedikleri, kendi emellerine hizmet edecek kukla bir halifeyi paraşütle indireceklerdir. Hatta, Müslümanların ahir zamanda bekledikleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın yerine sahte bir Mehdi çıkartma planları da vardır. İslam düşmanlarının bu gibi planlarına ve oyunlarına karşı bütün müminler ve muvahhidler uyanık olmalıdır.”

ADNAN OKTAR: Hocamız baştan sona nefis bir yazı yazmış. Helal olsun, diyorum, helal olsun. Allah ilmini, feyzini artırsın. Bu kadar candan, bu kadar samimi bir insan çok nadir bulunur, bu kadar halis bir insan. Çok büyük bir belaya, çok büyük bir hastalığa, sürekli tedavi edebilmek için arayış içinde Hocamız, maşaAllah.

Bugün de düşündüm gelmeden önce; Hz. Mehdi (a.s.) konusunda nasıl canhıraş mücadele ediyorlar, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmeyeceğiyle ilgili nasıl canhıraş, ne kadar gayretliler. Şahs-ı manevicilerin bir gayretine bakın, Cübbeli’nin bir gayretine bakın, hatta bazı tarikatların gayretine bakın. Muhammed Raşid Erol Hazretleri diyor ki; “şu an Hz. Mehdi (a.s.) hayatta” diyor, 1980 yılında, hicri 1400’de. “Şu an hayatta ve yaşıyor” diyor. Oradaki o topluluğun tamamının büyük bir aşkla bu sözünün arkasında olması lazım, aksi o mübareği reddetmektir, ona karşı tavır almaktır, onu beğenmemektir, ona saygı duymamaktır, ona değer vermemektir, onun fikirlerini kabul etmemektir. Muhammed Raşid Erol Hazretleri diyor ki, 1980 yılında; “Hz. Mehdi (a.s.) hayatta.” Ben talebesi olsam ikinci bir ihtimali asla kabul etmem ve ölünceye kadar da onu savunurum ve ölünceye kadar da Hz. Mehdi (a.s.)’ı ararım ben. Yapmayan var gücüyle, o mübarek Şeyh Efendiye, o mübarek insana tavır almış demektir, onun fikrini, düşüncesini beğenmiyor demektir. Tekrar vurguluyorum ki, samimiyetsiz olanlar, sahtekar olanlar bunu iyi kavrasınlar diye. O mübarek topluluğun yüzde 99’u Hz. Mehdi (a.s.)’ın şu an hayatta olduğuna inanıyor, yüzde 99’u. Yüzde 1’lik bir kısım takım ya cahilliğinden, ya hainliğinden, ya üçkağıtçılığından, ya keyfi kaçacağı için, ya rahatı kaçacağı için, ya kurduğu sistemde bazı çıkarları engelleneceği için anlamazlıktan geliyor. Bir kısmı da çeşitli nedenlerden, bir kısmı da fazla düşünmediğinden olabilir, yani o yüzde 1’lik kesimi anlatıyorum. Mesela Bediüzzaman o kadar net söylüyor ki Hz. Mehdi (a.s.)’ı, o kadar açık söylüyor ki, hiçbir kaçar, kurtulur yönleri yok; kaçmak isteyenlerin, ama adamların yüzünde eşek dans etmiş, eşek oynamış suratında, utanmıyorlar. Alenen, açıkça, cayır cayır yalan söylüyorlar, sahtekarca ve tam klasik üçkağıtçı üslubuyla, insanın gözüne diri diri bakarak sahtekarca yalan söylüyorlar. Kardeşim, Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini söylemiş evet, tespit edemedim, de. İlla biz şudur demiyoruz ki, ama Hz. Mehdi (a.s.) hayatta demek durumundasın sen, eğer Nur talebesiysen. Şu an Hz. Mehdi (a.s.) gelmiştir, demek durumundasın. Kimse kim; kendi cemaatinin liderini de düşünebilirsin, evelAllah kabul, ona bir şey demiyoruz ki. Onu da demiyor, illa şahs-ı manevi olacak, çünkü şahs-ı manevi deyince yan gelip yatacak. Badem bıyığına badem yağı sürecek, parlatacak bıyığı, gevrek gevrek gezinecek, çünkü hiçbir sorumluluk almamış oluyor o zaman, gayet kolay. Biz sana illa git şunu tespit et, ‘şu şahıstır’ de diyor muyuz? Ama bir kısmı maslahat icabı susuyorlar, onlara bir şey demiyorum. Bir kısmı cahilliğinden bu kafada oluyorlar, onlara da bir şey diyemiyoruz. Risale-i Nur’u anlamıyorlar, anlamazlıktan geliyorlar bir kısmı. Şeyh Nazım Hocamız’ın Bediüzzaman ile ilgili bir son konuşması vardı, bana dinletmişlerdi gelmeden önce, güzel bir konuşmaydı. Mesela Cübbeli beni öve öve anlatıyordu herkese, 10-15 yıl önce. Kitaplarımı tavsiye ediyordu, hatta “medarı iftiharımız” diye anlatıyordu, bayağı övüyordu. Yüzüme karşı da söyledi defalarca, oradaki diğer talebeleri de söylediler, etrafındakiler de söylediler.

ALTUĞ BERKER: Dergisinde yazılarınız çıkıyordu.

ADNAN OKTAR: Dergisinde yazılarım çıkıyordu. Kendi dergisinde çok kapsamlı, gayet güzel yazılar yayınlanıyordu bana ait. Sonra buna ne olduysa oldu, ondan sonra kim ne derse dinlemeye başladı. Ve anti-Mehdi tavır koymayı onur gibi görüyor şu an, yani Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı tavır koymayı şeref olarak alıyor şu an. Bir kısım onun etrafındakiler de var güçleriyle İttihad-ı İslam’a, Türk İslam Birliği’ne karşılar. Mehdiyet’e karşı mücadele vermeyi, sanki İslam’ın 6. şartı haline getirdiler, geceli gündüzlü dergilerinde, şurada burada bunu anlatıyorlar. Farkında bile değil, Büyük Ortadoğu Projesi’nin en baş uygulayıcılarından şu an. Çünkü Müslümanları bölmek gerekiyor, adam mükemmel bölüyor. Müslümanların birleşmemeleri gerekiyor, mükemmel bileşmeye karşı tavır koyuyor, müthiş yani, acayip yetenekli. Şeytan da yardım ediyor, adam muazzam yol alıyor. Türk İslam Birliği kurulmuş olsa, rahatları falan da kaçmaz, bir şey olmaz, korkmasınlar, keyiflerine bir zarar gelmez; şu bela ve fitne durur. Bak Mehmet Şevket Eygi Hocamız; Allah razı olsun, son derece candan, delikanlı, o yüzden de onu hep yalnız bırakıyorlar. Ahbabı, dostu hemen hemen hiç yoktur Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın, değil mi?

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, doğru.

ADNAN OKTAR: Hep yalnız bırakırlar. Mübarek, ne zaman gitsek evinde yalnızdır. Dünya tatlısı, çok muhterem bir insandır, çok mübarek bir insandır. Son derece kültürlü, Galatasaray Lisesi mezunudur, çok güzel eğitim almış, genel kültürü çok muhteşem olan bir insandır. Nezaket, efendilik, saygı, hürmet tam İstanbul çelebisi, İstanbul efendisi böyle. Türkiye’de en fazla 3-4 kişi çıkar onun klasında, hatta dünyada diyebilirim, o kadar muhterem bir insan. Allah uzun ömür versin, Allah başımızdan eksik etmesin. O diyor ki; “Müslümanların başında bir lider olması lazım.” Diyorlar ki; “o kendini zannediyor.” Nereden kendini zannediyor? 70 yaşına gelmiş mübarek adam, ne zoru? Hatta ben ona dedim, keşke siz olsanız, dedim. “Ben köylü çocuğuyum Hocam. Onu yapacak insanın bambaşka olması gerekir” dedi, inşaAllah. Çok mütevazı, mazlum bir insan. Mesela yanına geliyorsun, ayağa kalkıyor. Biz onun yanında ayağa kalkıyoruz, o da bizim yanımızda ayağa kalkıyor, efendilikle dopdolu bir insan. Öyle bir talebi falan yok, benim de öyle bir talebim yok, kimsenin öyle bir talebi yok. Biz, kimi seçerlerse seçsinler, Müslümanların başına bir lider seçsinler. Demokrasi olsun, özgürlük olsun, laiklik olsun, sanat olsun, bilim olsun, huzur içinde yaşayalım, anarşi terör dursun. Müslümanları mahvediyorlar, ırzını, namusunu pâyimâl ettiler, mahvettiler. Afganistan’daki çocukları acayip aşağılıyorlar. Fotoğrafları geldi, kepazelik yayınlanacak gibi değil. 8 yaşındaki, 9-10 yaşındaki çocukları oynatıyorlar çalgıyla, karanlık evlerde, pis yerlerde, 11-12 yaşında. Binlerce çocuk rezil, perişan olmuş vaziyette. Genç kızları kullanıyorlar, uyuşturucu, her türlü kepazelik. Alkolik Amerikalı askerleri oraya gönderiyorlar, psikopat askerleri, cinsi sapık askerleri, adamlara yollar sonuna kadar açık; kanun yok, mahkeme yok, savcı yok, polis yok, tam bir kargaşa ve rezalet ortamı. ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ kafasında adamlar. Biz de buna karşı çözüm istiyoruz işte.

ALTUĞ BERKER: İman hakikati resimleri gösteriyorum, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne şeker şeyler şunlar. Bunların hepsine sarılma hissi geliyor bana. Mesela şu herif tam yemelik. Arkadaşını besliyor. Kabadayı yürüyüşüyle yürüyor, maşaAllah. Her biri birbirinden tatlı, bugün de konuştuk; insan cenneti ne kadar özlemle arıyor. Mesela bunları beslemek çok zor, ölüyorlar, yazık. Çok nazikler, sevmek bir sorun, bunları bulundurmak bir sorun oluyor, kolay bir şey değil, ama çok şahane bunları sevmek. İnsan bunları ısırmak istiyor, bayağı tatlı şeyler. Kıyamıyor da insan, Allah vermesin, hakkıyla sevsek ölür, sevemiyorsun insan acayip kasılıyor, maşaAllah.

“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Öncelikle annemin ve kızlarımın sevgilerini ve selamlarını iletmek isterim” Aleykum Selam ve Rahmetullahu ve Berekatuhu. “Sizlerden duanızın içinde bizlere de dua etmenizi istiyoruz, inşaAllah. Hocam, evimizin huzur ve neşe kaynağısınız, maşaAllah. Sizi tanıdık tanıyalı evimizde çok değişme oldu, inşaAllah. O kadar şevklisiniz ki canım Hocam, Allah razı olsun sizden bizi aydınlattığınız için. Rabbime binlerce kez şükürler olsun, Allah dostları olduğumuz için. Hocam, sizden bir ricam var, buradan çok sevdiğim kardeşlerime selam iletmek istiyorum. Allah’a emanet olun. Kayseri’den Şerife Çayır.” Tamam, ben iletirim selamını, inşaAllah. Esvet görüşememiş ağabeysi, güzel şeyler yazmış Esvet, maşaAllah. “Muhammed Adnan Hocam, Selamun Aleykum.” Aleykum Selam. “İyisinizdir, inşaAllah, Hocam. Sizi izlemek büyük keyif, sizi yeni tanıdım Hocam, affedin. Bu zamana kadar sizden mahrum olduğum için de üzgünüm” diyor. Üzgünlük yok. Söylüyorum her zaman; üzülmek haramdır. “İnşaAllah, bundan sonra en sıkı takipçiniz ve seveninizim. Hocam, geçmiş günahlarımızdan ve üzerimizde bulunan kul haklarından tabii ki tövbe ettikten sonra kefaret olabilecek en iyi ameller nedir, sizce? Anlatırsanız çok sevinirim. Allah şimdiden razı olsun. Tamer Özoğlu.” Fakiri, fukarayı sevindirmek, kitap dağıtmak, tebliğ yapmak çok iyi olur.

ALTUĞ BERKER: Geçen gün İstanbul’daki dikilitaştan bahsetmiştiniz. Hem resmini göstereyim, hem de uygun görürseniz onunla ilgili bilgi vermek istiyorum biraz. İstanbul’daki en eski tarihi eser. M.Ö. 1550’de Firavun 3. Tutmosis Mezapotamya seferi ve zaferini anmak için yaptırmıştı. Dünya egemenliği Roma’nın eline geçince taş da İstanbul’a taşındı ve kırılıp küçültüldü. İstanbul’da bulunan dikilitaşta görülen masonik sembolde ‘ihtişamın alevi’ yazıyor. Amerika’nın ilk başkanı George Washington’a hediye edilen bu anıtta şu yazılı; “Büyük haç altında, Konstantinopolis’ten Kutsal topraklara buradan adım atılacak. Luther’in soyundan gelecek Papa İsa Mesih’i çağıracaktır. Bu anıt daha sonra Washington’da bulunduğu yerden çalınmıştır. Şimon Perez Türkiye’ye yaptığı ziyarette, TBMM’de yaptığı konuşmada; “İstanbul bizim için yüce bir kapıdır” demişti, bu sözleri meclis tutanaklarına geçti.

ADNAN OKTAR: İstanbul kıyamete kadar Müslümanların elinde olacak. İkinci bir yol yok. Başka ne var?

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Hocam, ağaçkakanlarla ilgili bilgi ve resim göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Tamam bakayım.

ALTUĞ BERKER: Ağaçkakanların gagasıyla ağacı delme hızı saatte yaklaşık 40 km. Eğer Allah bu kuşun gagasında özel bir kilit sistemi yaratmamış olsaydı, bu hız nedeniyle hem gagası iki parçaya ayrılırdı, hem de beyin sarsıntısı geçirirdi, yaşamını sürdüremezdi. Özel bir sistem var; şok emici sistemi var gagasının altında, taban kısmında. O kaslara Allah, özel bir nevi tampon vazifesi gören…

SUNUCU: Programımıza kısa bir ara veriyoruz.

Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

ALTUĞ BERKER: “Mübarek suçlu bulunursa asılacak” diyor haberlerde Hocam.

ADNAN OKTAR: Allahualem asarlar onu, ama yargılanmaya vakit kalmadan da emrivaki de olabilir.

ALTUĞ BERKER: Suriye de aynı durumda. “Öfke Suriye’yi sardı” diyor Hocam. Beşer Esad’ın kuvvetleri halka bayağı eziyet ediyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim, gençleri Darwinist, materyalist yetiştiriyor Baas Partisi, zaten iktidar olan da Baas Partisidir; komünist parti. Gençler komünist yetişince, Darwinist, materyalist oldular. Darwinist, materyalist olunca da bu tarz tavırlar son derece makul hale geliyor onlar için. O da eğer, dini, dini eğitimi ön plana çıkartmış olsaydı, Darwinizm’e ve materyalizme karşı tavır alsaydı, gençleri o yönde eğitmiş olsaydı, şu an bu problemlerle karşılaşmazdı. Böyle eğitime böyle netice olur işte. Gençler, yani sokağa dökülenler keyfini, zevkini arayan tipler. Sonunda İttihad-ı İslam olsun, Türk İslam Birliği olsun demiyorlar, ama teklif edilse kısa sürede kabul ederler; aydın insanlar, aydın gençler. Sadece teklif edilmeye kaldı olay. Teklif edenlerin sayısı biraz çoğalmış olsa, aydın kesim bu teklifi öne sürse konu biter. Onun yerine eyyamcı gençlik geliştirmeye çalışıyorlar, nerede akşam orada sabah. Suriye’de de öyle, Irak’ta da öyle, Şam’da da öyle, Fas, Tunus, Cezayir oralarda da öyle. İşte gece kulüpleri olsun, barlar olsun, genç kızlar bakımsız, sağlıksız oluyor birçoğu, gençler öyle yine bakımsız, sağlıksız, mutluluk sanki gece bara gitmek olarak biliyorlar. Yaş günü oluyor, hadi kutlayalım, nereye? Bara. Kiminle? Tanımadığı bilmediği adamlarla, kimseye güvenmiyor zaten, buz gibi adamlar, bayağı tehlikeli tipler, onlar alıyor götürüyor bara. Şunu içelim, bunu içelim; bembeyaz oluyor eli yüzü, sağlığını kaybediyor, sıhhatini kaybediyor, kavga çıkıyor, gerilim oluyor. Zannediyor ki orada mutluluk var. Bar deyince, gazino deyince veyahut eğlence yeri deyince; adı üstünde eğlence yeri, nereden biliyorsun eğleneceğini orada? Birçok barda, birçok gazinoda insanlar eğlence değil, azap bulmuş oluyorlar, ızdırap bulmuş oluyorlar, rahatsızlık bulmuş oluyorlar. Bakıyorum, sağlıksız ne varsa onun peşinde. Yiyeceklerine bakıyorum, sağlıksız yiyecekler yiyorlar, yoğun sigara dumanı olan bir ortam, yoğun içki, stresli bir ortam, mafya tipi adamlar, kimin ne olduğu belli değil, kimin tabağına kimin ne koyduğu belli değil. Mesela bakıyoruz bazı yerlerde, barlarda yahut gazinolarda, mutfağına giriyoruz, bir leğenin içine bütün tabakları doldurmuşlar; cinsi sapığın tabağı da orada, sarılık hastası olan adamın tabağı da onun içinde, AİDS hastası olan adamın tabağı da onun içerisinde, aynı tabaklar hepsi, adam bir havluyla kuruluyor, hepsine servise başlıyor. Bazılarında da çay bardakları, içki bardakları adamın aynı bardağa dudağı dokunuyor; sarılıklı, hastalığı olan, mantar hastalığı oluyor, her çeşit hastalığa sahip adam olabiliyor, bardakları tabağı hepsi aynı yerde yıkanıyor, bazı yerlerde. Onun ağzındaki bakteri, mikrop, ona olduğu gibi geçmiş oluyor bu sistemle. Mesela onun pis elini sürdüğü yere, gidip o da elini sürüyor. Onun dokunup pislettiği yiyecekleri o da ağzına alıp yiyor. Tabii onun sonucunda da hastalıklar meydana geliyor, rahatsızlıklar meydana geliyor haberleri bile olmuyor, farkına bile varmıyorlar. Birçok kişi hastalığı öyle yerlerde kapıyor, güya mutlu olmaya gidiyorlar. Mesela bakıyorum, birçok genç kızın cildi sapsarı; fondöten ile falan yüzlerini kapatıyorlar. Genç kız dediğin, bayağı sağlıklı, zinde olması lazım. Elleri bembeyaz oluyor, kansız, bitap, bitkin oluyorlar. O çocukları sürekli yoğun bir rekabet içerisine sürüklüyorlar, işte kıyafet, eğlence rekabeti, araba rekabeti. Onlar da o rekabet içerisinde adeta helak oluyorlar, bitap oluyorlar. Çoğu gencecik yaşta yaşlanıyorlar, müthiş yaşlı hale geliyorlar, kısa sürede çöküyorlar. Sağlıksız nesiller yetişiyor. İslam ülkelerinde de böyle, Amerika’da da, Avrupa’da da böyle, birçok yerde böyle. Biz bunları çoğu yerde görüyoruz. Bunun adına mutluluk diyorlar. Mesela bakın Paris Hilton’un bir resmini gördüm, bayağı canlı, güçlü. Bir de makyajsız halini koymuşlar, perişan çocuk, çok perişan halde. Bunların birçok hastalıkları oluyor, birçok enfeksiyona yakalanıyorlar, rahatsızlıkları oluyor. Ama dış dünyada, işte kakara kikiri gülünce, bunlara zannediyorlar ki hiçbir şey olmaz, hastalıkları olmaz, rahatsızlıkları olmaz. Halbuki birçoğunun sinizütleri oluyor, baş ağrıları var, migrenleri var, birçok mantar hastalıkları oluyor, birçok yerden bunları kapıyorlar. Mesela havuza giriyor, acayip neşeli bir ortam, bağırıyorlar, çığlıklar atarak havuza atlıyorlar. Kim atlıyor havuza? Sarılıklı adam atlıyor, hepatit A, hepatit B, hepatit C, herbirinden ayrı. Veyahut adamda HIV virüsü var, veyahut mantar var, veyahut birçok bakteri çeşitleri var; mesela çok inatçı, dirençli bakteri çeşitleri var. Havuzda yüzüyor çıkıyor, bakıyorsun öksürmeye başlamış, enfeksiyon almış. Adamda sinüzit yokken, sinüzit başlıyor, bütün yüzüne yayılıyor. Orta kulak iltihabı oluyor. Mesela ben birçok insanda görüyorum, sanki sıradan bir şeymiş gibi artık alışmışlar, sanki makul bir şeymiş gibi. Hep havuzlardan, oradan buradan alıyorlar, birçok havuzda durum böyle. Adamlar banyoya gidiyor, temizlenmeden, o çamaşırı ile, ne ise o üzerindeki iç çamaşırı ile havuza atlıyor. Adamın çamaşırı havuzun içinde yıkanıyor veyahut mayosu havuzun içerisinde yıkanmaya başlıyor. Vücudunda yara varsa, havuzun içerisine atlıyor, o yarası havuzun içerisinde temizleniyor. Ayaklarında mantar varsa, bütün havuzun içerisine yayılıyor. Mesela bakıyorum birçok insanın ayaklarında mantar oluşuyor; ayak mantarı, havuzdan alıyorlar. Mesela o şezlonglara, bilmem nelere falan yatıyor, ondan evvel yatan adamın mantarı olduğu gibi vücuduna geçiyor. Vücutlarında çok inatçı mantarlar oluşuyor. Mesela saçlarında birçok enfeksiyonlar, bir şeyler oluşuyor, ama sorsan, kakara kikiri eğlence. İnsanlar hastalıkları göremedikleri için, hastalıkları elbise altında gizlendiği için veyahut vücudun içinde kaldığı için, hiçbir şey olmuyor zannediyorlar. Halbuki insanlar müthiş tahrip oluyorlar, muazzam tahribatları oluyor ama bunu dışarıya göstermiyorlar. Mesela öksürük oluyor, öksürük şurubunu içiyor, antibiyotik alıp geliyor. Bakteriler antibiyotiğe karşı da dirençli, onun yüzünden aylarca ızdırap çekiyor. Birçok genç kızda, birçok çeşit hastalık var. Delikanlılarda birçok hastalıklar; kemik hastalıkları oluşuyor, çünkü yeteri kadar mineral, kalsiyum, magnezyum almıyorlar, fosfor dengesi oluşmuyor; hazır yiyeceklerden aldıkları için. Kısa sürede iskelet sistemleri çöküyor. Fıtıklar ortaya çıkıyor, kemik bozuklukları ortaya çıkıyor, rahatsızlanıyorlar. Damar hastalıkları gelişiyor, mesela gencecik delikanlı; 30-35-40 yaşında, bütün damarları kolesterolden tıkanmış oluyor. Geceli gündüzlü doymuş yağları tükettikleri için damarları tıkanıyor. Önem vermiyorlar, hastalık aniden çıkıyor karşılarına. Mesela bazen televizyon kanallarından falan bakıyorum, öyle yerlere gittiklerinde çok eğlenceli, neşeli gibi bir ortam var. Halbuki eğlenceye gelen adamın çantasını bir açsan, kalp ilaçları ayrı, tansiyon ilaçları ayrı, böbreğinden hasta olanlar mı dersin, karaciğerinden hasta olanlar mı dersin. Ama dışarıya çıkarken elini yüzünü boyadığı için, neşeli göründüğü için, elbisesi ile geldiği için, hastalıkları, dertleri, elemleri belli olmuyor. Onlar da böyle çelik gibi bir dünya var zannediyorlar. Halbuki eğlendikleri adamlar, mesela Gianfranco Ferré bir toplantıya katılmıştı, bir dahaki toplantıya baktık, adam yok ama eğlence devam ediyor. Nerede? Adam toprağın altında. Mesela birçok ünlü sanatçı, bakıyoruz bayağı neşeli geliyor. Bir daha seneki toplantıda bakıyoruz, adamlar yok, toprağın altında ama tempo hiç kesilmiyor, yani çalgı yine devam ediyor. Halbuki akılcı, derin düşünse, dünyanın fani olduğunu, insanın hasas bir varlık olduğunu, Müslümanca ve akılcı yaşandığında sağlıklı olunacağını göreceklerdir. Ama hiçbir şey olmaz zannettikleri için de, her türlü bela, dert, elem insanları sarıyor.

ALTUĞ BERKER: Bugün İran’la yeni sınır kapısı açıldı Hocam, inşaAllah. Kapıköy-Razi; bugün iki ülkenin Dışişleri Bakanları Van’da açılışı yapmışlar Hocam. Sınır illerindeki ticaretin yaklaşık 50-100 milyar dolara çıkacağı belirtilmiş, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Mehmet Emin; Mehmet Emin, sen Atatürk’ün tırnağı etmezsin, tırnağı, kerata. Yolda yürümekten acizsin, hergele, oturuyorsun atıyorsun tutuyorsun. Ben kaç defa söyledim Atatürk’ün yaptığı hizmetleri. Nedir? Bir, Kuran tefsiri, Elmalılı’ya; o devire kadar yoktu. Buhari’yi tefsir ettiriyor. İmam Hatipler’i kurduruyor, İlahiyat Fakülteleri’ni kurduruyor. Anadolu’ya onbinlerce Kuran dağıttırıyor. Kerata hayatında hiç tek bir tane Kuran hediye ettiğini hatırlıyor musun? Fitne fücur dedin mi, laf sokmak, kavgacılık, uçuyorsunuz. Niye tek kelime Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyorsun, İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyorsun? Hergele, tek kelime bahsetmemiş, dır dır dır. Neden Atatürk’ün heykelleri varmış? Heykel her zaman olan bir şey. Avrupa’da da var, dünyanın her tarafında da vardır. İnsanlar büyük bildikleri, sevdikleri insanların heykellerini dikiyorlar meydanlara, başka yerlere, değil mi? Bunda oturup şaşıracak ne var yani? Bir de bunu konu diye oturup anlatıyorsun. Sen bir sevgiden bahset, bir şefkatten, merhametten bahset, Türk İslam Birliği’nden bahset, Müslüman aleminin İttihad-ı İslam’ı oluşturmasından bahset. Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahset, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişinden bahset. Hz. Mehdi (a.s.) düşmanısın, Hz. İsa (a.s.)’a düşmansın, İttihad-ı İslam’ı istemezsin, ama bir avuç arkadaşınla beraber kerata, işte fitne çıkar, kargaşa çıkar, laf sok, facebook’a girsin ona sataşsın, buna sataşsın, millete laf atsın. Sen Atatürk’ün tırnağı edemezsin. Onun hizmetlerine bak, senin hizmetlerine bak. Üst-baş berbat, suratlarına bakılacak halleri yok, atom forvet keratalar sokakta böyle pantalonun üzerine çorap çeksin, mahalle aralarında elinde sigara ile top oynasın, ondan sonra da ahkam kessin lahmacuncu keratalar. Bırakın bana böyle lafları. Hep kavga, fitne, laf sokma; mesela giriyorum ben facebook’a, onların sayfalarına bakıyorum, bana getiriyorlar. Güzel bir söz var mı, diyorum. İstisnasız yüzde 99’u fitne ve kavga üzerine dayalı. Ağzına hiç mi sevgi sözünü alamıyorsun? Bir sevgiden bahset, bir güzel çiçek resmi koy, hayvanların güzelliğinden bahset, Allah’ın yaratma sanatından bahset, bir Kuran mucizesi koy, bir iman hakikati anlat, İttihad-ı İslam’ın güzelliğini anlat, Türk-İslam Birliği’nin güzelliğini anlat. Müslümanların kardeş olmasının önemini anlat. Gereksiz detaylara girip, Müslümanların birbirleri ile aralarını açıyorlar. Bu detaylara girmeden kardeş olmanın, dost olmanın yollarını göster, bunları anlat, değil mi? Birisi ortaya bir laf atıyor, hepsi arkasından gidiyor. Atatürk gece gündüz Kuran okuyup, Kuran dinleyen bir insandı. Sen hangi gece Kuran dinledin kerata? Bunlar Kuran’a da karşı, Kuran da dinlemezler, Kuran’ın yorumunu da bilmez, anlamaz, dağıtmaz. Sen bunlarla, fitne fücurla uğraşacağına; hatta bir Çin atasözü var, ‘Karanlıktan şikayet edeceğine, bir mum yak’ diyor, inşaAllah. Biz de bu arkadaşlara bunu söylüyoruz. Bakın dikkat ederseniz sürekli fitne fücur ve kavga, bu bir hastalık, buna çok dikkat edin, burada bir acayiplik var. Bir insanın sitesine giriyorsun, sırf kavga. Öbürüne giriyorsun, sırf kavga. Senin ruhunda neşe dolu, güzel bir yönün yok mu? Sevdiğin bir insan yok mu? Sadece kendi şeyhini seviyor. Niye diğer hocaları sevmiyorsun? Onlar Müslüman değil mi? ‘Lâ ilâhe illAllah Muhammedun Resûlullah’ demiyorlar mı? Kimseyi sevmiyor, böyle takım tutar gibi, kulüpçü kafa. Birisi olacak ondan yana tavır koyacaklar, ondan sonra herkese küfür edecekler, hakaret edecekler, önüne gelene hakaret edecekler. Zamanı gelince bunlar kendi şeyhlerine de hakaret ederler. Kavgacı ruh, nefret ruhu oraya götürür. Bu aslında bayağı yaygın, çok yaygın. Kendi grubuna, kendi şeyhine sıkı sıkıya tutunuyor, ne kimseden bahsediyor, ne kimseyi övüyor, ne kimseye bir iltifatı var, muhabbeti var. Bakın ben bütün şeyh efendileri övüyorum, seviyorum. Hepsine karşı sevgi doluyum. Bir katı taassup, bir cemaat ruhu içerisinde değilim ve teşvik ediyorum. Mesela bakın, gidin Şeyh Nazım Hocamız’a bağlanın, Mahmud Hocamız’a bağlanın, diyorum. Hepsini sevin, büyük alimleri sevin, alimlerden doğru bilgileri öğrenin, diyorum teşvik ediyorum. Kalben çok seviyorum, gönlüm çok rahat. Onların da bu tarzda olmaları gerekir. Birbirlerini sevmezlerse İttihad-ı İslam olmaz, Türk-İslam Birliği olmaz, cennete de gidemezler. Cennette bize hangi tarikattansın diye sormayacaklar ki. Şu tarikata, şu cemaate mensup olanlar cennete girecek denmeyecek. Orada kardeş oluyorsan, burada niye kardeş olamıyorsun? Cennette göstereceğin ahlakı burada göster ki, cennete layık olasın, inşaAllah. Burada kavga edeceksin, nefret edeceksin, cennette de orada dost oluruz, düşünürüz gibi bir mantıkla yaklaşıyorlar. O zaman cennete Allah seni sokmayabilir. Cennete, sevgi insanları, aşk insanları, tutku insanları gidecektir. Bunu söylüyorum; şimdi bakın kendileri de yapsınlar, gitsinler bazı Müslüman kardeşlerimizin internet sitelerine girsinler. Orada kaç tane iman hakikati var, kaç yerde Allah sevgisinden bahsediliyor ve Allah aşkından bahsediliyor, Allah’a tutku ile sevgiden kaç yerde bahsediliyor, diğer Müslüman cemaatlere karşı nerelerde sevgiden bahsediliyor, bir baksınlar. Hemen hemen birçok yerde göremeyeceklerdir. Bu çok büyük bir felakettir. Hatta Nur talebelerinde bile; bazı kardeşlerimizde görüyoruz, mesela ben şu Nur talebesi cemaatine mensubum, diyor. Onu dışında hiç kimse ile muhatab olmayıp, hiç kimse ile konuşmamak, adam yerine koymamak; selam dahi vermiyorlar. Selam verin, gidip konuşun, meclislerine gidin, yemeklerini yiyin, arkadaş olun, kardeş olun, onlar da Müslüman. Aynı mantıkta olmak mecburiyetinde değilsiniz ki. Ben mesela Mahmud Hocamız’ı seviyorum, ama aynı stilde, aynı yöntemle faaliyet yapmıyorum. Bu benim sevgimi, saygımı engellemez. Ve mesela ayırt ediyorum, Cübbeli ayrı, bunu ayırın, diyorum. Cübbeli yüzünden de o cemaate karşı içimde bir küskünlük, öfke de duymuyorum. Ayırmayı da bilecekler, mesela içlerindeki şu şahıstan dolayı ben onlara yanaşmıyorum, o ayrı, ben onu ayırıyorum, ama cemaate karşı toptan sevgim ve saygım var. Mesela Fethullah Hoca’ya insanlar, nasılsa savunmasız diye kendilerini kaybetmiş şekilde saldırıyorlar, yani mazlum, kendisini savunamaz düşüncesi ile. Ben, Fethullah Gülen Hoca’yı var gücümle savunuyorum. Onlara sorsak; mesela Fethullah Hocamız’ın bazı evlerine benim kitaplarımın girmesi yasak, sokmuyorlar. Ben bundan dolayı öfke duyuyor muyum? Duymuyorum. Çünkü aklı başında Fethullah Hocamız’ın talebelerinin hepsi benim kitaplarımı okuyorlar. Ama iradesi zayıf, güçsüz ise, biraz baskı ile bazı yerlerde engellenebiliyorlar; 3-5 yerde. Onun yüzünden ben milyonlarca insanı töhmet altında bırakmam. Benim için külli yapı çok önemlidir. Ben mesela Fethullah Hocamız’ın kitaplarını tavsiye ediyorum, teşvik de ediyorum. Ama bazı aklı evveller, kendileri Darwinizm’e karşı mücadele vermedikleri gibi, bizim yaptığımız mücadeleyi de durdurmaya çalışıyorlar. İradesi, aklı zayıf olanlar da cemaat taassubuyla, yukarıdan biri bir tavsiyede bulundu mu, ona uyuyor. Bütün cemaatlere tavır almanız gerekiyor diyor, adam koyun gibi ona inanıyor, o da tavır alıyor. Hakkı söylüyorsa dinlersin, hakkı söylemiyorsa niye dinliyorsun? Sana bütün Müslümanlara karşı cephe aldırıyorsa, niye saygı duyuyorsun o adama? Kimsenin kitabını okuma, diyor. Niye okumayasın? Hepsini okursun. Mesela Fethullah Hoca’nın kitabının dışında hiçbir kitap okumayın, diyor. Akılsız adam, o zaman o adamın genel kültürü ne olur, tartışma gücü ne olur? Muhakemesi, yargısı ne olur o adamın? Adamı ne kadar dar bir dünya içerisine düşürmüş oluyorsun, değil mi? Okusun, şeyh efendilerin kitaplarını okusun, eski alimlerin eserlerini de okusun, her yerden istifade etsin. Mesela arı nasıl? Her çiçekten bal topluyor. O da her yerden hak bilgiyi alsın, niye dar plana sokuyorsun, niye yasaklarsın? Bir kısım Müslüman cemaatlerde kitap yasakçılığı Nazi döneminden daha beter. Bu solda da var. Mesela solda da, ben şu şu kitapları okumam, bu kitapları buraya sokturmayız, konuşturmayız; aynı Nazi dönemi gibi, müthiş rezalet. Hiçbir cemaat, hiçbir topluluk kitap yasağı getiremez, çok ayıptır, vicdansızlıktır, akla uygun bir hareket değildir. Kitap yasağı getiren bir topluluktan kaçınmak lazım, orada bir anormallik vardır. Sol grupların, komünist grupların çoğunda bu çok yoğun olarak vardır. Hatta kendisi solcu olduğu halde, sol yazarlarda bile, onlarda bile ayırt ediyorlar; şunlarınki okunur, şunlarınkini okuyamazsınız, diyor. Aralarında küçük küçük fraksiyonlar var ve kitap yasakları çok katı ve şedit olarak uygulanıyor. Müslüman cemaatlerin de birçoğunda; sadece bizim şeyh efendinin eserlerini okuyacaksınız, başka hiçbir kitap okumayacaksınız, diyor hiçbir şey sokturmuyor adam. Bir tek benim eserlerim değil, Fethullah Hoca’nın kitaplarını da okutturmuyor, Mahmud Hoca’nın da kitaplarını okutturmuyor, hiç kimseyi okutturmuyor. Buna rağmen yasağı delen en yüksek yapı benim kitaplarımda. Benim kitaplarımı her cemaatin fertleri okuyor, yasak olmasına rağmen. Bu katı, faşizan sistemleri delen sistem benim kitaplarımda var. Mesela Kırgızistan’da, şurada burada çok katı kitap yasakları var, ama benim kitaplarım serbest. Azerbaycan’da da, birçok dini kitaplar, hemen hemen tamamı yasaktır; Risale-i Nur dahil, ama benim kitaplarım serbest. Rusya’da da öyle. Nur cemaatinde benim kitaplarımdan olmayan ev hemen hemen yoktur, hepsi okumuştur. Tarikat ehli olan kardeşlerimizin hemen hemen tamamı okurlar. Aslında bir nevi de mecburiyet var, çünkü Darwinizm’e karşı mücadele etmeden dini anlatamıyorlar. Dini anlatmak istediklerinde, nereye gitseler karşılarına Darwinizm çıkıyor. Darwinizm ile mücadele edebilmek için o zaman Harun Yahya’nın kitaplarını okuyun, diyor konu kökünden hallolmuş oluyor. Veyahut gidiyor benim kitabımı hediye ediyor, benim internet sitemi tavsiye ediyor.

ALTUĞ BERKER: Hocam Sungur Ağabey bunu size çok güzel ifade etmişti.

ADNAN OKTAR: Nasıl, ne demişti?

ALTUĞ BERKER: Sen Sedd-i Zükarneyn oldun, seni aşıp bize gelemiyorlar, dedi ziyaretine gittiğimizde.

ADNAN OKTAR: Evet, öyle dedi, bir evvel gittiğimizde öyle dedi. Ben hayret etmiştim o zaman. “Sen, Sedd-i Zülkarneyn oldun, seni aşıp bize gelemiyorlar. Sen olmasaydın, bizim durumumuz çok kötü olabilirdi” dedi; yani o anlamda konuştu, maşaAllah.

ALTUĞ BERKER: “Moskova’dan vizesiz ilk uçak İstanbul’a indi.” Hocam bugün maşaAllah vizesiz yaklaşık 58 ülke oldu. Bunu 4 sene önce ilk zikreden, ilk söyleyen sizsiniz, maşaAllah. Şu anda devlet politikası olarak vizeler kaldırılıyor. Rusya’yı da ilk zikreden sizsiniz; Türk-İslam Birliği içerisinde Rusya’nın da olması gerektiğini söyleyen sizsiniz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dışişleri Bakanımız geçenlerde; Sayın Ahmet Davutoğlu, çok mübarek ve muhterem bir insandır, ahir zamanın güzel insanlarından birisi. Mehdiyet’in gölgesi altında olan mübarek bir insan. Türki devletlerle olan pasaport mecburiyetini de kaldırmak üzere girişim başlattı, maşaAllah. Şimdi pasaportlar da kalkacak, elhamdülillah. Geçen günlerde öyle bir konuşma yaptı.

ALTUĞ BERKER: Gürcistan ile kalkacak dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, Gürcistan ile kalkıyor, bismillah orasıyla başlatacağız, inşaAllah, Allah’ın izni ile. Gürcü, benim tanıdıklarımın birçoğu Gürcü’dür. Ne alaka, bizim Gürcistan’a pasaportla gitmemiz ne demek? Bu ne demektir biliyor musunuz? Ben seni yabancılıyorum, anlamına gelir. Ne demek pasaport? Tabii ki kalkacak, evelAllah, inşaAllah. Bakın kaç yıl önce söyledim, olacak dedim ve oldu, elhamdülillah ve olmaya da devam ediyor.

ALTUĞ BERKER: Ankara’daki bazı kardeşlerimiz, her Cumartesi Ankara’da kitap dağıtıyorlarmış Hocam, inşaAllah. Kutlu Doğum Haftası nedeniyle Hz. Muhammed (s.a.v.) kitabını dağıtmışlar, maşaAllah. Size de selam söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Aleykum Selam, helal olsun.

ALTUĞ BERKER: “Türk-İslam Birliği kurulana kadar devam edeceğiz” diyorlarmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aferin çocuklara. Koç yiğit bunlar, maşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Hocam, Ankara Gönüllüleri; “sizin ve Türk-İslam aleminin Kutlu Doğum Haftasını kutluyoruz” diye yazmışlar.

ADNAN OKTAR: Allah bütün milletimize mübarek kılsın. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in şefaatine nail etsin bizleri. Onunla aynı sofrada, aynı ortamda, sonsuza kadar cennete birlikte olmayı Allah nasip etsin, inşaAllah. Aferin, çok güzel, maşaAllah. Hakikaten kitaplarım çok anlaşılır, çok nettir. Mesela ben bazı alimlerin kitaplarını okuyorum, hakikaten çok karmaşık, anlaşılması zor, yani konuyu anlamak için, böyle saatler vermek gerekir; birçok insan için çok zorlu olur bu, belli. Benim kitaplarımı okuyan bir insan, okur okumaz anlar. Çok sade, net, yalın, hikmetli, ilmi ve delillidir ve aksini de kimse iddia edemez. Hurafeden, duygusallıktan tamamen uzaktır, romantik anlatımları yoktur, edebiyat-lugat parçalama tarzında böyle kendini göstermeye yönelik, edebi gücünü göstermeye yönelik, gösteriş amacı ile yazılmış yazılar yoktur. Son derece samimi ve candan bir anlatım vardır, o sebepten de en etkili eser olmuş oluyor. Cübbeli o zamanlar acayip dağıtılmasını istiyordu, oradan da bize müthiş insan geliyor, diyordu. Sizin kitaplarınızı okuduktan sonra bize geliyorlar Hocam, diyordu.

ALTUĞ BERKER: Hocam gökkuşağı ağacı, rengarenk.

ADNAN OKTAR: Nasıl olmuş o?

ALTUĞ BERKER: Gövdesi değişik renklerle boyanmış gibi bir gökkuşağını andırıyor adeta. Kuzey yarımkürede, Filipinler ve Yeni Gine’de yetişiyor bu ağaç. Boyu 70 metreye kadar ulaşabiliyor. Ağacın gövdesinin böyle boyanmış gibi gözükmesinin nedeni; ağacın gövdesi her yıl farklı zamanlarda soyulmaya başlıyor. Ağaç yer yer soyuldukça altından yeşil kabuğu ortaya çıkıyor. Bu kabuk önce turuncuya, sonra mora, sonrada kahverengi renge bürünüyor ve ortaya böyle renkli bir ağaç gövdesi çıkıyor.

ADNAN OKTAR: Ne şeker şeymiş bunlar böyle, maşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Kısa bir filmi de vardı Hocam, uygun görürseniz göstereyim.

Hadi Uluengin Hürriyet yazarı, “Said Nursi’yi inceleme zahmetine girmezler” diyor. Cemaat paranoyalarının Said Nursî’yi incelemek zahmetine katlanmayan laikçiler tarafından körüklendiğini söylemiş. Fethullah Gülen Hocamız’ın cemaatinden bahsederek, onların ılımlı olduklarından övgü ile bahsetmiş. “Bediüzzaman’ı da incelemeden konuşurlar” demiş Hocam.

ADNAN OKTAR: Güzel, ama Fethullah Hocam’ın cemaatinde de Bediüzzaman’ın okutulması çok önemli, çünkü unutturmaya çalışıyorlar, o çok büyük bir tehlike. Bu şaşar beşer Faruk Beşer öncülüğünde yeni bir akım var. Ne Samanyolu’nda Bediüzzaman’dan bir bahis duyuyoruz, ne Mehtap TV’de. Onunla güçlendiler, onunla zengin oldular, onunla heyecan yaşandı, onunla bu gençlik oluştu, sonra da Bediüzzaman’a sırt döndüler; bir kısım eşhas-ı ahir zaman. Bu çok acı bir olaydır. Bediüzzaman’dan utanç duyanlardan, biz utanç duyuyoruz. Kimse o belirli sayıda yapanlar, onlardan o tavırlarını değiştirmelerini istiyoruz.

Evet, özetle; kavgacı, sorun çıkartan Müslüman tipini ortadan kaldırmak lazım. Öyle tiplere makbul, mücahid havası veriyorlar, yani taviz vermez, itlik çakallık yapmak, millete saldırmak, küfretmek, kavgacı olmak, herkesi tekfir etmek, Müslümanlara sürekli kulp takmak, onları beğenmemek, sadece kendi etrafındaki insanların; özelliklede kendi içindeki fraksiyonunu beğenmek, onun dinle imanla alakası olan bir şey değil. Sahabe dönemine bir baksınlar, bütün Müslümanlar birbirlerini seviyorlardı. Allah, “Müslümanlar kardeştir” diyor, Kuran ayeti var. Akıllarını başlarına alacaklar, bu nefret politikasını bıraksınlar. Nefret politikası yüzünden bakın İslam alemi teker teker eziliyor. Her kabadayılık yapan, böyle çirkef mantık geliştiren sonunda mahvoluyor, görüyorsunuz. Kaddafi çıktı; deli yarasa gibi yine çırpınarak sokaklarda geziniyor, bir şeyler yapıyor ve kötü model oluyor. Halbuki Müslümanlıkta şefkat, merhamet ve sevgi vardır. Oturdu, İslam sosyalizmi diye ortaya bir şey çıkarttı, Kuran’ı beğenmeyip, haşa, kendi kafasından bir mantık çıkarttı, yeşil kitap, kırmızı kitap diyerekten. Müslüman’ın kitabı Kuran’dır, Kuran’a ve sünnete göre hareket eder. Kuran ve sünnet sana yetmiyorsa, o olmaz. Dolayısı ile hem kendi başını belaya soktu, hem Müslümanların başını belaya soktu. Şimdi yavaş yavaş onun etrafını sarmaya başladılar, adamlar acele de etmiyorlar. Stratejik konumlarını oturtmaya başlıyorlar, çünkü orası çok petrol çıkan bir bölge, doğal olarak çökmesini bekliyorlar. Şimdi bir süre sonra ekonomik kriz oluşacak Libya’da, çünkü şiddetli bir abluka var, ekonomik abluka var. Fabrikalar çalışmıyor, her yer durdu, felç oldu, halkı hicret ettirdiler oradan, iç güç pasifize oldu, gelişme gücü pasifize oldu. Adam böyle katrana düşmüş yarasa gibi çırpınarak böyle sokaklarda geziniyor, kendince hava atıyor. Halbuki bir süre sonra feci şekilde çökme meydana gelecek, yani görünüş öyle. Aklını başına almıyor. Mesela Mehdiyet onu hiç ilgilendirmez, Türk İslam Birliği hiç ilgilendirmez, halbuki çoktan bunu yapabilirdi, muazzam imkanları vardı. Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele verebilirdi, imanlı, eğitimli çok güzel bir gençlik yetiştirebilirdi, buna yanaşmadı. Bunun yerine komünist, Darwinist sistemi destekledi ve sonucunda da işte Allah böyle bela veriyor. Saddam da öyle, Baasçıydı, komünistti, Allah onun da başını belanın içerisine soktu, mahvetti. Bu Mısır’ın çektiği belalar da odur, hep Baasçılar, komünistler iktidarda olmuştur. O senin karga da öyle, komünist kafalıydı, Darwinist, materyalistti, bak Allah onun da başını aldı.

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in vaad ettiği gibi tam cereyan ediyor, maşaAllah. “Ceberrut melikler, ondan sonra Hz. Mehdi (a.s.) zuhur eder” diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, çok şaşırtıcı bu tabii, hayret verici. Ama Mehdiyet’e doğru çok süratli bir gelişme var, çok süratli bir gidişat var, maşaAllah.

İnsanların o kadar mantıksız, çirkin şüphecilikleri var ki, manyak gibi. Mesela akla hayale gelmedik yerlerden şüpheler, akla hayale gelmedik vesveseler, kuruntular. Onlarla yazışıyorlar, konuşuyorlar, fitne fücur; ona o kadar vakit ayıracağına, güzelliğe, sevgiye, akla, ilime, irfana vakit ayırsana, ne gerek var o fitne ile uğraşıyorsun. Zaten kavrulmuş kafan, aç kafanı, ferahlat, neşeli, güzel bir ortam meydana getir. Bütün Müslümanlara sevgi göster, muhabbet et, sevilmeleri için teşvik et, ancak böyle olacak güzellik, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: www.isikverenkmucizesi.Com internet siteniz, inşaAllah. Bu site, sizin Renk Mucizesi kitabınızdan faydalanılarak hazırlanmış. Işığın ve rengin nasıl oluştuğu, güneşin önemi, Allah’ın renk sanatı, canlılardaki kamuflaj örnekleri, evrimin ışık ve renk çıkmazı bu sitede çok güzel bir şekilde anlatılıyor, maşaAllah. İnternet sitesini tekrar ediyorum, IşıkveRenkMucizesi.Com.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Tabii renk çok büyük bir nimet. Mesela bak, mavile, kırmızılar, her şey çok hoş. Sarı ayrı bir güzel, mavi ayrı bir güzel, yeşil ayrı bir güzel. Ama renklerin içerisinde ben en çok yeşili seviyorum.

ALTUĞ BERKER: Ben bir kedi ile bir kaplumbağa göstereyim eğer müsaade ederseniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Tamam, haydi bakalım. O gezintiye çıkmış, taksi niyetine üzerine binmiş, keyfini de hiç bozmuyor.

Şimdi bazı dangallara ve tabii muhterem milletime de, kardeşlerime de; ama milyonda bir dahi olsa bazı dangallar da oluyor, onlara ledün ilminden bir örnek veriyorum. Enbiya Suresi, 58. Bir sayfa açtım orası çıktı, onun için orayı anlatıyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bakın “büyükleri hariç olmak üzere putları paramparça etti; belki ona başvururlar diye.” Büyük putu ellemiyor. "’Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir’ dediler.” Şeytandan Allah’a sığınırım, “’Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik’ dediler.” Hz. İbrahim (a.s.) ile ilgili ihbar var, o devrin bazı gaddarları ihbarda bulunuyorlar. “Dediler ki: ‘Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki,” tutuklayın, göz altına alın, “ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar.’" O devrin derin devleti ibret olsun diye böyle bir şey yapıyor. “Dediler ki: ‘Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?"’ Mahkemede sorguluyorlar. Bakın Hz. İbrahim (a.s.)’ın mahkemede verdiği cevap: “Hayır dedi.” Doğru mu söylüyor? Doğru söylemiyor, yapan o. Hayır diyor, niçin? Ledün ilmi. "Bu yapmıştır,” bu yapmıştır deyip putu işaret ediyor. “...bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara sorun." Ama ben yapmadım, diyor. Bu ledün ilmidir. “Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; ‘Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler.’” Kendilerinin zalim olduğunu söylüyorlar. “Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler:” Küfürde bu vardır, önce bir düzelir, sonra sapıtır yine dengesi bozulur, on dakika sonra bakarsın cozutmuş. Daha on dakika önce anlattığın şeye tamam doğru derler, sonra bakarsın tepe takla ters dönerler. "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin." O zaman dangal niye ortaya çıkıyorsun madem putun bir gücü yok? Mesela biz diyoruz ki, taş, toprak, atomlar şuursuzdur. Görmeyen atom, gören gözü yapamaz. Duymayan atom, duyan kulağı yapamaz. Düşünemeyen atom, düşünen insanı yapamaz. Koklayamayan atom, koklayan insanı yapamaz. Dokunamayan atom, dokunan insanı yapamaz, dokunma duyusunu yapamaz. “Dedi ki: ‘O halde, Allah'ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?’" Bakın arkasından gerçeği açıklıyor. "Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?" Onları aşağılıyor, yani akılsızca olan yönlerini anlatıyor. “Dediler ki: ‘Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın” bakın en feci ölüm şeklini istiyorlar, “onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun.’" Kendi put düşüncelerine, o sapkın düşüncelerine. “Biz de dedik ki: ‘Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol.’" Hz. Mehdi (a.s.)’ı da yakmaya kalkacaklar, ama ateş ona soğuk ve esenlik olacak, yani deccaliyet ona hiçbir şey yapamayacak. Nitekim rivayette de var, Hz. Mehdi (a.s.)’ı deccal tutuyor, ayağından elinden zincirliyor, vücudunu ikiye biçiyor deccal, yani kardeşlerinden ayırıyor anlamına geliyor. Ama Hz. Mehdi (a.s.) yeniden güler yüzle kalkar, senin deccal olduğunu daha iyi anladım der ve deccaliyet ile var gücü ile mücadeleye devam eder Hz. Mehdi (a.s.), diyor hadiste. Deccal işkence yaptıkça, o daha da şevkleniyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın sırtına sürekli vurulur; deccal ona saldırır ve sürekli sırtına vurur. Sırtına vurdukça Hz. Mehdi (a.s.) genişlemeye başlar, yayılır, diyor. Sırtı gittikçe genişler, diyor. Cübbeli bunu nasıl anlıyor? Hakikaten dövecek zannediyor, hakikaten sırtı genişleyecek zannediyor. Adamın kafası bu. Bir insan genişlerse ne olur? Ölür. Ünü, şanı, namı yayılacak, bu anlama geliyor. Anlamadığı için işte böyle garip açıklamalarda bulunuyor. “Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.” Hz. Mehdi (a.s.) da bir düzen kuracaklar, ama onlar çok fazla hüsrana uğrayanlar olacaklar, inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Geçen gün ilk defa onu zikrettiniz Hocam, ahir zamanda çıkacak kişilerden olarak.

ADNAN OKTAR: Kenane, evet hadislerde geçiyor. Ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s.) devrinde Kenane isimli bir şahsın çıkacağı belirtiliyor. Hakikaten Kenane, ahir zamanın önemli şahıslarındandır. Topal, ahir zamanın önemli şahıslarındandır, o da zuhur etti. İstanbul’da çıkacak bir azılı yobaz var; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in çok detaylı belirttiği, Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele edecek. Mehdiyet’e karşı var gücü ile komploların, oyunların içerisinde olacak bir küçük deccalden bahsediyor, o da zuhur etti. Bunlar birer mucizedir tabii. Her biri bir mucize.

ALTUĞ BERKER: Hocam İbn-i Hacer, Hz. Mehdi (a.s.)’ın meziyetlerinin çok olacağını anlatıyor, onun faziletli kılınmasının sebebi olarak, zamanındaki ağır fitneleri gösteriyor. Şöyle diyor: “Zamanındaki fitnelerin zorluğu sebebi ile onun meziyetleri çoktur.” diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Madem hadis okuyoruz, ben de hadis okuyayım biraz. “Emr-ül Müminin Hz. Ali Keremullahi Veche’den nakledilmiştir.” Dedem, Hz. Ali (r.a.) mübarek Keremullahi Veche ferman ediyor, diyor ki: “Kapalı bir sandık içerisinde olsam dahi, Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerine katılmak için kilidini kırar-çıkarım.” diyor. Demek ki, işte imkanlarım yok, kapalı tutuluyor falan; “karda, buzda sürünerek dahi olsanız, katılacaksınız.” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bakın Hz. Ali (a.r.) de ne diyor? “Kapalı bir sandık içerisinde olsam dahi, Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerine katılmak için kilidini kırar-çıkarım.” diyor bakın. Sandığın içerisinden insan kilide ulaşabilir mi? Olağanüstü gayret ve olağanüstü bir atakla bu yapılabilir, “çıkarım, diğer bir rivayette şu kaydolmaktadır, çünkü orada Allah’ın Halifesi Hz. Mehdi (a.s.) vardır, bu böyle.” Evet, maşaAllah çok fazla hadisler var. “Büyük ve çetin bir savaş, Kıyamet alametlerindendir” diyor. İşte bu, Irak’ta olan savaştır, Müslümanlara yönelik savaş, ama tabii rivayetler çok uzun.

Cem Mert Erence, kerata daha önce garip garip sözler etmiş internette, kendisine dava açılınca şimdi özür diliyor. Eğer tavrı samimi ise, dürüst ise tabii ki özrünü kabul ederiz, ama beni böyle şeylerle uğraştırmasınlar, hakaret, nezaketsizlik, saygısızlık istemiyorum, yani o zaman hukuki karşılığını veririm, inşaAllah. Ama şaka yaparsanız iftihar ederim, çok hoşuma gider. Arkadaş olmak istiyorsanız, arkadaş da olurum. Komünistseniz de severim, masonsanız da severim, dinsiz imansızsanız da severim, benim öyle bir derdim yok. Ama terbiyesizlik, saygısızlık, edepsizlik olursa, hukukla karşılığını veririm, sonra da vay yandıma düşüyorlar. Bir tanesi kerata, internette uzun uzun anlatıyor evime polisler geldi diye. Polis de gelir, jandarma da gelir kerata, abuk sabuk konuşuyorsun, hakaret ediyorsun; haklı gerekçemiz var, savcılığa dilekçe veriyoruz, polis de gelip el koyuyor, nitekim suç işlemiş olduğun da anlaşılıyor. Ben sana niye hakaret etmiyorum? Nezaketli, güzelce konuşalım, ne gerek var yani? Evet.

SUNUCU: 00.30’dan itibaren Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza A9 TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz. Yarın 22.00’den itibaren de, A9 TV, Aba TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.TV’den bizi takip edebilirsiniz.

Bu eser 449 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV ve Kocaeli TV'deki Canlı Sohbeti (15 Nisan 2011; 22:00) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV ve Kaçkar TV'deki Canlı Sohbeti (15 Nisan 2011; 00:30) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV, Kahramanmaraş Aksu TV ve Gaziantep Olay TV'deki Canlı Sohbeti (16 Nisan 2011; 00:30) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1237 download
Dinler Terörü Lanetler - 1190 download
Dinler Terörü Lanetler - 1106 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1056 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.

© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.