Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15960 tanesi Türkçe, toplam 19258 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV, Aba TV ve Kocaeli TV'deki Canlı Sohbeti (26 Mart 2011; 22:00)
Mart 2011
SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam A9 TV, Aba TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Ankara Fm, HarunYahya.Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Sivas Sipas TV, Tokat Tural Süper TV ve Radyo ve Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER: Rahmetli, şehit Muhsin Yazıcıoğlu’yla ilgili, eşinin anlatımları olmuş, bir röportajda. Son gecesini, anlatmış. Son gecesini Sivas’ı gezerek geçirmiş. Daha sonra kaldığı eve gelmiş, çok az uyumuş ya da uyumamış. Kalkıp teheccüd namazı kılmış. Ardından o geceki rahledeki Kuran’dan Rahman Suresi’ni okumuş ve Kuran-ı Kerim’in o suresini açık olacak şekilde bırakmış. Gülefer Yazıcıoğlu, verdiği bu yazıda; eşinin 7 yaşından beri namaz kıldığını, özellikle teheccüd namazını hiç kaçırmadığını, evde en büyük istek ve arzusunun bir rahle üzerinde Kuran ile seccade bulunması olduğunu belirtmiş. Ayrıca Muhsin Başkan, hücre hayatının onun için bir inziva hayatı olduğunu belirterek, eşinin işkencelere nasıl katlandığı sorusunu; “işkence başladığında Allah’ı zikretmeye başlıyordum, bu esnada vücuduma yayılan işkenceden etkilenmiyordum” şeklinde açıklıyormuş. Gülerfer Hanım ayrıca eşinin yaşlı olan annesinden bahsederek, annesini hacca götürdüğünü ve onun her şeyiyle bizzat kendisi ilgilenerek, annesinin yanından bir an bile ayrılmadığını; sohbetlere, yapılan davetlerin tümüne ise “annemin hakkını ödeyemem, onunla ilgilenmem lazım” diyerek geri çevirdiğini belirtmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok mübarek, muhterem bir insandı. Allah rahmet etsin. Herkes seviyordu, herkes. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Size de teşrif etmişti Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Fakirhaneye, böyle hoş sohbet. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Cevdet Aşkın, Radikal Gazetesi’nde Öcalan’ın bazı açıklamalarına yer vermiş. Öcalan, 20 Mart’ta Nevruz’un yaygın şekilde kutlanmasının Kürtlerin iradesinin hiçbir güç tarafından engellenemeyeceğinin işareti olduğunu ileri sürerek, “Mücadelemiz zafere yürüyor” şeklinde bir açıklama yapmış ve TÜSİAD’ın anayasa önerilerinin kendininkilerle örtüştüğünü ifade etmiş. Ayrıca polisin sert tutumunu söyleyerek, “ben zaten gerillanın önüne zor geçiyorum. Ben önüne geçmezsem günde bin 500 insan ölür. Devletin ciddi kurumlarına sesleniyorum; halka yapılan bu saldırıları durdursunlar” şeklinde tehditvari bir açıklaması olmuş.
ADNAN OKTAR: Allahualem içmiş olabilir. Oraya bir şekilde, ispirto falan soktularsa dikmiştir tepeye, ondan sonra böyle konuşuyor olabilir. Başka açıklaması pek yok yani. Türk İslam Birliği kurulmazsa, adam oradan acayip sesler çıkartır. Bir başkası acayip türlü sesler çıkarır ve bu devam eder. Türk İslam Birliği kurulsa adam orada gıkını çıkaramaz, böyle münasebetsiz konuşmalar da olmaz. Bak, koskoca Türk devletine dayılanıyor adam, kabadayılık yapıyor, değil mi? Yalnız zannettiği için devleti, milleti yalnız zannettiği için. Ama Türk İslam Birliği oluşmuş olsa, adamın ’gık’ diyecek hali kalmaz.
VTR: Cübbeli En Sonunda İslam Devletlerinin Birlik Olması Gerektiğini ve Libya’ya Asıl İslam Birliğinin Sahip Çıkması Gerektiğini Söylüyor (24 Mart 2011)
ADNAN OKTAR: Evet, “İttihad-ı İslam gerekir, İttihad-ı İslam için gayret edelim” demiyor. “İslam Birliği yapar” diyor ama uğraşa uğraşa en sonunda bunu dedirttim. Uğraşa uğraşa dedirttim. “Türk İslam Birliği gerekir, hemen bunun için gayret edelim” diyemiyor, ama. Çünkü İttihad-ı İslam oldu mu, Hz. Mehdi (a.s) gündeme gelecek, o yüzden onu söyleyemiyor. Türk-İslam Birliği’nden bahsedemiyor. Bin bir türlü tedbir aldı Mehdiyet için; kendi kurnazlığıyla, kendi kafasıyla, kendince. Mahmut Efendi Hazretleri hiç talep etmediği halde, o panikle panikledi, durduk yere 32 yıl sonra müceddid ilan etti Hocamızı. Ettirdi daha Türkçesi. Hindistan’da bir dernek olmuş, oradaki adamları alıp getirdi buraya. Hocamızın öyle bir talebi yok, öyle bir isteği de yok. “Müceddidlerin yüzyıl başında ilan edilmesi gerekiyor” diyor, sen 32 yıl sonra ilan ettin, sıkıştığın için. Çünkü biz “Hz. Mehdi (a.s) geldi” dedik. Şimdi Hz. Mehdi (a.s)’ı reddettiği durumda bir açıklık meydana geliyor, o zaman bir müceddid gerekiyor. O da aklına gelmedi aslında. Biz bunu köşeye sıkıştırmak için artık, iyice sıkıştı da yani, her noktadan kolunu kırmak için, ilmi yönden; “o zaman her yüzyılda bir müceddid geliyor, bu yüzyılın müceddidi yok. Şimdi buna ne diyorsun?” dedik. Uzun süre ona cevap veremedi, haftalarca. En sonunda aklına geldi, Mahmut Hocamız aklına geldi. “Mahmut Hocadır müceddid” dedi. Sonra onu tescillemek için de Hindistan’dan adamlar getirdi; oradan, buradan. Ve tescilletti kendince. Ama bir tek ben kabul ediyorum, sevenlerin kabul ediyor, o cemaat kabul ediyor. Başka kabul eden yok dünyada. Bir avuç insan kabul ediyor. O şekilde müceddidlik olur mu? Bütün dünyadaki Müslümanların kabul etmesi lazım. Ve “yüzyıl başında olmazsa olmaz, her müceddid yüzyıl başında gelmiştir” diyor. Halbuki öyle bir şey de yok, her yüzyıl başında müceddid gelmesi gibi bir olay yok. Onu da yanlış biliyor. Nitekim Mehmet Talu Hoca da söyledi, “ilk 50 yıl esastır” dedi, hakikaten de öyledir. 51’e geçildiğinde o yüzyıl geçmiş olur, 51’i geçtiğinde. 49’a kadar geçerli değildir. 50’ye kadar geçerlidir, 51’i geçtikten sonra tamam, öbür yüzyıla geçilmiş oluyor. Hatta 56, 55’ten 56’ya geçildiğinde kritik noktadır 55. 56’ya geldiğinde tamamdır, inşaAllah. Dolayısıyla Cübbeli’nin o tip cevapları kendini bağlıyor. Bir film daha var ona da bakalım.
VTR: Cübbeli, Müceddidlik İçin Yüzyılın Başında İlan Gerektiğini İddia Ediyor
ADNAN OKTAR: Bak “hayatta” diyor. Peki, sen 32 yıl sonra ilan ettin Mahmut Hocamızı. O nasıl oldu? Demek ki oluyormuş. Çeyrek yüzyıl da değil, otuz iki yıl sonra. Apar topar müceddit ilan ettin. Mesela İmam-ı Gazali; doğumu hicri 450, vefatı 505; uymuyor Cübbeli’nin dediğine. Yani bu durumda uyum göstermiyor. Yüzyıl başında çıkacak bir konum olmuyor. Böyle bir ilan da olmadı ayrıca yüzyıl başında. Mesela Fahreddin Razi; doğumu hicri 544. Bu ne diyor? “Hicri yüzyıl başında çıkmış olacak” diyor. Vefatı hicri 606. İmam Suyuti; doğumu hicri 849, icazet almaya başlaması 872. 872 yılında icazet almaya başlıyor. Hani yüzyıl başında çıkıyordu müceddidler? Yani Cübbeli derse tabii bir nokta koymak lazım. Bir film daha vardı ona bakalım.
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi, 1999 Yılında Hz. Mehdi (a.s) İle İlgili Gördüğü Rüyasını Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Bak, eskiden beri duyuyormuş Cübbeli. Bunun haberi var, bilgisi var Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığına. Hiç çıtı çıkmamış. Ama en önemlisi kendi açıklaması. Bir film daha olması lazım.
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi, Cübbeli’nin 7-8 Sene Önce “Hz. Mehdi(a.s)’ın 30 Yaşında Olduğunu” Söylediğini Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, bu konuşmayla konu bitti. Cübbeli’nin artık hiç uzatmasına gerek yok. Deccalin de çıktığını, süfyanın da çıktığını, Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerinin hepsinin çıktığını yıllarca savunmuş. Ve yaşını da söylüyor, “Hz. Mehdi (a.s) şu an 30 yaşında” diyor. Bunu da söylemiş. Bunun geri dönüşü olmaz. Ve ağzından kaçmış bir laf değil, yıllarca, ta 1980’lerden itibaren savunduğu bir gerçek bu. Son yıllarda da açıkça söylemiş, yaşını da bildiriyor. Sonra “ben pişman oldum, vazgeçtim” demiş olsa dahi Mehdiyetin bilimsel delillerini gördüğünü açıkca itiraf etmiş oluyor. Bundan sonraki ifadeleri geçerli olmaz. Mehmet Talu Hocamız’a da Allah bir keşif vermiş, Mahmut Hocamız’a da bir keşif vermiş; Mahmut Hocamız bu keşfi kabul etmiş. Astronotlukla itham etmemiş. Cübbeli asıl kendisi astronot. Astronot Cübbeli yani. Astronotluk onda. Mehmet Talu Hoca’ya astronot diyor. Astronotun şahı kendisi. Çünkü bak, Mahmut Hoca da aynı keşfe dayanarak hareket ediyor. Hadisleri görmüş çünkü, hadisleri görmüş, deliller tamam. Üzerine keşif ekliyor, sırf keşif değil. Hadislerin üzerine keşif. Ama Cübbeli şu an astronotluğa soyundu. Başka var mı film? Cübbeli’nin kendi sohbetlerini dinleyelim.
VTR: Cübbeli; Hutbelerde Deccal’in Anlatılmamasının Kıyametin Yaklaştığının Alameti Olduğunu Anlatıyor
VTR: Cübbeli; Hz. Mehdi(a.s)’dan Bahsedilmemesinin Kıyametin Çok Yaklaştığının Alameti Olduğunu Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Sen de demişsin? Sen “30 yaşında” diyorsun. “Şu an hayatta” demişsin. Medine’deki alim de demiş, Mahmut Hoca da demiş, Talu Hoca da diyor. Ama sen başta kendin söylemişsin, değil mi? Sapanca’daki toplantıda; “şu an 30 yaşında, Hz. Mehdi (a.s) yaşıyor” demişsin. Bediüzzaman da yaşıyor diyor, Muhammed Raşid Erol Hazretleri de yaşıyor diyor, biz de yaşıyor diyoruz. Mutabakat var, heyecanlanma. Bir şey yok. Bir tek Aydın Deden kabul etmiyor, Fatih Ağabey’in kabul etmiyor, bir de sen kabul etmiyorsun son zamanlarda, üfürüm olayından sonra.
ALTUĞ BERKER: Reha Muhtar Vatan Gazetesi’nde, haşa namazla meditasyonun birbirine ne kadar benzediğini anlatan bir yazı yazmış. “Okuyucudan gelen bir mailden yola çıkarak meditasyonda hiçbir anlamı olmayan kelimeler söylendiğini, namazda ise Arapça olduğu için anlamı bilinmeyen sözler olduğunu; meditasyonda anahtar kelimenin anlamsız bir kelime olduğunu, haşa namazda ise Besmele olduğunu; meditasyonda transa geçildiğini, namazda ise huşu içine girildiğini; meditasyonda hiçbir şey düşünmeden 15-20 dakika ayakta beklendiğini, namazda da haşa anlamını bilmediğimiz Arapça kelimelerle oturarak ve ayakta beklendiğini; meditasyonda başlangıç süresinin beş dakika olduğunu, namazın farz olan rekatların kılınma süresinin de beş dakika olduğunu anlattıktan sonra; “neden namazı bırakıp da meditasyona gerek duyuyoruz. Aslında namazı gerçekten tanısak, meditasyona ihtiyaç duymayız” demiş.
ADNAN OKTAR: Evet. Reha Muhtar, gel sen bunu kurtar. Başka neyin var?
ALTUĞ BERKER: Fethullah Gülen Hocaefendi’yle ilgili bir sözü vardı CHP Milletvekili İsa Gök’ün; bir çete lideri gibi hareket ettiği ve tutuklamalarla gözaltıları onun yaptırdığı yolunda bir beyanatı olmuş.
ADNAN OKTAR: Yok, vesvese yapıyorlar, öyle bir şey yok. Bizim için de söylediler; “size yönelik polisi kışkırtıyor, size operasyon yaptırıyor, yaptırdı” falan, ona benzer şeyler. Hakikaten de şüphelendim öyle deyince, insan tedirgin oluyor, acaba aslı var mı diye. Ben anlıyorum o arkadaşların düşüncesini. Araştırttım, soruşturdum, hiç alakası yok. Çok gariban insanlar, öyle bir şey yok. Yani bizi bile ikna ettiklerine göre demek ki herkesi de ikna edebiliyorlar. Hakikaten insan “acaba” diyor, “acaba var mı öyle bir şey?” diyor. Hiç alakasız adamlar. Mesela polise sorduk, alakası yok; başkasına sorduk, alakası yok. Dolayısıyla inanmasınlar, öyle bir şey olsa ben görürüm, inşaAllah söylerim. Bana güvensinler, inşaAllah. Var ama çok az. Devlet içinde vardır tabii sempati duyan. Mesela poliste tek tük çıkar. Yargıda tek tük çıkar ama çok çok nadir. Yani binde bir, milyonda bir, çok az. O arkadaşların anladığı anlamda bir güçleri yok. Çok çok zayıf. Öyle bir şeyleri yok.
ALTUĞ BERKER: Hocam Japon bayrağına son deprem olayından sonra siyah bir bant eklenmiş. “Japonya Başbakanı Naoto Kan da siyah bantlı bu bayrağın önünde bir açıklama yaparak; radyasyon sızdıran Fukushima-Daiichi santralindeki durumun çok vahim olduğunu, iyimser olabilecekleri bir durumun olmadığını belirtmiş ve Japon halkından özür dilemiş. Japonya’da nükleer santralde meydana gelen hasar ve sızıntı nedeniyle radyasyon seviyesi normalin on bin katına çıkmış. Ayrıca reaktörlerden birini saran çelik kazanda çatlak oluşmuş. Civar bölgelerde oturan kişilerin evlerini terk etmeleri tavsiyesinde bulunulmuş.
ADNAN OKTAR: Atatürk’le ilgili sitelerimizi beğeniyormuş Şafak. “Takdir ediyorum, beğeniyorum” diyor. Ama “bazı siteler açılmıyor” diyor. Bak, onu defalarca söyledim; yeni serverlar alın diye. Kardeşim, doluyor, tamam. Gittikçe sayı artıyor; arttıkça alın, üç server daha alın. Tamam mı? Bekletmeyin onu.
VTR: Cübbeli, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) Döneminde Huzur ve Barışın Hakim Olacağını Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Arkadaşlar diyorlar ki; “bize İslamiyet’in iman hakikatlerini anlatın.” İman hakikatleri, Kuran mucizeleri… Fakat insanların en tıkandığı nokta felsefedir, Darwinizm ve materyalizmdir. Bir kere bunun kaldırılması. Dünyanın yüzde 99’unu yerle bir etti Darwinizm. Bu açık bir gerçek, bu bir. İkincisi, felsefe kaldırıldıktan sonra, Allah’ın varlığının ve birliğinin delillerinin sunulmasıdır. Ve Peygamberimiz (s.a.v)’in ve Peygamberlerin hak Peygamber olduğunun ispat edilmesi, vahyin doğru olduğunun ispat edilmesidir. Vahyin doğru olduğunun ispat edilmesi için Peygamberimiz (s.a.v)’in gaybda verdiği haberlerin doğru çıktığının gösterilmesi gerekir. Gaybde haber neler vermiş? Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili haberler vermiş. En elle tutulur, en gözle görülür açık alametler bu. Görülüyor bunlar. Şimdi bunların ispat edilip gösterilmesi durumunda 1400 sene öncesiyle 1400 sene sonrası birleşmiş oluyor. Ve insanlarda çok yüksek bir yakin oluşuyor. Bizi dinleyenlerdeki iman yüksekliğinin en mühim sebeplerinden biri budur. Darwinizmi yıkmış olmamız, iman hakikatlerini anlatıyor olmamız, Allah’ın varlığının delillerini koymamız ve Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizelerini bilimsel olarak ispat etmemiz. O yüzden çok büyük netice alıyoruz. Mesela Cübbeli’nin taraftarları bile, birçok kişi imanlarının takviyesi için bizim kitaplarımızı okuyorlar. Mecburlar, başka türlü kitap bulamıyor. Yani Cübbeli’nin kitabıyla adamın imanının artması mümkün değil. Yani “şu kitapla imanım arttı” diyorlarsa bana söylesinler. Mesela yazsınlar, ben şu an bekliyorum. Bir tane kitabı yoktur. Dini, Kuran’ı, hadisi tenzih ederim; bir tane kitabı yoktur. Bilimsel olarak insanın ruhunu açan, imani yönden kalbini tam takviye eden, doyurucu bir açıklaması yoktur. Bir tek bir konuyu açıklıyor, deccalin eşeğini açıklıyor; “deccalin eşeğinin kulaklarının birbirine uzaklığı 20 metre” diyor. “Bak, onu size açıklayayım” diyor. “Genetik biliminde gelişmeler var ya, o çalışmalar sonucunda 300 metre boyunda, kafasının çapı 20 metre olan bir eşek üreteceklermiş. İşte o” diyor. “Ben böyle mantıklı açıklayınca insanlar inanır” diyor. “Ama siz sakın açıklamayın, siz yapamazsınız, benim gibi mükemmel açıklayamazsınız” diyor. “Ben öyle mükemmel açıklıyorum ki inanan rahatça inanabiliyor, inanacak adam. Ama siz bu konuya girerseniz insanlara mazaAllah imanını kaybettirirsiniz” diyor. “Bak konuyu nasıl vuzuhata kavuşturdum?” diyor. Mutasyonlar sonucu 300 metre boyunda 20 metre kafası geniş olan bir eşek üreteceklermiş. Cübbeli de üstüne binecek, deccali kovalayacaklar beraber. Deccalin de boyu 20 kilometre. O üç yüz metrelik eşeğin üstüne de 20 kilometrelik deccal oturacakmış. Herhalde o deccali de mutasyonla yapacaklar, anladığım kadarıyla. Çünkü onu açıklamıyor. “Şu an Atlas Okyanusu’nda bir adada oturuyor deccal” diyor. “Amerika’nın haberi yok, radarlar tespit edemiyor” diyor. Adam orada oturuyormuş. Denizin içine ayaklarını sokmuş, Atlas Okyanusu’na; elini sokup sokup balık yiyormuş, taze balık. Kendini besliyormuş. Eşek de oralarda yayılıyor. “Ben açıklarsam çok sağlam açıklarım, bayağı insanların imanı artar” diyor. Millet içinden gülüyor buna. Çok saf, inanılır gibi değil. Flash Tv’de çıkarıyor adam, karşısında pala bıyıklı bir muhterem var, Osmanlı bir tip; o da onu konuşturuyor. Halbuki Flash Tv zaten yapısıyla, yaşantısıyla, yayınlarıyla Cübbeli’ye nasıl baktığını çok açık gösteriyor. Gerçek inançlarını, hayat şekillerini Flash Tv’ye baktı mı adam anlar. Cübbeli’ye nasıl baktıkları da belli. Ama onun taraftarları biraz seyrederler gibisinden. Bir de herhalde anladığım kadarıyla birkaç zengin ilgileniyor anladığım kadarıyla. Normal, anormal bir şey değil, olabilir. Bu da hakikaten çok faydalı olduğunu düşünüyor bu tip hikayeler anlatarak. Ve bu “20 kilometrelik deccal de yanında mesela bir kilometre çapında dağdan yemek, bir kilometre çapında çorba kazanları, kapları, çorba dağları ve yeşil dağlarla birlikte hareket edecek” diyor Cübbeli. Hep birlikte yürüyeceklermiş. Cübbeli de orda elinde asasıyla, bastonla deccalin kafasına kafasına vuracak. Çünkü en büyük alim o olduğu için. Ne diyeyim ben buna? “Ben çok mükemmel anlatırım. Siz anlatmayın, milletin imanını kaybettirirsiniz” diyor. “Acayip güzel anlatıyorum, genetikle bu çok rahat mümkün” diyor. Eşeğin kafası 20 metre, buradan caddeye kadar yani, kafası 20 metreymiş. Eşek ölür zaten, yürüyemez ki hayvan öyle bir vaziyette. Mavi balinadan daha büyük bir şeyden bahsediyor adam. 300 metre boyunda, ucu bucağı belli değil eşeğin. Hadi tamam eşeği ayarladın diyelim, 20 kilometrelik deccali ne yapacaksın? 20 kilometre herif, kazulet bir şey. O da onun üstüne binecek. Çorba dağları da birer kilometrelik, bir buçuk kilometrelik çapları. Bulgur çorbası, kıymalı mercimek çorbası, “dağla beraber hep beraber gidecek” diyor. Ne diyeyim ben bu adama?
SUNUCU 2: Hocam dinleyenler olduğu sürece anlatacaktır.
ADNAN OKTAR: Yani var, dinleyeni de var. Flash Tv de sağolsun. Ya o muhterem, Allahualem hoşuna gidiyor, ilginç buluyor o karşısındaki zat. Cübbeli’nin anlattıklarına inandığına inanmıyorum. Fakat onu ilginç bulduğu için sürekli konuşturuyor onu. İnsanlar da onu ibretle, hayretle izliyorlar böyle. Böyle mitolojik varlıklardan bahseder gibi bahsediyor. Onlar halbuki müteşabih. Müteşabihi çözmeyi de bilmiyor. Anlatmayı da bilmiyor. Bediüzzaman diyor; “Böyle cahil alimler ahir zamanda avam-ı müminin,” Müslümanların, avamdan olan Müslümanların, “imanını zedeleyip, hasta ederler” diyor. “Müteşabih hadisleri olduğu gibi, bir gerçekmiş gibi anlattıkları için” diyor. Yani “imanlarını kaybetmelerine vesile olurlar” diyor. Aynısını yapıyor adam. Bilmiyor. “Enaniyetli bir kısmı da direkt inkar ederler” diyor. “Enesi kavi, imanı zayıf bir kısmı da inkar cihetine gitmişlerdir” diyor. Aynısı oluyor şu an.
ALTUĞ BERKER: Zaman Gazetesi’nin internet sitesinde Üstad’la ilgili, talebelerinin Üstad’ı anlatmasıyla ilgili bir yazı çıktı. Siz vefatının sene-i devriyesinde Zaman Gazetesi’nde hiçbir haber yayınlanmaması üzerine söylemiştiniz. İnternette çıktı ama gazetede yine çıkmadı.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, çıksın. On tane entel eleştirecek, on tane entel ayıplayacak diye milyonlarca insanın ayıplamasına muhatap oluyorlar. Yapmasınlar, etmesinler. Çok ayıp yapıyorlar. Bediüzzaman’ı unutmaları çok ayıp, vefasızlıktır. Vicdana uymaz. Yani yürekleri çok yaralıyor bu. Çok acı bir olaydır bu. Bediüzzaman’ın sayesinde zengin oldunuz siz. Bediüzzaman’ın sayesinde okullar açtınız, gücünüz oldu. O muhterem insan vesilesiyle bu itibarı kazandınız. Oturuyorsunuz. Tabii Kuran’ı, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i en başta zikrediyorum. Bu sefer unutturmaya çalışıyorsunuz Bediüzzaman’ı. Çok acayip bir şey bu. Koysana kapağına resmini, değil mi? İslam kahramanı diye koysana. On tane entelin gönlünü yapacağız diye milyonlarca, milyarlarca Müslümanı rencide etmiş oluyorlar, inşaAllah. İnternet sitesi kurtarmaz. Bir tek onunla olmaz. Tamam, Allah razı olsun, sözümüzü dinlemişler. Güzel yapmışlar, güzel olmuş. Ama bu yeterli değil, inşaAllah. Zaman Gazetesi’nin kapağında Bediüzzaman’ın resmini bekliyoruz. Çok ayıp yapıyorlar. “Aslını inkar eden” derler, “doğru yolda değildir.” İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ruşen Çakır’ın Vatan’da yazısında Amerikan kaynaklı Wikileaks belgelerinde geçen “Tarikatlar, İslam, Kürtler ve Türkiye” başlıklı sorulara verdiği cevapları bir yazı dizisi halinde sürdürüyor. Dün ve bugün yazdığı yazılarda da; Türkiye’de tarikatların ve İslami cemaatlerin içinde farklı etnik kökenli Müslümanların bulunduğunu ve bu yönüyle İslami cemaatlerin iç barışa katkı sunduklarını, şeyhi Kürtçeyi zor konuşan bir Kürt olan Nakşibendilik’in Menzil kolunun bu konuda çarpıcı bir örnek olduğunu söylemiş. “Hizbullah örgütünü AK Parti ve Gülen Cemaati’yle bağdaştırmanın son derece yanlış olduğunu, hatta AK Parti ve Gülen Cemaati’nin Hizbullah örgütünün karşısında olduğunu” belirtmiş. Türkiye’deki Müslümanlığın dışarıdan etkilenmek yerine dışarıyı etkilediğini, örneğin Milli Görüş Hareketi’nin İslam dünyasında çok büyük taraftarı olmakla birlikte, aslında tepeden tırnağa milli bir yapısının olduğunu söylemiş.” Ayrıca Türkiye’deki dindar Müslümanların Anti-Semitizm konusundaki yoğun propagandaya rağmen son derece sağduyulu bir hassasiyet içinde olduklarını ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Yok, bizim milletimiz Musevilere karşı şefkatlidir, Hristiyanlara karşı şefkatlidir. Çok körükleyen var. Hristiyan düşmanlığını, Musevi düşmanlığını, onları asalım, keselim, öldürelim diyenler olmasına rağmen, böyle anormal fikirler ortaya atanlar olmasına rağmen, halkımız İslam’ın Asr-ı Saadet ruhuyla Hristiyanlara da, Musevilere de şefkatle bakıyor. Koruyucu kanatlarını geriyorlar. Ta Osmanlı devrinden beri bir gelenektir ayrıca.
VTR: Cübbeli Zorluklara Karşı Dayanıksız Olduğunu Şöyle Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Yani insan gülsün mü acısın mı bilemiyorum. Bu, Allahualem çocukluğundan beri kabus görüyor olabilir. Böyle bunu saplantı haline koymuş; Hz. Mehdi (a.s) illaki keser, doğrar kafasında. Ama onu yavaş yavaş öğrenmeye başladı. “Hz. Mehdi (a.s) kan akıtmaz” diyor, “uyuyan kişiyi uyandırmaz, çok şefkatlidir, kimse kimseye yüksek sesle bile bağırmaz. Son derece güzel bir ortam olacak” diyor. Ona ikna oldu, onu anlata anlata nihayet. Bozuk olduğunu söylüyor kendisinin, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ödlek, korkak olduğunu söylüyor. Allah’a sığın, Müslüman delikanlı olur. Niye ödlek, korkak oluyorsun?
Yine dinleyelim Cübbeli’nin ilginç konuşmaları var. Güzel oluyor onu dinleyip, ondan sonra açıklama yapmak.
VTR: Cübbeli, Hz Mehdi (a.s)’ın Hiç Kan Akıtmayacağını Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Leyla Altemur Hanım yazmış. Çok zekice ve güzel bir mektup yazmış. Ama kardeşimizle tanışsak çok güzel olur. Röportaja da çıkarabilirim, bayağı akıllı, inşaAllah. Tabii, bu tarz kardeşlerimizden istifade etmek isteriz, inşaAllah.
Cübbeli’ye sorun bakayım, öyle yüzyıl başında, dediği gibi göreve başlayan hangi müceddid varmış, müceddidliğini ilan eden? Mesela bak, İmam-ı Gazali’yi bir daha söylüyorum; doğum tarihi hicri 450, vefatı 505. Nasıl olacak? Yüzyıl başında ne zaman çıkacak? Çıkacağı vakit yok. Fahrettin Razi; doğum hicri 544, vefatı 606. Hani yüzyıl başı? Onların şöhret olduğu dönemler, çoktan hicri yüzyılın ortasını geçmiş tarihler. Tanındıkları tarihler. Ve hiç biri de ben müceddidim diye ortaya çıkmamış, ilan da edilmemiş. İlan diye bir konu yok. Vefatlarından sonra Müslümanlar, hüsn-ü zan eden Müslümanlar o şekilde kanaat getiriyorlar. Veyahut vefatına yakın tarihlerde öyle bir kanaat oluşuyor. Ama Cübbeli; “çıktığında açıkça ilan etmesi lazım” diyor müceddidlerin. “Ben müceddidim” diye, bu nasıl oluyorsa. Yani yanlış anladıysak bize açıklasın. Ama “Hz. Mehdi (a.s) şu an otuz yaşında” demesi konuyu bitirdi. Demek ki Cübbeli’nin işine gelmeyen bir durum olmuş, olay bu, başka bir şey yok. Yoksa Hz. Mehdi (a.s)’ın bu yüzyılda çıkacağından yüzde yüz emin. Hocamız’dan Allah razı olsun, iyi ki böyle bir olay oldu, iyi ki Cübbeli ona öyle sözler söyledi, iyi ki gerçekler ortaya çıktı, yoksa bilmeyecektik. Mahmut Hocamız’ın da yıllardan beri Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini söylediğini biz bilmiyorduk. Hayatta olduğunu söylediğini bilmiyorduk. Cübbeli’nin de, Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini, hayatta olduğunu, hatta yaşını bile söylediğini bilmiyorduk. Camia içerisinde de, Hz. Mehdi (a.s)’ın hayatta olduğunun bilindiğini bilmiyorduk. Bu gerçekleri öğrenmiş olduk. Daha bilmediğimiz kim bilir ne güzellikler var, inşaAllah.
Kardeşlerimiz olaylara çok pratik ve akılcı bakacaklar. Biz, böyle dünyaya geldik, bakıyoruz; ışıklı, aydınlıklı, üç boyutlu bir görüntü görüyoruz. Fevkaladelik bu yani. Daha önce yoktuk, ama şu an varız, değil mi? Ben elli beş yıl önce yoktum. Ama ben kendimi yirmi beş yaşında falan gibi görüyorum en fazla, inşaAllah. MaşaAllah, maşaAllah. Evet kem nazar insanı rahatsız eder ama nazarın böyle elektrik etkisi yoktur. Yani, böyle hani yıkıcı etkisi yoktur. Müslüman’a bir zararı olmaz, ama pis nazarlar ile göz göze gelmemek lazım. Ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; ”seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi” diyor. Yani pis bakış vardır ama yani böyle kötü bakış, fakat gözünü çektiğinde o etkiden kurtulursun. Yani, o pis nazara bakmamak önemlidir.
SUNUCU 2: Peki Hocam, derler ya hani nazardan ölen insan var diye.
ADNAN OKTAR: Yok, doğru değil, öyle bir şey olmaz, öyle bir şey olmaz. Yani küfre Allah öyle bir güç vermez, pis insana öyle bir güç vermez. Öyle bir güçleri yoktur, inşaAllah. Dolayısıyla o nazar boncuğu çatladı falan da; atölyelerde yapıyorlar boncukları, gerilimlerini ayarlamıyorlar. Yani yavaş soğutma yapılmadığı için, ani soğuduğu için gerilimli oluyor zaten, ufacık bir şeyde çatlıyor. Mesela herhangi bir ısı değişikliğinden falan çatlar. “Şak diye çatladı, adam bana bir baktı, yarım saat sonra boncuk dayanamadı, darmakeşan oldu” diyor. “Bendeki nazarı da aldı mübarek” diyor. Boncuk bir yana gitti, öbür şey bir yana gitti. Böylece bana zarar gelmedi, ona geldi o zarar, boncuğa geldi” diyor. Yani çok çocukça, safça izahlar. Öyle bir şey yok, mantığı da yok. Allah’ın varlığını anlıyoruz. Fakat Allah’ın varlığını anlayınca, bakıyoruz ki Allah’ın varlığını inkar eden de dev bir sistem var. Yani muazzam bir sistem var dünyada. O sisteme girdiğimizde, bir din ile karşılaşıyoruz. Darwinizm diniyle karşılaşıyoruz; yani devletlerin ciddiye aldığı, resmi olarak koruduğu bir din. Dünyadaki devletlerin yüzde doksan dokuzu, resmi olarak bu dini koruyorlar. Yani oradan zaten acayiplik dikkati çekiyor. Yani devlet korumasında olması, devlet üniversitelerinde mecburen okutulması. Çünkü eski putperest dinlerde devletler zorla insanlara yaşatırlarmış. Mısır devrinde de öyle, Sümerler’de de öyle. Bütün putperest dinler öyledir. İnancı dayatmayla yaşatırlar. Şu anda da dayatmayla bu putperest din yaşatılıyor. Tüm dünya çapında ve ilk defa oluyor böyle bir şey. Dünyanın yüzde 99’unu dinsiz yapan bir din, bir tesadüf dini var. Şimdi buna karşı ne yapılır? Önce tesadüf dini ortadan kaldırılır değil mi? Biz ne yapıyoruz, en acil müdahaleyi yapıyoruz. Tesadüf dinine, Darwinizm’e ve materyalizme yönelik çalışma yapıyoruz. Şimdi bunu halledince, bu da yeterli olmuyor. İnsanların beyni çok piştiği için, Allah’ın varlığının delillerini onlara sunmak gerekiyor. Mesela arılarda, böceklerde, kuşlarda, atomun yapısında, her şeyde yani, görünen her şeyde delillerini sunmak. Delilleri sununca, Allah’ın varlığına kanaati geliyor. Darwinizm’in geçersizliğini anlatıyorsun, bir oradan kafasına gidiyor. Allah’ın varlığının delillerini anlatıyorsun, o da aklına yatıyor, oradan da kanaati geliyor. Allah’ın varlığını anlıyor. Ondan sonra dinin doğruluğuna yönelik kafasındaki istifhamın kalkması gerekiyor. Şimdi dinin doğruluğu için de insanlar mucize isterler. Hep Peygamberlerden de mucize istenmiştir. Yani Kuran’ın da kendi içerisinde mucizeleri vardır. o zaman, Kuran’ın mucizelerini anlatıyoruz. Kuran’ın kendi içindeki mucizelerini anlatıyoruz. Kuran’ın mucizelerini anlatıyoruz ama tam da yeterli olmuyor, bir kısım insanlarda. Bir kısım insanlara da yeterli oluyor, bir kısım insanlara da yetmiyor. Peygamberin doğruluğuna dair bana mucize göster diyor. “Yani Peygamber’in bana bir mucizesini göster.” Tamam diyoruz. diyor. “Bak, 1400 sene önce Fırat’ın suyu kesilecek demiş” diyoruz. Kaynağını, Arapçasını gösteriyoruz. Demiş. Kesilmiş mi? Kesilmiş. “15 gün arayla Ay ve Güneş tutulması olacak” diyor. Tarihini de veriyor. Tarih bak, bu çok önemli. Ramazan Ayında Ay ve Güneş tutulmaları olmuş mu? Olmuş. Kuyruklu yıldızdan bahsediyor iki tane. Tarihler de tutuyor. O tarihlerde kuyruklu yıldızların iki tanesi çıkmış mı? Çıkmış. İki ucu parlak kuyruklu yıldızın. Hem geliş yönü, hem gidiş yönü kuyruklu. Hiç görülmemiş bir şey bu. İki yönü de parlak. “Bu çıkmış mı?” diyoruz, “bu da çıkmış, doğru” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) ne diyor? “Çok parlak” diyor. Soruyoruz, “bu çok parlak mı?” “Bu da çok parlak, evet.” “Bu kuyruklu yıldız çıkmadan önce yağmurlar azalacak” diyor. Olmuş mu? Olmuş. Bu kuyruklu yıldızın yine mühim bir özelliği var. Diğer kuyruklu yıldızların aksi istikametine doğru gidiyor. Bu da olmuş mu? Olmuş. Kardeşim, biz böyle 150 tane alamet sayıyoruz. Şimdi 150 alameti görünce, insanların kafasındaki perde kalkıyor işte. Bu mucizeyi görmüş oluyorlar. Ve sırf bu yüzden, bizim hiç ummadığımız insanlar iman ettiler. Fransa, İngiltere... Mesela şu an bizi izleme oranı çok yüksek. Mesela ben gençlerle konuştuğumda, hiç alakası olmayan insanların iman ettiğini görüyorum. Rusya’da da olsun, Fransa’da, Almanya’da falan. Aydın kesim arasında, özellikle bizim hedef kitlemiz aydın kesimdi. Tabii halktan insanlara da, bilgisi az olan mesela, cahil olana da yöneliyoruz. Yani avama yönelik de var ama aydın kesime daha yoğun etkimiz var. Çok muazzam bir netice aldık. Ve almaya da devam ediyoruz. Tam bunu alıyorken, Aydın Doğan tarzı insanlar, garip bir yapılanma var yani. Aydın Doğan, işte Fatih Altaylı, işte deminki o tombul şahıs, bizim bıyık falan, bunlar yaklaşık bir 300 kişi falan varlar Türkiye’de toplam. Yani orada, burada, işte TÜSİAD’da bir kısım adamlar var, bunlar var, bir kısım ünlü sanayiciler var. Bunlar bir ekip, bir klan halindeler, 300 kişilik bir ekip. Bunlar anti-Mehdiler. Yani Kuran’a, İslam’a karşı da soğuklar. Yani öyle diyeyim. Fakat Mehdiyet bunlar için tam bir kabus. Yani çok tehlikeli bir şey. Çünkü Mehdiyet demek, İslam’ın bütün dünyaya hakim olması demek. Adamlar Türkiye’deki şu mevcut sistem içinde Müslümanların yaşamasına tahammül edemiyor. Değil mi? Bir kısım Müslümanlara tahammül edemiyorlar. Varlığına tahammül edemiyorlar. Dünya çapında bir şeyi asla kabul etmeyecekleri için, “ne yapalım?” diyorlar. “Ya en iyisi bunların kendi içinden adamlar bulalım” diyorlar. Yani kendi içinden. “Şimdi bizim anlatımlarımızdan bunlar bu kadar etkilenmez. Kimi yapalım?” diyorlar. “Ya Cübbeli tam tip” diyor adam. “Bende bazı bilgiler var onunla ilgili bildiğim” diyor. “Yani hamur gibi her şekle sokulabilecek gibi, bunu devreye sokalım” diyor. Hakikaten de, şeytani anlamda zeki bir seçim. Yani Cübbeli hakikaten lafazanlığı, halka hitap şekli, kıvrılıp bükülmesi. Civa gibi çünkü her şekli alıyor. Her kabın şeklini alıyor. Mesela bardağa koy, bardağın şeklini alır. Kavanoza koy, kavanozun şeklini alır. Nereye koyarsan onun şeklini alıyor. Dilbaz olduğu için, yani duruma göre hemen şekil alabiliyor. Mesela bak Mahmut Efendi ne demiş? “Efendim siz Hz. Mehdi (a.s)’ı görebilecek misiniz?” demişler. O böyle demiş. Bir de Cübbeli’ye sor bakalım. Tefsir ediyor. İşte “ihvanınız da görmeyecek, siz de görmeyeceksiniz değil mi efendim” falan diye olayı bambaşka şekle getiriyor. Halbuki Mahmut Efendi, Cübbeli’nin yıllarca hayattadır demiş olması, bunun zaten geriye alınacak bir yönü yok. Geriye alamazsın bu lafı. Hayatta dediysen hayatta. Bizzat kendin demişsin kerata, yani beni konuşturma. 30 yaşında demişsin sen, net konuşmuşsun. Yani Talu Ağabey de farkında, sen de farkındasın, cemaatin içindeki insanlar da, Mahmut Hoca da, herkes farkında Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğinin, fakat senin istediğin tarzda bir Hz. Mehdi (a.s) gelmediğini anlamışsındır. Yani olay bu. Daha Türkçesi herhalde kendine hüsn-ü zannı vardı. Herhalde değil de net, kendine hüsn-ü zannı vardı. Çünkü 30 yaş dedi de, kendisi o dönemde 30 yaşındaydı. Kendini kastediyor. Yani ben hesap ettim, tam onun yaşı, onun dönemine rast geliyor, 30 yaşa. Çünkü beni ziyarete de geldiğinde, kendisinin Hz. Mehdi (a.s) olduğunu çok açık ima etmiş, söylemişti. Çünkü Sultanahmet Camii’nin üstünden, Peygamberimiz (sav)’in “Oğlum Ahmet” diye bağırdığını söylüyordu. Oğlum Ahmet diye. Yani Cübbeli Ahmet. Hatta bak ben dedim ki, tekrar tekrar söylüyorum cevap vermiyor bana. “Hocam, biz Hz. Mehdi (a.s)’ımızı bulduk” dedik. Acayip sevindi böyle, dört köşe oldu. Yani kimdir bu falan demedi. Değil mi? Kim olabilir demedi. Çünkü malum belli, kendisi olduğu için. Ben de öyle gönlünü almıştım onun yani, Hz. Mehdi (a.s) olduğunu ima ederek. Acayip neşelenmişti. Keyfe gelmişti. Sonra, “işte damarlarım kurumuş,” bilmem ne falan dedi. “Benden Mehdi (a.s) mı olur yau” diyor. Sana kim dedi ki Hz. Mehdi (a.s) olduğunu. Şimdi senin borun olmasa, sana boru döşemiş olmasalar, Hz. Mehdi (a.s) mı olacaktın? Boruya mı bağlı senin Hz. Mehdi (a.s) olup olmaman. O konuşmaları var, getireyim de görün. Boru muhabbeti yapıyor. Yani demek ki adam sağlam olsa hizmette; hayırlı, uğurlu olsun hepimize. Özetle Cübbeli çok iyi farkında. Bu panik normal değil. Bunun görevlendirilmesi normal değil. Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğine dair benim delillerimden biri de, şu Cübbeli’nin paniğidir. Bir Aydın Doğan’ın paniği, Fatih Altaylı’nın paniği, Büyük Ortadoğu Projesi paniği ve bu toplam panik. Bir kısım Nur talebelerinin şahs-ı manevi dayatması yapması, Bediüzzaman’ı unutturmaya kalkmaları, Bediüzzaman’ı yok etme faaliyetleri, Şeyh Nazım Hocamız’a saldırmaları; bunların hepsi Hz. Mehdi (a.s) paniğinden kaynaklanıyor. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’a hiçbir şey demezlerdi Hz. Mehdi (a.s) konusu olmasa. Bediüzzaman’ı da baş tacı ederlerdi Hz. Mehdi ( a.s) konusu olmasa. Fakat Hz. Mehdi (a.s) konusundan dolayı Bediüzzaman’a karşı tavır alındı. Yani paniğin sebebi budur. Sırf suçu budur Bediüzzaman’ın, güya suç. Biz de bu büyük paniği gördüğümüz için, bu büyük paniğe karşı büyük atak geliştirdik; ilmi atak. Adamlar diyor ki; “niye bu kadar üzerine düşüyorsun?” Siz niye bu kadar üzerine düşüyorsunuz Hz Mehdi (a.s) konusunun? Tamam, ben üzerine düşüyorum doğru. Peki, siz niye düşüyorsunuz? Benim düştüğümün bin misli siz daha fazla üzerine düşüyorsunuz, değil mi? Siz böyle panik oldukça, kafanızı ilimle ezeceğim, bilimle ezeceğim. Nefes aldırmayacağım size. Ve bak panik oldukça ayağınıza dolanıyor. Panik oldukça ayağınıza dolanıyor ve yeni yeni deliller ortaya çıkıyor. Sürekli deliller ortaya çıkıyor Hz. Mehdi (a.s)’a dair, İttihad-ı İslam’a dair, Türk İslam Birliği’ne dair. İmkan ve yollar iyice açılmış oluyor, inşaAllah. Dolayısıyla insanların imanını çok arttıran bir şeydir Hz. Mehdi (a.s), kardeşim ne demek tarif tıpa tıp aynı çıkmış. Peygamberimiz (s.a.v)’in ahir zamanla ilgili bir çok sözü var ama ben çocukluğumda duyardım, mesela binalar yükselir, zinalar yükselir derlerdi. Bu bile bize heyecan verirdi. Ama baktık, sonraki olaylar, Allah Allah. Milimetrik uygunluk var. Çok büyük mucize, çok büyük olay. Daha da harikası, bir mucize daha var, kimse ağzına alamıyor Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizelerini. Yani Hz. Mehdi (a.s) korkusundan, Mehdiyet’i kapatmak için, İttihadı İslam’ı kapatmak için, anti-din, İslam zıttı güçler, Peygamberimiz (s.a.v)’in bu hadislerinin, bu mucizelerinin alenen ortaya çıkmasını, akıl almaz bir arsızlık ve pişkinlikle gizlemeye çalışıyorlar. Yani normalde yer yerinden oynar, dünya birbirine karışır. Çok büyük olay var; milimi milimine ortaya çıkmış. İnsanların basiretini bağladı deccal. Allah onu vesile etti. Büyü yaptı insanlara. Hani insanlar saçını tarakla tarar da, kağıda tuttu mu kağıdı kaldırır ya havaya, orada bir manyetik alan meydana geliyor. İşte Cübbeli de bu manyetik alanın etkisi içinde. Birçok kişi bu manyetik alanın etkisi içerisindeler. Yani muazzam bir manyetik alan. İnsanların göremediği manyetik alan meydana getirdi deccal. Orada görebiliyor musun? Kağıdı etkiliyor; biri plastik, biri kağıt, kel alaka maddeler. Mıknatısın demiri çekmesini makul karşılarız, biz alışığız ama plastiğin kağıdı çekmesi biraz acayip, değil mi? Demek ki tahmin edilemeyen elektro manyetik alan var. Tabii o ona örnek değil, yaklaşsın diye söyledim. Bu manyetik alanın etkisine akıl almaz olaylar meydana geliyor. Mesela bu koskoca olaylar, bu büyük olaylar anlatıyoruz “ne var bunda” diyor. Kardeşim insanın nefesi kesilir, çok büyük olaylar, göremiyor musun diyorum? “Sen şaka mı yapıyorsun, ne var bunda, gayet normal” diyor. İnanılır gibi değil. Hani bu bazen insan uyanır da uykudan daha hala rüyada oluyor, abuk subuk konuşur böyle, abuk subuk konuşuyorlar bir kısmı. Biz de bu büyüye karşı, karşı telkinle sürekli bunu yarmaya çalışıyoruz ve yarmaya çalışacağız. Cübbelinin paniğini adamlar normal görüyorlar. Baksana şu paniğe, yer yerinden oynuyor. Flash Tv’yi adamın emrine verdiler. Fatih Altaylı adamın emrinde, Aydın Doğan adamın emrinde, dolayısıyla astronot Cübbeli uçuşuna devam ediyor şu an. Biz onun ayaklarını yere değdireceğiz, o astronotu, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Mehmet Akif ve Muhammed Ali isimli sizi seven iki kardeşimiz, sizin eserlerinizle evlerinde bir köşe oluşturmuşlar, onları da internet üzerinde paylaşmışlar, resimlerini göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Bakayım. Aferin, benim canlarıma, maşaAllah. Çok güzel, bak mükemmel bir kütüphane, çok güzel. Her eve bir kütüphane, her dükkana bir kütüphane, her kahveye bir kütüphane. Kuaförler olur, her yerde mutlaka bir kütüphane istiyoruz, inşaAllah. Bizi seven, Allah’ı seven, kitabı seven herkes yapsın. Bir tane Kuran meali, Ali Bulaç olabilir; mümkünse Risale-i Nur Külliyatı ve illaki benim eserlerim, inşaAllah. Temel eserlerden mesela İmam Rabbani’nin Mektubat’ı, birinci ve ikinci ciltler. Çünkü o da Hz. Mehdi (a.s) aşığıdır, İmam Rabbani Hazretleri. Bak evliyanın alimlerin keşfine astronotluk diyor, halbuki kendi hayatı hep astronotlukla geçmiş. Dini konuları tenzih ederim. Onun için diyorum, “astronot Cübbeli” diye, hayatı hep astronot.
ALTUĞ BERKER: Bazı bitki resimleri göstermek istiyorum Hocam. Bitkilerin ışığa duyarlı bileşiklerden oluşmuş proteinleri var, inşaAllah. Bu sayede bizim gördüğümüz ve göremediğimiz çok fazla dalga boyunu algılıyorlar. Hatta ışığa karşı duyarlılıkları insan gözünden çok daha fazla. Bitkilerde bulunan fitokrom kriptokrom adlı proteinler aynı zamanda ışığı algılaya bilen ışık reseptörleri. Bu reseptörler bitkinin içindeki saati, ışığın her an yaptığı değişikliklere göre kurmakla görevlidirler. Allah’ın bitkileri bu özelliklerle donatmasının nedeni; onların büyümek ve hayatta kalmak için ışığa olan ihtiyaçları. Bunun içinde adeta gözleri varmış gibi, bu ışığı görüyorlarmış gibi ışık yönünde filiz veriyorlar. Büyümelerini ışık yönünde sürdürüyorlar.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, kardeşimiz bir şiir yazmış ama çok uzun bir şiir, bir ara okuruz onu da, inşaAllah.
Cübbeli, Mehmet Talu Hocamız’ın bu konuşmasının gizli kalması gerektiği kanaatinde. “Suistimal ediyorlar efendim” diyor, cingir cingir sesiyle. Suistimal olur mu hak olan bir şey? Niye suistimal olsun. Hz. Mehdi (a.s) müjdesi varsa biz onu tabii ki de aktaracağız anlatacağız. Suistimal olur mu? Sen otuz yaşında Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeliyorsun, “Hz. Mehdi (a.s) şu an hayatta” diyorsun. Bunu söylemek nedir? Güzel olan bir şey, tabii ki aktaracağız. Peygamberimiz (s.a.v) niye aktarıyor, sahabeler niye aktarıyor? Suistimal mi ediyorlar sahabeler aktarırken? İşte tam astronot kafası.
Flash Tv eğer doğru dürüst samimi bir şey yapmak istiyorsa Mehmet Talu Hocamız’ı çıkarsın, halkı bilgilendirmek istiyorsa. Eğer bir amacı yoksa, bizim bilmediğimiz acayip bir amacı yoksa, acayip kimseler tarafından desteklenmiyorsa bu Cübbeli konusunda, acayip bir talimat yoksa, eğer samimilerse, ilim öğrenmesini istiyorlarsa halkın, Müslümanların İslamiyet’i doğru öğrenmelerini istiyorlarsa, Mehmet Talu Hocamız müceddiddir, alimdir; çıkarttırsınlar onu konuştursunlar. Cübbeli’yi neden çıkarıyorsunuz? İsterseniz getirelim, karşılıklı konuşturalım; onun milyonda biri yok adamda bilgi. Ezberi var fakat ne yorum yapmayı bilir, ne hikmeti bilir, ne kelam ilmi vardır, ne açıklamasını bilir, ne genel kültürü vardır, ne lafını sözünü bilir. Böyle paldır küldür bir adam, bazı tavırları. Fakat Mehmet Talu Hocamız öyle değildir; çok nezaketli, efendi bir insandır. Üslup mükemmeldir ve muazzam bir ilmi vardır. Eğer fıkıhsa kastın, çıkart Mehmet Talu Hocam’ı konuştur. Eğer amacın fetvaysa mükemmel fetva verir, çıkart konuştur. Amacın şamataysa -dini konuları tenzih ederim- o zaman bir şey diyemeyiz tabii.
Biz damardan giriyoruz olaya, ben hiç olayı uzatmam öyle konularda. En öz nedir, bakıyorum dünyaya; Allah var, tamam çok net. Bakıyoruz küfür nerede? Darwinizm. Başka küfür var mı? Yok. Bir tek o var, nasıl indirilir? Kitapla indirilir. Ne yapıyoruz? Paleontolojik deliller ve proteinler esastır. Kitapları ağırlıklı olarak o yönde çıkardık. Fransızların keyfine bıraksak bu kitabı alırlar mı? Bekle babam, bekle. Ne yaptık? Bir gece harekatı binlerce kitap Fransa’da ne kadar milletvekili, emniyet müdürü, istihbaratçı, sanatçı, futbolcu, akademisyen, hepsine gönderdik; alayına, adam seçmeden. Fransa iki gün ses çıkarmadı, üçüncü gün; “Fransa tarihinin en büyük felaketi” dedi, “gökten felaket yağdı” dediler. “Yüzlerce yıllık medeniyetimiz yerle bir oldu dediler, kültürümüz” dediler. Ne zannetmiştin, adamı böyle yaparlar işte. Ve yapacak hiç bir şeyleri yoktu; boş bulundular, yoksa bilselerdi tedbir alırlardı. Aynı anda Almanya da çökmüştü, aynı anda Belçika da çökmüştü, aynı anda Amerika da çökmüştü. Yıldırım baskınıyla bitirdik. Sonra Avrupa Birliği toplantısında canhıraş ağlayarak yengemiz çıktı, elinde Atlas; “yaktılar bizi” diyerek Atlas’ı gösteriyor. Büyük geçmiş olsun. Ona öyle demezler derler, böyle olur bu iş. Siz oturup milleti yavaş yavaş Darwinizmin fitnesiyle ezmeye kalkın, biz de oturup seyir mi edecektik? Neye uğradıklarını şaşırdılar. Paralar nereden gelmiş. Sana ne? Allah gönderiyor. Biz sana soruyor muyuz; Fransa’da, Nice’de, orada burada olmadık şamata yapıyorsunuz; en kral arabaları alıyorsunuz, en lüks yerlerde oturuyorsunuz, biz size soruyor muyuz muhasebeci gibi, “paralar nereden geliyor” diye. Size nereden geliyorsa bize de oradan geliyor. Gazinoda harcamamışız, pavyonda harcamamışız, Allah yolunda harcamışız. Bitti, bu kadar. Dünyevi bir malım yok benim, şahsi bir malım yok. Allah verdi, Allah yolunda da harcadık, elhamdülillah. “Atom bombası patlamış gibi” diyor Fransız basını. Şimdi göstereceğim biraz sonra. Mahvolduklarını söylüyorlar ve ondan sonra bir ölüm sessizliği çöktü. Bak en dayılarını çağırdım, Dawkins’i; baktım, kaçıyor. İngiliz gazetelerine ilan verdim, dedim ki; “orada burada konuşma, gel burada senin muhasebeni yapalım.” Yiğit Bulut, muhterem, Muhammed Yiğit Bulut, çünkü çok sıkı delikanlı, o da demiş bak; “para vereyim sana, en iyi şekilde de ağırlayacağız. Gel buraya kısa bir tartışma olacak, konuşacağız.” Gelmedi, biliyor çizeceğimi. Gelemedi, inşaAllah.
Cübbeli’nin Kuran bilgisi var. Kuran ezberi var, hadis ezberi de var. Ama belirli konularda cahil, bu bir gerçek. İsterseniz ispat edeyim. Genel kültür yok bir kere, felsefe kültürü yok, paleontoloji bilmez, jeoloji bilmez, Darwinizmi bilmez, materyalizmi bilmez.
ALTUĞ BERKER: Televizyonda kendisi söyledi Hocam, siz anlatıyorsunuz; evrimi sordular, “evrim ne ki?” dedi.
ADNAN OKTAR: Tabii.
VTR: Darwinist Basında Yaratılış Atlası Paniği
Mehteran-Kızıl Ordu Korosu
ADNAN OKTAR: İşte bu kadar olay, biz bunu biliriz. Şimdi biz gitsek Cübbeli gibi sakalımızı kaşıyarak Fransa’da konuşmalar yapsak, Fransızlar muhatap dahi olmazlardı. Ama bak bu çalışmayla çok büyük bir kitle Müslümanlığı seçti, elhamdülillah. Ve insanlar gözle görülür mucizeden çok etkilenirler. Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili mucizeleri niye söyledi? İnsanların imanı artsın diye söyledi. Orada amaç sırf Hz. Mehdi (a.s)’ı tanımak değil. Peygamberimiz (s.a.v) şu olaylar, şu olaylar olacak derken sadece Hz. Mehdi (a.s)’ı tanımamız için bunu söylemiyor. “Bu mucizemi görün, benim hak Peygamber olduğuma inanın, Allah’ın varlığına inanın; hak peygamberim, bakın sözlerim aynısıyla çıktı” anlamındadır. Adamlar Peygamber (s.a.v)’in mucizelerini örtmeyi iş edinmişler, kendilerine meslek edinmişler, marifet sayıyor. “İman hakikatleri anlatalım” diyor. İşte iman hakikati bu. Peygamber (s.a.v)’e iman ediyorsun, mucizesini görüyorsun, hakke’l yakin iman ediyorsun. Kuran’ın mucizelerini görüyorsun, hakke’l yakin iman ediyorsun. Sen Kuran’ın mucizelerini, Peygamber (s.a.v)’in mucizelerini gizlersen neyi anlatacaksın peki o zaman? Onların iman hakikati dediği şey, işte çorbaya sinek düşmüş, sineğin bir kanadı girdiyse öbür kanadını da içine batırın diye milleti tiksindiriyorlar. Peygamber (s.a.v) öyle bir şey söyler mi? Nerede pis şey varsa, acayip şey varsa onu gündeme getiriyor bazı eşhas, inşaAllah. Tipe bakıyorsun berbat, üsluba bakıyorsun berbat, bazı kişilerin. İtici, farkında değil. Çok mükemmel şey anlattığını zannediyor. Gıcık oluyor insanlar. Adam İslam’dan uzaksa bin metre daha geriye kaçıyor. Ama bizim anlattığımız durumda en muhannet adam bile çözülüyor, elhamdülillah. Ve sezdirmeden çoluğu çocuğu, akrabaları, hepsi bizim kitapları okuyorlar. Bizim siteleri izliyorlar. Çünkü başka türlü bir yol bulamıyorlar. Başka da tavsiye edilecek bir kitap yok. Yani iman hakikatleri konusunda, Darwinizm konusunda, materyalizm konusunda en etkili kitaplar bunlar, bu eserler. Varsa söylesinler, zaten kullanalım. Ben de tavsiye edeyim buradan, televizyondan tavsiye edeyim. Yazık değil mi? Çünkü ben Risale-i Nur’u tavsiye ediyorum. Ama varsa başka eserler onları da tavsiye edeyim. Yok. Onun için mecburen bu kitapları okuyorlar. Mecburen bunları dinliyorlar. Mesela adam gitmiş beni şikayet etmiş. Diyor ki; “15 yaşında çocuğum bile onun etkisi altına girdi” diyor. “Halkı kanlı cihada davet ediyor. Kanlı ayaklanmaya davet ediyor” diyor. Gece gündüz ben kana karşı olduğumu, barışı savunduğumu, kancılara karşı mücadele ettiğimi anlatmıyor muyum? Kulağına adamın buradan girmiş, buradan çıkmış. Lafa bak da hizaya gel. Densiz herif. “15 yaşında çocuğum onlara uymuş” diyor. Tabii ki uyacak, inşaAllah.
İsteyen içer, isteyen içmez. Çünkü biz Müslümanız, biz içmeyiz. Ama adam “tamam, ben Müslüman’ım” der. Fasıklığı kabul eder içer. Günahkar olmayı kabul eder. Yahut Ehl-i Kitap’tır, Hıristiyan’dır, Musevi’dir içer veyahut dinsizdir içer. Biz karışmayız. Ama sağlığa zararlı olduğunu söyleyebiliriz onlara ancak, ne diyelim, değil mi? İnşaAllah. Çünkü alkol beyinde, karaciğerde muazzam tahribat yapan bir madde. Çok büyük tahribat yapar. “Ooo içtik neşelendik, kendimize geldik.” Nerenin neşesi? Alkolün etkisiyle zehirleniyorsun. Zehirle çift görüyor. Neresi bunun neşe? Neşelenmek için bir şeyi olması lazım. Konuşmanı beceremiyorsun; lafını, sözünü toparlayamıyorsun. Neşe mi bu? Neresinde bunun neşesi? Dengeni sağlayamıyorsun, yolda yürüyemiyorsun, millet koluna giriyor. Küfelik oluyorsun. Burada neşe nerede? Miden bulanıyor. Bu neşe olur mu bu? Neşe imanla olur, dostlarla olur, sevdiklerinle olur. Alemle olur, inşaAllah. Güzel ince saz getirirsin; kanun, klarnet, cümbüş değil mi? Güzel, neşeli bir ortam olur. Mangal yakarsın falan, sevecen bir ortam. Bu tamamdır. Ama içki devreye girdiğinde kafa göz gider. Çift görüyor bilmem ne, bir gözü aşağıya bakıyor, bir gözü yukarıya bakıyor. O vaziyette nasıl olur? Konuşamıyor da, sadece bakıyor böyle, acayip bir durum. Onun öyle beğenilecek bir yönü yok. Ertesi gün bet beniz sapsarı, karaciğer ifsat olmuş, perişan olmuş. “İçki kan yapar” diyorlar. Kardeşim kan yapmıyor, cahillik yapmayın. Kılcal damarlar alkolün etkisiyle genişliyor. Kırılıyor damarlar, çatlıyor. Cildin altına kan yayılıyor. Kan, kırmızı kan yayılıyor, kanama oluyor. Cilt altı kanama oluyor. Cilt altında kanamalar çok fazla yoğun olduğu için bütün cilt kıpkırmızı oluyor kandan. “Oh! Adam ne kadar kanlı” diyor. Halbuki, bilakis kan kaybediyor. Alyuvarlar, akyuvarlar, her ikisinde de azalma oluyor. Özellikle alyuvarlarda azalma oluyor, inşaAllah. Dolayısıyla kanlı canlı olmuyor. Kanı canı gitmiş oluyor. Özenilecek bir yönü yok. Ben doğruya doğru, yani bilimsel yönünü de açıklıyorum. Sırf haram olarak demiyorum. Faydalı dahi olsa haram olsaydı zaten haram olduğunda yapmazsın, yapılmaz.
SUNUCU 2: Hocam bazı insanlar kendilerini şuna inandırmışlar. Aslında haram değildi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında insanlar içtikçe, kendini kaybettikçe, birbirini öldürmeye başladıktan sonra haram oldu. Aslında mutlu ediyor, haram değildi. Ama öldürmeler başladıktan sonra haram oldu. Bazı insanlar da buna inandırmış kendini.
ADNAN OKTAR: Çok yaygın bu dediğin. Ne kadar cahilce. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v) çocukluğundan itibaren içenleri görüyordu. İçenler ondan evvelki yüzyılda da belliydi, ondan evvelki yüzyılda her zaman bellidir. İçen olay çıkarır, millete saldırır, genelde küfreder, sonra da pişman olur. Birbirini tokatlarlar, böyledir onun üslubu. Dolayısıyla Peygamber Efendimiz (s.a.v) ilk defa içkiyle o zaman karşılaşmadı ki, yani sahabeler devrinde onlar da ilk defa içkiyi denemiş değiller. Zaten içiyorlardı, daha önce de içiyorlardı. Herkes içiyordu. İçenleri görüyordu zaten Peygamberimiz (s.a.v), kavgalarını da görüyordu, gürültülerini de görüyordu, hepsini görüyordu. Öyle bir ortamda Allah içkiyi yasakladı. İçkiyi, fal oklarını, Allah Kuran ayetiyle yasakladı. Ve dolayısıyla insanlara sağlık, sıhhat geldi; güzellik, iyilik geldi. Çünkü beyin sağlığını korumuş oldular, ruh sağlığını korumuş oldular. Alkolden dolayı tedavi gören çok fazla insan var dünyada, değil mi? Yazık ailelere falan, çocukları çok mağdur durumda kalıyor. Adam aldığını içkiye yatırıyor, aldığını içkiye yatırıyor. Bir de tatsız tuzsuz. Mesela normalde güzel huylu bir insan, içince canavara dönüyor bazı kişilerde. Çok acımasız oluyorlar, çoluğu çocuğu dövüyor, karısını dövüyor. Sonra ertesi gün de ağlıyor, pişman oluyor; “ben nasıl yaptım bunları?” diyor. Belli değil mi işte yapacaksın. Ayık iken karar versene buna.
Darwinizmi iyi anlatan birisi olsa ben peşinden giderim. ‘Hocam’ diye el pençe divan ayakta dururum. Yok, Mehdiyet’i anlatan birisi olsa gece gündüz onu yayınlarız. Ahmet Hocamız var, Şeyh Ahmed Yasin Hocamız konuşuyor mübarek; ne konuşursa yayınlıyorum. El pençe divan dururum ben onun karşısında. Hürmet ediyorum, saygı duyuyorum. Ben öyle insanın ayağına dahi kapanırım. Ama yeter ki öyle samimi alim olsun. Kardeşim, acayip bir durum var. Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’unu bile okutturmuyorlar. Ahir zaman ile ilgili konular yasak. Kendileri Darwinizme karşı mücadele etmiyor. Bizim mücadelemizi de adamlar kıskanıyor. Onu da koymuyorlar. Hastalık var. Kendileri kitap çıkarmıyor. Benim çıkardığım kitabın etkisini de ortadan kaldırmaya çalışıyor. Kardeşim sen çıkart kitap, ben telif hakkını sana vereyim, sen yap. Bizdeki fotoğrafları, bilgileri sana verelim. Baskısı için de para vereyim, imkan vereyim, sen kendi adına, cemaatin adına çıkar, onu yay. Onu da kabul ediyorum. Onu da yapmıyorlar. Ne istiyorsunuz o zaman? Ne arıyorsunuz?
Ayet okuyalım. Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Kehf Suresi 65, maşaAllah. “Derken, Katımız'dan,” Allah, “Benim emrimle” diyor, “kendisine bir rahmet verdiğimiz ve Tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.” Tam 2010 tarihini veriyor ebcedi. “Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim? Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."” “Ben acip bir insanım” diyor, inşaAllah. “Yaptığım uygulamalar seni şaşırtır. Garip karşılarsın, tahammül edemezsin. Hak olduğu halde anlayamadığın için derinliğini muhalefet edeceksin” diyor, özetle. Yani halle bunu anlatmak istiyor. “Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin. Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?"” Şimdi benim de bir şey anlattığımda özünü kavramaya kuşatıcı olmadıkları için kardeşlerimiz sabredemiyorlar. Hep zahir bakıyor bir kısım kardeşlerimiz. Özünü kavrayamıyorlar. “İnşaAllah,” bak ilk söz ne? “İnşaAllah.” Diyorlar ki “niye sürekli inşaAllah kullanıyorsun?” Allah diyor da onun için. Hz. Musa (a.s)’ın ilk sözü bak inşaAllah, Allah’ın izniyle. “İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.” Mürşide tabiyet böyle olur, inşaAllah. “Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar."” “Ben sana hikmetini açıklayacağım” diyor, inşaAllah. “Böylece ikisi yola koyuldu.” 71. “Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deldi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın."” Bediüzzaman 1971 yılına özel dikkat çekiyor. İki ayeti ayrı ayrı. “Bu Cengiz ve Hülagu fitnelerine bakar” diyor. “İkisi birlikte, beraber olursa miladi 1971 olur” diyor. “Eğer şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa yirmi yıl sonra tokatları dehşetli olacak” diyor. 71’de anarşinin başlayacağını söylüyor. 71’deki olayların içinde de Hz. Hızır (a.s) vardır. Yani Hz. Hızır (a.s)’ın olmadığı hiçbir olay yok Türkiye’de. 80’deki olayların içinde de Hz. Hızır (a.s) vardı. “Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"” “Ben sana söyledim” diyor. “(Musa:) "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi. Böylece ikisi yola koyuldular.” Hep iki bak; iki, iki, iki. “Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürdü. Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün?” Hz. Hızır (a.s)’ın bir özelliği. “Andolsun, sen kötü bir iş yaptın. Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi?” diyor. “(Musa:) "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun"” diyor. 76’da ayrılık var. 79’da gemiye bir şey oluyor.
SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ Programımıza 12.30’da A9 TV, Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz. Bizleri yarın 22.00’dan itibaren A9 TV, Çay TV, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, Pop Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
ALTUĞ BERKER: Yarın Rize’nin Pazar ilçesinde Belediye Konferans salonunda akşam 6.30’da konferansımız var. Evrim teorisinin çöküşü ve ahir zamanla ilgili, inşaAllah.