Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15960 tanesi Türkçe, toplam 19258 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Kanal Avrupa ve Çay TV'deki Canlı Röportajı (31 Ekim 2010)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (265)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9611)
Posterler (17)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3966)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
basindaharunyahya.com
ilmiarastirma.net
harunyahya.net
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Kanal Avrupa ve Çay TV'deki Canlı Röportajı (31 Ekim 2010)
Ekim 2010


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay TV, Kanal Avrupa, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Iğdır TV, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak ART TV, Uşak Egem TV, Bingöl FM 102.0, Kars Kafkas FM 95.5, Nevşehir Keyif FM 97.2, Ordu Fatsa Radyo Mega 88.5, Haber58.Com, HaberHilal.Com, SelamHaber.Com, 8Sutun.Com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?

ADNAN OKTAR: Dünya hiç kimseye kalmıyor tabii, ölümü çok sık düşünmek lazım. İnşaAllah. Ölüm çok sık unutuluyor. Halbuki insanlar, Allah ile sürekli bağlantı halinde olmayı, ölümü unutmamayı sürekli gündemde tutsa hem çok Allah’ın beğendiği tavrı göstermiş olurlar, hem egoistlik bencillik kalkar, hem anormallikler kalkar.

Ne oldu o polislerimize kahpeler, bomba attılar Taksim’de. Takip ediyor musun onu? Nedir o?

OKTAR BABUNA: Evet, Hocam. Yaralılar vardı. En son otuz küsur yaralı vardı, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kim yapmış bu melaneti? Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün hangi kanadı yapmış; daha Türkçesi? Yani biraz gerilim oldu ya hükümette, hani böyle tokalaşmadılar mokalaşmadılar falan. İddia edilen Ergenekon Örgütü; “işte ortalık bulandı. Tam bulanık suda balık avlayalım. At şu bombayı” demiştir, “git götür beş dakika.” İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üstüne ciddi şekilde gidilmezse, eğer merhamet gösterilirse çok büyük zulüm yaparlar, söyleyeyim. Acayip acımasız bir örgüttür. Bak daha yeni söyledim; “bunlara merhamet göstermeye gelmez” dedim. Bazıları çıktılar, böyle ortalığı gevşetecek üslup kullandılar. Yani böyle daha onlara karşı şeytani merhamet kokan bir üslup kullandılar. E bak, buyurun. Tabii. Bu, bunların en hafif hareketlerinden bir tanesi bu.

ADNAN OKTAR: Berker’im ne anlatalım?

ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz. Günlük gazete haberleri var, onunla başlamayı uygun görürseniz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Önemli olan neler var?

ALTUĞ BERKER: Hocam Star Gazetesi’nde İbrahim Kiraz isimli yazarın; “Sık dişini Avrupa, Türkiye geliyor” başlıklı bir yazısı var. Türkiye’ye her halükarda ihtiyaç duyulduğu Avrupa’da, aslında onlarında halklarını ikna etmede zorlandığını sadece; fakat her alanda Avrupa’ya ihtiyacı olduklarının farkında olduklarını kaleme almış.

ADNAN OKTAR: Kim, ihtiyacı olan kim?

ALTUĞ BERKER: Avrupa Türkiye’ye muhtaç.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi bak adamlar başından beri biliyorlar muhtaç olduklarını; fakat onların gizlediği, fakat söyleyemediği nedenler var, Türkiye’yi almadıklarının sebebi var. İhtiyaç olduğu belli ama şöyle ihtiyaç var Türkiye’ye; Türkiye genç iş gücünü temsil ediyor, genç işgücü. Adamlar yaşlı, gençlerin onlara hizmet etmesi gerekiyor. Fabrikalarda, orada burada adama ihtiyaçları var; o yönden ihtiyaçları var. Bizim otellerimize, sahil kentlerimize ihtiyaçları var iyi eğlenmek için, alem yapmak için; bu yönde de ihtiyaçları var. Bizim onlara ne ihtiyacımız var? Onları biz seviyoruz Avrupalıları, genel olarak severiz. Tabii yani sanatı, bilimi yani onlar güzel. Ama Türkiye, Türk-İslam Birliği’nin lideri olmadan Avrupa Birliği’ne girmesi hiçbir şey ifade etmez. Acil olarak Türk-İslam Birliği olması lazım, acil. Bunu çok zor, karmaşık gösterenler, bizim o tombul, şişman falan da öyle yapıyor, zor gösteriyor. Ona da bir isim koymuş; “neo-Osmanlı.” Madem “ne o?” diye sordun, ben de “anlatayım” dedim, İnşaAllah. Sorusuna cevap Türk-İslam Birliği’dir. Türk-İslam Birliği olduğunda konu bitti. O kadar kolay bir şey ki. Kardeşim bak şimdi, bugün toplansın Türkî devletler, İslam ülkeleri toplansın; “ya arkadaş şu pasaportları kaldıralım. Ne diyorsunuz?” desin. Bir kişi söylesin; “oylama yapalım” diyecekler. Alayı birden; “evet” der. E bitti işte, bu kadar. Bir fasıllık işi var, bir fasıllık. Kardeşim denesinler, bu kadar basit. Ben çağırtacağım, masrafını da ben yapacağım, kabul ediyorum yani. Bak Türk devletlerinin ileri gelenleri, yani devlet başkanları, İslam ülkelerinin devlet başkanlarını bir araya getirecekler, tek oylama yapılacak, denecek ki; “pasaportları kaldıralım mı?” Derhal evet çıkacaktır. Buyur sana Türk-İslam Birliği, işte bu kadar. Bak, tek fasıllık iş kardeşim. Adamlar; “oo amma karışık işler ya”, “çok zor”, işte “halkları ikna etmek lazım” böyle bir olay yok, bunlar doğru değil. Yani belirli bir günün belirli bir vaktinde yarım saat sürmez bu iş, yarım saat. Yarım saatlerini verecekler, konu biter.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Siz bundan üç sene evvel; “vizeler kalkacak” dediniz, şimdi kalktı Hocam Allah’ın izniyle.

ADNAN OKTAR: Kardeşim vize kurtarmaz. Ben önceden söyledim; “vizeler önce kalkacak” dedim, “pasaportlar...” Alıştırmaya, milleti alıştırmaya gerek var mı. Yani neyini alıştıracağız biz? Türk-İslam Birliği için insanları alıştırmaya gerek var mı? Adamı kötülüğe felakete itmiyorsun ki alıştıralım yani. Neyini alıştırıyorsun? Şimdi herhangi bir devlet karar alsın; ama Türkiye’nin karar almasını biz istiyoruz. Dilekçe versinler. Ankara’da ve İstanbul’da bir toplantı yapılsın. Bütün İslam ülkelerinin liderlerini çağıracağız, Türk devletlerinin liderlerini çağıracağız. Gündemde tek soru var; “arkadaş pasaportları kaldıralım mı, kaldırmayalım mı?” Bak “kaldıralım” da demiyoruz illaki. “Kaldıralım mı, kaldırmayalım mı?” “‘Kaldıralım’ diyenler parmak kaldırsın.” Hepsi birden kaldırır. “Bitti, teşekkür ederiz, haydi hayırlı uğurlu olsun” denecek; o kadar. Bu olduğunda konu biter. Öbür türlü böyle çok uzun hikaye yani, olmaz. Avrupa Birliği’ne girsek de bereketi olmaz, bir şey çıkmaz ondan. İnşaAllah. Berker, evet seni dinliyorum.

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Sizin daha evvel ki güzel tabirinizi Star Gazetesi’nde Ergün Babahan şu an tekrarlamış. Siz daha önce, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün Doğu Anadolu’da Kürt halkına karşı yaptığı zulümlerden dolayı, devlet adına bizzat defalarca özür dilemiştiniz Hocam. “Onlar adına ben bu kardeşlerimden özür diliyorum” demiştiniz. Ergün Babahan da bu yönde bir yazı yazmış ve masum Kürtlere yapılanlardan dolayı devletin özür dilemesini istemiş Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ama iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü adına devlet nasıl özür dilesin? Olmaz. Özel kuruluşlar, vakıflar, dernekler millet adına özür dileyebilirler. Biraz o acayip olur, devlet. Ama olabilir de yani, çünkü devletin kontrolünde olan müesseselerde bu işler oldu. Hakikaten birisi bir cinayet işliyor, bir şey yapıyor, birisi bir yeri yıkıyor; devlet onu tazmin ediyor, yani. Devlet, sahibi olarak tazmin ediyor. Tabii ki devlet özür dileyebilir. Devlet adına özür dilenebilir. Ama ayrıca vakıflar adına da, dernekler adına da ayrıca özür dilenmesi gerekir ve bu kardeşlerimizi aşkla, şevkle, muhabbetle bağrımıza basmamız. Zaten basıyoruz fakat daha da bir coşkuyla, şefkatle bağrımıza basmamız gerekir.

ALTUĞ BERKER: Milliyet Gazetesi’nde Mehveş Evin, alkollü içeceklere yönelik belgeler getirilmesi üzerine bir yazı yazmış Hocam. Doğan Grubu, bu karardan sonra genelde hükümete bu konuda eleştiri yazıları yazmaya başladı Doğan Grubu’nun yazarları.

Neticede alkol, “bu bizim yaşam tarzımıza bir müdahaledir, bir cezadır” demiş. Bir de ateist olan Ernest Hemingway; “şarap, dünyadaki en medeni şeydir” diye bir yazı yazmış.

ADNAN OKTAR: Kardeşim adamların içkisine ne karışırız? İçen içsin, bize ne? Yani öyle devlet içkiye müdahale edemez, öyle bir şey olmaz. Bizim Hıristiyan vatandaşlarımız var, adam şarap içiyor. Helal şarap, içer istediği gibi, biz ona karışmayız. Yani öyle bir engelleme olmaz. Mesela Musevilerde de var, içiyor adam, ondan sonra yahut dinsizdir içer; o bizi ilgilendirmez. Allah, Müslümanların olduğu yerde şarabın olduğunu söylüyor Allah Kuran’da. Şarap var; Müslüman içmiyor. “Siz içmeyin” diyor, “bulunduğunuz yerde şarap olmayacak” demiyor Allah, “Müslümanların bulunduğu” Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında şarap vardı her yerde; Müslümanlar içmiyordu. Hıristiyanlar içiyordu, müşrikler içiyordu, putperestler içiyorlardı; Müslümanlar içmiyordu. O tarz bir yasaklama olmaz ama yasaklayan da yok. Nerden çıkardılar bu yasaklamayı?

ALTUĞ BERKER: Vergilerini arttırıyorlar şu an.

ADNAN OKTAR: Devlet her şeye vergi koyar, ne alaka. Yani kazanç vergisi var. Her türlü vergi var yani.

ALTUĞ BERKER: Reuters’in bir haberi vardı Hocam “Türkiye’nin Irak’taki rolü büyüyor” demiş. Irak’taki yatırımlarını Türkiye’nin büyüttüğünü, “bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi olan Türkiye eski nüfusunu kazanmaya çalışıyor; ancak modern bir eğilimle” demiş Hocam.

ADNAN OKTAR: Oktar ne diyorsun bu anlatılana?

OKTAR BABUNA: Hocam Türkiye’nin önemli olduğunu söylemiştiniz zaten inşaAllah. Türk-İslam Birliği’nin lideri olacak. Doğal olarak, gelişiyor o yönde Hocam bütün gelişmeler, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere Irak’ın kontrolü hemen Türkiye’ye verilmesi gerekiyor. Yani Amerika’nın ne işi var. Yani hemen, çoktan bu işin bitmesi gerekiyordu. Amerika’ya da teklif etmesi lazım Türkiye’nin aslında; “ya siz çıkıp bize devredin buraları. Bizim yerlerimiz, bizim kardeşlerimiz, biz idare ederiz, gayet de güzel idare ederiz, bize bırakın.” Irak Hükümeti de toplantı yapıp Irak’ın kontrolünü, güvenliğini bize bırakması lazım. Evet.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Daha evvel “ilhak olsun” demiştiniz Hocam bir yandan da.

ADNAN OKTAR: Ya aslında yakışan o olur; yani Türkiye’ye ilhak etmesi. Irak’ın kendi yani hükümetinin karar alıp Türkiye’nin birleşme kararı alması çok güzel olur. Çünkü biz zaten yüzyıllarca birlikte, beraber yaşadık. Bize ait topraklar yani. Kardeşimiz, kendimize ait insanlarımız, zaten kendi canlarımız. Yani ne alaka orda oturup sınırları mınırları falan yani? Pasaportları kaldırmaları yeterli olur. Yani güvenliği bize bırakmaları, pasaportları kaldırmaları yeterli olur.

Oktar’ım anlat.

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Haberlerde Hocam, “Bir Fabl: Üç Maymun” diye haber vardı. İzmir’de okul kitaplarında Allah lafzının, dokuz kere Allah kelimesi geçiyormuş Hocam. Bununla ilgili çok fazla eleştiri yazısı çıkmıştı gazetelerde. Allah’a şükrediyormuş yavru ördek -çocuklara yönelik bir kitap- yüzebildiği için. “Nasıl böyle bir yazı olabilir?” diye yazmışlar. Nuh Gönültaş da eleştiriyor bunları; “bunlar ‘din düşmanı’ falan değil, doğrudan doğruya Allah’a düşmanlık ediyorlar” demiş.

ADNAN OKTAR: Bu çok delikanlı bir çocukmuş maşaAllah Nuh Gönültaş. Bugün’de yazıyor, öyle mi?

OKTAR BABUNA: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah denilmesinden rahatsız mı olmuşlar?

OKTAR BABUNA: Evet Hocam, dokuz kere geçtiği için. Bir yavru ördek yüzebildiği için Allah’a şükrediyormuş.

ADNAN OKTAR: Peki Darwin denildiğinde neden rahatsız olmuyorlar? Allah denildiğinde rahatsız oluyorlar. Çok büyük skandal. Bak; “Darwinizm’in nerden çıkartıyorsun tehlike olduğunu?” diyenlere biz bunu sunuyoruz işte. “Nerden çıkarıyorsun?” Bak, devletin kitabında Allah’tan bahsedilmesini suç unsuru olarak ele alıyorlar, ‘Allah’ kelimesi ama Darwin’in denilmesi, Darwin’in savunulması da kanunen şart. Her yerde kanunla anlatılıyor, resmi koruma altında Darwin.

OKTAR BABUNA: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Allah’ın anılması da yasak oluyor ve soruşturma açılıyor. Diyorlar ki; “nerde Darwinizm? Öyle bir tehlike mi var?” Buyurun işte, bütün dünyayı kaplamış, bütün dünya böyle, bir tek burası değil inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Aziz Üstel Star’da bir yazı yazmış Hocam. Cumhurbaşkanlığı resepsiyonuna CHP ve askeri kadronun katılmamasını eleştirmiş. Şöyle diyor; “adı üstünde Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümü! Cumhuriyeti kim temsil ediyor? Cumhurbaşkanı. Öyle. Atam, Cumhuriyet dimdik ayaktadır; Demokrasinin sınırları genişlemektedir, varsın herkes kendi kafasına göre davet düzenlesin, asıl davet senin evinde, Çankaya’da yapıldı. Başı örtülü hanımefendiler de, mini etekli hanımefendiler de, Kürt’ü de, Türk’ü de, Laz’ı da, Çerkez’i de, Ermeni’si de Yahudi’si de oradaydı. Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı kimliğiyle, bir arada, pek güzel kutladı senin eserini” demiş

ADNAN OKTAR: Kardeşim benim anlayamadığım, yani toplantıya gelmeyen kişiler İslam ülkelerine gittiklerine bütün hanımlar kapalı oluyor, hepsiyle gidip tokalaşıyorlar, selamlaşıyorlar, muhabbet gösteriyorlar. Pakistan’a gidiyorlar, Irak’a gidiyorlar; oradaki insanlar hep kapalı. Hanımlar var, devlet başkanlarının hanımları kapalı, onlarla içli dışlı oluyorlar, beraber oluyorlar. Türkiye’ye gelince uzak duruyorlar. Bu anlamlı değil. Yani eğer öyle bir kararlılık varsa, orda da devam etmesi lazım. Yani hiçbiriyle görüşmemesi lazım. Seninle görüşürüm, seninle görüşmem, seninle görüşürüm, seninle görüşmem; bu olmaz bu. Bir de cumhurbaşkanlığına karşı da saygıda kusurdur. Bak arkasından adamlar bombalamaya başladılar. Yani devleti zaaf içinde görüyorlar o zaman. Yani “fırsat bu fırsat” diyorlar. Mesela yarın bir gün yine bombalarlar, yani ortalık bulandı havasında. Çünkü devlet bölünüyor zannediyorlar, onun bir siyasi manevra olduğunu düşündüğünü düşünmez adam ve sonucunda da bunlar oluyor.

OKTAR BABUNA: Kadri Gürsel, Milliyet’te Hocam; “Türkiye ‘yeni soğuk savaş’ın neresinde?” başlıklı bir yazı yazmış. “İran ile Batı sistemi arasında olan ‘yeni soğuk savaş’tır. İran’ı durdurmak için tüm imkânlar seferber edilecek. Türkiye ise, ‘Nükleer İran Türkiye için bir tehdit değildir’ yalanına yaslanıyor” demiş. “Bu yeni soğuk savaşta Türkiye tarafsız kalabileceğini sanıyor. Oysa Batı, Türkiye’nin desteği olmadan İran’ı çevreleyemez. Türkiye bu baskılara dayanabilecek mi?” demiş Kadri Gürsel, Milliyet’te.

ADNAN OKTAR: İran’ın tehlike olarak görülmesinin nedeni görünmez bir Mehdi (a.s.)’ye inanmasıdır. Amerika’daki tedirginliğin, Avrupa’daki tedirginliğin, Rusya ve Çin’deki tedirginliğin, yani dünyadaki tedirginliğin ana ve tek nedeni, bakın, ana ve tek nedeni; görünmez Mehdi (a.s.)’ye inanmasıdır. Eğer İran, görünür Mehdi (a.s.)’ye inanırsa -Sünni inançtaki gibi- Amerika İran’ı bağrına basar, hiçbir sorun çıkmaz ama görünmeyen bir Mehdi (a.s.) çok büyük bir tehlikedir, çok çok büyük bir tehlikedir. Kardeşim, mesela şu an kapının orda da var Mehdi (a.s.), İran inancına göre, burada da var, yan kapıda da var, üst katlarda da var, Avrupa’da da var, Amerika’da; her yerde var, Allah gibi hâşâ. Kardeşim böyle Mehdi (a.s.) inancı olur mu. Yapmayın etmeyin. Ve ne kadar tehlikeli bir şey. Adam diyor ki; “bana” diyor, “ışık suretinde Mehdi (a.s.) göründü” diyor; “ruhaniyet olarak, ışık gibi” diyor, “ışık bedeni olarak göründü” diyor “ve bana emretti” diyor. Buyur. Dese ki adam yani; “ben Mehdi (a.s.)’yi gördüm.” Ee? “Biz heyet halindeydik; ben yöneticiler olarak, askerleri olarak. Mehdi (a.s.) bize dedi ki; ‘Sünni olan devletlerin hepsini yerle bir edeceksiniz’ dedi.” Ne yapacaklar? Mehdi (a.s.)’nin emri farz; yerle bir etmeleri gerekir. Bakın, sakatlık burada. İran bu konuyu bekletiyor. Bak elli kere söyledim. Sünni inançta anlatılan Mehdiyet, doğru olan odur. Yani Sünni-Alevi olayından kaynaklanmıyor olay. İsterse Alevi kaynaklara da bakalım, Şii kaynaklarına da bakalım. Mehdi (a.s.) anneden doğmadır, anneden doğan bir insandır, yani çocukluktan itibaren büyüyüp gelişen bir insan. Öyle yüzlerce sene de bir kuyunun içerisinde kalıp, oradan çıkan bir insan değildir. Bu, açıkça söyleyeyim, bir hurafedir. Böyle bir şey yok. “Kuyunun içerisinde duruyor” diyorlar, derin bir kuyu gibi bir şey, etrafını da demir parmaklıklarla çevirmişler, “onun içinden çıkacak” diyorlar. Yapmayın etmeyin. Ya Amerika tabii ki müthiş tedirgin böyle bir şeyden. Adam; “ben gördüm” diyor, “ışık suretinde” diyor. E şimdi, yarın bir gün; “Allah, Mehdi (a.s.)’ye emretti, Mehdi (a.s.) de bize bildirdi” dese, ne yapacak adamlar? O yüzden çok tedirginler. Bak, Ahmedinejad çok aklı başında bir insan, sevecen bir insan, Mehdi (a.s.) aşığıdır, çok seven bir insan; Hamaney de öyle. Şimdi, toplansınlar, bir araya gelsinler, bu konuyu netleştirsinler. “Mehdi (a.s.) görünmez bir Mehdi (a.s.) değil” diyecekler. Mehdi (a.s.) görünür bir insandır. Babadan anadan doğmuştur. Zuhur yeri de İstanbul’dur. Şii kaynaklarda, İstanbul olduğu belki yüz tane hadiste var, hep İstanbul olarak geçiyor, İstanbul’dadır. Doğu tarafından geliyor, Batı’ya doğru geliyor ve denizi geçeceği belirtiliyor. Bu şekilde olursa, Amerika böyle bir Mehdi (a.s.)’ye hazır, masonlar hazır, Tapınak Şövalyeleri hazır; hepsi hazırlar. Yani bunu kabul ediyorlar. Yani sevgiyi savunan, kan dökmeyi engelleyen, silahları ortadan kaldırmayı amaçlayan bir Mehdi (a.s.)’ye karşı CIA, FBI falan; hepsi hazırlar, kabul ediyorlar. Ama kan döken, görünmez bir Mehdi (a.s.)’ye inancı, bu bir kâbustur ve dehşet vericidir bu. Çoluk çocuk herkes tehlikededir bu durumda ve dost devlet kalmaz. Şimdi İran diyor ki; “biz Türkiye’yle dostuz.” Peki; “Mehdi (a.s.) emretti; ‘Türkiye’yi vurun’ dedi” dense ne yapacaklar? Bitti. Onun için bak, Allah rızası için, bu çok büyük bir fitnedir, görünmez Mehdi (a.s.) inancı. Bunu bırakacaklar. Bütün sorun Orta Doğu’da bunun üstünde dönüyor. İsrail’de de, mesela İsrail, ben sonra yine konuştum şahıslarla, adamlar artık Kral Mesih demiyor, doğrudan “Mehdi” (a.s.) diye yazmışlar.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ve Sanhedrin üyeleri de, doğrudan “Mehdi” (a.s.). “Allah Mehdi (a.s.)’yi göndersin” diyorlar. Eskiden “Kral Mesih” diye geçiriyorlardı, doğrudan Mehdi (a.s.) olarak istiyorlar. Ya adamların bir şey dediği yok. Ama görünmez Mehdi (a.s.)’nin dehşetini insanlara yaşatmak haramdır. Acı çektiriyorlar insanlara. Amerika da “nefs-i müdafaa” diye, Allah esirgesin, olmadık işler yapabilir. Bir kere İsrail kendini hiç güvende hissetmiyor şu an. Yani Mehdi (a.s.)’nin, görünmez Mehdi (a.s.)’nin emrinin ne olacağını bilemiyorlar şu an. Halbuki görünür Mehdi (a.s.)’yle konuşabilirsin. Muhatap olabilirsin, güvence alabilirsin, şefkatini merhametini bizzat görebilirsin ama ışık suretiyle belirlenen varlıkla nasıl konuşacaksın sen? Nasıl ikna edeceksin? Yani neyi konuşacaksın? “Sadece emreder Mehdi (a.s.), iş biter” diyorsun sen. Nereyi vur nereyi yık diyeceği belli değil ki. Baksana, Cübbeli; “Mehdi (a.s.)” diyor, “asacak, kesecek, yıkacak, her yeri birbirine katacak” diyor. Ben bunu Ahmedinejad’a kabul ettirdim, yani kan dökmeyeceğini hadisle ispat ettim. Çıktı Birleşmiş Milletler’de de, başka yerlerde de konuştu. Bu kısmı anladılar, kan dökmeyeceğini anladılar, silahları kaldıracağını anladılar. “Bunu defalarca basın önünde açıklasın” dedim, Allah razı olsun, çıktı basının önünde defalarca açıkladı. Ama bu görünmez Mehdi (a.s.) konusunda, İran halkının inancı da olduğu için müdahale edemiyorlar. Çekiniyorlar halkın reaksiyonundan. Çünkü halk adı gibi emin görünmez Mehdi (a.s.)’den. Şimdi halkı ikna etmek mümkün, gayet rahat. Ulema Meclisi çıkar, Ulema Meclisi’yle konuşuruz, sekizli bir toplantı yapılır. Yani görünmez bir Mehdi (a.s.)’nin takiyye olduğunu, bu bir takiyyedir. Görünmez olur mu Mehdi (a.s.)? “Görünmez Mehdi (a.s.) inancının yanlış olduğu, yani takiyye olduğu, Mehdi (a.s.)’yi korumak için yapıldı bu vakte kadar fakat Mehdi (a.s.)’nin vakti geldiği için, korumanın da bir anlamı kalmadığı için, yani takiyyenin de bir anlamı kalmadığı için takiyyeyi kaldıralım” demeleri lazım ve Mehdi (a.s.)’nin görünür bir insan olduğunun açıklanması gerekiyor. Kum Kenti’nde toplansın İran Meclisi, inşaAllah, karar alsınlar görünür Mehdi (a.s.)’ye; konu biter. Amerika, muhatap alacak bir insan istiyor. O zaman der, mesela gelir Amerika, “ne diyorsunuz?” dersin, konuşturacağız biz inşaAllah, Mehdi (a.s.)’nin karşısına gelirler, biz de oluruz inşaAllah, Müslüman diğer kardeşlerimizle birlikte. “Ne istiyorsunuz?” “Barış istiyoruz” diyeceklerdir. Mehdi (a.s.)’nin mesleği ne? Barış ve adalet, sevgi ve güzellik. Zaten aksini yapması haram Mehdi (a.s.)’ye. Zaten Mehdi (a.s.) hiç kan akıtamaz. Peygamber (s.a.v)’in emri var. Ömrü boyunca kan akıtamaz. Peygamberimiz (s.a.v.) şartlı konuşmamış. Bazı Evanjelikler deccalın ağzıyla konuşuyorlar, diyorlar ki; “Mehdi (a.s.) çıkacak, Müslümanların Mehdi (a.s.)’si başta kan akıtmayacak ama gücü ele geçirdikten sonra kan akıtacak.” Kardeşim Peygamber (s.a.v.) öyle bir şey dememiş, yani, “şu vakte kadar şunu yapacaksın, şu vakte kadar…” “Bütün ömrün boyunca kan akıtmayacaksın” diyor, “hiç kan akıtmayacaksın” diyor, “uyuyan kişiyi uyandırmayacaksın ve silahları yakacaksın.” Silah olmayan bir ortamda -“silahları eriteceksin” emri var Peygamber (s.a.v.)’in- silah olmayınca nasıl kan akıtsın mübarek?

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Dünyada bütün silahlar kalkıyor, dolayısıyla savaş yok, inşaAllah. Mehdiyet bütün dünya politikasını ilgilendiren dev bir olay. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü Mehdi (a.s.)’ye karşı kurulmuş bir örgütlenmedir. Hızır (a.s.)’ın gizli kontrolü vardır. Fakat bu avanaklar Hızır (a.s.)’ı kendilerinden yana zannettiler. Bunlar yer altı mağaralarından çıkan ruhani varlıkların kendilerini yönettiklerini söylüyorlardı. Yani iddianameye gidin bakın. Yani tutuklu olanları, yargılananları, hapsolunanları; hepsini tenzih ederim de biz asıl yöneticilerini kastediyoruz. Ama resmi evraklarda yüzlerce sayfa yeraltından, ruhani varlıklar tarafından, metafizik varlıklar tarafından nasıl yöneltildiklerini anlatıyorlar, yüzlerce sayfa. “Metafizik” diyorlar “bizim yönetimimiz. Agartha’dan yönetiliyoruz” diyorlar. Doğru, yer altından yönetiliyorlar. Yani mağaraların içerisinde yaşayan ruhani varlıklar tarafından, Hızır (a.s.)’ın ordusu tarafından yönetiliyorlar, doğru. Ama Hızır (a.s.)’ın bir özelliği vardır; köpeği besler, köpeği kullanır, sonra da boynunu kırar. Yani o özelliğine hiç dikkat etmemişler. Mesela, gemiyi tahrip eder, batırır gemiyi ama çocuğun da boynunu kırıp öldürüyor aynı zamanda.

SUNUCU 2: İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Ama aynı zamanda masonların da kontrolü onun elinde, dünya masonlarının kontrolü. Ki duvarcı ustasıdır aynı zamanda Hızır (a.s.). Efsane kökeni de oradan geliyor zaten, Hızır (a.s.)’dan geliyor, masonların yani ‘duvarcı ustası’, tabii yani kökeni odur; yani Hızır (a.s.)’dan geliyor. ‘Duvarcı ustası’ dedikleri o, Hızır (a.s.), inşaAllah. İki dul kadının çocukları Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’dır. O sırrı açıkladım, böyle gözleri açıldı kaldı dikkat ederseniz o gün. Bütün mason locaları, hepsi öğrendiler. Onlar alelade bir şey zannediyorlardı, yani herhangi iki tane çocuk ve dul kadın. Hâlbuki orada bir kasıt var. Bak, hazinelerinden de bahsediyor, daha hazineleri de bulunacak inşaAllah. O masonlukta da vardır, o hazine sembolü. Mehdi (a.s.)’nin hazinelerine bakar o, inşaAllah. O Mikâp Taşı da açıklayacağım onlara. Daha birçok açıklayacağım. O sütunları açıklayacağım, inşaAllah. Yani bütün mason sırlarını onlara açıklayacağım, inşaAllah.

Dolayısıyla şu an boyunları kırıldı. Yani Hızır (a.s.)’ın ne yapacağını tam anlayamazlar, onun için şoktalar inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Hocam, Mehdi (a.s.)’nin döneminde savaş olmayacağına dair Sünen-i İbn-i Mace’den ve İmam Şa’rani’den hadis okuyabilirim uygun görürseniz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.

ALTUĞ BERKER: Hz. Mehdi (a.s.) döneminde savaş olmayacağına dair, savaşta ağırlıklarını bırakacağına dair hadisler var.

ADNAN OKTAR: Onları oku tabii.

ALTUĞ BERKER: Sünen-i İbn-i Mace’de Resulullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş; “Düşmanlık ve kini de kaldıracaktır.” Hz. Mehdi (a.s.) için söylüyor. “Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını bırakacaktır.”

ADNAN OKTAR: Silah yok. Silah olmayınca nasıl kan akıtsın Mehdi (a.s.). Sopayla mı girecek millete yani? Değil mi, mübarek? Olacak iş mi, şu.

ALTUĞ BERKER: Estağfurullah, ikincisinde de şu şekilde söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “harb (erbabı) ağırlıklarını (yani silah ve saireyi) bırakır.”

“Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim bak, bunlar farz, Allah’ın emri, Mehdi (a.s.)’ye Allah’ın emri. Vahiyle Peygamber (s.a.v.)’e bildirmiş, Peygamber (s.a.v.) de Mehdi (a.s.)’ye bildiriyor. Mehdi (a.s.) aksini yapamaz. Öyle kendi kafasına göre hareket edebilen birisi değildir ki Mehdi (a.s.). Ve sürekli onu yöneten bir Melek var yanında. Şimdi Mehdi (a.s.)’yi Meleğin yönetmesi nasıl oluyor biliyor musunuz? Mehdi (a.s.) vicdanına tam teslim olmuş bir insandır. Vicdanına tam teslim olmuş. Vicdan, Allah’ın vahyidir. Vicdan, Allah’ın vahyidir; her insanda vardır o. Mehdi (a.s.) tam teslim olmuştur. Vicdanına Allah’ın vahyetmesi, Melek kanalıyla oluyor. Melek vahyettikçe, yani Allah vahyettikçe Melek kanalıyla, Mehdi (a.s.) hemen kabul ediyor. Mesela, farz edelim dışarı çıkacak. “Çıkma” diyor, o bir şekilde hissediyor onu Mehdi (a.s.), çıkmıyor. Mesela, birine bir şey söyleyecek, bir anda vazgeçiyor söylemekten. Vahiyle söylemiyor ama haberi yok onun, görünmüyor; yani görünmeyen bir Melek.

Evet, seni dinliyorum.

ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Hadisler bu şekildeydi Hocam inşaAllah, savaş olmayacağına dair.

ADNAN OKTAR: “Selamün Aleyküm Hocam” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Sizin yayınlarda” diyor ama Azeri dilinde söylüyor, çok sevimli bir üslup kullanmış. “Neredeyse her gün bakıyorum, doyamıyorum. Baktıkça bakmak istiyorum. Bazen yayınınızın daha kaç saat sürmesini istiyorum. Son zamanlar çok enteresan bir sahneyle karşılaştım. Kafamda İslam’a ait bir soru yer aldığı zaman hiç size sormadan aynı şeyin cevabını siz veriyorsunuz. Cevabı duyuyorum ve çok şaşırıyorum.” Tercüme ederek okuyorum, Azeri dilinde. “Sizi çok ama çok seviyorum. Benim yirmi dört yaşım var” diyor. “Şükür Allah’a. Ama bazen öyle korkuyorum ki birden gençken ölsem ve Türk İslam Birliği’ni, Hz. Mehdi (a.s.)’yi ve Hz. İsa (a.s.)’ı görmezsem benim için, ailem için, sevdiğim insanlar için lütfen dua edin. Allah o güzel insanları, güzel mücadeleyi görmemizi nasip etsin” diyor. “Cihengi” diyor; cenk, mücadele. “İnşaAllah, sizleri çok seven Azeri kardeşiniz” diyor. “Turhal Kualiyev”

“İbrahim Dönmez; Selamün Aleyküm Hocam” Aleyküm Selam. “Deccal normal insanların arasından mı çıkacak, insan sıfatında mı görünecek bize? Ve hangi ırktan olacak?” Allah-u alem, yani Musevi kardeşlerimiz alınmasın da, yani Musevi kardeşlerimize benim çok müthiş sevgim var, biliyorsunuz, Peygamber neslidir. Fakat Musevilerden çıkacak Mesih Deccal. Ondan sonra, yani Allah-u alem ateist bir mason. Fakat masonlarda böyle, bir kısmında işte ruhlar, cinler, işte onlarla bağlantı, şeytanla bağlantı çok hayati bir konudur, onların çok önem verdiği bir konudur. Bu vatandaş da medyum özellikleri olan bir kişi, yani medyumik özellikleri gelişmiş bir insan. Hipnoz, kitle hipnozu yapabiliyor, insanlara etki edebiliyor. Ve şeytanla bağlantıda, yani şeytanla direkt düz bağlantıda olacak bir kişi. Şeytanlar da bunun sözünü dinliyorlar ve insanlarda unutkanlık, dalgınlık, kafa dağınıklığı, zaman algısında değişiklik gibi etkiler meydana getirecekler dünya çapında; adamın özelliği bu, özetle. Hz. İsa Mesih (a.s.) de adamın bu özelliğini kaldırıyor, konu bu, inşaAllah.

“Hocam, sorum şudur; Kuran’da ’inananlar kardeştir, inanmayanları dostlar edinmeyin’ diyor. Ben sizin önceki sohbetlerinizde duydum. Kâfirler de, Hıristiyanlar da, Yahudi de tabii bunlar kâfir oluyor, çünkü Allah’a evlat nispet ediyorlar ve Peygamberimiz (s.a.v.)’i kabul etmiyorlar. ‘Bunlar da benim kardeşim’ dediğinizi duydum. Açıklarsanız, şu an da canlı yayınınızı izliyorum. Merakla cevap bekliyorum. İsimsiz.” İsimde ne mahsur var? Ne yapacağım kardeşim onlara ben? Gayet masum, gayet güzel bir soru. İsimsiz olmasın. Hiç olmazsa soyadını yazmazsın, ismini yazarsın. Ne mahsuru var yani? Zaten biz illaki şecerenizi yayınlayacak değiliz yani. “İnananlar kardeştir.” Evet, müminler kardeştirler. Kâfirler ve Hıristiyanlar da, Museviler; la ilahe İll’Allah kardeşimizdir. Hıristiyanlarda da, “la ilahe İll’Allah” diyenler la ilahe İll’Allah kardeşimizdir. Ama öbür türlüyse, yani tamamen küfür içindeylerse, delalet içindelerse de Hz. Âdem (a.s.)’den kardeşimiz. Kardeşimiz olmuş oluyor, inşaAllah. Bu iman kardeşliği, bu yani Kuran’a dayalı bir kardeşliktir ve bunda sorumluluk vardır, Kuranî sorumluluk vardır. Kardeş kardeşi kollayacak, yani birçok sorumluluk vardır. Nasıl evlilikte sorumluluklar oluyor. Kardeş olmanın da hukuku vardır Müslümanlıkta. Her şeyinden sorumlu olursun; canını korumak, malını korumak, her şeyini korumaktan mükellef olursun ve derin şefkatle onu eğitmekle işte her şeyiyle ilgilenmekle, ona zekât verirsin, sadaka verirsin, anlaşıldı mı? Bu şekilde korumakla mükellefsin. Ama öbür türlü biz “kardeş” dediğimizde la ilahe İll’Allah kardeşi olan kardeşlerimizi ne yapmak istiyoruz? Muhammeden Resulullah kardeşi olmak istiyoruz, onun için uğraşıyoruz, la ilahe İll’Allah kardeşimiz’i. Hz. Âdem (a.s.)’den kardeşlerimize de ne diyoruz? “Siz bizim kan olarak kardeşimizsiniz.” Aynı soydan gelmiyor musun? Dedemiz Hz. Âdem (a.s.). Bir ailede bir çocuk dinsiz imansız oluyor, biri Müslüman oluyor. Şimdi bu kardeşimin mesela, akrabalarından vardır dinsiz; ya kardeşi dinsizdir, ya yeğeni dinsizdir ama sofrada beraber oturuyorlar. Sorduğunda ne diyor? “Kardeşim” diyor. “Kardeşim” demiyor mu? Kardeşim. Manevi, yani derinliği anlamında, imanî anlamda tabii ki ona buğz eder ama Hz. Âdem (a.s.) cihetinden kardeştir. Orada nasıl kendi kardeşine “kardeşim” diyorsa, oradaki kardeşlik de aynı kardeşliktir. O da kurtarma kardeşi. Batmış kardeşi boğuluyor, sen de onu kurtaracaksın. O anlamda kardeşlik, anlaşıldı mı? Çünkü “hiçbir şey değil” dersen, “eşya” dersen olmaz. O, bir şey o. Ne? “Bu adam kim?” deseler ne diyeceksin? “Hz. Âdem (a.s.)’den kardeşim” diyeceksin. “Ben tanımıyorum” diyemezsin ki sen ona. Senin ailenden yani. Aynı aileye mensupsun, o anlamda. Dolayısıyla kurtarmayı amaçlayan, onu kurtarırken de şefkati amaçlayan bir tanışma sözcüğü o. Yani o bir şey, yani bir “mahlûk” mu diyeceğiz adama? Ne diyelim yani?. “Kardeşim” diyeceksin. Ne diyeceksin? İnşaAllah.

“Hocam, bizce siz” diyor “Ahir zamanda beklenen şahsa benziyorsunuz” diyor direkt. “Böyle yapmasınlar” dedim; elli kere söyledim bak, Sinan Kardeş. “Günah olur” dedim fakat beni dinlemiyor. Olmaz. Dinden çıkar. İstiğfar etsin. Yani Allah’tan günahının bağışlamasını söylesin. “Hüsn-ü zan ediyorum” diyebilirsin ama teşhis tarzında denmez. Haramdır; olmaz. “Sizi uzun zamandır takip ediyorum. Yalancı Mehdilik iddiasında bulunanları takip ettiğimiz gibi ilk günden beri sizin Mehdi (a.s.) olduğunuzu düşünenlerden biri değildim. Mehdi (a.s.) diye peşine takıldığım birisi onu takip ettikçe bana sıkıntı vermeye başladı. Yaşanan olaylar da ayın on dördü gibi sizin belirlenmenize vesile oluyor” diyor. Hüsn-ü zan edebilirsin. Et, Allah razı olsun. Ben de senin inşaAllah Mehdi (a.s.) olduğunu umuyorum. İnşaAllah Mehdi (a.s.)’sindir. İnşaAllah velisindir. Hüsn-ü zan et ama teşhis olmaz. Yani, “benim yüzde yüz kanaatim bu” denemez, denmez öyle şey. “Dualarınızı bekliyoruz. Deccalın ikiye böleceği genç Mehdi (a.s.) ise, Mehdi (a.s.) bu olay esnasında kaç yaşında olacaktır? Teşekkür ederim. Sinan” Ne bileyim ben Sinan yaşını? Gördüğümüzde anlayacağız. Yani Mehdi (a.s.)’nin bölünmesi şöyle; bir halüsinasyon olarak gösterebilir deccal. Mesela, Mehdi (a.s.)’yi şey yapar oradayken, Mehdi (a.s.) kendini iki parça görebilir. Yani var ya; yapıyorlar, adam bölüyor ikiye adamı. Öyle bir halüsinasyon gösterebilir. Ama Mehdi (a.s.) bundan etkilenmiyor. Diyor ki; “senin deccal olduğunu şimdi daha iyi anladım, daha netleşti. Şimdi bir delil daha oluştu” diyor. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) ‘in hadisi var ya; “Deccal (a.s.) olduğuna kanaatim daha çok geldi.” “Ve güler yüzlü karşısına çıkar” diyor, “güler yüzlü.” Neşeyle karşısına çıkıyor. Ama işarî anlamı, yani teşbihat olarak alırsak, ikinci anlamı olarak da; Mehdi (a.s.) ve talebelerini ayırmak. Yani Mehdi (a.s.)’yi hapsetmek, talebelerini ayırmak, dolayısıyla Mehdiyet’i bölmek. Mehdi (a.s.) de hapisten çıktığında yine güler yüzle çıkıyor. Yani, “başarılı olamadınız” gibisinden. “Şimdi deccal olduğunu daha iyi anladım” diye ortaya çıkıyor. Bu anlamda da olabilir.

“Selamün aleyküm Adnan Hocam.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Benim birkaç sorum olacaktı. İlk sorum belki size tuhaf gelebilir. Eğer haddimi aşmıyorsam ve sizi de zorda bırakmazsam cevaplamanızdan sevinirim. Sizin alnınızda bir yara izi var mıdır?” “Sormamın sebebi Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’de bir yara izi olacağını söylemişti.” Ben söyledim, yani “bende öyle bir alamet var” dedim. Çocukluğumda cama vurmuştum alnımı, yarılmıştı; alnımda yara izi var. Ama yani bu, birçok insanın alnında yara izi olur, yani milyonlarca insanın. Çocukluğunda herkes düşer kalkar, olur alnında yara izi. Yani bu bir şey değildir.

“İkinci sorum; Allah Muhammed Mehdi (a.s.)’yi bir günde ıslah etmesi ve ona her türlü ilmi vermesi gerçekleşmiş midir? Gerçekleşmediyse bu ne zaman olacaktır?” Bunu da bilemem ben, Mehdi (a.s.)’yi gördüğümde anlayabilirim. Evrenosoğlu’na soruyorlar; “bir dakika oğlum” diyor, gözlerini kapatıyor böyle. Ya ne sevimli insan Allah’ım YaRabbim. Şöyle bir; “hm” yapıyor, hemen cevabını veriyor. İyi niyetle yapıyor ama haram yaptığı, yani yapmasın etmesin Allah aşkına. O nedir öyle. Ne güzel anlatıyordu daha önce. Ben onla görüşmüştüm. Mesela atomun yapısını anlatıyor, moleküller falan. Hakikaten çok kültürlü bir insan. Anlatsana güzel, milletin imanı gelişsin. Biz senin Mehdi (a.s.) olduğuna hüsn-ü zan ederiz, edelim. Ama iddia etme. Talebelerin iddia etmesin. Hüsn-ü zan ederiz, niye etmeyelim? İnşaAllah veli olursun, inşaAllah Mehdi (a.s.) olursun; bir şey dediğimiz yok. Ama alenen vahiy alma iddiasına ne gerek var kardeşim? Gözünü yumuyor, birden “hm” ediyor, bir şeyler. Ne gerek. Kuran, sünnet; bu bize yetiyor. Bir de ekstradan vahiy gelip bilgi alacağım diye, işte “bir dakika kızım” diyor, “şimdi soracağım” diyor. Gözünü kapatıyor. Birden böyle bir şey yapıyor. Ondan sonra cevabını veriyor. Şimdi onu görenlerde ona karşı saygı kalır mı? Yani yapmasın, etmesin. Ne gerek. Kültürlü adam, görgülü adamsın. Devlet Planlama Teşkilatında çalışmış. Aklı başında bir insansın. Ne ihtiyaç var bunlara kardeşim? Bize gelmişti, Ortaköy’deki eve. Acayip güzel konuşuyor, imanî konular anlatıyordu. Ben anlamadım o zaman. Bana bir sarıldı şöyle, “hm” etti şöyle bir kere. “Neyse” dedik, “artık cezbe ehlidir yapar” dedik “bir şey.” Ama bunu böyle tutturup bu şekilde devam ettirmek falan yani. Çok fazla seveni olur, dediğimi yapsın. Yani hepimiz severiz. Nefis anlatıyor atomun yapısını falan, molekül. Bir de kültürlü de, bayağı güzel genel kültürü var. Yapsana bize. Niye milleti bu tedirgin ediyorsun, böyle acayip şeyler yapıyorsun, harama giriyorsun. Hürmette kimse bir noksanlık yapmaz.

“Mehdi (a.s.)’yi bir günde ıslah etmesi.” Muhtemelen, benim anladığım, Mehdi (a.s.) bir gece içerisinde, bir gece olağanüstü bir bilgiyi, yani dünyanın bir gerçeğini öğrenecek. Yani büyük bir bilgi alacak. Bütün her şeyi çözen, bütün her şeyin sırrını çözen önemli bir bilgi alacak, yani şok bir bilgi, çok şok bir bilgi. Allah-u Alem ona işaret ediliyor. Veyahut “Allah onu bir gecede ıslah eder.” Olabilir de, yani bir gecede değişebilir, başka bir insan haline dönüşebilir, yani mümkün yani. Mesela bazı eksik yönleri vardır, hatalı yönleri vardır; onları Allah bir gecede düzeltebilir. Yani insandır çünkü, insan kusursuz olmaz. Ama öbür ihtimal daha ağır basıyor benim kafamda. Yani böyle hayatî önemli, dünyanın büyük bir sırrını Allah bir gecede ona verecek olabilir.

“Son sorum ise; Hz. Mehdi (a.s.)’ye nerede biat edilecektir ve bu biat takriben ne zaman gerçekleşecektir Allah’ın izniyle? Hayırlı geceler. Rabbim sizi İslam ümmetinin başından eksik etmesin. Allah’a emanet olun” diyor, “Salih” diyor. Evet, İnşaAllah. Allah sizleri de bizlerden ayırmasın kardeşlerimiz olarak. Bütün milletimize bereket, bolluk, güzellik içinde, sağlık sıhhat içerisinde inşaAllah. Hem Türk-İslam Birliği’ni görürüz, hem de Allah Cennet nasip eder hepimize, inşaAllah.

“Mehdi (a.s.)’ye biat.” Allah-u Alem İstanbul’da, yani Topkapı’da. Kutsal Emanetler oradan hemen açılır. Çünkü teberrüken alınacaktır, teberrüken. Mehdi (a.s.) üstüne giyecek Peygamberimiz (s.a.v.)’ in hırkasını. Kılıcını kuşanacak. Teberrüken, yani sürekli kullanmak üzere değil, teberrüken. Ondan sonra, Peygamberimiz (s.a.v.)’in diğer Kutsal Emanetler de yanında olacak, inşaAllah. Orada biat edilecek. Yani bütün İslam alemi, bütün İslam ülkelerinin ileri gelenleri, Türklük dünyasının ileri gelenleri manevi lider olarak kabul edecekler. Biat olmuş olacak. Muhtemelen de naklen yayınlanacaktır. Yani bütün dünyada naklen yayınlanacaktır. Mehdi (a.s.) öyle siyasetle, şununla bununla uğraşmaz. O danışılan bir liderdir. Bütün devletler bağımsız olarak, normal, kendi rejimlerinde, sistemlerinde olacaklar. Yani bir müdahale yok. Kimsenin hürriyetine de karışmaz Mehdi (a.s.). Mehdi (a.s.) sevgi, barış, adalet, kardeşlik, Kuran’ın özü, sünnetin gerçeğini ortaya koyacaktır. İnsanlar da özgürce İslam’ı yaşayacaktır. Musevileri de gerçek Tevrat’a çekecek, Tevrat’ın gerçeğine. Hıristiyanları gerçek İncil’e çekecek, inşaAllah. Yani tek Allah inancı yayılacak onlar arasında da. Yani tam istidat gelişecek böyle, Musevilerden de çok fazla Müslüman olanlar olacak. Yani Mehdi (a.s.)’ye kanaatleri gelecek çok fazla insanın. Ama büyük bir kitle de tereddüt edecek, yani “Müslüman olsak mı, olmasak mı?” “Tam bu iman etme istidadındayken” diyor Bediüzzaman. Yani Mehdi (a.s.)’nin hazırladığı tam bu ortamda “Cenab-ı Allah’ın” diyor, “semasından Hz. İsa (a.s.) nüzul edecek” diyor. Görünür hale gelecek yani, inşaAllah. Allah bize nasıl tanıtacak, nasıl yapacak? Onu bilmiyoruz ama yani tam kanaatimiz gelecek Hz. İsa (a.s.) olduğuna. Ama Bediüzzaman diyor, Kuran’da ki işarette o; “mucizatlı bir Peygamber” diyor. Yani mucize gösterecek. Peşpeşe. Bir tane, iki tane, üç tane, dört tane değil. Mesela bak ölü dirilmesi, açıklaması yok. Yani Hz. İsa (a.s.)’dan başka kim yapabilir bunu. Halüsinasyon falan değil. Adam normal morgda ölü, yani ölmüş üç gün geçmiş adam, doktorlar rapor vermiş, adam duruyor yani, normal, morarmış ölü. “Kalk Allah’ın izniyle” diyecek. Adam şöyle bir silkelenip ayağa kalkacak. Şimdi bu, açıklaması yok ki şimdi bunun, belli ki o inşaAllah. Mesela bak, anadan doğma kör. “Bismillah” diyor, elinizi yüzüne sürüyor. Adam birden bire açılıyor. Nasıl açıklanır bu. Mucize, net. Mesela baras hastalığı var, cildi bozuk adamın görülüyor. Mesela sürüyor elini, adam bir süre sonra cilt kaymak gibi, eli yüzü. Yani saniye hesabıyla düzelmez de, yani kısa bir süre sonra düzeliyor. Ama kör hemen açılıyor, yani sürdüğünde anında. Ama tabii halk diyecek ki; “adamın gözü zaten görüyordu. Hani İsa (a.s.) zannetsinler” diye. Bir kısmı öyle düşünebilir, yani imtihanın sırrı odur. Morgda da adamın özel ayarlandığını düşünebilirler. Yani buzhanede adam üç gün bekler mi orada? Ölür zaten orada, hayır normal diriyse de ölür. Ama insan aklı şüpheye çok açıktır. Aklın ihtiyarını kaldırmaz bunlar. Yani buna rağmen tereddüt edenler olacaktır, yani “Hz. İsa (a.s.) mıdır acaba?” diye tereddüt edenler olur. Ama sorumlu da olmazlar. Ama belli elinden, yüzünden, nurundan; çok keskindir aklı Hz. İsa Mesih (a.s.)’in. Yani böyle deler geçer bakışları. O da şefkat insanı, hiç savaşa kana falan bulaşmayacak o. Allah onu o zaman da kana hiç yaklaştırmadı. İlk geldiğinde de hiç yaklaştırmadı. Son geldiğinde de hiç kanla hiç işi yok. Ona öyle, Peygamberimiz (s.a.v.)’e öyle değil. Peygamberimiz (s.a.v.) sel gibi kan akıtmıştır, Hz. Musa (a.s.) sel gibi kan akıtmıştır. Allan onlar da onu emretmiş. Ondan sonra, mesela Hz. Davud (a.s.)’da da öyle, sel gibi kan akmıştır, inşaAllah. Ama mesela Hz. Yusuf (a.s.)’da yok, Hz. İsa (a.s.)’da yok, Mehdi (a.s.)’de yok. Allah istemeyince istemiyor yani. Orada gerekiyor, orada gerekmiyor, inşaAllah. Tamam, o zaman bir ara mı verelim? Tamam.

SUNUCU 1: Kısa bir ara veriyoruz, yine birlikte olacağız.

Tekrardan sizlerleyiz. Buyurun Hocam nasıl devam edelim?

ALTUĞ BERKER: Hocam bugün Zaman Gazetesi’nde Türkiye Eski Komünist Partisi Genel Sekreteri ve Taraf Gazetesi Yazarı Nabi Yağcı ile bir röportaj yer aldı. Şöyle demiş; “Türkiye’de sol, dine mesafe koyduğu için halka ulaşamadı, gelişemedi. Bu onlar açısından çok büyük bir kayıptır. Bu yüzden halkı kaybettiler. Ama ‘din afyondur’ dediğin andan itibaren bu ilişkiyi kuramıyorsun. Ben dün söylemediğim şeyleri artık söylüyorum” demiş.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah, iyi, güzel. Nabi Yağcı. Eski TKP Genel Sekreteri, evet. “Haydar Kutlu olarak da tanıdığımız” he evet ben Haydar Kutlu olarak tanıyorum. Asıl, o demek ki müstear isim kullanmış. Haydar Kutlu’yu biliriz. Demek ki sol da makul düşünmeye başladı, derin düşünüyorlar, akılcı düşünüyorlar.

Hakikaten bakın dinsiz ateistin Müslüman olması kolay oluyor. Münafık çok zordur. Münafık çok tehlikelidir. Mesela bak adam dürüst, samimi, “ben” diyor, “Müslümanlığa ılımlı bakıyorum, sevgi ile bakıyorum” diyor. Yavaş yavaş açılıyor. Mesela Ahmet Altan, çocuk hep dürüsttü, başından beri dürüsttü. Böyle içinden böyle derin bir İslam sevgisi, Kuran sevgisi hissediliyor. Yani inşaAllah Allah Cennete götürür, İslam olur, Müslümanlığı yaşar inşaAllah. Ama dürüst çocuk, yani dürüst delikanlı, açıkça hissediliyor.

Bak kardeşimiz diyor ki; “sevgili, pek kıymetli, muhterem Muhammed Adnan Hocam” diyor. Mehdi (a.s.) hakkındaki dünyayı kansız, kılıçsız, savaşsız hakimiyeti altına alıp, İslamiyet’i dün dünyaya galip kılmasını buyurdunuz.” “Bunu anlattınız” diyor. Yani “buyurdunuz”; anlattınız. “İnsan düşünmeden edemiyor. En basitinden Kudüs-ü Şerif nasıl İsrail’den alınacak ve kan akıtan İsrail nasıl dize getirilecek, açar mısınız biraz?” diyor Yunus kardeşimiz. Kardeşim sevgi bakın ben “en büyük silahtır” diyorum. 21’inci yüzyılda bir insanı en etkili silah tehdit, ağzını, burnunu kırmak mıdır; sevgiyle, şefkatle, merhametle yaklaşmak mıdır? Hangisidir?

OKTAR BABUNA: Sevgi, merhamet, şefkat.

ADNAN OKTAR: Sevgiyle çok rahat ikna edersin İsrail’i. Ben Musevi kardeşlerimle görüşüyorum. Şimdi İsrail’den bana büyük bir heyet gelecek önümüzdeki günlerde.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yani önemli kişilerin olduğu bir heyet gelecek. “Hocam” diyorlar, “bizim istediğimiz şu; biz rahat ibadetlerimizi yapalım, yani Tevrat’a göre yaşayalım, başka bir şey istemiyoruz” diyorlar. “Bizim güvenliğimiz sağlansın, huzur içerisinde biz İsrail’de gezelim, bölgede gezelim. Yani dünyada bize eziyet etmesinler.” Kudüs’te zaten bütün dinlerin ibadet etmesini istiyor onlar. Yani o kolay, onları o konuda ikna etmek sorun değil. Nasıl sorun değil, biliyor musun? Çünkü zaten Kudüs, Kral Mesih’in kontrolünde olacak. Kral Mesih devletin kendisidir, kendisi devlet. Biz sorduk İsrail’e; “devlet mi daha büyük” dedik, sordum; “Kral Mesih mi?” “Kral Mesih zaten kendisi devlet” dediler, “devletin kendisi” dediler yani. “Yani Mehdi (a.s.). Mehdi (a.s.) devletin kendisi” dediler “zaten. Dolayısıyla o ne derse biz ona uyarız” diyor adamlar. E daha ne desin adamlar işte? Devlete tabi olmuş oluyor yani Mehdi (a.s.)’ye tabi olduğunda, inancına göre. İsrail Mehdi (a.s.)’nin kontrolünde olacak. Adam ne desin? Bütün güvenlik Mehdi (a.s.)’den soruluyor, orada zaten bitmiş konu. “Ve İsrail’in dışından gelecek” diyorlar “Kral Mesih.” Ve bak manidardır, Allah’ın hikmeti; hepsi eskiden “Messiah” derken, “Messiah” diye yazıyorlardı; şimdi “Mehdi” diye yazıyorlar, doğrudan. Bir şey anlamışlar, bir şey görmüşler. Şimdi bak gelen heyetten de anlayacaksınız olayın çapını ve büyüklüğünü, inşaAllah. Yani hep kilit konumdaki adamlar, inşaAllah. İnşaAllah. Ben İsrail, mesela adamların ibadet, iftihar ederim; rahat rahat ibadet etsin kardeşim. Atalarının yurdunda rahat rahat gezsin adamlar. Niye eziyet çeksin. Niye tehdit altında yaşasınlar? Her yere gitsin; Ürdün’e gitsinler, Mısır’a gitsinler. Fabrikalar, tesisler kursunlar. Ev kursun adam, yaşasın. Allah’ın kulları, Peygamber nesli. Yani biz niye onları betonla çerçeve içine alıp, adamları orada helak etmeye kalkalım? “Allah bir” diyor adamlar zaten ve gün geçtikçe Peygamberimiz (s.a.v.)’e hayranlıkları, sevgileri artıyor. Acayip bir Peygamber sevgisi gelişti. Bak, Hıristiyanlarda da öyle.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah, evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Mesela namazdan müthiş zevk alıyorlar. “Hocam” dediler, mesela bir kısım Musevi hahamlar, “Allah rızası için söyleme” dediler “yani namaz kıldığımızı. Şimdi biz çok acayip duruma geliriz” dediler, “Yani bizi şey yaparlar şimdi,” dediler. Acayip zevk alıyorlar namaz kılmaktan. “Zaten Tevrat’ın emri bize” diyorlar “namaz. Zaten Allah’ın emri” diyorlar. İncil’in de emridir. Yani Hıristiyanlar namaz kılarken zaten İncil’in de emrini yerine getirmiş oluyorlar. Ama yani işin doğrusu budur. Yani gerçek Hıristiyan olmak için Muhammedi olmanın dışında bir yol yoktur. Gerçek Musevi olmak için Muhammedi olmanın dışında bir yol yoktur. Başka yol yok; tahrif olmuş. Yalan söylemiyoruz ki. Açıp baktığında İncil’i, görünüyor. Yani dört tane İncil olur mu kardeşim? Bitmiş zaten olay. “Dört tane” dedin mi, zaten adı üstünde dört tane. Allah’ın kitabı bir tane olur. Dört tane Allah’ın kitabı olur mu?

SUNUCU 2: Olmaz.

ADNAN OKTAR: Biri başka türlü biri başka türlü. Tamam, asgari müşterekte birleşiyor ama çok galiz hatalar var; mesela teslis inancı, insanın Allah olmadığı belli. Desene kardeşim; “Allah insan olarak tecelli ediyor Hz. İsa (a.s.)’da ve bütün insanlarda insan olarak tecelli eder”. Mesela Allah, kuşta tecelli eder, çiçekte tecelli eder, balıkta tecelli eder. “Allah’ın tecellilerinden bir tecellidir” desene Hz. İsa (a.s.)’ya. “Yok” diyor, “bizzat Allah’ın kendisidir.” Haşa. E kardeşim ne gerek küfre gidiyorsun. Niçin kendini böyle helak edersin? Allah diyor; “gökler parçalanacak” diyor “bu sözlerinden dolayı” diyor. Yani olayın şiddetini anlamaları için. Ama o da kaderde tabii, onu yaratan da Allah. Onun için işte Hz. İsa Mesih (a.s.) geliyor. Çok seviyorlar Hz. İsa Mesih (a.s.)’i, bizim gibi. Vicdan azabı çekiyorlar, yani Muhammedi olunca Hz. İsa (a.s.)’ya hıyanet ettiklerini zannediyorlar. Halbuki gerçek İsevi olmuş olursun. Yani Hz. İsa (a.s.)’nın gülü Peygamberimiz (s.a.v.), canı; yani müthiş seviyor. Allah’a dua etti; “ya Rabbi” dedi, “beni onun ümmeti yap” dedi. “Hz. Muhammed’in ümmeti yap” dedi Hz. İsa (a.s.). Dua etti; Allah duasını kabul etti. Aşık Peygamberimiz (s.a.v.)’e. E bak, oradaki anlayışa bak, oradaki anlayışa bak yani. O aşkla seviyor; onlar da kötülük yaptıklarını zannediyorlar. Kötülük yapmıyor. Onun için, onları ikna etmek için gelecek. Yani vicdan azabı çekmemeleri için. “Böyle bir şey yok” diyecek, “ben ilahlık iddia etmedim. Ben Allah değilim” diyecek inşaAllah. “Ben Allah’ın kuluyum” diyecek.” Muhammedi’yiz. Beni sevin” diyecek, “beni sevmenizden ben rahatsız değilim” diyecek, “yani iftihar ederim” diyecek inşaAllah. “Tabii ki seveceksiniz” diyecek inşaAllah, “ben Allah’ın Peygamberiyim, seveceksiniz. Ama niye bunu söylüyorsunuz?” diyecek. “Yani teslisi niye çıkarttınız?” diyecek, “yani buna neden ihtiyaç duydunuz? Bu hurafeye ne gerek vardı?” diyecek ve onları o beladan kurtaracak. Mesela putlar, kilisede put; ya olmayacağı belli. Putun ne işi var kilisede. Çıkart onu. Putu çıkart. Bütün kiliselerde putlar kalkıyor. Kiliseler doğal olarak mescit, camii olmuş olacak inşaAllah. Onlar da Allah’ın evi. Domuz, domuzun tamamı kaldırılıyor. Domuz yok. Ama belki, göstermelik olarak kalabilir. Hani var ya hayvanat bahçelerinde, hayvan cinsi olarak kalır. Ama böyle domuz beslemek, domuzu gıda haline getirmek; bu kalkıyor. Yani çünkü bu Tevrat’ta da yasaklanmış bir hükümdür, domuz. Tevrat’ta da haramdır, Musevilere de haramdır domuz. Müslümanlara da haramdır. Kardeşim nereden çıkarttınız. Bunca Allah’ın güzel yiyeceği varken, bunca güzel et varken; kuzu eti var, koyun eti var, sığır eti var, her türlü birbirinden güzel nefis et var. Mis gibi değil mi. Tertemiz Allah’ın verdiği nimetleri gıda olarak alın. Kardeşim korka korka… Bir kere bir dükkana girdim, garip bir et, böyle hakikaten tiksinti verici. Şu kadar kalınlıkta bir yağ üstünde falan. “Ya bu nedir böyle?” “Domuz eti” dediler. Yani doğal olarak insan tiksiniyor. Yani Hıristiyanlar da tiksiniyorlar. Tiksindiğin şeyi niye yersin kardeşim ayrıca. Nefsen de yenmez yani. Zaten haram, haram olduğu için yenmez, bir; nefsen de yenmez yani.

OKTAR BABUNA: Hıristiyanların namaz kıldığını söylemiştiniz Hocam. Namaz kılan Hıristiyanların resimleri vardı.

ADNAN OKTAR: Göster. Bak Allah diyor; “çeneleri üstüne kapanırlar” diyor ayette, Kuran ayetinde. İncil’de Allah’ın emridir. Bak, secdeye kapanıyorlar. Mesela Papa bu da, o da secdeye kapanıyor. Evet. Museviler de öyle. Buraya geldiklerinde de yani, benim çok haham tanıdığım var, alenen namaz kılıyor yani. Net namaz. Yani rüku, secde, kıyam inşaAllah. Ve mesela bak, buraya gelen Tapınak Şövalyeleri, namaz acayip hoşlarına gitti, müthiş zevk aldılar ve devam etmek istiyorlar namaza, maşaAllah. Allah öyle yaratmış. Namaz çok ruha ferahlık veren bir nimettir. Yani çok büyük bir ihtiyaçtır. Bedenin müthiş bir ihtiyacıdır; hava, su gibi. Yani müthiş ferahlık verir ayrıca bedene. Bütün ağırlığı gider insanın. Anlaşıldı mı? Onlar da bunun farkındalar. Yani şifa ve güzellik yönünü de fark ederler. Hem ibadet yönünü fark ettiler, hem de şifa ve ferahlık yönünü de fark ettiler. Çünkü acayip neşeleri yerine geldi namazdan sonra, acayip açıldılar yani. Evet.

“Selam Hocam” diyor Mehtap Hanım. “Hocam, acaba Hz. Mehdi (a.s.), Allah’ın onu bir gecede ıslah edeceği şu anlama mı geliyor; maddenin ardındaki sırrı mı anlayacak, bilecek? Sizi çok ama çok seviyorum. Allah sizi bizden hiç ayırmasın inşaAllah. Almanya’dan Mehtap.” Mehtap, ben de seni çok çok seviyorum. MaşaAllah, Allah sevgini artırsın, cennette de kardeş etsin inşaAllah. MaşaAllah. Olabilir de yani dünyanın bir hakikatini, derin bir sırrını Allah bir gecede Mehdi (a.s.)’ye vermiş olabilir. Yani her şeyi açıklayan bir sırrı, büyük bir sırrı vermiş olabilir.

ALTUĞ BERKER: Bu konuda bir ayet okuyorum Hocam, inşaAllah. Kehf Suresi’nde Zülkarneyn kıssasında daha evvel “Ahir zamana işaretleri olan” diye izah ettiniz, 91’inci ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İşte böyle, onun yanında ‘özü kapsayan bilgi olduğunu’ Biz büsbütün kuşatmıştık.”

ADNAN OKTAR: Şeytan’dan Allah’a sığınıyoruz. Bir daha ayeti oku yüksek sesle.

ALTUĞ BERKER: “İşte böyle, onun yanında ‘özü kapsayan bilgi olduğunu’ Biz büsbütün kuşatmıştık.”

ADNAN OKTAR: Bak, bu Mehdi (a.s.)’ye bakan bir ayet zaten özellikle. Yani Zülkarneyn kıssası zaten net Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor. Hadise göre bu anlaşılıyor. Hadisten de anlaşılıyor, ayetten de anlaşılıyor. Zaten Allah amaçsız bir sure açıklamaz, ayet açıklamaz. Yani mutlaka bir amacı vardır. Orada da Mehdi (a.s.) kastediliyor. Çünkü Mehdi (a.s.)’den başka bir kişi yok, yani bu vasıfta, dünyaya hakim olan başka bir kişi yok, inşaAllah. Orada da işte bu bir seferde verilecek ilim, Allah’ın vereceği ilimden bahsediliyor olabilir. Yahut harika halden bahsediliyor olabilir. Acele etmemek lazım. Yani Mehdi (a.s.)’yi mutlaka göreceğiz, yani ben söyleyeyim, Hz. İsa Mesih (a.s.)’i de. Ama Hz. İsa Mesih (a.s.)’in yöntemi Mehdi (a.s.)’nin yöntemiyle, Allah-u alem, hiç alakası yok. Yani çok şaşıracağınız bir yöntemle faaliyet yapacak Hz. İsa (a.s.). Onda Hızır (a.s.) özellikleri, batın ilmi daha galip geliyor olabilir. Yani hiç tahmin edilmeyen yöntemler. Çünkü o genellikle, benim gördüğüm, Allah-u alem, masonları kontrol altına alacak, Hz. İsa Mesih (a.s.). Tapınak Şövalyeleri kontrol altına alınacak. Söylemek istemezdim ama söyleyeyim madem, yani çünkü bir şeyi yok. Bunlar da zaten dünyaya hakim olan insanlar, o da onları kontrol altına alacak; öyle görünüyor. Ve devlet liderlerini, kilit noktadaki önemli askerleri, önemli kişileri kontrol altına alacak, talebesi yapacak. Yani Allah-u alem öyle. Çünkü şu an dünyanın kontrolü Tapınak Şövalyeleri’nin elinde ve masonların kontrolünde. Onlara tam hakim olacak, böyle gibi görünüyor. Yani aldığım manevi koku bu, aldığım ışık böyle görünüyor. Yani Allah-u alem öyle, inşaAllah. Çünkü dünya ordularında en önemli askerler hep bunların kontrolünde, masonların kontrolünde. Dünyadaki devlet adamların hemen hemen tamamına yakını, büyük bir bölümü bunların kontrolünde. Önemli bilim adamları, önemli kilit noktalara gelen, istihbarat örgütlerinin başları, yani mesela CIA’in, FBI’ın, şunun bunun yahut Rus KGB’sinin falan -şimdi değişti ismi- onların başları, yani asıl liderleri genellikle masondur, yani onların kontrolündedir. Hz. İsa Mesih (a.s.) de onları kontrol altına alacak veyahut almış veyahut almak üzere gibi görünüyor. Yani öyle hissettim inşaAllah. Yani öyle bir manevi koku var, inşaAllah.

“Ben ismimi yazmayı unutmuşum. Elbette bir mahsuru yok; ben Fatih Durmuş. Hocam, elhamdülillah benim akrabalarımda, yakınlarımda inanmayan yok. Ayrıca Bedir Savaşı’nda baba oğul savaşmadılar mı? Şu an kimse mazur görülmez. Görülebilir mi? Her yere İslam ulaşıyor. Kimse habersiz değil. Lakin inatlarından iman etmiyorlar.” Ama deccal o zaman olmaz ki. İnat edecekler. Onlara inat ettiren de Allah’tır. Yani deccaliyet olmaz, yani Mehdiyet de olmaz. Mehdi (a.s.)’nin kıran kırana onlarla mücadele etmesi gerekiyor. E o zaman nasıl olur? Asfalt gibi yürüse Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.) olmaz zaten. Mehdi (a.s.)’nin önüne dağ gelecek, dağı ezip geçecek. Bir dağ daha gelecek, onu ezip geçecek. Ona Mehdi (a.s.) diyoruz biz. Yani Mehdi (a.s.) isminin verilmesinin nedenlerinden biri de odur; dağları ezmesidir, inşaAllah. “Bunları da masum kabul etmemek lazım. Hele de bu kafirler bizim kardeşlerimizi her gördükleri yerde öldürüyorlarsa ben bunları düşmandan başka bir şey kabul etmem.” Şimdi, koç yiğit, yiğit mücahit, canım kardeşim, katili kim destekler? Zalimi kim destekler? Katili aldı mı ne yapıyor devlet? Hapsin içine sokuyor. Müebbet hapsi veriyor, içeri giriyor. Ben; “katili affedelim” dedim mi? Ama beş yaşındaki çocuğun ne suçu var? “Kafir” deyip, ona da musallat oluyor bu mantık. Geçen günler dediler, dediler işte hepsini asıp kesmek lazım, Çin için. Çocukları gösterdim, Çinli çocukları, köfte, göbişler möbişler ortada; çünkü “onları da asalım, keselim” diyor adam, o mantıkta. Bir baktı çocukların masumluğunu, tatlılığını görünce “Hocam” dedi, “mesajınızı aldım, konuyu anladım” dedi kardeşimiz. Bir milliyetçi, ülkücü bir genç ve hemen kavradı.

Şimdi, masumların bir suçu yok. Katil kimse, yakasına yapışırsın. “Katili affedelim” dedim mi ben.

OKTAR BABUNA: Demediniz.

ADNAN OKTAR: Katil affedilir mi? Nerede görülmüş böyle bir şey? Ancak velisi affederse, o ayrı. Allah Katı’nda yani öyle bir hakkı var onun. Ama devlet kanunlarına göre, devlet şu an karar verir. Ve müebbet hapistir karşılığı. Af yok, öyle bir şey yok. “Öldürüyorsa düşmandan başka…” E tabii ki orada sen nefs-i savunmaya geçersin, ayrı mesele. Ama öldürten deccal. Öldürmeyi nasıl durduruyorsun? Akılla, bilgiyle, sevgiyle ve ittifakla. Şimdi kadınları mesela, o mazlum, benim canlarımı zaman zaman sokaklarda bıçaklıyor it kopuklar. Özelliği nedir? Dikkat edin; tek başına, tek başına. O çakal mesela onu bıçaklamaya geldiğinde, farz edelim ben orada olsam diyelim yani yahut başka kardeşlerimiz olsa bu kahpeler, bunu yapabilirler mi? Yapamazlar. Niye? Tek olduğu için. Tek olunca adama işte böyle adama zulmederler. Birlik ve beraberlik olduğunda ‘zalim’ diyorsun, zalim ne olur biliyor musun? Kuzu olur kuzu, böyle meler, kuzu nasıl meliyor öyle meler, hiçbir şey yapamaz. Yalnız olduğunda, “gel beni boğ” diyorsun sen zaten. Psikopata, karanlık bir yerde. Mesela gidiyorlar, filmlerde var, böyle dehlizde karanlık mesela kadın tek başına gidiyor; bu nedir? “Belamı arıyorum” demektir bu. Gecenin bir vaktinde, gecenin üçünde kadının ne işi var orada? Psikopatlar var. Gecenin şerrinden Allah’a sığınılıyor. Gece çıkma. Ama yanında üç beş tane arkadaşı olmuş olsa, adam psikopat da olsa, böyle hürmet ederek, selam vererek geçecektir. Yalnızlık ve bölünme felaketi getirir. Türk alemi, İslam alemi paramparça olmuştur. Birer birer kurtların yiyebileceği hale getirilmiştir. Lokmalar haline getirilmiştir. Küçük küçük lokmalar, adam çatalı takıyor yutuyor, çatalı takıyor yutuyor. Blok olduğunda ağzını yırtar onun, boğazını yırtar, sığmaz ağzına.

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Bütün olacağız, bir olacağız, beraber olacağız inşaAllah. Hacı Bektaş’ın da güzel bir sözü vardır böyle, birlik ve beraberlikle ilgili.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, işte şimdi anlamıştır herhalde benim koç yiğit kardeşim Fatih Durmuş. Allah seni Fatih yapsın inşaAllah ama bu konuları da bileceksin. Mazluma el kalkmaz, zalimi de durdurmak için bir olmak lazım. Hem ayrı ayrı olacaksın, hem de kurt boğduğunda da “neden kurt boğdu?” diyeceksin.

SUNUCU 1: Yayınımızda ufak bir ses problemimiz oldu. İzleyenlerimizden özür diliyoruz. Tekrar Hocamızla devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: “Selamün aleyküm Hocam. Sizden çok önemli bir şey için yardım istiyorum. Bende son zamanlarda vesveseler oluyor. Her şey, hatta -Allah affetsin beni- Allah’ın varlığından bile şüphe duymaya başlamıştım.” İman ehlinin alametidir Allah ile ilgili vesvese etmek, imanda olur, yani güçlü imanda olur; hiç fütur etmesin. “Şeytandan vesvese gelince Allah’a sığınmak lazım. Allah’a sığınmak, dua etmek istiyorum. Şu anda da aklıma şu geliyor; ‘acaba Allah var mı?’ Hocam inanın, ben iki gün önce böyle değildim. Allah’ın varlığından hiçbir zaman şüphe etmedim.” Ahir zamanda öyledir, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “Mehdi (a.s.) devrinde iman” diyor, “avuç içindeki ateş gibidir.” Yani şahıs tutar imanı; elini yakar, bırakır. Yine tutar, yine bırakır. “Gece imanlı olur, gündüz imansız olur; gündüz imansız olur, gece imanlı olur. İman gelir gider” diyor, “Ahir zamanda, şeytanın etkisiyle.” Yani iblis kol gezdiği için, yani deccalın beyinlere etki etmesiyle bu tip şüpheler olur. Ama bu, iman alametidir. Hiç fütur etmesin. Allah’ın varlığı kapı gibi açık ortada belli, çok nettir. Yani aksi mümkün olmadığına göre, çünkü bir şey var olduktan sonra yok olması artık mümkün değildir. Yani hafif bir düzgünlük dahi olmuş olsaydı, küçük bir düzgünlük; dümdüz bir duvar bile olmuş olsaydı Allah’ın varlığı kesindir artık. Artık sonsuza kadar Allah’ın yok olması mümkün değildir, imkansızdır artık. Anlaşıldı mı? Yani bir kere varlığı gördük ya; bu artık yani aklen, fikren, ruhen mümkün değildir bir daha geriye dönemez. Yani mutlak yokluğa dönüşemez. Çünkü mutlak yokluk, yani hiç olmayacak bir şeydir mutlak yokluk. Bir kere var olduktan sonra artık o kilitlenmiştir, mümkün değil artık. Onun için kafası son derece rahat olsun. Vesvese de geliyorsa gelsin, hiç umursamasın, önemli değil. Nettir Allah’ın varlığı, hiç oturup onunla uğraşmasına gerek yok. “Ne etmem gerekiyor?” Çay, kahve iç, yan gel yat. Hiç bir şey olmaz. “Allah’ın varlığına dair aklıma gelen bu şüpheler ise tamamen gücümü almış durumda.” Yok almasın, şeytanın istediği o. Yani zaten vesvese eden iman ettiği için vesvese eder. İman alametidir. “Lütfen bu durunda ne etmem gerektiğini tavsiye eder misiniz?” İşte tavsiye söyledim. “Bana dua edin lütfen. Selamlar, Jale.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Sevimli Jale, gönlün çok rahat olsun, kafan da çok dinç olsun. Şu an bizi izliyor zaten Jale, gözlerime sen benim dikkatlice bir bak Jale, ne demek istediğimi anlarsın, inşaAllah. İnşaAllah.

“Selamün aleyküm değerli Muhammed Adnan Hocam” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam deccal mucizeler göstererek kendisinin Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edebilir mi?” Zaten öyle olacak, “İsa Mesih benim” diyecek. İnşaAllah ama kısa sürede gerçek ortaya çıkacak. Zaten tipsiz bir tip, oradan anlayacak insanlar.

Oktar Hocam anlat, seni dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün, “Mehdiyet İsrail’e ait bir konudur” diyen kişilere çok güzel bir cevap vermiştiniz Hocam. “Tevrat’ta anlatılan bir konuyu Peygamberimiz (s.a.v.) de vahiyle teyit ediyor” demiştiniz. Tevrat’ta Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’ye karşı kötülüğü örgütleyenlerin açığa çıkması ve güçlerini yitirmesiyle ilgili bir bölüm okuyabilir miyim Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: Mezmurlar, 37:1 “Kötülük edenlere kızıp üzülme, suç işleyenlere özenme! Çünkü onlar ot gibi hemen solacak, yeşil bitki gibi kuruyup gidecek” kötüler için. “Her şeyi Rab'be bırak, O'na güven, O gerekeni yapar.” “Allah’a güven” diyor, inşaAllah. “O senin doğruluğunu ışık gibi, hakkını öğle Güneş’i gibi aydınlığa çıkarır. Rab'bin önünde sakin dur, sabırla bekle; kızıp üzülme işi yolunda olanlara, kötü amaçlarına kavuşanlara. Kızmaktan kaçın, bırak öfkeyi” “öfkelenme” diyor, “üzülme, yalnız kötülüğe sürükler bu seni. Çünkü” diyor, “kötülerin kökü kazınacak ama Rab’be umut bağlayanlar ülkeyi miras alacak.” “Mehdi (a.s.) zamanında yakında kötülerin kökü kazınacak, iman edenler de ülkeyi miras alacak. “Yakında kötünün sonu gelecek, yerini arasan da bulunmayacak” diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Deccal, Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia ettiğinde zaten Müslüman, yüzüne baktığında onun yüzüne baktığında, onun tipsizliğinden sahtekar olduğunu anlayacak. Acayip eşgal bozuk, yani at hırsızı gibi bir tip. Ondan sonra, bir gözü kör, yani daha kendi gözüne faydası yokken oturup ilahlık iddia ediyor. Ama hakikaten acayip, böyle hipnoz özellikleri, manyetik alan meydana getirme özellikleri, şeytanı kontrol etme özellikleri, böyle harika yönleri olacak; onunla halüsinasyon göstererek insanlara kendisinin Hz. İsa (a.s.) olduğunu iddia edecek. Geçen günlerde anlattım. Bu konuyu daha önce de anlatmıştım. Yani Hz. İsa (a.s.)’lık iddia edeceğini anlatmıştım. Daha önceki programı izleyenler oradan görebilirler. Mesela diyor ki; “ben İsa’yım” diyor, “İsa Mesih benim” diyor, haşa, “ne istiyorsun benden?” diyor. “Hz. İsa (a.s.)” diyorlar, “ölüyü diriltir” diyorlar, “bize mucize gösterebilir misin?” “Gösteririm tabii” diyor. “Mesala benim babam” diyor, “kırk yıl önce öldü” diyor, “onu gösterebilir misin?” diyor. “Tabii ki gösteririm” diyor, “babanın ismi ne?” diyor. Söylüyor. Adam bir anda şak orada beliriyor görüntü olarak. “Oğlum” diyor, “bu kişi” diyor, “Hz. İsa Mesih (a.s.)” diyor. “O” –haşa- “Allah” diyor, “Allah bu” diyor, “buna uy” diyor. Hıristiyanlıkta da öyle değil mi zaten? Allah’lık iddia edeceğine inanıyorlar. Gerçek Hz. İsa (a.s.) olduğuna inanıyorlar o zaman. “Bak hem Allah’lık iddia ediyor, hem de ölmüş ölüyü mezardan çıkarıyor.” Halbuki Hz. İsa (a.s.) öyle değildir, onun gösterdiği mucize. Yeni ölmüş bir ölüyü mezardan çıkarttı, yani dağılmış bir ölüyü değil, inşaAllah. Dolayısıyla bu tip izahlarla, anlatımlarla milleti kandıracak, bir kısım insanları kandıracak ve tehlikeli hale gelecek. Hz. İsa Mesih (a.s.) de bunun etkisini ortadan kaldırıyor. Ama bu adam yani o kadar önemli bir kişi değil, yani o yönüyle. Asıl, Darwinizm ve materyalizm. Yani çünkü mesih deccalın özelliği Darwinizm ve materyalizme dayanmasıdır. Benim gördüğüm, ateist masonların içerisinde faaliyet yapacak bir adam gibi görünüyor. Hem Darwinist ve materyalist, hem böyle harikalar gösteriyor, yani haşa “Allah arıyorsanız, Allah benim” diyor ama “canlılar da evrimle oluşmuştur” diyor. Böyle bir mahluk yani.

“Hocam selamün aleyküm. Senelerdir sizi okuyorum. Şunu soracağım” diyor, “çocuklarıma İslam eğitimi vermek istiyorum, bana tavsiyeniz ne olur? Benim kapasitem buna yeterli değil, camideki Kuran kursları da yetersiz. Artık bana cevap yazın lütfen. Sedat.” İnternet en mükemmel eğitim kurumu. İnternet üniversitesi var. Dünyanın en büyük İslam üniversitesidir. Şu an dünyadaki en büyük İslam üniversitesine tabi olmak isteyen bir tane bilgisayar alacak, kendini internete bağlayacak; dünyanın en büyük İslam üniversitesine öğrenci olmuş olur. Ali Bulaç’ın Kuran-ı Kerim’ini okuyabilir, Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız’ın kitaplarını okuyabilir, Mehmet Talu Hocamız’ın kitaplarını okuyabilir, Harun Yahya bizim kitapları okuyabilir. İlim deryasına geçer. Dolayısıyla gayet güzel olur.

“Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.)’ya nerede ve ne zaman namaz kıldıracak?” Allah-u alem, muhtemelen Ayasofya Cami’sinde. Çünkü zaten Topkapı’nın hemen orada, bitişikte, oradan da oraya geçip, namazı kılma yerleri orası, inşaAllah.

“Selamün aleyküm Sayın Muhammed Adnan Hocam. Nasılsınız?” Elhamdülillah ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sizi hemen hemen her gün izlemeye çalışıyorum. Samimi söylüyorum; siz tam bir arslansınız maşaAllah. Hocam size bir kaç sorum olacak inşaAllah. Hızır (a.s.) aslen kimdir, nerelidir, bir Peygamber midir? Belli bir hayattan sonra…” Çok uzun, evet. “Hz. Mehdi (a.s.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Nübüvvet Mührü’nü taşıyacak diye biliyorum.” Evet. Murat Avşar yazıyor, Konya’dan.

Hızır (a.s.) çok eski devirlerden beri var. Benim anladığım Hz. İbrahim (a.s.) devrinde de var. Yani belki Hz. Adem (a.s.) devrinden beri var. İnsan ama meleği andırıyor. Hz. İsa Mesih (a.s.) de öyledir; insandır ama meleği andırıyor, yani meleğe çok benziyor Hz. İsa Mesih (a.s.). Aynı şekilde Hz. Hızır (a.s.) da öyle; mesela eşya şeklini alabilmek, ölmemek, mesela istediğinde yemek yiyor, istediğinde yemek yemiyor. Bu iddia edilen Ergenekon Örgütü, bu konuda çok kapsamlı açıklamada bulunmuştur fakat tanımamışlar, “Hz. Hızır (a.s.)’dır” demiyorlar. Birisinden bahsediyorlar; “yerin altından geliyor” diyorlar, “metafizik bir varlık” diyorlar, “bizi yönetiyor” diyorlar. Ama o yönetir ama gerektiğinde de boynunu kırar adamın yani, inşaAllah. Anladılar. Yani niçin kullanıldıklarını da anladılar, niye boyunlarının kırıldığını da anladılar inşaAllah, iddia edilen Ergenekon Örgütü.

Efendim, kardeşlerimizin çok uzun soruları var. Sorular şöyle olsa; bize çok kısa tek bir soru olsa, kısa, birer satır. O zaman bol bol istediğiniz kadar soru sorun ama hem uzun hem çok maddeli olduğunda biraz zor olur, inşaAllah.

“Esselamü aleyke.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sevgili Hocam, sorum şu; bir insana “sen Hz. Mehdi (a.s.)’sin” demek günahsa, devlet büyükleri nasıl ona “sen Mehdi (a.s.)’sin, sana biat ediyoruz” diyebilirler, açıklar mısınız? Haydar Aliyev.” Hay maşaAllah, Hz. Ali (r.a.)’nin ismi. Ali Haydar Murtaza, Haydar-ı Kerrar; döne döne dövüşen Allah’ın aslanı. Haydar; Allah’ın aslanı. “Mehdi (a.s.)’sin” şu anlamda; yani eğer hidayete vesile olan anlamındaysa bütün Müslümanlar Mehdi (a.s.)’dir. Ama “Ahir zamanda beklenen, Peygamber (s.a.v.)’in hadislerde belirttiği şahıs sensin” denildiğinde Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “ben, Hasan, Hüseyin, Hamza, ondan sonra sayıyor Ebubekir; bizler Cennet halkının seyidleriyiz” diyor. Ne demek? Mehdi (a.s.) cennette. Sen o adama “Mehdi (a.s.)’sin” dediğinde, “Cennetliksin” diyorsun. Bu olmadı. Ama ne deriz? “Ne kadar çok Mehdi (a.s.)’ye benziyorsunuz” deriz, “inşaAllah. Ne kadar andırıyorsunuz” deriz. İnşaAllah. Biz ona “Mehdi (a.s.)” demekle mükellef değiliz ki. Birçok hitap şekli vardır. Hitap konusunu bana bıraksınlar, buluruz. Çok güzel hitaplar var. Yani mesela, inşaAllah, mesela ‘Sahib-ül Zaman’; zamanın sahibi denebilir. Mehdi (a.s.)’nin lakaplarındandır Sahib-ül Zaman. Efendim başka?

ALTUĞ BERKER: Kaim.

ADNAN OKTAR: Kaim. Başka?

ALTUĞ BERKER: Aslan.

OKTAR BABUNA: Halifetullah.

ADNAN OKTAR: Evet, Mehdi (a.s.)’nin o kadar çok lakabı var ki, lakabını kullanırız.

OKTAR BABUNA: Arslan.

Evet. Oktar Hocam.

OKTAR BABUNA: Emredin Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şimdi benim has bir talebem var. Yeni, dahil oldu. En iyi has talebelerimden bir tanesi. İsmi ne?

OKTAR BABUNA: Cübbeli Ahmet.

ADNAN OKTAR: Hah. MaşaAllah. Anlatsın mübarek talebem. Başlasın güzel anlatımlarına. O, Mehdi (a.s.)’yi coşkuyla anlatıyor, inşaAllah. Yalnız “asıp kesecek” dedikleri kısımlar var. Onları anlatmayın çünkü yanlış biliyor. Mehdi (a.s.)’nin asması kesmesi yok. “‘Kesicek’ dedi” diyor, ondan sonra kendisi de korkuyor bu sefer. Allah-u alem. “Beni de keser yahu” diyor. Ya seni niye kessin. O, şefkat insanı, merhamet insanı, muhabbet insanı. Akan kanı durdurmaya geliyor, inşaAllah. Korkma, kesmeyecek, bir şey olmayacak sana; rahat ol. İnşaAllah.

VTR- Cübbeli Ahmet Hoca, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışının, İslam ahlakının hakimiyetinin ve Kıyametin kopmasının çok yakın olduğunu anlatıyor.

ADNAN OKTAR: Bak diyorlar ki; “sen Hocam, niye Cübbeli’ye?” Öyle bir konu yok. Artık bize tabi oldu, talebemiz oldu. Bak cayır cayır, Mehdi (a.s.)’den hiç bahsetmeyen adam, dili çözüldü maşaAllah. İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyordu bak. Günlerdir neden eleştiriyoruz? Diyoruz ki; “İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyorsun. İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinden bahseden ayetleri okumuyorsun. Bu yüzyılda İslam ahlakının hakimiyetinin müjdesini vermiyorsun. Mehdiyet’ten ısrarla kaçınıyorsun. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ten bahsetmiyorsun. Hz. İsa Mesih (a.s.)’in bu yüzyılda geleceğinden bahsetmiyorsun” dedik. Çıtı çıkmıyordu. Sonunda bak kabul ettirdim maneviyatına, ruhaniyetine; cayır cayır anlatıyor. Bir dili seks anlatıyor Flash TV’de, bak burada da ben Hz. İsa (a.s.)’yi anlattırıyorum, Mehdi (a.s.)’yi anlattırıyorum, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini anlattırıyorum. İstese de istemese de artık bundan sonra talebem, inşaAllah.

“Selamün aleyküm Hocam.” Aleyküm selam. “Benim deccal konusunda aklım karıştı. Lütfen aydınlatın. Siz deccalın Darwin olduğunu söylediniz fakat şimdi o kişinin tek gözünün kör olduğunu söylüyorsunuz ve olağanüstü olaylar göstererek ölüleri dirilteceğini söylediniz. Açıklar mısınız? Salih.” Mesih deccalın asıl dini Darwinizm’dir. Bak adamın dini, bir din. Mehdi (a.s.)’nin dini ne? Müslümanlık. Deccalın dini ne? Darwinizm. O dini hakim etmeye çalışıyor. Ama dinin kurucusu, müessisi Darwin’dir. Asıl odur. Dinin kurucusu o. O, ona tabidir. Mesih Deccal onun bir talebesi. Bediüzzaman diyor; “onun şahsını bir nezle, bir mikrop bile öldürür” diyor. Önemli değildir yani Mesih deccal. Onun için o kadar da üzerinde durmuyorum. Yani anında tepelenecek bir adamdır. Yani bir hipnozcuyu dağıtmak zor değildir, Hz. İsa Mesih (a.s.) anında bitirecektir işini. Yani asıl Darwinizm’dir. Yani din önemlidir, dini. Bediüzzaman da söylüyor. Dini önemli, inanç sistemi çok önemlidir. Mehdi (a.s.) onun dinini yıkıyor. “Bedenini bir mikrop, bir nezle dahi” diyor, “öldürür” diyor. Muhtemelen de o kıl herif, Allah-u alem, gripten veyahut nezleden ölecek; ona bakıyor. Bediüzzaman ona işaret ediyor. Yani hafif bir hastalıktan ölecek. Onu kaldıramayacak derecede bir mahluk, inşaAllah. Çakallık yapacak. Yani onun, o harika olduğu için Peygamberimiz (s.a.v.) onu belirtiyor. Yani Hz. Mesih İsa (a.s.)’nın Mesihliğinin anlaşılması için bir vesile olduğu için önemli. Yoksa asıl dindir. Yani o Mesihiyet’in dini İslam’dır; ama Deccal’in dini Darwinizm’dir, Darwin’dir. Ve Peygamberi, onların dininin kurucusu da, yani şeytani lideri de Darwin’dir. “Asıl o önemlidir” diyor Bediüzzaman da. Biz de aynısını söylüyoruz.

Malatya’dan da şu an izleniyor muyuz?

OKTAR BABUNA: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bütün Malatya’ya selam. Koç yiğit kaynar Malatya, hepsini çok seviyorum. Malatya deyince yiğit ve delikanlı akla gelir. Malatya’dan başka bir şey çıkmaz. Bütün Anadolu, bütün Türkiye öyledir. Hepsine sevgilerimi, selamlarımı iletiyorum inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Aleyküm selam. İnşaAllah Hocam. Bir seyircimizin de selamı olmuştu Hocam.

ADNAN OKTAR: Jale Hanım’ın selamı vardı. Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Jale’nin gönlü çok rahat olsun. Ondan sonra, dediklerimi dikkatlice kavrasın, o yeterli inşaAllah. Ne diyorsun o Hawking mi, bir şeyler anlatıyordu? Yine çıktı.

OKTAR BABUNA: Bu Herald Tribune ile ortak olan Tribune’de bir haber çıkmış Hocam. Stephen Hawking’in yeni kitabı. “Büyük Tasarım” diye, “Büyük Dizayn” diye. Bu kitapta Hocam, tabii ki sizden bahsediyor. Burada, haberde daha doğrusu. “Size karşı” diyor. Sizin bilimi dinle bağdaştırdığınızı söylüyor, inşaAllah. “Ve buna karşılık bu kitap çıktı” diyor.

ADNAN OKTAR: O, biraz daha detay ver bakayım.

OKTAR BABUNA: Burada Hocam, şurada geçiyor; “Harun Yahya gibi kimseler” diyor, “bilimi” diyor, “dinle bağdaştırıyorlar” diyor, “büyük bir arzuları var” diyor “bu yönde.”

ADNAN OKTAR: Tamam.

OKTAR BABUNA: Bu kitabın da buna karşı, yani sizin isminizi vermiş zaten, “Harun Yahya ve onun gibi olanlar” diyor ama sizi söylemiş asıl yani. Ona karşılık olarak çıktığını söylüyor, özetle.

ADNAN OKTAR: Kitabı çıkaran kim?

OKTAR BABUNA: Stephen Hawking.

ADNAN OKTAR: Bakayım?

OKTAR BABUNA: Stephen Hawking’in resmi yok, kitabın resmi var Hocam orada, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ha, bu kitabı mı? Niye? Şu o.

OKTAR BABUNA: Varmış evet, burada.

ADNAN OKTAR: Şimdi ruhlar aleminden ruh mu çağırmışlar, bu kitabı? Adam ölmüş, o. Ölü durumda o şu an?

OKTAR BABUNA: Evet.

SUNUCU 2: Evet.

ADNAN OKTAR: Peki ruhuyla mı konuşuyorlarmış? Nasıl yapmışlar?

OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Siz daha önce açıklamıştınız Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Ruhu yazıyor” diyorlar yani. Kardeşim yani inanılır gibi değil. Milletle dalga geçer gibiler. Adam ölmüş. Yani normal bütün vücut çökmüş, beyin meyin hepsi erimiş, mahvolmuş adam. Yani makineyle nefes alıp veriyor. Bütün her yeri makineye bağlanmış adamın yani. Ölmüş. Beyin falan her yeri iptal olmuş. “Adamın” diyorlar “gözüne baktık; Harun Yahya’ya karşı bu ya” diyorlar. Allah Allah, Allah Allah. “Ruhuyla bağlantı kurduk” diyorlar. Bir de bu çıktı şimdi, adamların ruhuyla konuşmaya başladılar. “Hawking’in ruhu Adnan Hoca’ya karşı” diyorlar, “Harun Yahya’ya karşı” diyorlar, “kitap yazdı” diyorlar. Yahu kardeşim, öbürü fellik fellik kaçıyor, Elma yanak.

OKTAR BABUNA: Saklanacak yer arıyor Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dawkins midir, nedir.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Onun ortağı olan The Express Tribune’de çıkmış bu haber Hocam.

ADNAN OKTAR: Express Tribune, evet. Baksana ruhlar alemiyle bağlantı gibi bir şey yapmışlar. Şimdi bıraksınlar adamcağızı. Adam ceset haline gelmiş. Adamcağız yani bedenen ruhen erimiş artık, bitmiş, yok olmuş bir insanı onun ruhuyla bağlantıya geçtiğini iddia ederek kitaplar yazıyor adam, ansiklopediler yazıyor. Nefes alıp veremiyor kardeşim. Makineyle nefes aldırıyorlar adama yani. Kafasını, boynunu oynatamıyor, hiçbir yerini hareket ettiremiyor adam. “Ohoo adam” diyorlar, işte “şu teşhisi koydu, bunu anlattı, şuna şu demeci verdi, buna bu demeci verdi.”

OKTAR BABUNA: Siz açıklamıştınız, en sonunda ipe sapa gelmez “Big Bang, yani yokluktan önce yerçekimi vardı, sonra madde oldu” gibi bir açıklaması olmuştu Hocam. “Öyle diyor” dediler daha doğrusu, “Hawking.”

ADNAN OKTAR: Madde yoksa yerçekimi olur mu?

OKTAR BABUNA: Olmaz tabii ki Hocam, inşaallah.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. “Hawking dedi” diyorlar, “bitti” diyorlar.

ALTUĞ BERKER: Hocam süremiz dolmuş.

ADNAN OKTAR: Dolmuş. Tamam biz de o zaman ne yaparız? Yarım saat sonra nerden devam?

OKTAR BABUNA: TV Kayseri ve Samsun Aks TV.

SUNUCU 1: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks, TV Kayseri, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın gece 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv’den takip edebilirsiniz.

OKTAR BABUNA: Bir şey ekleyeyim mi Hocam, bir cümle? Göz kırparak bu kitabı yazdığını iddia ediyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Göz kırparak? Yakında ona üfürür de o. Ruhuyla mı bağlantıya geçtiler şimdi. Medyum oldular ya kendi kafalarına göre. Bu atışı tutuşu durdursunlar artık. İnşaAllah.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah.

Bu eser 583 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV ve Aba TV'deki Canlı Röportajı (30 Ekim 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Kahramanmaraş Aksu TV ve Gaziantep Olay TV'deki Canlı Röportajı (30 Ekim 2010) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1237 download
Dinler Terörü Lanetler - 1190 download
Dinler Terörü Lanetler - 1106 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1056 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.

© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.