Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15960 tanesi Türkçe, toplam 19258 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (28 Ağustos 2010)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (265)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9611)
Posterler (17)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3966)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
ilmiarastirma.net
harunyahya.net
netcevap.org
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (28 Ağustos 2010)
Ağustos 2010


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
ADNAN OKTAR: Evet, Oktar Hocam.

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, emredin inşaAllah.

Bazı haberler var Hocam inşaAllah, gündemde. Bu, “Birileri Meydanlara İnmemizi İstemiyor” diye bir haber. “Numan Kurtulmuş’un gazetecileri iftarda bir araya getiren Saadet lideri Kurtulmuş, partisinin son günlerde yaşadığı sıkıntıların referandumda ‘evet’ demelerinden kaynaklandığını ileri sürdü” diyor. Yalnız haberin son kısmında Hocam bazı açıklamaları var Numan Kurtulmuş’un. “Gazetecilerin görüş ve önerilerini dinleyen Kurtulmuş, Milli Görüş’ün bir medeniyet projesi olduğunu ifade ederek; ‘Bu topraklarda Malazgirt Savaşı ile başlayan bizim siyasi hareketimiz, bir fikri siyasi çizgiye sahiptir. Bu hareketin birinci halkası Şeyh Benderzade, Said Halim Paşa, Mehmet Akif Ersoy ve Hüseyin Avni Ulaş gibi isimlerdir. Medeniyetimizi farklı ölçeklerde tanımlamış olmalarına rağmen ikinci halka Eşref Edip, Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu, Ali Fuat Başgil ve Sezai Karakoç gibi isimlerden oluşmaktadır. Üçüncü halka ise” diyor “’Erbakan Hocamız’ın bu fikri hareketi, Bağımsızlar Hareketi ile ete kemiğe büründürmesidir. Bizim siyasi hareketimiz büyük bir tarihi geçmişe sahiptir ve büyük bir geleceğe de sahip olacaktır’ şeklinde konuştu” diyor Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hah. Böyle söz dinleyen insan olması güzel. Bak buna daha yeni uyardım. Nezaket göstermiş efendim, değil mi? Bir güzellik yapmış. Milli Görüş’e sahip çıkan açık bir ifade kullanmış ve dolayısıyla Oktay Ekşi’ye de ve Aydın Doğan’a da net cevap vermiş. Bu güzel. Daha önceki üslubunu terk etmiş, inşaAllah. İstirham etmiştik bunu düzeltmesini, rica etmiştik. “Bunu düzeltirsen sevgimiz, saygımız çok artar” değil mi, “iyi olur, her şey güzel olur” demiştik? O da bir nezaket göstermiş, güzel. Bu hayra alamet inşaAllah.

Bakın, çünkü bak ne diyor Oktay Ekşi? 29 Temmuz 2010 “Tam bir hayal projesi olan Milli Görüş nihayet kendi kendini dinamitleme noktasına geldi.” Bakın, görüyor musun? Aydın Doğan’ın rüyasına bak sen. “Tam bir hayal projesi olan Milli Görüş nihayet kendi kendini dinamitleme noktasına geldi.” Efendim, “Prof. Dr. Numan Kurtulmuş yıllardır partili herkes gibi taşımaya mecbur olduğu Milli Görüş safsatasından kurtulmaya kalkınca kıyamet koptu.” Hah. Demek ki verilen imaj başta yanlışmış. Bak adam nasıl anlamış? Milli Görüş’ten kurtulmaya çalıştığını ve Milli Görüş’ü ağzına dahi almak istemediğini düşünüyor. Kim düşünüyor? Oktay Ekşi düşünüyor. Dolayısıyla Aydın Doğan düşünüyor. Dolayısıyla bir yukarıdaki düşünüyor. Şimdi uzun süre buna karşı sessiz kaldı, Numan Kurtulmuş Hocamız. Tamam, bu bir hataydı, yanlışlıktı ama uyarımızdan sonra nezaket gösterip böyle bir cevap vermesi buzları eritir. Bu tamam, bu güzel inşaAllah. Ama arkası da gelsin. Arkası da gelsin. Çünkü bu parti bir fikir partisi, değil mi? Çünkü mesela MHP. MHP dese ki; “ben Türk İslam Birliği’ni kabul etmiyorum.” MHP bitti demektir. Öyle bir parti olmaz. “Ben” işte, “başka türlü düşünüyorum” dese, MHP olmaz. Saadet Partisi de “Milli Görüş’ü ben kabul etmiyorum” dediğinde başka bir şey olur, başka bir parti olur. Anlaşıldı mı? Hususiyetini kaybeder, özelliğini kaybeder. Dolayısıyla çok hayatiydi bu açıklama. Böyle geçiştirilecek gibi değil, bunu daha kapsamlı Numan Kurtulmuş Hocamız gündeme getirsin. Basın toplantısı yapsın, iyice bir kafalarına çaksın. Çünkü baksana, adamların üsluplarına bak sen. Efendim, bakın başka ne diyor? Mesela bu Şevket Kazan Ağabeyimiz’e ve Oğuzhan Asiltürk Ağabeyimiz’e de kafalarını takmaları çok manidar. Çünkü ikisi de kendini Allah’a, Kitaba, vatana, millete adamış, değerli, veli karakterli, muhterem insanlar, değil mi? Oğuzhan Asiltürk, İçişleri Bakanlığı yapan bir insan. Şevket Kazan da Adalet Bakanlığı yaptı. Devletin değer verdiği, kıymet verdiği ve bakan olmasına, değil mi, imkân tanıdığı bir insanlar? İnşaAllah. Bak, ne diyor Taha Akyol? 22 Temmuz 2010, Milliyet. “Artık Erbakan’ın zihnindeki şablonlarla kavranamayacak bir dünyada” tam Taha Akyol kafası ama taka bir mantık, inşaAllah. “Artık Erbakan’ın zihnindeki şablonlarla kavranamayacak bir dünyada ve Türkiye’de yaşıyoruz ve Erbakan hala İslam Birliği çekirdeği etrafında mazlum milletler ittifakından bahsediyor!” Ünlem. Ya kardeşim Türk İslam Birliği an meselesi, adım adım gelişiyor, İttihad-ı İslam gelişmiş, değil mi? Pasaportların kalkması gündemde, bütün İslam ülkeleri ile birleşiyoruz, ticaret hacmimiz arttı, kardeşlik bağımız arttı. Bediüzzaman’ın müjdelediği, Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdelediği, her şeyin üstünde Kuran’ın müjdelediği bir çağa doğru gidiyoruz. Taha Akyol güya sağcı. Üsluba bak da anla durumu, değil mi? Kendini sağcı tanıtan bir insanın üslubu olur mu bu?

OKTAR BABUNA: Olmaz Hocam inşaAllah, evet.

ADNAN OKTAR: Şimdi Taha Akyol’a cevap bu. Numan Kurtulmuş Hocamız’ın cevabıdır. “Şimdi aldın mı cevabını?” diyoruz Taha, değil mi? Boş yere sevinmişsin, değil mi? Gerçi biraz gecikmeli oldu ama yine de bu nezaketinden dolayı Numan Hoca’ya teşekkür ediyoruz.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu açıklamasını da Hocam, yemekte basın mensuplarını toplayıp yapmış.

ADNAN OKTAR: Hah, o zaman oldu. O zaman oldu. Çok iyi olmuş. Tekrar tekrar kafalarına böyle manevi tokmak gibi vursun, tekrar tekrar.

Oldu, böyle olunca tamam. Çünkü kardeşim, öbür türlü çok tedirgin olduk. Bu adamlar malum; Oktay Ekşi, Taha Akyol, bunlar malum, Fatih Altaylı. Hepsi birden Erbakan Hocamız’a karşı böyle nezakete uygun olmayan, böyle garip bir üslup kullanmaya başladılar. Orada benim bir nevrim döndü. Ama arkasından, “Milli Görüş’e ben karşıyım arkadaş, Numan Kurtulmuş da karşı, nasıl kurtulacağını bilmiyor, ne yapacağını bilmiyor, çırpınıyor kurtulmak için, Erbakan Hocamız da Numan Kurtulmuş’u bırakmıyor. Yani bir yakasını kurtarsa Numan Kurtulmuş, Milli Görüş’e tam anlamıyla tavır alacak” gibi bir üslup kullanıyorlar. Nitekim de öyle bir manzara çıkmıştı. Bak, değil mi? İstirham ettik, uyardım, inşaAllah. Birkaç kere uyardım. Allah razı olsun, nezaket gösterdi. Güzel bir cevap vermiş. Hem de kapsamlı cevap vermiş; güzel olmuş, evet.

Mesela “Numan Kurtulmuş’a, Fatih Altaylı’nın Erbakan ile ilgili yazısı sorulduğunda Numan Kurtulmuş, ‘Bu Altaylı’nın yorumu, bir şey söylemem doğru değil. Kamuoyunun takdiri ortadadır. Parti içindeki meseleleri konuşmak doğru değil’ diyor.” Bence böyle ortalı siyasi gitmesine hiç gerek yok. Direkt delikanlı olsun. Herkes peşinde olur, hiç çekinmesin. Yani böyle ortalı cevaplara gerek yok. Direkt ağzına cevabı tıkayacak, inşaAllah. Efendim, bakın, üsluba bak Fatih Altaylı’nın üslubuna. Yani babası yaşında, Başbakanlık yapmış bir insana hitabına bakın;, “Ya şu siyasi ihtirasına ne demeli?” “Sağlığı bozuk diye hapse girmedi ama”. Bak, içine oturmuş demek ki, hapse girse ferahlayacak demek ki yani, tabii. Bir Başbakan ve bu yaşında hapse girecek, hücrede oturacak, sanki içi ferahlayacak yani. “Ama hala siyasette, şan ve unvan peşinde.” Kardeşim, bu yaşta şan ve unvan olur mu? O zaten almış şanını unvanını. Başbakan da olmuş, bütün İslam aleminde seviliyor zaten. Nerenin şanı unvanı yani? Şan unvan için bir insan bütün ömrünü verir mi ya? Allah rızası için yaşadı Erbakan Hocamız, inşaAllah. Hayır, ben Saadet Partili değilim. Yani millet yanlış anlamasınlar. Ben hem Saadet Partiliyim, hem MHP’liyim, hem AKP’liyim, hem DYP’liyim. Ama DYP’nin tabii, bazı şeylerinin düzenlenmesi gerekiyor. Hani şu malum çevrelere bir destek sağlıyor ya Doğru Yol Partisi. Yani ona benim epeyden beri bir alerjim var, epeyden beri bir şey ayarı gitti. O İsmet Sezgin Ağabeylerin zamanında başladı; yani o ağabeyleri bir kenara aldılar o zamanlar. Ondan sonra bu olaylar başladı, değil mi? Ben oradan rahatsızım. O malum çevreyi desteklemekten vazgeçecekler, inşaAllah. O zaman Doğru Yol zaten can partidir, çok şahanedir. “Partinin başına Numan Kurtulmuş gibi herkesin sevdiği, beğendiği, saygı gösterdiği, düzgün bir adam geçmiş.” Kardeşim, Fatih Altaylı, sen ne uyanık adamsın, sen ne kurnazsın. Bak “herkesin sevdiği” bayılıyorsun, değil mi? Bayağı seviyorsun. “Ah” diyorsun, “keşke bir iktidar olsa” değil mi? “Bir Başbakan olsa”... Der misin sen hiç?

OKTAR BABUNA: Demez Hocam, kesinlikle demez.

ADNAN OKTAR: “Beğendiği” kardeşim, beğenmeyen bayağı bir insan var. Fatih Altaylı’yı da beğenmiyorlar, değil mi? Numan Kurtulmuş Hocamız’ı da beğenmiyorlar. Dürüst konuşsana burada, inşaAllah. “Saygı gösterdiği, düzgün bir adam geçmiş” Duyan da Fatih Altaylı bütün fikirlerini, her şeyini beğeniyor zannedecek. Dolayısıyla Saadet Partisi’nin de iktidara gelmesini istiyor gibi, değil mi üslubu? “Necmettin Erbakan bunu kabul edemiyor”. Kardeşim, senin bak diyorsun ki “herkesin sevdiği, beğendiği, saygı gösterdiği, düzgün bir adam”. Bunu yetiştiren kim, bu kişiyi? Erbakan. Sen onu yetiştiren, değil mi, kişiyi beğenmiyorsun? Ve bak diyor ki “Necmettin Erbakan bunu kabul edemiyor” diyor. Ya bizzat o eliyle, ta genç yaştan onu yetiştiren kişi odur. Haberi yok. “Adamın yemeklerini bastırıyor, olaylar çıkarttırıyor”. Yanında, sanki onlar oraya giderken beraberdi. Bu tam bir tahmin ve zan ve gerçekle alakası yok. E ayıp değil mi şimdi bu? “İspat et” desen ispat yok. Delilin var mı? Yok. Şahidin var mı? Yok. Ee? “Kafamdan söyledim.” Olmaz öyle şey. Bak, “adamın yemeklerini bastırtıyor, olaylar çıkarttırıyor, açıkça terör estiriyor.” Çok ayıp, çok ayıp. Erbakan Hocamız gibi sevgi insanına, şefkat insanına, böyle bir üslup kullanılmaz; çok ayıp, değil mi? Türkiye’de biz Erbakan Hocamız’ı kaç yılından beri tanıyoruz? Hiç ağzından siz terör, şiddet, olay çıkartmak duydunuz mu?

OKTAR BABUNA: Hiç duymadık Hocam.

ADNAN OKTAR: Şakacı, sevecen, nezih, değil mi? Şefkatli, toparlayıcı bir insandır. Ve terör ve şiddete de şiddetle karşıdır. Burada doğru söylememiş, ayıp etmiş. “Ben de doymak bilmez ihtiras karşısında söylemem gerekeni söylemiyorum. Sadece ayıptır, ayıp” diyor. E senin yaptığın ayıptır, ayıp. Asıl sen, değil mi? Baban yaşında Başbakanlık yapmış bir insana, şefkat insanına, görmediğin, bilmediğin halde zanna uyarak, zanla, sırf kendi şahsi zanlınla ve kalbindeki o yanlış bakış açınla teşhis koyuyorsun. “Milletten utanmıyorsan yaşından utan.” E biz de diyoruz ki sana, “milletten utanmıyorsan, yaşından utan” diyoruz. Biz de sana diyoruz, değil mi? Ve “Allah’tan kork” diyoruz, inşaAllah. Milletimiz Erbakan Hocamız’ı seviyor, sevdikleri için başbakan yaptılar. Utanmayı, adabı, edebi insanlara, birçok kişiye öğreten odur, değil mi? Gitsin, Erbakan Hocamız’ın dizinin dibine çöksün, ona birçok şeyi öğretecektir o. “Yaşından” yaşıyla iftihar ediyoruz biz. Aslan Hocamız, aslan. Yaşından utanacaksa, o kendi utansın yaşından. Dolayısıyla Numan Hocamız’ın bu konudaki vurgularının daha güçlü olması lazım. Bu lafın altında kalmasın. Yani bu gecikme bile acayip oldu, değil mi? Allah razı olsun ki sözümü tuttu, inşaAllah. O da çok güzel. Ne oldu? Daha çok sevdik. Kalbimizde bizim bir öfke yok. Duruma göre. Bizim şahsıyla bir alıp veremediğimiz yok. Oradaki tavra göre buğz ediyoruz. Tavrını düzeltti mi, buğzumuz kalkar. Yani buğz öyle taş değil ki üstünde dursun, inşaAllah.

Bakın, Ahmet Hakan. Daha düne kadar Erbakan Hocamız’ı göklere çıkaran adam, değil mi? Kanal 7’de Müslümanlar onu tanıttı. Müslümanların parasıyla şöhret oldu, değil mi? Müslümanlar onu o konuma getirdiler. Ta çocukluğunda da onu Müslümanlar yetiştirdi. Garibanın tekiydi, değil mi? Bak diyor ki; “çete faaliyetini arkadan yöneten Oğuzhan Asiltürk, Şevket Kazan gibi ihtiraslı ağabeyler”, “çete faaliyetini” yani “çete lideri” demek istiyor, değil mi? “Çete yöneticisi”. E utan işte bak, ayıp yapıyorsun, değil mi? Kedi bile, değil mi, sahibine karşı, değil mi, sevecendir? İnşaAllah. Bütün Müslümanlar sana sahip çıktı. İnananlar, mukaddesatçılar hep sana sahip çıktılar. Efendim, mütedeyyin kitle sana sahip çıktı ve seni belirli bir çizgiye getirdiler. Ve sürekli övdüğün Şevket Kazan, Oğuzhan Asiltürk’ü birdenbire böyle bir üslupla yermen ve elinde delil yokken; ne kadar ayıp, değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bunu ancak mahkeme kararıyla, hâkim söyleyebilir. Sen nereden söylüyorsun böyle? Savcı değilsin, hâkim değilsin. Yani hem polis, hem savcı, hem hâkim, hem infaz memuru. Nasıl oluyor bu? Ne kadar ayıp ve Başbakanlık yapmış, Adalet Bakanlığı yapmış iki büyük, yaşı ondan büyük, değil mi? Babası yaşındaki insanlara bu üslubu kullanıyor. “İhtiraslı ağabeyler” Allah için ihtirasları onların. “Sanki bir marifet sergilemiş gibi, yüreklerini soğutarak seyrederler olup biteni”. E peki herkes seyrediyor Türkiye’de bir şey olduğunda, değil mi? Ne yapacaklar? Yapılacak olan şey nedir? Orada bir suç varsa, ilgili mercilere bildirirsin. Yani onlar savcı değil, polis değil, ne yapsın yani, değil mi? Hâkim değil. Yani ne yapmalarının istiyorsun, değil mi? Partinin Genel Başkanı Numan Kurtulmuş Beyefendi. Ne yapar? Yetkili kurulları var; toplar, “bu nedir” araştırır, soruşturur, gerekiyorsa bir yazı hazırlarlar, savcılığa sunarlar. Adamlar gelir bakarlar, suç unsuru varsa mahkemeye verilir. Mahkeme kararıyla cezalarını alırlar. Senin ne haddine Ahmet Hakan, değil mi? Ve nasıl mecbur ediyorsun Oğuzhan Asiltürk ile Şevket Kazan ağabeylerimizi bu konulara teşhis koymaya, hüküm vermeye, karar almaya, değil mi? Yani adliye gibi görmeye nereden karar verdin sen? Bunlara Numan Hocamız böyle delikanlıca, yiğitçe tavır alsın. Erbakan Hocamız’a da şefkatle ve sevgiyle sahip çıksın. “Hocamızın” desin “tüyüne dokundurtmayız, Allah’ın o bize emaneti” diyecek, değil mi? Gitsin Hocamızın elini öpsün, bir resim çektirsin, sarılsın; baş tacı olur, inşaAllah. Çünkü büyüğüne saygısı ve sevgisi varsa, tamamdır. Ama büyüğüne saygısını ve sevgisini hissedemezsek Saadet Partisi’ni ben sorarım o zaman, “Ne o parti? Nasıl bir fikri var?” diye sorarım, değil mi? Ona yakışmaz, Allah’tan korksun bir tek, gönlü rahat olsun. Gitsin sarılsın Hocamıza. Çatlatsın, çatlatsın, değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok rahatsız edici bir durum, ona yakışmaz, ona yakışmaz. Normalde naif bir insan ama Müslüman delikanlı da olacak, cesur olacak, vefalı olacak, yiğit olacak, bir tek Allah’tan korkacak. Allah’a tevekkül edecek, diyecek; “bir tek Allah’a bir can borcum var” diyecek, değil mi? İnşaAllah. İnşaAllah bunu da göreceğiz. Gök gürlemesi gibi gürlesin, inşaAllah. İstirham ediyoruz, inşaAllah. Kardeşi olarak istirham ediyoruz. Diyorlar ki hani; “siyasete niye giriyorsun?” Kardeşim siyasette benim bir milletvekili olma ihtimalim vardır, değil mi? Başbakan olma ihtimalim vardır. Ben bir kere Saadet Partili değilim, ne alaka yani? Ben, ağırıma gidiyor haksızlık. Ona tahammül edemiyorum, edemem. Vefasızlığa tahammül edemem. Konu bu, başka bir şey yok.

OKTAR BABUNA: Allah razı olsun, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yani kim olursa olsun buna aynı şekilde karşılık veririm, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam ne anlatayım?

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir haber daha vardı. “Artık herkes Öcalan’la ilgili elini taşın altına koysun” diye, inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne taşı bu?

OKTAR BABUNA: Bu genel af onu da kapsıyormuş; Abdullah Öcalan’ı da kapsıyor. “Genel af çıkarsa İmralı da yararlanır” diyor. CHP’nin “Kürt Sorunu mu?” kitabını yazan kişi işte, “’Öcalan’a af’ yorumu tartışma yaratacak. CHP Parti Meclisi üyesi, eski Diyarbakır milletvekili Mesut Değer genel af olmadan Kürt sorununun çözülemeyeceğini savunuyor ve ekliyor: ‘Artık herkes Öcalan’la ilgili elini taşın altına koymalı.” ‘Genel af çıksın; o da onu kapsıyor zaten’ şeklinde bir açıklama Hocam.

ADNAN OKTAR: Taşın altına elini koydun mu, elin kırılır, yani kanun, hukuk kırar o eli, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, evet.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak o taş ile toprak ile bu işin alakası yok. Kurtuluş Türk İslam Birliği’ndedir, İttihad-ı İslam’dadır. Yani “af çıkartın, işte özerk bölge olsun, Karadeniz’i de bölelim” diyorlar “falanca grup da bölünsün, feşmekanca da bölünsün.” Kardeşim, yani ağır alkol zehirlenmelerinde falan olur böyle üsluplar. Bunları bırakın, ne alakası var? Biz Türk İslam Birliği’ne hazırlanırken, İttihad-ı İslam'a hazırlanırken, adamlar oturmuşlar bölmeden parçalanmadan bahsediyorlar, değil mi? Madem öyle bölmek parçalamak, git kasapta çalış. Böyle güzel güzel, ince ince kıyarsın. Bunun dışında, et kıymanın dışında, bölünme parçalanma yok. Kerestecide çalışabilir. Parçalatsın değil mi? Ortadan biçsin. Odun satarlar inşaAllah, değil mi? Bunun dışında yok. Kürtler bizim canımız, kardeşlerimiz. Bu arkadaşları tenzih ediyorum. Bunlarla benim alıp veremediğim yok. Ben PKK için söylüyorum. Komünistlere, ben Kürt kardeşlerimi götürüp teslim etmem, ettirtmem, etmeye kalkanın da elini, kolunu kırarım, kanunla, bilimle, akılla. Olmayacak iş. Bunu bıraksınlar, kimseyi de boş yere hazırlamaya kalkmasınlar bu işlerde.

Yalnız kardeşim bakın, çok önemli bir şey var. Buraya televizyona çıkıyor, ben demin de bakıyorum anlatıyorlar. Birçok adam çıkıyor, çeşitli küçük pencerelerden konuşuyorlar böyle, yan yana yan yana, yeni teknolojiyle. O oradan cevap veriyor, o oradan cevap veriyor. Davası olmayan bir hareket mutlaka kaybederler, bunu bilecekler. Heyecanı olmayan, ideali olmayan, ülküsü olmayan her hareket kaybeder. PKK'nın bir ideali var. Karşısında ne var? Sessizlik. Allah vermesin kaybeder. PKK'nın karşısındaki güç Türk İslam Birliği’dir, İttihad-i İslam'dır. Dev bir ülkü, dev bir idealdir, anlaşıldı mı? Buna milletimizin sıkı sıkı sarılması gerekiyor. Öbür türlü, normal adetullah kanunlarında bakın, buradan bunu ittin mi bu gider, bunun karşıtı bir güç olması lazım. Bir ideal varsa, o insanları motive eder. Yani batıl da olsa, batıl da olsa, insanları motive eder, heyecan verir o insanlara, mücadele azmi verir. Adamlara bak, dağlara çıkarıyor heyecan. Bütün dağları kaplamış durumda adamlar. Adamların, batıl da olsa davası var. Buna karşı bizim hak bir davamız var; Türk İslam Birliği. Bu, milli siyaset olması lazım, devlet siyaseti olması lazım, devlet projesi olması lazım. Ancak böyle mukabele edilebilir. Bu bizim milli idealimizdir ama aynı zamanda devlet projesi olması lazım. Yani milli politika olması lazım ve aleni açık; gizli de değil. Açık aleni milli politika olması gerekiyor Türk İslam Birliği. Bütün Türk aleminin, tüm İslam aleminin birleşmesi ve Türkiye'nin liderliğinde dev bir topluluk oluşması, bu çok hayatidir. PKK ile baş edilememesinin sebebi budur. Karşısında bir ideal yok. Yani resmi olarak savunulan bir ideal olması lazım. O zaman sıfıra giderler, tepe takla giderler. Çünkü PKK Darwinizm'i anlatıyor, devlet anti-Darwinizm'i anlatıyor mu? Yok. PKK materyalizmi anlatıyor. Nerelerde? Kahvelerde, dağlarda, ovalarda, her yerde anlatıyor. Diyorlardı hani; “dağdan insin ovaya.” Adamlar ovaya da inmiş, şehre de inmiş, kasabaya da, köye de inmiş. Yani öyle bir sorunları yok. Hani diyorlar ya; “dağdan insin, siyaset yapsın.” Adamlar siyasetin kitabını yazıyor zaten, öyle bir konu yok. İnmiş zaten, inmiş ineceği kadar, haberleri yok indiğinden. Tabii, daha hala inecekler diye bekliyorlar, inmiş adamlar. Bu çok hayati, çok önemli, bunun ısrarla üstünde durulması lazım. Darwinizm anlatılmasına karşı anti-Darwinist anlatım, materyalist anlatıma karşı anti materyalist, komünizme karşı antikomünist, Leninizm’e karşı anti-Leninist; karşı milli politika izlenmesi gerekiyor. Adamlar kardeşim, geceli gündüzlü koro halinde anlatıyorlar. Karşı tarafta ne var? Sadece sessizlik. Dağdan bir taş yuvarlanırsa o iner de iner, iner de iner; bir çeliğe çarptığında “küt” diye kırılır, parçalanır. O çelik işte Türk İslam Birliği’dir, İttihad-ı İslam’dır, yani inşaAllah. Bunun resmi devlet politikası olması gerekiyor, bu konunun. O zaman, “arkadaş sen bölünme mi istiyorsun? Biz de büyüme istiyoruz” diyeceğiz. Resmi olarak herkesin ağzında olacak, bu. “Türk İslam Birliği’ni istiyoruz, İttihad-ı İslam’ı istiyoruz” diyeceğiz, inşaAllah. Adam “bölünme” dediğinde, adamlar; “nasıl yapsak acaba ya?” falan diyorlar. Bir kısmı televizyonda, “Macar modeli mi olsun, İspanya modeli mi olsun?” Sanki lokantada yemek çeşidi seçiyor gibi adamlar, değil mi? “Izgara mı olsun, bilmem ne” falan sanki o detaylara konu kalmış gibi, değil mi? “Bir de sırf onla mı kalsın?” diyorlar, “Kürtleri bölmekle mi kalsın? Karadeniz’i kaça böleceğiz? Bir onu düşünelim.” diyor. “Ermenilere napacağız? Süryanilere napacağız? Onları düşünelim, sorun bu değil ki arkadaş” diyor. Parçalamayı kafaya koymuş ya adam. E buna karşı sadece pasif susma olmaz. Pasif susma da o hareket sürekli ilerler. Kardeşim yani, bir engel yoksa değil mi? Bu fizik kanunudur, değil mi? Bir taşı sen atarsan yokuştan aşağıya doğru, gider de gider. Karşıt engel olması lazım ve karşı hareket olması gerekiyor. Karşı ideal, karşı ülkü olması gerekiyor, inşaAllah. Devlet eliyle anti-Darwinist propaganda yapılması lazım. Anti-materyalist, antikomünist, anti-Leninist, anti-terörist propaganda yapılması gerekiyor. Tek yanlı adamlar bu propagandayı yaptığı müddetçe, bak diyor, Bediüzzaman ne diyor? “İkna ve telkin kabiliyeti geliştikçe bu taun da tevessü eder, gelişir” diyor. “Durduramazsınız” diyor Bediüzzaman. Bak, “tevessü eder, gelişir” diyor. Ancak karşı fikirle, hak olan, doğru olan fikirle cevap verildiğinde durur. Bunda neyi kullanacağız, bilim ve felsefeyi kullanacağız. Darwinizm’e karşı anti-Darwinist anlatım yapılırken neyi kullanıyoruz? Paleontolojiyi kullanacağız, jeolojiyi kullanacağız, mikrobiyolojiyi kullanacağız, genetiği kullanacağız. Bu nasıl olacak? Devlet eliyle olması lazım. Biz kardeşim, ne kadar kitap dağıtabiliriz, değil mi? Ne kadar insana hitap edebiliriz? Devlet eliyle oldu mu silip süpürülür. Konu kökünden biter. Bunun böyle olduğunu bilmeyen dünyada, Türkiye’de bana bir tane adam gösterin. “Yani Hocam bu dediğin yanlış” diyecek bana, bir kişi bana yazsın. Bizim adresimiz belli.

OKTAR BABUNA: Belli evet, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Yok yani bu böyle değildir” diyecek o kadar. “Bunun çözümü bu değildir” diyecek. Bunun çözümünün bu olduğunu herkes biliyor ama herkes. O zaman bunu uygulayalım, değil mi?

OKTAR BABUNA: Aslında bunu yapabilecek tek kişi de sizsiniz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şimdi niye ben olayım. Devletin profesörleri var, doçentleri var. Biz belki fikren katkıda bulunabiliriz. Belki değil, fikren katkıda bulunabiliriz, faydamız olur, yönlendirebiliriz bazı şeylerde, danışırlarsa fikir veririz. Yani proje üretebiliriz, inşaAllah. Ama çaka çaka dolu devletin projesi, anlatacak insanlar hazır. Yani devlet antikomünist propaganda yapacak doçentlere, profesörlere sahip, anti-Darwinist propaganda yapacak bilim adamlarına sahip. Ellerinde gerekli ilmi malzeme yoksa zibil gibi akıtırız, sorun yok, onu yaparız inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Güney Afrika’da 64 bin yıl öncesine ait ok uçları bulunmuş Hocam.

ADNAN OKTAR: Güney Afrika’da, 64 bin yıllık. E bunlar diyor ki, “10 bin yıl önce mağarada adamlar” diyorlar, “homurtulu sesler çıkartıyor” falan diyorlardı yani.

Ee? Nasıl oluyor bu 64 bin yıl? Adamlar bak; ok yapmış, yay yapmış, avlanıyor 64 bin yıl önce. Hani sizin teoriler? Uçtu. Demek ki, doğru söylememişsiniz. Demek ki, bizim sözümüz doğruymuş.

OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Sizin o, kitabınızda gösterdiğiniz, 35 bin yıllık mağara resimleri var, mükemmel bir teknolojiyle yapılmış.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, bakın; Fatih Altaylı gitsin o mağaraya, o boyayı imal etsin, o resmi yapsın, benden ne istiyorsa, ne kadar para istiyorsa vereceğim ben ona. Yani ona on gün de müddet veriyorum. Bir ay müddet veriyorum, bir ay. Bir ay müddet veriyorum. O resmi yapsın Fatih Altaylı, yani zibil gibi, ne kadar isterse para, ona vereceğim, Allah’ın izniyle. Anlaşıldı mı?

OKTAR BABUNA: Mümkün değil Hocam, mümkün değil yapamaz.

ADNAN OKTAR: Yapamaz. Oktay Ekşi, o bıyıklı, “Oktay” denen kardeşimiz, yapsın böyle bir şey. Bir ay müddet. Hatta iki ay. O resmin bir tanesini yapsın. Aynı boya ama aynı boyalardan kullanacak. Yani çünkü orada özel kimyasal karışım yapmış adamlar.

OKTAR BABUNA: Evet, Hocam, 35 bin yıl bozulmuyor.

ADNAN OKTAR: Bak, 35 bin yıl bozulmayacak bir teknoloji kullanmış adam. Aynısını yapacak. Söylesin bana, istediği kadar para vereceğim, inşaAllah. Yapamazlar. Ee? İş lafa geldi mi; “onlar işte yok mağarada şöyleydiler böyleydiler” falan. E kardeşim, oradaki adamın bilgisine sen sahip değilsin. Yeteneğine de sahip değilsin. E nasıl oluyor bu iş, değil mi?

“Değerli Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam, dünkü programda Hz. Hızır (a.s.)’ı anlattınız. Bir Kuran ayeti okumak için Kuran’ı açar açmaz karşınıza, her zamanki gibi konuyla ilgili, Kehf Suresi’nden Hz. Hızır (a.s.)’la ilgili ayet çıktı, maşaAllah. Canlı yayınlarda bu durumunuza o kadar çok defalar şahit olduk ki, artık alıştık maşaAllah, hiç şaşırmıyoruz. Hocam daha önce; ‘Hz. Hızır (a.s.), Allah’ın dilediği kullarını hapse sokar ve çıkartır.’ demiştiniz. Bunun hikmetini biraz daha genişleterek anlatır mısınız, inşaAllah?” Şimdi, sen zor bir soru sormuşsun. Kolay da anlatılması zor. Ben anlatmayayım, on yıl sonra anlatayım. İnşaAllah, on yıl sonra, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Hz. Hızır (a.s.)’ı anlatsam kimi insanlar çok sever, kimi de çok öfkelenebilir. Anlamaz, hikmetini anlamaz. Anlamadığı için sinirlenir. Hz. Musa (a.s.)’yı görmüyor musunuz? Her seferinde karşı çıkıyor. Bütün yaptıkları da doğru.

OKTAR BABUNA: Evet Hocam, maşaAllah. Açıklıyor zaten, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Şimdi Oktar Hocam. Önemli bir konu var. Şimdi, televizyonlara Hoca efendileri çıkartıyorlar. Güzel güzel dinden, imandan anlatıyorlar. Tabii ki faydalı, yani, yani her halükarda faydası olur. Adam mesela bir ayet duyuyor, bir hadis duyuyor veyahut Kuran hakkında. Yanlış da olsa, onu zaten internetten girip doğrusunu anlayabilir. Onu anlaması imkânı var. Fakat Hoca efendilerin üstünde durmadıkları bir konu var. Yani insanlarda ‘hidayet’ ana konudur. İman etmeleri ve derin imana sahip olup, samimi iman etmeleri çok önemlidir. Samimi iman edip etmediğini kontrol etmeden, anlamadan, hidayetlerine vesile olacak bir gayret göstermeden, sadece; “namazı şöyle kılmanız gerekiyor”, “şunlara şunlara şöyle dikkat etmeniz gerekiyor” işte, “eve girerken şöyle hareket etmeniz gerekiyor.” Kardeşim, sormuyor adama; “kardeşim senin imanın var mı?”, “ne derece iman ediyorsun?”, “imanının gücü bunu karşılayacak durumda mı?” Bak Bediüzzaman bu hayati konuya dikkat çekmiş; “En mühim mesele imandır” diyor, “hayatta. En önemli konu imandır. Dolayısıyla asıl mesele, iman hakikatlerinin anlatılmasıdır” diyor. “Mehdi (a.s.) de” diyor, “birinci konu olarak, iman hakikatlerini birinci plana alacaktır. Önce Darwinizm ve materyalizmi yıkacaktır” diyor “ve İman hakikatlerini anlatıp, Müslümanların manen dengelerinin bozulmasını engelleyecektir” diyor. Yani, “küfre kaymalarını durduracaktır” diyor. “Ama en önemli konu olarak, Darwinizm’e, materyalizme karşı” diyor, “tavır alacaktır Mehdi (a.s.)” diyor, inşaAllah “ve iman hakikatlerine ağırlık verecektir” diyor. Hoca efendileri biz görüyoruz; hep böyle, tarih bilgileri veriyorlar, olayları anlatıyorlar gökyüzüne bakarak, arkada bir müzik var. Sesini tamamen değiştiriyor, çok çok yapmacık. Yani onu mesela bir Robert Kolejli, bir Saint Benoitlı bir gencin izlediğini düşünün. Onun ruhunda meydana gelecek psikolojiyi bir düşünün. Yani o insan ne düşünür ve din hakkında ne düşünür? Yani bunu insan nasıl akıl edemez? Yahut bir üniversiteli, mesela İstanbul Teknik’te okuyan bir genç, mesela Makine Mühendisliği okuyor, zehir gibi zekâsı var. Adam göğe kafasını kaldırmış, ruh gibi bir üslupla böyle, ağlamaklı sesler çıkartarak, zaman zaman ağlıyor gibi yaparak, anlatıyor ve hikâyemsi bir anlatım. Yani dini konuları tenzih ederim. Üslup açısından diyorum. Yapacağı tahribatı hesap edemiyorlar. Hâlbuki din akılcılıktır, akıldır, derin akıldır. Yani sen bir kere, Allah’ı biliyorsun ve en büyük hakikati, en büyük hakikati görmüş oluyorsun. Ve Allah’ın sırlarını görüyorsun. Bu dev bir beyin, dev bir akıl gerektirir, değil mi? Çok derin bir düşünce gerektirir. Bunlar, derin imanla kavranacak, derin akılla kavranacak muhteşem konulardır. Bu tarz yüzeysel, böyle sanki kitapta yazanı bir makineye vermişiz de... Var ya, elektronik aletler oluyor, böyle boğuk sesle, mekanik; “oku” diyorsun alete, okuyor mekanik sesle. Onlar da sanki yazan yazıları okuyan mekanik aletler gibiler şu an. Boğuk bir sesle, mekanik bir şekilde okuyor, değil mi? Ne bir ruh, ne hidayete vesile olacak bir elektrik, ne bir derinlik... Bunları göremiyoruz. Hatta bilakis, insanların imanını sarsacak, imanında şüpheye düşecekleri bir anlatım içerisinde oluyorlar. Bir kısmını söylüyorum tabii, hepsini tenzih ederim. Bunun farkında değiller, meydana gelen tahribatın farkında değiller. Daha hala, 1960’ların modeli üstünde devam ediyorlar. Yani “bu böyle gelmiş, böyle gider” diyorlar. Bu böyle gelip böyle gitmez; aklınızı kullanacaksınız, değil mi? Bir insan bunu böyle anlattığında, ‘aklı başında zeki bir delikanlı nasıl etkilenir?’ diye bunu bilmeniz lazım. Bunu bilemiyorlar. Cahil insanı sen karşısına geçirip, ağlatabilirsin. Duygusallaşabilir adam senin o romantik hareketlerinden, duygusal... Adam filme gidiyor, ağlıyor hüngür hüngür. Yerlere yatıyor ağlayacağım diye, değil mi? Filmlerde perişan oluyor adam ağlayacağım diye. Çıktığında mahvolmuş olarak çıkıyor yani. Gidiyor evde de ağlıyor.

OKTAR BABUNA: Doğru Hocam.

ADNAN OKTAR: E sen şimdi, oradaki tekniği kullanırsan olmaz. Çünkü adam orada hayali bir şeye ağlıyor. Senin anlattığın üslup içerisinde, sen onu ağlatmak isteyen bir ruh içerisindesin ve onun kişiliğine uygun bir üslup geliştiriyorsun ve onu ağlatıyorsun veyahut duygusal bir moda sokuyorsun ama iman derinliği verebiliyor musun? Yok. Derin bir iman, derin bir kavrayışa onu yönlendirebiliyor musun? Yok. Putlardan onu kurtarabiliyor musun, Darwinizm materyalizm putundan? Kurtaramıyorsun. Adam senin anlatımından sonra normal hayatına yeniden geçiyor. “Ne adamdı ya” diyor, “ne güzel konuştu” diyor. Mesela, şiir de okuyanlar var. Arkada müzik başlıyor, değil mi? O da göğe... Sesine... Bambaşka bir üslupla… Bir kısım çocuklar mesela gülüyor yine bizim, canavar gibi oluyor keratalar. “Canavar gibi” demeyeyim de, Allah affetsin. Yani kurt keratalar, cinler böyle. Şimdi onu gördüğünde, şiiri o şekilde okuduğunda gülüyor adam. Haklı olarak gülüyor yani. Çünkü makul bir görünüm yok ki, değil mi? Yani makul bir akılcılık da yok yani. Garip bir durum var. E şimdi oradaki tekniği, yöntemi sen alır; derin akıl gerektiren, derin tutku gerektiren, derin düşünme gerektiren, derin iman heyecanı gerektiren bir konuda uygulamaya kalkarsan tahribat meydana getirirsin, haberin bile olmaz, değil mi? Putlar yanında duruyor, putlar tepende duruyor; sen oturuyorsun konuları anlatıyorsun. Önce o tependen, sağından, solundan o putları bir tepelesene! “Biz,” diyor, “puta” diyor, “bir girsek, darmadağın ederiz” diyor. Ee, neyi bekliyorsun? “Ama” diyor, “karşımıza çıkamıyorlar” diyor, “bilimsel metotla.” E peki niye tepene oturmuşlar o zaman? Değil mi Grand Hoca? Değil mi, grand tuvalet gelmişsin oraya? Niye sağında, solunda, cebinde, her yerindeler peki o zaman, değil mi? Niye ailenin içindeler o zaman? Niye kendi olduğun okuldalar? Her yerini sarmış vaziyetteler ve gıkını çıkaramıyorsun, değil mi? Avrupa’ya gittiğinde, onlar gibi düşündüğünü vurgulamaya çalışıyorsun, değil mi? “Kuran’da da var evrim zaten” diyorsun gerektiğinde, değil mi? E mağlup olmuşsun işte. Senin karşına çıkmış adam ve dünyaya hâkim olmuş. Sen, kafanı devekuşu gibi kuma sokmaya çalışıyorsun, görmezden geliyorsun. Her yeri sarmış, bütün üniversiteleri sarmış, değil mi? Kurumları sarmış. Sen de daha hala diyorsun; “bilimsel olarak karşıma çıksınlar” diyorsun. Bizim Şaşar Beşer ne diyor? Mesela bak, çeşit çeşit kafa onlarda, bir örnek de o. “Karşıma” diyor, “bilimsel metotla çıksınlar, bak ben onlara ne yapıyorum” diyor. Ama sabredemedi hazret, diyor ki; “ya” diyor, “bak” diyor, bomba gibi bir delil veriyor. Diyor; “madem” diyor, “insanlar maymundan türemiş” diyor, “e maymunlar niye duruyor o zaman? ” diyor. Buyur. “Al sana bir kaya” demiş yani, “ne yapıyorsan yap.” Bomba. Bu kadar yani. Mükemmel bir açıklama. Bak, tasarlaya tasarlaya kafasında bir tek onu bulabilmiş.

OKTAR BABUNA: Evet, bayağı da bir şey oluyor böyle, onu söyledikten sonra.

ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Hayır, bütün etrafını sarmış, her yer.

OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Ünlü bir şarkıcıya benzeyen bir saç modeli vardı. Uyardım; kestirmiş hemen gitmiş koşarak. İyi, laf söz dinliyor bak. Hiç olmazsa burada bir şeyi varmış yani, inşaAllah. Ne diyorsun Oktar bu dediklerime?

OKTAR BABUNA: Tamamen haklısınız Hocam, inşaAllah, elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Şimdi, evrimcilerle tartışmaya kalksa ezilecek, bütün karizma gidecek. Çünkü Samanyolu’na çıkıyor, Mehtap TV’ye çıkıyor böyle, Şeyhülislam edasıyla istediği gibi anlatıyor. Karşısında da hiç kimse yok, değil mi? İstediğin kadar enaniyet serbest. E kardeşim, şimdi bütün üniversite öğrencileri seni dinliyor, genellikle. Şimdi o çocuklar gidiyorlar okulda Marksistlerle ve Darwinistlerle tartışıyorlar ve mağlup oluyorlar. Mağlup olmamak için ne yapıyorlar? Bizim internet sitelerine giriyorlar. Tek kurtuluş, onlar için. Sen diyorsun ki; “sakın girmeyin çocuklar” diyorsun, “internet sitesine.” Ama başka bir yolu yok ki Hoca. Başka bir yol varsa, bir yer varsa, göster. Biz de girelim, biz de okuyalım. Başka bir yer yok. Tek yol. Put düşünceye, Darwinist-materyalist düşünceye karşı atom bombası bizde. Süper güç biziz, Allah’ın izniyle, dilemesiyle. İnşaAllah, Allah’ın yaratmasıyla. Dolayısıyla, başka yere gitmesi zaten mümkün değil. Sen nereyi yasaklıyorsun? Ne yapsın çocuk? Ya yenilecek, ya gelip bizim sitemizden bakıp, oradan bilgileri indirecek, gidip onlarla konuşacak. Nitekim hepsi, hepsi internet sitelerimizi ziyaret ediyorlar, değil mi? Kardeşim, ne demek bir senede yüz milyon kitap indirilmesi? Cinler mi indiriyor bu kitapları, Hoca? Değil mi, cinler indirmiyor. Bakın, yüz milyonun üzerinde kitap indirildi, sırf bu sene.

OKTAR BABUNA: EvelAllah, maşaAllah. Allah razı olsun.

ADNAN OKTAR: Çırpınma bakalım çırpınma. Diyor ki, “piyasadaki kitapların %95’inin üstünde kısım geçersizdir” diyor. Bir tek Şaşar Beşer Hocamız’ın kitapları geçerliymiş, bunu anladık. Bize müjde veriyor hazret yani, inşaAllah. Bakın ne bir ruh heyecanı... Bir kere ‘put kırma’ diye bir özelliği yok. Putlara karşı suskun, mağlup olmuş. Darwinizm’e karşı mağlup olmuş. Sanki bir gücü varmış gibi konuşuyor. Hiçbir gücü yok. Çıkarsınlar iki tane liseli öğrenciyi, hemen olay ortaya çıkacaktır. Muhatabı kamera, sadece kamera, kamerayla konuşuyor. E çık bir tane bakayım, Darwinist’le bir konuş bakalım ne oluyorsun, değil mi? Bir Marksist’le bir konuş bakayım yahut bir ateistle bir konuş bakalım veya ortada olan herhangi bir insanla bir konuş bakalım, değil mi? Asıl olan iman hakikatleridir. İnsanların imanına vesile olmak, hidayetlerine vesile olmaktır. Duyuyor musun? Duyamıyorsun bunları, bu konuları. Putları yıkmak, devirmektir. Putlara karşı suskun olacaksın, iman hakikatlerini anlatmayacaksın, sonra Bediüzzaman’a karşı enaniyet yapacaksın. Bak Bediüzzaman bunun teşhisini koymuş. Diyor ki, “önce putların yıkılması lazım. Darwinizm ve materyalizmin yıkılması lazım.” Bakın, ne kadar muhteşem bir cümleyle başlıyor; “her şeyden evvel,” diyor, “maddiyun ve taunu”, “maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel” diyor, “maddiyyun ve tabiiyyun taunu tam susturacak tarzda, beşere ders vermektir”. “Bütün dünyaya ders vermektir” diyor. Onu, Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, şu an biz yapıyoruz.

OKTAR BABUNA: EvelAllah. MaşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Ha, “başka yapan var” diyorlarsa; söz veriyorum, ayağını öpeceğim, peşinden gideceğim.

OKTAR BABUNA: Estağfurullah.

ADNAN OKTAR: Yok. Olsa kardeşim, ne zorum? Olsa zaten ben kardeşim, canım. Ben aramaz mıyım öyle bir insanı? Keşke bir mürşidim olsa, ne güzel olur. Yok. Gezsinler. Bütün internet sitelerini gezsinler, bütün dünyayı gezsinler. Darwinizm’e, komünizme, materyalizme karşı böyle ilmi mücadele eden kimse yok. İlmi çalışma yapan yok.

OKTAR BABUNA: Zaten, en ufak karşı çıkmaya çalışan, sizin eserlerinizi kullanıyor. Başka eser yok, dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, Evanjelikler de bizim eserlerimizden istifade ediyor, Museviler de. Onların da yok, dayanacağı hiçbir yeri. Yani Hıristiyanlar, Museviler, hepsi bize muhtaçlar, Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah.

Bunu biz mi yaptık? Allah yaptı. Bizim özelliğimiz nedir? Vesile olmamız. Vesile olurken neyiz? Allah’ın bir gölge varlığıyız, tecellisiyiz, o kadar. Bizim gücümüz var mı? Ne kadar gücümüz var? Sıfır gücümüz var. Bütün güç Allah’ındır, inşaAllah.

“Selamün aleyküm muhterem Hocam,” diyor kardeşimiz ama ona şeyden, biraz sonra devam edelim. Şimdi ara vermemiz gerekiyor herhalde.

SUNUCU: Yayınımıza kısa bir aradan sonra devam ediyoruz.

Yayınımıza, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Oktar Hocam. Nereden bahsedeyim?

OKTAR BABUNA: Münafıklar konusu, Hocam.

ADNAN OKTAR: Münafığın bir özelliği vardır; böyle çakal tıynetlidir, yani çakal. Mesela aç çakallar, aç sırtlanlar, pozisyonu uzaktan bir değerlendirirler. Yani mesela, hangi yiyeceği kapabilir, neyi kapabilir, ne tehlikelidir; uzaktan tespit eder. Sonra o, kuyruğunu kıstırır. Yavaş yavaş böyle, tin tin tin gelir, kapıp kaçar. Münafık geride bıraktıklarına bir bakar. Yani mesela bir değil mi köpekte de bu vardır. inşaAllah. Geride ne bıraktı? Onları nasıl kurtarabilir? Onun peşindedir. Yani kendi menfaatine yönelik, nasıl yapabilir, mesela malını veyahut imkânını veyahut çevresini? Müslümanların içinde en zayıf gördükleri kimse, münafık ona yönelir. Çünkü münafığın hedefi olan kişi bir kere Allah’a sığınsın. Çok tehlikelidir yani. Çünkü münafık, şeytanın ilhamıyla hareket eder. Yani, kendi aklıyla hareket etmez münafık. Mesela, şeytan der ki; “şu ve şu müsait” der, “onların üstüne yönlen” der münafığa ve münafık da ona yönlenir. Diyor ya hani, “’Kardeşlerine ‘Gelin, bize katılın.’ der.” diyor. Ama o mesela, gidip; güçlü, imanı güçlü, sadık bir insana, dava adamına gidip bunu söylemez. Elinde sopayla gezenin yanına köpek yanaşır mı? Bilir kafasının gözünün yarılacağını, değil mi? Kaçar. Yani, uyuz bir sırtlan mesela, değil mi? Güçlü kuvvetli, elinde demirle bekleyen birisinin yanına yanaşmaz. Bakar, elinde bir şey yok, kendini de savunacak gibi değil; “hah” der, “ben bunu çalabilirim” der. Onun için; münafığın, şeytanın ilkasıyla hedef gösterdiği insanlar, çok dikkatli olmak durumundadırlar. Yani imanlarını daha güçlendirecekler, daha kararlı olacaklar, daha değil mi, geliştirecekler? Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da münafıklar, mesela güçlü, mesela Hz. Ali (r.a.)’ye gidip teklif etmez. Hz. Ali (r.a.), onu ne yapacağını bilir. Adı gibi emindir. Hz. Ömer (r.a.)’e de teklif etmez. Kime teklif eder? Zayıf birini bulur o. Yani, onun için bak, ayette diyor ya; “kendi kardeşlerine ‘Bize katılın.’ derler” diyor, münafıklar. Bu bir yönüdür münafığın; ama münafık duruma göre de... Mesela, zayıf bir adam ama işine yaramayacak, onu aramaz. Yani münafık, çaldığında ona maddi menfaat getirebilecek birisiyse ona yanaşır. Anlaşıldı mı? Mesela, akrabalık bağını da o, ona göre değerlendirir. Yani; ya mirası düşünüyordur, ya parayı düşünüyordur, ya çıkarını düşünüyordur; ama kimden menfaat gelecekse. Zarar gelecek olana yanaşmaz. Mesela tehlikeli gördüğüne yanaşmaz. Onları... Yahut en ziyade, güçlü gördüğüne yanaşmaz. Menfaatini elde edeceğini düşündüğü ve zayıf gördüğü kimse, ona yanaşır. Münafığın özelliğidir, inşaAllah. Onun için, mesela; sürülerde de dikkat ederseniz, aç sırtlanlar sürüye saldırıyorlar. Bakıyorsun; sakatlanmış, güçsüz bir hayvan gördüğünde, onu peşinden kovalamaya başlıyor. Güçlü olana yanaşmıyor, değil mi? Münafık da böyle, aç sırtlan gibidir. Aynı şekildedir. O yönüne dikkat etmek lazım, inşaAllah.

Bir de, münafık, en çetin en kötü şartlarda da olsa, çıkarının olduğu yerde gider yaşar. Yani, şeydir, dirençlidir münafık. Mesela, diyorum ya; “domuzun kirli bir yerinde kene yaşıyor.” Mesela normalde, hayvanın kaçması lazım öyle bir yerden ama orada kanla beslenecek ya, o pis kanıyla domuzun, orada yaşar o. Kapalı da olsa, zor da olsa yaşar.

Fakat münafığın genel ruh hali şizofrendir. Yani böyle, manyaktır. Şeytana çok benzer. Yani günü gününü tutmaz. Bir gün başka türlü bir manyaklık içinde, başka gün başka türlü bir manyaklık içindedir. Kuran’da da bu, çok açık görülür. Dengesizdir. Mesela şeytanda bunu çok açık görebiliriz, net görebiliriz. Mesela şeytan diyor ki; “Ben,” diyor, “insanları kendime bağlayacağım.” Bakın, münafığın aynı. Tıpatıptır. Yani, şeytan eşittir münafık, münafık eşittir şeytan. “Ama” diyor, “salih kulların müstesna” diyor. Yani; “güçlü imanı olan kullarına benim etkim olmaz” diyor, “onları ben kendi tarafıma çekemeyeceğim” diyor, değil mi? “Ben bunu yapamam” diyor, “ama zayıf olan kullarına musallat olacağım ve onlara etkili olacağımı düşünüyorum” diyor, değil mi? İnşaAllah.

Bak diyor ki Cenab-ı Allah, Mücadele Suresi 19’da; “Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır”. Bütün benliği şeytan olmuş artık. Yani, tam şeytanın karakteri olmuş oluyor. Mesela Allah’a karşı ne diyor? “Ben Allah’tan korkarım.” diyor. Yani, halk hitabı olarak işte, “Ey İblis” diyelim, değil mi? Sen, bütün insanları saptıracağını söylemedin mi? Söyledin. Peki, bu yaptığın şey ne, söylediğin söz ne? Allah’tan korkuyorsan, onu niye insanlara yaymıyorsun? Herkese, insanlara, değil mi, niye bu sözü söylemiyorsun? “Allah’tan korkun. Herkes Allah’tan korkmalı” niye demiyorsun, değil mi? Tam işte münafık karakteri olduğu için, o şizofren karakterinin gereği olarak onu yapıyor. Mesela son aşamada onu söylüyor. Sıkıştığında, en son aşamada söyler.

Mesela bak, “İman edenlerle karşılaştıkları zaman ‘İman ettik’ derler.” Mesela bir çıkarı olan bir yer, bir adam varsa veya bir iş yeri, bir şahıs, bir Müslüman grup, bir cemaatten bir insan; “ben imanlıyım” diyor, “çok takvayım” diyor. “Bak, takkem yanımda, tespihim yanımda, namazlarımı kılarım beş vakit” diyor, “kusursuz Müslüman’ım ben” diyor. “Hatta tasavvuf ehliyim de” diyor. “Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: ‘Şüphesiz, sizinle beraberiz.’” Şeytana diyor, “biz senden yanayız” diyor. “’Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.’ derler” diyor. Yani Müslümanlarla, kendi o ahmak kafalarıyla, alay ettiklerini düşünürler, inşaAllah.

Bak; “Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse,” diyor Allah, Zuhruf Suresi 36’da, “Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun yakın dostudur.” Onun için münafıklarda sürekli, şeytani, anormal ifadeler oluşur, geceli gündüzlü. Mesela, sabah başka türlü konuşur, akşam başka türlü konuşur, öğlen başka türlü konuşur. Şeytanın etkisindedir. Yani artık ondan, makul bir konuşma çıkması mümkün değildir, inşaAllah.

Bak, Cenab-ı Allah diyor ki, Sad Suresi 75-76; “(Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi?” Yani, seni itaat etmekten, tevazu... İmama itaat; en büyük ağırlıkları budur. Yani Peygambere itaat. Yani yahut mesela Ulul-Emr olan kimse mesela, ona itaat etmek. İtaat. Münafığın en ağırına giden konu budur. Bak, diyor ki Cenab-ı Allah: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten alıkoyan neydi?” Yani ona itaat etmekten, saygı duymaktan, bağlanmaktan seni engelleyen neydi? Bakın, Allah diyor ki, “Büyüklendin mi,” muazzam bir enaniyet vardır münafıkta. “yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?" Kendini çok yüksekte görür. Bunu söylüyor Cenab-ı Allah. “Dedi ki: ‘Ben ondan daha hayırlıyım’”. Bak, tam münafığın üslubu işte. Yani, peygamberden de daha üstün görür, kendini Mehdi (a.s.)’den daha üstün görür, herkesten daha üstün görür. Hâşâ, Allah’tan da üstün görür. “‘Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.’" Mesela bak, ahmak olduğu için bu kadar kolay bir mantığı kavrayamayıp, bunu Allah’a hâşâ öğretir tarzda, kendince, ahmak kafasıyla bunu belirtiyor. Ama ona sorsan; çok akılcı bir üslup kullanmıştır. Muazzam delil verdiğini iddia eder münafık ve şeytan. Halbuki çok ahmakça bir delil, verdiği delil. Evet. “Kendilerine: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde” münafıklara; "’Biz sadece ıslah edicileriz’" derler.” diyor Allah, ayette. Yani, “niçin böyle ahlaksızlık yapıyorsun? Münafıklık yapıyorsun?” denildiğinde, “ben” diyor, “ıslah etmek için, düzgün hale getirmek için, bir bozukluk var” diyor, “yanlışlıklar var. Ben bunu düzeltmek istiyorum, ıslah etmek istiyorum” diyor. Yani, muslih olduğu kanaatinde kendisinin, ıslah edici olduğu kanaatinde. “Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler” diyor Allah. Çünkü şeytanın etkisinde; şuur gitmiş. Bakara Suresi 11-12. Bak, “Zarar vermek, inkârı (pekiştirmek), mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler”. Bunlar zaten mescid taraftarıdır, münafıklar. Yani mutlaka bir Müslüman grup veya bir cemaat içine girerler, onlara yanaşmak isterler. Ama asıl cemaatleri kendi aralarındadır münafıkların. Toplanıp bir araya gelirler. Bak, amaçlarının ne olduğunu söylüyor Allah; önce bir kere “zarar vermek, inkârı pekiştirmek”. İslam’ın, Kuran’ın yayılmasını istemezler. Cehdi, gayreti istemez münafıklar. Yani bu çok hayatidir onlar için ama istiyormuş gibi görünürler. “Müminlerin arasını ayırmak”. Müslümanların bir kısmını ayırmak isterler ama işine gelenleri. Bak, Kuran bunu belirtiyor. “Müminlerin arasını ayırmak” münafıkların ana özelliklerinden bir tanesidir. Şeytanın klasik özelliğidir. “Ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek”. Müslümanların aleyhine hangi tür, ne tür faaliyet varsa, tamamına destek olmak. Devrin şartları içinde bir insan ne yapabilir? Mesela bir münafık ne yapabilir? Yalan ihbarda bulunabilir. Basınla iş birliği yapabilir, bazı basınla. Münafıklarla iş birliği yapabilir. Küfürle iş birliği yapabilir, değil mi? Gözlemek için bir de mescit ediniyor. Yani, bir topluluk var. Yani bir de kendince, -hâşâ- Allah’ın anıyor gibi görünerek bir sistem meydana getiriyor ve sorulduğunda diyorlar ki, Tevbe Suresi 107’de, "’Biz iyilikten başka bir şey istemedik’" diye yemin ediyorlar. “Bizim amacımız sadece iyilik düzenlemek” diyorlar. Münafığın karakteridir bu, inşaAllah. Ve onlar, iman bağını esas almaz münafıklar, şeytan. Onlar, kan bağını esas alır. Yani faşizmin de kökeninde şeytanlık vardır. Mesela, PKK’nın da kökeninde yine şeytani bir düşünce var. Yani münafıkanedir, münafık cereyandır PKK, değil mi? Gerektiğinde Müslüman gibi de gösteriyor kendini ama belli ne zihniyette olduğu. Yani dine, Allah’a, Kitap’a düşman olduğu, karşı olduğu belli ama kendini zaman zaman öyle değilmiş gibi gösteriyor. Ama kan bağını esas alıyor dikkat edersen, aynı zamanda. Şeytani bir özellik, iman bağını esas almaz. Müslüman iman bağını esas alır. Çünkü aynı soydan gelir ama imansızsa o, onun kardeşi değildir. Ama münafığa göre böyle bir kanun yoktur. Allah’ın böyle bir kanunu yoktur; münafığa göre. O, kendi kanununu kendi çizer. Yani kendi kitabını, şeytani kitabını kendi yazar o. Kuran’a eklemeler yapar, çıkartmalar yapar; Kuran’ı kendine göre -hâşâ- düzenler, kendi inancına göre, yani şeytana uygun bir ruhu arar Kuran’ın içerisinde kendince, bulamayacağı içinde dilini eğip bükmeye başlar. Bakın bir de şeytanın bir özelliği, Enfal Suresi 48; "Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım." Münafık, münafığa göre o kadar güçlüdür ki münafık, onu bozguna uğratacak hiç kimse yoktur. Bayağı kendine güvenir, yani şeytanın ilkasıyla. “Ben de sizin yardımcınızım demişti” diyor. Mesela münafık, kim dostları; komünistler, ateistler, bilmem ne filan hepsi onun yardımcısı olduğunu düşünür. Hakikaten de onlarla iş birliği içerisine girer. Dolayısıyla ”ben de sizin yardımcınızım” denen ayette bu hükümde kastedilen budur, inşaAllah. Oktar Hocam şimdi sen bir şeyler anlat.

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Biraz önce bir haber vardı Hocam inşaAllah, onu gösterebilir miyim inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: Bu haber Hocam. “Hocayı Düzelten ‘Nazik Devrim’” başlıklı haber de Hocam inşaAllah, o Numan Kurtulmuş’un toplantısına katılan bir gazeteci şunu söylüyor Hocam inşaAllah. Diyor ki; Numan Kurtulmuş’un bu yukarıdaki konuşması vardı Hocam, yemekteki konuşması, öven Erbakan’ı ve Milli Görüş’ü Hocam. O da diyor ki, gazeteci; davaya sadakat şerefimizdir sözünün, ‘Hocaya sadakat şerefimizdir’ şekline dönüşmesinden rahatsız olduğunu söylüyor, bu gazeteci, bu yazıda. Toplantıya katılmış, Numan Kurtulmuş.

ADNAN OKTAR: Oku sen, bir oku bakayım sen, yazıyı oku, ben adam hangi cümleden, hangi konuşmalardan rahatsız olmuş bir öğreneyim bakayım.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Bu ‘Nazik Devrim’ en başta Erbakan Hoca’yı rahatlatacak bir ileri adımdır” diyor, Numan Kurtulmuş’un konuşması için. “Çünkü en zor zamanda, Türkiye’nin son 40 yılında siyasete damga vurmuş ve talihsiz bir şekilde kitlesinin genel avamlığından dolayı hak ettiği değeri algılanamamış bir lideri, Erbakan Hoca’yı çok muhkem bir noktaya koyarak baş tacı ediyor Numan Kurtulmuş. Bu, ‘Nazik bir Devrim’dir; çünkü en sert sözlerini bile kadim ve köklü bir bilgiyle ve sükûnetle söyleyebilen, serinkanlı, kararlı bir siyasiden söz ediyoruz.” Devam ediyor. “Bu temelde esaslı bir özeleştiri aynı zamanda aslında… Çünkü SP geleneğinin yakın geçmişteki politik hatalarına göndermeler var burada… Bir dönem ulusalcı çizgiye kaydığı yorumları yapılan SP’nin halkın siyasal paydaşı olmayı başaramadığını, ama bu algıyı son 2 yıldır değiştirdiklerini, ama geçmişteki MSP’nin”

ADNAN OKTAR: Neyse, şimdi ben anladım. Anladığım kadarıyla Hocamız, efendim güzel bir çizgiye doğru, telafi edecek bir çizgiye doğru oradaki yanlışlığı, oradaki hatayı düzeltecek bir tavra doğru ilerliyor. İnşaAllah daha da ilerler, daha da muhkem bir tavır göstertir; daha delikanlı, daha kararlı bir tavır göstertir; Hocamıza candan sahip çıkar, candan sevgi göstertir, bu da basına yansısın görelim, görelim o muhabbeti ve Milli Görüş çizgisine olan sadakatini, sevgisini de vurgulasın, kararlılığını vurgulasın.

Kardeşim, Numan Kurtulmuş o zaman baş tacı bizim için, bana göre, bana göre. Bizim, yani şahsı ile ilgili bir şey olmayacağı belli, ama o tavra ben buğz etmiştim. Tavrını düzeltti, nezaket gösterdi, sözümü yerine getirdi; baş tacıdır.

İnşaAllah, daha da ama biz vurgulamasını isteriz. Çünkü Hocamıza çok atak oldu, çok yanlış sözler ettiler. Bizi rahatsız ettiler. Bunu kökten telafi etsin. O suskunluk bizi huzursuz etti. Onu gürül gürül konuşmayla, canlı konuşmayla, canlı muhabbetle, Hocamıza derin sevgiyle, bize güzelce ifade etsin, inşaAllah ki o konuşmalar iyice bir izale olsun. Yani ne haddine onların, ne haddine yani Hocamıza öyle laflar etmeleri, değil mi? O laflar teker teker teker ağzına tıkanması gerekiyor, bir daha da konuşamaz ondan sonra. Tamam? İnşaAllah.

OKTAR BABUNA: “Genelkurmay Başkanı Koşaner’den Yeni Dönemin Kodları” diye bir haber var Hocam. “Türk Silahlı Kuvvetleri Hukuka Bağlı Kalacak, Suçlu ve Darbeci Barınamayacak” demiş.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, evet; “suçlu ve darbeci barınamayacak.” Helal olsun Paşamıza, maşaAllah. İşte bu kadar, son noktayı koymuş. Ben demiyor muyum, “bizim ordumuz aslandır” diye? Ya, ne dedim? Ağrı Dağı’nın çelikten o, balistik çelikten olan Ağrı Dağı’na, değil mi, üstüne çamur atmaya kalksan, yumruk atmaya kalksan, ne olur? Yağmur yağar, gider. Yumruğu atanın yumruğu kırılır. Hiçbir şey olmaz İnşaAllah, dolayısıyla çok güzel. Paşamıza Allah uzun ömür versin, hayırlısıyla İnşaAllah. Allah başarı, bereket versin, maşaAllah.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Kılıçdaroğlu’nun Genel Af Çıkışı Hem Muhalefeti Hem Partiyi Böldü! Çatlak Büyüyor” diye bir haber var Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne çatlağı o?

OKTAR BABUNA: MHP ile Kılıçdaroğlu arasında bir çatlak Hocam. MHP karşı çıkmış buna genel af konusuna, eleştirel bir tavrı olmuş CHP’ye karşı. Bu CHP’nin birkaç gün önce yaptığı genel af açıklaması; “referanduma hayır oyu verin, genel af çıkartalım” diyorlar Hocam, Kılıçdaroğlu başta olmak üzere. Bu af Öcalan’ı da kapsıyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi bu ne alaka? Yani referanduma ‘evet’ demek bir kere Avrupa ayarında bir demokrasiye doğru gidiş demektir ve hukukun düzenlenmesi, güzel olması demektir. Yani bu konuyla onun ne alakası var? Bir de genel af, yani katillerin genel affıysa, o çok acayip, o lafı ağzına almasın. O çok acayip bir şey olur, değil mi? PKK, Mehmetçiklerimizi şehit edecek, “gelin sizi affedelim.” Olur mu böyle şey? Olacak iş mi bu? Zannediyorum Kılıçdaroğlu’nun dili sürçtü, inşaAllah. Bir daha böyle bir konuşma olacağını zannetmiyorum. Çözüm Türk İslam Birliği’dir. Kılıçdaroğlu, Türk İslam Birliği’ni bir ağzına alsa, bir söylese; bir tane olur, bir tane, değil mi?

Atatürk, rahmetli Atatürk ne dedi? “Türk Birliği benim idealim” dedi, “gözlerimi bu ideal içerisinde yumuyorum, bir gün bu idealimin gerçekleşeceğini inanıyorum” dedi, değil mi? İslam Birliği için de; çok büyük bir ideal ve güzel bir amaç olarak gördüğünü Atatürk ifade etti. Şimdi Kılıçdaroğlu, Atatürk’ün vasiyetini yerine getirir de bu sözleri söylerse CHP ezer geçer, ben söyleyeyim. En az yüzde 70, en az yüzde 70. Bunu söylesin. Af, yani bunlar böyle çözüm olmaz. Antikomünist, anti materyalist, anti-Darwinist propaganda devlet politikası olması lazım. Türk İslam Birliği, devlet politikası olması lazım; çözüm budur inşaAllah. Şu yazıyı oku.

OKTAR BABUNA: Başüstüne Hocam, inşaAllah.

“Selamün aleyküm muhterem Hocam, 1982 yılında bir ev sohbetinde, rahmetli Timur Taş Hocamız’a sizi merak edip, sordular. İftiralar ve yalan haberler o zamanlar gerçeği anlamamıza engel oluyordu Hocam. Hakkınızda şöyle bir şahadette bulundu Timur Taş Hocamız; ‘keskin bir bakışı, etkileyici bir hitabı var. Sanki Allah’ın Hadi ismi üzerinde tecelli etmiş. On dakika bir gençle konuşsun, mutlaka etkisi ve tesirinden namaza başlar.’ 12 Eylül’ün tüm işkencelerine maruz kalmış Timur Taş Hocam’ın o sözlerinden sonra tüm bakış açım değişti size ve o tarihten beri size karşı derin bir muhabbet ve sevgi duyuyorum ve sizin deli âşıklarınızdan biriyim inşaAllah. Duanıza muhtacım, emrinize amade kardeşiniz, Recep İlme.” MaşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Ben Timur Taş Hocamız’ın böyle bir söz ettiğini ilk defa duyuyorum. MaşaAllah, bak demek ki mesela Sultan Baba da öyle, beni çok seviyormuş ben bilmiyordum. Şeyh Efendi, değil mi? Onun talebeleri beni çok seviyorlar. Hocamız; “bizdendir” demiş, böyle övücü sözler etmiş, ben sonradan öğrenmiştim, inşaAllah. Ne demiş Hocamız, bir daha oku bakayım?

OKTAR BABUNA: Sizin için Hocam; “keskin bir bakışı, etkileyici bir hitabı var. Sanki Allah’ın Hadi ismi üzerinde tecelli etmiş. On dakika bir gençle konuşsun mutlaka etkisi ve tesirinden namaza başlar.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak hidayete vesile olmak ayrıdır. Bakın, MaşaAllah, Timur Taş Hocamız’ın inşaAllah hüsn-ü zannı gibi oluruz. Allah’ın Hadi isminin tecelli etmesi bir insanda apayrı bir şeydir. Yani bir kitabı nakleden bir makine olmak ayrıdır, bir de insanların hidayetine vesile olmak ayrıdır.

Yani hidayet apayrı bir konudur. Hidayet elçisi olmak, hidayete vesile olmak apayrı bir şeydir. Yani iman hakikatlerini anlatmak, samimi imanı insanlara hissettirmek, insanların gerçekten Allah’ı aşkla, şevkle, derin bir tutkuyla sevmelerini sağlamak apayrı bir konudur. En hayati konu budur; sen bunu sağladıktan sonra fıkıh kolay. Bizim Şaşar Beşer Hoca’ya ihtiyacımız yok ki o zaman. Ömer Nasuhi Bilmen’in İlmihal’ini alır, okuruz. Şaşar Beşer’in karmakarışık, dini konuları tenzih ederim, kafası karışmış, fikirleri karışmış, düşüncelerine hiç ihtiyacımız olmaz. Ehl-i sünnet’i bir daha yorumluyor, yeniden yorumluyor. Sen nasıl bir Hocasın? Ehl-i Sünnet alimiysen, hangi mezhepteysen, o mezhebin mukallitisin sen. E, “müceddidim” diyorsan, “müctehidim” diyorsan, “yeni bir mezhep kuruyorum” diyorsan, bunu açıklaman lazım, böyle olmaz, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Ben Hocam, sizinle 87 yılında tanışmıştık ilk defa, siz hastanedeyken Hocam, inşaAllah. Orada burdaki Timur Taş Hocam’ın sözü gibi çok kısa bir konuşma olmuştu Hocam, sizinle aramızda. Bütün hayatım etkilenmişti, değişmişti Hocam, sizinle görüşmemden sonra. Tam dediği gibi çok kısa bir görüşmeydi, diğer doktor adaylarıyla birlikte gelmiştik size ziyarete, tam o şekilde Hocam, maşaAllah.

Sebahhatin Samur kardeşimiz, “Selamun aleyküm kıymetli Hocam” Ve aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. ”Sizi pür dikkat takip ediyoruz ailece” diyor, maşaAllah. ”Ben, eşim ve iki oğlum gece kuşuna döndük” diyor, maşaAllah. “Münafıklığı ben büyük oğluma anlatamıyordum. Allah Celle Celalühu’ye, şükürler olsun; 14 yaşında kendisi, 2 saatte anladı sayenizde inşaAllah. Ve kendisi kanaat getirdi, ‘baba’ diyor, ‘Hocamız, hadislerde özellikleri bahsedilen Hazreti Mehdi (a.s.)’ye aynen uyuyor’ diyor.” E desin, ne olur? “Çok heyecanlandı ve gelişecek olan Mehdiyeti takip etmek onun en önemli uğraşı oldu. Allah Celle Celalühu, sizden razı olsun, maşaAllah, inşaAllah. Sebahattin Samur”. Bak; “münafıklığı ben büyük oğluma anlatamıyordum” diyor, “Allah’ a şükürler olsun” diyor, “kendisi” diyor, “2 saatte anladı” diyor. Çünkü münafığın ta ruhuna, ciğerine kadar anlattık, değil mi? Ve asrımızdaki uygulamaları, hayata geçişini anlattık. Bütün insanların gözünde münafığın ne olduğu tam ortaya çıkmış oldu ki daha az bir kısmını anlattık. Münafığa devam edeceğiz, yani ince ince analize devam edeceğiz. Münafık klasik şizofren karakterli, sapık karakterli bir ruhtur, kadın ve çocuk düşmanıdır, enaniyetlidir, deli kafalıdır ve içinde sıkılan bir ruhtur. Yani manyaktır, kendi içinde ızdırap yaşar ve tek yaşar münafık. Etrafında münafıklar olur ama o kendi içinde tek yaşar ve sürekli sıkılır. Allah da onun kalbini sürekli sıkar, bunaltır Allah kalbini, kalbini yakar. Allah canlarını yakar ve yakacaktır inşaAllah.

Evet, kardeşimiz hatayla karışık yazmış ama ben ona ne diyeyim yani şimdi? “İyi akşamlar” diyor kardeşimiz. Evet, yani kimse sevmiyormuş ailece bu kardeşlerimizi, “bizim durumumuz nedir?” diyor. Kuran’a, İslam’a sıkı sıkıya sarılsınlar. Allah diyor ayette, değil mi? Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah’tan başka ne gerçek bir dost, ne gerçek bir vekil vardır” diyor. Onlar Allah’ı çok severlerse, Allah onları çok sevecek insanlar yaratır. Allah’ı çok sevsinler, Allah’a tam sarılsınlar. Ama hani “insanlar bizi sevsinler” diye Allah’ı sevmeyecekler, Allah rızası için Allah’ı sevsinler. Ondan gerisine karışmasınlar. Allah en güzelini yapar, inşaAllah. Ne anlatayım, Oktar?

OKTAR BABUNA: Estağfurullah, Hocam. Bir haber daha vardı. Bu, “HSYK” Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili, Hocam. Diyor ki; “sevdiğiniz bakanın, hakim ve savcı atamalarıyla ilgili isteğini geri çeviremessiniz. Seyfi Oktay’ın da bazı talepleri oldu” diyor. “Ergenekon savcılarını değiştirmek istedik… Referanduma ‘hayır’ kitapçığını biz hazırladık” Kadir Özbek bunu söyleyen Hocam, HSYK Başkanvekili.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. Neler oluyor, haberimiz olmuyor. E kardeşim görüyorsunuz, yani referanduma ‘evet’ demenin önemini, her gün Allah bize gösteriyor. ‘Evet’ diyoruz. Bu ‘hükümete evet’ anlamına gelmiyor, ‘referanduma evet’ diyoruz. Ama ben de hükümetle de yani bir alıp dağıtamadığım bir şey yok. Yani benim gördüğüm samimi gayret ediyorlar. Yani öyle, ha, eksiklikleri var tabii, yanlışlıkları oluyor da ama genel anlamda samimi görüyorum. Özellikle Tayyip Bey, samimi bir Anadolu delikanlısıdır. Yani olabilir, partinin içinde değişik insanlar olabilir. Değişik, yanlış uygulamalar da olabilir. O ayrı, onlar değiştirilir, onlar düzeltilmeye çalışılır, yönlendirilebilir, değil mi? Muhalefetin görevidir, onlar inşaAllah.

OKTAR BABUNA: “Aleviler’i Korkutup ‘Hayır’ İçin ‘Kara Propaganda’ Yaptılar” diye haber var Hocam AKP Milletvekili Reha Çamuroğlu söylemiş.

ADNAN OKTAR: Aleviler aslandır, doğruyu yanlışı çok iyi bilir onlar. Allah onların kalbine ilham eder, Alevilere akıl vermeye gerek yok. Bizim milletimizde de öyle inşaAllah. Kara propagandadan falan etkilenmezler onlar, hakkı görürler Aleviler. Allah’ın nuruyla bakarlar inşaAllah. Onlar sevgi insanıdır, demokrasiyi savunur, barışı savunur. Türkiyede demokrasinin güçlenmesini isterler. Dolayısıyla, değil mi, cevap vermeye gerek var mı? İnşaAllah.

OKTAR BABUNA: Yok Hocam, inşaAllah. Nitekim yeni bir haber; “Anayasa Paketinde Alevileri Rahatsız Edecek Tek Bir Madde Yok” diye açıklama yapmış, Su TV Genel Yayın Yönetmeni.

ADNAN OKTAR: Su TV, Yalçın Özdemir, evet. Bizim arkadaşlarımıza bir borcu var daha hala ödeyecek, Yalçın Özdemir Bey. En az bir 6 ay olmuştur, daha hala ödeyecek. Herhalde durumu düzeltemedi anladığım kadarıyla. O arkadaşlar da acıyor ona, şefkat duyuyorlar, bir şey demiyorlar. O da yan geldi yattı yani, maşaAllah. Halbuki, değil mi, borcu ödemek sünnettir? Kuran’ın emridir, Allah’ın emridir. Maddi durumu eğer cidden yani çok sıkışıksa, o ayrı tamam. Zaten arkadaşlar sabrediyorlar, bir şey demiyorlar, çocuklar. Ama biraz bana şüpheli geliyor bu borcunu ödememesi Su TV Genel Yayın Yönetmeni Yalçın Özdemir’in. Çünkü Müslüman borcuna titizdir, değil mi? İnşaAllah. Çünkü “ben paranızı aldım, ödeyeceğim” diyor, söz veriyor, ödemiyor; söz veriyor, ödemiyor; söz veriyor, ödemiyor. E de; “bendeki ekonomik durumum battı, gücüm yetmiyor, bu parayı benden affedin” de. Helal olsun, arkadaşlar helal ederler. Ama “ödeyeceğim” diyorsun, ödemiyorsun; “ödeyeceğim” diyorsun, ödemiyorsun. Bak kaç defa çocuklar gitti geldi, gitti geldiler, ödemiyor. Ben ona yakıştıramıyorum, Yalçın Özdemir’e, Su TV Genel Yayın Yönetmeni’ne yakıştıramıyorum. Bunu açıkça söylemesi lazım, değil mi? Ya suç değil, maddi imkanı olmaması insanın suç değil. Feda olsun. Sadaka olarak Müslüman onu bağışlar, değil mi? Ama “ödeyeceğim” niye diyorsun, değil mi? Bunda bir şey yok ki, dersin; “Allah affetsin, hakikaten gücümüz yok iflasın eşiğine geldik, gücümüz de yetmiyor” dersin. Varsa eğer böyle bir durum veyahut “maddi gücümüz yetmiyor” dersin. Yani şahsı iflası vardır veyahut şirketin parası yetmiyordur, değil mi? “Ödeyemiyorum” dersin. Ama bu tarz üslubu ben Kuran’a, sünnete uygun bulmuyorum. Su TV Genel Yayın Yönetmeni, Yalçın Özdemir Beyefendi. Ben ilk defa görüyorum resmini de, görmemiştim. Evet, başka ne var Oktar?

OKTAR BABUNA: Hocam, Süryaniler namaz kılıyorlar maşaAllah, Hıristiyanlardan. Namaz kılarlarken ki görüntüler Hocam, inşaAllah. Rüku, secde ve kıyam; üçünüde yerine getiriyorlarmış, Hocam maşaAllah. En büyük farkları diğer Hıristiyan topluluklardan; namaz kılmaları. Süryani namazı günde 7 vakit kılıyorlarmış. Namaz kılmak için önce bedensel ve ruhsal temizliğin şart olduğunu söylüyorlar. Namazları da müslümanlarınki gibi kıyam, rükü ve secdeden oluşuyor.

ADNAN OKTAR: Evet, MaşaAllah, MaşaAllah. Hz. İsa (a.s)’nın zuhurunun alametleri inşaAllah. Bütün Hıristiyanlar secdeye kapanacak inşaAllah.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Süryani Kilisesi papazı Gabriel Akyüz konuyla ilgili şu açıklamayı yapmış; “Hazreti İsa (a.s) daha yeryüzündeyken, kendi öğrencilerine Hıristiyanlığın temel ibadeti olan namazı ve duayı öğretiyor. Biz bu namazı İncil’den öğrenerek hala devam ettiriyoruz” demiş.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Allah hepsine nasip etsin. Bütün Protestanlara, Katoliklere, hepsine tek Allah’a inanmayı nasip etsin. Hepsine namaz, rüku ve secde nasip etsin, değil mi? İnşaAllah ve Resullulah Sallahu aleyhi ve sellem’e derin muhabbet nasip etsin. Kuran’a ittiba etmeyi, Allah onlara nasip etsin inşaAllah. Onlar bizim canlarımız, inşaAllah.

Elnur Esedov, Azerbaycan’dan yazıyor, evet.

OKTAR BABUNA: Bu Hocam sadece Süryanilere ait değil bu resimler, genel Hıristiyanların resimlerinden.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii, o kişi de Papa herhalde.

OKTAR BABUNA: Evet, Allah-u alem o şekilde, evet.

ADNAN OKTAR: Orada bak secdeye kapanmış, evet.

OKTAR BABUNA: Siz bunu söylemiştiniz ama Hocam daha önce; “hem Tevrat’ta hem de İncil’de namaz var” diye, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii bizim kitaplarımızda geniş olarak yer aldı, onları söyledik, teşvik de ettik, anlattık da, bu secdeler yayılmaya başladı, inşaAllah. Rüku, secdeler, kıyamlar inşaAllah. İnşaAllah oruç da tutacaklar inşaAllah, zekat da verecekler inşaAllah.

Elnur Esedov, Azerbaycan’dan yazıyor. “Selam” demiş. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Adnan Hocam necesiz? Benim babam dedem, kırk yaşında Risale-i nur okurken şükürler olsun rahat olirem. O okur ki ‘bu nurları men de gördüm’ dedi, zaten çok yaşamadı rahmetlik oldu.” diyor. Allah rahmet eylesin, amin. “Benim sorum, dedem hafiz idi...” Ben şimdi biraz iddialıydım da, “Azerbaycan diliyle yazsınlar okurum” diyordum ama o iddiamdan vazgeçiyorum. Hakikaten de zor biraz okumak. Şöyle yapsınlar, “sağ olun sizleri çok sevirik ailece” diyor. Ben de sizleri çok seviyorum, Azerbaycan bizim canımız, bütün Azeriler bizim canımız. Dua etsinler, şu pasaportlar bir an önce kalksın. Dışişleri Bakanımıza ısrarla dilekçe gönderin Azerbaycan’dan. “Bakanım, pasaportu kaldırın Allah rızası için” desinler, “Azerbaycan’da istemiyoruz.” Bismillah, oradan başlıyoruz, ikinci Suriye. Sonra sıradan gideceğiz Allah’ın izniyle, inşaAllah.

Evet, münafıklarla ilgili anlattıklarımı zaten şimdi kitap haline getiriyor kardeşlerimiz, yani bant çözümlerini hazırlıyorlar. Onu kitap haline getireceğiz. Münafıkları hakikaten bu kadar kapsamlı anlatan şu ana kadar kimse olmadı. Elhamdülillah. Yani bu kadar, yani çok iyi analiz eden; çünkü biz anlattıkça münafıklar köşeye sıkışıyorlar. Yani böyle ta ciğerlerine kadar münafıkları tarif ediyorum; bütün sanatlarını, kişiliklerini, özelliklerini. Çirkin sanatları vardır onların, bütün detayları tarif ediyorum. Öyle bir hale gelecekler ki artık münafıklar böyle nerdeyse eliyle konmuş gibi görünecek hale gelecekler, inşaAllah. Eskiden münafıklar çok rahat hareket ediyorlardı. Hakikaten kendilerince nefsanî bir rahata kavuşuyorlardı ama bundan sonra münafıkları tanıtacak bilgiyi verdikçe, onlar böyle kırmızı ışık gibi yanıp sönmeye başlayacaklar. “Ha…” diyeceksin, “bak münafık burada”, “Ha…” diyeceksin “münafık burada.” Her eyleminde anlaşılacak münafık, Allah’ın dilemesiyle, İnşaAllah. “Şeytan ölecek” derken, “Mehdi (a.s) devrinde;” bu kastediliyor, inşaAllah. Peygamberimiz(s.a.v)’in hadislerinde şeytanın, ne diyelim? Evet, “ölümü” diyelim İnşaAllah mevzubahistir, inşaAllah. Ne anlatayım Oktar?

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, PKK’lılar bir din adamını öldürmüşler Hocam. “Hakkâri'deki Hacı Sait Camii imamı Aziz Tan'ın sabah namazına giderken öldürülmesi, PKK'nın geçmişte din adamlarına yönelik yaptığı eylemleri hatırlattı” diye bir haber var Hocam. Kırk bir din görevlilerini öldürmüşler Hocam, ‘92 ile ‘96 tarihleri arasında, PKK.

ADNAN OKTAR: E kardeşim, tek taraflı. Susulursa bu devam eder, yani çünkü ilmi karşılık verilmesi lazım, felsefi yani bilimle, felsefeyle karşı atak gibi olunması lazım. Şimdi ne demişti bir arkadaşımız? “Dağda gezeceklerine, dağda duracaklarına insinler ovada, düz ovada siyaset yapsınlar” dedi. Düz ovada siyaseti, adamlar otuz yıldan beri yapıyorlar. Zaten düz ovada siyaset yapıyor adamlar ve sürekli kara kızıl propaganda peşindeler, komünist propaganda peşindeler, faaliyet yapıyorlar. Yani PKK komünist parti olduğuna göre, partiye eleman adamlar nasıl kazandırıyorlar? Propaganda, eğitimle kazandırıyorlar. Durduk yere PKK’lı olunur mu, eğitilmeden? Eğitim veriyor adam. Eğitildikten sonra komünist oluyor adam, PKK’lı oluyor. Bana Darwinist olmayan bir tane PKK’lı göstersinler, materyalist olmayan bir tane PKK’lı göstersinler, dinsiz olmayan PKK’lı göstersinler, terörist olmayan PKK’lı göstersinler, Leninist, Marksist olmayan bir tane PKK’lı göstersinler; tamamı bu tarzda. Buna karşı resmi karşı propaganda var mı? Hiç yok. Olmaz. Resmi olarak antikomünist, anti-Darwinist, anti materyalist, anti terörist propaganda yapılması gerekiyor. Bu, vakıf faaliyetleriyle, şahıs faaliyetlerle olacak gibi görünmüyor. Olmaz. Devletin de bu konuya el atması gerekiyor. Devlet el attı mı, bakın açıkça söyleyeyim, en fazla bir iki aya bu konu biter.

Aksini söyleyen varsa, Allah rızası için bana yazsın. “Yok, öyle değil bu, yanlış” diyen varsa ama bir kişi bana, koca Türkiye’den bir kişi bana yazsın. “Yok, o öyle değil” desinler. Herkes dediğimin doğru olduğunu biliyor, herkes. Bir veya iki aya biter, PKK. Çünkü fikri inanç temeli kalmamış oluyor, değil mi? Kardeşim bu, dinde de bu böyledir. Allah esirgesin, mesela imanını kaybetti bir adam, mücadele gücünü kaybediyor. Yani yenilmenin kökeninde iman zafiyeti yatıyor. Mesela Osmanlı’nın yıkılmasının sebebi Darwinizm’dir. Osmanlı’yı Darwinizim’le yıktılar, biz de Darwnizim’i yıkarak Osmanlı’dan daha büyük Türk İslam Birliği’ni oluşturacağız, bu böyledir. Yani kökeninde hep inanç yatar, inancını kaybetmiş bir topluluğu yenmek çok kolaydır, acayip kolaydır.

OKTAR BABUNA: Hocam tam söylediğiniz gibi bir haber vardı. Din-Bir-Sen genel başkanı Lütfü Şenocak, sizin söylediklerinizden sonra bunu söylemiş; “terörün pan-zehri din” demiş.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi bak burada bir eksiklik var; gider adamlara mevlit okursan, ondan sonra işte bu Şaşar Beşer Hoca’yı çıkarttırır da fıkhi konuları anlattırırsan, netice alamazsın. Oradaki sorun fıkıh eksikliği değil, iman sorunu var. Karşındaki adam komünist, Marksist propaganda yapmış, Darwinist propaganda yapmış, materyalist propaganda yapmış ve büyük bir kitle oluşturmuş materyalist ve Darwinist. Sen materyalist, Darwinist adama fıkıh anlatırsan adam ne anlar kardeşim? Mevlit okursan adam ne anlar? Hâşâ, alay eder. Onu kendi silahıyla yok edeceksin, değil mi? Ya anlayacağı dilde anlatacaksın ve Kuran’ın üslubuyla bunu halledeceksin. Kuran’ın üslubunda ne var? Bilim vardır. Putu bilimle kaldıracaksın, felsefeyle kaldıracaksın, onun üstüne Kuran’ı anlatacaksın. Bunu, Darwinizm’in yıkılmasının önemini, materyalizmin yıkılmasının önemini, Bediüzzaman anlatıyor Risale-i Nur külliyatında. Bakın; “her şeyden önce” diyor, “her şeyden önce maddiyyun ve tabiiyyun taunu tam susturacak tarzda, beşere ders vermektir” diyor. Bu taun durduğu müddetçe sen git, Şaşar Beşer’i gönder, bilmem, aşar koşarı gönder, netice alamasın. İstediği kadar anlatsınlar, netice alamasın sen. Fıkıh değil sorun. Sorun iman sorunu, Allah inancı, derinlik, derin iman, Allah sevgisi ve Allah korkusu sorunu var. Felsefeyle insanların imanını yıkmış durumdalar, epey bir kitlenin. Marksist-Leninist felsefeyle Darwinist-materyalist felsefeyle yıkmış durumdalar. Önce bu putun ortadan kaldırılması gerekiyor. Bunun için de bilimsel çalışma yapılması gerekir. Bilim adamlarının devreye girmesi gerekiyor. Biz yol gösteririz yardımcı oluruz. Biz yani o safhaya gelirse kolay, Allah için feda olsun canımız, yani millet için, devlet için İnşaAllah.

OKTAR BABUNA: Aslında kolay bir yol da göstermiştiniz Hocam, inşaAllah. TRT’nin bir kanalı var. Orada şarkılı türkülü programlar yapılacağına, bunlar anlatılabilir.

ADNAN OKTAR: Tabii, davul zurna ile halay çekeceklerine; hayır acil bir konu varken, PKK sürekli propaganda yapıyorken orada susulursa, bu olmaz. Programımız bitti mi, bitiyor mu?

SUNUCU: Siz nasıl isterseniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, yavaş yavaş bitirebiliriz.

SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Programımızı HarunYahya.TV internet sitemizden sürekli 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bize bildirebilirsiniz. HarunYahya.Net ve HarunYahya.Org adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz indirebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.TV internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kanal Avrupa ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.TV internet sitemizden devam edeceğiz. İyi geceler inşaAllah.

Bu eser 465 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Röportajı (26 Ağustos 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (27 Ağustos 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Röportajı (27 Ağustos 2010) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1237 download
Dinler Terörü Lanetler - 1190 download
Dinler Terörü Lanetler - 1106 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1056 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.

© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.