Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (8 Mayıs 2010)
Mayıs 2010
SUNUCU 1: Her akşam olduğu gibi bu akşam da sizlerle birlikteyiz. Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programını bugün Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv’den sunuyoruz. Konuğum bütün dünyada tanınan eserleriyle büyük yankı uyandıran, Kuran ahlakını anlatmak için hayatını bu yolda vakfetmiş, kıymetli yazarımız, Hocamız Sayın Adnan Oktar. Merhaba Hocam nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Merhabalar efendim çok iyiyim sizler nasılsınız?
SUNUCU 1: Bizler de iyiyiz çok sağolun.
ADNAN OKTAR: Bana kardeşlerim sorular göndermişler. Senin de soruların var.
SUNUCU 2: ‘’Sayın Hocam şu hadisi açıklar mısınız?’’, demiş biri. “Hz. Mehdi (a.s.) doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39)” yani bunu açıklamanızı istemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, inşaAllah. Bakın mesela bu müteşabih bir hadis Cübbeli’ye baksan der ki: “Ağrı Dağı’yla karşılaşacak, Subhan Dağı ile karşılaşılacak, dağla karşılaşınca dağın kenarından geçecek evine gidecek yahut işine gidecek faaliyetlerine devam edecek” diyebilir. Halbuki dağ gibi engeller kastediliyor burada büyük engeller, büyük olaylar kastediliyor müteşabih hadis açık. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) Ahir zamana göre düşünecek olursak, ne var; işte iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün, ateistlerin, Darwinistlerin, materyalistlerin, gizli teşekküllerin, sosyal siyasi baskılarına maruz kalacak, onların saldırılarına maruz kalacak ve o, bir yol bulup geçecek onları etkisiz hale getirecek, sonucunda bunu anlıyoruz inşaAllah.
Hocam diyor, “selamün aleyküm”, “ve aleyna aleyküm selam ve Rahmetullahu ve Berekatuhu’’. “Dünya İslam Birliği’nden ekonomik ve sosyal anlamda Müslümanların adalet ve güzelliği hakim etmesi gerektiğini dillendirmekten çekinen arkadaşlarımız var. Dualarında dahi anmıyorlar, sebep olarak da imanı kurtarma zamanı diyorlar. Said Nursi Bediüzzaman Hazretleri’nin ‘doğru her yerde söylenmez’ diye bir sözü varmış bunu söylüyorlar. Bu anlayışta olan arkadaşlarımız Irak bombalandı seyrettiler, Afganistan bombalandı seyrettiler, kah Ehl-i Beyti katlettiler bunları hak ettiler dediler, kah zaten Araplar Osmanlıları arkadan vurdular dediler. Bu durumun vebali var Müslümanın dünyada esenlik vazifesini taşımakla memur olduğumuzu söylediğimizde fitne çıkarmakla suçluyorlar. 28 Şubat’ı bahane edip, ‘ne bu yani gündeme taşıyıp yine başımıza problemleri getireceksiniz’ diyorlar. Bu mantığa göre, -Allah affetsin- müminin sabrı ve gayreti sunucunda gelen imtihanın zorlukları fitne olarak yorumlanıyor. Allah muhafaza cihat vazifesini ise fitne çirkinliği olarak görüyorlar” diyor. ‘’Nasıl böylesi bir kavram kargaşasına sokulabilir, bu, Mehdiyeti örtme çabası mı?’’ diyor. Afyonkarahisar’dan Fatma Hanım yazmış. Evet, tabii bu garip böyle düşünüyor olmaları çünkü Bediüzzaman öyle bir şey olsa kendisi böyle faaliyet içine girmezdi. 30 yılı hapislerde geçti, zor durumlarda kaldı. İttihad-ı İslam’ı ısrarla savundu, Mehdiyet de öyle zorluklarladır. Dua etsinler iyi olması için, inşaAllah. Fakat tabii iyice dikkatlice bakan neyin ne olduğunu anlamış oluyor. Bizim anlatmamıza gerek kalmıyor; Mehdiyetle, korkaklığın, pasifliğin, iman zafiyetinin arasındaki farkları görmüş oluyorlar yani biz ne kadar tarif etsek anlamazlardı insanlar ama böyle fiilen açıkça görünce, iman zafiyetinin insanları ne noktalara götürdüğünü, ne çizgiye getirdiğini gösterir. İmanı kurtarma zamanı; o zaman cihat yok, tebliğ yok, dini yaymak yok, Müslümanların birliği yok, çok acayip bir durum olmuş oluyor böyle bir şey olmaz tabii ki Kuran’a, hadise tam zıt bir mantık.
SUNUCU 2: Şeref Bey Konya’dan yazmış. “Ahir zamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm deccalı öldürdükten sonra, insanlar ekseriyetle din-i hakka girerler. Halbuki rivayet gelmiştir ki: ‘Yeryüzünde Allah Allah diyenler bulundukça Kıyamet kopmaz.’ Böyle umumiyetle imana geldikten sonra nasıl umumiyetle küfre giderler? İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani Rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hâl-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılab edecektir. Ve Kuran’a iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi ve İslâmiyet matbu makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak... istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey va'detmiş, elbette yapacaktır. Evet her vakit semavattan Melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (Hazret-i Cibril'in "Dıhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazreti İsa Aleyhisselâm'ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil. Belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va'detmiş ve va'dettiği için elbette gönderecek. (Mektubat 56-57). Hz. İsa (a.s.)'nın şahsı manevi olmadığını ve sonradan Müslüman olacak olan Hıristiyan aleminin başına lider olarak geçeceğini Bediüzzaman reddedilmez şekilde açık ve net olarak bildiriyor. Dualarınızı bekliyorum, selamlar. ‘’
ADNAN OKTAR: Bizim bu konularda daha iyi olmamız için bölüm bölüm böyle parça parça okumamız gerekiyor, inşaAllah önümüzdeki günlerde ona başlayacağız, inşaAllah.
“Ahmed b. İshak der ki: İmam Askeri aleyhi's-selâm'ın huzuruna gittim. Hazret buyurdu ki: Ey Ahmed b. İshak! O (Hz. Mehdi (a.s.), bu ümmete Hızır Aleyhisselâm ve Zülkarneyn gibidir”. Yani bu bir hadis. Kehf Suresi’nden bahsetmiş. Kehf Suresi 110 ayettir. 18. Suredir. 18 x 110 = 1980 tarihini vermektedir. Bu tarih Hz. Mehdi (a.s.)'nin vazifeye başlama tarihidir. Kehf Suresi baştan sona kadar Hz. Mehdi (a.s.)'ye de işaret eder. “Yukarıdaki rivayette bu hususa dikkat çekmektedir”. Doğru tabii “Hz. Mehdi (a.s.) bu ümmete Hızır (a.s.) ve Zülkarneyn gibidir” diyor. Bu ikisi de zaten Hızır (a.s.) kıssasında geçiyor. “Mehdi (a.s.) birçok yönden Hz. Hızır (a.s.)'a da benzeyecektir, Hz. Zülkarneyn (a.s.)'e de benzeyecektir” diyor. Tabii Zülkarneyn gibi olur, dünyaya hakim olacak, inşaAllah.
SUNUCU 1: Şimdi ben Resullerin Mücadelesi kitabınıza başladım, burada cehalet döneminden bahsetmeye başlamışsınız Kuran’dan yine birçok örnekle. Hz. İbrahim (a.s.) döneminden bir ilk baştan söz ediyor, burada o cehaletin içinden Hz. İbrahim (a.s.)’in Allah’ı keşfetmesi kendi kendisine fikir edinebilmesi o dönemde olabiliyor da şu dönemde hala keşfedemeyen insanlar var ve bilim bu kadar zekayı açtığı halde bunu keşfedemiyor insanlar. Bunun sebebini merak ediyorum, nasıl ne onların aklının karartan bu konuda?
ADNAN OKTAR: Kitle psikolojisi çok önemlidir yani kalabalığa uyma insanları en çok etkileyen odur, hatta diyor Allah: “İnsanların çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar” diyor. Mesela mahalleye gidiyor, bakıyor. Tabii her mahalle için değil bazı mahallelerde it-kopuk kimi, kimi züppelik yapıyor, kimi böyle yabancı artistlere özeniyor bakıyor hiçkimse Allah’ı anmıyor. O zaman kendi fikirlerinden şüphe ediyor acaba ben mi anormal düşünüyorum, bunlar mı doğru düşünüyor diyor ve bu kadar adamda anormal düşünemeyeceğine göre diyor bu kadar kalabalık kitle. Çünkü mesela profesör adam bakıyor Darwinist- materyalist, bir başkasına gidiyor adam Avrupa’da eğitim görmüş ama Allah’tan bahsetmiyor, “e o zaman bir bildikleri var herhalde” diyor. Halbuki o beyninin içinde Allah’ın ona gösterdiği bir film bu yani her insan müstakil imtihan olur, herkeste müstakil imtihan olmuş oluyor, onlar tamam dışarıda varlar ama, onları yaratan, onlara onu konuşturan Allah’tır. Ve imtihan gereği onlara öyle bir görünüm veriliyor. Dolayısıyla bu tip bir durumda iradelerini kullanamıyorlar, direnme güçleri kalmıyor. Topluma teslim oluyorlar halbuki aklına, vicdanına teslim olması lazım, aklına vicdanına telsim olacak adam, toplumun geneline kalabalığa teslim olmuş oluyor, o zaman da Kuran’ın o hükmünü yerine getirmiş oluyor, yani “insan” diyor Cenab-ı Allah, değil mi? “Çoğunluğa uymasın“ diyor özetle Cenab-ı Allah. Ben mesela eğer çoğunluğa uymuş olsaydım bu tarz bir tavrım olmazdı. Çünkü ben mahallemde de böyle bir tavır görmüyordum yani çok nadirdi, mahalledeki arkadaşlarım kendi alemindeydi herkes işinde gücündeydi, eğlencesinde. Lisede de böyleydi benim dindar arkadaşım yoktu, hatırladığım kadarı ile yoktu. Dolayısıyla yani gerçek anlamda dindar benim anladığım anlamda yoktu, vardı ama o tarzda yoktu. Eğer ben toplumun geneline uyacak olmuş olsaydım bu tarzda olmazdım. Kendi vicdanımla müstakil karar verdim. Mesela Akademiye gittim Akademideki arkadaşlarıma da uyabilirdim, bütün okul Marksistlerin kontrolündeydi yani çeşitli fraksiyonların etkisindeydiler onlara da uymadım. Kendi vicdanıma uydum sonucunda da güzel neticeler aldık. İnsanın en doğru yapacağı hareket kendi vicdanına uymasıdır, Allah’a tam teslim olmasıdır.
SUNUCU 1: Peki size göre dindarlık kavramı nasıl gelişiyor bir kişide yani hangi kişilere dindar diyebiliriz?
ADNAN OKTAR: Samimi insana dindar deriz, Allah’tan korkana dindar deriz, Allah’ı sevene dindar deriz, Kuran’a saygıyla bağlanana dindar deriz, Kuran’ın hükümlerinin bütün dünyanın uygulaması için gayret edene dindar deriz, Kuran’ı yaşayan insan yani özetle Kuran’ı yaşayan insan dindar. Kuran’ın bütünü, kısım kısım değil yani canının istediği yerler değil, canının istediği yerde olursa olmaz.
SUNUCU 2: Hocam Allah’a bağlı olup Allah’ın var ve bir olduğunu düşünüp ibadetlerini yerine getirmiyorsa bu kişi yine dindar mıdır?
ADNAN OKTAR: Çok samimi ise zaten Allah ona dindarlığı açar, geliştirir yani eninde sonunda o dindar olur zaten. Mühim olan Allah’ı çok sevmesi, Allah’tan korkması ve çok samimi olmasıdır. Gerçek anlamda samimi olmasıdır, çünkü her insan kendisini samimi zanneder. Hatta derler insanlar kendi kendisini beğenmezse çatlar ölür derler yani. Her insan kendini beğenir. Hatta tip olarak da çok beğenirler keşfedilmemiş bir maden gibi görür insanlar kendilerini genelde öyledir. Fakat tabii işin doğrusu samimi bakıldığında anlaşılır. İnsan kendisini samimi değerlendirdiğinde gerçeği görmüş olur.
SUNUCU 1: Hüsnü Erdoğmuş: “ ‘O zat Hz. Mehdi (a.s.) bütün Ehli İman’ın iman edenlerin manevi yardımlarıyla ve İttihat-ı İslam’ın muhanetiyle İslam Birliği’nin yardımlaşmasıyla ve bütün ulema ve evliya’nın alimlerin ve velilerin ve bilhassa Al-i Beyt’in neslinden özellikle Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli çok sayıda bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla Peygamber (s.a.v.)soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla o vazife-i uzmayı büyük görevi yapmayı çalışır’. Bediüzzaman Hicri 1400 yılında geleceğini bildirdiği Hz. Mehdi (a.s.)’ın Bediüzzaman’ın yukarıdaki sözünde açıkladığı vazifeleri yapacağı vakit gelmiştir. Bu görevler Bediüzzaman’ın devrinde olmamıştır. Fakat Bediüzzaman’ın tabiriyle asıl beklenen büyük Mehdi (a.s.)’nin devrinde Hz. Mehdi (a.s.) sağken, hayatta iken bu görevleri yapacaktır. Bediüzzaman’ın bu açıklaması çok net ve açıktır. Bu açıklamayı anlamazlıktan gelmek dil eğip bükmek küçük düşürücü bir gayrettir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu görevleri yapmasını ve zuhurunu hiç kimse engelleyemez. Çünkü Allah’ın kaderini kimse değiştiremez İnşaAllah.”
SUNUCU 2: Aslında burada bir soru var Hocam ama ben onu farklı bir dille yani farklı bir düşünceyle sormak istiyorum. Aslında aynı konu ama biraz faklı kelimeler. Şimdi haşa Allah’ın varlığı hakkında kötü şeyler söyleyen insanlar olabilir. Allah’a inanmayan O’nun var ve bir olduğuna inanmayan insanlar olabilir. Böyle ateistlere karşı Allah’ı sevmeleri için O’nun var ve bir olduğunu, O’nun bu dünyayı yarattığını, O’nun bizi yarattığını, hani Allah’tan bahsetmek her şeyin Allah sayesinde olduğunu söylemek için daha fazla, daha güzel cümlelerle bunu anlatmak için ya da onun bunu anlayabilmesi için ne yapmalıyız ne söylemeliyiz ki ona, onu ikna edebilelim o da inansın?
ADNAN OKTAR: Bir insanla karşılaştığımızda o insanın ruhen normal olup olmadığını bir kere değerlendirmek lazım. Akıl durumu nedir? Zeka durumu nedir? Akli dengesi nasıldır? Kişiliği karakteri nasıldır? Şuuru açık mı? Şuuru açıksa ne derece şuuru açık? Samimiyeti ne derece, onu tespit etmek lazım. Mesela alenen deli tipler oluyor toplumda yani dengesiz. Gidiyorlar kızara kızara kulaklarına kadar kızarıp onunla tartışıyor. Halbuki deli adam belli, akıl almaz münasebetsiz mantıklarla karşısına çıkıyor günlerce tartıştıktan sonra gidip sinirinden ağlıyor. Yani o da onun çok dengesiz olduğunu gösterir mesela bak ben senle konuşuyorum sen said karakterlisin, kişiliğin anlaşılıyor konuşulunca. Mesela bakışlarından dengeli bir insan olduğun anlaşılıyor normal bir insansın makul bir insansın. Ama artı olarak vicdanlı olduğun anlaşıyor. Samimi bir kişiliğe sahip olduğun anlaşılıyor. Mesela daha konuşulsa vicdani kanaatine dair detaylar görülebilir. Bunu tespit ettikten sonra anlatmak çok kolaydır. Ama toplumda genellikle öyle yapılmıyor. Ne kültürüne dikkat ediliyor ne akli dengesine dikkat ediliyor ulu orta anlatıyor ve başını belaya sokuyor. Çok ters etki meydana getirir o zaman o. Toplumda ruh sahibi insanlar gerçekten vicdanı açık şuur sahibi insanları bulduğunda ona özenle ve sabırla İslam’ı anlatmak lazım. Onlar böyle çiçek gibidir yavaş yavaş açılırlar. Yani ciddi şekilde tedirgin edilmezse yani böyle anormal bir görünüm verilmezse vicdanlarına da hitap edilirse açılırlar onlar. Ama bak Allah diyor, burada bir sır vermiş Allah, “insanların çoğu iman etmez” diyor Allah. Bir kere bu konuda bu kesin, yani toplumda bunu bileceğiz, böyle bir şey olduğunu bileceğiz. “İman edenlerin çoğu da Allah’a şirk koşmadan iman etmez” diyor. Yani çıkara dayalı iman ederler. Mesela evlilik, diyor ki adam; “ben seni alacağım” diyor, “tamam” diyor. “Sen başını kapatırsan, namaz kılarsan, orucunu tutarsan, ben seninle evlenirim” diyor. “Ne demek” diyor, “emrin olur” diyor, “derhal yaparım tabii ki” diyor. O saf da ona inanıyor. Onun hakikaten Müslüman olduğuna inanıyor. Halbuki bak adamın şartı açık, “benimle evlenirsen” diyor, “bunu yapacaksın” diyor, şart koşmuş, onun için yapıyor onu. Adam açıkça söylüyor zaten, Allah rızası için yapmıyor. Şirk koştuğunu bile bile onu kabul ediyor ve son derece mutlu oluyor, böyle çok vaka vardır. Veyahut mesela çok zengin oluyor, iş yeri oluyor adamın, geliyor, anında hemen namaza başlıyor. Zaten onu görür görmez namaza başlıyor, o da seviniyor. Halbuki orada bir şirk olduğu açık. Yani çocuk olsa anlar. Samimi iman etmeleri için akıllı bir tavır göstermek gerekiyor, akıllı bir üslup kullanmak gerekiyor. Çünkü samimi imanın dışındaki iman geçerli değildir, Allah kabul etmez onu. Puttur o, put düşüncedir. Çünkü diyor Allah, “bir kısmını Bana getirirler” diyor Allah, “bir kısmını putlara getirirler” diyor. “Ben hepsini putlarına veririm” diyor Allah, “hepsi putlarının olur” diyor, “Ben almam” diyor, “Bana verdiklerini” diyor. Onun için kendilerini öyle akıllı zanneden, uyanık zanneden çok büyük bir kitle olur her toplumda, her yerde olur. Buna dikkat etmek gerekiyor. Ben mesela dengesiz bir insana dini anlatmam. Havadan, sudan konuşurum, yani hiçbir şekilde konuşmam, daha Türkçesi muhatap olmam. Hayır kızacak tarzda değil, şefkat gösteririm ama bağlantı kurmam. Çünkü risklidir. Belli ki sorun çıkacak, eninde sonunda sorun çıkar. Yani daha Türkçesi onun kahrını çekmek lazım oluyor. Çünkü belli ki sarhoş sohbeti gibi olacak, boş konuşacak, münasebetsiz konuşacak ve seri olarak münasebetsizlik, bir de akılsızlık gibi bir bela vardır. Akılsız olduğunu bilmez akılsız.
SUNUCU 2: Evet, hala akıllı diye diretir.
ADNAN OKTAR: Bilmiyorum, etrafınızda görüyorsunuzdur mutlaka, akılsızlar vardır.
SUNUCU 2: Evet, görüyoruz.
ADNAN OKTAR: Normal olduğunu zanneder akılsız kendini. Mesela ittir, aşağılanıyordur, rezildir, sürünüyordur ama olağanüstü akıllı olduğunu, bir de etrafına da akıl da dağıtır o. Akıl küpü gibi görür kendini. Bol bol da böyle, cömerttir onlar akıl dağıtmada, herkese de akıl dağıtır; “şu böyle olsun...” Halbuki yolda yürümekten acizdir, iki lafı bir araya getiremez. Başı beladan hiç eksik düşmez ama yine akıl verir. Onun için önce akıllıyı bulmak gerekiyor, akıllı insanı, ruh sahibi, Allah’ın ona ruh üflediği, şuuru berrak bir insan ve vicdanı berrak bir insan ve doğrudan teklif de olmaz. Mesela diyorlar ki, direkt “şimdi namaz kıl”, adama. “Selamün aleyküm, namaz kılıyor musun?” Böyle olmaz. Önce Allah’a olan inancını iyice pekiştirmek lazım. Yani Allah’a inancı fludur insanların. Büyük bir bölümü öyledir insanların. Yani hep tereddüt, mütemerrittir, ayet var, Kuran ayeti de var. “Tereddütler içinde bocalar dururlar” diyor Allah. Elliye ellidir, bazen Allah’ın var olduğuna inanır, bazen olmadığına inanır ama çok güçlü delillerle, akılcı iman hakikatleri denilen, mesela hayvanlardan, bitkilerden, biyolojiden, paleontolojiden, her şeyden deliller verdikten sonra, o kafasında pekişmeye başlar. İyice kafasında onu muhkem hale getirdikten sonra, çok güçlendirdikten sonra, Allah’a karşı onun içinde coşku meydana gelir, sevgi meydana gelir ve imanın lezzetli olduğunu görür, imanın rahatlatıcı olduğunu, zevk veren yani nefsine de hoş geldiğini görür. Bir de bakar ki en zevkli şey iman. Yani yemek yemek, gezmek, şu bu falan her şeyin üzerinde olduğunu anlar. İmanın özel zevki vardır. Allah nefse zevk verecek şekilde yaratmıştır imanı. Bu zevki aldığında, iman zevkini aldığında o tamamdır. Ondan sonra güzel açıklamalarla, güzel anlatımlarla o çizgiye girer. Bir de dini zorlaştırmak çok büyük bir tehlikedir. Şeytana hizmet olur o. Dinin kolay olduğunu ona göstermek gerekir. Çünkü Allah ayette diyor, “Hz. İbrahim dini gibi kolaydır” diyor. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. Ne kadar zorlaştırırlarsa, o kadar Allah’ın beğeneceğini zannediyor, bir kısım cahiller. Halbuki ne kadar zorlaştırırsan o kadar şeytana hizmet etmiş olursun. Ne kadar kolaylaştırırsan Allah’a o kadar hizmet etmiş olursun, Allah’a yaklaştırmış olursun ama tabii bunlar ehl-i sünnet inancı içerisinde hareket edilmesi gerek, yani Kuran’a ve sünnete uygun olması lazım. Kendi kafasına göre bir kısım yeni türediler var, ibadetleri değiştiriyorlar, dini değiştiriyorlar, bambaşka bir şekle getiriyorlar. “Melekler yok” diyor, “kader yok” diyor, “namaz yok” diyor, “oruç yok” diyor, her şeye bir açıklama getiriyorlar. Bunu kastetmiyorum. Sahabe döneminin kolaylığı, sahabe döneminde dinin netliği olması lazım. Bir de gerçekten iman eden bir insanın anlatımı çok etkili olur. Gerçekten anlayan, imanı anlayan, çünkü imanın bir sırrı vardır, kendisine has gizli bir sırrı vardır. Onu fark ettikten sonra bir kişi çok şuurlu olur, çok keskinleşir o. Onu toplum da anlar. Mesela imanı zayıf bir insanın dini anlatmasına insanlar çekinmezler. Mesela hemen anlarlar onun sahtekar olduğunu. İmanı zayıf olanın üslubundaki yapmacıklık, sahtekarlık, riyakarlık, klasik karaktersizdir. Dini bir meta olarak kullanır o, haşa, ama gerçekten iman edenden küfür çok çekinir. Anlarlar onu, gücü önemli değil onun, çevresi de önemli değildir. Onun için mesela, Hz. Musa (a.s.)’dan toplum çok korkmuştur, o devirde Müslümanların dışında. Çok tehlikeli bulmuşlardır. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’den çok korkmuşlardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’e her şeyi teklif ettiler. Vazgeç dediler peygamberlikten. O, “Dünya’yı bir elime verseniz, Ay’ı bir elime verseniz yine vazgeçmem” dedi. Çünkü Allah’ın emri, vazgeçmeyeceği belli. “Bize yönetici ol” dediler, “ne istiyorsan yapalım, bütün malı mülkü verelim ama yeter ki vazgeç” dediler. Her şeyi teklif ettiler, hiçbir şeyi kabul etmedi Peygamberimiz (s.a.v.). Çünkü gerçekten iman ediyor, doğru iman ediyor. Mesela sahte bir Peygamber olmuş olsa, o teklifi kabul eder ama gerçek Peygamber olduğu için asla kabul etmez. Mesela Mehdi (a.s.) de öyledir Mehdi (a.s.)’den müthiş korkacaklardır. Çünkü Mehdi (a.s.) de hadislerde geçen çok imanlı olması, imanı çok güçlüdür. Samimi ve kesin kararla iman etmiştir. Net Hakka'l-Yakîn iman etmiştir Mehdi (a.s.). Hakka'l-Yakîn iman eden bir insan bütün dünyayı fethetme gücüne sahiptir, bakın bir kişi olsa bütün dünyayı fethetme gücüne sahiptir. Tek başına onun için Mehdi (a.s.)’ye ‘’Bakiyetullah’’ denir. Allah’tan bakiye yani “ene bakiyetullah” diyor, hadiste var, Kabe’nin kenarında ‘’Yarabbi ben bakiye kaldım ben” diyor. Ki önemli lakaplarından bir tanesidir. Allah ona kahredici bir güç verecektir. Kahredici bir etki gücü verecektir ve küfür hiçbir şekilde dayanamayacaktır. Mum gibi eriyeceklerdir. Hepsini Allah fikren aşağılayarak, çökerterek, tuzağa düşürerek, hastalıklarla, belalarla güçsüz hale getirip kırıp geçirecektir. Akıllarını ellerinden alacaktır ve Mehdi (a.s)’ye karşı hiçbir güç dayanamayacaktır. Mesela Allah’ın gizli bir yöntemidir bu, akıllarını ellerinden alır. Aklı elinden alındı mı bir toplumun gücü yetmez. Mesela yüz bin kişi olsa aklı elinden alındı mı mücadele gücünü kaybetmiş oluyor. Allah diyor zaten “onlar”, çünkü diyor Allah bak açıklama yapıyor “çünkü onlar” diyor, “çünkü akıl etmez bir kavimdir” diyor. Yani bedenleri zayıftır, kasları güçsüzdür, paraları yok, tankı, topu yok demiyor. “Çünkü akıl etmez bir kavimdir” diyor, aklı gitti mi gücü de gitmiş oluyor, artık o boş işlerle uğraşmaya başlar, delice işlerle uğraşır, kendiyle uğraşır, boş işlerle uğraşır. Ve dolayısıyla yenilmeye çok açıktır, çok rahat yenebiliriz. Mehdiyetin karşısında Allah bütün güçleri aklını alarak, ekonomik güçlerini kırarak, psikolojik yıkım meydana getirerek, Mehdi (a.s.)’nin karşısında çok pasif ve cılız hale getirecek Allah ve getirdiğini de görüyorsunuz ve Mehdi (a.s.) bu ortamda çok rahat fikren onları ezecektir. Hatta diyor, “küçük bir çocuk” diyor, “aslanlarla oynar” diyor Tevrat’ta. Mehdi (a.s.)’a işaret ediyor, küçük bir çocuk. “Onları ehlileştirir ve emrine sokar” diyor. Yani vahşi hayvanlar bile emrine giriyor, en azgın teröristi iti kopuğu bile baş eğecektir, güçleri yetmeyecektir Mehdi (a.s.)’ye karşı.
Tabii İslam’ı tebliğde en önemli bir konu, mühim bir olduğu için genişletiyorum; put ortadan kaldırmaktır. Bir adamın putu dururken “gel sana tebliğ yapayım” olmaz. Adam akıllı dahi olmuş olsa, eğer putu varsa, puta tapıyorsa, mutlaka putunun bir kırılması lazım. Mesela Hz. İbrahim (a.s.) ne yaptı? İlk putları kırdı. Put kırmadan tebliğ olmaz. Hz. Musa(a.s.) ne yaptı? Putu kırdı. Değil mi? Buzağı heykeli yaptılar, tapıyorlardı. Onu parça parça etti. Peygamberimiz de putları kırdı, Kabe’de. Putları kırdın mı adamın kafası berraklaşır, artık tebliğ kolay hale gelir. Asrın putu da Darwinizmdir. Bu putu Mehdi (a.s.) kıracaktır. Putun kırılmasından kalpler temiz hale gelecek. Onun üzerine iman hakikatlerini anlatıp, İslam ahlakını dünyaya hakim edecektir inşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin imanından bütün dünya etkilenecektir. Bütün dünyaya feyz ve ışık saçacaktır Mehdi (a.s.). Farkına bile varmayacaktır belki, belki de farkına varacaktır. O devrin kutbudur o. Şöyle diyeyim; güneşe bir ayna koyarsak, o aynadan güneşin ışığı yansır. Binlerce aynayı karşısına koyarsan, o ışık onların hepsine yansır. O aynaları birbirine tutarsın, onlar da birbirini yansıtır. Bir yansıma metodu meydana gelir. Burada da aynı şey olacaktır, Mehdiyette de aynı şey olacaktır. Ve oluyor yani onu da göreceksiniz inşaAllah. Dikkatlice takip ederseniz bunun olduğunu görüyoruz inşaAllah. Bu da Mehdi (a.s.)’nin geldiğini gösteriyor inşaAllah.
SUNUCU 2: Yani şu an Mehdi (a.s.) var mı? Yaşıyor mu şu anda?
ADNAN OKTAR: Hadislere göre ve Bediüzzaman’a göre, benim gördüğüm delillere göre net ve kesin olarak Mehdi (a.s.) var. Yani ikinci bir açıklaması yok. Çok net.
SUNUCU 2: Aykut Aygüneş, Konya’dan. “ ‘Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın’ (Al-i İmran Suresi, 103). Cübbeli'ye göre müteşabih ne ayet-i kerime, ne de hadis-i şerif var. Hepsinin düz anlamlarıyla anlaşılmaları gerekiyor. Halbuki, Al-i İmran Suresi 103. Ayet-i kerime'de belirtilen "Allah'ın ipi" Kuran-ı Kerim'dir, Allah'ın hükümleridir. Allah'ın hükümlerini tam uygulayın anlamına gelir. Ayet-i kerime'de bildirilen ip, bildiğimiz ip anlamında değildir. İmam Gazali Hazretleri İhya'sında bu konuyu delil vererek çok detaylı anlatır. Cübbeli aşırı derecede cahil. Kendi kafasına göre birçok şeyi yanlış açıklıyor. Müslümanlar en doğru bilgiyi böyle insanlardan değil, muteber ilmihal kitaplarından ve büyük alimlerin yazdığı eserlerden öğrenirler. Mesela Ömer Nasuhi Bilmen Hoca'nın Büyük İslam İlmihali çok güvenilir bir fıkıh kitabıdır. Allah hepinize selamet ve bereket versin, selamün aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Estetik konusunda kardeşimiz sormuş. Kuran’dan ayet vermiş. Nisa Suresi, 119. “Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim”, küfrün özelliğidir, boş kuruntularla uğraşırlar, “onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim. Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.” Allah’ın yarattığını değiştirecekler. Bu estetiğin haram olduğuyla ilgili bir ayet değil. Estetik derken, şimdi adama araba çarpıyor, çenesi kayıyor adamın. Şimdi bunun çenesi kayık mı dursun? Düzelttirecek. Burnu kırılmış çocuğun, çocukken, küçükken, eğilmiş, yan tarafa gitmiş. Onu düzgün hale getiriyor. Onu düzgün hale getiren de Allah. Onun burnunu kırıp o hale getiren de Allah’tır, düzelten de yine Allah’tır. Oradaki estetik ameliyat mı olmuş oluyor, fıtrat mı değişmiş oluyor? Biri birisinin suratına bir şey yapıyor mesela, Allah vermesin, fıtratı değişmiş, suratı değişmiş oluyor.
SUNUCU 2: Peki, zevkten, zevk uğruna yapılan estetikler, yani beğenmediği için, çirkin bulduğu için değiştirdiği estetikler?
ADNAN OKTAR: İnsanın güzel olması güzel bir şey, Allah güzeldir, güzeli sever. İnsanı güzelleştiren de Allah’tır.
SUNUCU 2: Yani bu haram mıdır? Allah’ın yarattığı bir canlıyız sonuçta, hani kendimizi çirkin bulup bir estetikle kendimizi güzelleştirsek bu haram mıdır Allah Katında?
ADNAN OKTAR: Mesela bunu yanlış uyguluyorlar. Ben bazı bayanlarda görüyorum öyle. Mesela “Allah’ın yarattığını değiştirmek olmaz” diyor. Yani çok acayip bir görünüm alıyorlar. Bakmıyor kendisine, garip bir görünüm alıyor. Kendisinin insanı güzelleştirmesi, temiz hale getirmesi nezafettir, güzelliktir. Mesela Allah’ın yarattığı saçını ellemezse adam uzar, topuklarına kadar gider, onu kestiriyor, Allah’ın yarattığı saçtır, onu düzeltiyor. Tırnakları da uzar, ellemese Allah’ın yarattığını bozmayayım diye tırnağını, olmaz. Bu buna benziyor, hepsinde bunlarla bağlantılı ama genişletebilirim tabii, şimdilik bu kadarla geçsem yeterli olabilir, evet.
SUNUCU 2: Peki.
ADNAN OKTAR: Ne yapalım, yine devam edelim. Evet, Burhaneddin Kansu, Adana.
SUNUCU 2: ‘’Biz Müslümanlar, Kuran ahlakının ve İslamiyet'in bu yüzyılda bütün dünyaya hakim olmasını, Hz. Mehdi (a.s.)'nin çıkışını ve Hz. İsa (a.s.)'nın nuzülünü büyük şevk ve heyecanla bekliyoruz. Cenab-ı Allah'ın ayetinde bildirdiği kesin vaadinin tecelli edişini önümüzdeki yıllarda göreceğimize iman ediyoruz, inşaAllah. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır” Nur Suresi, 55. ayet.
Cenab-ı Allah vaadine sadık olandır. İslamiyet'in bu yüzyılda dünyaya hakim olmayacağını kesin bir dille anlatanlar, Yüce Rabbimiz'in vaadi kısa süre içinde gerçekleştiğinde nasıl utanacaklar kim bilir? Hz. Cebrail (a.s) ve Hz. Mikail (a.s), kırk altı bin (46,000) Melek imam Mehdi'nin yardımcıları ve yoldaşları arasında olacaktır. Tarihin her döneminde Melekler Müslümanlara yardım etmiştir ama insanlar açıkça Melekleri görmemişlerdir. Bu muhteşem olaylar Melekler aleminde açıkça görülebilen olaylardır. Cübbeli'nin bu hadisi, Melekler’in Hz. Mehdi (a.s.)'nin yanında apaçık görüneceği ve Hz. Mehdi (a.s)'nin hiçbir zorlukla karşılaşmayacağı şeklinde yorumlaması gerçekten büyük yanlış. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.)'nin yaşamının çok büyük zorluklarla, eziyetlerle, hapislerle geçmesi ve en sonunda Allah'ın izniyle muvaffak olması Hz. Mehdi (a.s.)'nin hadislerde bildirilen en önemli alametlerindendir. Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)'ye hiçbir silah, bomba, tank etki etmeyecek diyerek büyük hata yapıyor. Hz. Mehdi (a.s.)'nin Cübbeli'nin dediği gibi özellikleri olsa Deccal onun yanına bir adım bile yanaşamazdı. Deccal'in fitnesinin özellikle Hz. Mehdi (a.s.)'ye yönelik olacağı Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in hadislerinde açıkça geçmektedir. Cübbeli müteşabih hadisleri açıklamayı ve yorumlamayı bilmiyor, o yüzden çok büyük hatalara düşüyor.’’
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ömer Soyarslan, Bolu.
SUNUCU 1: “İbni Abd-il Hamid tefsirinde diyor ki; Muhammed b. Fadl, Hammad b. Zeyd'den, O da Yahya b. Atik'den, O da Muhammed b. Sirin'den, O da Müslüman olmuş kitap ehli birisinden rivayet ettiler ki: ‘Allah, gökleri ve yerleri altı günde yaratmıştır. Rabbimin yanında bir gün, sizin dünya hayatında saydığınız bin yıl gibidir. Ve dünyanın eceli altı gündür, yedinci günde Kıyamet kopacaktır. Altı gün gitmiştir ve siz yedinci gündesiniz’”. “Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti: ‘Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir. Müellifin görüşü, bu hadis-i şerife gösteriyor ki, Ümmet-i Muhammed'in ömrü en az 1400 yıl olacaktır’ (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, s. 89)”. “Cübbeli'nin sahih olan bu iki hadis-i şerifi çok dikkatli incelemesi gerekir. Ümmetin icabet ömrünün 1500 yılı aşmayacağı hadis-i şeriflerde çok açık görülüyor. Bu durum Hz. Mehdi (a.s)'nin bu yüzyılda geldiğinin çok açık ve net delilidir. Bu hadis-i şerifleri Suyuti naklediyor. Cübbeli ümmetin ömrünün 1500 yılı aşmayacağıyla ilgili hadis-i şerif yok diye yemin ediyor. Hadis-i şeriflerin var olduğu açıkça belli olduğuna göre, tevbe, istiğfar edip, sarih olarak ispatı olan bu gerçeği söylemesi gerekir. ‘’
ADNAN OKTAR: Evet İstemihan Kıvanç, Tekirdağ’dan.
SUNUCU 2: “Her Müslüman yaşadığı süre boyunca İslam ahlakını dünyaya hakim etmek için gayret göstermelidir. İslam hakim olduğunda da Müslümanların manevi bir lideri olacaktır ve bu lider Hz. Mehdi (a.s.)’dir. Bazı alim kişilerin İslam ahlakı bu yüzyılda yüzde yüz hakim olmayacak İslam ahlakının bu yüzyılda hakim olması kesinlikle mümkün değil demesi ve kesin hüküm oluşturması onlara büyük bir sorumluluk getirir. Bir kısım insanlarda sözlere inanmasa o da ayrı bir sorumluluk getirir. “Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin çünkü kafirler topluluğundan başkası umut kesmez” Yusuf Suresi 87. ayet.
ADNAN OKTAR: Evet Derya Güzelyurt, İstanbul.
SUNUCU 1: “Hz. Mehdi (a.s.)’nin omzunda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’deki Nübüvvet mührü bulunacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)’nin omzunda Peygamber (s.a.v.)’in alameti vardır. Hz. Mehdi (a.s.)’nin omzunda Peygamber (s.a.v.)’in nişanı vardır. Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi (a.s.)’nin iki omzu arasında Hz. Muhammed (s.a.v.)’de olduğu gibi açık bir alamet olan Nübüvvet mührü olacaktır”. “Cabir Semure’den rivayet edilmiştir. ‘Resullullah (s.a.v)’ın mührü güvercin yumurtası kadar bir yumru idi.’ Abdullah Sercisten rivayet edilmiştir. ‘’Resullullah (s.a.v.)’ın iki küreği arasında sol küreği bölümü tarafında üstü siğilleri andıran beneklerle dolu peygamber mührüne baktım.’’ Ebu Said Yezip’ten rivayet edilmiştir. ‘’Gözüm Peygamberimiz (s.a.v.)’in iki omzu arasındaki mühre ilişti.’’ Hz. Mehdi (a.s.)’nin Resulullah (s.a.v.)’de olduğu gibi sırtında mühür olması çok hayret verici ve büyük bir mucize. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’yi görmek onun talebesi yardımcısı olmak nasip olur.”
ADNAN OKTAR: Gazanfer Naif Kırklareli.
SUNUCU 2: “Hz. Cebrail (a.s.) ve Hz. Mikail (a.s.), kırk altı bin (46.000) Melek İmam Mehdi'nin yardımcıları ve yoldaşları arasında olacaktır (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar -Ahmet ibn-i Haceri Mekki (Heytemi) (Beklenen Mehdi'nin Alametleri, sayfa 47)”. Cübbeli Ahmet Hoca'ya göre Cebrail (a.s.), Mikail (a.s.) ve 46000 Melek Hz. Mehdi (a.s.)'nin yanında açıkça görülecektir ve Hz. Mehdi (a.s.)'ye tank, top, bomba gibi hiçbir şey etki etmeyecektir. Halbuki hadis-i şeriflere göre deccal Hz. Mehdi'(a.s.)ye işkence edecektir, hapsedecektir. Hz. Mehdi(a.s.) çok çile ve zorluklarla karşılaşacak, bu yüzden ona tabi olan insanların sayısı çok az olacaktır. Cübbeli Ahmet'in izahlarıyla hadis-i şeriflerin anlattığı olaylar çelişiyor. Cübbeli bu konuda çok büyük, tarihi bir hata yapıyor.”
ADNAN OKTAR: Doğru. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Aslında bu tarihi hatayı düzeltiyorsunuz. Dün de programda bahsettiniz.
ADNAN OKTAR: Ben onu bahane ediyorum. Aslında o bir zihniyet. Cübbeli garibanın teki, ben oturup onunla bir derdim olmaz da fakat o mantık, mücadele edilmesi gereken bir mantık. Onu düzeltmeye çalışıyorum inşaAllah. Evet. Şimdi yine bir sayfa açayım. Kısa bir konu arıyorum. Evet. Rıza Atik, Isparta’dan.
SUNUCU 2: “İnsanların Hz. Mehdi (a.s.)'yi tanıyamamalarının bir hikmeti de Allah'ın Hz. Mehdi (a.s.) üzerindeki korumasındandır. Resulullah bir hadis-i şerifinde; "Allah halkın nefislerine karşı zulmü, cefası ve israfı yüzünden, onu (Hz. Mehdi (a.s.)'yi) halktan gizleyecektir" (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 162). Cübbeli'nin Hz. Mehdi (a.s.)'ı tanıyıp tanımamaması, bu yüzyılda gelmedi, gelmeyecek de demesi hiç önemli değil. Allah Hz. Mehdi (a.s.)'yi bu yüzyılda inşaAllah zuhur ettirdi, Resullullah (s.a.v.) vesilesi ile de Müslümanlara müjdeledi. Müslümanlar Hz. Mehdi (a.s)'ı çok büyük bir çoşkuyla bekliyorlar. Allah inşaAllah bize de kendisini görmeyi ve yakınlarından olmayı nasib eder. Adnan Hocam da televizyonda röportajında "İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebesi olurum" demişti.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman diyor ki: “Mütemerrit zındıkaya tam galebesi” diyor, işte “bazı insanlara görünmemeye başlar” diyor. Mütemerrit zaten inatçı olmasının sebebi tereddüt içinde olmasıdır. Yani karar verememesinden kaynaklanıyor. Mütemerritin özelliği odur. Böyle inat etmek, direnme özelliğinin kökeninde Allah’a imanındaki sorunu, kafasındaki hastalığı olmuş oluyor. Onu öyle bir ilave bilgi olarak söyleyeyim.
Yusuf Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım: “(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık, onlara" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler.” Hani diyorlar ya, işte kadınlar çok etkileyicidir. Kadın sesi olmaz, işte. Erkek de etkileyici oluyor demek ki. Bak kadınlar olağanüstü etkilenmişler, Hz. Yusuf (a.s.)’dan. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Yaşar Alp kardeşimiz demiş ki: “Sayın Hocam, sizin vesilenizle ahlakımda çok güzel değişmeler oldu. Şeytanın Enaniyeti isimli kitabınızı okudum. Merak ettiğim, enaniyetli bir insanla konuşurken, terslemeden o kişiye tavrının yanlış olduğu nasıl hissettirilebilir?
ADNAN OKTAR: Terslemeden? Akla bağlı, o andaki akıcılığına bağlı konunun. Yani tek bir model veremeyiz. Samimi olarak konuşursak, o samimiyet içerisinde o kendini gösterir. Net bir formül pek veremeyiz. Bir de insanlar çabuk ters etkiye girerler. Onlara güzel tavır göstermek en akılcısı olur inşaAllah.
Sen oku Kuran ayetlerini, ben oradan açıklayacağım inşaAllah. Devam edelim Yusuf Suresi’nden. 32. ayetten.
SUNUCU 1: Tamam. “Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. Bu, bize ve insanlara Allah'ın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların çoğu şükretmezler." Çok güzel.
ADNAN OKTAR: Devam edelim, o sayfayı tamamen sen oku.
SUNUCU 1: “Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı?" "Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisi'nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler." "Ey zindan arkadaşlarım, ikinizden biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak, kuş onun başından yiyecek. İşte hakkında fetva istemekte olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir." İkisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: "Efendinin katında beni hatırla." Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı. Hükümdar: "Ben (rüyamda) yedi besili inek görüyorum, onları yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru. Ey önde gelen (kahin-bilginler,) eğer rüya yorumluyorsanız benim bu rüyamı çözüverin" dedi.”
“(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum." Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir. Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı. Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Biri: "Ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken gördüm." dedi. Öbürü: "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi" dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz." Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim."
ADNAN OKTAR: Kalbinizi açar, ruhunuza ferahlık verir Kuran, berekettir. Özellikle ezberde olursa insan beyninde Kuran kalırsa insan beynine de şifadır. Aklına şifadır. Çok büyük bir güzelliktir.
OKTAR BABUNA: Nuh’un gemisiyle ilgili yeni görüntüler var Hocam inşaAllah. İçine inmişler. Çok net görüntüler bu sefer. Bunlar yeni Hocam inşaAllah, daha tam dünya medyasına bile tam yayılmadı. İçini gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Buz kaplamış.
OKTAR BABUNA: Evet buzulların altındaymış Hocam inşaAllah. Zaten söylediklerine göre şey diyorlar, ‘’4000 metre yüksekliğe mümkün değil’’ diyorlar, bunu çıkartmak böyle bir şeyi öyle bir yanlışlamaya kalkmışlardı. Böyle bir şeyi çıkarmak mümkün değil, buzulların altında zaten ancak helikopter gibi çok üstün teknolojiyle olacak bir şey. O bile öyle bile mümkün değil, şeklinde açıklamaları var. Burada tahta kirişleri gösteriyor, kolonları. Hatta eliyle vurarak tahta sesi de çıkartıyor böyle, göstermek için. Biraz Çince anlattıkları için sesini kısmıştım inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anlatsınlar ne olacak, Çince dinleriz.
OKTAR BABUNA: Tahtaya vuruyor o şekilde Hocam inşaAllah. Biraz nefes nefeseler, hava oksijen yetersizliği de olabilir. Çok yüksekte ve buzulun altındalar Hocam inşaAllah. Böyle iplerle sarkarak iniyorlar zaten gemiye. Geminin keşfi sırasında bir tevafuk düşerek bulmuşlar zaten. Birisi düşüyor. Tahtaları bulduktan sonra o şekilde.
ADNAN OKTAR: Allah düşürmüş.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Her yerden tahta çıkıyor bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Hepsi tahta değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. Bir de şey görüntüsü var Hocam onu da göstereyim mi? Fotoğraf krokisini yapmışlar neyin ne olduğuna işaret olarak, şöyle bir şey çizmişler Hocam inşaAllah. Böyle bir kroki hazırlamışlar, büyük bir boşluğu var geminin, onun içinde ki görütüleri de çizmişler ayrıca böyle.
ADNAN OKTAR: Böyle bir yapısı var öyle mi?
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Elips tarzında mı oluyor gördüğüm kadarıyla? Ama sadece bir kısmı var sadece orada, değil mi orta kısmı?
OKTAR BABUNA: Orta kısmı. Böyle bir yerden merdiven gibi inerek sanki, öyle çizmişler, resmetmişler.
ADNAN OKTAR: Ağrı Dağı’nda bu?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. 4800 yıllık olduğu söyleniyor. 4000 metrede yükseklikte buzulun altında bulmuşlar.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim Allah-u alem bulunmuş. Bütün milletimize hayırlı uğurlu olsun. Yani bu delil tamamdır.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah sizin söylediğiniz de hep çıkıyor zaten maşaAllah Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Bakın ben dedim, Mehdi (a.s.) devrinde harikalar peşpeşe. Hz.Nuh (a.s.)’un gemisinin bulunması çok olağanüstü bir olaydır, çok büyük bir olaydır. Bak ilk kutsal emanetlerden bir tanesi bulunmuş oldu, bir. Bunun arkası gelecek. Ne dediysem çıkıyor değil mi? Bir, iki, üç hepsini görecekler teker teker.
Aklına gelen bir soru vardı senin?
SUNUCU 2: Bedenle ruhu ayırma olayı doğru mudur? Yani bedenle ruh ayrılır mı? Bedenden ruh ayrılabilir mi böyle bir imkan var mıdır?
ADNAN OKTAR: Ayrılır tabii, yani her akşam biz uyuduğumuzda ruhumuz bedenimizden ayrılıyor zaten.
SUNUCU 2: Mesela yaşarken ama ölmeden önce, ölünce zaten ruhumuz ayrılıyor ama, ölmeden önce nasıl desem Hocam, yani bedenden ruhu ayırıp hani ruhumuzla başka bir yerde olup başka şeyler yapabilir miyiz? Ama tekrar bedenimize geri ruhumuzu koymak şartıyla. Böyle bir şey olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle, hipnozda bedenden ruh ayrılır. Ama o tarz bir olaya ait bir delil yok. Senin dediğin tarzda bir delil yok. Ama hipnoz zaten uyku hali olduğu için adam ölmüş oluyor zaten, dolayısıyla bedeninden ayrılmış oluyor ruhu. Bunu söyleyebilirim.
Ne diyorsun Oktar Hocam böyle değil mi?
OKTAR BABUNA: Nuraniyet kesbetmeyi anlatmıştınız Hocam o şekilde bir şey olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Ama ona giremeyiz şimdi. Yani o ayrı bir konu. Bir nevi vücudu ruh haline geçiyor, nuraniyet kesbediyor, ondan sonra zaten Meleklerle bağlantı mümkün oluyor. Yani başka bir boyuta geçmiş oluyor. Orada Hızır (a.s.)’la görüşebilir, Meleklerle görüşebilir şahıs, o şimdi bizim detaylı olarak tarif edeceğimiz gibi, anlatacağımız gibi bir konu değil. Yani anlatsam da herhalde o kadar anlaşılmaz gibi geliyor bana. Risale-i Nur’da Bediüzzaman biraz anlatıyor, İmam Rabbani’nin Mektubat’ında bu konulara dikkat çekilir biraz. Ama ben yüzeysel bu kadarını söylesem herhalde bu günlük yeterli olabilir. İnşaAllah.
Oktar Hocam başka neler var?
OKTAR BABUNA: Hocam siz büyük olaylar olacak demiştiniz, hakikaten arka arkaya çok büyük olaylar oluyor. Bu Meksika Körfezi’nde de Amerika yakınlarında bir petrol kulesinde batma olmuş, oradan sürekli petrol sızıntısı var ve Amerika sahillerine vurmaya başlamış. Bunu durdurmaya çalışıyorlar şimdi Hocam inşaAllah. Bu da çok büyük bir olay Amerikan hükümetinin önlem almaya çalıştığı. Onunla ilgili gazete haberleri var.
ADNAN OKTAR: Göreyim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Meksika Körfezi’nde petrol kulesi sızıntısı” diyor, Deepwater Horizon sondaj kulesi, geçtiğimiz hafta yaşanan patlamanın olduğu yangın yüzünden Meksika Körfezi’nde battı ve bütün Amerikan sahillerini etkileyen bir kirlenme başlamış Hocam inşaAllah. Onunla ilgili başka bir haber daha vardı, onu da göstereyim inşaAllah. “Petrol sızıntısı ABD’ye ulaştı” diyor. “ABD Sahil Güvenliği, Meksika Körfezi açıklarındaki çöken platformun kırılan bir borusundan sızan petrolün, Amerika'nın güney sahillerine ulaşmaya başladığını duyurdu” diyor. Burada olay yeriyle ilgili görüntüler de var, “5000 varil petrolün suya karıştığı tahmin ediliyor. Louisiana'da olağanüstü hâl ilan edilirken, ABD Başkanı Barack Obama, yardım için tüm kaynakların seferber edileceğini söyledi. Kıyı bölgelerinde yaşayan bazı sakinler, petrolün kokusunu alabildiklerini belirtiyor.”
ADNAN OKTAR: Evet bunlar peşpeşe gerçekleşecek olaylardan, belki de küçük olaylardan bir tanesi, ama peşpeşe olaylar devam edecek. Dikkat ederseniz, ediyor da.
OKTAR BABUNA: Bu İzlanda’da ki volkan da faaliyetine devam ediyormuş Hocam. Onunla ilgili bir haber vardı. Eyyafyallayöküll'ün, yani yanardağın ismi, sakinleşmeye niyeti yok diyor. “Avrupa hava trafiğini felç eden İzlanda'daki yanardağ yeniden kül püskürtmeye başladı haberi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama işte bu dünyada çok etkili olmaya başlarsa, dünyayı rahatsız etmeye başlarsa, ulaşımı engellerse, yani dünyada bir paniğe sebep olursa bölgede, bu da biraz uzunca sürerse duman zuhurunun da bu olduğunu anlarız. İnşaAllah.
Ama Nuh’un gemisi net bulunmuş. O fotoğraf tamam, ben zannettim öyle kuşkulu bir durum var, bir şey var, o açıklama yok yani orada bu çok net. Buzulların altında olması, çok çok net. Tabii maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da tam zaman olarak da çok manidar Hocam yani, yüzyıllardır belki aranıyor ama 2010 yılında, tam Ahir zamanda..
ADNAN OKTAR: Tabii, bakın 2010 yılında ortaya çıkıyor. Bundan sonra zaten diğerleri de devam edecek çıkmaya inşaAllah. MaşaAllah.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Güzel sevimli canlılar var, onları gösterelim mi onu?
ADNAN OKTAR: Bakayım.
ADNAN OKTAR: Mehdi(a.s.) devrinde özellikle buna dikkat çekilmiş, vahşi hayvanların kaynaşacağı, birbirlerine zararı olmayacağı özel hadisle, Tevrat’ta da var bu, hadislerde de var. Mehdi(a.s.) devrinin özelliklerinden der. MaşaAllah baksana. Vahşi hayvan bu mesela bir seferde kapar.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, zarar da verebilir, severken bile zarar verebilir, onu da çok dikkatli bir şekilde onu da yapmıyor.
ADNAN OKTAR: Evet Oktar Hocam başka neler var?
OKTAR BABUNA: Havuç yiyen bir tavşan var Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak Allah insanların hoşuna gitsin diye ne kadar büyük nimet yaratıyor. Hakikaten insanın ruhunu gıdıklıyor adeta çok acayip sevimli, çaresiz kalıyor insan böyle. Baksana şu mavişe, bak dile bak, yüzü de şu kadar falan bir şey. Bundan mı çıkıyor bu sesler?
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: İslam’ın ve ekonomik gelişme, Türkiye ile ilgili haberler var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam bakayım.
OKTAR BABUNA: Avrupa Birliği, ‘’Avrupa’da en hızlı büyüyecek ülke Türkiye’’ diye açıklama yapmış Hocam. “AB Komisyonu, Türkiye'nin bu yıl yüzde 4,7 ve gelecek yıl yüzde 4,5 ile Avrupa'nın en hızlı büyüyen ülkesi olacağını bildirdi. Avrupa Birliği Komisyonu'nun 2010 Bahar Ekonomik Tahminler Raporu’nda,” ki tahminleri söylüyor Hocam aşağıda da inşaAllah. AB zor durumdayken ekonomide siz söylemiştiniz Türkiye’yi o kadar etkilemeyeceğini ekonomik krizin.
ADNAN OKTAR: Bak o kadar etkilemeyecek dedim. Az etkileyecek, ama Avrupa’yı çok şiddetli etkileyecek dedim değil mi? İki yıl önce söyledim, tam anlamıyla çıktı. Kutsal emanetler bulunmaya başlayacak dedim, bak Bismillah Nuh’un gemisinin bulunması çok çok büyük bir olay ve net o. Yani net.
OKTAR BABUNA: Hemen söylediğinizin akabinde oldu yani, arka arkaya bir kaç defa tekrar ettikten sonra o oldu Hocam.
ADNAN OKTAR: Ve dinsizlere de çok büyük bir tokat bu. Çok ağır bir tokat. Yani Allah’ın dediğinin doğru olduğunu görmüş oldular.
OKTAR BABUNA: ”İslam ülkelerinden devrim gibi bir atılım” diye bir haber var Hocam inşaAllah. “Ekmeleddin İhsanoğlu'nun liderliğindeki İslam Konferansı Örgütü, 57 ülkenin katılımıyla bağımsız İnsan Hakları Komisyonu kuruyor.” Bunlar da sizin söylediğiniz doğrultuda, hem İslam ülkelerinin birleşmeye, İslam Birliğini oluşturmaya böyle adım adım gelişiyor maşaAllah.
Bu kayıp çocuk konularını gündeme getirmiştiniz Hocam inşaAllah, onunla ilgili bir haber var. “1680 çocuk kayıp ve ses vermiyor” diye bir haber var Hocam. Siz önemine dikkat çekmiştiniz bunun. “Türkiye genelinde 18 yaş altı 1680 kayıp var. Yüzde 35'i parçalanmış aile çocukları. Polisler kayıpları ararken idari engellerden yakınıyor” diyor, o şekilde devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Mehdiyet devrinde böyle tek bir tane vaka olmayacak Allah’ın izniyle. Tek bir tane vaka yani inşaAllah. Her şey en güzel şekilde olacak. Bu konularda da hiçbir şekilde insanlar acı çekmeyecekler. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir kişinin görmediği bir rüyayı gördüm demesinin yalan olduğunu bildirdiği bir hadis geldi önüme.
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: İbni Ömer (r.a) rivayet ediyor: “Yalanların en büyüğü kişinin görmediği rüyayı gördüm demesidir.” Buhari’den Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bayanlar arasında da çok yaygın, beyler arasında da çok yaygın. Yani anormal yalan söylüyorlar. Şimdi mesela bir delikanlıyla evlenmek istiyor, işte ‘’bir rüya gördüm’’ diyor, ‘’nedir? Hayırdır’’ diyor, onlar da kuş gibi ona inanıyorlar, işte ‘’sen beyaz bir ata binmiştin’’ diyor ve gökten iniyor hep ne hikmetse böyle, ‘’kolumda iki Melekle indiğimi gördüm’’ diyor, hayırdır inşaAllah artık sen düşün ne anlama geldiğini diyor. O saf da inanıyor ona hakikaten öyle bir manevi bir işaret olarak görüyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de yalanlamış değil mi? ‘’Bu hatalı bir harekettir’’ diyor inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu sabah bir evrim programına katıldık Hocam inşaAllah bir radyoda sizi temsilen, bir tane evrimci çıkarmışlar, tam sizin söylediğiniz doğrultuda sıkıştırınca proteinlerin olamayacağını ikrar etmeye başladı. Bayağı bir kaçmaya çalıştı önce böyle, ama proteinlerin olamayacağını söyleyince orada bayağı bir ikrar ettirdik Hocam inşaAllah. MaşaAllah. Bir de maddenin gerçeğini anlatınca, orada da “evet” dedi, “dünya da bir simülasyondur” dedi, orada kendisi ikrar etti. “Biz de bu simülasyonun içindeyiz” şeklinde bir ifadesi de oldu bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Süper olmuş. O zaman onu yayınlayalım birçok yerde. İnşaAllah, çok iyi olur. Videoya aldınız mı?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam ses kaydı var. Çarşamba günü 14:00 ile 15:00 arası yayınlayacaklar radyo kanalı kendisi.
ADNAN OKTAR: Radyo kanalı değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam radyo kanalı inşaAllah. Hollandalı bir sunucusu vardı, o da böyle evrimci olmasına rağmen ikrarları oldu onun en sonunda hatta sosyal Darwinizm konusunda biraz da karşı çıktı. Dedi ki, güçlüler ayakta kalır zayıf olan yok olur mantığını savunuyordu evrimci katılımcı, Hollandalı olan da evrimci olmasına rağmen “o kadar da değil, mesela ben yaşlı bir teyze gördüğüm zaman veya hasta onu koruyup kollarım, şefkat hissim uyanır” dedi. Böyle değildir, insanların arasında öyle olmaması gerekir diye o şekilde bir müdahalesi olmuştu.
ADNAN OKTAR: Vicdanlı ve makulmüş işte, böyle insanlarla konuşma çok önemli. Bak vicdanının sesini dinlemiş samimiyetsiz değil gördüğüm kadarıyla. İnşaAllah.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Bu Hürriyet Gazetesi’nde ve bazı gazetelerde bir haber çıktı. ‘’Hepimiz biraz Neandertaliz’’ diye. Bu Neandertal adamını pişirip pişirip getiriyorlar gündeme.
ADNAN OKTAR: Hepimiz biraz Neandertaliz?
OKTAR BABUNA: Neandertaliz evet. Neandertal insanının... Göstereyim mi haberi Hocam inşaAllah? Neandertal insanının gen haritası çıkarıldıktan sonra yapılan ve bilim dergisi Science’da yayınlanan araştırma, bugünkü insanın genlerinin %1 ile %4’ünün modern insanın en yakın akrabası olan Neandertal’den geldiğini belirtiyor, diyor. Neandertal insanlarını bilmeyenler için, 440 bin yıl önce ortaya çıkan ve 30 bin yıl önce nesli tükenmiş insan türü. Hatta insanların kafatası, siz açıklamıştınız, biraz daha büyük bir insan böyle. Flütleri var, iğneleri var, medeniyet yaşamışlar.
ADNAN OKTAR: Fasılcı olan Neandertaller mi? Evet, mağaralarda değil mi? Müzik aletleri kullanıyorlar. Beyin hacimleri bayağı büyük yani. Normal insandan da büyük.
OKTAR BABUNA: Büyük evet. 1600 cc. Beyin hacimleri var. Normal insanın 1400 ile 1500 arası olurken.
ADNAN OKTAR: Dolayısı ile evrimi yıkan bir delil o.
OKTAR BABUNA: Zaten artık, siz söylemiştiniz Hocam, son çabaları. Böyle yaygara tarzında ve hiç alakasız şeylere girmeye başladılar, panik ile, can havli ile.
ADNAN OKTAR: Sen Oktar Hocam, devam edelim elindeki bilgilerle, bakalım başka neler var.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Hocam bu, mutasyon ile canlıların geliştiğini söylüyorlardı. Siz de patoloji ve asimetri olması lazım gelir diyordunuz. Böyle bir kelebek var, bunu nasıl mutasyon ile açıklayabiliyorlar?
ADNAN OKTAR: Bütün kelebekler böyle süslü, ama bu orijinalmiş. Bakın, orada ne var ise, orada da o var. Bak orada ne varsa, öbür tarafta da var. Mutasyon tek bir taraftan vurur, dolayısı ile tek tarafta patoloji olması lazım. Ama onlara göre, başak türlü bu mantık. Ama bunlar, onları yalanlıyor. İnşaAllah. Evet, simetri onları çökertti, inşaAllah. Bir de altın oran inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Onunla ilgili çok güzel bir film var hazırlayayım mı Hocam onu?
ADNAN OKTAR: Bakalım evet.
OKTAR BABUNA: Buldum Hocam inşaAllah. Bu dikdörtgenlerin hepsinin özel bir yapıları var. Şimdi altın oran deyince, sayıları böyle topladığınız zaman, mesela 0 ile 1, bir ediyor. 1 ile 1 iki, 2 ile 1 üç, her son iki sayının toplamı yantarafına yazıldığı zaman bu şekilde bir dizi devam ediyor. Bu sayılardan bir tanesini, bir önceki sayıya böldüğümüzde 1.618’lik bir oran çıkıyor. Bu Fibonacci diye ortaçağda bir matematikçinin keşfettiği bir şey. Allah canlılarda milyonlarca yıldır Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bu oranı kullanarak sanatının mükemmeliğini gösteriyor. Bu dikdörtgenler bakın şimdi, hepsi Altın Oran’la özel dikdörtgenler, bunu gösterecek. Deniz kabuklularının sarmallarında, kozalaklarda, diğer canlılarda, mesela burada görüldüğü gibi, kulakta. Bakın hep spiraller altın oran ile yaratılmış maşaAllah. Mesela çiçeklerin görüntüleri var. Bu çiçeklerin burada görüldüğü gibi, sağa ve sola doğru olan sarmallarının oranları hep 1.618. Bu küsuratlı sayı çıkıyor, mutlaka.
ADNAN OKTAR: Mutasyonda böyle bir şeyin olması mümkün değil. Mutasyon tahribat yapar. Yani bunu herhangi bir noktadan vurur, dağıtır ve bambaşka bir şekle sokar, bozar.
OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah. Hatta Hocam son olarak araştırmalarda, dalgaların düşerken yaptıkları bu eğrilerin de altın oran ile yaratıldığı ortaya kondu.
ADNAN OKTAR: Deniz dalgalarını diyorsun.
OKTAR BABUNA: Evet, altın oran ile düşüyorlarmış Hocam. Düşerken o tepelerinde yaptkları kıvrımlar altın oranlı bir dikdörtgene sığıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bakın burada görüldüğü gibi. Bir de uzaydaki, yani bu yine canlılara devam ediyor. Bakın burada gördüğünüz gibi, mesela Nautilus canlısının sarmalları hep altın oral ile, 1.618’lik oran çıkıyor. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, bu matematiği yaratanın da Allah olduğunu, canlıları yaratanın da Allah olduğunu kanıtlar mı bu şekilde Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Evrimcilere dev bir darbe bu. Yani sırf buradan bile konu bitmiş oluyor. Altın oran ile de bitiyor. Simetriden de bitiyor. Proteinlerden bitiyor, her yerden bitiyorlar.
OKTAR BABUNA: Uzaydaki hatta galaksilerin Hocam sarmalları oluyor böyle, Samanyolu Galaksisi’nde olduğu gibi. Bunların da altın oran ile yaratıldığı keşfedildi Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. İnsanların yüzdeki oranları, ellerdeki, parmaklardaki, hep altın oran çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Hürriyet durup durup bir şeyler söylüyor.
OKTAR BABUNA: Siz sıkıştırınca can havli ile ne yapacaklarını şaşırdılar. Normalde yaratılışı ispatlıyor bu yani. Neanderthal, tabii ki benzeyeceğiz, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Çok normal, normal bir insan ırkı.
ADNAN OKTAR: Tabii yani. Zenci ırkı var, Japon ırkı var, değil mi? Türk ırkı var, yani Allah birçok ırk yaratmış. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Irklar ile ilgili bir fotoğrafım vardı onu göstereyim mi? Ikrlar ile ilgili.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
OKTAR BABUNA: Bunlar Aborjin yerlileri Hocam inşaAllah. Uzak Doğulular bu şekilde oluyor, mesela Çinli bebek.
ADNAN OKTAR: Çok şekermiş maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir Eskimo. Avrupalı bir bebek. Pigmeler Hocam bunlar. Normal, modern insanlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, bak eğer evrimcilerin eline geçse bunların fosilleri kimbilir ne diyecekler?
OKTAR BABUNA: Evet, direk atası diyecekler, doğru, dediğiniz gibi Hocam maşaAllah. Afrikalı zenciler, dolayısı ile, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, insan ırklarını oluşturan, mevcut olan genlerin değişik kombinasyonları. Kesinlikle insan ırkına has, bambaşka bir gen, ayrı bir protein, ayrı bir enzim yok. Hz. Adem (a.s.)’den beri var olan genlerin değişik kombinasyonları meydana getiriyor bunları, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama senin en önemli bugün anlattığın şey, Nuh’un gemisi ile ilgili açıklaman. Çok çok mühim haber, net kanaatim geldi, çünkü hiçbir açıklaması yok. Ben fotoğrafların sahte olabileceğini düşündüm hatta, onun için temkinli konuştum. Burada olay bitmiş, yani net gemiye ulaşmışlar.
OKTAR BABUNA: Her tarafa vurarak da kanıtlamışlar zaten.
ADNAN OKTAR: Çok açık. Yani yaşı itibari ile de çok açık, her yönden çok açık.
OKTAR BABUNA: Söylediklerinde de şunu söylüyorlar zaten. Oraya çıkaracak bir teknoloji yok. O tahtaları hani iddia etmişlerdi bir ara, öyle tahtalar getirip, Ağrı Dağı’nın 4000 metre yüksekliğine çıkarıp, buzulların altına kondu diye. Teknolojik olarak da mümkün değil o diyorlar.
ADNAN OKTAR: 5000 yıl önce adamlar getirip tahtayı oraya koydurtmuşlar diyor öyle mi? Adam deli mi, adam niye koysun oraya 5000 yıl önce tahtayı. Yani Ağrı Dağı’nın tepesine gemi niye yapsın adam, değil mi? Evet, mesela bitmiş, yani artık onların uzatacağı bir şey yok, inşaAllah. Çok net kanıtlanmış, inşaAllah. Bizim siteye de koyalım. Daha kapsamlı hale getirelim, çok net.
Evet, Zümer Suresi 24 ve 25. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz inşaAllah.
SUNUCU 2: “Allah’a karşı yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde doğruyu yalanlayandan daha zalim kimdir?. Kafirler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok? Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince; işte onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır. Rableri Katında dileyecekleri her şey onlarındır. İşte bu, ihsanda bulunanların ödülüdür. Çünkü Allah, onların (dünyada) yaptıklarının en kötüsünü temizleyip-giderecek ve yaptıklarının en güzeliyle ecirlerini verecektir. Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur. Allah, kimi hidayete erdirirse, onun için bir saptırıcı yoktur. Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?”
ADNAN OKTAR: Burada şimdi Mehdi (a.s.)’ye bakan, Ahir Zaman’a bakan yönlerine bakalım inşaAllah. “Allah kuluna yeterli deği mi?” diyor Allah. “Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar.” Ben cezaevinde karşılaşmıştım bu ayet ile, 86’da. Daha önce söylemiştim ya. Kuran’dan herhangi bir ayet açayım dedim. Açtım, çok üzerimde baskı vardı, kardeşlerle de bağlantı kuramıyorum diye. Kuran’dan bir işaret olsun dedim, bu ayet çıkmıştı, çok hoşuma gitmişti. “Allah kuluna kafi değil mi?” MaşaAllah. “Allah kimi hidayete erdirirse,” ki Mehdiyet’e bakan bir ayet. “Onun için saptırıcı yoktur.” Yani deccaliyet onu etkilemez. Darwinistler onu etkilemez. “Allah intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?” Allah, küfürden, dinsizlerden intikam alacak diyor Allah. Yani onları etkisiz hale getirecek, onların gücünü kıracak inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’a karşı yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde doğruyu, Kuran’ı yalanlayandan daha zalim kimdir?” Allah’ın hükmüne göre hareket edin diyor Cenab-ı Allah. Kuran’a karşı yeni yeni fikirler geliştirmek, Kuran’a karşı yeni anlatımlar geliştirmenin haramlığını Allah vurguluyor. Tam Kuran’a göre hareket edeceğiz. Yapmacık, suni izahlar, yeni yeni helaller, haramlar çıkartmayın diyor Cenab-ı Allah. “Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince;” Doğru, zaten Kuran’dır. Doğrulayan da, Müslümanlar’dır inşaAllah.
Evet bitmiş vaktimiz. Ne yapıyoruz, yarın hangi kanaldayız?
SUNUCU 1: Yarın Kanal Avrupa’dayız. Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren Harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Kanal Avrupa ekranlarından takip edebilirsiniz. İyi akşamlar.