Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15835 tanesi Türkçe, toplam 19133 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Güneydoğu Olay TV'deki Canlı Röportajı (4 Mayıs 2010)
Mayıs 2010
SUNUCU 1: Hayırlı akşamlar. Her akşam olduğu gibi bugün de sizlerle beraberiz. Konuklarım, Evren Hanım, Seda Hanım ve Merve Hanım hoş geldiniz. Ve tüm dünyaca tanınan, eserleriyle büyük yankı uyandıran, Kuran ahlakını anlatmak için kendi hayatını bu yolda vakfetmiş Sayın Hocamız, değerli yazarımız Adnan Oktar. Hoş geldiniz Hocam.
SUNUCU 1: Hoş bulduk. Nasılsınız Hocam? İyi misiniz?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun çok iyiyiz. Sizleri de iyi gördüm maşaAllah.
SUNUCU 1: Bu akşam da sizden gelen soruları Hocamıza yönlendireceğiz. Soru ve görüşleriniz için ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Evet Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: İstersen bir soru sor. Var mı sorun?
SUNUCU 1: Sorumuz var. Hakan Aslan İstanbul’dan soruyor. “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu.
SUNUCU 1: “Sizin röportajlarınız başladıktan sonra, Türkiye’deki ünlülerden de sizin fikirleriniz doğrultusunda açıklamalar gelmeye başladı. Örneğin en son Galatasaray Futbol Takımı Kaptanı Arda Turan’ın röportajını okudum. Birebir sizin röportajlarınızda söylediğiniz konulara değindi. Açıklamalarında; Lazı, Kürdü, Türkü, Çerkezi diye bir ayrım olmayacağından, bu toprakların savaşmak için değil, kardeşlik içinde yaşamak için olduğundan bahsetmiş. Ve sizin önemle dikkat çektiğiniz bir konu olan doğru olan konularda iktidara destek vermeliyiz, yardım etmeliyiz sözünüzde olduğu gibi “iktidarı sevip sevmememiz önemli değil. Güzel adımlar attığında biz de onlara destek olmalıyız. Bu ülke için mücadele etmeliyiz” demiş. MaşaAllah Hocam, ünlü-ünsüz fark etmiyor. Müslüman kardeşlerimizin hepsi sizi birebir dinliyor ve takip ediyor. Saygılar sunarım.”
ADNAN OKTAR: Şimdi, Türk, Kürt, Çerkez hepimiz kardeş olalım deniyor tamam bu güzel. Ama materyalist ve Darwinist ise toplum, yani o yönde eğitiliyorsa bu çok güç olur. Adam ben Kürdüm der, kültürüm geleneğim ayrı. Ayrı olmak istiyorum der. Öbür bir başkası da ben Çerkezim der benim geleneğim ayrı der. Onun için birleştirici bir unsur gerekiyor. Birleştirici unsur dindir. Yani milleti millet yapan unsurların başında gelir din. Eğer dinin birleştiriciliği olmazsa, aile kavramı da kuşkulu hale gelir. Yani ailenin, devletin kökeninde din vardır. Ve ahlakın kökeninde de din vardır. Dolayısıyla Marksist felsefe biliyorsunuz, dini hedef olarak alır. Ve dini birçok yönde toplumu bağladığına, tuttuğuna inanırlar. Dolayısıyla Marksist felsefenin hakim olduğu toplumlarda, aile mutlaka çökecektir. Devlet mutlaka çökecektir. Devletsiz bir toplumu hedefler Marksist düşünce. Dolayısıyla millet kavramına da karşı olur. Çünkü enternasyonel bir kafa var biliyorsunuz. Yani millet kabul etmez komünist düşünce. Dolayısıyla dinin toplumda tam anlamıyla yerini alması gerekiyor. Ama tabii bağnazlık, tutuculuk, gericilik şeklinde de alırsa bu da felakettir. Bu çok tehlikeli. O zaman gülen yüz göremeyiz. Sanatı göremeyiz, bilimi göremeyiz, estetiği göremeyiz, sevecenliği göremeyiz. Yani göremeyeceğimiz binlerce konu olur. Birçok şeyi göremeyiz. Onun için aklı başında samimi dindarların öne çıkması, samimi olarak dini savunması lazım. O öbür türlü meydan yobazlara kalır. Yani cahil, böyle ahmak insanlara kalır. Onlar da istediği gibi ahkam keserler. Veyahut hiç alakası olmayan donuk tiplere kalır. Yani ne dinsiz, ne dindar ama dini savunan tipler de var biliyorsunuz. Onlar da insanların dine bağlılığını içten içe kemiren kişilerdir. Mesela son derece lakayt, soğuk birisini çıkarıyorlar. Dine, Allah’a karşı sevgisi olmadığı açık belli. Oturup onu konuşturuyorlar. O insanın, kalbini karartır öyle insanlar. Çünkü dinde kalbe hitap çok önemlidir. Hal alması lazım, yani dinleyen kişilerin manen o kişilerin gıdalanması lazım. Yani ruhunun rahatlaması lazım. Ama onu dinlerken adamın ruhu kapanıyor. Adamın içi kararıyor. Belli yani dinden rahatsız olduğu adamın ve ondan kurtulmaya çalışan bir üslup var. Böyle bir sistem olmaz. Ama mesela aydın olan, aklı başında, samimi insanların, Kuran’ı gerçekten seven, Peygamberi gerçekten seven insanların, cesur ve samimi olarak ortaya çıkmaları çok güzel netice verir. Çok candan bir ortam meydana getirir. Sonunda toplumda, dünyada herkes mutlu olur. Bakın Yunanistan’da rahipler duaya çıkmışlar ekonomik krizin durması için. Yunanistan tam anlamıyla çöktü şu an. Panikten dolayı çökme daha da artıyor. Şimdi ekonomik krize panik daha beter çökme meydana getirir. Mesela kalp krizinde de öyledir. Kalp krizi geçiren insan eğer panik olursa daha da beter kriz gelişir. Yani şiddetlenir. Ekonomik krizde de öyle, panik arttı mı kriz öldürücü noktaya doğru gider. Şu anda Avrupa’da da panik başladı. Tek sebebi egoistlik ve bencilliktir. Yani dinin sıcaklığının, diğergamlığın kalkması. Fedakarlık kalktı mı, koruyuculuk hissi kalktı mı toplum çöker. Egoist toplum mutlaka çöküyor. Herkes kendini kurtarmanın peşinde olursa, o zaman mal da para da kabz olunuyor. Kasılıp kalır. Yani yayılmaz. İnsanlara dağıtılması gerekiyor ki, toplumda o paranın hareketli olması gerekiyor ki, bir güç meydana gelsin . O yüzden din yaşanmadığında Arda Turan olsun, bir başkası olsun eğer bunu ilave etmezse bu olay olmaz. Hadi kardeş olalım demeyle kardeş olunmaz. Dinden dolayı kardeş olalım denmesi lazım. Allah böyle istediği için kardeş olalım denmesi lazım. Benim kafama böyle geldi, ben böyle uygun gördüm kardeş olalım dersen, o da benim kafama böyle geldi kardeş olmayalım der. Yani senin inancın o, benim inancım da bu der. Çünkü ortak bir inanç olmayınca adama ne diyebilirsin? Sen kendin bir inanç çıkartıyorsun. Diyorsun ki ben bir inanç çıkarttım kardeş olalım. O da diyor ki, ben bir inanç çıkarttım ben de çıkarttım hakkı yok mu onun? Benim de bir hakkım var diyor. Ben de inanç çıkarttım, bana göre de kardeş olmamamız gerekiyor diyor. Ayrılmamız gerekiyor diyor. Hiçbir şey diyemezsin o zaman. Ama Allah böyle diyor dendiğinde hepsinin üstünde bir güç olduğu için, ortak bir ahlak oluşur. Ona herkes tabi olur.
SUNUCU 1: Teşekkür ederiz Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
SUNUCU 1: Diğer soruya geçeyim mi ben?
ADNAN OKTAR: Rica edeyim, inşaAllah.
SUNUCU 1: “Esselamu aleyküm Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. “Biz gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” Tin Suresi, 4. ayet. Sevgili Adnan Hocam, bu ayet maymundan gelmediğimizin en önemli bir delilidir inşaAllah” demiş Bilal Bin Fuat.
ADNAN OKTAR: Çok güzel tabii. Ne cevaptır bakın; “en güzel bir biçimde yarattık.” Yani ani bir yaratılma var ve en güzel şekilde yaratıyor. Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. Selamını da alayım kardeşimizin. Kuran’da çok fazla, Allah ahsen-i takvim diyor tabii “en güzel surette yarattık sonra onu aşağıların aşağısına döndürdük.” Yani eğer ahlaksızlık yaparsa, zulüm yaparsa da en kötü konuma, en aşağılanmış konuma çeviririz diyor Allah. Çünkü onursuz, haysiyetsiz, şerefsiz bir insan tiksinti oluşturuyor. Değil mi? İnsan iğreniyor öyle tiplerden. Bir değeri kalmıyor, et kemikten oluşmuş, kokuşmuş bir varlık olmuş oluyor. Ama güzel ahlaklıysa, asilse, nezih bir insansa, Allah’tan korkuyorsa onu biz temiz görüyoruz. Yani kalbimizde ona karşı bir muhabbet oluyor. Tutkunun, sevginin kapısı açılmış oluyor o zaman. Allah için aşkla, muhabbetle insan değil mi o zaman karşısındakini sevebilir. Allah’ın bir tecellisi olarak. Eğer çocuğuysa, çocuğa karşı da insan aşkla sevgi duyar. Annesine de öyle derin bir muhabbet duyar. Ama eşine karşı tutku duyar. Değil mi? O ayrı bir duygudur, Allah onu özel yaratmıştır onlar için. Müslümanlara karşı da yine derin bir muhabbet duyar. Ama bunların hepsinin kökeninde, onun güzel ahlaklı, asil olması ve basit olmaması gerekir. Çünkü basit insandan biz elimizde olmadan yani refleks olarak tiksiniriz, adi insandan. Mesela pinti böyle, egoist; ama mesela bakıyorsun egoist değil. Kendi çıkarını önemli görmüyor. Ama ısrarla candan davranıyor. Ters davranıyorsun fakat yine iyi davranıyor. Yani insan ilk önce bir irkilir değil mi? Ama ısrarla bunu yapıyor. İnsanın onu sevmemesi için deli olması lazım. Yani gücü yetmez, sevmemeye. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in ahlakı öyleydi. Israrla iyilik yapıyordu, güzellik yapıyordu. Mutlaka çözülüyordu insanlar. Mesela bir örnek var, Peygamberimiz (s.a.v.) şehit etmek için arka tarafında bir kişi beliriyor, elinde kılıçla geliyor. “Ya Muhammed diyor seni şimdi benim elimden kim kurtaracak" diyor. O da hiç, sakin işine yine devam ediyor. Orada herhalde gül ekmekle meşgul veyahut başka bir şey yapıyor. Tek kelime söylüyor, “Allah” diyor. Adam donup kalıyor böyle. Yani onun hem iman gücüne, hem candanlığına. İman ettiğinde de ona derin bir sevgi gösteriyor. Ama iman etmeyenlere karşı da çok şefkatliydi Peygamberimiz (s.a.v.). Yani onların iman etmesi için gayret ederdi. Hatta diyordu Allah, “onlar iman etmeyecek diye neredeyse kendini helak edeceksin” diyor Allah. Kuran ayeti var. O kadar yoruluyor, iman etsinler diye uğraşıyor. Dolayısıyla güzel huylu, güzel ahlaklı insanları biz severiz. Ama kardeşimizin sözündeki ayet, orada açıkladığı ayet tabii ki tam karşılığıdır. Doğru. Kardeşlerimizde güzel bir gelişme oldu. Kuran’ı çok iyi anlayıp, araştırmaya başladılar. Mesela daha önce ben bunları pek duymuyordum bu tip güzel araştırmaları, incelemeleri. Kuran’ın böyle kolayca zeki, akıllı bir insan tarafından incelendiğinde anlaşılabileceğini görmüş oldular. O yönden çok güzel. Ama fıkhi hüküm çıkarılmaz tabii. Onu fıkıh alimlerine bırakmak lazım. Ehl-i sünnet inancı içerisindeki alimlerin görüşüne göre hareket etmek doğrusu olur inşaAllah.
SUNUCU 1: Bir sorumuz daha var. “Hayırlı programlar değerli Hocam. Daha önceki programlarınızda, önümüzdeki 10 sene içerisinde Müslümanların zorlu bir imtihandan geçeceğini belirtmiştiniz. Hz. Mehdi (a.s.) ve cemaatini nasıl imtihanlar bekliyor Hocam? Biraz detaylandırabilir misiniz? Halkın Hz. Mehdi (a.s.)’ı fark etmesine ve ona olan sevgilerini arttırmasına bu dönemde gerçekleşecek olaylar mı vesile olacak?” Ankara’dan Deniz göndermiş bize bu soruyu.
ADNAN OKTAR: Müslümanlar zaten çok uzun süreden beri eziliyorlar. Çok ciddi eziliyorlar. Dolayısıyla bütün dünyada onlara karşı bir şefkat ve koruma hissi gelişiyor. Yani Avrupa’da da öyle bir ara çünkü çok şiddetli ezdiler. Orada da koruma gücü güçlendi. Ama tabii ne olacağını bilemem. Fakat hadislerde gördüğümüz kadarıyla, zulüm daha da artacak. Yani bu görülüyor. Mehdi (a.s.)’a karşı da baskı artacaktır. Özellikle son anlar çok önemlidir. Yani son anlardaki baskı çok şiddetli olur. Çünkü Bediüzzaman Said Nursi, “Hamiyet-i İslamiye feveran edecek” diyor. Yani feveran demek adeta böyle ani bir kurtuluş, ani bir hareketlenme demektir. Ama tabii Mehdiyet mutlaka sakindir. Yani feveranı da sevgi doludur, şefkat doludur, yatıştırıcıdır. Mehdiyet’te kan akmaz biliyorsunuz hadis var. Yani uyuyan kişi uyandırılmaz deniyor. Olabilecek en insancıl, en merhametli, en akılcı, en dürüst, en temiz, en nezih hareketin ismidir Mehdiyet. Çünkü Allah’ın ahlakının uygulamasıdır Mehdiyet. Yani insanda olan tecellisidir. İnsanda olduğu kadarıdır. Mesela biz Allah’ı nasıl biliyoruz? Merhametli, şefkatli, sonsuz temiz, sonsuz güzel, sonsuz akıllı. İşte onda insandaki tecellisidir. Allah manen...
SUNUCU 1: Yani Peygamberden fazla mı oluyor Mehdi (a.s.)’daki özellikler?
ADNAN OKTAR: Peygamberden fazla mı? Bazı yönlerde olabilir. Mesela dünya hakimiyetinde, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında dünya hakimiyeti yoktu. Ama Mehdi (a.s.)’da olacaktır. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in üstünlüğü Kuran ayetleri ve hadisle kesindir. Çünkü Allah’ın hitabı var. “Habibim” diyor “senin nurundan yarattım kainatı” diyor. Ona Habibim diyor, sevgilim diyor. Yani bütün Peygamberlerden ve bütün insanlıktan üstündür Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bu nettir. Ama ne bileyim teknoloji yoktu Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında. Eğer teknoloji bir üstünlük deniyorsa, bu yönden üstün o olur o devir. İnsan sayısı yönünden üstün olur. Ama manevi üstünlük yönünden o mümkün değil yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çok mükemmel üstü mükemmel bir insandır maşaAllah.
SUNUCU 1: Evet, bir sorumuz daha var. “Hocam ben eskiden yaptığım hataları düşündüğümde hem çok şaşırıyorum, hem de çok ciddi bir pişmanlık duyuyorum. Kaderimi yaşadığımı biliyorum inşaAllah. Hocam, insanın geçmişinde pişmanlık duyacağı şeyler yapmış olmasının hayır ve hikmetleri neler olabilir?” Selman arkadaşımız göndermiş bize.
ADNAN OKTAR: Özellikle geçmişte, çok günaha girmiş insanlar bütün her şeyi yaşamış insanlar yani çok şey yaşamış insanlar, daha kararlı dine girerler. Bir daha dönmez. Aklı takılmaz bir daha. Yani acaba ne var demez. Çünkü değersiz olduğunu zaten görmüştür. Değersiz olduğunu gördüğü için zaten Müslüman oluyor. Uyuşturucunun çirkinliğini görmüş oluyor, çirkin şeylerin, fahşanın, her şeyin çirkinliğini görmüş oluyor. Onun için bir cazip yönü kalmıyor. Ama hiç görmemiş bir insanda acaba fikri sürekli kalır. Acaba nasıl bir şey. Hakikaten çok cazip mi acaba diyebilir. Ama bakan, gören görüyor ki sadece bir bataklık, rezalet başka bir şey yok. Çok kötü. O yönüyle bir anlamda da avantajdır o kişi için o. Daha sağlam olmasını, daha tecrübeli olmasını sağlar. Bir de tebliğ yapıyorsa eğer dini yayıyorsa, uyum kabiliyeti yüksek olur. Yani o insanların refleksini bilir, psikolojisini bilir, ruh halini bilir, ona nasıl davranılacağını bilir. Çünkü öbürü bilmeyen kişi onları tanımadığı için uyum sorunu yaşayabilir. Zorlanabilir. O yönden gönlü çok rahat olsun. Allah onu hayırlara çevirir inşaAllah. Onun da rencide olacağı bir şey yok. Müslümanlığı yaşadığı andan itibaren onun hayatı geçerlidir. Tertemiz Müslümandır. Geçmişi kimseyi ilgilendirmez. Ben şahsen bir kardeşimle tanıştığımda, geçmişini hiç sormam ve beni hiç ilgilendirmez. Velev ki çok çok çok anormal olaylar olduğunu ispat etseler bana belgelerle, fotoğraflarla getirseler; kılım kıpırdamaz ve hiçbir şekilde de muhatap olmam. Beni hiç ilgilendirmez. Çünkü geçmişte Allah onu o şekilde yaratmış, kaderi öyle. Benim için son anı önemlidir. Son anda bu mümin, muttaki, tertemiz bir insan mı? Değil mi? Tamam, bitti. Ondan gerisini araştırmak zaten bizim haddimize de değil. Yani ceza verecek biz değiliz ki, yargılayacak da biz değiliz. Allah ile onun arasında. Bir hikmete binaen Allah onu ona yaşatmış olabilir. Gönlü son derece müsterih olsun. Bundan tedirgin olacağı hatta üzüleceği bir şey yok. Hatta haram olur üzülmesi. Geçmişte ben bunu yaptım diye üzülmesi haram olur. Pişmanlık daha efor sarfedilen,daha canlı olan, gayretli olan tavıra denir. Pişman diye buna denir. Yoksa kara kara düşünmek, üzülmek, ağlamak anlamında değil. O haramdır o fiil.
SUNUCU 1: Teşekkür ediyoruz Hocam. “Merhaba saygıdeğer Hocam. sizi yaklaşık 6 aydır internet canlı yayınından takip ediyorum. Allah sizden razı olsun, imanızı ve aklımızın açılmasına vesile oldunuz. Kuran mucizeleriyle ilgili yaptığım bazı çalışmalarım aşağıda. Bunlar ile ilgili yorumlarınızı merak ediyorum.” Kadir Korkmaz, İstanbul. Şöyle bir şey var 1-25, 17-38 en uzak gökadası diye belirtmiş. Yüce Allah’ın sözü Kuran da 22. Hac Suresi 15. ayette “Göğe bir araç uzatsın ve sonra kesiversin de bir bakıversin.” Şeklinde bir ifade ile bildirilmektedir. Bu ayette bildirilenleri düşündüğümüzde işari anlam olarak uzaya yollanan teleskoplara, örneğin Hubble’a işaret edilmiş olabilir. (Doğrusunu Allah bilir) 2006 yılında bulunan evrenin en uzak noktasındaki galaksinin adı: Sure ve ayet numarası birbiriyle örtüşmektedir. Şöyle ki 10 milyar ışık yılı uzaklıkta olan galaksinin adı 2215-1738’dir. Sure ve ayet numarası birleşik olarak 215’tir. Diğer bir mucizevi ayrıntı ise, gökadanın kırmızıya kayma (spektrum) değerinin 1.46 olmasıdır. Sure ve ayet numarasının oranı da yine tam olarak 1.46 olup galaksinin uzaklığını hesaplamada kullanılan spektrum değeri ile aynıdır. Hac Suresi 22, 15. yazmışlar. “Kim Allah’ın ona dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi?” diye yazmış Kadir Korkmaz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bu ne ilim, ne irfan maşaAllah. Bayağı güzel. Çünkü hem genel kültürü olması gerekiyor, hem Kuran bilgisi olması gerekiyor, hem dikkatinin çok açık olması gerekiyor.
SUNUCU 1: Karşılaştırma yapmış.
ADNAN OKTAR: Tabii. Allah daha güzel, Kuran’ın derinliklerini araştırma gücü versin ona. Daha derin güç versin. Çok güzel maşaAllah, elhamdülillah. Alırız, siteye de koyarız inşaAllah. Doğru anlattıkları, güzel. MaşaAllah çok çok güzel.
SUNUCU 1: “Hocam son birkaç yıldır ve özellikle de son aylarda cinayet olaylarının çok arttığını görüyoruz. Hocam aşağıda sizinle paylaştığım hadisi de görünce tüm bu olayların artmasının içinde bulunduğumuz Ahir Zaman’ın önemli bir özelliği olduğu sonucunu çıkarabilir miyiz? “Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek." (Müslim, Fiten 56, (2908)” Esra Demirgün göndermiş bize.
ADNAN OKTAR: Bakın kardeşlerimizdeki feraset, basireti görüyor musunuz? Mesela ben bu hadise daha önce belki bakmış olabilirim, ama dikkatimi çekmedi. Çok önemli. Yani Ahir Zaman’a uygulaması açısından dikkatimi çekmedi. Ama bak kardeşimizi Allah yönlendirmiş hadise, tam mutabıktır. Ahir Zaman’da cinayetlerin artması ile ilgili hakikaten çok fazla hadis var. Ama bu hadis özellikle; “katil niye öldürdüğünü bilmiyor, maktul de niye öldürüldüğünü bilmiyor.” Hakikaten hep öyledir. Adam keyfine mesela sokakta duruyor bir genç kız. Yanaşıyor, kafasına bir kurşun sıkıyor. Niye sıktın diyorlar. “Canım istedi, onun için yaptım” diyor. Hiçbir sebebi yok, mazlum genç kız, yolunda yürüyor, gidiyor, o kadar. Ahir Zaman’da bu Amerika’da da çok yaygın. Avrupa’da da çok yaygın, bu seri katiller. Yok, açıklaması yok. Ahir Zaman’a has bir özellik. Ateist eğitimin, Darwinist-materyalist eğitimin neticesi. Allah’tan korkmadığı için gözü kara adamın. Ahiret’te hesabını vereceğine dair hiçbir kanaati yok. Halbuki bir insanı öldürmenin karşılığı sonsuz Cehennem’dir. Karşılığı sonsuz Cehennem’dir. Ama adamlar sonsuz ferahlar. Daha da olmazsa kendini de öldürüyor. O kadar pervasız ve psikopatlar. İşte deccaliyetin, Darwinizm’in bakın daha kuyruğu bile felakete yetiyor. Kafasını koparttık ama kuyruğunun debelenmesi bile yetiyor ve dünyayı mahvediyorlar. Her yerde bu böyle. Bundan kurtuluş, Darwinizm’in ve materyalizmin tamamen ortadan kalkması, ateist eğitimin kalkması, bunun yerine Allah inancının, Allah korkusu ve Allah sevgisinin insanlara verilmesidir. Ama gerici, yobaz kafayla karışık değil. O zaman yeni bir felakete daha kapı açarsınız yani. O ayrı bir bela olur bu sefer. Samimi, candan, sahabe döneminin İslam anlayışının oluşması gerekiyor.
SUNUCU 1: “Hocam Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili aşağıda size yazdığım hadise ilk kez rastladım. Hocam hadisin açıklamasını sizden dinleyebilir miyiz? “O (Hz. Mehdi (a.s.)) kendisi ile beraber mücadele eden talebeleriyle ve Allah'ın küfrün kalbinde yarattığı korkuyla desteklenecek. Döndüğü hiçbir yer olmayacak ki İslam’ın sancağını orada yükseltmesin.” (Kemaluttin sayfa 327 ve Müntehabü Ezhar, cilt: 1, sayfa: 284)” diye belirtmiş Zafer Bey.
ADNAN OKTAR: Vay, vay, vay maşaAllah.
SUNUCU 1: Ciddi araştırmalar yapıyorlar.
ADNAN OKTAR: Bakabilir miyim?
SUNUCU 1: Tabii ki buyurun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) kendisi ile beraber mücadele eden talebeleriyle ve Allah'ın küfrün kalbinde yarattığı korkuyla desteklenecek.” Yani küfrün kalbinde bir korku meydana gelecek diyor Mehdi (a.s.) ile ilgili. Yani müthiş telaş edecekler ve rahatsız olacaklar ondan diyor. Varlığından rahatsız olacaklar diyor. Bu ona bir destektir diyor hadiste. Yani Mehdi (a.s.) korkusundan adam bilinçaltından onu çıkaramayacak. Gece-gündüz Mehdi (a.s.)’dan bahsedecek, ama aleyhinde olarak. Ondan kurtulmak için aleyhinde bahsedecek. Ondan da Mehdi (a.s.)’ı desteklemiş olacak. Çünkü sürekli gündemde tutacağı için Mehdiyeti, doğrudan desteklenmiş oluyor. Çünkü mühim olan gündemde tutulması. “Döndüğü hiçbir yer olmayacak ki İslam’ın sancağı orada yükselmesin.” Dünyanın doğusu, batısı, güneyi, kuzeyinde her yerde İslam, sevgi, şefkat, merhamet hakim olacak diyor. Çok güzel. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Diğer soruya geçiyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam geçelim.
SUNUCU 1: “Selamun aleyküm sevgili Hocamız.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Allah sizlerden ve tüm İslam’a hizmet edenlerden razı olsun. Hocam Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bazı hadisleri şu sözlerle başlıyor: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki.” Güzel Hocam, bu sözler ne anlama geliyor?” İstanbul’dan Onur.
ADNAN OKTAR: Yani Allah’ın kontrolünde, Allah’ın yaratmasında. Çünkü her an bizi Allah yaratıyor. Şu anki konuşmamızı Allah yaratıyor. Birbirimize bakmamızı sağlayan Allah. Beynimizde birbirimize bizi gösteren Allah’tır. Sana o soruyu sorduran da Allah. Kaderinde var. Daha annenden doğmadan sormuştun sen o soruyu. Mesela o sevimli oradan bizi uslu uslu dinlemişti. Kaderinde öyle.
Ben ona da bir şey okutturayım, o sevimli sesini duyalım. Nail Çalışkan, Gümüşhane. Onu okuyabilirsin. Bir kısmını oku istersen. Sadece Kuran ayetlerinden oluşuyor.
SUNUCU 3: ““Kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi gözlüyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.’” (Nahl Suresi, 33)
"Bu durumda (eğer doğruysa), üzerine altından bilezikler atılmalı ya da yakınında yer almış vaziyette onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi?" (Zuhruf suresi, 53)
“Şimdi onların: ‘Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah her şeye vekildir.’” (Hud Suresi, 12)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Var mı sorumuz?
SUNUCU 1: Evet. “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Hocam insanlar akın akın İslamiyet’e girdiğinde cinlerin durumu ne olacak? Onlara İslam’ı kim tebliğ edecek? Onların İslamiyet’e girişi nasıl olacak?”
ADNAN OKTAR: Şimdi o sevimliler mesela bizi dinliyorlar. Zaten öyle bir sorunları yok onların. Yani kapı çalmaz onlar, gireyim mi, girmeyeyim mi demez. Gelir dinler zaten. Öyle bir sorunu olmuyor onların. Camilerde de olur, her yerde olur ondan. İsteyenler hepsi. Radyo da dinleyebiliyor onlar. Televizyon da dinleyebiliyorlar. Bütün sohbetlere katılabiliyorlar istediklerinde. Ama sahip çıkılması gerekiyor tabii onlara. Şefkat gösterilmesi gerekiyor. Eğer iyi eğitilirlerse, yani samimi bir ortam olursa bayağı dilbazlar, dilliler, güzel, samimi şeyler konuşuyorlar. Yani sohbet olarak. Dini konularda da çok bilgileri oluyor. Soru sorulduğunda cevap verebiliyorlar. Ama inşaAllah ileride onlar daha çok istihbarat amaçlı da görev alacaklar. Mehdi (a.s.) devrinde buna çok ciddi işaret var, Hadislerde de var. Ama halkın korktuğu gibi değil. Onlar çok mazlum, garibandır, cinler. Onlar da insanlardan çekiniyor, öyle tahmin edildiği gibi değil. Yalnız tiplerini pek beğenmezler. Onların gerçek tipi biraz çirkindir. Ama istediği şekle girebiliyorlar. Kendisi beğenecek bir şekle girebilir. Ama kendi aralarında tipleri, eşkalleri bayağı bozuk. Herkes de bilir zaten, cinlerle ilgilenene herkes bilir. Klasik onların kırmızı bir kukelatası vardır. Geleneksel. Hiç kafalarından çıkartmazlar. Hepsinde de. Büyüklü, küçüklü oluyorlar. Ama binlerce yıldan beri hep bu şekilde çıkarlar. Her ilgilenene de bu şekilde görür. Bilinir, klasiktir bu. Hiç şaşmaz. Ayakları koni gibi, aşağı doğru. İlginç, Allah öyle yaratmış.
SUNUCU 4: Hocam, ters olduğuna dair de duyumlar olabiliyor. Doğru mu bu?
ADNAN OKTAR: Ters derken?
SUNUCU 4: Normalde bir insan ayağını düşünelim, tam tersi yöne bakan. Öyle bir şey duymuştum ben doğru mu?
ADNAN OKTAR: Olabilir, böyle değişik varlıklar. Orijinallik, meraklılar zaten orijinallik yapmaya. Orijinallik olarak öyle görünüyor olabilir. İstediği anda o görüntüyü alabiliyorlar. Ama klasik görünümleri öyle. Yan ayak uçları sivri, topaç gibi. Öyle basıyor. Bir kısmı uzun. Dişleri biraz biçimsiz oluyor genellikle. Ama çekingendir cinler.
SUNUCU 1: İnsanlara aşık olma gibi durumları söyleniyor.
ADNAN OKTAR: Var evet.
SUNUCU 1: Zaten son yıllarda da filmleri çok yapılıyor. Böyle bir şey var mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Var evet doğru. Ama insanlara zarar vermezler, genelde öyle bir şeyleri yoktur. Bana musallat oldu falan, öyle bir şey yok inşaAllah.
SUNUCU 1: Peki o kişi hissediyor mu kendini?
SUNUCU 2: Karabasan diyorlar mesela.
ADNAN OKTAR: Yok, yok öyle bir şey yok. Tansiyonu çıkıyordur. Onlara inanmayın.
Devam edelim.
SUNUCU 3: Dövme günah mıdır, değil midir? Abdest kabul ediliyor mu, edilmiyor mu?
ADNAN OKTAR: Abdest alanın abdesti kabul edilir. Ama dövmek, insan yaralamak falan bu doğru bir şey değil tabii.
SUNUCU 1: Dövme Hocam.
SUNUCU 2: Dövme Hocam, dövmek değil.
ADNAN OKTAR: Bir şaka yapayım dedim ama.
SUNUCU 2: Güzel oldu Hocam.
SUNUCU 1: Hep birlikte düştük tuzağa.
ADNAN OKTAR: Dövme cilt atında olan bir şey. Dolayısıyla abdesti bozmaz. O konuda samimi söylemiyorlar. Çünkü bak, cilt üstünde olsa doğru. Yağlı boya gibi cildi kaplasa, o boyanın kalkması lazım. Hakikaten suyun cilde değmesi lazım. Ama dövme alenen cildin altında, nasıl abdesti bozsun? Yani çok, çok çok mantıksız. Hiçbir açıklaması da yok. Yani öylesine söylenmiş bir söz, anladığım kadarıyla.
SUNUCU 3: Peki dinimizde haram mıdır?
ADNAN OKTAR: Hayır öyle bir şey yok. Nereden çıkarıyorlar?
SUNUCU 1: Zaten abdesti bozmuyorsa, o açıdan haram olduğunu söylüyorlar.
SUNUCU 3: Hayır, şöyle bir şey. Allah’ın bize emanet ettiği bir cana acı çektiriyoruz.
ADNAN OKTAR: O doğru. Durduk yere yani, sadist olması lazım bir insanın. İnsan kendi kendinin canını yakamaz. Bu olur, bu doğru. Ama bir şekilde canını yakmadan yapıyorsa, oluyorsa olur. Yapar, bir şey olmaz. Ama böyle renkten renge girip, canı bağrı yanarak kendine eziyet ediyorsa bu olmaz. Kendine eziyet haramdır. Başkasına eziyet de haramdır. Çünkü kendi bedeni de kendine emanettir. O da haramdır ama “abdesti bozar demek,” bu yalan. Çünkü müşkül durumda bırakır. Zamanında dövme yaptırmış. Diyorlar ki; senin abdestin olmuyor. Vicdan azabı çekiyor, gidiyor, onu yok ettirmek için uğraşıyor ve cildinde ağır tahribat meydana getiriyorlar.
SUNUCU 3: Bu daha çok acı veriyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, daha beter bir olay meydana geliyor ve çıkmıyor da ayrıca. Daha da bir acayip şekil oluyor. Ne gerek? Olmayan bir şeyi niçin söylersiniz, acı çektirirsiniz adama? Doğrusunu söyle, böyle bir şey yok. O kadar yok. Yapmışsa yapmış yani. Ama haramdır işte, yapma, etme, abdestini bozar, bu mantıklı değil. Çünkü cilt üstünde olan, herhangi bir hamur parçası, bir şey de olmuş olsa, hakikaten çıkması lazım. Ama mesela boyacılar vardır, boya sanayinde görev alır. Sürekli her yeri boya olur o insanların. Bunlar da zaruret vardır, bunlar buna dahil değil. Onlar normal abdestini alır, çıkar, devam eder. Çünkü onun vücudu o artık. Hayatı onun o. Onun için olmaz. Ama diğer konu, o doğru değil. Yani abdesti bozar diye bir konu yok.
SUNUCU 3: Peki bir şey daha sorayım. Ben merak ettiklerimi soruyorum. Normal bir evde hayvan, işte köpektir, kedidir, ondan sonra …köpek ve kedinin olması namaz kılan bir insan için; yok işte aman abdestin kabul olmaz, yere basıyorsun…
SUNUCU 4: Melekler girmez.
SUNUCU 3: Melekler işte girmez, bu tarzda söylentiler...
ADNAN OKTAR: Peki Ashab-ı Kehf mağarada, kapılarında köpek vardı. O zaman oraya Melek girmemesi gerekiyordu. Ashab-ı Kehf’i Melekler kuşatmıştı. Melekler sürekli onları yanındaydı. İki yanında da zaten Hafaza Melekleri var. Dolayısıyla köpek, mazlum köpek, bak Kuran ayeti söylüyorum. Ashab-ı Kehf’in kapısında duruyor hayvan. O zaman onu görünce Meleklerin dönmesi lazım, hiçbir şekilde muhatap olmamaları lazım. Ashab-ı Kehf’i Allah övüyor ve değerli müminler olarak belirtiyor bize ve güzel varlıklar olarak belirtiyor. Bunun doğru olmadığını Kuran ayetinden anlıyoruz. Ama steril olmak çok önemlidir tabii. Mesela köpek veya kedi besliyorsa mutlaka evin ayrı bir odasında ona yer ayırması lazım. Hayvan çünkü, kontrollü olmaz o. Hem tüyleri zarar verebilir, soluma yoluyla zarar verebilir. Kiste de sebep olabiliyor tüyü, kedi tüyü. Ama özel bir odada bakıyorsa, çok tatlı varlıklar. Benim kendi kedilerim de var birçok. Ama özenli bakıyorum. Ortada gezinmelerine ben müsaade etmiyorum. Ayrı odaları var. Çok steril ve dikkatli bakıyorum. Veterinere götürttürüyorum. Herhangi bir trişin, şu, bu olmamasına özen gösteriyorum. O tarzda sevilir. Ama sevdikten sonra da elini yıkaması lazım insanın. Onunla gidip yemek yenmez. Bazen kedi, ağzını burnunu yalıyor, köpekle aynı tabaktan yiyorlar. Bu olmaz, bu. Rezalet bu yani. Çünkü çok ciddi hastalanabilir. Çok tehlikeli olur. Ama çok tatlı varlıklar.
SUNUCU 3: Allah’ın yarattığı bir varlık sonuçta.
ADNAN OKTAR: Tabii. Dışarıdan karpuz geldiğinde tarladan, oturup haşırt huşurt yemiyoruz. Yani yıkıyoruz. Kedi, köpekte de öyle. Temizliğine dikkat edip, onu seveceğiz. Biz dışarıya çıktığımızda, geldiğimizde elimizi yıkıyoruz. Bu çok normal. O hayvanla da bağlantılı olduğumuzda, onu sevdiğimizde elimizi yıkamamız lazım. Özenli olacağız. Ama çok tatlılar yani. Allah bize nimet olarak onları yaratıyor. Ne demek yani, illaki seveceğiz. Benim ördeğim de var. Vikvik, dün tanıştırdım kendisiyle. Çok şeker ama pasaklı, adı üstünde. Sonra elimi alkollü mendille sildim. Yani bu tarz. Ama sevmekten vazgeçmem. Dünyanın aczidir bu. Mesela Cennet’te bu yok. Cennet’te ördekleri ısırırsın, seversin, bağrına basarsın. Konuşur. Köpekler de öyle; ağzından, burnundan öpersin. Gıcır gıcır, tertemizdir. Bu dünyada özel olarak acz meydana getirilmiştir. Burada zaten insanın da çok dikkatli olması gerekiyor. İnsandan insana da mikrop geçiyor. Çok özenli olması gerekir. Yani değil mi? Sarılık olabiliyor, başka şey olabiliyor. Çok özenli olması gerekiyor. Mesela onun yediği yemekten yenemiyor. Hastalık geçer diye. Mesela gripliye bile dikkatli oluyoruz. Maske takılıyor, bilmem ne. Hayvanlarda da aynı şekilde dikkat edilmesi gerekir. Ama hayvanlar çok büyük bir nimettir. Melek girmez, öyle değil. Bunlar doğru değil, ayrı bir odada onlara bakarız, besleriz ve severiz de. Bu Kehf örneğini de verirseniz, Ashab’ı Kehf’in köpeğini örnek olarak verirseniz, onun doğru olmadığı oradan anlaşılır inşaAllah. Aklınıza gelen böyle samimi sorular olursa bunları sorabilirsiniz.
SUNUCU 1: Hocam alkol dediniz ya az önce, kolonya sürünce abdestimiz bozuluyor mu alkol olduğu için içinde falan? Öyle söylentiler var. Abdest bozulur diye.
ADNAN OKTAR: Alkolün kokusu tabii çok alerjik yani toksik bir maddedir alkol. Nefesle alınması da çok toksiktir. Ama dezenfektan olarak kullanılır. Bir şey olmaz. Ama yine de tabii temiz suyla yıkamak. Acil durumda dezenfektan olarak kullanılır ama mümkünse suyla yıkayıp, temizlenmek çok daha iyi. Alkole güvenmemek lazım. Çünkü o da her halükarda belirli bakteri grubuna karşı etkili. Ama tamamen elimizi yıkarsak temiz suyla bu çok daha güzel olur.
SUNUCU 1: Dinimizde alkol haram gözüküyor. Bu kolonyadaki alkolle, içilen alkolün herhangi bir farkı var mı? Yani bu kolonyada haram mı? İçinde alkol bulundurduğu için.
ADNAN OKTAR: Yani içilmesi haramdır.
SUNUCU 1: İnsan sağlığına zarar verdiği için, sonuçta. Ama sanki böyle insanlar bu kolonyayı hani dökünce haram alkol var içinde hani insana bir zarar vermediği halde şey gibi gösteriyorlar. İçilince verilen zararmış gibi.
ADNAN OKTAR: Yok cilde bir zararı olmaz. Bilakis temizleyici özelliği vardır. Ama tabii yani namaz kılacaksa elini yıkasa iyi olur. Çünkü necis bilinir alkol. Necasetten bilinir. O yönden iyi olur ama antiseptik olarak, cilt antiseptiği olarak kullanılır. Ama elini yıkaması lazım. Üzerine dokunduysa daha iyi olur öyle yaparsa, inşaAllah. Titiz olacaklar, inşaAllah.
SUNUCU 1: Evet.
ADNAN OKTAR: Ama alkolun her türlüsü haramdır. Çünkü aklı örten maddedir. Beyne, karaciğere ciddi zararları var, çok tahribat meydana getiren bir maddedir. Allah nimet olarak haram kılmış ve o yüzden de çok sağlıklıyız, Allah’a çok şükür. Avrupa’da alkolden ölenlerin sayısı çok çok yüksek biliyorsunuz. Türkiye’de de öyle çok yüksektir. Ağır hastalıklara sebep oluyor. Tahribatı çok şiddetli oluyor.
SUNUCU 1: Evdeki huzuru da bozabiliyor. Yani sadece hastalık değil.
ADNAN OKTAR: Tabii, sarhoşla uğraşmak çok zordur Allah vermesin. Bu genç kızlar için özellikle çok çok zor oluyor. Delikanlılar için çok zor oluyor. Çünkü ne yaptığını bilmiyor o anda, ne konuştuğunu bilmiyor. Sabahleyin de özür diliyor. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi. Çok kızdırıcı yani. Sanki o, o değil yani.
SUNUCU 3: Sabah çok erkenden de içen insanlarla karşılaşıyoruz.
ADNAN OKTAR: Yani sabah güne alkolle başlayan da var tabii.
SUNUCU 2: İşte alkol şişesini kafasına dikenler. O günden nasıl bir hayır gelir artık.
ADNAN OKTAR: Tabii ki her şeyde bir hayır vardır. Ondan bir zarar bile görmüş olsa onda da bir hayır vardır. Çünkü yapmaması gerekiyor. Onu yaptığı için tabii ki zarar görür ama alkolün sonucunda da Allah vermesin, alkollü olup da kendini kontrol edenleri tenzih ederim ama ensest vakaların çoğu alkollüyken oluyor. Ve tecavüz vakalarının çoğu alkollüyken oluyor; ahlaksızlıktır ve adiliktir.
SUNUCU 1: Trafik kazaları.
ADNAN OKTAR: Tabii trafik kazaları çok büyük oranda alkollüyken oluyor biliyorsunuz. Topluma çok büyük zarar veriyor alkol. Çehrelerini de bozuyor. Garip görünüm alıyor. Alkolik olduğu anlaşılıyor yüzünden. Nefesi çok kötü kokuyor. Alkol aldığında. Rahatsız edici oluyor yani toplumu da rahatsız ediyor. Mesela arabaya bindiklerinde herkes rahatsız oluyor. Bu bir zulümdür. Bunu yapmamaları lazım. Nezaketli insanın, Allah’tan korkanın yapmamasıı gereken bir durum. Yani kendine zarar veriyorsun, topluma zarar veriyorsun, rahatsızlık veriyorsun. Yani alkolik içmiş bir sarhoşu gören bir insan tedirgin oluyor. Çocuk olsun, kadın olsun. Sokakta sallanarak yürüdüğünü gördüğünde. Çünkü çekiniyor, ne olur acaba, acaba aklı yerinde mi? Üslubu yerinde mi? Ne yapacak? Bilemiyorlar. Ne gerek toplumu rahatsız etmeye. Haram olduğu da açık olduğuna göre en başta bu zaten bundan kaçınmak lazım. Ve vücuda verdiği tahribatta net olduğuna göre, sigara da öyle. Ben sigarayı da anlayamıyorum. Yasaklanınca daha da fazla içiyorlar. Genç kızların elinde sürekli sigara. Ciltlerini bozuyor, saçlarını bozuyor, erken yaşlanmalarına neden oluyor? Ne gerek?
SUNUCU 1: Özenti sanki biraz da bu lise çağlarında özenti çok büyük bir rol oluyor sigaraya başlamada.
ADNAN OKTAR: Evet ben büyüdüm, adam oldum falan gibisinden. Ne gerek? Kişilik göstereceksen, şahsiyetinle, konuşmanla, üslubunla değil mi? Ses tonundan anlaşılır, bakışlarından anlaşılır, yürüyüşünden anlaşılır, her şeyinden anlaşılır şahsiyetli bir insan. Bir sigaradan mı anlayacağız biz onu? Bilakis birisinin sigara içtiğini gördüğümde ben onun cehaletine veriyorum.
SUNUCU 4: Hocam aileden de yönlenen oluyor. Anneden babadan gören çocuk etkilenip hani bilinçaltında sigara içmeye meyilli hale gelebiliyor. Anne babanın da hani çok önemli bence bunda rolü.
ADNAN OKTAR: Tabii ki o çocukluktan ona bir teşvik oluyor ama sigaranın biliyorsunuz yüzlerce pozu var, ondan çok etkileniyorlar. Filmlerden şunlardan bunlardan, o tutuş şekilleri, o sigaranın dumanını üfleme şekilleri. O apayrı bir sanat onlar için. Halbuki öyle görünmüyor yani bak bir üst boyuttan, bir üst akıldan bakıldığında insan acıyor. Öyle bir görünüm olmuyor. Biraz düşünseler bunu görürler. Daha akılcı baktığında bunu görür. Kaliteli bir insan poz atmaya ihtiyaç duymaz. Şahsiyetli, derinliği olan bir insan poz atmaya gerek duymaz. Pozdan utanır ve çok küçük düşürücü görür. İnsan doğal haliyle, samimi haliyle kaliteli ve güzeldir. Yapmacıklık yaptığında hakikaten insanlar acıyor ve komik duruyor yani biraz da insan acaba aklında bir sorun var mı hani psikolojisinde bir bozukluk mu var diye insanın aklından geçiyor işin doğrusu. Dengeli, tutarlı bir insan niye yapmacık bir hareket yapsın ki? Neyse içinden gelen onu yapması lazım. Size komik gelmiyor mu yapmacık hareketler yapan?
SUNUCU 2: Birinin yapmacık olması hem de sağlık açısından mesela sigarayla ilgili ben okulda bir araştırma yapmıştım. %80’i zehri dışarı veriyor. Yani yanındaki çevresindekileri düşünen insanlar zaten sigarayı ona göre düşünerek de içmeleri lazım. Bir şekilde insanları düşünmek, insan sevgisine geliyor hepsinin özü.
ADNAN OKTAR: Tabii küçücük odada yaşıyorlar.
SUNUCU 2: Herkesi zehirliyor, sadece kendisini değil.
ADNAN OKTAR: Küçük odada açıyor sigara paketini veyahut nargile içiyor şakır şakır evin içerisinde, orada çocuklar var, insanlar var. Onları düşünmeleri lazım tabii.
SUNUCU 1: Pasif içiciler daha çok zarar görüyor aslında, sigara içenlerden.
ADNAN OKTAR: Bu yasaklamanın da pek etkisi olmadı herhalde.
SUNUCU 1: Ben görüyorum hala içenler var.
ADNAN OKTAR: Mehdiyet devrinde ne alkolden ölen insanlar olacak, ne sigaradan ölen insan olacak. Ne de toksik herhangi bir madde olacak inşaAllah. Dolayısıyla toplum çok zinde, gençlik son derece sağlıklı ve sportmen çivi gibi böyle canlı, sevgi dolu, neşe dolu olacaklar inşaAllah. Bunları göreceksiniz çünkü sizin yaşınız müsait. Hem de bol bol göreceksiniz. Bir de önceden söylenmiş bir şeyin olması daha da heyecan vericidir. Sonradan olması tamam da, çok güzel o tamam, ama önceden detaylarıyla verilip de aynısıyla olması çok heyecan vericidir. Yani çünkü Peygamberin (s.a.v.) mucizesinin görülmesi açısından önceden bildirilmesi çok önemli. Farkına varılmaması çünkü utanç verici olur ümmet için. Peygamber (s.a.v.) hadislerde bildirmiş, bütün olayları anlatmış fakat biz sonuna kadar farkına varmamışız. Taa olaylar olup bitmiş, ondan sonra aaa olmuş demek ayrıdır ama olmadan bak Peygamber (s.a.v.) bunları söylüyor bunları göreceğiz deyip bunların teker teker olmasını görmek çok heyecan vericidir. Bunları göreceksiniz, inşaAllah.
SUNUCU 1: Kısa bir aradan sonra birlikte olacağız.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam buyrun.
ADNAN OKTAR: Köpekle ilgili bayağı bir yazı gelmiş. Köpekle ilgili bu şekilde açıklıyorsunuz diye. Yine ben birkaç delil daha vereyim de içleri rahatlasın. Bir kere bakın, Kehf Suresi’ndeki açıklamaya daha iyi dikkat etmeleri gerekiyor. Köpeğin koruyucu muhafız vasfı vardır. Allah onu öyle yaratmıştır. Mesela evinde yalnız kalan bir kadın düşünelim. Bir köpeği olmuş olsa, odasında ama ayrı bir yerde olmak şartıyla. Oraya gelen bir yabancı olduğunda havlayarak falan savunabilir. Veyahut bir şekilde kovalar yani ilgili kişiyi. Can güvenliğini koruması açısından da köpek önemlidir. Dolayısıyla yani evde temiz bir yerde, ayrı bir odada bakıyorsa bunda bir mahsur olmadığı açık. Bunu zorlamanın bir alemi yok. Ama hayvan olduğu için şuuru kapalı tabii, temizliği bilmez o. Yani gidip sedire oturması, işte tabakları yalaması, gidip ağzını burnunu yalaması bu olmaz. Bu hem kirli bir eylem olur. Hem hastalığa sebep olabilir. Hem de birçok yönden riskli. Ama tabii muayenelerinin iyi yapılması lazım. Trişin olmaması lazım. Bir de odanın içinde gezmesi onun tüyleri daha önce de söyledim, tehlikelidir. Yani akciğere gittiğinde kiste sebep oluyor. Kedi de mesela bakımında çok özen göstermek lazım. Mesela kedi tırmığı hastalığı vardır. Lenfomaya çok benzer. Lenf bezleri şişer insanın, genellikle kan kanseri bilinir, ilk önce. Ondan şüphelenirler. Halbuki kedi tırmığından kaynaklanan özel bir hastalık türüdür o. Onda da çok özenli olmak lazım. Mesela kedinin tırnaklarının evde besleniyorsa özenli şekilde kesilmesi lazım. Kendileri değil, veterinere kestirmeleri lazım. Çok iyi antiseptik etmeleri lazım. Dünya bir acz yeridir, o kadar kolay beslenemez. Ama her türlü hayvana karşı coşkun bir sevgi olması lazım. Onların güzelliğine karşı tatlılığına ama bunlara bakmak beslemek çok zordur. Mesela bak civciv geçen konuşuyordum kız arkadaşımızla, görüşüyordum. Civciv almış, evde yıkadım diyor. Elimde öldü diyor. Ve feci şekilde üzülmüş. Çok tahribat meydana getirmiş onda. İşte böyle bir riski de var. Allah esirgesin. Mesela küçük kedilerde falan da öyledir. Ölüm riski yüksektir. Sonra müteessir oluyorlar. Onun için onları en iyisi annesinin yanında bırakmaktır. Annelerinin yanında sevmek güzel olur. Anneler çok iyi koruyup kollar. Annesinden kedi yavrusunu alıp götürüp evde beslemek pek akılcı değil. O kendini temizlemeyi bilmez çünkü. Annesi onu temizler genelde. Birçok ihtiyacını annesi giderir. Sağlıklı ve mutlu olması istiyorlarsa mutlaka annesinin yanında bıraksınlar. Veyahut annesiyle beraber alsınlar. O şekilde olabilir. Öbür türlü riskli.
Berkerim. Ben sana herhangi bir konu okutturacağım. Oradan konuyu açarız, inşaAllah. Bismillah. Cemalettin Tekpençe’nin uzun bir yazısı var, Konya’dan. Ben oradan çok konu bulurum konuşacak.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Fırat'ın suyunun barajla kesilmesi, Afganistan'ın, Azarbaycan'ın, Irak'ın işgali, Müslümanlara zulüm uygulanması, Kabe'nin işgali, Ramazan ayında 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmalarının olması (1981 ve 1982 yıllarında), bir kuyruklu yıldızın çıkması (1986 yılında Halley kuyruklu yıldızı Dünyanın yakınından geçmiştir), 2. bir kuyruklu yıldız çıkması (İmam Rabbani Hazretlerinin bildirdiği yıldız), bu yıldızın batıdan doğuya doğru hareket etmesi, iki uçlu ve parlak olması ve bu kuyruklu yıldızın çıkışından önce yağmurların kesilmesi, Bağdat'ın alevler içinde kalması, Bağdat'ın yıkılması, Irak'ın para biriminini kaldırılması, Irak'ın yeniden yapılanması, İran-Irak arasında savaş olması, hayat pahalılığının artması, ekonomik kriz, binaların yükselmesi, tozlu dumanlı bir fitne (11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nin New York ve Washington şehirlerinde meydana gelen, dünya tarihinin en büyük terör olayı olarak nitelendirilen saldırı), Şam ve Mısır meliklerinin öldürülmesi (Mısır devlet yöneticilerinden Enver Sedat, Butros Gali, Ahmed Maher Paşa, Mahmoud Nukrashy Paşa'nın öldürülmeleri), yaygın katliamların meydana gelmesi, Haşimilerden üst düzey birisinin öldürülmesi (Ürdün Kralı Abdullah'ın öldürülmesi), zinaların artması, sistemlerin değişmesi (20. yüzyılda dünyanın dört bir yanında hakim olan komünist rejimlerin yüzyılın sonlarına doğru yıkılması), doğu tarafından bir ateşin görülmesi (1979 yılında İstanbul'da batan Independenta gemisi), semadan bir el uzanması (uzayda insan eli biçiminde oluşan ve NASA tarafından saptanan görüntü), zamanın kısalması, ani ölümlerin çoğalması, salgın hastalıkların artması... Bu olayların hepsinin Hz. Mehdi (a.s.) 'nin zuhur alameti olarak Ahir Zamanda gerçekleşeceği Hadis-i şeriflerde belirtilmiş. Hicri 1400 yılından itibaren de bu olaylar günümüze kadar geçen süre içerisinde ard arda gerçekleşti. Bu olayların gerçekleşmesi, Resulullah (s.a.v)'ın gösterdiği, inkarı mümkün olmayan çok büyük bir mucizedir. Bu açık mucizeleri anlamayan bazı insanların olması da ayrıca bir mucizedir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın açık ve aleni zuhuru yaklaştıkça, harika olaylarda giderek artmaya devam ediyor.”
ADNAN OKTAR: Güzel anlatmış, maşaAllah.
SUNUCU 4: Benim tüylerim diken diken oldu mesela dinlerken.
ADNAN OKTAR: Aynı yeri geçtin değil mi? Mesela Afganistan’ın işgali, kuyruklu yıldızların çıkması mesela onu örnek verebiliriz.
ALTUĞ BERKER: Okuyayım mı hepsini tekrar?
ADNAN OKTAR: Bir kısmını okuyabilirsin.
ALTUĞ BERKER: “Fırat'ın suyunun barajla kesilmesi, Afganistan'ın, Azarbaycan'ın, Irak'ın işgali, Kabe'nin işgali, Ay ve Güneş tutulmaları 15 gün arayla, bir kuyruklu yıldızın çıkması, ikinci bir kuyruklu yıldız.
ADNAN OKTAR: Bu çok şaşırtıcı değil mi, bakın tam denen tarihte Ramazan ayında üst üste 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları oldu. Bak Peygamber (s.a.v.) söylüyor, aynısı oluyor. İki kuyruklu yıldızdan bahset diyor yine aynı dönemde çıkacak diyor, aynısı çıktı. Öbür kuyruklu yıldız için detay veriyor, diyor ki; bu çıkan öbür kuyruklu yıldız, diyor, bütün kuyruklu yıldızların ters istikametinde gidecek, diyor. Ve iki uçlu olacak diyor. Ve iki ucu da parlak olacak, diyor. Lulin öyle çıkan Lulin kuyruklu yıldızı. Bir de parlaklığı şiddetli olacak diyor. Daha fazla parlak olacak, diyor. Bu da doğru. Bir de bu kuyruklu yıldızdan önce, diyor. Yağmurlar kesilecek, bu kuyruklu yıldız çıktıktan sonra yağmurlar bollaşacak, diyor. Tam dediği gibi oldu. Biliyorsunuz bir ara yağmurlar kesildi, sonra yağmurlar bollaştı. Bir de diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) bak detay veriyor. Yağmurların bolluğundan dolayı insanlar şikayetçi olacaklar, diyor. Ne kadar fazla yağmur yağıyor diye şikayetçi olacaklar, diyor. Bu da oldu.
SUNUCU 1: İnsanlar peki bundan ders almıyorlar mı? Yani hani bu söylediklerinin çıkması, insanlara bir ibret olmuyor mu?
ADNAN OKTAR: Rastlantı diyor, olabilir diyorlar. Ne var ki onda, diyorlar. Rastlantı diyor. İşte onu Ahirette anlatacaklar, nasıl rastlantı olduğuna kanaat getirdiklerini, delili nedir? Allah sorduğunda, bu kanaate nereden ulaştı, onu anlatacak. Anlatabiliyorsa tabii artık o durumunu.
SUNUCU 1: Genellikle İslami konular hep rastlantı oluyor ama diğer şeyler olmuyor sanki.
ADNAN OKTAR: Evet onda bir harikalık var diyorlar.
Hocam diyor, “Ahzap Suresi 52. ayette geçen Peygamberimiz (s.a.v.) için “bundan böyle sana kadınları nikahlamanın yasaklanmıştır, ifadesinin hikmeti ne olabilir?”” Hakan Savaş, Kayseri. 33’e 52’i, şeytandan Allah’a sığınırım, “Bundan sonra (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek -güzellikleri senin hoşuna gitse bile-“ birçok kardeşimiz bu ayetten rahatsız olacak, Müslüman, müslüman olduğu halde adam ayetten rahatsız oluyor. Hz. Süleyman (a.s.)’dan bahsettim, oradaki Hz. Süleyman (a.s)’ın tavrından rahatsız adam. Müslümanım diyor. Bak, “güzellikleri senin hoşuna gitse bile- sana helal olmaz; ancak sağ elinin malik olduğu (cariyeler) başka. Allah her şeyi gözetleyip denetleyendir.” Peygamberimiz (s.a.v.) Allah’a aşık. Dolayısıyla da güzelliklere aşıktı. Güllere aşıktı, kuşlara aşıktı dolayısıyla helali olan kadınlara da aşıktı. Allah O’na çok güzel, aklı başında, Saliha hanımlar nasip etti. Elhamdülillah şimdi Ahiret’te beraberler, inşaAllah. Ama bakın, demek ki Peygamber (s.a.v.) bir kere güzelliğini tespit ediyor ki, ondan sonra nikahlamak istiyor. Ne diyor ayette, “güzellikleri senin hoşuna gitse bile” değil mi? Bakıyor, görüyor, güzelliğine kanaat getiriyor, ondan sonra evlenme kararı alıyor. “Sana helal olmaz.” Kadınlardan çok fazla talep vardı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e yani herkes onunla evlenmek istiyordu, haklı olarak. Ahiret’te beraber olmak istiyorlar. Hepsi aşkla seviyorlar, başka türlü de zaten düşünülemez. Allah bunu durdurmak için bu ayeti indirmiş olabilir. Talebi durdurmak için indirilmiş olabilir. Bakın o zaman Peygambere (s.a.v.) Allah yasakladığı için ben kabul edemiyorum, yoksa kabul ederdim diyebilir. Bir hikmeti bu olabilir. Ama birçok hikmeti olabilir tabii.
SUNUCU 1: “Selamlar sevgili Hocam.” Facebook’tan bir arkadaş.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve rahmetullahi.
SUNUCU 1: “Mehdi (a.s.) gelmeyecek demeye başladılar. Bakın Kuran buna işaret ediyor. “Demişti ki oğlum rüyanı kardeşlerine anlatma.” Biz mesela şimdi Mehdiyeti bir anlattık dediler. Sen Mehdilik iddia ediyorsun o zaman. Sen nasıl anlatırsın böyle bir şeyi? Bu fitnedir diyorlar, Mehdi (a.s.) konusunu biz eskiden beri hep gizlerdik. Gizli tuttuğumuz bir konuydu. Bunu niye ortaya çıkartın? Niye anlatıyorsun?” diyorlar şeklinde bir açıklaması var. Bu konuyla ilgili sizin görüşünüz nedir?” Zeynel göndermiş.
ADNAN OKTAR: Zeynel’e maşaAllah. Tabii sistem böyle hani derler ya tabiren tıkır tıkır gidiyordu. Gayet güzel iş yerlerini açmışlar. Risale-i Nur Külliyatı duruyor. Yanında Müslim, Buhari kitabı, arada sırada okuyor, çayını içiyor, iş adamı. Zaten arada da ittifak var. Birbirlerine mal alıp veriyorlar bu da çok normal. Ama çok sakin sessiz bir ortam var. Mehdiyet demek geceli-gündüzlü gayret demektir. Hayatın birçok sosyal yönünden çekilmek demektir. Aşkla-şevkle dünyanın kardeş olması için gayret etmek demektir. En başta bir kere imanın, İslam’ın dünyaya hakim olacağına dair kanaat getiremiyor ona. Yani Müslümanlığı dünya hakimi olabilecek bir din olarak görmüyor. Çünkü kendi bağnaz inançlarına göre, tutucu inançlarına göre, o gerici fikriyata göre anlıyor ki Cehenneme dönecek dünya. Yani o uygulama olduğunda Cehenneme döneceği belli, onun kafasındaki için. Dolayısıyla kendi rahatı da kaçacak yani kendinide boğacak bir sistem olduğunu anladığı için yanaşmıyorlar. Yani Türk-İslam Birliği’ni istememelerinin nedeni bu birçoğunun. Yani bir kısmı başka nedenlerden istemiyor, bir kısmı cahilliğinden, bir kısmı gafletinden. Ama şu an istediği gibi yaşayabiliyor, istediği gibi gezebiliyor. Onun sistemini uygularsan sen zaten sokağa çıkamaz o, yani çoluğunu-çocuğunu da düşünüyor. Onların yaşantılarını düşünüyor, felç olacağı belli sistemin. Onun için “biz sadece namaz kılsak yeter bize” diyorlar. “Orucumuzu tutalım, zekatımızı verelim, hacca da gideriz, kelime-i şehadet getiririz. İslam’ın şartı 5 değil mi zaten diyorlar. Biz bunu yaptığımızda zaten konu biter” diyorlar. “İslam’ın dünya hakimiyetini nereden çıkardınız” diyorlar. İslam’ın şartının 5 olduğunu nereden anladın sen? İslam’ın şartı Kuran’ın tamamıdır. Nasıl 5 tane oluyor? Olun mu öyle şey? Kuran’ın tamamını uygulayana Müslüman denir. Dolayısıyla uygulanmıyorsa, bunun uygulanması için gayret etmek farzdır Müslümanlara ve en büyük farzdır. İttihad-ı islam, Müslümanların birlik olması. Ama onların dediği gibi böyle karanlık, izbe, kokuşmuş, kirli, kaba, saldırgan, kan dökücü, hasutluğun, sadistliğin, acımasızlığın, kibirin hakim olduğu bir İslamiyet değil tabii. Şevkatin, merhametin, sevginin, sanatın, estetiğin, bilimin, gerçeklerin, doğruluğun, dürüstlüğün yani her türlü güzelliğin hakim olduğu sisteme İslam denir. İnsanın aklının alabileceği en uç noktada güzellikler neyse bunun toplamının hepsine birden İslam denir işte. Bunu bilecekler, Kuran bizden bunu ister. Her şeyin en güzelini, en iyisini ve en doğrusunu. Adam bunu istemiyor, yani üst-baş pejmürde olacak, en kötü yemeği yiyecek, en kötü kıyafeti giyecek, en kötü evlerde oturacak, en kötü sözleri edecek, gülmeyecek. Mesela “Söz gümüşse, sükut altındır.” Mumya gibi duruyor adam sohbette, duruyor böyle yandan. İguana gibi bakıyor, niye susuyorsun diyorsun. Ya diyor “söz gümüşse, suküt altındır” diyor adam. Ben bir kere hayvanat bahçesine gitmiştim, timsah vardı orada. Hayvan hiç kıpırdamıyor, sabit bakıyor. Acaba plastikten mi yaptılar bunu dedim. Öyle bir şey olabilir mi? Ama en ufak bir kıpırtı göstermiyor. Sonra oradaki kişiye sordum, “bu nedir niye hiç kıpırdamıyor, falan böyle ” dedim. “Yoksa plastikten yapılmış bir model mi?” dedim. Çok kaliteli bir şey de yapılmış olabilir öyle. “Yok narkotiğin yakaladığı uyuşturucular bunlara veriliyor” dedi. 250 gram her gün uyuşturucu veriliyormuş ona, narkotikten getirilen uyuşturu, 250 gram. Hayvan felç vaziyette anlamsız, boş gözlerle böyle bakıyor, kıpırdamıyor bile yerinden.
SUNUCU 1: Neden veriliyormuş Hocam?
ADNAN OKTAR: Herhalde cam muhafaza içersinde, herhalde taşkınlık yapmasın diye vermişler. Ama normal bir şey değil tabii, bilinse engellerler. Yani gayri kanuni yapılmış anladığım kadarıyla. Herhalde öyle gibi geliyor bana. Bir de cam biraz alengirli, onu kırar diye mi düşündüler? Bilmiyorum.
SUNUCU 2: Zarar verebilir diye gelen kişilere ziyaretçilere.
ADNAN OKTAR: Öyle düşünmüş olabilirler dolayısıyla. Mesela leş gibi giyiniyor, estetikten uzak. Bu ne diyorsun “Ben, dinin gereğini uyguluyorum”diyor. “Peygamberin (s.a.v.) zaten iki parça kıyafeti vardı” diyor. “Bir tane kıyafeti vardı” diyor veyahut ve yalan söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.) çok şık giyiniyordu, bayağı güzel giyiniyordu. Sahabeler de tertemiz çok hoş giyiniyorlardı. Özellikle dini tebliğe gidenler çok değerli kıyafetler giyiyorlardı. Atları da çok süslü ve güzeldi ve Peygamberimiz (s.a.v.) o günün şartlarında çok güzel yaşıyordu. Çok neşeliydiler, güzel hayat yaşıyorlardı ve Kuran’da bizden bunu istiyor. Bakın “dünya da sizin” diyor, Allah. “dünya da sizin”diyor. “Ahiret’te de bütün nimetler (Allah’ın nimetleri) sizin” diyor. “Yalnızca sizin” diyor. “Sade size mahsus olarak” diyor. Bu mantık ortadan kalkacaktır yani, sapkın, anormal kirli mantık ortadan kalkacaktır. Gerçek İslam’ı insanlar tanıyacaklar. O zaman, yani tahayyülünün de üzerinde çok güzel olduğunu anlayacaklar. Mesela biz anlatıyoruz tahayyül ediyor yine bir dereceye kadar, getirebiliyor. Her halükarda “şu kadardır herhalde” diyor. Öyle değil çünkü insan aklı limitsiz düşünmeye müsaittir. Güzelin güzeli, güzelin güzelini aramak durumunda olacaklar. Yani Allah’ın emridir bu, her şeyin en iyisini Müslümanlara sunmak durumundayız biz. Mesela çok kaliteli bir yiyecek yaparsın, çok çok daha güzelini yapmakla mükellefsin. Çok güzel kıyafet yaparsın çok daha güzelini mesela bak “sözün en güzeline uyarlar” diyor Allah. Bakın söze uyarlar demiyor, güzeline uyarlar da demiyor. “En güzeline uyarlar” diyor. En güzeli nedir? Olabilecek en mükemmelidir. Yani Kuran ahlakına uygun Kuran’ın sözü ve Kuran’a uygun her türlü güzel söz ve uslüp. Dolayısıyla iltifatın en güzeli olacaktır, sevgi sözcüklerinin en güzelleri, sanatın en güzeli, estetiğin en güzeli. Mesela sanat durdu dünyada görüyorsunuz. Ne güzel bir tablo yapabilen var, ve güzel bir estetik mimari var. Halbuki sanatçıların çok önemli yer alması gerekir toplumda. Yani sanatçı çok hayati bir varlıktır. Ama şimdi öyle değil mesela benim Akademi’de bir arkadaşım vardı. Heykel bölümünde böyle Rodin takılırdı. Sanatçı, kolunu falan şuraya kadar katlayarak, onların özel bir gömlekleri falan da oluyor. Sanatçı gömleği, kendine has bir şeyler. O yelekler var mimar yelekleri falan, onunla böyle havalar atıyordu. Ya dedik kimbilir ne büyük heykeltraş olacak. Okuldan mezun oldu Akademi’nin önünden geçiyordum, ne iş yapıyorsun dedim “Abi, badanacılık yapıyorum ne iş yapacağım” dedi.
SUNUCU 2: Ben de öyle yapacağım kendime şirket açacağım. Evlere boya.
ADNAN OKTAR: Çok güzel şeyler yaparsın inşaAllah. Senin vaktin güzel olacak, çok hoşluğun, iyiliğin olduğu ortam olacak. Dolayısıyla sana çok ihtiyaç olacak göreceksin inşaAllah. Her türlü sanatçıya, mimara çok ihtiyaç olacak. Mesela bak binalar yapılıyor hemen hemen hiçbirinde bir estetik yok. Dörtgen ve yahut üçgen geometrik şekiller.
SUNUCU 1: Eskiden saraylar ne güzel Dolmabahçe sarayı, Beylerbeyi sarayı. Ne güzel saraylar yapılıyordu. Şaşırıyorum. Eskiden o kadar teknoloji yokken bunlar yapılabiliyorsa, şimdi neden yok diye kendi kendime soruyorum.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şekilde yapamıyorlar, mesela eski kiliselere bakın değil mi? O katedraller... Yani tabii içerisinde Hakka uygun tenzinat olmak şartıyla nefis, yani nefes kesici. Mesela şu anda cami de yapıyorlar. Yani estetik yok, bambaşka bir şey yani geometrik şekiller. İşte İslam dünyaya hakim olduğunda her yer mimari şaheserlerle dolacak, inşaAllah. Her yerde sanat kaynayacak çünkü biz bununla mükellefiz Allah en güzelini yapmamızı istiyor her şeyin. Söz söylerken en güzeli, yürürken en güzel şekilde yürümek, yemek yerken en güzel şekilde yemek yemek. Adam hayvan gibi yemek yiyor, insan tiksiniyor. Onu da doğal karşılıyor. Yani yollar-asfaltlar mesela pırıl pırıl olması lazım caddeler. Allah temizliği farz kılmış, bu ne demektir bu farz en güzel şekilde yapılacak demektir. O zaman yerde parmak ucu kadar bir şey kalmaması lazım. Çünkü o olduğunda yine Kuran’a uygunluk olmamış oluyor. Tertemiz olması gerekiyor, pırıl pırıl o zaman Kuran’ın hükmü yerine gelmiş olur.
SUNUCU 1: “Hocam, ben Allah aşkının dünyada ve Ahiret’te en büyük nimetlerden biri olduğunu sizden öğrendim inşaAllah. Allah’a daha derin bir tutku ile bağlanmanın sonu olmadığını biliyorum. Tam olarak sizin anlattığınız Allah aşkını yaşamak için daha ne yapabilirim? Lütfen anlatabilirmisiniz?” Tansu Aker göndermiş.
ADNAN OKTAR: Tansu kardeşimiz ve dinleyenlerimiz için, hepimiz için gerçek olan şu. İnsan kasılmaya çok müsait bir varlık. Böyle samimi olmak için her an yeniden karar alınması gerekiyor. Yani samimiyet mesela 5 dakika sonra unutulabilir. 10 dakika sonra unutulabilir. Yani mesela adam ben samimiyim diyor, samimiyet öyle bir bina gibi durmaz insanda. Samimiyet, sürekli beslenmesi ve kontrol altında tutulması gereken bir güçtür. Mesela biz sohbet ederken birden samimiyetten çıkabiliriz unutup. Bambaşka bir çizgiye girebiliriz. Bir de samimiyetin çizgisini yüksek tutmayabiliriz. Yani özenle korunması gereken bir çiçek gibidir samimiyet. Öyle o kadar kolay bir şey değildir. İrade ve dikkat gerektirir samimiyet. Yani düşüncede samimiyet olması için, bir kere Allah’a tam teslim olmak lazım. Beni Allah konuşturuyor, bana Allah gösteriyor, Allah hatırlattı, Allah sordurdu, Allah cevap verdirdi diyeceğiz. Mesela bak Hakan’ın sorusunu sordun, o senin kaderindeydi. Yani illaki kaderinde. Mesela onu sana Allah hatırlatmıyor, istesen de hatırlayamazsın onu, kaderinde o senin. Bir mucize olarak onu Allah sana söyletir. Yahut istediğin kadar dikkat et, var gücünle dikkatini versen, hatta yazsan da o olur. Allah’ın kaderde yarattığı bir şeydir o. Bu bizim acz içinde olduğumuzu, Allah’ın her şeyi kontrolü altında tuttuğunu gösteren delillerdir. Mesela bazen bir cümle kurmak isteriz, kelime çok kolay, iyi bildiğimiz bir kelime, bir türlü aklımıza gelmez. Çırpınıyor adam, neydi neydi diyor, bilirsiniz değil mi? Hatırlat diyor, çok çaresiz kalıyor, bir türlü yapamıyor, ama çok basit bir kelime.
SUNUCU: Dilimizin ucunda...
ADNAN OKTAR: Dilimin ucunda diyor, ama gelmiyor aklına. Gücün Allah’ta olduğunu Allah ona göstermek için onu yapıyor, ondan o kurtulamaz. Yani istediği kadar uğraşsın, istediği kadar ne yaparsa yapsın, ondan kurtulamaz. Dolayısı ile büyüklük hissini ortadan kaldırmak için Allah bize bu özellikleri veriyor. Samimiyet, beynin sürekli emek vermesi ile elde edilir. Samimiyet derinleştikçe, Allah’a sevgi de artar. Çünkü bak Allah bir sır veriyor diyor ki, “Ancak”, şeytandan Allah’a sığınırım, “samimi olan kullarım kurtulur.” Bir tane ayet var. Bakın ne kadar büyük bir sır. Namaz kılan demiyor. Oruç tutan demiyor. Zekat veren demiyor. İşte mücadele eden, hiçbir şey, onları demiyor Allah, saymamış. Sadece samimi olan, çünkü samimi olan İslam’ı mükemmel yaşar zaten. Kuran’ı mükemmel yaşar. Allah’a tam teslim olur. Dolayısı ile samimiyet, dakika dakika kontrol edilmesi gereken bir sistem. Temeli de, sürekli Allah’a kendini bırakmak üzerine dayalıdır. Yani ben samimi olayım diye uğraştıkça samimi olamazsın, öyle olmaz. Allah’a kendini bıraktıkça samimi olunur. Yani gücün Allah’ta olduğunu sürekli aklında tutarak olur. Mesela şu an Allah beni konuşturuyor, şu an Allah hafızama getirdi, Allah susturdu, hatırlayamadığını da Allah hatırlatmadı diyecek. Cümle kuramamak, mesela bir sekmeyi bile Allah meydana getirir. Mesela cümle kurarken değil mi, insanın bazen dili sürçüyor, onu Allah meydana getirir. Mesela Mehdi (a.s.)’ın da üslubunda olacaktır. Konuşmada güçlük çektiği vakit elini depretir diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Sağ elini diyor. Mesela Hz. Musa (a.s.)’da da var o. İstediği kadar uğraşsın Hz. Musa (a.s.) konuşamaz. Kaderi öyle. Çünkü Kuran, Hz. Musa (a.s.) daha annesinden doğmadan Kuran vardı. Diyor ki Kuran’da, o dilinde tutukluk olacak Hz. Musa (a.s.)’ın. Doğuyor, dili tutuk.
SUNUCU 2: Heyecan peki, heyecan.
ADNAN OKTAR: O da yaratılıştandır.
SUNUCU 2: Sorduğunda dilinin tutukluk olması belli bir şeyde, konuşurken akılına gelen bir şeyi söylerken veya bir an heyecanlanıyor ki tutuluyor. Yani orada o söyleyeceği şeyi söyleyemiyor.
ADNAN OKTAR: Heyecanı da Allah yaratır.
SUNUCU 2: Mesela ben biraz önce okurken yani heyecenlı olduğum için zaten hani onu görüyorum, yazılanı içimden okuyorum ama dışımdan onu söyleyemiyorum, heyecan.
ADNAN OKTAR: Evet. Heyecan, Allah isterse seni çok sakin de yapabilirdi. Mesela bazı insan çok sakin olur. Çok önemli bir olayda tabii çok sakin oluyor.
SUNUCU 1: Evet, yaratılıştan farklı oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela çok önemsiz bir şeyde acayip heyecanlanır ve çok sinirlenebilir. Kaderinde olduğu için oluyor. Hatta şaşırıyor kendine, sakin adamım ben, nasıl oluyor bana bu böyle diyor. Sinirlenmemesi gerekiyor ama sinirleniyor adam, kontrol edemiyor kendini. Bu bir mucizedir. Allah’ın onda yarattığı bir özelliktir. Beyni istemiyor ama vücudu sinirleniyor, kontrol edemiyor kendisini. O kaderde olduğundandır. Bazı insan mesela çok halim-selim, sakindir, yani bütün ömrü sakinlikle geçer. Bazı insanlar çok heyecanlıdır fıtrat olarak. Ama heyecanlı makbuldür. Korkuya açık olan insan makbuldür. Heyecana açık olan insan makbuldür. Onların imtihanı daha mükemmel olur. Mesela bazı insan korkuyu bilmez. Yani filmlerde falan da olur ya, mesela adamın başına odun vuruyorlar, adam yemek yemeğe devam ediyor böyle. Yani onun gibi duyarsız insanlar da olur. Onların imtihanı tabii daha az olur, yani aldığı sevap çok çok az olur. Duyarlı insanın çok daha yüksektir.
SUNUCU 1: Hocam, ben çevremdekilerden şunu duyuyorum. Hani madem diyor kaderimiz önceden belli, yazılmış, bizim yaptıklarımızdan bizim suçumuz ne? Yani ben yapmıyorum, önceden belirlenmiş bir şeyi yapıyorum.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak biz, ben mesela Müslümanım, İslam’ı yayıyorum. Ben normal, laik ailede yetiştim. Akademi’de de öyle, Akademi’deki çevreyi biliyorsun zaten, çok rahattırlar Akademi’de. Lise de öyleydi benim, son derece rahattılar. Ama ben dindar oldum. Kaderimde olduğu için. Yani beni eğiten de olmadı, kimse eğitmedi beni. Yani hiç kimse sen dindar ol diye bana bir şey söylemedi. Allah bana ilham etti ve dindar oldum. Mesela küfür içinde olana da, kimsenin baskı yaptığı yok. Adam düşünüyor, öyle oluyor. Allah’ın asıl amacı sadece Cennet’teki Müslümanların mutlu yaşamasıdır, onların iyi olmasıdır, yani insanlara yönelik olarak, amacı budur. Yani Allah’ın amacı Cehennem değildir. Cehennem’in de amacı, Cennet’tekilerin mutlu olmasıdır. Çünkü o Cehennem’i biz göreceğiz, Allah nasip ederse, Cennet’e gidersek. O zaman Cennet’in kıymeti nasıl olur biliyor musunuz gördükçe? Kat kat kat kat artar. Mesela gecekonduda olan bir insan için saray nasıl kıymetli oluyor? Kıyastan dolayı kaynaklanıyor değil mi? Ana saraydaki insan da Cennet’teki evleri göstersen, saray ona çok çok itici gelir, yani çok kötü gelir. Girmek dahi istemez, muhatap dahi olmak istemez. O kıyasın meydan gelmesi için de, bir yönüyle Cehennem’in hikmeti budur. Yani Müslümanların mutluluğudur ve Allah’ın gücünü görmeleridir. Bir de Allah korkusunun gizli olarak kalplerde devam etmesidir. Çünkü Cennet’te de bizim gene Allah’tan korkmamız gerekir. Çünkü mesela Hz. Adem (a.s.), biliyorsunuz Cennet’teyken tavrında hata oldu. Çünkü Cehennem yoktu onun görüntüsünde, görmüyordu Cehennem’i. Ama Cennet ehl-i baktığında, sürekli, her zaman bir ekrandan Cehennem’i görebilecekler, yani küçük bir ekrandan görebilecekler. Cennet’in bütün güzelliklerini görebilecekler ama onu gördüklerinde Cennet’e olan sevgileri kat kat artacak. Zaten insanın fıtratında bu var değil mi? Yani kış, kıyameti gören bir insan sıcak evde ise, mutlu olmaz mı, değil mi? İşte Cehennem’i gören de orada mutlu olmuş oluyor. Bir de, Allah’ın gücü ve Allah korkusu sürekli kalbinde devam etmiş oluyor, üslubu çok daha mükemmel devam etmiş oluyor. Çünkü Cennet’te biz doğru olmaya mecbur olarak yaratılmıyoruz. Biz kendi irademiz ile gene orada güzel ahlaklı olacağız. Yani aklımızı kullanarak güzel ahlaklı olacağız.
SUNUCU 2: Zaten insan, bir kötü yol vardır diyelim, iyi yol vardır, yani önündeki iki seçenekten birisini seçer. O da aklını kullanarak. Bu hep böyledir yani. Kimse onu zorlamaz sonucunda.
ADNAN OKTAR: Zorlamaz, ama bütün bunların hepsi ne kadar zamanda olup-bitti biliyor musunuz? Sonsuz alem, yani sonsuz yaşantımız, saniyenin sonsuz küçük vaktinde bitti. Yani vakitin sonsuz en küçük vaktinde bitti. Tek bir anda Allah yaptı bitirdi hepsini. Böyle de bir mucize yön var ayrıca. Yani seçeceğimiz yol da bellidir. Ama seçtirir, bize seçtirir. Mesela siz benimle konuşuyorsunuz, kimse sizi zorlamıyor, seçerek geldiniz, ama kaderinizde. Mesela senin orada oturacağın kaderinde, boynundaki fular kaderindedir. Hangi soruları soracağın, nasıl konuşacağın, mesela şu soruyu sorman, benim bu cevabı vermem... Allah sordurdu, Allah veriyor cevabını da. Beni vesile eder Allah.
SUNUCU 2: Yani aklımdan sorular geçiyor, ben birisini seçip soruyorum.
ADNAN OKTAR: Evet. O soruları işte gezdirip, o seçtiğin soruyu Allah yaratıyor. Ama sen seçtiğini zannedersin, ama Allah yaratır. Ben bunun sırrını tam kavramak isityorum, o mümkün değil işte. Yani o anlamda zaten bizim öyle bir merakımız da yok. Bizim, Allah’ın bize verdiği bilgiden biz razıyız. Yani tabii hayret ediyoruz, öğrenmek istiyoruz ama, Allah’ın verdiği bilginin de üzerinde ısrarcı olmayız. Ne verirse, biz ona razıyız. Çünkü mühim olan Allah’ı çok sevmek. Allah’tan korkmak, Cennet’te müminler ile mutlu, güzel yaşamak, dünyayı da Cennet’e çevirmek. Ama burada hayat çok kısadır. Yani imtihan süresi, burası bir kurstur aslında dünya, yani güzel ahlak kursudur. Yani Cennet’te yaşamayı öğrendiğimiz bir kurstur. Cennet’te nasıl yaşanması gerekiyor, nasıl adap gösterilir, mesela bir nimet yendiğinde nasıl şükredilir, nasıl Allah’a saygı gösterilir... Cennet kursudur. Cennet’e gitmeden önce burada bir eğitim alıyor müminler. Bu eğitimi aldıktan sonra Cennet’e alınıyorlar, konu sadece budur özetle. Cehennem’in amacı da, o kursun eğitiminde bir bir parçadır, bir bölümdür. Yani müminleri ilgilendiren yönü budur.
SUNUCU 1: Not mu veriliyoruz yani, orada notlandırılıyor muyuz? Yani hayat bir imtihan ise.
ADNAN OKTAR: Eğitim alıyoruz. Allah bizi biliyor. Bizi tespit etmeye ihtiyacı yok Allah’ın. Diyorlar ya Allah imtihan ediyor, yani imtihanı zaten bilir Allah neticenin ne olduğunu.
SUNUCU 2: Seni sınıyor falan derler başına bu geldiyse, sınanıyorsun, işte bundan da bir şey çıkar denir hep.
ADNAN OKTAR: Ama onu biliyor Allah. Yani o sınadığını, sonsuz evvelde biliyor zaten Allah, yani ne yapacağını bilir, tamamını bilir. Yani sonradan tespit etmez Allah onu. Yani an an tepit etmez. Dolayısı ile ne yapacağımızı bildiği için, asıl amaç bizim ne olduğumuzu kendimizin görmesidir. Biz bunu görüyoruz. Ve sonunda müminler mutlu olacaklar, bunu bilsinler, yani dünyada da Ahiret’te de. Ne güzel ki, dünyaya İslam’ın hakim olacağı çağdasınız. Ne şahane. Ne kadar büyük kolaylık sizin için ve imanınızın güçlenmesi için ne kadar açık bir delil. Bakın Peygamber (s.a.v.) söylüyor, Kuran söylüyor; İslam dünyaya hakim olacak, Mehdi (a.s.) çıkacak diyor ve siz bunu bizzat gözünüzle göreceksiniz. Hz. İsa (a.s.) inecek diyor, adamlar olur mu diyor. Bunu görecekler. Ve Kıyamet kopacak diyor, Kıyamet’i Allah-u alem görmezsiniz, yani sizden sonraki nesil görecek Kıyamet’i. Mesela bu da çok etkileyecektir insanları, çok heyecan verecektir. Çünkü küfürün hakimiyetinde de Müslümanlar şaşıracaktır. Yani aynen denildiği gibi olmasına şaşıracaklardır. Çok az gerçek Müslüman kalacak o devirde.
14 dakikamız kalmış.
SUNUCU 1: Hocam bir sorumuz vardı. “Selamun Aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
SUNUCU 1: “Arkadaşlara da selam olsun Hocam. Milli marşımızda bulunan, ‘doğacaktır sana vaad ettiği günler Hakkın’ sözü Mehdiyet’i işaret ediyor olabilir mi? Ellerinizden öperim aslanların aslanı Hocam. Allah sizden ve tüm din kardeşlerimizden razı olsun inşaAllah.” Ali Bey göndermiş bize.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Berkerim ne diyorsun?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Tam ona bakıyor inşaAllah, tabii siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Necip Fazıl şiirinde ne diyor? Hatırlıyor musun şiirini? 1400’e girmeye az kaldı diyor.
ALTUĞ BERKER: 1 kala mı diyor? 78’de yazmış onu galiba, 79 için söylüyor.
ADNAN OKTAR: Evet. O şiirinde de Hicri 1400’de Mehdi (a.s.)’ın geleceğini açık açık söylüyor Necip Fazıl, çok net. Oradaki, İstiklal Marşı’nda söylenen de, net Mehdi (a.s.)’dır ve İslam’ın dünya hakimiyetidir. Mehmet Akif Ersoy oraya, o şiirin arasına onu koymuş, o sırrı. Ama onun ayrıca tabii başka yönlerinin de incelenmesi gerekiyor. Bir o yönüne de bakalım. Yani eğer Kuran-i harf ile yazdıysa, yani Osmanlıca yazdıysa, diğer yönlerden de bakabiliriz inşaAllah.
Berker Hocam’a bir şeyler okutturalım.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Evet, hepsini okuyabilirsin. Meryem Hanım’ın, öbür kardeşin var, onu da okuyabilirsin.
ALTUĞ BERKER: “Meryem Seçkin, Elazığ’dan yazmış. Ayet okuyorum, şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan, yalnızca'üstün ve güçlü olan,' öğülen Allah’a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı”. (Büruc Suresi, 8) Buyurdu ki: "Onları (Hz. Mehdi (a.s.)'yi ve talebelerini) yeryüzünün kenarlarında ara. Onların yaşantıları sadedir, evleri sırtlarındadır, eğer hazır olsalar tanınmazlar, eğer kaybolsalar aramazlar, hasta olsalar kimse onların ziyaretine gelmez.”
ADNAN OKTAR: Mehdi talebeleri için söylüyor değil mi bunu? Peygamberin (s.a.v.) hadisi, evet.
ALTUĞ BERKER: “Eğer evlenmek isteseler kimse onlara gelmez. Eğer ölseler, cenazelerine kimse katılmaz. Onlar mallarını aralarında eşit olarak paylaşırlar ve birbirlerini kabirlerinde ziyaret ederler, ayrı şehirlerde olsalar dahi istekleri hep aynıdır." (Gaybet-i Numani, sf 239) Hz. Mehdi (a.s.)'ye ve talebelerine münafıklardan, küfür ve ehl-i delaletten çok şiddetli baskılar gelecek, işkencelerle, iftiralarla karşılaşacaklar. Fakat asla yılmayacaklar ve yenilmeyecekler. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Doğrusu onlar, hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar;Ben de bir düzen kurup hazırlıyorum. Sen kafirlere bir mühlet ver, az bir süre tanı.” (Tarık Suresi, 15, 16, 17) “İslamiyetin dünya hakimiyetine az bir süre kalmıştır. Vadedilen gün yaklaşarak gelmektedir. O vadedilen güne.” diyor (Buruc Suresi, 2). Harun Yahya, Hz. Mehdi (a.s) devrindeki bu konuyu tüm detaylarıyla çok iyi vurgulamış.”
Zülfikar Şanlıbayrak yazmış Ankara’dan. “Zümer Suresi, 36. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, kuluna yeterli değil mi?” Hz. Mehdi (a.s.) tek başına, küçük talebe grubuyla dünyadaki bütün küfür sistemini Allah'ın izniyle dize getirecek.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O kadar vaktimiz yok aslında, ama bir bakayım ben sorulara. Öğretmenim sen soru sormaya çok eğilimlisin maşaAllah. Öğretmenim derken, Hocamız öğretmenlik yapıyor, o yüzden öyle diyorum. MaşaAllah, bu güzelmiş. Vay vay vay bayağı bir iltifat etmiş kardeşimiz. Ama Berker Hocam bitirsin ondan sonra vaktimiz olursa devam ederiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Cemile Cumhur, İstanbul’dan yazmış. “Keza (N. b. Hammad), Ebu Hureyre'den tahric etti, Dedi ki: Açıkça Allah-u Teala inkar edilmedikçe Mehdi (a.s.)’a biat edilmez.”
ADNAN OKTAR: Dinsizlik, ateistlik, Darwinizm oluşmadan, gelişmeden Mehdi (a.s.)’a insanlar yaklaşmazlar. Evet.
ALTUĞ BERKER: “Günümüzde İngiltere'de ve dünyanın birçok ülkesinde (haşa)Allah açıkça inkar edilmekte, (haşa) Allah'ı inkar için kurslar düzenlenmekte. Richard Dawkins gibi kişilerin önderliğinde yapılan bu çalışmalarda belediyeye ait otobüslere (haşa) Allah'ı inkar eden yazılar asılmakta. Vakit tam Hz. Mehdi (a.s.)'nin vaktidir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bitirdin mi bu sayfayı?
ALTUĞ BERKER: Bu sayfa bitti evet Hocam inşaAllah.
SUNUCU 1: Selamun aleyküm Hocam.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Ellerinizden öperim. Şu ayetleri bizim için açıklar mısınız?” Uğur Karagöz, Eskişehir’den göndermiş. Hocam ayetleri isterseniz tek tek söyleyeyim. Çünkü zamanımız yetmeyebilir.
ADNAN OKTAR: Ben okuyayım en iyisi. MaşaAllah. Evet uzun bu. Bunu bir dahaki sefere, yahut şeyden sonra, biraz sonra internetten devam edeceğiz, o zaman devam ederim. Evet, Kadri Ünlü de bayağı güzel, uzun uzun iltifat etmiş, Allah razı olsun, maşaAllah.
Berkerim devam edebilirsin.
ALTUĞ BERKER: Herhangi bir yer açayım.
ADNAN OKTAR: Evet, evet, güzel bu anlattıklarını hepsi.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Aykut Aygüneş, Konya’dan yazmış. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın.” (Al-i İmranSuresi, 103. ayet) “Cübbeli'ye göre müteşabih ne ayet-i kerime, ne de hadis-i şerif var. Hepsinin düz anlamlarıyla anlaşılmaları gerekiyor. Halbuki, Al-i İmran Suresi 103. ayet-i kerimede belirtilen "Allah'ın ipi" Kuran-ı Kerim'dir, Allah'ın hükümleridir. Allah'ın hükümlerini tam uygulayın anlamına gelir. Ayet-i Kerime'de bildirilen ip, bildiğimiz ip anlamında değildir. İmam Gazali (k.s.) Hazretleri İhya'sında bu konuyu delil vererek çok detaylı anlatır. Cübbeli aşırı derecede cahil. Kendi kafasına göre birçok şeyi yanlış açıklıyor. Müslümanlar en doğru bilgiyi böyle insanlardan değil, muteber ilmihal kitaplarından ve büyük alimlerin yazdığı eserlerden öğrenirler. Mesela Ömer Nasuhi Bilmen Hoca'nın Büyük İslam İlmihali çok güvenilir bir fıkıh kitabıdır. Allah hepinize selamet ve bereket versin, selamun aleyküm” demiş Hocam.
Devam edeyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Berker Hocam davudi sesinden dinleyelim yine inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İbrahim Şanlı İstanbul’dan. “BİRİNCİ MES'ELE: Rivayette var ki: "Âhir zamanın eşhas-ı mühimmesinden olan Süfyan'ın eli delinecek."Allahualem, bunun bir tevili şudur ki: Sefahet ve lehviyat için gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar.”
ADNAN OKTAR: Yani hadiste eli delik dendiğinde avucunun içi delik böyle, oradan baktığında avucundan karşı taraf görünen anlamında değil. Yani israf yapan, israfa yol açan insan anlamındadır diyor hadiste değil mi? Deccaliyet, yani Ahir Zaman’da insanları lükse ve sefahate itecektir ve insanlar malı israf edeceklerdir. Yani yiyecek, içecek. Mesela ekmek israfı yapılıyor. Değil mi? Başka şeylerin israfı yapılıyor. Yiyecek israfı yapılıyor. Bu o devirde olacak israfın açıklaması. Yani eli delikten kasıt bu. Yani gereksiz şeylere para harcanacak, israf yapılacak. O anlamda. Evet.
ALTUĞ BERKER: “Darb-ı meselede deniliyor ki, "Filân adamın eli deliktir." Yani çok müsriftir. İşte, Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tama'ı uyandırarak insanların o zaîf damarlarını tutup kendine musahhar eder diye bu hadîs ihtar ediyor. İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer diye haber verir. (Bediüzzaman Said Nursi, Beşinci Şua, Sayfa 460) Bir de bu hadis-i şerifi Cübbeli'ye sorun. Elinin ortası delik gezen, başı bulutlara değen, bir eli okyanusun dibinde olan, iki kulağının arası 20-30 metre olan ve bir adımda 120 km yol alan eşeği ile Atlas Okyanusu'ndaki bir adada gezinen ve bu adada zincirli olan Deccal'den bahsediyor. Bediüzzaman (k.s.) olmasaydı, Ahir Zaman’da Müslümanların durumu nasıl olurdu buradan daha iyi anlıyorum.”
ADNAN OKTAR: Tabii ki Süfyan hadislerde belirtilen Ahir Zaman’da çıkacak bir şahıstır, ki Hafız Esad buna tam uyuyor yani hadisleri incelediğimizde. Hakikaten Arap alemini israfa teşvik etti. Bütün Müslüman alemini israfa teşvik etti. Baasçılığı yaydı. Darwinist-materyalist düşünceyi yaydı ve Arapların paramparça olmasını ve iç savaşların çıkmasını körükledi ve buna zemin hazırladı. O yönüyle çok manidar. Hadis tam mutabık.
Evet. Berkerim 4 dakikamız var.
Aklınıza gelen herhangi bir şeyi sorun.
SUNUCU1: Ben sorayım mı?
ADNAN OKTAR: Evet, sor.
SUNUCU1: Şimdi anne karnına gelen bir bebek noluyor işte, nasıl deniyor... Hani doğmuyor bir şekilde öteki dünyaya tekrar gidiyor. Peki o tekrardan bu dünyaya geliyor mu? Bu aleme geliyor mu? Çok merak ederim böyle bir şeyi. Yani küçük bebekleri...
ADNAN OKTAR: Şimdi, ölen çocukların hepsi vildan olur. Küçük çocukların hepsi vildan olurlar. Vildan çocukken ölen küçük çocukların Ahiret’te, Cennet’te Allah tarafından yeniden yaratılmasıdır. Onlar Cennet’te koşuşacaklar ama hep çocuk olarak kalacaklar. Yani sonsuza kadar çocuk olarak kalacaklar. Yani büyümeyecekler. Hep çocuk. Yani sevilmek içindir. Onların işte çığlıkları, koşuşturmaları, neşeleri Cennet’in süsüdür onlar vildanlar. Cenin olarak, yani hiç daha insan haline gelmemişse tabii o zaten onun ruhu olmamış oluyor. Allah ruhundan üfürmemiş oluyor.
SUNUCU 1: Hani şey, 1-2 yaşındaki küçük bebekler.
ADNAN OKTAR: Evet. Onların hepsi vildandır. Yani masumdurlar. Saabi denir onlara zaten. Masum. Saabi. Onlar zaten anneleri babalarını onlar karşılıyorlar cennette. Aynı neşeyle, aynı canlılığıyla karşılıyorlar. Cennet çaka çaka doludur onlarla böyle. Özelliğidir. Biz çünkü dünyada da Allah bize bu içgüdüyü veriyor. Mesela çocuk sevme içgüdüsü vardır ruhumuzda ama onu bir türlü doyuramayız. Mesela güzel bir çocuk bulmak, sevmek herkese nasip olmaz. Kolay değildir değil mi? Yani dışarıda başkasının çocuğunu şimdi ayıp olur diye, bir de çocuk tabii çok nazenin varlık. Ona da insan zarar da vermek istemiyor ama çok gönlü istiyor onu, çok sevmek, koruyup kollamak, şefkat göstermek. Cennet’te öyle işte. İstediğin gibi seversin. İnsanların tepesine çıkar, neşelenir, koşar, neşelenirler. Mesela dünyada biz canlı hayvanı da çok sevemiyoruz. Nadir görebiliyoruz. Mesela dün ben ördeğimi getirdim. Normalde yemek lazım o herifi. O acayip tatlı yani. O gagasını ısırmak istiyorum normalde ama pasaklı şimdi ısıramıyorum da. Cennet’te onun tatmin olacağı belli. Mesela kedi geliyor, İran kedisi, yani adam abartılı sevimli. Şimdi naparsın sen onu? Tek çözüm onu yemek önce. Yani sevsem elimde kalır. Allah esirgesin bir şey de yapamıyorum. Çok hafif sevebiliyorum. İnsan geriliyor o zaman da. Çok şeker bir şey. Anormal lakayt bakıyor yani. Uuyuyor böyle, ayakta uyuyor böyle. Süper tatlı bir şey. Bunu hep Allah doyurulmamış olarak bırakıyor fakat en güçlü içgüdü sonsuz yaşama içgüdüsüdür insanda. O işte Cennet’te tatmin oluyor. Ahiret’te tatmin oluyor. Mesela açlık içgüdüsü vardır, Allah doyuruyor. Mesela korunma içgüdüsü vardır, insan kendini korur. Hep içgüdü olarak vardır. Ama sonsuzluk içgüdüsü en güçlüsüdür. O ancak işte o içgüdünün verilmesi onun doyurulacağı içindir. Her içgüdü doyurulur çünkü. İnsana verilen her içgüdü doyurulur çünkü biliyorsunuz. Mesela cinsel içgüdü vardır, helaliyle insan onu doyuma ulaştırabilir cinsel içgüdüyü. Açlık içgüdüsünü doyuma ulaştırır ama sonuzluk içgüdüsü en güçlü olduğu halde Allah onu doyurma ulaştırmıyor. Onu, sonsuz alemi hak eden, Cennet’i hak edene veriyor Allah. Cehennem’de olan için de tabii felaket. Çok çok büyük felaket.
Evet vaktimiz bitmiş.
SUNUCU 1: Evet. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyosu’ndan, TV Kayseri, Samsun AKS ve Kanal S ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.tv sitemizden devam edeceğiz. Şimdilik hoşca kalın.