Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Sohbeti (14 Mart 2010)
Mart 2010
SUNUCU: Evet sayın izleyicilerimiz, harunyahya.tv sitesinden yayınlanan canlı yayın programımıza devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Berkerim biz gelmeden önce neler anlattınız?
ALTUĞ BERKER: Hocam, Darwinizm’in bilimsel geçersizliğini, canlılardaki mükemmel örnekleriyle görsel olarak göstererek. En son siz gelmeden de göz üstünde duruyorduk. Çeşitli canlılardaki gözler, gözün mükemmel yapısı. Detaylı olarak onları inceledik Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dinsizler, dinin anlatılmasından rahatsız olmazlar; ateistler olsun, Avrupa da böyle. Hatta demokrat davranırlar; din anlatılsın, insanlar her türlü inanca sahip olabilirler, çeşitli inançlar vardır, inançlara dokunulması çok çirkindir derler, çok yakışıksızdır; dolayısıyla Budistler, Hıristiyanlar, Museviler, Müslümanlar, Şinto dinine mensup olanlar hepsi inançlarında özgür olsunlar derler. Onlar hepsinin aynı kategoride görürler yani. Budist, Şaman... Yani insanlar böyle bir inanç arıyor öyle buluyor, ona da inanıyor; o şekilde değerlendirdikleri için. İslamiyet’in onun içinde, hayatın tam gerçeği olduğunu göremezler. Yani, gerçek din olduğunu Allah’ın gerçek vahyi olduğunu bilemezler. Onlar neden rahatsız olur biliyor musun? Neyin anlatılmasından? Sadece Darwinizm’den rahatsız olurlar. Yani, acayip bunaltır. Acayip. Yani saçı sakalı ağartır, o kadar bunaltır. En canlarının yandığı nokta budur. Putlarıdır yani, putuna vurulması. Yoksa sen dini anlat. Mesela Cübbeli çıksın günlerce anlatsın; onlar hatta teşvik de ederler söyleyeyim. Yani memnun olurlar. Çünkü Cübbeli mesela bir ay anlatsa, yani inanan kitle de, orta imanlı onlar da imanını kaybedebilir. Bir ay anlatsa, adam mevcut imanını da kaybeder. Ben, semt ismi caminin ismini vermeyeyim de orada tebliğ yapıyordum. Konular anlatıyordum, gençlerle toplanıp sohbet ediyordum çocuklarla. Caminin imamı, çok mübarek muhterem bir insan. Eski imam böyle. Hocam dedi, sen dedi konuları anlatıyorsun imani konuları çok faydası oluyor Allah razı olsun dedi. Yani samimi olarak söylüyorum dedi, ben anlatsam dedi adamların mevcut dini imanı gider dedi. Yani mevcudu da muhafaza edemezler dedi. Yaşıyordur o Hocaefendi. Çok muhterem bir insan. Yani dinliyorsa anlamıştır şu an. Yani, insanlar bilmiyor böyle vakaların nasıl etki yaptığını. Halbuki ateistler özellikle böyle insanların konuşmasını isterler. Yani rahatsız olmazlar. Çok çok hoşlarına gider. Hatta mesela kesintisiz büyük bir kanalda program yapmış olsa mesela bir ay, gençliğin büyük bir bölümü, yani ortada olan kişiler varsa eğer, bayağı bir bölümü dinini kaybedebilir. İnancını kaybedebilir. Yani muazzam tahribat meydana getirebilir. Çünkü sen şimdi aklı başında bir adama, Atlas Okyanusu’nda şu an halen yaşayan bir deccalden bahsediyorsun. Bak, hayali vaka değil bak. Şu an var diyor deccal. Amerikan İstihbaratı bunu tespit edemiyor diyor. Atlas Okyanusu’nda bir adacıkta duruyormuş, ada da. Yalnız böyle adacık derken, adam öyle böyle adaya madaya sığacak bir tip değil. Başı bulutların içerisinde bunun, kafası bulutların içerisinde. Ayağı Atlas Okyanusu’nun dibinde. Avucunu daldırıyor, balık çıkartıyor böyle denizden. Öyle bir şey. Eşeği böyle, evlere şenlik yani. 300 metrelik bir eşek, gökyüzünde anırarak uçuyor, ayakları aşağı kadar sarkıtmış böyle. Deccal zincirlerini kırıyor, zaten bir gözü kapalı ama o kör gözüyle bulutların arasından insanlara bakıyor. Ve insanları da etkiliyor. Yani büyük bir insan kitlesi de, “ey deccal biz sana uyduk” diyorlar. Beğeniyorlar adamın, o görünümü falan da. Deccalin eşeği de geliyor anırarak, o ilgili adaya iniyor. Deccal de onun üstüne biniyor. Yalnız eşek onu nasıl kaldırır, onu da bilmiyorum. Uçarak Fatih Çarşamba’ya kadar gidecek. Cübbeli’nin mekanına kadar. Cübbeli’de artık oradan, kılıçla mı yapacak nasıl yapacaksa gidecek atlayacak bir şeyin üstüne çıkacak. Deccal ile orada mücadele edecek. Ve beraber uçacaklar yani deccalin eşeğiyle beraber. Deccali ezmeye çalışacak. Şimdi bunu bir ortaokul öğrencisine anlattığını düşünün siz. Ve “bu dinin hükmü, Allah böyle diyor” diye anlatsan bir çocuğa, ortaokulda olan bir insana. Yapacağı tahribatı düşünebiliyor musun? Yani evlerinin önünden diyor, 5 metre çapında, 6-7 metre çapında, 200 -150 metre boyunda altın sütunlar fışkıracak diyor. Som altından diyor. Kardeşim arabalar, yollar, caddeler ne olur böyle? Her boş bulunan yerden fırlaması gerekiyor. Bahçe olduktan sonra, bitti diyor. Yani bütün mesele bahçe olması. Güvenlik de olsa, oralardan fışkıracak diyor. İstanbul, altın şehri olacak. Konya, Adana falan. Yani milyarlarca ton, hatta trilyonlarca ton altın demektir bu. Her yeri kaplayacak diyor. Gökyüzünün tamamını, her tarafı Meleklerle dolduracak diyor. Hepsi birden, yabancı dillerde çeşitli yabancı dillerde “işte bu görünen kişi Mehdi’dir” diye bağıracaklar diyor gökyüzünden. Bir de, milyonlarca Melek Mehdi (a.s)’ın bulunduğu yere nasıl sığacak, değil mi? Hadi sığdıklarını düşünelim, Mehdi (a.s)’dır dedin mi zaten ona inanılması gerekir. Mehdi (a.s) da diyecek ki, “ben Mehdi değilim” diyecek. Deccal de orada eşeğiyle anırarak uçuyor. Altından habire altın fışkırmaya devam ediyor yerden. Mehdi (a.s) bir tekbir getiriyor, bütün binalar yıkılıyor. Deprem etkisi meydana getiriyor. Böyle bir dini anlattığında, din anlayışını anlattığında ve bayağı samimi inanıyor adam buna yani, bu şekildedir diyor. Ben böyle inanmadığım içinde zaten bana kızıyor yani. Sapkın ve yanlış yolda olduğuma inanıyor. Ne olur insanlar böyle bir konuda? Allah’tan, fazla konuşmuyor insanlarla da, insanlar bunun farkına varmıyor. Dinlerine, imanlarına da zarar gelmiyor. Yani Allah muhafaza ediyor insanları. Tabii. Şimdi kardeşlerimiz yani kendi milletim şuna çok dikkat etmesi gerekiyor; din bir kere çok ciddi, aklı başında insanların yaşayabileceği bir olaydır. Bayağı ciddi değerlendirilmesi lazım. Yani duygusal, romantik böyle yapmacık değerlendirecek bir şey değildir din. Mesela dini programlar oluyor. Yani bir kısmı çok yapmacık, dikkatlice baksınlar. Yani o üslup, o konuşma, o romantizm, o duygusallık, o yapmacık üslup; Kuran’ın, imanın ciddiyetiyle bağdaşmıyor. İman, keskin akıl ve ciddiyet gerektiren bir olay, değil mi? Burada bir anormallik var. Yani bundan bir kere haberdar olması lazım herkesin. Yani bu gözle bakıp ibret gözüyle baksınlar. Eğer o hak yoldaysa, doğru yoldaysa anormal bir üslubunun olmaması lazım. Yani, duygusal romantik bir üslupla din anlatılmaz. Böyle gökyüzüne bakarak, kaval sesi arkadan gelerek. Yani isim isim veririm, sitelerini de veririm, görüntülerini de veririm ama şimdi yakışık almaz. Ben yani Müslümanlara karşı hiç öyle bir üslup kullanmadım. Kullanmıyorum da. Çünkü ben bütün Müslümanları seviyorum. Hepsini koruyup kolluyorum. Ama hatalarını, genel anlamda mahçup etmeyecek tarzda bir kısmını izah ediyorum. Ama gerçekten tehlikeli olanları da yani vahim olanları da direk söylüyorum. Yani çünkü, vahamet var yani kapalı olarak söyleyemeyiz onu. Bir kere hakla, hak anlatışla yanlış anlatışın arasındaki dev farklardan biri budur. Yani romantik, duygusal, yapmacık anlatım varsa o kişilerin samimiyetsiz olduğunu düşünebilirler. Yani aklı başında bir insan böyle bir üslup kullanmaz. Bir kere Allah korkusu var, Ahiret korkusu var. Biz öleceğiz, Ahirete gideceğiz, Cennet-Cehennem var sonsuz yaşayacağız. Şimdi bu duygusal üslubu adam Cehennemin kenarında yapabilecek mi böyle, değil mi? Ölüm yaklaştığında, ölüm anında ciddi oluyorlar. Duygusal, romantik olmuyorlar. Şiir falan söyleyecek üslupları kalmıyor. Bu bir ölçüdür. Yani ayırım yapmak için ölçüdür. Bir de şimdi kardeşlerimiz Allah razı olsun bayağı bir teveccüh var yani bize karşı hakikaten. Akılcı değerlendirenler anlattıklarımızın doğru olduğunu en akılcı yöntemin ne olduğunu da çok açık görüyorlar. Yani doğru da görüyorlar, Allah doğru da gösteriyor inşaAllah. Yalnız bu mücadele de tabii ki şeytan benimle ve arkadaşlarımla uğraşır. Yani ateistler, dinsizler, PKK’sı, iddia edilen Ergenekon Örgütü uğraşır. Uğraşırken, benim şahsıma yönelik olanlarda oturup muhatap olmalarına gerek yok. Yani onunla ilgilenmeyecekler. Diyecekler ki, arkadaşım diyecek bu kişi; ben Peygamberim demiyor, ben örneğim de demiyor, herkes benim gibi olsun da demiyor, değil mi, ben günahkar, Allah’ın herhangi aciz bir kuluyum diyor. Ne diyorum ben; Peygambere (sav) uyalım, Peygamberlere uyalım, Kuran’a göre hareket edelim, Allah’ın dediğini yapalım diyorum, değil mi? Bana uyun demiyorum. O zaman benim aleyhimdeki propagandanın hiçbir anlamı yok. Benden bir kere olay çıkmış oluyor. Çünkü örnek oluyorum desem, tamam. Beni çürütmeye yönelik çabaların hakikaten bir anlamı olur. Benim öyle bir iddiam olmadığına göre bunun hiçbir anlamı kalmıyor. Ama benim anlattığım konulara saldırıyorsa adam, o ayrı. Onunla zaten baş edemez. Mesela Darwinizm ile ilgili veyahut iman hakikatleri veya Kuran’ın hakikatleriyle ilgili anlattığım konulara saldırıyorsa orada tepetaklak devrilir. Bana anlattıkları da vız gelir tırıs gider. Hiç muhatap olmam. Yani çünkü laftan sözden ben hiç etkilenmem söyleyeyim. Yani haberim bile olmuyor. Muhatap dahi olmam. Yıllardan beri adamlar gece gündüz çene yorarlar, yazılar yazarlar, uğraşırlar, iftira atarlar. Biz ne diyoruz; it ürür kervan yürür diyoruz. Yolumuza devam ediyoruz, hiçbir şey olduğu da yok, olmaz da. Laftan sözden hiçbir şey çıkmaz. Dolayısıyla böyle şeylerle uğraşmaya gerek yok. Ama fikrimize saldırdıklarında, zaten saldırdığı anda o vurulmuş oluyor. Yani mesela, Yaratılış Atlası’nı eleştirmeye kalkıyor, okuyor Yaratılış Atlası’nı. Bitti. Yani onu okumakla, eleştirmeye kalkmak onun için zaten onun bitişi demektir. Konunun hallolması demektir. Ben diyor şimdi, kitabı eleştirmeye başlıyorum diyor. Yani kardeşim sen o kitaptan 10-20 sayfa okuduysan zaten konu bitmiş demektir. Ve geri dönüşü olmayacak şekilde bitmiştir. Mesela diyor ki adam, ben Yaratılış Atlası’nı okudum ama hiç etkilenmedim diyor. Bakın çok sağlam bir söz söylüyorum, yalan söylüyor. Yani imkansızdır. İnsan beyni eğer açık bir şuuru varsa, şuuru tamamen kapandıysa tamam, o ayrı mesele. Yani o zaten özel tedavi görüyorlar onlar o ayrı mesele. Ama açık şuurla imkansızdır. Çünkü bakın, kendinin kabul etmesi ayrıdır, beyninin kabul etmesi ayrıdır. Bir beyni kabul eder insanın, bir de kendi kabul eder değil mi? Bunların beyni kabul ediyor, kendi kabul etmiyor. Biz kendinin kabul etmemesini hiç önemli görmüyoruz. Beyninin kabul etmesi çok önemlidir. Yani beyin, evet doğru diyor. Konu bitmiştir. Mesela Bediüzzaman da diyor, yüzlerce kişi dolu salon olsa diyor güneş doğsa diyor. Bir kere perdeyi açıp kapatsanız diyor kısaca. Birkaç kişi görse bile diyor, hepsi inkar etse bile diyor yüzde yüz emin olurlar yani diyor güneşin doğduğundan. Yani inkarın bir anlamı olmaz. Onu anlattıktan sonra beyni tam kanaat getiriyor. Bilinç altı. Bilinç altı çok önemlidir bir insanın. Bir insanın bilinç üstüyle hiç uğraşmasınlar, bilinçüstü insanın sürekli yalan söyler. Mesela nasılsın diyorsun, iyiyim diyor. İyi olmadığı halde iyiyim diyor. Veyahut, iyi olduğu halde kötüyüm diyor. Yani insanlar zaten, çoğu yalan söyler. Öyle bir konu yok yani. Gerçek duygularını, gerçek düşüncelerini zaten söylemez insanlar. Çok nadir söylerler. Bir kısım insanlar için söylüyorum tabii bunu. Bütün insanlar için demiyorum. Onun için yani, Yaratılış Atlası’nı sen okudun, etkilendin mi dersen, e tabii ki reddettim diyecek. Ama onu mesela bir hipnoz seansına soksan, hipnoz. Bilimsel hipnoz seansına soksan, Yaratılış Atlası’ndan -bana doğru söyle sen efendi çocuksun, şimdi güzelce, samimi olarak- ne anladın bana anlat desen. Yani mükemmel anlatır doğruluğunu. Bak biz bizeyiz hiç kimse yok diyeceksin. Böyle hipnoz seansında. Çok çok rahatsın, ondan sonra hatta Ahiret’e gittiği söylensin. Şu an Ahiret’tesin denilse. Değil mi? Ve bir tek, işte Allah’ın huzurundasın şu an. Ondan sonra Ahiret’e de gittin. Şimdi, söyle bakayım. Bu, Yaratılış Atlası’ndaki konular sence doğru muydu desen. Bülbül gibi böyle şakır şakır anlatır hepsinin neden doğru olduğunu. İlmen de yapılabilir bu. İsterseniz, gönüllü biri varsa yapalım. Bilinçaltını ben gösterebilirim. Hipnoz konusunda uzman doktorlar var. Getirelim o doktorlardan bir tanesini, otursun, kameraların da önünde, en azılı dinsiz bilinen bir kişiyi bile, en azılı dinsiz bilinen. Kitabı bir okuyacak ama Yaratılış Atlası'nı bir okuyacak, baştan sona kadar okuyacak. Diyecek ki; arkadaş, ben reddettim diyecek. Buyurun diyeceğiz. Bir hipnoz seansı uygulanacak. Yani derin transa geçecek. Hiç kimse yok diyecekler, sadece sen varsın şu an. Bütün samimiyetinle, candanlığınla bunu anlat diyeceksin. Ama en güzeli o dediğim tarzda olur. En etkilisi o olur. Yani şu an Ahiret’tesin dense, Allah’ın huzurundasın, Allah’ın huzuruna çıkacaksın biraz sonra, şimdi güzelce doğruları anlat, sen Allah’ın huzuruna çıkacaksın denilse; nefesiniz kesilir. Bir de böyle ummadığın detaylarla anlatır. Demek ki bilinçaltında kabul ediyorlar, mühim olan bu. Bilinç üstü için hiç uğraşmasınlar. Mesela bak bizimle uğraşanlar, bilinçaltında bir hayranlıkları var bilinçaltında ama, bilinç üstünde bir öfkeleri oluyor. Mesela hep böyle güçlü insanlara karşı güzel yaşayan insanlara karşı hayat dolu insanlara karşı sevilen insanlara karşı, sevilmeyen, hayat dolu olmayan, gücü olmayan insanlar hasetlik duyarlar, öfke duyarlar. Çoktur, mesela bir sanatçıya bile adam beğendiği sanatçıya işte kaşı şöyle gözü şöyle adam çok ters, aksi der; çok rastlıyorsunuzdur bilmiyorum. Her yerde rastlanır mesela için için çok beğenir ama beğenmediğini söyler, gıcık olduğunu söyler. Etrafındakiler de onu tasdik eder. Hakikaten adam çökmüş gitmiş falan derler bilmem ne ama hiçbiri de inanmaz bilinçaltında. Bilinçaltında bize karşı olanlar normalde çok ciddi hayranlık duyuyorlar. Ve bayağı hayranlık duyuyorlar. Ama bilinç üstünde de öfke duyuyorlar, şeytanın ilkasıyla. Onun için zaten Ahiret’te bilinçaltı soruluyor, bilinç üstü sorulmuyor. Yani sorgulama, bilinçaltı soruluyor. Onlar bilinç üstüyle bilinçaltına karşı mücadele etmek istiyorlar. Bilinçaltı devreye giriyor Ahiret’te, derilerine bilinçaltı talimat veriyor, deri konuşmaya başlıyor. Bilinçaltının ifadesini söylüyor. Mesela dili konuşmaya başlıyor. Mesela kulakları, gözü konuşmaya başlıyor, elleri konuşmaya başlıyor. Burada konuşan onların bilinçaltıdır. Bilinç üstünde zaten reddediyorlar. Allah onların reddine karşı bilinçaltını, vücut organlarının konuşması imkanını vermiş. Cenab-ı Allah, bilinçüstünü bilinçaltının emrine veriyor. Bilinçaltıyla da baş edemiyorlar bu sefer. Ne oluyor buna diyor, ayette de var, her şeyi sayıp döküyor diyor. Onun için, için için acı acı onlar açısından tabii gerçeği bilirler. Şimdi Darwinistler’de genel olarak bir suskunluk oldu. Şimdi gezelim konuşalım. Hiçbiri Darwinizm’in öldüğünü kabul etmez. Ama bilinçaltlarına sorduğumuzda hepsi Darwinizm’in yerle bir olduğunun farkında. Şimdi bilinçaltı da öyle bir güçtür ki insanı felç eder. Yani yaratıcı gücü, telif gücünü; Allah’ın dilemesiyle yaratıcı gücünü, Allah’ın verdiği o telif gücünü bloke eder, gücü yetmez. Mesela bilinçaltında bir insan birisini seviyorsa müthiş gücü vardır ona karşı güzel konuşmaya, sevgi saygı göstermeye gücü vardır bilinçaltında. Ama bilinç üstüyle seviyorsa beceremez, onu yapamaz yani yapmacık olur, sırıtır o, gücü yetmez. Halkın, insanların epey bir kısmı bilinç üstüyle birbirini sever. Onun için canım ciğerim nerede kaldın falan, görüyorsunuzdur. Bilinç üstüdür o. Ama bilinçaltında fazla konuşma olmayabilir. Gözleri konuşur öyle, sesi konuşur, elektriği ile hissedilir, için için sevdiği bilinir. Hatta ters bile konuşsa sevdiği hissedilir. Ona gücü yetmez bilinçaltına. Vardır bazen küser darılır ama için için sever, değil mi? Kurtulamaz, yani bilinçaltının gücünden kurtulamaz. Her yerinden belli olur sevdiği. Bu sistemle baş edemezler işte, Allah’ın kurduğu bu sistemle. Bilinçaltı şu an bütün dünyayı sardı. Şimdi mesela Mehdi (a.s.) konusunda direniyorlar, Mehdi (a.s.) gelmedi diye. Kardeşim mesela şu Cübbeli’nin yazdığı kitap var ya şimdi bakın size bir bilinçaltı dersi, bilinçaltı ne hale getiriyor insanları bir görün: “Ama Rabbime hamdolsun ki”diyor, şimdi bak imani Kurani bir girişle giriyor, “Rabbime hamdolsun ki” diyor. Bakarsın, maşaAllah dersin. Ne takva insan, Allah’ı hamd ederek giriyor. “Bugün bu sözü ifaya beni muvaffak kıldı.” Bombasını patlatıyor. “Harun Yahya müstear isimli”, ah bu bilinçaltı ah, görüyor musun? “Adnan Oktar’ın Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki hadisi şerifleri tahrif ederek” yani hadisleri değiştirerek. Yeni hadis çıkarıyoruz biz yani olmayan bir hadisi. Buhari’den, Müslüm’den veriyoruz, Tırmizi’den veriyoruz ama olmayan bir hadis olmuş oluyor. Nasıl oluyorsa onu da bilemiyoruz. Kaynak gösteriyoruz artık, kameraya tutuyorum kaynakları. Bak diyor ki: “tahrif ederek konuyu kendine yönlendirmesi ve kendisine uyan” bakın dikkat edin, “hiçbir hadisi şerif bulunmadığı halde” bakın “kendisine uyan hiçbir hadisi şerif bulunmadığı halde”. Kardeşim Türkiye’nin en az yüzde sekseni, beylerin yüzde sekseni bir kere Hz. Mehdi (a.s)’ın hiç olmazsa bir vasfına uyar, bir vasfına. Orta boyludur genellikle mesela Türk Milleti. Mesela Hz. Mehdi (a.s) orta boyludur oradan uyar değil mi? Nasıl oluyor bu? Bak ifadeyi bak görüyor musun? Yani bilinçaltının verdiği sıkıntıya bak. “Kendine uyan hiçbir hadis-i şerif bulunmadığı halde” hiçbir. Mesela dese ki çok az sayıda hadis-i şerif uyduğu halde dese veyahut kısmen uyduğu halde dese veyahut uyuyor olabilir ama alakası yok bu kişinin dese bu makul samimi bir ifade olabilir. Öbürleri de yine o kadar makul olmuyor ama öbürü yine mesela uyuyor ama bu değildir dese bu makul olur. Bak: “yüz hadis bana uyuyor şeklinde hezeyan etmesi” diyor. Şimdi bak bu da bilinçaltının verdiği bir sıkıntı. Yüz hadis-i şerif bana uyuyor demedim ben. Yüz elli hadis-i şerif ahir zamana, Mehdiyete tam mutabık. Ama bana uyan yani uyanlar mesela tek tek sayıyorum şunlar şunlar şunlar bana uyuyor diyorum. Yani şimdi rakam olarak vermedim bunları ama olaylar olarak uyuyor. Mesela bak tanker patlaması, ateşin çıkması falan. Eğer onları da onun içine dahil ediyorsa yüz değil yüz elli hadis uyuyor. Yani dış olaylar açısından diyorsa. Bak: “hezeyan etmesi”, bak “daha da beter” diyor. “Daha da beter” bakın betermiş hem de “Kıyamet’in sene 1507 de kopacağı” bakın daha da beteriymiş, “sene 1507 de kopacağı hususunda bir hadis olduğunu ortaya atarak” diyor. Ben bu hadisi nereden çıkarttım? Suyuti’nin hadislerinden çıkarttım. 7000 yılla ilgili değil mi sekiz tane hadis-i şerif var. Ve her biri birbirinden muteber alimler ve değerli hadis alimleri ve sahabelerden getiriyorlar bu hadisleri. 5600 yılı geçti diyor Peygamberimiz (sav), 1400 ile 1500 arasındaki vakit kalıyor. 1431’deyiz. Yaklaşık 70 yıllık bir vakit var. Ama bakın, bu ümmetin icabet ömrü olarak dedim. Ben Bediüzzaman’ın Hicri 1545’te Kıyamet’in kopacağını söylediğini defalarca söyledim değil mi? Bunu da biliyor. Bunu da bildiği halde “Kıyamet’in sene 1500’lerde kopacağı konusunda bir hadis olduğunu ortaya atarak” diyor. Böyle bir ifade olmadığı halde bunu söylemesi yine bilinçaltında onu bunalttığını gösteriyor. Yani, hayır 1400 ile 1500 arasında ümmetin icabet ömrünün yani galibane ömrünün biteceğine dair var hadis. Yani bu hadisten anlıyoruz zaten, 7000 yıl ile ilgili hadisten anlıyoruz. Bak “Resulullah (sav)’e iftira etmesi,” Peygamber (sav)’e iftira atıyor diyor. Ben Peygamber (sav)’in hadisini söylüyorum, net hadis, bak sekiz tane hadis. İmam-ı Hanbel naklediyor bakın. Hanbeli mezhebinin kurucusu. Mutlak müçtehid naklediyor. Ben bu hadisi veriyorum, iftira ediyor diyor Peygamber (sav)’e diyor. “İftira etmesi kendileri hakkında çalışma yaptığım diğer konular arasından bu konuyu öne almama sebep oldu.” Ben bütün konuları durdurdum diyor. Bu o kadar güçlü bir şey ki, olay ki, en vahim konu bu olduğu için diyor, vehamet arzediyor diyor, ben bu konuyu birinci plana aldım diyor.
Görüyor musun bilinç altını Berkerim?
ALTUĞ BERKER: Tam teşhis Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Sınırsız maddi imkanlarının nereden geldiği belli olmayan” yani benim sınırsız maddi imkanlarım oluyor. Bir kere Allah sınırsızdır yani biz nasıl sınırsız oluyoruz? Bir de maddi imkanlarımız olsa şu an internetten yayın yapıyoruz biz yani. Paramız olsa bütün televizyon kanallarını kiralarız ve geceli gündüzlü yayın yaparız. Olsaydı, para olsaydı zaten benim neler yapacağımı herkes bilir, değil mi? Demek ki sınırlıymış yani sınırsız değilmiş. “Nereden geldiği belli olmayan” beyanat mı vereceğiz, Maliye Bakanlığı mı bu yani? Nasıl yapacağız? İstiyorsa gelsin anlatalım nereden geldiğini. Ama MASAK raporlarında bile var bizim paramızın nereden geldiği, kaynakları, iş yerlerimiz belli kardeşlerimizin, belli olmayan yok. Ama biz ona tabii mal beyanında bulunmadık. Eğer öyle bir merciyse, yani beyanat vermemiz gerekiyorsa onu da yapabiliriz. “Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı hakkında gün verip, o gün geldiğinde de zuhur etmeyince de insanların imanını tehlikeye sokan” bakın “hakkında gün verip” şu gün çıkacak diyoruz, değil mi. “O gün geldiğinde de zuhur etmeyince de insanların imanını tehlikeye sokan.” Niye imanımız tehlikeye girsin? Biz yıllardan beri bekliyoruz Mehdi (a.s.)’ı. İmanımız da son derece güçlü. Daha da atak, daha da coşkuyla anlatıyoruz.
Şimdi kısa bir süre ara verelim daha sonra tekrar devam edelim inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz.
Evet sayın izleyenlerimiz tekrar birlikteyiz. Gece sohbetlerine devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi kaldığımız yerden yine devam edelim. “Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı hakkında gün verip, o gün geldiğinde de zuhur etmeyince de insanların imanını tehlikeye sokan” Şimdi biz Mehdi (a.s.) gelecek dedik. Cübbeli’ye göre de Mehdi (a.s.) gelmedi. Bir de imanı da tehlikeye girmiş, niyeyse? Yani böyle bir şey de var yani. Şimdi Mehdi (a.s.)’ın alametlerinin tamamı çıkınca bir insanın imanı tehlikeye mi girer? İmanı şahika noktasına mı yükselir?
ALTUĞ BERKER: Şüphesiz artar.
ADNAN OKTAR: Yani Peygamber (sav) 100 sene öncesinden, şunlar şunlar şunlar olacak deyip de bunlar aynısıyla olunca bir insanın imanını zayıflatır mı, güçlendirir mi bu? Bu harika bir şey, mucizedir bu. Bir tane iki tane değil yüz tane mucize gösteriyor Peygamber (sav). Cübbeli diyor ki “ben Mehdi (a.s.)’ı görmedim.” Peygamberimiz (sav)’i de görmeyenler vardı o dönemde, değil mi? Sahabeleri de görmeyen vardı. Göremiyordu adamlar, gözü görmüyordu. Senin gözünün görmüyor olması bir ölçü değil ki. Bediüzzaman “imanın nuruyla o eşhas-ı ahir zaman tanınır” diyor. Sen eğer imanın nuruyla bakarsan görürsün. Mesela Seyyid Salih Özcan Hocamız bak ne diyor, Mehdi (a.s.) geldi diyor. Demek ki imanın nuruyla bakmış ve görmüş. İmanın nuruyla. Bediüzzaman’ın dediği tarzda, imanın nuruyla bakmış ve görmüş. Görmüş ki geldi diyor. Gelecek demiyor. Mesela daha önce gelecek diyordu. Şu an geldi diyor. İmanın nuruyla bakmak lazım. İmanın nuru insanda gelişmezse gözlerine insanın bir perde gelir, göremez. Nitekim rivayetlerde de var. “Mehdi (a.s.) halk arasında gezer, o halkı görür ama halk insanlar onu göremez” diyor. Perdeli olacak insanların birçoğunun gözü. Dolayısıyla tabii imanı da herhalde tehlikeye zaten girmiş ki herhalde böyle bir üslup kullanıyor. Efendim bakın diyor ki, “bu şahsın zararlı fikrilerinden sakındırmak için derlenen bu eser” sırf ben bunun için yazdım bu kitabı diyor. Yani böyle bir olay görülmüş bir olay değil bakın. Ben bütün çalışmalarımı durdurdum diyor. En tehlikeli konu bu diyor. Bakın iki şey vahim diyor. Bir “hadislerin bana uyuyor demesi” diyor yani bu devirde bu hadisler oluştu, zuhur etti demesi çok büyük bir tehlike diyor. Kardeşim bu gerçekten olmuş ve ispat ediyoruz, delilleriyle ortaya koyuyoruz. Kabe’ye baskın olmuş, kan akıtılmış. Hicri 1400’de oldu, resimlerle, fotoğraflarla ispat ettik. 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları, 81 ve 82’de olmuş. Aynısıyla ispat ettik, takvim yapraklarının fotoğraflarını da koyduk, ispat ettik, gösterdik değil mi? Ay ve Güneş tutulmaları, efendim diğer olaylar hepsi teker teker olduğuna göre artık bunlar olacak değil olmuş olaylar ve dolayısıyla bu mucizedir. Mucize meydana gelince de insanların imanı daha güçlenir. Bak “şahsın zararlı fikirlerinden sakındırmak için derlenen bu eser”, sırf bu nedenle ben bu kitabı yazdım diyor. Peki canım ciğerim sormazlar mı adama; kardeşim alenen ve açıkça Mehdilik iddia edenler var mı, sırf İstanbul’da? Var, değil mi, çok var. İsim olarak sayabilirim tek tek. Alim bilinen insanlar. Bunların binlerce talebesi var mı, on binlerce talebesi var mı? Var, değil mi. Güneydoğu’da da var, Türkiye’nin birçok yerinde de var. Yani net alenen söylüyorlar, Mehdi (a.s.) diyorlar. Yazıyor, değil mi? Hatta Bediüzzaman’a da Mehdi (a.s.) diyorlar, değil mi? Yani birçok kişiye Mehdi (a.s.) diyorlar ve alenen de yazıyorlar yani açık, net. Be hey mübarek insan niye onlardan dehşete kapılmadın? Niye onlar için bir kitap yazamadın böyle? Değil mi bu tarzda bir kitap yazamadın? Ki ben Mehdilik iddia etmiyorum ve yemin ediyorum; ömür boyu söylemeyeceğim diyorum. Buna rağmen sen böyle bir kitap yazıp elin ayağına şaşıyor, panik oluyorsun. Alenen bunu diyenler olduğu halde ve açıkça diyenler olduğu halde ve açıkça diyenler olduğu halde. Niye böyle bir iki satır yazı yazmak gereği bile duymadın? Burada niçin olmuş olabilir bu olay? Tam kanaati gelmiş. Bu kadar enerjiyi nereden bulabilir bir insan, değil mi yani, bu şevk ne kardeşim bu heyecan ne? Muazzam masrafla basılıyor bu kitaplar ve her yere de dağıtılsın diyor. Öyle saf ki yani. Halbuki bu kitaplar dağıtılınca, saf değil de safi karakterli yani o anlamda diyorum. Bu kitaplar dağıtılınca millet Mehdiyeti daha iyi kavrıyor, daha iyi anlıyor. Araştıracaktır adam, merak edecektir, daha da işin özüne girecektir değil mi? İnternete girmek zor mu? Bakalım ne diyor diyecek. Benim cevabımı merak etmez mi insanlar? Bakın en açık delil budur. Alenen ve açıkça ki mesela isim de vereyim aslında. Muhammed Raşit Erol Hocamız, çok değerli, muhterem bir insandır. O devirde Mehdi olarak biliniyordu. Yani çok açık olarak. Fethullah Gülen Hocamız Nur talebesi tarafından Mehdi bilinir. Yani çok nettir bu. Birçok kişi var yani. Şimdi isim isim saymayayım. Yani alenen ve açıkça bu saydıklarım, bu kişiler yine kapalı. Yani o kadar. Bir de yazılı, açık aleni olanlar var. Yani yazıyor adam, açıkça söylüyor ve bakın dikkat edin on binlerce yüz binlerce taraftarı var ve dünyanın her tarafında var bu. Fas’ta var, Tunus’ta var, Cezayir’de var, Amerika’da da var. Dünyanın her yerinde var. Afganistan’da da var Mehdilik iddiasında olan. Alenen taraftarları var. Hatta bir Hocaefendi var, onun da koskoca böyle kalın kalın kitapları var. Uzun uzun Mehdiyetini hadislerle uzun uzun anlatıyor neden Mehdi olduğunu. Şu fakirde alamet vardır ve ben oyum diyor. Açık açık söylüyor. Mehdi’yim diyor açıkça. Peki kardeşim nasıl dikkatini çekmedi be hey mübarek? Mümkün mü senin dikkatini çekmemesi? Dikkatini çekmez çünkü eminsin onların Mehdi (a.s.) olmadığından, olamayacağından. Yani kaale dahi almıyor. Hatta Amerika’da da var şu an mesela Türkiye’de de olup. Mesela İskender Evrenesoğlu var, değil mi? İskender Hoca, Evrenesoğlu. Alenen ve açıkça çok net televizyona çıkıyor, ben Mehdi’yim diyor. Çok net söylüyor. Bütün talebeleri de Mehdi olarak biliyorlar. Saygı duyarım ben bir şey demiyorum ve binlerce taraftarı var. Özel kendi kanalı var, televizyon kanalı var. Çok geniş bir yayın ağı var. Amerika’da faaliyet yapıyor. Yani çok net, sarih. Kitaplarında, dergilerinde her yerde açıkça ve alenen Mehdi olduğunu söylüyor. Niye tedirgin olmadın be muhterem? Niye bir kitap yazmadın öyle bu konuyla ilgili?
Berkerim, niye yazmamıştır acaba?
ALTUĞ BERKER: Onların olamayacağını net anlamış ama burada bir bilinçaltında takılmış Hocam herhalde. Sizi zikretmiş.
ADNAN OKTAR: Allah-u alem, yani bilemiyorum benim öyle bir iddiam yok ama kanaati yüzde 99 değil ama yüzde 100 gelmiş gibi görünüyor. Bir de panikten Mehdi (a.s.)’ın burnunu uzun hale getirdi izahla. Mehdi (a.s.)’ı koyu esmer, zenci yaptı. Asıl tahrif bu. Zayıflattı Mehdi (a.s.)’ı, zayıf bir insandır diyor. Peygamberimiz (sav) açıkça boydan boya geniş bir insandır diyor. Yani detay detay verilmiş. Mesela alnı ayrı omuzları ayrı karnı ayrı geniş diyor yani geniş. Net ifade var. Bakın diyor ki bu sefer de ağrına gitti diyor ki, bakın, “sakındırmak için, bu şahsın zararlı fikirlerinden” yani benim Darwinizm’e karşı mücadelem, iman hakikatlerim... Benim internet siteme girenler görüyorlar. Orada zararlı olan ne fikir var? Ahir zaman ve Mehdi (a.s) ile ilgili açıkladıklarım hadislerin tamamı için kaynak vermiyor muyum Ehl-i sünnet kaynaklarından? Nasıl zararlı fikir oluyor bu?
ALTUĞ BERKER: Ayrıca da ilahiyat fakültesi profesörlerinin de eserlerin faydalı, fikirlerin doğru olduğuna dair raporları bile var Hocam.
ADNAN OKTAR: Ayrıca bir insan Müslüman normal girer bakar yani, tamamı Ehl-i sünnet kaynaklarına dayalı ve tamamı Kuran’a dayalı ve tamamı bilimsel delillere dayalı ve hepsi ispatlanmış deliller, açıklamalar. Bakın “bu şahsın zararlı fikirlerinden sakındırmak için derlenen bu eser”. Kardeşim sen peki neden bu saydığımız kişilerde bir risk görmedin? Mesela bak Bediüzzaman’ın açıkça Mehdi (a.s) olduğunu söylüyorlar çok net değil mi? İskender Evrenesoğlu, tabii kıyas olmaz Bediüzzaman’la. Ben çok değer verdiğim benim mürşidimdir Bediüzzaman, onun tırnağın ucu olmam yani ben Allah-u alem. Yani sırf bu kitap bile Mehdi (a.s)’ın zuhur ettiğinin alametidir yani şu kitap bile şu paniğin hiçbir açıklaması yok. Bak baştan sona kadar panik kokuyor. “100 hadis bana uyuyor diyor”. Kardeşim yani 100 değil, 150 tane hadis bana ve çevreye uyuyor yani alamet olarak uyuyor. Yani saysak nasıl sayacaksın? Al Kıyamet Alametleri Berzenci’nin eserini, teker teker saysın. 150’ninde üstünde yani Kıyamet alametleri bir tane iki tane değildir. Mesela Cemel vakası Kıyamet alametlerindendir, diyor. Taa başlangıcında, Hz. Hüseyin (r.a)’ın şehid edilmesi Kıyamet alametlerindendir, hadis. Hürre vakası Kıyamet alametlerindendir. Peygamberimiz (sav) bildiriyor, Mehdi (a.s)’dan önce olaylar bunlar. Kıyamet’e yakın dönemde olan olaylar. Abbasiler zamanında vukua gelen fitneler Kıyamet alametlerindendir. Fatimelerin fitnesi, Mısır’ı ve Mağrib’i istila etmeleri Kıyamet alametlerindendir. Mesela Karamita fitnesi var o da hadislerde belirtilmiş, o da Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerindendir. Rafizilerin zuhuru, hakimiyeti ellerine geçirmeleri yine aynı şekilde Kıyamet alameti, yalancı Peygamberlerin zuhur etmesi çok fazla yalancı Peygamber zuhur etti. Mesela Arabın helakı. Bütün Araplar perişan edildiler. Arabın helakı şu anda da olmuştur bu. 150’ninde üstünde bunlar hep tek tek olmuştur. Yani bana uyuyor derken Kıyamet alametlerine uyuyor anlamında diyoruz ama fizik olarak uyanlar zaten sayıyoruz onları, söylüyorum ben, kapalı gizli değil ki herkes biliyor zaten değil mi? Onları saysak 150 değil 100’de çıkmaz. Daha az tabii onlar. Belirlidir yani 30-40 tane hadis var. Bakın “daha da beteri” diyor, görüyor musun paniği, “Kıyamet’in sene 1500’de kopacağı” çünkü vakit daralınca Mehdi (a.s)’ın çıkması mecburi hale geliyor. Onun kaçarı kalmıyor o zaman yani 1500’den bu kadar panik olmasının nedeni o. Hicri 1400’le 1500 arasında başka vakit kalmayınca hiçbir açıklaması kalmıyor yani sırf tek başına bu hadisler Mehdi (a.s)’ın çıkışı için kesin alamet oluyor. Yani kilitleyici bir hadis bu, konuyu kitliyor. Yani başka açıklaması yok, yani hiçbir alamet olmasa da dahi hiçbir alamet olmasa dahi bu hadislere göre Mehdi (a.s)’ın mutlaka çıkması gerekiyor. Bakın onun için diyor “daha da beteri” diyor. Panik olmuş. O ümmetin ömrünün 7000 yıl olmasıyla ilgili hadisleri defalarca okuduk anlattık çok uzun hadislerdir. Hepsi güvenilir kaynaklardır, hepsini Suyuti naklediyor. Suyuti hadis imamıdır. Ve bütün Ehl-i sünnetin gözbebeğidir. İttifakla yani Suyuti diyorsa bitti. Kimse tartışmaz onu, 8 tane hadis var, dünyanın ömrünün 7000’iyle ilgili olması. Ve 5600 yılı geçmiştir şeklindeki hadiste de İmam-ı Hanbel yani bakın en sağlam kaynak. Artık mutlak müçtehid diyor, hadis olarak bildiriyor, Peygamberin (sav) hadisi olarak bildiriyor. 7000’den 5600’ü çıkardın mı 1400 kalıyor. 1400’le 1500 arasında her şeyin bitmesi gerekiyor. Bakın buna ne diyor; “Kıyametin sene 1500’de kopacağı”, bunu da biraz anlamamazlığa geliyor sanki Kıyamet 1500’de kopacak demişiz gibi. 1400’le 1500 arasında her şey bitiyor bütün çalışma bitiyor yani İslam’ın hakimiyeti bitmiş oluyor. Yani Mehdi (a.s) tamamen çıkmış oluyor, Hz. İsa (a.s) da inmiş oluyor. Bediüzzaman’ın, belki yüz kere demişimdir, 1545’te Kıyamet kopacak diye, herkes biliyor Avrupa da biliyor, Amerika da biliyor, Miladi 2120 yani hicri 1545 dedim Allah-u alem o tarihte kopacak dedik Kıyamet, Bediüzzaman diyor. Bunu da anlamazdan gelmesi bakın, anladığı halde anlamazdan gelmesi işi böyle hani böyle çamura yatma derler ya tabiri caizse, böyle bir acayip hale getirmiş oluyor. Bakın bir de Resulullah (sav)’e iftira ediyor diyor. Ben 8 tane hadis veriyorum, Peygamberin (sav) sözünü iftira etti diyor. iftira nedir biliyor musun? Bu hadisi kabul etmemesi de iftira olur. O zaman iftira eden kim olmuş oluyor. Bizzat kendi olmuş oluyor. Bakın “kendileri hakkında çalışma yaptığım diğer konular arasından bu konuyu öne almama sebep oldu.” Bakın fıkhi konuları, namazla oruçla ilgili, zekatla ilgili yani bütün ümmeti ilgilendiren konularından hepsinden önemlidir bu konu diyor, hepsini bıraktım diyor. En hayati konu bu diyor ben bunun üstünde duracağım diyor. Canım ciğerim bu panik ne? Sen Allah’ın kanunu mu durduracaksın? Allah’ın kaderini mi durduracaksın sen? Yani bu nedir senin bu paniğin?
SUNUCU: Bir dinleyicimiz Hocam çok güzel bir şey yazmış isterseniz okuyayım.
Sevgili Hocam Buhari, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi, İbni Mace, Müslim gibi kitaplarda geçen Resulullah (sav)’in bir hadisi bu şekilde “ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar yani Kıyametin kopmasına kadar hak üzerine galip olacaktır.” Hadiste geçen Allah’ın emri gelinceye kadar cümlesinin ebcedi hicri 1545 yani miladi 2120 tarihini veriyor. Bu hususu Said Nursi hazretleri Kastamonu Lahikası’nda Allah-u alem Kıyamet’in kopma tarihi olarak belirtiliyor. Kıyamet’ten önce 2021’lerde Mehdi (a.s), talebeleri ve iman edenlerle birlikte inşaAllah İslamiyeti hakim kılacaklar değil mi Hocam?” diye söylemiş, Zafer Doluyürek Erzurum’dan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah bizim öğrenci kardeşlerimiz talebelerimiz, sevenlerimiz, sempatizanlarımız alim maşaAllah, çok müjde. Bir de konuya mutabık olması da çok şaşırtıcı tam anlattığımız konuya değinmiş. Herkes biliyor bak, bir tek Cübbeli bilmiyor bunu ne hikmetse. Erzurumlu kardeşlerimize varana kadar değil mi? Bunlar hep genç delikanlılar herkes biliyor. Cübbeli duymamaza yatıyor, anlamamışa getiriyor falan kendince.
Fuzuli şeylerden vakit kaybetmemek lazım internette. Mesela özellikle facebook böyle çok vakit alan olmaktan çıkmalı. Yani o ona şunu, şu şuna nasıl işte falancanın ceketi nasıl? Fevkalade olmuş bilmem ne falan iki saat onunla ilgili 6 saat tartışma yapıyorlar. Yok ceketinin şurası şöyle. Kardeşim hayati konular; iman hakikatleri göndersinler birbirlerine, mesela güzel imani resimler gönderebilirler, imanlarını teyid edecek, güçlendirecek. Mühim böyle imani bilgiler, özellikle Kuran mucizeleri gönderebilirler. Veyahut güzel bir çocuk resmi, güzel bir insan resmi, imanı takviye edecek şeyler mesela bir tavşan resmi, bir kedi resmi bunlar da olabilir. Yeter ki o, onun içini açsın ve imanını güçlendirsin. Buna dikkat etmek lazım. Birbirleri arasındaki dostluğu iyi geliştirmeleri lazım, arkadaş olsunlar. Ama bir çıkar arkadaşlığı değil yani bir çıkar devreye girdi mi arkadaşlığa biraz halal gelir. Arkadaşlığın samimi olması lazım. Arkadaşlık dostluk aynı zamanda çile üstüne de kurulur, zorlukları da vardır. İnsan sevdiği için her türlü zorluğa katlanır inşaAllah, her türlü fedakarlığı da yapar. Çünkü o zaman asil bir sevgi devreye girer, çıkar olmadığında. Samimi olur, çok güzel olur, halisane olur. Öbür türlü bereketi de olmaz onun. Tadı da olmaz, insanı bir boşluğun içine düşürür Allah esirgesin. Bir de her zaman söylüyorum akrabalar daha uygundur tebliğ yapılması için. Çünkü insanlar tanımadığı bilmediği bir insanın anlattığına biraz önyargılı olabilirler. Ama tanıdığı çok sevdiği birisine karşı daha gönlü yatışmıştır. Daha önyargısı azdır. Daha kolay ikna edebilirsiniz insanları ama olmuyorsa tabii diretmeye gerek yok. Yani bilinçaltına bilgiyi verdikten sonra artık zorlamamak lazım. Yani bilinçaltı bir depodur, yani asıl depo beyin deposudur. Bilinçaltına bilgiyi verdikten sonra o beyne altın bir çivi gibi çakılır, bir daha da çıkmaz kafasından. Yani adam diyor ki; ben anlattım hiç faydası olmadı diyor adam. Kardeşim sen onun beynine ölünceye kadar çıkmayacak şekilde altın bir çiviyle çaktın sen onu. Değil mi? Bir daha da çıkmaz o yani bayağı sağlamdır o Allah’ın izniyle. O kendini yerlere atsa, tozlarda yuvarlansa yine de olamaz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir ayet-i kerimede Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “vicdanları kabul ettikleri halde gurur ve kibirlenme nedeniyle inkar ettiler.”
ADNAN OKTAR: İşte o ayet vicdanını gösterir maşaAllah. Tam karşılığı.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. "Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim, esirgeyendir, sevendir" diyor. Bağışlanma, mesela estağfurullah, estağfurullah diyoruz. Yarabbi bizi affet diyoruz. Bu çok büyük bir ferahlıktır, çok önemlidir bu. Bu Allah’ın gadabını insanın üstünden kaldırır. Allah’ın vereceği bir azabı engeller. İnsanın beynini açar, çok önemlidir. “Sonra O'na tevbe edin”, Yarabbi bir daha ben bu hatayı yapmayacağım diye Allah’a tevbe ediliyor. “Gerçekten benim Rabbim, esirgeyendir, sevendir.” Yani sizi hem esirger diyor Allah, hem koruyucudur, hem de amacı Allah’ın sevmektir. Yani sevmeye göredir Allah’ın varlığı, sevmeyi esas alır Allah. “’Ey Şuayb’dediler. ‘Senin...” Şuayb, şube sahibi anlamına geliyor biliyorsunuz. Mehdi (a.s.)’ın ismidir aynı zamanda. O da Müslümanlardan küçük bir şube oluşturuyor. Küçük bir topluluk oluşturuyor. Onun için ismi Şuayb, inşaAllah Şuayb’dır. "Senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz'” Anlatıyorsun ama diyor. Kavrayıp anlamıyoruz diyor. Kavrayıp anlamadığı ne biliyor musun? Bilinçüstü. Bilinçüstünde doğru söylüyor, kavramıyor. Peki bilinçaltında? Ayette söylüyor Cenab-ı Allah, “zulüm ve büyüklenme dolayısıyla” diyor Allah, “vicdanları kabul ettiği halde” yani bilinçaltı kabul ettiği halde, anladığı halde, beyin kabul ediyor, “zulüm ve büyüklenme dolayısıyla inkar ediyorlar.” Ayet buna işaret ediyor. “Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz.” Mehdi (a.s.)’a karşı da böyle olacaktır insanlar.Diyecekler ya bunun etrafında kimse yok. Biz bunu rahatça altedebiliriz, ezebiliriz. Yani komplo yaparız, oyun yaparız, iftira ederiz. Basınla üstüne gideriz, televizyonla üstüne gideriz. İti kopuğu üstüne salarız, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü devreye sokarız, PKK’yı devreye sokarız. Ondan sonra kapitalist komprador çıkarcı takımını devreye sokarız. Bazı sahtekar Müslümanları devreye sokarız. Ne olacak zaten bu bir kişi, etrafında da çok az adam var, şöyle bir kızarız, bir bağırırız çağırırız, eylem yaparız, birkaçını hapse atarız, birkaçına başka bir şey yaparız diye düşünebilirler kendi kafalarına göre. “Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz. Eğer yakın çevren olmasaydı” yani etrafındaki o talebelerin olmasaydı, “gerçekten seni taşa tutar öldürürdük” diyorlar. Mesela Mehdi (a.s.) da öyle. Tek olsa hemen öldürürler normalde, anında öldürürler. Ama çevresinden çekindikleri için Mehdi (a.s.)’a bir şey yapamayacaklar. Talebelerinden çekindikleri için. Hadislerde bu var. “Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin.” Yani ne adamın var, ne imkanın var, ne çevren var, ne maddi gücün var. Yani onlarla sen bir şey yapamazsın. Biz bir topluluğuz diyor, birbirini pekiştiren bir topluluğuz diyor. Kuran’da da geçiyor. Yani bu konuya işari olarak, tam yerini hatırlamıyorum fakat böyle bir ayet var. “Dedi ki: "Ey kavmim...” Şuayb (a.s.) diyor, “sizce benim yakın çevrem” yani talebelerim, arkadaşlarım, “Allah'tan daha mı üstündür ki, O'nu arkanızda unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edindiniz.” Yani Allah’a niye önem vermiyorsunuz diyor. Talebelerimden çekiniyorsunuz da diyor, asıl Allah’tan çekinin diyor. Asıl güç sahibi olan Allah, benim talebelerim değil diyor. Allah’ın bir tecellisi talebelerim, niye Allah’ı unuttunuz diyor. O şekilde konuşuyorsunuz diyor. “Şüphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır." diyor. Yani size yaptıran, yani Allah yaptırıyor size bunu diyor. Sarıp kuşatmıştır sizi, her taraftan sarmış vaziyette diyor Allah. Yani sizin bana karşı bu sözlerinizi, benim talebelerimin elde ettiği gücü, sizin onlardan korkmanızı çekinmenizi sağlayan, hepsini Allah yapıyor diyor. Mühim bir hakikati, olayın özünü onlara anlatıyor. Yani talebem değil Allah’tan asıl korkacaksınız diyor. Bütün güç O’ndandır diyor. "Ey kavmim” diyor, “bütün yapabileceğinizi yapın”. Yani beşer beşer onar onar gelin ne yapıyorsanız yapın, isteğinizi yapabilirsiniz. İster komplo yapın, iftira edin, ne yapıyorsanız yapın diyor, “şüphesiz, ben de yapacağım” diyor Allah’ın izniyle, yani ben de boş durmam diyor. Çünkü O Allah taraftarı, Allah hizbi. “Kime aşağılatıcı azap gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz.” Demek ki diyorlar ki, Şuayip “ve sana aşağılatıcı bir azap gelecek” seni aşağılayacağız diyorlar. Hakaret ederek, iftira ederek. Mehdi (a.s.)’a ne deniyor? Sana iftira edeceğiz, hakaret edeceğiz,seni aşağılamaya çalışacağız diyorlar. Değil mi? Ve yalancılıkla itham ediyorlar Mehdi (a.s.)’ı değil mi? İşte bak diyor ki ayette, “kime aşağılatıcı azap gelecek ve yalancı kimdir, yakında bileceksiniz”. Fazla değil, biraz beklerseniz anlayacaksınız diyor. “Ben de sizinle birlikte gözetleyeceğim” diyor. Vakti bende bekliyorum diyor. Belirli bir vakti var onun diyor. Hep birlikte bekleyelim diyor. Değil mi? Biz Mehdi (a.s.) için diyoruz ki, 10 yıl diyoruz Allah’ın izniyle inşaAllah. Hep beraber bekleyelim buyrun diyoruz. Kim yalancıymış, kim doğruymuş göreceksiniz diyoruz. “Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Şuayb'ı ve O’nunla birlikte iman edenleri kurtardık; o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar.” Müslümanları Allah kurtarıyor. Genellikle Müslümanların olduğu yerde büyük felaket olmuyor. Onları ayırıyor Allah. Müslümanların olduğu yerlere toplu felaket gelmez. Yani Peygamberlerin olduğu yerlere gelmiyor. Müslüman derken onu kastediyorum. “Sen onların içindeyken Allah onlara azap edecek değildir” diyor. Mesela Mehdi (a.s.)’ın olduğu yerde de olmuyor. Mesela deprem olmaz Mehdi (a.s.)’ın olduğu yerde. Yani toplu bir afet olmaz. Ama olmadığı yerde de olur, olabiliyor yani. O Allah’ın kanunu Kuran’da buna işaret var. “O zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar.” Ses ile de, büyük tahribat yapan bir silaha da Kuran işaret etmiş oluyor. Yani ses etkisi ile. Tabii bu, genellikle hep Kuran’da atom bombasına işaret edilir. Mesela Sodom ve Gomoro’da ki şeyde, Meleklerin geldiğinde net atom bombasını andırıyor oradaki ifade. Mesela gözün arkaya bakmaması. Mesela gözlerinin kamaşması, kör olması ışığın şiddetinden. Mesela bir anda bütün insanların yok olması, bütün binaların yerle bir olması. Mesela şiddetli patlama, yüksek ses. Ve muazzam yüksek bir kasırga, ağaçları kökünden söken bir kasırga. Atom bombasında oluyor patlatıldığında. Rüzgar etkisi yapıyor, binaları söküyor rüzgar. Meydana gelen rüzgar. Kasırga meydana geliyor. Ağaçları da söküyor, binaları da söküyor. Yani onu uzun uzun anlatabilirim de fakat, teknik olarak anlatmaktan ziyade kısaca söyleyeyim. Atom bombasının bir sesle, ışıkla yakma etkisi var. Bir de böyle kasırgayla yakma etkisi var. İnşaAllah. “Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi.” Bakın daha önce refah içinde yaşarlarken, sanki hiç refah içinde yaşamamışlar gibi, “haberiniz olsun; Semud (halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse Medyen (halkına da Allah'ın rahmetinden öyle) bir uzaklık (verildi).” Bazı milletlere, bazı insanlara Allah’tan uzaklık verildi diyor Allah ayette. Atom bombasının çok daha kolay bir şekli olduğuna da Kuran dikkat çekmiş oluyor. Yani mesela normalde uranyumla plütonyum herhalde tepkimeye giriyor bildiğim kadarıyla atom bombasında. Belki hiç bilinmeyen iki metal bir araya geldiğinde atom bombası etkisi yapıyor olabilir. Mesela hiç bilinmiyor. Yani mesela basit bir ısıtma, bir soğutmayla mesela silisyum diyelim, farzedelim onunla civaoksit farzedelim, yani hangi metalin hangisinin atomun yapısını bozacağını biz bilmiyoruz. Yani şu an bunu tespit ettiler. Mesela plütonyumla, uranyum devreye girdiğinde bu oluyor. Ama diğerlerinde oluyor mu, olmuyor mu bilmiyorlar. Hatta o yüzden bilmediklerinden, kendi kendilerine Kıyamet koparmaktan korkuyorlar. Yani ani bir reaksiyonla bütün evrenin enerjiye dönüşmesinden de korkuyorlar. Bir şey yaparız da diyorlar, yanlış bir şey, zincirleme reaksiyon sonucunda bütün evren enerjiye dönüşebilir diyorlar. Bilinmiyor yani. Böyle bilinmeyen bir madde olabilir. Kuran’ın bir işareti olarak. Çünkü gelen Melekler siz sadece çıkın diyorlar, biz bu şehri yerle bir edeceğiz diyorlar. Allah çok kolay bir sistemle bunu meydana getiriyor olabilir, yani bir sebep olarak. Belki uzaktaki yakın bir vakitte de bulunabilir de böyle bir şey.
Evet, Berkerim ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Dün şahs-ı manevi konusu üzerinde durmuştunuz Hocam. Bugün ben de biraz baktım. Yani Mehdiyet’in önemini uzun uzun anlatıyor Nur talebelesi ağabeylerimiz mesela, onu tanımanın ne kadar önemli olduğunu. Fakat buna rağmen Şahs-ı manevi olarak yorumlayabilmişler mesela.
ADNAN OKTAR: Bakın, bir yayın şirketi, ismini vermiyorum. “Ta Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakitleri, Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir, o daireyi genişletir ve tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükür ederiz.” (Kastamonu Lahikası 76). Bu Said Nursi Hazretleri’nin, orijinal el yazmalarında, bu şekilde aynısıyla var. Yani bütün Risale-i Nur Külliyatı, eski basımlarım tamamında var. Halende piyasada birçok Risale-i Nur Külliyatı’nda var. Ama orijinal, el yazması, biliyorsun yüzlerce çoğaltılmıştı, binlerce çoğaltıldı Risale-i Nur Külliyatı el yazısı olarak, orijinalinde de aynen bu şekilde var. Şimdi dikkat edin. “Ta Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Mehdi (a.s.) ve şakitleri Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir”, cümlesinde yani “Mehdi (a.s.) ve şakitleri” kelimesini hazretler çıkartmışlar, buyrun, baskıda yok, kitabı getirebilirim.
ALTUĞ BERKER: Olacak iş değil.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu ne korku? Allah’tan korkun. Bu ne korku? Bu ne paniktir bu Mehdi (a.s.) paniği böyle? Şu başı delecek iş mi şu ? Siz kimi kandırıyorsunuz yani? Bir tane daha. “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki” diyor Bediüzzaman, orijinal el yazmasında. “Her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenen ve bir asır sonra gelecek olan, bak bir asır sonra gelecek o zat dahi, bu zamanda gelse” diyor Said Nursi. Dikkat edin, “bir asır sonra gelecek” kelimesi çıkarılmış.
ALTUĞ BERKER: Allah Allah. Çok şaşırtıcı Hocam, gerçekten.
ADNAN OKTAR: Kitabın, adamların yani inanılır gibi değil, açıp bak, yok çıkmış. Özenle çıkartmışlar. Kardeşim, bununla baş edebilir misiniz siz? Nasıl baş edeceksin? Binlerce, onbinlerce nüshası duruyor yani Risale-i Nur’un, orijinalleri de duruyor. Şu mücadele, şu iş mi şu? Bu korku neyin nesi bu? Hayır, hangi birini gizleyeceksin? Bediüzzaman diyor ki, “o zamanda İslam bütün dünyaya hakim olacak” diyor. Nasıl gizleyeceksin sen bunu? Bütün mezheplerin kalkacağı söyleniyor, söylüyor Bediüzzaman, mutlak müçtehid, nasıl açıklayacaksın? Hz. İsa (a.s.) gelecek diyor, beraber namaz kılacaklar diyor, nasıl açıklayacaksın? Hıristiyanlık Müslümanlığa dönüşecek diyor, bunu nasıl açıklayacaksın? Nur talebelerinin, epey bir kısmını miskinleştirdiler, şevklerini kırdılar. Böyle ev mücahidi haline getirdiler. Haftada bir kere, 15 günde bir kere evlerde toplanıp, çay içip, Risale-i Nur’dan biraz okuyorlar. Beni gördüğüm, duyduğum, bizzat gördüğümde var, duyduklarım da var. Daha ders başlamasından kısa bir süre sonra uyuklamaya başlıyorlar, böyle. Kimi devriliyor, kimi ağzı kapalı falan. İşte bakın, Risale-i Nur’un ruhuna aykırı hareket edildiğinde, Allah böyle bir durum meydana getiriyor. Müslüman’ın uyuyacak hali kalır mı kardeşim öyle bir ortamda? Bir kere Bediüzzaman ben diyor, Mehdi (a.s.)’nin talebesiyim, öncüsüyüm, ona ortam hazırlıyorum diyor. Onun pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim ben diyor. Benim amacım bu diyor, Allah rızası için. Bu niye Nur telebelerine ağır geliyor? Bediüzzaman’a ağır gelmiyor da, bir kısım Nur telebelerine (bir kısım diyorum) Nur talebelerine niye ağır geliyor bu böyle? Bediüzzaman bundan iftiharla bahsediyor. Hayatının gayesi olarak söylüyor. Bak, hayatımın gayesi bu diyor. Ben hayatımı buna vakfettim, Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlamaya vakfettim diyor. Nur talebelerinin de görevi budur, Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlamaktır. Bunu bıraktılar bir kısmı ve daha da olmayınca, bu yazıları çıkartmaya başladılar. Bu çok acayip bir hareket. Bununla baş olmaz ve dolayısıyla da Allah şevklerini kaldırdı, heyecanlarını kaldırdı. Halbuki Bediüzzamam’ın dediklerini dinleyip, Mehdi (a.s.)’a talebe olmaya hazırlansalardı, Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlasalardı, yani bunun milyonlarca misli bereket, bolluk ve güç kazanacaklardı. Müthiş heyecan olurdu, öyle evlerde uyuklayan, pinekleyen, böyle zoraki gelip-giden değil mi? Zoraki derslere katılan insan görünümü olmazdı. Hatta bak Bediüzzaman diyor ki, “her meusiyet vaktı, her zorluk vakti, bir Mehdi (a.s.) manasına muhtaçtır” diyor. “Bu hakikattendir ki, Ta Tebe-i ve Tebe-i Tabiîn zamanında bile, Mehdi (a.s.) beklenmiştir” diyor. Sen böyle en azgın dönemi, Müslümanların en perişan olduğu dönemi ve dünya Hz. Adem (a.s.)’dan itibaren böyle fitnenin görülmediği bir dönemi, nasıl Mehdi (a.s.)’sız bırakmak için gayret edersiniz? Nasıl bu dönemi boş bırakmaya çalışırsınız siz, değil mi? “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında” diyor Said Nursi, en büyük fesat zamanı şu an. Bak, elbette diyor Bediüzzaman diyor, elbette en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid diyor, “hem hakim hem Mehdi (a.s.), hem mürşid, hem Kutb-u Azam olarak, bir Zat-ı Nurani’yi gönderecek, o da Ehl-i Beyt’i Nebevi’den olacaktır” diyor, değil mi? Ve uzun uzun da anlatıyor nasıl hakim olacak. “Saltanat yönünden de hakim olacak” diyor, “siyaset yönünden de hakim olacak ve hepsini o yapacak” diyor. “O zat” diyor. O zattan kasıt, şahs-ı manevidir diyor adam. Kardeşim, canım ciğerim, tamam onu da kabul ettik, peki. Yani hepsini kabul ediyoruz. Sonunda İslam hakim olacak mı? Ona da tabii ne derler, onu bilmiyorum yani. Hakim olunca, Müslümanların bir lideri olacak mı? Yani müsaade etsinler, bir tane lideri olsun. Herkesin bir lideri var. Masonun, itin, kopuğun, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bile, onların bile bir numarası var yani, bir lideri var. Müslümanların nasıl bir lideri olmuyor? Bir tane lideri olacak değil mi? İşte o liderin adı, hadislerde belirtilen Mehdi (a.s.)’dır işte. Yani bundan kaçmanın, kurtulmanın bir yolu yok. Ne yaparsanız yapın, oraya çıkarsınız yani. Ve yazık bakın, binlerce insanı âtıl hale getiriyorlar. Heyecanlarını, şevklerini kırıyorlar. Bediüzzaman’ın açık müjdesini kapattılar. Resulullah (sav)’in açık müjdesini kapatmaya çalışıyorlar. Resulullah (sav) müjdeliyor, onlar müjdeyi kapatıyorlar. Resulullah (sav) müjdeleyin diyor, emir veriyor, bizim kumandanımız değil mi? Peygamberimiz (sav) emir vermiş bize, vefatından önce. “Mehdi (a.s.) ile müjdelenin” diyor. Biz müjdeleniyoruz, yok diyorlar, müjdelenmeye gerek yok. Buna gerek yok deyince Mehdilik durur mu? Yok, öyle bir olay yok yani. Mehdiyet, yani grayder gibi ezer-geçer, öyle bir konusu yoktur Mehdiliğin. Mehdilik, yani ondan bundan iane ile, bağı ile, efendim şunun bunun desteği ile, zoraki ayakta duran bir sistem değil ki Mehdiyet. Allah’ın “Kahhar” ismi ile, “Cabbar” ismi ile, zorla hakim edeceği bir güçtür. Yani Allah’ın karşısında kimse duramaz. Yani falancanın kitap yazması, fişmekencanın itiraz etmesi, falancanın uyuklaması, Mehdi (a.s.)’ın faaliyetini durdurmaz. Mehdiyet’i durdurmaz. Ama utanç duyarlar. Yapmasınlar, yani ayıp ediyorlar. Gerçekten utanacaklar. Yani bu şevki kırmaya çalışmak, çok büyük bir hatadır. Çok büyük hata, yanlış yapıyorlar. Hangi biri gizlensin? “Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, hepsinde görev yapacak” diyor Bediüzzaman. İsa (a.s.)’ın gelişi mesela anlattım ya geçenlerde. Yani 10 saniye içinde açıkladı neredeyse. Geldi dediler, kardeşler-abiler gömmüşler dedi hemen. Yani hemen konuyu da kapattım, o kadar.
SUNUCU: Evet sevgili izleyenlerimiz, kısa bir aradan sonra birlikteyiz.
Evet sayın izleyenlerimiz, tekrar sizlerle birlikteyiz. Sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah. Hocam bu ahir zamanda yol gösteriyorsunuz, nur, ışık oluyorsunuz inşaAllah Hocam. Elhamdülillah. O yüzden daha çok bilgilenmek istiyor bütün izleyenlerimiz, dinleyenlerimiz, ben de dahil olmak üzere. Sizin o engin bilgilerinizden yararlanmak istiyoruz.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. MaşaAllah.
Bu aralar gene televizyon yayınlarına başlayacağız. Yani o kadar yaygın olmasa da, ara ara yapacağız inşaAllah. O da inşaAllah bir süre sonra tam anlamıyla yapacağız, yani her gün gene devam edeceğiz inşaAllah. Böyle daha güzel inşaAllah. Ama tabii bizim istediğimiz, kardeşlerimiz bize internetteki izlenme konusunda desteklemeleri, o çok hayati. Şimdi baktım, 43 bin küsur, iyi, güzel maşaAllah, ama gerçekten çok az. İnşaAllah. Hadi 43, 3’er kişi seyrettiğini düşünelim, yani yaklaşık işte 100-150 bin kişi seyretmiş oluyor, çok az inşaAllah. Yani çünkü yurt dışı da dahil, yani en az bir 100 milyon kişi olması lazım. İnşaAllah 150 değil mi? İnşaAllah. 150 bin değil, 150 milyon en az inşaAllah. Berkerim, ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Program akışında okuyucular sürekli, şey dinleyicilerimiz, kardeşlerimiz soru gönderiyorlar.
ADNAN OKTAR: Getir bakalım, ağabeylerine ne göndermişler bir bakayım ben de. Çocuklar güzel güzel sorular gönderiyorlar, çok fazla oluyor, bizim çocuklar bana tam nakledemiyorlar böyle. Az az bir kısmını getiriyorlar, ondan sonra da tabii içerliyorlar. Bundan sonra direkt bakacağım ne olduklarına.
“Adnan Hocamızı biz çok seviyoruz” diyorlar. Biz de sizleri çok seviyoruz. MaşaAllah. “Takip ediyoruz. Allah sizden gerçekten razı olsun. Stuttgart’da binlerce... insanlar sizi takdir ediyorlar.” İşte dediğim gibi böyle. Kardeşlerine herkes hemen bilgisayar almasını teşvik etsinler değil mi? İnternete girmelerini, bizim siteleri tanıtsınlar ve bu gece derslerimizi mutlaka takip etmelerini sağlasınlar. Hocam diyorlar, biz ne yapalım? İşte bunu yapabilirler. Değil mi? Yani öyle mübarek insanlar var ki çocuklar, bu bir kısmı kendi bilgisayarı olmuyormuş, işte gidip o internet cafe mi ne, öyle bir şey var galiba, orada seyrediyormuş. Yani ne güzel insanlar, maşaAllah. Allah bereket, bolluk, huzur versin inşaAllah onlara. Kat kat iyilerini, daha güzellerini nasip etsin. Ama o da tabii çok büyük bir ibadettir. Yani Allah rızası için ta oraya gidip internet cafeye değil mi? Oturup, bizim sohbetlerimizi dinlemeye gitmeleri, maşaAllah.
Ayhan Zeybek kardeşimiz. Nereden yazmış? Evet. “Kıymetli Hocam...” MaşaAllah, ne güzel hitaplar bunlar böyle, maşaAllah, maşaAllah. “Kıymetli Hocam. Sizi çok seviyoruz. İnternette özellikle facebook’ta paylaşım sitesinde bir takım sayfalarda gruplar ayetleri yanlış yorumlayarak insanlara yanlış telkinde bulunuyorlar. Bu grup ve sayfa hakkında neler düşünüyorsunuz?” İnşaAllah. Bazı kişiler var onlar benim aleyhimde olan kişiler var, onlardan rahatsız olmuşlar, onları yazıyor. Çok sevimli bir şey maşaAllah. Hiçbir şey olmaz. O çok lehimize olur. Bizim aleyhimize biri bir yazı yazdığında, insan onu araştırıyor, yani mesela diyor ki, falanca konuşmasında bunu yapıyor diyor, zaten oradan HarunYahya.tv’ye gönderme yapılıyor. HarunYahya.tv’ye adam girdi mi zaten, bambaşka bir aleme girmiş oluyor. Ondan sonra onu zaten durduramazsın ondan sonra, değil mi? Yani o ona fayda sağlamış oluyor. Burada bir şahıstan bahsediyor. Adam diyor ki bize, yahu diyor, Darwinizm kaldı mı ki diyor, Darwinizm var mı ki diyor, Darwinizm’den bahsediyor böyle, ilginç bir üslup ile. Hazret... Vardı da, temizleyenler oldu. Uyuyorsun sen, inşaAllah. Bunaldığı şu; sonra araştırdık, baktık, tabii bizim de imkanlarımız oluyor Allah’a çok şükür. Arkadaşımız PKK sempatizanı. Konuşmalar, üslup, toplantılar falan o tarzda. Kimseye laf söyletmiyor PKK’ya karşı. Marksist, Leninist, Müslüman arkadaş, nasıl oluyorsa bu? Hem Marksist, hem Leninist, hem Müslüman. Ne yapmamız gerekiyormuş? Darwinizm’in üzerine gitmememiz gerekiyormuş. Darwinizm zaten ölmüş diyor, niye üzerine gidiyorsun diyor, sakın elleme diyor. Biz üzerine gideceğiz, çok özür diliyoruz yani, eğer rahatsız ettiysek bilemiyoruz ama gideceğiz ve daha da gideceğiz ve iyice pestilini çıkaracağız. Yerden kazıyacağız, bir daha üzerine gideceğiz. Yani böyle esamesini, dumanını bırakmayacağız. O zaman yakasını bırakırız, yoksa bırakmayız. İnşaAllah. Evet.
Metin Kahraman, maşaAllah. Ben buradaki sorulara cevap vermeye kalkarsam Berkerim, yani en az bir 48 saat konuşmam gerekir. MaşaAllah. En iyisi ben bu olaya girmeyeyim, çok uzun sorular maşaAllah. İnşaAllah. Ben size Kuran’dan bir sayfa açıp, okuyayım, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Lokman Suresi’nde Cenab-ı Allah, “Görmüyor musun ki, size ayetlerimden (bazılarını) göstermesi için, gemiler Allah’ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir. Hiç şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden için gerçekten ayetler vardır.” Gemileri ben götürüyorum diyor Allah. Yani sahibinin de Kendisi olduğunu belirtiyor Cenab-ı Allah. Yalnız bunda “Hiç şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden için gerçekten ayetler vardır.” Şimdi gemi gider. Adam bakıyor, boş boş bakar, yani ağzı açık seyrediyor. Bir öyle gemiye seyretmek var. Bir de çok sabrediyor. Veli tiynetli bir insan. Çileye, acıya, zorluklara sabrediyor. Sürekli Allah’a şükrediyor. Zorda da olsa Allah’a şükrediyor. Bu taife için, bu insan grubu için ayrı bir açıklama yapıyor Allah. Onlar için diyor “gerçekten ayetler vardır.” diyor. Onlar düşündüğünde başka bir şey bulacaklar diyor Allah. Yani o geminin beynimizde yaratıldığını görmüş oluyoruz o zaman. Yani dışarıdaki geminin aslını görmediğimizi, gemiyi beynimizde Allah’ın yarattığını görüyoruz ve tamamının, bütün gücün Allah’a ait olduğunu görüyoruz. Kim farkeder diyor Allah bunu? “Hiç şüphesiz” diyor “bunda çok sabreden, çok şükredenler için gerçekten ayetler vardır.” Demek ki kafası iyi çalışan, Allah’a tam teslim olmuş, çile ehli, güzel ahlaklı, tam akıllı, mükemmel akıllı insanlar için ayetler vardır diyor Allah. “Bizim ayetlerimizi gaddar, nankör olandan başkası inkar etmez.” Şimdi adam ayeti inkar ediyorsa Allah diyor; gaddardır diyor. Gaddar ve nankördür. İstediği kadar kibar davransın, istediği kadar güzel huylu gibi görünsün, mutlaka nankördür diyor Allah ve gaddardır diyor. Gizler sizden diyor. Yani zahiren iyi gibi görünür, güzel huylu gibi görünür ama kökeninde, gerçeğinde gaddardır diyor Allah. Çünkü vicdanının sesini dinlemiyor. Bilinçaltını dinlemeyen bir insan samimi değildir. Bilinçaltında bakın istisnasız her insan Allah’a inanır. Dünyada Allah’a inanmayan tek bir tane insan yoktur. Bakın en azılı ateist, dinsizi getirin. Mesela Dawkins diyorsunuz değil mi? Yani tam anlamıyla inanıyordur Allah’a. Bilinçüstünde inanmıyor. Yani insanlara gösteriş yapıyor. Bilinçaltında beyni mutlaka inanıyor. Mesela Dawkins’i getirin bir yere, konuşalım. Kendi gönlüyle ona bir hipnoz uygulansın, uyusun. Bilinçaltına inilsin. Bilinçaltının derinliklerine inilsin. Allah’a inanıp inanmadığını sorun. Yani mükemmel inandığını anlatacaktır. Yani bakın hipnoz bilen birçok insan var. Doktorlar var, uzmanlar var. Bunlar da deneyebilirler. Yapsınlar. Yani en azılı ateist arkadaşını alıp getirsinler. Benim dediğim tarzda ve onları ürkütmeden, tedirgin etmeden, böyle gönlünü alarak o hipnoz seansı içerisinde konuştursunlar. Tam anlamıyla inandıklarını göreceklerdir. Ahiret’te de bunu söylüyorlar zaten. Yani bilinçaltında inanıyorlar. Bediüzzaman’da diyor; “Allah’a inanmayan hiçbir insan yoktur dünyada” diyor. Sadece zahiren, dışarıdan öyle konuşuyorlar. Mesela geliyor züppelik yapıyor böyle hareketler falan böyle... Bir arkadaş grubu oluyor. Sırf onların içerisinde onların züppeliğine direnemediği için o da züppe oluyor. Züppe hareketlerin gereği olarak böyle dinsiz gibi hareketler yapmaya başlıyor. Bir kısmı da sırf zır cahilliğinden bu tip tavır içerisinde oluyor. Kimi etrafına yaranmak için yapıyor ama bir çoğu züppelik için. Çünkü züppelik ayrı bir moda, ekol. Mesela ağzında böyle yayvan yayvan sakız çiğniyor böyle deve geviş getirir gibi falan. Ellerini para ceplerine sokuyor falan böyle hareketler falan böyle. Biliyorsundur, değil mi. Klasik züppe böyle. Yani onların başka karşılıkları var da. Böyle lakayt lakayt sorular, lafı böyle cümleleri uzata uzata konuşmalar... Mesela soru sorarsın cevap vermez veyahut alakasız bir şeye cevap verir. Mesela sormadığın halde cevap verir. Soruya cevap vermiyor ama sormadığın şeye cevap verir yani böyle. Züppelik olsun. Şimdi yani böyle bir adamın o züppeliğin gereği olarak da dinsiz olması gerekiyor. Çünkü hem dindar hem züppe gitmeyeceği için züppeliği daha önemli görüyor, o zaman dinsizim diyor. Ama canı yandığında da bir şey mesela kanser bir şey oluyor falan yana yakıla dua ediyor. Mesela bir trafik kazası oluyor, bir şey oluyor, can hıraş Allah’a dua ediyor. Orada züppeliği unutuyor. Züppeliğe geçiçi olarak bir ara veriyorlar mesela bir saat, iki saat veya bir kaç gün. Yani ani olaylarda züppeliği unutuyor. Yani makul insan haline geliyor bir anda. Allah’a da inanıyor, dine inanıyor. Hatta namaza da başlıyor. Namaz da kılıyor. Züppelik rafa kalkıyor öyle bir şeyde. “Ey insanlar Rabbinizden korkup sakının.” Allah’tan korkmayandan insanların çekinmesi gerekir. Allah’tan korkmuyorsa çok tehlikelidir. Ben Allah’tan korkmuyorum ama çok iyi insanım diyor. Aman kardeşim aman. Yani mutlaka bir şeyle karşılaşırsın. Mümkün değil. Çünkü samimi olarak vicdanına, bilinçaltına uymuyorsa bir insan, mutlaka bir şey vardır. Bak “Rabinizden korkup sakının” Yani helale harama dikkat edin. “Öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir.” Öyle bir daralmış vaziyette olacaklar ki Ahiret’te, babası orada olduğu halde aklının ucundan dahi geçmez ona yardım etmek. Yani mesela anası, babası hepsi orada. Hepsi birbirine yabancı havasındalar orada. Hiçbiri birbiriyle bağlantı halinde değil. Hiçbiri birbirini kurtarma peşinde değil. Yani küfür içindeyse zaten tam anlamıyla rezil bir tavıra giriyorlar. Allah bunlara özellikle böyle imkan veriyor, verecek inşaAllah. Ahmak oldukları için; mesela neyi, neleri fidye verebilirsin deniyor mesela onlara kurtulmak için. Neyi fidye verebilirsin? Bütün çocuklarımı vereyim diyor, hepsini. Yani onları helak et diyor Allah’a. Hepsi senin. Yani istediğini yap diyor Allah’a. Eşimi de veriyorum diyor. Büyün aşiretimi de veriyorum, hepsini veriyorum diyor. Hepsi helak olsun diyor. Yani onlara karşı yani yeter ki ben Cehenneme girmeyeyim diyor. Hatta dünyayı, bir onun mislini kadar daha ama tabii Allah kabul etmez. İnşaAllah. Bunula ilgili ayet var. Değil mi? Fidye olarak diyor eşini, çocuğunu vermek ister diyor. Aşiretini vermek ister. Daha da fazlasını vermek ister diyor ayette. Kuran’da buna işaret etmiş Cenab-ı Allah. “Şüphesiz Allah'ın va'di haktır.” Allah doğru söylüyor. Ben dediğimi yapacağım ve göreceksiniz diyor Allah. “Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin.” Yani işte diskolar, miskolar, haplar, bilmem gazozlar falan... Bunlardan etkilenmeyin diyor Allah. Çünkü onları da Allah yaratır. Diskoyu da Allah yaratır. Uyuşturucuyu da Allah yaratır ama içmeyeceksiniz diyor Allah. Diskoyu da Allah meydana getirir ama helali olan bir şey varsa yapın diyor Allah. Yani gidip orada rezalet çıkarmayın diyor Allah. Helal olan bir şey varsa yapın diyor Allah. “Ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.” Bu en vahim olaylardan bir tanesidir. Mesela münafıklar çıkyor; Biz diyorlar Müslüman bir siteyiz. Müslümanca bir sistem içerisindeyiz. Ehl-i sünnetiz Allah’a çok şükür diyor. Size çok büyük bir tehlikeden haber veriyorum diyor. Aman diyor; Harun Yahya’nın sitelerine girmeyin diyor. Başka, Bediüzzaman da haşa pek tekin adam değildir diyor. Onu da tavsiye etmeyiz diyor. Başka, Şeyh Nazım Kıbrısi hazretleri de diyor, o da diyor sakat birisidir. Sakın ona yanaşmayın diyor. Kim doğrudur diyoruz. Biz doğruyuz diyor. Senin özelliğin nedir diyoruz. Biraz eşiyoruz, bakıyoruz; PKK’yla iç içe veyahut Marksist-Leninist örgütlerle iç içe. Yani zulüm ruhu varsa mutlaka bir anormallik vardır. Bediüzzaman gibi bir mazlumu bu kadar dürüst, dünya iyisi, dünyadaki oluşmuş çok nadir, nadide varlıklardan birisini, Allah’ın yetiştirdiği, Allah’ın yarattığı böyle mükemmel bir insanı gözlerden düşürmeye çalışıyorsa bir insan, normal bir hareket değildir bu. Cübbeli bunu yapmaya kalktı bir ara biliyorsunuz. Sonra beceremedi. Sonra evliya olmak şartıyla bizzat Bediüzzaman’ın diliyle evliya olmak şartıyla kabul etti. Onu daha önce de anlatmıştım. Biliyorsunuz yani. Bir rüya görüyor. Bu da görmüyor rüyayı. Bak bunun adına birisi görüyor. Bir evliya kişi daha. Bediüzzaman’ı Cübbeli lütfenlikle kabul etmiş oluyor bu rüyaya göre. Bediüzzaman kendini kabul ettiriyor Cübbeli’ye. Beni diyor eleştirme diyor. Yani ona benzer bir şey. Tam hatırlamıyorum da şeyi. Yani fakat onun evliya olduğunu da vurguluyor ve kendisini de kabul ettirmeye çalışıyor Bediüzzaman. Bunun sonucunda da Cübbeli evliya oluyor, Bediüzzaman’ın diliyle üstelik evliya olmuş oluyor ve Bediüzzaman’ı da kabul etmiş oluyor. Buna da sevinenler var Nur talebesi kardeşlerden. Yani sevinçle anlatıyor. Yani Cübbeli Bediüzzaman’ı kabul etse ne olur, etmese ne olur yani? Kabul ederse, kendi Ahireti için dünyası için hayır var. Değil mi? Yani o yönüyle seviniriz. Kabul etmezse de Bediüzzaman daha da büyür, daha da güçlenir. Kabul etmediğinde. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, aklıma gelen bir şey var. Sayılan kişilerin de inşaAllah, Bediüzzaman, Şeyh Nazım Kıbrısi ortak şeyleri Hocam; Mehdiyeti müjdelemeleri ve İslam’ın dünya hakimiyetini müjdelemeleri. Saydıkları isimlerin ortak yönleri bu.
ADNAN OKTAR: Hayrettir burada, apar topar önce Bediüzzaman’a yöneldiler. Habertürk’te bir başladı bu. Yani yıllardan beri Habertürk hiç Bediüzzaman’la ilgilenmez. Ben ne zaman ki Bediüzzaman Mehdi (a.s)’ı müjdeliyor dedim, sürekli Bediüzzaman’dan deliller vermeye başladım, aman aman dediler. Hemen bu konuya bir el atalım. Cübbeli bir yandan, Fatih Altaylı bir yandan işte bir şeyler anlatmaya çalıştılar. Ama bu Bediüzzaman’ın son derece lehine oldu. Daha sevilmesine ve daha tanınmasına sebep oldu. Aleyhte olmaz ve Mehdiyet’in daha iyi anlaşılmasına sebep oldu. Çünkü Habetürk’teki Mehdi (a.s) telaşı hiç normal değil. Fatih Altaylı’nın Mehdi (a.s) telaşı hiç normal değil. Yani bu panik için bir sebep yok. Cübbeli’yi apar topar bilir kişi olarak getirdiler oraya, aman o bilirkişileri sevsinler yani. Evlere şenlik yani bilirkişi olarak ve Mehdiyet’in çok mükemmel kavranmasına, anlanmasına sebep oldu. Bakın tam tersi etki yaptı. Mesela bin kişi biliyorsa, bir milyon kişi bildi Mehdi (a.s)’ı. O dönemdeki Mehdiyet’le ilgili tırmanışa bir dikkat edin. Cübbeli çıkmadan önce Mehdiyet ne kadar tanınıyordu, Cübbeli çıktıktan sonra Mehdiyet ne kadar tanındı. Yani yüzlerce mislidir. Çığ gibi gelişti ondan sonra, değil mi? Güya Mehdiyet’i durdurmaya yönelik bir hareketti. Durmaz. Yani o bir fırtına, durdurulması mümkün değildir. Aleyhte hareket eden de dedim, aleyhte hareket eden de Mehdi (a.s)’a yardım eder, leyhte hareket eden de Mehdi (a.s)’a yardım eder dedim. Yani isteyen de istemeyen de sürekli Mehdi (a.s)’ın emrindedir dedim daha önce. Bak bu oluyor işte. Yani onlar çırpındıkça Mehdiyet gelişir.
Bir de girişleri birisi bana bildirsin, kaç kişi bakayım. Çünkü saat saat de bakıyorum, saatlere göre durum nedir o da önemli oluyor. Bir kısım çocuklar da maşaAllah biz uykusuz da kalırız ama illaki Hocamızı seyredeceğiz diyorlar. Öyle olmasın, çalışanlar mutlaka erkenden yatsınlar. Değil mi? Çünkü sabah namazına kalkıyorlar, öyle şey olmaz. Çünkü kolaylık var, zaten internetten ertesi gün izleyebilirler. Onun için yani tavsiye ederim yatsınlar. Çünkü dinç olacaklar ki, değil mi, daha güzel hizmet verebilsinler. Yani vicdanen o konuda rahatsız olacakları bir şey yok, gönülleri rahat olsun. En fazla işte bir ne var 24 saatlik bir gecikme olur en fazla. İnşaAllah. Furkan Suresi 56. ayet. “Biz seni” diyor Cenab-ı Allah. Hay maşaAllah, maşaAllah. MaşaAllah bugün ne oldu böyle? MaşaAllah elli bini geçmiş.
“Biz seni yalnızca”, şeytandan Allah'a sığınırım, “bir müjdeci ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.” 56 ile 25’i çarpıyoruz. 25. sure, 56. ayet. Çarptığımızda ne çıkar, 1400. Hicri 1400’ü veriyor. 56. ayet. 56, 1956 biliyorsunuz Bediüzzaman’ın münafıkane sistemin ediyor çöküşünün başladığı tarihtir diyor. 1956. Ama bunu çok daha önceki bir dönemde belirtiyor, söylüyor. 1956’yı. Yani mesela haber veriyorsa bir konuda, 30 sene öncesinden haber veriyor. 1956 yılını o şekilde haber veriyor. Münafıkane sistemin çöküşünün başladığı tarihtir diyor. Biz seni yalnızca bir müjdeci”, Mehdi (a.s) ne yapıyor? Müjde veriyor değil mi? İslam’ın dünya hakimiyetini müjdeliyor, Hz. İsa (a.s)’ın inişini müjdeliyor, değil mi? İslam’ın dünya hakimiyeti çok büyük bir nimettir. Mehdi (a.s)’ın gelişinde öncüleri müjdeliyorlar. Ve uyarıp korkutucu. Bakın diyor Kıyamet yakın, ölüm yakın, aklınızı başınıza alın, iman hakikatleri ortada, Allah’ın varlığı ortada çok açık belli, ortada demeyeyim de aleni belli Allah affetsin. “Ve korkutucu olarak gönderdik.” Korkutmak çok önemli. Allah korkusu, değil mi? Cehennem ile insanların korkutulması, “...olarak gönderdik.” Ebcedine kardeşlerimiz bir baksınlar, 1981 tarihini veriyor. Yani harf toplamları. Öğrensinler, kolaydır ebced. Bakacaklar harf harf. Her harfin bir karşılığı var. Mesela elifin karşılığı, b’nin karşılığı, t, hepsinin bir karşılığı vardır. Bunu öğrensinler baksınlar. İnternetten görebilirler ebcedi. Kendi gayretleriyle çözebilirler. “De ki, ben buna karşılık Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen insanlar olmanız dışında sizden bir ücret istemiyorum.” Demek ki Allah yolunda mücadelede herhangi bir ücret alınmıyor. Allah için yapılıyor, değil mi? Biz de o yüzden kitaplarımızdan telif hakkı almıyoruz. İnşaAllah. Sadece benim istediğim ne diyor? “Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen insanlar olmanız dışında sizden bir ücret istemiyorum.” Sadece ben bunu istiyorum. Allah’a yönelin, Kuran’a yönelin, İslam’a yönelin. Ben başka bir şey istemiyorum, ücretim bu diyor. İnşaAllah.
“Sen asla ölmeyen ve daima diri olan Allah’a tevekkül et.” Bak bu nasıl büyük bir nimettir biliyor musun? Ne kadar güzel, elhamdülillah. Cenab-ı Allah asla ölmüyor, sonsuza kadar ölmez, daima diridir. Biz uyuduğumuzda da Allah diri. Ve sonsuz akla sahip. Sonsuz güce sahip. “Allah’a tevekkül et”, O’nu hamd ile tesbih et. Elhamdülillah de. Şimdi “elhamdülillah” deyince ne olur diyor. Allah üstünden belayı alıyor, haberin olmuyor. Bereket geliyor. Mesela bir mal alır. Güzelini almış olur, iyi bir şey olur. Ona yarar. Yiyecek yer o, ona şifa olur. Hamd ettiğinde. Hamd etmediğinde yediği yiyecek başına bela olur. Aldığın mal uğursuz çıkar, başına bela çıkar. Hastalıklar olur, her şey olur. Hastalıklar olur, her şey olur. Hamd ile tesbih et. “Ve Kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter” diyor Allah. Bak “kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter.” Allah her şeyi bilir. “O gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yarattı.” Yaratan, yani bütün kainatı altı günde yaratıyor ama altı zaman dilimi tabii. Günün izafi olduğunu Kuran açıklıyor. “Sonra arşa istiva edendir, Rahmandır. Bunu bundan haberi olana sor.” “Arşa istiva edendir.” Cenab-ı Allah’ın bir arşı var, arşını da Allah kaplamıştır. Ne olduğunu Ahiret’te öğreneceğiz. Ahiret’te birçok şey öğreneceğiz. İnşaAllah. “Gökte burçlar kılan”, mesela Cenab-ı Allah gökte burçlar kılmış. Kova burcu da var. Diğer burçlar da var. Ama Yusuf Suresi’nde kova burcuna dikkat çekilmiş. Değil mi? Kovasını sarkıttı diyor, hey müjde dedi diyor, bir çocuk diyor. Bir çocuk müjdeleniyor. Ve kova burcuna dikkat çekilmiş. İnşaAllah. “Onların içinde bir aydınlık ve nurlu bir ay var eden Allah ne yücedir.” Güneş’e ve Ay’a dikkat çekmiş oluyor Cenab-ı Allah.
SUNUCU: Hz. Mehdi (a.s) zamanında Hz.Mehdi (a.s) ile Hz. İsa (a.s)’la namaz kılacakları vakit Hz. Hızır (a.s)da orada olacak mı, yoksa yanlış mı hatırlıyorum Hocam lütfen düzeltin. Bunu merak ediyorum. Sanki daha önceki sohbetlerimizde bunu söylemiştiniz. Öyle hatırlıyorum.
ADNAN OKTAR: Söylememişsem de söylüyorum. Böyle mühim bir olayda Hızır (a.s) uzak durmaz. Yani mutlaka oradadır. Ama halk tanımaz. Yani mümkünü yok öyle bir şeyi bırakmaz. İnşaAllah. Yani mühim her olayın içindedir Hz. Hızır (a.s). Devletlerin kurulmasında, devletlerin yıkılmasında da bulunuyor. O toplantının başında da yine Hızır (a.s) oluyor. Kuran buna buna açıkça işaret ediyor. Mehdi döneminde, şu an Hazreti Hızır (a.s) kol geziyor. Görevde şu an inşaAllah.
SUNUCU: Bir dinleyicimiz demiş ki Hocam: “Hocam Allah Enbiya Suresi 34. ayeti, hiçbir beşere ölümsüzlüğü vermedik diye bildiriyor, bu durumda Hz. Hızır (a.s) insan olmayabilir mi?” diye yazmış Elif Aydoğan Ankara.
ADNAN OKTAR: Şimdi Elif kardeşimiz şu hususu bilmiyor olabilir. Hz.Hızır (a.s) Kıyametin kopuşundan kısa bir süre önce canı alınacaktır. Yani onun görevi bitiyor. Görevi bitince canı alınacaktır. Ama o vakte kadar görevlidir. Dolayısıyla da vefat edecek. İnşaAllah. Ama tabii, alıştığımızı bir insan değil. Yani bir olağanüstülük var Hz. İsa (a.s) da öyle. Yani Meleği andırıyor, yani değişik bir insan, çok şey. Hz. Hızır (a.s) da öyle. Yani sürekli şekil değiştiren bir insan, her insanın şekline girebiliyor. Normal bir insanda bu yok. Olağanüstü bir insan. Ama insan. Beşer cinsinden. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Baktılar Hocaları böyle akşam konuşuyor. Yağmur gibi soru gelmeye başladı. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Ben Almanya Sttutgart ilçesinden Uğur. Arkadaşlarımla ben çalışmalarınızı dikkatle takip ediyoruz, Allah sizlerden gerçekten razı olsun, siz de olmasanız, Darwin’in kurmuş olduğu komediye insanlar inanıp, helak olacaklar. Stuttgart’ da binlerce insanlar sizi takip edip takdir ediyor. Size sorum Darwin düşüncesinde olan insanlar ile en güzel nasıl sohbet edilir? Ne deyip onların düşüncelerini değiştirebiliriz? Veya inanmış oldukları saçma sapan komedinin bir yalan olduğunu nasıl ifade edebiliriz?”
ADNAN OKTAR: Şimdi böyle şeylerde derin derin soluklanıp, içinden çıkılmaz bir konu varmış gibi konuya girmek değil de, çok sakin. Ben mesela yabancılarla konuşuyorum. Oradaki örneği de alabilirler...
ALTUĞ BERKER: Hz. Hızır (a.s)’dan bahsedince Hocam siz mutlaka soru geliyor. Çok merak edenler var o konuda. Özel soru geldi.
ADNAN OKTAR: Hz. Hızır (a.s), Hz. İsa (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’ı tanıyacak mı? Tanır tabii ki, tanıtır kendini zaten. İnşaAllah.
Şimdi ben ne diyorum, hiç uzatmıyorum. Vaktimiz çok dar diyor mesela. 20 dakikalık bir radyo konuşması oluyor yabancı. Tamam diyorum. 350 milyon adet fosil var diyorum. Yaratılışı ispat eden 350 milyon tane... Yani bunlar diyorum şu anki hayvanlarla mesela 100 milyon yıl önceki hayvan aynı. Bu tarz fosiller. Hiçbir değişikliğe uğramamış. Yani bunu söyledikten sonra teşekkür ederim bana müsaade deyip kalkabilir adam. Başka bir şeye gerek yok. 350 milyon fosil varsa, konu bitmiştir yani. Kardeşim bak 3-5 demiyorum. 35 de demiyoruz, 350 de demiyoruz, 35.000 de demiyoruz, 350.000 de demiyoruz. 350 milyon, 350 milyon adet yaratılışı ispat eden fosil var, delil var. Nasıl biliyor musunuz? Yani şu anki kediyle o devire ait mesela 100 milyon yıllık kedi tıpkısının aynısı hiçbir değişikliğe uğramamış. Amber buluyoruz, mesela. Karınca. Hayvanın gövdesi, vücudu, antenleri dokusu olduğu gibi kalmış hiçbir değişikliğe uğramamış. Milim santim. Bu nedir? Bitti işte. Arkasından diyoruz ki, kardeşim diyoruz canım ciğerim, bize evrim teorisini ispat eden yani ara fosil diyorlar ya onlara, ara fosil dediklerinizden bir tanesinin artık bakın kendinden vazgeçtik. Fotoğrafını getirin diyoruz. Fotoğrafına da para vereceğim. Yani 10 trilyon fotoğrafına da vereceğim. Fotoğrafını getirsinler. Bakın fosilden vazgeçmek de çok önemli. Değil mi? Ya kardeşim fotoğrafını da getiremiyorlar, yani yapmayın etmeyin yani. Bir tane ara fosil dedikleri nesne yok. Bir tane. O bizim tombul çıkmıştı, zibil falan dedi. Dedem dedik bir tane rica etsek, tek bir tane, dedem araziye geçti, kayboldu bulamadık. Yok aradık, yok. İşte bilmem nereye gitti diyorlar, oradan soruyoruz orada yok, bilmem nereye gitti, yok adam, kaçtı. Kaçtı demeyeyim de. Kayboldu yani. Kardeşim ara fosil yoksa Darwinizm yoktur. Buradan da bitirebilirler. Desin ki göğsünü gere gere 350 milyon fosili de istese anlatmayabilir. Bana bir tane ama tek bir tane ara fosil gönder desin. Bir tane. O da bana acilen onu göndersin, göreyim internette var. Konu hallolacaktır. Çünkü gönderemez. Yok, değil mi? Bir protein desin. Tesadüfen meydana gelebilir mi? Bakın, bir proteinin meydana gelmesi için başka proteine ihtiyaç var. Bu ne demek biliyor musun ? Tam bir kör kilitlenme bu. Bakın mesela bakın bu kitabın oluşması için, başka bir kitaba ihtiyaç var. Yani bitmiş yani tam yüzde 100 kilitlenmiş oluyor. Değil mi bak, proteinin oluşması için başka bir proteine ihtiyaç var.
ALTUĞ BERKER: Üstelik 60 proteine ihtiyaç var, hücreye de ihtiyaç var, DNA’ya da ihtiyaç var.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır onlardan da vazgeçtim bakın. Proteinin cinslerine sağ elli sol elli onlara da girmiyorum. Kromozomuna da girmiyorum. Kromozoma da ihtiyaç var. Ondan sonra DNA’ya ihtiyaç var yani. Hücreye ihtiyaç var. Onlara da girmiyorum ben. Bir proteinin oluşması için proteine ihtiyaç var. Bu net yüzde 100’lük kilitlenmedir. Yani bitmiş. İmkansız. Zaten adamlar ne diyor? Uzaydan diyor akrabalarımız geldiler diyor, onlar yaptı diyor. Yani bak, çamura yatmanın en gelişmişi artık yani. Boylu boyunca çamura yatıp bir de böyle sırt üstü de bulanıyorlar yani. Çamurda dönüyor adam, fırıldak gibi dönüyor böyle artık. Artık böyle normal klasik çamura yatma da değil böyle artık. Değil mi? Mesela kimi çamura yatar kalır. Bunlar çamurda dönüyor yani fırıldak gibi. Bakın uzaylı amcaları gelmiş de, kromozomları yapmış hücreleri yapmış, proteinleri yapmış çekip gitmişler. Mübarekler. Ama bakın onların da kromozomu var, onların da proteini var. O konuya girmiyor yalnız. Onların nasıl olduğu hakkında bilgi yok. Onları da başka uzaylılar yapmış herhalde onların iddiasına göre. Onları da diğer başka uzaylılar. Yani sonsuza kadar bir uzaylı silsilesi gibi görünüyor. Yani o kadar acze düşmüş durumdalar ki, o kadar zavallı konumuna düştüler ki bir de ben öyle biyoloji eğitimi falan da almadım yani öyle bir şeyim de yok. Yani o onlara acayip ağır geliyor. Yani yüzbinlerce üniversite, milyonlarca profesör, bir hamlede sıfıra düştüler. Bir hamlede. Diyorlar, kardeşim diyorlar Ortadoğu’da, Türkiye’de bir şahıs çıktı diyorlar. İstanbul’da bizim iflahımızı kesti diyorlar. Yani bütün sistemimiz saltanatımız, rejimlerimizin dibine diyorlar dinamit döşedi. Hayır, dinamiti adam diyor da onun için diyorum. Bunu kim yapmış diyor. Kardeşim diyor. Siz başörtüsüyle uğraşırken diyor, o diyor sistemin dibine diyor dinamit koyuyor diyor ondan haberiniz yok sizin diyor. Profesör adam. Yani siz şimdi baş örtüsüyle, bunlar konu değil ki diyor başörtüsü falan diyor. Konu bu diyor yani Darwinizm’i adam yok ediyor diyor. Bizim bütün sistemimiz bunun üstüne kurulu diyor ve dinamit koyuyor diyor sistemi diyor ortadan kaldırıyor diyor. Ağlıyor adam yani nasıl göremezsiniz diyor. Görse ne olur ki görse zaten, yine çırpındıra çırpındıra ezeceğiz. Görmese de yine çırpındıra çırpındıra ezeceğiz. İnşaAllah. İnşaAllah. Allah’ın izniyle Cenab-ı Allah’ın kuvvet imkan yaratmasıyla.
Bugün bu kadar olsun.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
SUNUCU: Evet sayın izleyenlerimiz bizi yarın 22:00 den itibaren Harunyahya.tv sitemizden takip edebirlisiniz. Hayırlı akşamlar, iyi geceler diliyorum.