Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Sohbeti (13 Mart 2010)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (262)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9557)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3940)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
harunyahya.org
divxvar.com
ramazansayfalari.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Sohbeti (13 Mart 2010)
Mart 2010


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: İyi geceler sevgili izleyicilerimiz. Harunyahya.tv sitesinden yayınlanan “Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Her gece olduğu gibi bu gece de yanımda birbirinden değerli konuklarım var. Sayın Altuğ Berker ve tüm dünyada kitapları büyük ilgiyle takip edilen ve okunan sayın yazarımız Adnan Oktar. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim. Sizler de hoş geldiniz. Berker Hocam ne konuşalım?

ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Biz saat 21:00’den 24:00’e kadar arkadaşlarla üç bölümde üç ayrı konu işledik Hocam. Kuran mucizelerini işledik, canlılardaki fedakarlık ve ashab-ı Kiram’daki fedakarlığı işledik. İlk bölümde de, siz Darwinizmi tuş ettikten sonra Allah’ın izniyle, bu özellikle mason çevrelerinde belli kanallarda, belli sözde âlim kişilere; İbn Miskeveyh gibi, Darwinist sözde Müslüman kişilerin böyle Kuran’la Darwinizmi biraraya getirme çabalarını işledik. İbn Miskeveyh’in mason ve Darwinist olduğu, Müslümanın böyle şeyler konuşamayacağını anlattık Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şimdi iki konu var. Bütün insanlığın üzerinde durduğu konu, bir Allah’a iman, Allah’ın varlığı. Allah’ın varlığı, eğer samimi bakılırsa çok açık. Bayağı net, alenen görünüyor. Kuran’da da Allah’ın bizden ne istediği kısa ve derli topluca anlatılmış oluyor. Yani Cenab-ı Allah, “Ben varım” diyor, “Bir’im” diyor. “Tek bir Varlığım” diyor. “Siz, ölümlüsünüz zaten görüyorsunuz” diyor Cenab-ı Allah. “Cennet, Cehennem’im var diyor. Güzel ahlaklı olanları Cennete, kötü ahlaklı olanları Cehenneme koyuyorum" diyor. Bir kısım insanları imansız yarattım diyor, bu sizin imtihanınız. “Bir kısım imanlı” diyor, “bu da sizin bir imtihanınız” diyor. “Peygamberleri silsile olarak gönderdim” diyor, kesintisiz gelmişler. “Ama, zorlu bir ortamdır bu dünya” diyor Allah. “Çok güçlü bir imtihandan geçiyor insanlar” diyor. “İyi insanlar nadir olur” diyor. “Çok nadir olacaktır” diyor. Ve biz bu imtihan ortamına da bırakılmış durumdayız şu an. Bir kere, var olmuş olmamız çok şahane bir şey. Yani, yokluk çok acayip bir şey. Yani çok kötü bir şey. Var olmuşuz, bir de var olduktan sonra bir daha yok olmak mümkün değil, ne kadar güzel. Yani bir şey bir kere var oldu mu, artık yani yokluk mümkün değildir, imkansız. Çünkü, mesela diyoruz ki “şu hava var” diyoruz, “burası boşluk” diyoruz. O da bir şey yani. Zaten mutlak yokluk, bir kere “varım” dedikten sonra yani tasavvur edilebilecek bir şey değil, yani mümkün değil. Allah sonsuz akıllı. O çok güzel bir nimet bizim için, çok büyük bir nimet elhamdülillah. Olan hiçbir olay, kaybolmuyor. Mesela bu çok güzel bir şey. Çok büyük bir nimet elhamdülillah. Yani bütün çocukluğumuz, hayatımız, hiçbir şey Allah Katı’nda kaybolmaz. Çünkü neden kaybolmaz? Onun kaybolması için haşa Allah’ın kaybolması lazım. Olmayacağına göre, o da olmuyor. Üç tane din yaratmış Cenab-ı Allah; işte Museviyet, İseviyet ve Muhammediyet. Muhammedi din, yani İslam dini, hak din. Yani mesela imtihanın bu da bir şartı. Bu yapı içinde bu da görülüyor. İncil, yani samimi olarak söylüyorum, bakar bakmaz yani tahrif olduğu anlaşılıyor. Yani bir kere teslis inancı olması, yani bir insana Allah denmesi yani çok büyük bir zulüm. Çok büyük bir zulüm yani çok büyük bir oyun oynanmış Hıristiyanlara karşı. Musevilikte de Ahiret inancı çok çıkarılmış. Yani, çok şiddetli çıkarılmış. Buna rağmen kalmış biraz ama, çok çıkarılmış.

SUNUCU: Değiştirilmiş mi Hocam kitaplar?

ADNAN OKTAR: Bayağı değiştirmişler. Çok değiştirmişler. Yani zaten inkar da etmiyorlar. Doğru diyorlar yani inşaAllah. Ama hak olan kısımlar var tabii onlar bozulmamış olarak kalmış yani. Kalanları zaten biz onları kitap haline de getirdik. Derli toplu bir araya getiriyoruz, yani Kuran’la mutabık olan yerler. Kuran, yani alenen gerçek. Şimdi, burada bu kadar uzatılacak bir yönü yok bunun. Yani her vicdan, her samimi vicdan Kuran’ı hemen anlar. Anlaşılmayacak bir yönü yok. Bu çok büyük bir nimet, Allah’a çok şükür. Mesela bak, Ahireti biz bilemeyecektik ve detaylarını bilemeyecektik. Bak Tevrat’a göre bilmeyecektik, İncil’de de çok az var Ahiretin detayları. Çok az yani. Çok flu izahlar var. Kuran son derece sıhhatli, düzgün. Gayet güzel anlatmış Cenab-ı Allah Kuran’da. Yani bir kere Allah’ın varlığı ve Kuran çok net. Yani o konuda insanların bir bocalamaya gireceği gibi değil. Fakat, güzel bir nimet var şimdi Ahir zamanda ayrıca. Mucize güzel bir şey. Mucize görmek güzel bir şey. Hayattaki her şey mesela mucize. Şu an mesela ben ıhlamurumu dolduracağım, Cenab-ı Allah daha önce de söylemiştim. Bakın bu, şu anda Allah bunu porselen kap olarak yarattı ve havada duruyor, kolumu vesile ediyor. Bakın Allah kabın içerisine -bu bir mucizedir- ıhlamur dökülüyor şu an. Cennette bu, kol kullanılmadan oluyor. Yani kol vesile olmadan, yani ıhlamuru kafandan geçirdiğinde gelir bu dökülür. Gelir böyle yerine gelir oturur kalır. Ama şimdi mesela bir kol hissi geldi bana, yani kolumla tutma hissi geldi ve kolumu gördüm yani. Aklımın ihtiyarı kalkmadı, çünkü kolumla yaptığımı zannediyorum. Yani, öyle bir his verildiği için. Cennette, bu his verilmiyor. Yani kolun hissini almıyorsun. Kol görüntüsü de olmuyor dolayısıyla, senin kolun duruyor. Var da yani duruyor. O sadece aklımdan geçirmekle o dökülüyor. Şimdi ben nasıl aklımdan geçirdiğim için oldu değil mi ıhlamur? İstedim ben, kafamdan geçirdim. İstedim ve döküldü. Fakat kolumu sebep etti Allah. İşte Ahirette bu yok. Cennette bu yok. Yani kolun sebep olması yok, direkt dökülür. Mesela şimdi ben yaklaştırmak istiyorum, mesela bak Allah havaya kaldırdı, getiriyor. Kol hissi olmasa mucize olur bu. Bütün insanların aklının ihtiyarı kalkar. Değil mi? Naklen yayında böyle bir şey olmuş olsa, çok büyük mucize olur bu, değil mi? Ama kolumu gördükleri için çok makul görüyorlar. Cennette inşaAllah biz sebepsizliği göreceğiz. Sebepler kalkacak. Ahir zamanın güzel bir özelliği, mucize görmemiz olacak. Yani mucize zamanı. Bir kere İslam’ın dünyaya hakimiyeti mucize, Mehdi (a.s)’ın çıkışı mucize. Bu çok büyük bir olay bu. Hz. İsa (a.s)’ın inişi çok çok büyük mucize. Çok şaşırtıcı bu mucizeler. Bu mucizelerin kapanması, örtbas edilmesi çok acayip bir hareket olur. Çok yanlış bir hareket olur. Yani şimdi böyle bir sorun var. Ben bunun üzerine inşaAllah biraz konuşmak istiyorum bugün inşaAllah Allah nasip ederse.

ALTUĞ BERKER: Onunla ilgili bir ayet gelmişti Hocam aklıma.

ADNAN OKTAR: Hangi ayet?

ALTUĞ BERKER: Cenab-ı Allah bir ayette, “sen atmadın, Allah attı.” diyor Hocam. Yani sen -bunu kaldırmaya uyarlarsak- “sen kaldırmadın Allah kaldırdı”. Bütün fiiller için aynı şey Allah’ın izniyle geçerli oluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Şimdi, ben lise yıllarındayken, lise sondayken Nur talebeleriyle karşılaşmıştım. Mehdiyeti sormuştum. Bana şahs-ı manevi olarak anlattılar, şahs-ı manevi olduğunu. Bana çok flu geldi yani, çok mat geldi ama yine de inandım o zamanlar. Yani olabilir dedim yani. Bediüzzaman hakikaten Mehdi (a.s.)’dır. Ondan sonra talebeleri, şahs-ı manevi olarak faaliyet yapacaklar. Fakat aklım bir türlü almadı. Ya dedim İslam hakim olacağına göre, Müslümanların bir lideri olacak. Bu kim olacak yani? Böyle bir kişi kim olması gerekiyor? Risale-i Nur’u daha detaylı inceleyince, Hıristiyanların da Müslüman olacağını gördüm. Ve Hz. İsa (a.s)’ın gökten ineceğini görüyorum Risale-i Nur Külliyatı’nda. Bir ağabeyimiz vardı Ortaköy’de ona sordum. O zaten, “böyle konuları fazla açmayın” derdi, konuşturtmuyorlardı. “Hz. İsa (a.s) indi” dedi, “bak ben sana açıkça söyleyeyim, kısaca” dedi. “Ağabeyler” dedi, “gömmüşler” dedi, “beraber cenaze namazını kılıp gömmüşler”. “Gelmiş” dedi, “Hz. İsa (a.s)” dedi. Ama böyle ağız kalabalığına getirerek yani, Hz. İsa (a.s)’ı tenzih ederim, onun varlığı. Yani hızlı bir anlatımla anlattı. “Gömmüşler” dedi. Hiç aklım yatmadı yani akademiye gittiğim yıllarda. Hiç aklım yatmadı izahlarına. Çünkü bayağı sarih anlatıyor Said Nursi. Bir kere “en büyük mezhep imamı olacak” diyor. Bütün mezhep imamlarının üzerinde. Yani, Hanefi, Hambeli, Maliki, Şafi olamaz Mehdi (a.s). Yani hiçbir mezhebe bağlı olmaması lazım. Sahabe dönemindeki gibi olması gerekiyor. Bediüzzaman Şafi’ydi, yani mümkün değil. “Hakim olacak” diyor, ben şu ana kadar hakim olan bir Müslüman lider görmedim. Hakimlik yani adalet dağıtan, hakimlik yapan bir kişi yok. Bediüzzaman da dahil. Değil mi?

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, bilakis mahkum olduğunu söylemiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii, mahkum. Şereftir ayrı mesele de. “Bütün ulema ve evliyanın” diyor, “muavenet ve desteğini alacak” diyor. Şu ana kadar bütün ulema ve evliyanın desteğini alan bir alim ben görmedim.

ALTUĞ BERKER: Bütün seyyidlerin.

ADNAN OKTAR: Sıradan anlatacağım. Yani, Bediüzzaman’a böyle bir şey olmadı, bütün alimler desteklemedi. Ve hatta birçok alim karşıydı Said Nursi’ye, muhaliftiler. Ve İslam aleminde de yani herhangi bir alim olarak biliniyor şu an. Büyük, değerli bir alim ama herhangi bir alim olarak biliniyor. Dünya çapında böyle ezici bir etkisi olan, tam hakim olmuş, herkesin kesin ittifakla bağlandığı, herkesin ittifakla kabul ettiği bir kişi değil şu an. Cübbeli gibi bir adam bile oturup çıkıp değil mi, ileri geri konuşabiliyor. Gerçi sonra evliya oldu bir anda Bediüzzaman’ı rüyasında görmüş. Bak ne kurnaz. Bir anda onu bile evliyalığına çevirdi yani. Bak görüyor musun hareketi? Yani ben böyle bir adam görmedim yani. Bir anda Bediüzzaman ona garanti verdi yani. Evliya oldu ve ona iltifat ediyor. Bak, Cübbeli Bediüzzaman’a iltifat etmiyor. Bediüzzaman savunma konumunda rüyada, bakın. O kutsal rüyada. Cübbeli büyütülen, kutsanan insan konumunda rüyanın içinde. Bediüzzaman, yani kendisini kabul ettirmeye çalışan bir insan konumunda. Cübbeli de Bediüzzaman’ı kabul eden, lütfen kabul eden konumunda olmuş oluyor. Bediüzzaman’ın uzun övgülerinden sonra, evliya olarak. Ve tabii insanların bir kısmı da bunu tabiri caizse yiyor yani. Bu izahı alıyorlar yani. Ben inanmadım, alanlara da hayırlı olsun diyorum yani. Bir şey demiyorum yani. Olabilir yani samimi niyetle inananlar da olabilir.

Bakın, diyor; “bütün seyyidler topluluğu” diyor, “topluca destek olacaklar” diyor. Bediüzzaman’a öyle bir destek olmadı ve şu ana kadar kimseye de böyle bir destek olmadı. Mehdi (a.s.)’ın özelliği olarak belirtiyor Said Nursi bunları. Onun devrinde zulmün ortadan kalkması lazım, Müslümanlara zulmün ortadan kalkması gerekiyor. Böyle bir şey de olmadı. Bütün Müslüman aleminin ittifakla lider kabul ettiği bir kişi olması gerekiyordu. Bu da olmadı daha. Bediüzzaman öyle diyor; “bütün Müslüman aleminin ittifakla lider kabul ettiği bir kişi olacak” diyor. Siyaset aleminde de lider oluyor çünkü. Böyle bir şey de olmadı. Zulmün tamamen kalkması gerekiyor zaten. Çünkü “zulümatı dağıtacak şahıslar” diyor. Dağıtacak, yok edecek kişiler, kişiler. Böyle bir şey de olmadı. Bu durumda Nur talebesi kardeşlerimiz bu konuyu bir daha yeniden samimi olarak ele alıp, yanlış yorum diyeyim, aldatmaca demiyorum. Yani aldatmaca ağır olur öyle bir şey demiyorum. Böyle bir yanlış yorumu yeniden gözden geçirmeleri gerekir. Eğer Bediüzzaman’ı seviyorlarsa, eğer Resulullah (s.a.v.)’i seviyorlarsa, Resulullah (s.a.v.)’e güvenmeleri lazım, Allah’a güvenmeleri lazım, Bediüzzaman’a güvenmeleri lazım.

Kardeşim dün akşam bana gösterdiler. Beidüzzaman mesela diyor ki; “Ahir zamanın o acip şahsı” diyor ya, onu Risale-i Nur Külliyatı’ndan çıkaran kardeşlerimiz var, baskısında, o ifadeyi. Mesela “Mehdi (a.s.) ve talebeleridir” kelimesi geçiyor değil mi? Onu çıkartmışlar mesela. Hayret, cesarete bak. Bu tehlikeye karşı dün Osmanlıca orijinalini getirttim, Risale-i Nur Külliyatı’nın, Osmanlıca, orijinalini. Ve mümkünse de el yazmalarını bulmaya çalışıyorum. El yazması orijinallerini. Bakın olay ne kadar çığrından çıkmış yani. Ne kadar gözü dönmüş bazı şahısların. Yani Mehdi (a.s.) korkusundan Risale-i Nur Külliyatı’nın içerisinden o cümleyi çıkartıyor artık. Paniğe bakın yani. Bir tane, iki tane de değil. Kardeşim bu çıkartmalara rağmen tapu gibi yine duruyor Mehdilikle ilgili izahlar. O kadar çokki; Said Nursi çaka çaka doldurmuş Risale-i Nur Külliyatı’nı. Çıkarmayla baş edecekleri gibi değil. Bakın Bediüzzaman’a güvenirlerse, en başta Resulullah(s.a.v.)’e güvenirlerse ve onların hepsinin üzerinde Allah’a güvenirlerse, Allah “Hz. Mehdi (a.s.)’ı göndereceğim” diyor. Ve bu denilen şeyler teselli olsun diye, hikaye olsun diye anlatılmadı. Allah’ın gerçekten gücü dahilinde ve gerçekten Hz. Mehdi (a.s.)’ı gönderdi Allah. “Ya çıkmazsa?” Kardeşim bakın velev ki öyle düşünsen bile, “ya çıkarsa” niye demiyorsun o zaman. Elliye elli hiç olmazsa. Bakın “ya çıkmazsa” diyor ya, “ya çıkarsa” de elliye el ol. En zayıf imanda bile bu olur, yani en zayıf imanda. Mesela bazı insanlar, Allah’a iman etmeyenler de bile yüzde elliye elli olur değil mi? “Olabilir de, olmayabilir de” diyor. En zayıf imandaysa dahi yüzde elliye elli ihtimal vermesi lazım, değil mi? Bakın Bediüzzaman diyor ki; “benim görevim Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerine yer hazır etmek, zemin hazırlamak benim görevim bu” diyor. Bu çok büyük bir söz, yani çok önemli bir ifade. Yani “ben herhangi bir müceddidim, alimim” demiyor. “Benim görevim bu” diyor. “Kendimin” diyor, “pişdar bir neferi, öncü bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor “Hz. Mehdi (a.s.)’ın” diyor, çok net. Bu sözlerine inansınlar da Said Nursi’nin de bir belki desinler. Belki, yüzde elli ihtimal ver, bak yüzde yüz demiyorum. Yüzde elli ihtimal verip bir araştırsınlar bakalım. Ondan bile bereketlenirler. Üzerlerine bir bereketsizlik çöktü değil mi? Epey bir kesimin üzerine bereketsizlik çöktü. Bediüzzaman’ın sözünü dinlemediklerinden oldu bu. Peygamber (s.a.v.)’in sözünün dinlenmemesi, Bediüzzaman’ın sözünün dinlenmemesi. Yani biz böyle şüphe edelim, kuşku duyalım diye mi Peygamber (s.a.v.) bunları açıkladı? Bediüzzaman bu kadar kuşku duyalım diye mi açıkladı? Güvenmeleri gerekiyor. Şimdi baktım, Sungur Ağabey adına da yalan söylemeye kalkmışlar bir yerde. Kardeşim açık, açık Risale-i Nur Külliyatı varken, işte “ben bir gün Said Nursi Hazretleri ile konuştum. İşte bir gün özel olarak bana Hz. Mehdi’yim dedi” diyor mesela. Sayfalarca neden Hz. Mehdi (a.s.) olmadığını açıklayan bir insan kimden korkacak da Bediüzzaman, oturup bütün millete yalan söyleyip de, sana niye doğrusunu söylesin değil mi? Bir de Bediüzzaman “ben Hz. Mehdi’yim” der mi ayrıca? Demez yani. Yalan olduğu oradan belli. Velev ki Hz. Mehdi (a.s.) dahi olsa yine demez. Ama böyle de yani bu şekilde ilmi açıklamalarla red olmaz. Mesela bak ben diyorum ki, “ben Hz. Mehdi (a.s.) değilim, iddia etmiyorum” diyorum, “Mehdilik iddia etmem” diyorum. “Edersem Allah’ın, Meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun” diyorum. Bediüzzaman sadece bunu diyebilirdi. Bu da çok çok yeterli olurdu değil mi? Böyle bir yalan olur mu? Diyor ki Bediüzzaman; “İslam bütün yeryüzüne hakim olacak” diyor Hz. Mehdi (a.s.) zamanında. Bakın kelimeye, cümleye dikkat edin. “İttihad-i İslam olacak” diyor, ittihad-i İslam, Müslüman birliği. “Ve Müslümanların başına biri geçecek” diyor, “lider olacak” diyor, açık söylüyor. “Ve zulüm kalkacak yeryüzünden” diyor. “En büyük mezhep imamı olacak” diyor değil mi? “En büyük mürşit olacak” diyor, “bütün tarikatler kalkacak, en büyük mürşit olacak” diyor. Buna bir “acaba” deseler ne kaybeder bu insanlar değil mi? Acaba bile bir iman ışığıdır yani, bununla ilgili, bu konuyla ilgili bir iman ışığıdır. Ben imansızlar demiyorum ama bu konudaki bir berekettir yani inşaAllah. Eğer Hz. Mehdi (a.s.)’ı aramış olsalardı, Mehdiyet’e güvenmiş olsalardı, Allah belki muazzam bir güç ve belki imkan verecekti. Mehdiyette bir bereket var ki; Cenab-ı Allah Mehdiyeti söylüyor, değil mi? Sen, Risale-i Nur Külliyatı ile ilgili kısımlar var mı sende?

ALTUĞ BERKER: Var Hocam kitap olarak da var, yazı olarak da. Siz bu konuda bir kitap hazırlamıştınız zaten Hocam, şahs-ı manevi yanılgısıyla ilgili.

ADNAN OKTAR: Çok şahane hazırlamışız.

ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şimdi bazı kişiler var tabii meslek edinmişler Nurculuğu, Nur talebesi olmayı meslek edinmiş. Benim o kişilere bir sözüm yok. Onlar çünkü böyle bir şey dediğinde işinden gücünden olur, bilmem ne olur. Fakat mesela lise öğrencisi olan, üniversite öğrencisi olan, kimseye hesap vermek durumunda olmayan kardeşlerimiz var. Bacılarımız var, kız kardeşlerimiz var, kardeşlerimiz var. Yani bak, Allah rızası için, samimi olarak bu konuyu bir incelesinler bak. Gerçekten pişman olacaklar, gerçekten çok çok mahcup olurlar. Bediüzzaman’ın sözlerine bir kanaat getirsinler, olabilirliğinin üzerine gitsinler. Bereket ve güzellik bulacaklar. Ahir zamanda meydana gelecek bir mucizeden haberleri yok. Ama buna rağmen işte fark ederler mi, fark etmeyebilirler. Zaten Bediüzzaman diyor; “sayıları her ne kadar az da olsa” diyor, “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Yani sayıları zaten az olacak. Şimdi ben bu konuyu buradan değil de, bir küçük eser daha vardı Mehdiyet ile, Said Nursi ile ilgili nerde o? Var mı öyle küçük cep, el kitabı gibi vardı. Bakın bakalım oralarda bir yerlerde var mı?

ALTUĞ BERKER: Arzu ederseniz bilgisayarda da var Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: O kitap, o küçükler çok iyiydi. Tamam peki. O zaman biz de buradan bakarız.

Şimdi bu Berker Hocam sence nedir korku, ne olabilir? Biz o korkunun üzerine gitsek. Niye çekiniyorlar bu kadar bu konudan?

ALTUĞ BERKER: Hocam benim şahit olduğum sizin yanınıza gelen Nur talebesi ağabeylerden, kendi ağızlarından duyduğum için zikrediyorum. “Evet” dediler, “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek ama bizim camiamızda bu bir taassuptur”. Yani acaba Bediüzzaman’ın değeri düşer mi? Çıkan şahıstan sonra Bediüzzaman’ın ekolü mü son bulur? Kendisinden bir daha zikredilmez ve değeri düşer mi gibi bir endişe taşıdıklarını ifade ettiler.

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman gibi “ben Hz. Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlıyorum” diyen bir insanın Hz. Mehdi (a.s.) onun nasıl değerini bilmez, öyle bir insanın.

ALTUĞ BERKER: “Risale-i Nur’u hazır bir program yapacak” diyor. Demek ki, siz daha iyi bilirsiniz Hocam ne kadar değer verdiğini gösteriyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Asıl Hz. Mehdi (a.s.) ile Bediüzzaman dünya çapında bir insan olacaktır. Asıl o zaman değeri ortaya çıkacaktır.

Sevimli sence nedir, ne olabilir başka böyle düşünecek olursak?

SUNUCU: Aslında Bediüzzaman’ın kendisi de söylemişti değil mi Hocam? “Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak, Hz. Mehdi (a.s.) ben değilim” diye.

ADNAN OKTAR: Çok net, açık söylüyor, çok sarih söylüyor. Nedenleriyle, mantıklarıyla bir kere, iki kere, üç kere, dört kere değil yani çok doyurucu açıklamalar yapıyor. “Bu sehil ve iltibastır” diyor, yanlıştır diyor. “Açıklayayım nedenlerini” diyor. “O” diyor; “üç görevi birden, hepsini birden tam mükemmel yapacak” diyor inşaAllah.

Evet maşaAllah, maşaAllah kardeşlerimiz bizi bayağı seviyorlar demek ki. MaşaAllah, gece yarısı toplam 39 bin küsur kişi girmiş inşaAllah. Ama şu saatte bayağı artmış maşaAllah, çok iyi.

ALTUĞ BERKER: Tabii benim, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, zikretmekten imtina ettiğim başka düşünceler de geliyor aklıma. Kurulu bir düzenin bozulmaması, belli makamlar veyahut belli düzenler veyahut rahatının gibi böyle nefsani ve keyfi nedenlerden dolayı da böyle bir şeyin üzerini örtmek istiyor olabilir bazı kişiler.

ADNAN OKTAR: Mesela Bediüzzaman diyor ki; “ben seyyid değilim” diyor net açıklıyor. Hatta diyor “seyyid olanın bunu gizlemesi haramdır” diyor. Bakın bu kadar, çok net söylüyor. “Olmayanın da” diyor, “seyyid olmadığı halde ben seyyidim demesi de, o da haramdır” diyor. Bu kadar dürüst, açık hadise göre bunu açıklıyor. “Yok” diyor, “bize geldi” diyor. “ ‘Hem seyyidim hem şerifim’ dedi” diyor. “Ve kastettiği zat, yani şahıs, ‘Hz. Mehdi (a.s.) benim’ dedi Bediüzzaman” diyor. Yani aklından geçirmiş şahıs, böyle Bediüzzaman acaba Hz. Mehdi (a.s.) mı diye düşünmüş, “seyyid mi acaba hem de Hz. Mehdi (a.s.) mı acaba” demiş. Bediüzzaman da demiş ki; ona ama sırf onun şahsına, Risale-i Nur Külliyatı’nda bizi aldattığına inanıyorlar. Yani “Bediüzzaman herkesi aldattı” diyorlar haşa. Hepsine yalan diyorlar yani Mehdilikle ilgili sözleri yalan. “O mübarek şahıs, o kişiye özel olarak söylediği doğru” diyorlar. Yani tek kişiye gidip söylemiş. “Senin kafandan geçirdiğin düşünce yanlış” demiş. “Ben hem seyyidim hem şerifim, ama seyyidlikle ilgili söylediğim sözüm de yalan” diyor Bediüzzaman bu arada. Yani “bütün herkesi aldattım” diyor. “Tüm Müslümanları, Nur talebelerini aldattım kitabımda, yalan söylüyorum” diyor. “Ama sana doğrusunu söylüyorum” diyor. “Ben seyyidim” diyor, “ama orada seyyid değilim dedim” diyor. “Ben Kürt asıllıyım dedim, seyyid olanın seyyidliği gizlemesi haramdır dedim ama, ona siz itibar etmeyin. Onlar bir yalandı” diyor. “Ben sana doğrusunu söylüyorum” diyor. “Ben hem seyyidim, hem şerifim, hem de Hz. Mehdi’yim” diyor. Kardeşim yani Ahirette herkes hesap verecek değil mi? Şimdi ben iyi niyetle de olsa, ben o ağabeyimiz, kardeşimiz yalan söyledi demiyorum. Ama böyle bir ifade; Bediüzzaman’ı yalancı göstermek, yani akıl alacak gibi değil. Yani bir kişiye doğruyu söylüyor, milyonlarca Müslüman’ı aldatıyor gibi. Kardeşim ne gerek bunlara, bu perişanlığa ne gerek, bunlara ne gerek yani, bu sözlere ne gerek? Mesela bak Seyyid Salih Özcan has talebesi Bediüzzaman’ın ve sır katibi. Yani has talebelerinden açıkça söylemiştir, Risale-i Nur’da birçok yerde geçer. O “açıkça söyledi” diyor, “benim” diyor “alnıma vurdu, ‘Keçeli, Keçeli’, dedi” diyor. “ ‘Ben Hz. Mehdi (a.s.)’ı görmedim, sen göreceksin’ dedi” diyor. Derdi; “Keçeli, Keçeli ben Hz. Mehdi’yim” derdi, değil mi? “Ben görmedim” diyor. Niye yalan söylesin? Peki yalan mı, bu da mı yalan yani? Peki bu sözüne niye itibar etmiyorsunuz da o hazretin Üstad’ın bütün Risale-i Nur Külliyat’ında yazdıklarının tamamının yalan olduğunu iddia eden kişiye inanıyorsunuz. “Hepsinde yalan söyledi” diyor Said Nursi, tamamı yalan. “Bana doğrusunu söyledi” diyor buna inanıyorlar. Ama bak Seyyid Salih Özcan diyor ki; “ ‘Hz. Mehdi (a.s.) ileride gelecek’ dedi” diyor Bediüzzaman. “ ‘Sen göreceksin’ dedi” diyor, ona inanmıyor. Mesela yine geçenlerde söyledi Seyyid Salih Özcan, bu sefer de dedi ki; “Hz. Mehdi (a.s.) geldi” dedi, gelecek demedi. Geldi, çocuğu da konuşturdum burada değil mi geçen günler. “ ‘Siz talebelerisiniz’ dedi” diyor. Allah-u alem aklından falan şüphe etmiş olabilirler bir kısmı, haşa yani, Seyyid Salih Özcan Hocamızın. Yani demişlerdir “yaşlı böyle kendi kendisine konuşuyor” demişlerdir. Yani Sungur Ağabey de dedi ya, ona da haşa bunama falan iddialarında bulundular bir kısmı. Bu kadar yani hepsini tenzih ederim de, bir kısmı için diyorum; bu kadar gözü dönmüşlüğe ne gerek var. Bediüzzaman’a iyilik mi yapılıyor böyle yalancı gösterilerek? Nitekim kavruk bir yapı meydana geliyor, yani çok çok kavruk bir yapı meydana geliyor. Ne gerek bunlara? Arkasından tabii Hz. İsa (a.s.)’ı hiç açıklayamıyorlar tabii bu durumda. Çünkü Hz. İsa (a.s.) gelecek, bütün Hıristiyan alemini Müslüman yapacak. “Geldi, öldü” diyorlar. Peki nerede Hıristiyan alemi Müslüman oldu? Nerede Hz. Mehdi (a.s.) ile beraber namaz kıldılar? Nerede birlikte mücadele ettiler, dünyaya İslam’ı hakim ettiler? İslam birliği nerede o zaman? Sonucunda istenen bir iman şekli de oluşmaz ki böyle. Yani ben bunu anlamaya çalışıyorum. Yani böyle bir sisteme niye gerek duyuyorlar? Onun için ben bunu böyle geçiştirmek değil de, bunu bir akılcı analiz etmek istiyorum. Bilenlerden de sormak istiyorum. Nedir yani kişinin mantığı?

ALTUĞ BERKER: Siz buradan duyurdunuz, çağırdınız hatta. Gelip anlatmasını rica ettiniz bilenlerin.

ADNAN OKTAR: Hayır anlatıyorlar canım, dün bana internetten çıkarttılar. Yani böyle tevilin, saptırmanın sanatını şahika noktasına çıkarmış tipler var. Bakın şu an karşımda yani. Bir de kardeşim yani insan biraz mahcup olur. Bediüzzaman’ın açık açık delillerini de vermişler Mehdilikle ilgili. “Mesela, o zatın birinci vazifesi, o zatın ikinci vazifesi” diyor ya, “o zattan kasıt” diyor, “siz anlamadınız ki” diyor. “Şahs-ı manevi kastediliyor zaten” diyor. Ne konuşacaksın bu durumda kardeşim? Sen, “havada” diyorsun, “güneş var” diyorsun, “güneş yok havada” diyor. “Yemek sofrası o” diyor. Ne diyeyim yani bu durumda? Bak, “o zat” diyor, “o, şahs-ı maneviyi kastediyor” diyor, “öyle bir şey demiyor ki” diyor.

SUNUCU: Görmezlikten geliyorlar Hocam herhalde.

ALTUĞ BERKER: “O, şahıs” diyor, o “şahs-ı manevi” diyor.

ADNAN OKTAR: “O zatın” diyor, “üçüncü vazifesi” diyor. Bak “hilafet-i İslamiye’yi” diyor. Bir kere “hilafet-i İslamiye olacak” diyor. Bediüzzaman zamanında oldu mu böyle bir şey? Bak, “ittihad-ı İslam’a bina ederek” diyor, ittihad-ı İslam oldu mu Bediüzzaman zamanında? Bak, “ve Ruhanilerle ittifak edip” diyor, böyle bir şey oldu mu Said Nursi zamanında? “Bu vazife” diyor, “pek büyük bir saltanat ve kuvvet” bak, “pek büyük bir saltanat”, Bediüzzaman pek büyük bir saltanat sürdü mü? “Pek büyük bir saltanat”, yalan mı söylüyor bu mübarek insan? “Ve kuvvet” diyor, “pek büyük bir kuvvet”, böyle bir kuvvete sahip miydi? Bakın, “milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir” diyor. Öyle bir şeyi oldu mu? Olmadı. Bak, “o zatın ikinci vazifesi” diyor; “şeriatı icra ve tatbik etmektir”. Böyle bir şey oldu mu? Dünya çapında, burada kastedilen dünya çapında. Yani “İslam’ı icra ve tatbik etmektir” diyor. Bakın birinci vazife, “maddi kuvvetler, belki kuvvetli itikat, ihlas ve sadakatli olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük bir maddi bir kuvvet ve hakimiyet lazım ki, ikinci vazife tatbik edilebilsin” diyor. Böyle bir hakimiyet oldu mu? “Hepsini yapacak” diyor Said Nursi, “üçünü de yapacak” diyor. Evet, bunu böyle bu şekilde değil de, geçiştirerek, daha detaylı bir inceleyelim, yani burada acayiplik var. Ama bir kısım Nur talebeleri mesela buna inanmıyorlar benim gördüğüm, Fethullah Hoca’nın talebeleri, Mehdi (a.s.)’a zemin hazırladıklarına inanıyorlar. Geçenlerde bana bir mail geldi. Ben önce Fethullah Hoca’yı kastettiğini zannettim. Yazıştık, sonra baktım, “Fethullah Hoca bir müceddittir” diyor, “Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlıyor” diyor, o doğru. Yani ortam hazırlıyor diyor, o doğru, makul. Önce hatta ben nezaket olsun diye, “tabii” dedim. “Olabilir, Fethullah Hocamız da Mehdi (a.s.) olabilir Allah’ın izniyle” dedim. “Yani niçin olmasın, inşaAllah mümkündür” dedim. Fakat baktım nezaketli bir şekilde, “ben öyle bir şey kastetmedim” diyor çocuk. “Fakat müceddittir” diyor, Bediüzzaman’dan da delil gösteriyor. Doğru Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlayan bir müceddit, mücedditler olur, yani olabilir yani o makul. Yani alimler, büyük alimler olur.

Bunu daha böyle teknik ve detaylı bir inceleyelim yani herkesten bir görüş alalım, burada nedir bu düşünce? Çünkü Bediüzzaman’a karşı burada muazzam bir tavır alma var. Bir de Risale-i Nur Külliyatı’ndan o cümleler niye çıkarılmaya başlandı? Mesela, o da çok esrarengiz. Bir de çıkartmayla hallolacak gibi değil ki, bir tane, iki tane de değil. Yarından itibaren bu konuyu inceleyelim bir kere.

SUNUCU: Hüseyin Özçelik, Maltepe’den yazmış. “Hocam, ben ve ailem Allah rızası için sizin yolunuzda hizmet etmeye çalışıyoruz. Dünyadaki en etkili Müslümansınız maşaAllah. Hocam, televizyon ve gazetelerde hatta yakın çevremizde hayatın anlamının bulunamayan bir sırmış gibi anlatılmaya çalışıldığına şahit oluyoruz. Entel kişiler olduklarını söyleyip, hayatın anlamını bazı felsefi terimlerle, yanlış mantıklarla açıklamaya çalışıyorlar. Fakat bu açıklamalar Kuran’a uygun olmadığı gibi boş ve anlamsız oluyor. Sonrasında sapkın fikirler edinen gençlerin haberlerini gazetelerde sık sık okuyoruz. Çocuklarımızı bu tür yanlış mantıklardan korumak için ne yapabiliriz”, diyor, Hüseyin Özçelik.

ADNAN OKTAR: Ben eskiden küçükken, ilkokulda falan böyle yani hepsini tenzih ederim de akılsız adamı onları da normal adam zannederdim ben. Yani böyle hani normal, beyni normal çalışan, aklı, muhakemesi normal adam yani bir kısmı dindar olur, bir kısmı dinli, dinsiz yahut değişik olur, o şekilde düşünüyordum. Sonra ileriki yıllarda baktım, yani toplumun değer verdiği bir kısım insanların, yani abartılı şekilde abartmıyorum yani, hakaret olarak söylemiyorum, gerçekten samimi olarak söylüyorum; aptal olduklarını gördüm. Ve çok abartılı akılsızlar, yani insanlar iyi analiz etmedikleri için, iyi bakmadıkları için aptallıklarını görmüyorlar. Yani öyle bilmişlik falan konuşuyorlar mesela. Hatta adamın cins olduğu her halinden belli mesela konuşma yapıyor elini ağzına sokuyor sürekli, mesela şuurunun kapalı olduğunu gösteriyor. Sürekli kalemi ağzına sokuyor, gözlüğünün sapını ağzına sokuyor, yani bir şuur kapalılığı olduğu belli. Yani dikkati açık bir insan böyle bir şey yapabilir mi? Sürekli ya parmağı ağzında, ya kalemi ağzının içerisinde, ya gözlüğün sapını ağzının içine alıyor. Yani işte bak bu insanların gözünden kaçıyor. Mesela bakıyorsun hiçbir şey bilmiyor mesela, zır cahil. Sorduğu sorulardan anlaşılıyor, kütür kütür yürüyor yani dümdüz. Ama böyle tipleri bazen tabii çok kilit noktalara getirebiliyorlar. O gücünden dolayı insanları onu böyle gerçekten akıllı, böyle muktedir, makul, derin düşünen, yetenekli bir şey zannediyorlar. Hâlbuki özellikle böyle yerlere böyle tipler özel getirilir. Yani zaten oraya şuuru tam açık bir adamı sen getirsen, onu oraya getiren adam zaten onu istemez yani. Biraz yani tabiri caizse cins olması lazım. Yani o kendi kafasına, kendi mantığına göre yönlendirilecek gibi olması lazım. Onun için mesela birçok böyle gudubet mahlûk, yani halk tarafından hem böyle tiksintiyle karşılanıyor, korkuyla karşılanıyor, ama bir yandan da onlarda bir kuvvet görüyorlar. Yani böyle hani; “aman bu bir çıkar televizyona, aleyhimizde bir konuşur darmadağın eder, şimdi biz bununla aman iyi geçinelim” diyorlar. İşte “falanca bey nasılsınız beyefendi, arz-ı hürmetler ederim” falan mesela telefon bağlantısında. Hâlbuki adam pislikten tiksinir gibi tiksiniyor ondan. Yani çok tehlikeli bir mahlûk olarak görüyor. Oraya getirilmesi amacı da zaten cins ve anormal olduğu için getiriliyor. Mesela adam hem dinsiz, Allahsız, kitapsız böyle, fakat kafa da boş, yani özel dünyaları da çok deli ve çirkin oluyor bunların. Çok iğrenç oluyor. Bunlar basına yansımıyor, millet bunların şirretliğinden çekindiği için, bunların ahlaksızlığını, böyle üçkâğıtçılığını, düzenbazlığını yansıtmıyorlar topluma. Çünkü basının büyük bölümü bunların kontrolünde olmuş oluyor. Hukuka da fena değil bağlantıları da yani, kendilerince baskı yapabiliyorlar bazen, bazı yönleriyle. Ben bazı kişileri kastediyorum tabii burada inşaAllah. Hukuk içerisinde de bazı kişileri kastediyorum, hepsini tenzih ederim. Böylece, yani toplumda böyle mikrop gibi aşağılık mahluklar suni olarak değerli bir insan gibi lanse ediliyor. Dikkat ederseniz mesela, din, İslam’a karşı öfkesi ve nefreti güçlü olan insanlar, böyle pislik ve vicdansız tipler, bazı yerlerde bazı kilit noktalara getirilebiliyor, özel sektörde. Basın dünyasında da, televizyonlarda da, değil mi, radyoda da. Böyle mesela hiç ummadığın şekilde can yakabilen, bir insana iftira atabilen, mesela bunların yüzünden bazen insanlar intihar edenler oluyor. Bazen değil mi, onları çok müşkül durumda bırakıyor, adamların işten atılmasına sebep olabiliyorlar, tutuklanmasına sebep olabiliyorlar. O yüzden insanlar onlardan haşa böyle Allah’tan korkar gibi korkuyorlar, bir kısmı ve çirkin bir saygı ile, tiksintili bir saygı ile saygı duyuyorlar. Yani tam bir mikrop olarak görüyor, tam bir aşağılık olarak görüyor ama iblisten korkar gibi korkuyor, şeytandan korkar gibi korkuyor. Hani vardır ya bazı kişiler, satanistlerden çekinir, böyle korkar değil mi? Onlar da öyle, yani bir satanistten çekinir gibi, öyle korkuyorlar. Çünkü ne halt edecekleri belli değil, ne yapacağı belli değil. Mesela televizyona çıkıyor adam, röportaj için karşısına oturtturuyor, adam acayip kasılıyor. Çünkü adam münasebetsiz, zalim ve psikopat. Ne densizlik yapacağı da belli olmuyor, sürpriz. Yani zaten bu çakalların özelliği bu oluyor, yani ne yapacağı belli olmaması. O yüzden, bir kısım vakalar için diyorum tabii, belirli vakalar, muazzam bir reyting oluyor. Müthiş bir gerilim oluyor toplumda. Çünkü adamın ne halt edeceği belli değil. Bir arena yani, yani böyle bir kudurmuş köpeğin karşısına, bir çocuk bırakmışsın gibi oluyor. Yani çünkü her an kapabilir, parçalayabilir de, yahut çocuk kurtulabilir de, öyle düşünelim. Onun için toplumda muazzam bir gerilim oluyor, pür dikkat insanlar izliyorlar. Konuşan insanlar da, yani böyle pisliğe bulaşmamak için, çok özenli konuşuyor, çok nezaketli, saygılı konuşunca diyorlar ki, “adama da bayağı saygı duyuyorlar” diyorlar. “Yani çok değerli bir insan demek ki” diyor bir kısım cahil tipler, inanmadığı halde ama. Yani kendi tiksiniyor ama “yahu” diyor, “acaba benim göremediğim bir şey mi var, demek ki toplum hakikaten saygı duyuyor” diyor. Halbuki külliyen, bütün millet nefret ediyor yani. Böyle tiplerin bir tane seveni yok, tek bir tane. Yani böyle necasetten tiksinir gibi böyle, tam bir klasik necaset olarak biliniyor, acayip pislik tipler. Alayı tiksiniyor, fakat yüz kişi varsa mesela, bir konuşma yapıyor, hepsi birden alkışlıyorlar. Yalakalık yapıyorlar. Halbuki bak, hepsi tiksiniyor, fakat korku belası, ürküntü ve toplum psikolojisinden, topluluk psikolojisi dolayısıyla hepsi alkışlamaya başlıyor. Ama özel konuşsan, yani tabii bu doğru değil ama, belki küfür ediyorlar adama, yani tiksiniyorlar, özel konuşmada. Ama genel konuşmada, “efendim sizin ne kadar demokrat ve dürüst olduğunuz malumdur. Ben sizi özellikle seçtim ki röportaj için, sizin tarafsızlığınız toplumca malum olduğu için, etkili olur diye düşündüm efendim” diyor. O da “öhöm” falan diyor böyle, “rica ederim” falan diyor böyle, “önemli değil” falan diyor. Böyle gizli dramlar var toplumda. Yani açıklanamamış, izah edilememiş. Yani pislik biliyorsun, ama açıklayamıyorsun. Adı konmuyor yani.

SUNUCU: Zor bir durum Hocam.

ADNAN OKTAR: Yani bana zor değil ama toplumun, insanların büyük bir bölümüne zor tabii.

SUNUCU: Ama korktukları için söyleyememek, ne kadar acı.

ADNAN OKTAR: Tabii, yoksa mesela onlar ağızları dolu dolu konuşurlar. Mesela çıkıyor, bazen bayanlarda da oluyor. Mesela kadın çıkıyor, adama züppelik yapıyor, şimdi canlı yayında. Şimdi adam ters konuşsa olmaz. Cevap verse bir türlü, cevap vermese bir türlü. Diyorlar ki, “şok soruyla adamı orada perişan etti” diyor mesela, “çok acayip şey” falan. Kardeşim yani, züppelik, ahlaksızlık, terbiyesizlik, herkes herkese yapabilir. O da ona yapabilir yani, o da onu şoka sokar. Sorun değil ki, yani bu sorun mudur ki? Yani bir kadını mahçup etmek zor mudur? Yani kat kat fazla daha mahçup edebilir isterse, değil mi? Ama tabii ki insan orada utandığı için, nezaketinden bazı insanlar bir şey demiyorlar, ses çıkartmıyorlar. Onu, bir başarı gibi sunuyorlar, onun züppeliğini, terbiyesizliğini, ahlaksızlığını. Mesela adama çok şaşırtacak bir soru soruyor, kamuoyunda böyle mahçup edecek bir soru soruyor. Adam da isterse kaldırır ona başka türlü bir soru sorar. Ters bir soru sorar, o hiç içinden çıkamaz o zaman onun. Karşı bir soru sorar. Yani züppeliğin, ahlaksızlığın ve terbiyesizliğin takdir edilmemesi gerekir. Şok bilmem ne, şokla-mokla alakası yok. Sadece rezillik o, başka bir şey yok yani.

SUNUCU: Devam edeyim mi Hocam? “Adnan Hocam; dünyadaki her bir kum tanesine karşılık, evrende 1 milyon yıldız bulunmakta olduğunu öğrendim. Ayrıca 100 milyar yıldızlı Samanyolu Galaksisi’nden başka, en az 100 milyar daha galaksi bulunmakta. Bu galaksilerin her birinde de milyarlarca yıldız var. Allah-u Teala’nın muhteşem ve örneksiz yaratma sanatını öğrendikçe imanım derinleşiyor, insanların Allah’ın büyüklüğünü fark edememeleri beni çok şaşırtıyor sevgili Hocam”, Niyazi Öktem, Kayseri’den yazmış.

ADNAN OKTAR: Bir bakabilir miyim Niyazi Hocam’a, maşaAllah. Kayseri, aslan yatağı. Niyazi Öktem, “Adnan Hocam, dünyada her bir kum tanesine karşılık, evrende 1 milyon yıldız bulunmakta”. Allah Allah. Bir kum tanesinin karşılığı, 1 milyon yıldız. Dünyadaki kum tanelerini düşünecek olursak, dehşet bir sayı. “Ayrıca 100 milyar yıldızlı Samanyolu Gakalsisi’nden başka en az 100 milyar daha galaksi bulunmaktaymış”. 100 milyar yıldızdan oluşuyormuş Samanyolu Galaksisi. “Bunun gibi 100 milyar daha galaksi bulunmaktadır” diyor. Şimdi bu bize çok büyük geliyor ama, şimdi o galaksiye şöyle uzaktan bakan birisi, misket kadar görüyor o bütün evreni. Evrenin dışına çıkarsa bir insan, misket kadar görür, küçük. Biraz daha uzaklaşırsa, mercimek kadar. Sonra toplu iğne başı kadar görür. Sonra toplu iğnenin ucu kadar görür. Biraz daha da uzaklaşırsa, hiç göremez. Yok olur yani değil mi? Büyük, küçük izafi. Geçenlerde bir kardeşimiz, ben bir yerde yazmıştım herhalde, açıklamıştım, bir alıntı olarak açıklamıştım, ona aklı takılmış. Ben dedim ki, Cennet ile Cehennem aynı yerde. Bu Allah Katında olan mekansızlıktan kaynaklanan bir açıklama. Yoksa biz, mekanlı ve zamanlıyız. Bize göre Cennet ve Cehennem aynı yerde olur mu? Yani şimdi, benim avucum ile diğer avucum, aynı anda aynı yerde olmuyor. Biri bir yerde, biri yerde oluyor. İç içe geçmiş olur en fazlasında, yine olmaz yani. Dolayısıyla tabii ki insan için, zaman ve mekan olduğu için, Cennet ve Cehennem ayrıdır. Ama Allah için, zaman ve mekan olmadığı için, mekan olmadığı için, mekansızlığın mecburi bir gereksinimi olarak, Allah’ın Adetullahı olarak, iç içedirler tabii ki. Yani hepsi aynı yerdedir. Mekansız olunca, öyle olur. O anlamda söyledim. Ünlü birisi bu, dünya çapında ünlü bir şahıs. Önce bana çok cephe almıştı bu. Birçok televizyon kanalına çıkıyor, işte internet sitelerinde falan çıkıyor, konuşma yapıyor. Geçen günler özür dilemiş benden. İşte “Hocamdan özür dilerim, aslında ben çok seviyorum, saygı duyuyorum. Ama bu konuya kafam takıldı” diyor. Kardeşim, mübarek gelip sorsana. Yani bu ne biçim sistemdir böyle? Önce bir karşı gel, ondan sonra gel. Gayet kolay, aç internetten sor. Bir de anlaşılmayacak bir yönü var mı bunun? Her yerde de anlatıyorum ben bunu. Yani ben gayet akılcı olaylara yaklaşan bir insanım. Kuran’a göre hareket eden bir insanım. Hayır bir de, doğruyu görüp de zaten kabul eden bir insanım da ben ayrıca. Yani ben allame-i cihanım, her şeyi en iyi bilen benim, demiyorum ki ben. Allah’ın aciz, herhangi bir kuluyum ben, değil mi? Ben de öğrenciyim. Yeni öğreniyorum yani. Öğrendiklerimi de anlatıyorum. Dolayısıyla da eleştiriye açığım. Ama hiç haberi olmadan da, “kafir sus, bir daha görüşmeyelim” falan, bunlar yani çok cahilce, anormal hareketler, çok vahşiyane hareketler. İşte bütün Hıristiyanlar’a Cennetlik dedi. Bütün Museviler’e Cennetlik dedi. Kardeşim ben bütün Müslümanlar’a da Cennetlik demiyorum ki, öyle bir şey demedim ben yani. Hiç kimse için Cennetlik demiyorum, biz bilmiyoruz. Ümit ile korku arasındayız biz. Niye ben öyle bir şey diyeyim. Ayrıca dedim ki, Hıristiyanlar ehl-i Kitap’tır. Kuran’ın ayetinde de bu açıkca görülüyor zaten. Eğer Allah’ın birliğine inanıyorlarsa, namazlarını kılıyorlarsa, ki her dinde var namaz. Zekatlarını veriyorlarsa ve Kuran’dan da habersizseler dedim. Kuran onlara anlatılmadıysa, bir nevi ehl-i fetret olabilirler. Bakın Allah’ın birliğine inanıyor, Ahirete inanıyor ve samimi, bak samimi olması şartı var. Samimi ise dedim ben, Kuran’da da “ihlas sahibiyse” diyor, “muhlis ise, samimi ise”, açık. Samimi ise ve ona din tebliğ edilmedi ise, Kuran tebliğ edilmedi ise, umulur dedim Cennete gitmesi. Ve doğru benim bu sözüm. Bunda acayip bir şey yok. Yoksa yani Hıristiyanlık da hak dindir, Musevilik de hak dindir, İslamiyet de hak dindir. İsteyen istediği dine girsin demiyorum ben. Ben bir tane hak din var, İslam’dır diyorum. Ama Hıristiyan olan bir insan da, eğer samimi ise diyorum, bak yine tekrar ediyorum, namazlarını kılıyor ise, ki her dine göre namaz var, zekatlarını veriyor ise, candan ve samimi olmak şartıyla, bir daha tekrar ediyorum, Kuran’dan habersiz ise Cennet’e gitmesi umulur. Ama ben kendim için de Cennet’e gidip gitmeyeceğimi bilmiyorum yani. Bediüzzaman’ın da Cennete gidip gitmeyeceği belli değildir. Abdülkadir Geylani’nin de belli değildir. Hiç kimsenin belli değildir. Ancak vahiyle bildirilen peygamberler hariç. Vahiyle bildirildi ise. İnşaAllah.

SUNUCU: Hocam bir izleyenimiz şöyle demiş, isterseniz okuyayım. “Hayırlı akşamlar Hocam. Sizin programlarınızda Müslüman olan ünlülerin haberlerini duyunca ilgimi çekti araştırdım. Ünlü Amerikalı aktör Will Smith’in İslam’ın gerçekte tam bir barış dini olduğunu söyleyen ve Müslamanları birlik olmaya davet eden sözleri var. Ayrıca Muhammed Ali’nin hayatını canlandırdıktan sonra da ünlü boksörün açıkca “ben bir Müslümanım” demesine hayran olmuş. Sizinle paylaşmak istedim saygılar”, Esra Mutlu.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Esra Hanım, nereden yazıyor Esra? Yazmamış nereden olduğunu.

ALTUĞ BERKER: Will Smith sizin Yaratılış Atlası’nı gönderdiğiniz sanatçılardan bir tanesi Hocam inşaAllah.

SUNUCU: Ünlü aktör değil mi?

ADNAN OKTAR: Evet, Will Smith’e bizim Yaratılış Atlası’nı gönderdik ama çok oldu ben göndereli oraya. Yani en az 3 yıl olmuştur.

Muhammed Ali, bak dedim ki kardeşim boks insani bir spor değil. Buna yanaşmayın dedim. Bak o Muhammed Ali mübarek, o çocuğunda kafasına vura vura vura vura onu hasta ettiler. Kafaya vurulur mu? Böyle spor olur mu? Var gücüyle. Bir de acayip halter çalışıyor, şınav yapıyor falan, adele kuvvet geliştiriyor. Kum torbasına vura vura hazırlanıyor. Ondan sonra var gücüyle insanın kafasına vuruyor. İnsan etten kemikten oluşmuş yani çok naif bir varlık. Kafaya vurulur mu? MazaAllah, Allah esirgesin direkt ölür, beynine insanın, vurulur mu kafaya? Su gibi bir varlık insan. Yani buna nasıl müsaade ediyorlar, hayrettir yani.

Bir de bu sokaklarda, orada, burada kıskançlık cinayetleriyle öldürülen genç kızlar oluyor. Ben burada ailelere de çok buğz ediyorum. Kardeşim şimdi adam psikopat, musallat olmuş. Gidiyor karakola haber veriyor. Karakol da yeteri kadar ilgilenmiyor. Mesela bak orada da bizim devletimizin bu konuya çok titiz olması gerekiyor. “Beni koruyun” diyorsa bir insan, hemen acil koruma verilmesi lazım. O anda, bekletmeden. Yazışmalar, çizişmeler ondan sonra araştırmalar, yazıp çizmek. Bir genç kız diyorsa korunur yani bu kadar basit, ciddi bir durum vardır. Adamı alır gelirsin, “kardeşim sen ne diyorsun? Gerçekten çocuğu rahatsız ediyor musun?” Zaten konuşmasından anlaşılır. Yani hakikaten de psikopat oluyor, belli oluyor bunların yüzlerinden, üslubundan falan, cins. Ama bazen de mesela öylesine ilgileniyor, çocuk efendi, terbiyeli oluyor. Uyarıyorsun bir daha da yanaşmıyor mesela ona bir sözüm yok. Ama ruh hastası adam ise bunun şakası olmaz. Çok tehlikeli. Mesela çocuğu oturup başka bir ile göndermek, ile geldiğinde git sen Müslümanlara orada söylesene kardeşim. Böyle bir risk var, böyle bir psikopat adam var de. Git karakola söyle, Müslümanlara söyle, oradaki halka, ahaliye söyle. Değil mi? Bütün millet sana sahip çıksın. Yani kendi aralarında gizli tutuyorlar, ufak tefek bir şey gibi tutuyorlar. Adam da gidiyor satırla, matırla doğrayarak, adam da psikopat adam. O mazlum, savunmasız insanı orada hunharca katledebiliyor. Ve böyle vakaların önü sonu gelmiyor. Sürekli duyuyoruz. Bir kadın “beni koruyun” diyorsa, korunması lazım yani neyi bekletiliyor. Hayır erkek olsa yine bir şeyler yapar, bir yolu yordamı var. Ama özellikle psikopat bir tip, gözü dönmüş mesela, silah kullanacağı belli olan. Mesela intihara meyilli ve daha önce bu adamın eylemleri de var. Adam öldürmeye teşebbüs etmiş adam. Ya bir kere böyle bir sabıkası olan bir adamda beklenilir mi? Adam öldürmeye tam teşebbüs yani bitmiş yani bu tamam. Demek ki orijinal bir tip bu, cins yani psikopat. Bunun bir şey yapacağı belli. Söyler söylemez böyle bir kanun çıkarılması lazım. Karakoldan hemen bir memur verilmesi lazım. Ve insan okulundaki arkadaşlarını tembihler değil mi, oradaki Müslümanları tembihler, Müslümanlar şefkatle karşılar. Bir de psikopata karşı konuşurken kadın üslubuyla karşılık veriyor, kadın mantığıyla, klasik kadın mantığıyla. Öyle olmaz. Müslümanca konuşsa, “kardeşim” dese, “Allah’tan kork, ben Müslümanım, sen de Müslüman evladıysan bundan kaçın”. Yani Kuran’la bunu açıklaması lazım, anlatması lazım. Allah’tan korktuğunu hissettirmesi lazım. O psikopatın ruhundaki o şeytani azgınlığı, şeytani saldırganlığı kırar. Allah’ın adı anıldığında şeytanın etkisi kırılır, gücü kırılır. Çünkü adam, ona şeytan musallat olmuş, o adama. Şeytan ona emretmiş artık. O cinayet işleme azminde. Ama mesela bir şeytantan Allah’a sığınıp, mesela “şeytanın etkisindesin” dese, “ben Müslümanım” dese, çok büyük bir tedbir almış olur. Yani çok büyük, Allah’ın hıfsına girer bir kere. Çok önemlidir bu. “Bak şeytanın etkisindesin, şeytandan ben Allah’a sığınıyorum, sen de şeytandan Allah’a sığın” demesi lazım. Nihayet etten kemikten bir insan. Ne istiyorsun elin çocuğundan yani? Senin de kızkardeşin var, çoluğun çocuğun var. Hayvan herif gidiyorsun elin çocuğunu satırla bilmem, bıçakla, şununla, bununla doğramaya kalkıyorsun. Bir de genç kızlar böyle tiplerin zenginse gidip burnuna yapışıyorlar. Yani belli ne olacağı. Adamın elinden, yüzünden akıyor melanet, “deliyim” diyor, “psikopatım” diyor. Geçmişi de var bunun, yapmış da daha önce. Bir de Allah’tan korkmadığı açık değil mi? Hatta halk arasında bir laf vardır, bir söz vardır. Laf demeyeyim Allah affetsin. “Kork Allah’tan korkmayandan” derler. Yani hiç Allah’ı anmıyorsa, Allah’tan uzaksa, Kuran’dan uzaksa bu ne cesaret ya? Bu nasıl bir kafadır yani? Belli ki bir şey yapacak yani. Çünkü Allah’ın kontrolü yok adamın üzerinde. Allah’tan korkmuyor. Allah’tan korkmayan kulundan utanmadığına göre, kontrolden çıkacak demektir bu. Ama yine de Müslüman bir hanımın ihtiyaten Allah korkusunu ona hatırlatması, şeytandan Allah’a sığınmasını söylemesi lazım. Sonra da Müslümanlardan da ayrıca korunma istemesi lazım. “Beni koruyun” diye ailelere falan müracat etmesi lazım, kişilere. Polis tamam korur ama, halk da korur. İnsanlar, Müslümanlar da korur yani. İnsan göz kulak olur değil mi? Haberi olursa insan bilmez mi ne yaptığnı ne ettiğini, bir şey yapılır. Yanına birini katar gönderirsin, bir şey yaparsın geliş gidişinde, bir yol bulunur yani inşaAllah. Bir de bak her zaman diyorum, genç kızlar tek başına gezmesinler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in de sözü var. Tek başına, gidiyorlar tenha yerlerde bilmem ne. Elin psikopatıyla önce bir arkadaş oluyor, Allah’tan korkmadığı açık belli olan tiplerle. Arkasından gidiyor kızdırıyor adamla da kavga ediyorlar. Bir de tersliyor mesela farzedelim. Zaten psikopat adam yani, zaten Allah’tan korkmuyor, şeytanla bağlantıda, zaten gözü dönmüş, zaten kaybedeceği bir şey yok adamın. Hasut da yani, dünyadan geçmiş adam. Belli ki bir şey olacak, tenha yerlerde, bilmem nerde gidilir mi? Al yanına bir kız arkadaşını değil mi? Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “bir yere çıktığınızda mutlaka yanınızda bir kişi olsun” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yolculukta. “En makbulü üçtür” diyor Peygamberimiz(s.a.v.), üç kişi. “Üç kişiyse biri lider olsun” diyor yani yönetici olsun, “o şekilde çıkın” diyor. İnsanın yanında bir yareni bir dostu olur, tek başına gidilir mi sokaklarda? Tenha sokaklarda tek başına gezmek çok çok tehlikeli. Mesela kalabalık bir yer olmuş olsa çocuğu yine koruyan biri olurdu belki. Hayır kaderinde, ayrı mesele inşaAllah. O ayrı, Allah’ın takdiri o. Ama mesela kalabalık olsa, delikanlılar oluyor, gençler falan beş dakikada ona müdahale ederler. Bir şeye zaten cesaret de edemez yani. Tenhada şeytan kol gezer. Tenhaya genç kızlar gitmeyecekler. Yanında mutlaka güvendiği bir insan olması lazım gidiyorsa da illaki. Ve Allah’tan korkan insan. Yani ne olduğu belli olan bir insan olması lazım. Yani cins adamın şakası olmaz inşaAllah. Vicdanen rahatsız olduğum için bunları söylüyorum tabii yani inşaAllah. Ne yapalım, kaç oldu saat?

ALTUĞ BERKER: 02:00’ye geliyor.

ADNAN OKTAR: 02:00’ye geliyor, tamam bugün de bu kadar, bitirelim hadi bakalım. İnşaAllah.

SUNUCU: Evet sevgili izleyenlerimiz, bir gece sohbetimizin daha sonuna geldik. Yarın bizi harunyahya.tv sitemizden takip edebilirsiniz. İyi geceler diliyoruz.

Bu eser 600 kez incelendi.

Post To MySpace!
Mp4 dosyası (.mp4) - 29 download
589.47 MB
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Kehf Suresi'nden Ahir Zamana İşaretler - Kitap
Bediüzzaman'ın Açıklamarıyla Hz. İsa'nın Gelişi. Hz. İsa Vesilesiyle Herkes Müslüman Olacak. - Adnan Oktar Anlatıyor
Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Sohbeti (11 Mart 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Sohbeti (12 Mart 2010) - Haber
Deccal Nasıl Öldü? ''150 Yıl Süren Darwinist Aldatmacanın Sonu'' - Kitap
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1234 download
Dinler Terörü Lanetler - 1185 download
Dinler Terörü Lanetler - 1102 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1050 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.