Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Sohbeti (12 Mart 2010)
Mart 2010
SUNUCU: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz, bu akşam da her akşam olduğu gibi “Adnan Oktar’la Başbaşa” programına hoş geldiniz diyerek başlıyorum. Sayın Hocam, buyurun.
ADNAN OKTAR: Evet, başlayacağız inşaAllah ama önce Hocamızdan bir destur alalım.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, ne demek. Siz gelmeden Darwinizmin geçersizliği ve özellikle terörün fikri kökeni olduğu ve Türkiye’de de bu fikri mücadeleyi sadece sizin yaptığınızı anlattık Hocam, ne kadar önemli olduğunu anlattık. İnşaAllah bu konuda da eğitime önem verilmesi gerektiğini anlattık sizin söylediğiniz gibi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Maşallah, biz şimdi Darwinizmi sürekli gündemde tuttuk, senelerden beri anlattık. İnsanlar, “bu insanlar niye bu kadar Darwinizmin üzerinde duruyorlar” diyorlar. On yıl sonra; “Allah razı olsun, dünyanın en büyük belasından bizi kurtarmışsınız, az bile söylemişsiniz” diyecekler, yani “keşke daha da fazla söyleseydiniz” diyecekler. Şimdi insanların büyük bir bölümünde bir gaflet perdesi var; fark edemiyorlar, Allah herkese fark ettirmiyor bunu. Müslüman âleminin büyük bölümü farkında ama, dünyanın büyük bölümü farkında değil, farkına varmamış olmaları da önemli değil; ama biz gereğini yaptık Allah’a çok şükür. Şimdi en önemli konular ne? Bir kere Darwinizmin geçersizliğini her Türk gencinin anlaması lazım, her Müslümanın bilmesi gerekiyor; bir. İkincisi; Müslümanlığı anlatan insanların şu romantik ve samimiyetsiz, biraz ağır olacak ama sahtekârca üsluptan kaçınmaları konusu var. Bir kısım Hocaların, bir kısım âlimlerin. Televizyona çıkıyorlar; arkada bir ney sesi, bir kaval sesi, adam başını göğe doğru, böyle meçhule doğru bakıyor, sanki rüya âlemindeymiş gibi, “ey ışıklar ışığı”, bilmem başka bir şeyler yani mesela şeyhini farz edelim anlatıyor, bu çok yapmacık ve kızdırıcı. Veyahut ilgili, alakalı alakasız böyle gözyaşı dökmek, ağlamak veyahut gereksiz yapmacık seslerle böyle tiyatro oyuncusu gibi, tuluat tiyatrosu gibi hareketler yapmak; bunlar kızdırıcı. Çünkü din akıl gerektiren bir olaydır, yani imanda biz romantiklik, duygusallık yaşayabilir miyiz, bir mantığı var mı bunun? Din; tamamen akıl gerektiren çok ciddi bir olay, Allah’ın varlığı çok ciddidir, Ahiret çok ciddi bir konudur değil mi? İman etmek de çok ciddi bir konudur, dolayısıyla doğrudan akılla bağlantılıdır. Çok tutarlı olmayı gerektiren bir konudur. Dolayısıyla romantiklik, duygusallık, böyle o artistik hareketlerle falan dinin bir bağlantısı olamaz. “Biz böyle gördük atamızdan, dedemizden; böyle gidiyor” olmaz. Yani herkesten gördüğümüze göre biz hareket edemeyiz. Aklımıza, vicdanımıza göre hareket edeceğiz, değil mi? Bize çok kısa bir süre verilmiş, apaçık imtihan olduğumuz. Ne güzel Allah var elhamdülillah, ne güzel Ahiret var, ne güzel Cennet var, ne güzel zalimlere Cehennem var değil mi? Ne güzel ki sonsuzuz elhamdülillah, sonsuz yaşayacağız ne kadar güzel, ne zevkli yani. Ve ne güzel ki, bizi Allah Ahir zamanda yaratmış; Mehdiyet devrinde, ne kadar heyecanlı bir dönem. Mesela 1700’lerde olabilirdik, 1600’lerde olabilirdik, 1500’lerde olabilirdik; pek bir şey yok o dönemlerde. Hz. İsa (a.s)’ı göreceğiz, Mehdi (a.s)’ı göreceğiz, Hızır (a.s)’ı görenler olacak, İslam’ın dünyaya hâkimiyetini göreceğiz. Kısa bir süre sonrasında Kıyamet kopacak ve dünyanın bozulduğunu da görecek insanlar, o da bir mucizedir. Arkasından da Ahireti göreceğiz ne güzel, Cenneti göreceğiz, sevdiklerimizi göreceğiz, dostlarımızı göreceğiz, sevdiklerimizle hep beraberiz orada, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, bu dünyanın sonunu sadece Yahudiler görecekmiş, doğru mudur acaba?
ADNAN OKTAR: Dünyanın sonunu?
SUNUCU: Müslümanlar değil Yahudilere aitmiş sadece dünyanın sonunu görmek, mesela güneşin doğudan değil batıdan doğması gibi işaretleri.
ADNAN OKTAR: Öyle bir görecekler ki; Budisti de görecek, o devirde, Hıristiyan olanı da görecek, güya, ama Hıristiyan derken; nüfus kâğıdında Hıristiyan yazacak onların, Hıristiyanlıkla alakası olmayacak, Budist yazacak ama Budistlikle de alakaları olmayacak, Müslüman yazacak Müslümanlıkla alakaları olmayacak. Ve öyle bir görecekler ki böyle buram buram, tada tada böyle, fitil fitil böyle, içlerine işleye işleye görecekler; görmeyelim diye bir şey yok. Bir de Allah göreceksiniz dediği Hz. Adem (a.s)’dan itibaren “Hz. Adem (a.s) dahil hepiniz göreceksiniz” diyor Allah. Bütün ölmüş ervah tamamı görecek ama bir pencereden seyreder gibi; kışta Kıyamette, böyle hani tipide bir insan sıcak evin içinde nasıl seyreder, dışarıdan zevkle. Müminler de öyle zevkle seyredecekler Kıyameti. Allah’ın gücünü görmüş olacaklar; çünkü küfürden intikam alınmış olacak inşaAllah. Şahane bir devirdeyiz yani insan olarak yaratılmak da çok zevkli. Mesela o kadar karmaşık imtihanlar var ki, o kadar karmaşık bir mücadele vermiş ki (insanlara) Allah, yani ben kendimden alıyorum; yani binbir türlü karşımıza engeller çıkıyor. Mahkemeler çıkıyor, olaylar çıkıyor, iftira atanlar oluyor, saldıranlar oluyor ama biz dümdüz yolumuza gidiyoruz bu arada. Korku tüneline gider ya çocuklukta biz giderdik korku tüneline, birden hortlaklar çıkar böyle değil mi? Anormal varlıklar hatta kafasına falan da sürtüyor elini falan böyle bir şeyler, araba sonuna kadar tünelden gidiyor böyle ama insana hiçbir şey olmuyor. Bu dünya da böyle; tam çarpışacak zannediyorsun, bir şey olacak zannediyorsun, hiçbir şey olmuyor bakıyorsun oradan geçiyor. Tam virajda bu herhalde üzerine düşecek diyorsun, düşmüyor. Müslümanın zaten öyle bir derdi olmaz da ayrı mesele. Yani genel olarak insanlarda olan bir şey, Müslüman düşse bile onda da hayır vardır. O ölse zaten ölmemiş oluyor, şehit olmuş oluyor. Şehitlik de çok zevkli, bayağı güzel bir şey çünkü ölmüyor, yeni bir hayat şekline giriyor fakat imtihanı devam ediyor ama bu dünya imtihanı gibi olmuyor bu sefer. Yani sırf lehinde olaylar gelişiyor. Yani sanki hani sorular verilmiş gibi. Böyle hani imtihana geldiğinde insana sorular verilir, şehit olan zaten Cennet’e girmek için kurs gibi orası, Cennet kursu gibi. Yani bizim anladığımız imtihan gibi değil, Cennet kursu gibi yani orada sadece eğitim alıyor Cennet için. Zaten gidecek Cennete, onun için çok büyük bir zevktir şehit olmak, büyük bir nimettir. Mesela adam ortalı bir insan oluyor yahut sıradan bir insan oluyor ama Müslüman. Şehit oluyor, veli konumuna geliyor ve gayet güzel eğitimden geçiyor, yemeleri içmeleri gayet düzgün, dünya şartlarına göre çok çok güzeldir şehitliklerin hayatı, çok mükemmel yaşıyorlar. Sonra onlar oradan Ahirete alınıyorlar. Gene vefat ediyor şehitler yani şehitler vefat ederek alınıyorlar. Ölmüyor onlar çünkü Allah “ölmediler” diyor. Ölmeleri ayrı yapılıyor, yeniden yapılıyor. Mesela Hz. İsa (a.s) da vefat etmedi; şimdi gelecek, ayrıca vefat edecek. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Doğduğum gün, öldüğüm gün, sonra diri olarak kaldırılacağım gün, baas olacağım gün” şeklinde ayet var biliyorsunuz. Doğduğu gün Hz. İsa (a.s) doğmuştur, Kuran anlatıyor. “Öldüğüm gün” diyor, şimdi bu öldüğüm günle ilgili kelime; bu kelime “öldüğüm gün” kelimesi sahih hadis kitaplarında kişi “Ya Rabbi” diyor, “beni güzellikte uyut, uykumu sağla, akşam uyumamı sağla, güzellikle de beni bu ölümden kaldır” diyor, aynı kelime yani “ölüyken beni dirilt” diyor. Ama bak uyku için söyleniyor bu, günlük uyku için dua bu. Bu ne anlama geliyor o zaman? Hz. İsa (a.s) ne diyor; doğduğu gün, uyku halinde göğe alındığı gün ve baas olacağı, ayağa kalkacağı gün ve insanlara sunulacağı gün, Hz. İsa (a.s)’ın yeryüzünde görev alacağı gün. Bakın sırf Hz. İsa (a.s)’a mahsustur, bir Peygambere daha mahsustur bu ifade, başka da yoktur. Her ikisinin de zaten özelliği o, bakın “doğduğum gün”, rüyadaki gibi uykudaki gibi öleceği gün, çünkü herkes rüyasında ölür, uyuduğunda ölür. Herkes yattığında ölür ayet, hadis var aynısı ve ayağa kalkıyorsun baas oluyoruz, her gün biz baas oluyoruz, ayağa kalkıyoruz. Her gün ölümden kalkmıyor muyuz biz? Ve göreve başlamıyor muyuz? Mesela Mehdi (a.s.) her gün ölüyor. Uyuyor, her gün uyuyor ve her gün göreve başlıyor. Müslümanlar her gün ölüyor, her gün göreve başlıyorlar. Tebliğe başlıyorlar. Hz. İsa (as.) için de aynısıdır işte bu ayet. Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi için bir delildir bu ayet. Çünkü oradaki kelime uykudan uyanma için kullanıldığına göre, zaten bizim anlattığımız da buydu. Baas olunma da, kalkma da aynı şekilde göreve başlama anlamına gelen bir kelime. Yani tek bir anlamı yok bu kelimenin. Göreve başlama anlamına da geliyor. Dolayısıyla göreve başladığını da gösteriyor. Onun için Hz. İsa (a.s.)’ın nuzülü anlatılırken bu mühim bir delildir. Bu ayet. Bu ayetin de kullanılması lazım inşaAllah. Daha kapsamlı yarın anlatayım. Yani tam kelime karşılıkları ile, Arapça karşılığı ile tam net anlatayım. İnşaAllah.
Şimdi bana arkadaşlar soru gönderiyorlar. Girişleri de bana biri yazılı olarak göndersin. Bundan sonra sorulara bakacağım. Bana eskiden bu kadar soru gelmiyordu yani nadir geliyordu sorular. Hakikaten arkadaşlar şikayetçi olmuşlar, “biz Hocamıza soru gönderiyoruz fakat cevap alamıyoruz ne olacak bu durum” gibi. Sızlanmışlar adeta. Doğru söylüyorlar haklılar. Vicdanen kabul edebileceğim bir şey. Tamam bak bütün sorular gözümün önünde şu an. Mesela; “deccal kaç yaşında çıkacak” diyor. Biraz tabii atlayarak okuyorum çünkü yüzlerce soru var. “Esselamü aleyküm ve Rahmetullah Sayın Hocam” diyor. Ve aleyna aleyküm selam. Özer kardeşimiz yazmış; “Bediüzzaman Hazretleri’nden sonra bilim alanında en iyi ve doyurucu bilgileri sizden alıyoruz. Allah sizden ve talebelerinizden razı olsun”. İnşaAllah öyle olur. “Mehdi (a.s.)’ın aramızda ve hizmete başladığına yürekten inanıyorum çünkü hiç şüphesiz bu Allah’ın vaadidir. İnşaAllah ben de nacizane imam hatipli bir kardeşiniz olarak Mehdi (a.s.) ve Mesih (a.s.)’ın askeri olmayı çok istiyorum. Bunun için Allah’a namazımda çok dua ediyorum. Hocam Resulullah aleyhisselam”, Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem demesi lazım aleyhisselam olmaz. O da olur ama daha güzel olur sallallahu aleyhi ve sellem derse. “Sohbetlerine başlarken, sohbetini bitirirken Asr Suresi’ni okurmuş, acaba bunun hikmeti nedir? Açıklarsanız sevinirim” diyor. Esselamu aleyküm ve Rahmetullah. Ve aleyna aleyküm selam ve Rahmetüllahu ve berekatuhu. Tamam Asr Suresi’ne bakarız ve nedir hikmeti o zaman anlarız. O zaman anlarız inşaAllah. “Kuran-ı Kerim’de mucize patlaması”, öyle demeyelim. Mucizelerin çok fazla olduğunu görüyoruz diyelim. “Kuran-ı Kerim’de mucize patlaması” çok şey değil. Yani cümle seçerken böyle güzel kelimeler seçmeye çalışmak lazım. Yani böyle özellikle Kurani konularda. Bilimsel konularda tamam. Patlama, çatlama bunlar konuşulabilir ama Peygamberimiz(s.a.v.)’den bahsederken, Kuran’dan bahsederken bizim Türkçemiz çok güzel. En güzel kelimeleri seçmeye çalışmamız lazım inşaAllah. O zaman ne diyeceğiz? “Kuran-ı Kerim’de bir mucize artışı, olağanüstü mucize artışı görmekteyiz. Bugün Kuran’da pek çok bahsi geçen olayları neredeyse birebir yaşıyoruz. 99 yılında meydana gelen büyük depremin, 99, Zelzele Suresi ile benzerliğinden bahsetmiştiniz. Sizin fark ettiğiniz fakat bugüne kadar açıklamadığınız Yüce Allah’ın ayetlerinin günümüze işaret eden daha başka ayetler mevcut mudur? Selam ve saygılarımla”, Ali Haydar. MaşaAllah. Haydar diyor ama ben Ali Haydar diyorum, Hz. Ali’nin lakabı inşaAllah. Allah’ın arslanının. Tabii ki Kuran’da benim bildiğim çok fazla sır var. Benim anlattıklarım yüzde bir, yani çok çok az kısmını anlattım. Ama zamanı geldikçe anlatacağız tabii. Her şey anlatılamıyor her şeyi söyleyemiyoruz. “Selamün aleyküm Hocam. Referandum vardı. Minare ve camiler artmaması için. Minare ve camiler yasak. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Saygılar”. İsviçre’de, doğru mu? Minareler, camiler yasak mı?
ALTUĞ BERKER: Eski referandumdan bahsediyor galiba böyle bir şey olmuştu.
ADNAN OKTAR: Kısa sorular olursa çok iyi olur. Mesela çok uzun soru yazmış bu kardeşimiz. Bu çok vakit alır. Ama evde okuruz tabii. Sonra bakarım. Olabilecek en kısa şekilde sorarlarsa daha iyi olur. En iyisi ben kendi kafamdan söyleyeyim, oldukça uzun sorular. Kardeşlerimizin şöyle bir şeyi var, geçen gün söyledim ya çok önemli biraz daha genişleteceğim onu. Mümin, Müslüman ise bir insan Allah ona yardım eder. Bakın böyle bir mucize vardır. Buna inanmaz ise zaten o zaman Allah’ın yardımı olmaz. Buna inanacak. Allah diyor “benim yolumda mücadele edenlere Ben yollarımı açarım” diyor Allah. Şimdi hakikaten Mehdi(a.s.) ve Mesih (a.s.)’ın talebesi olmayı nasip ettiyse bir insan, samimi olarak istediyse bir kere Allah ona maddi imkan da sağlar. Samimi dua eder ise, samimi gayret eder ise ama kafasını açacak kendisini kasmayacak, kendisini Allah’a bırakacak çünkü Allah ona gösterecek sadece. Kazandığını da şımarıp, ‘’vay neler kazanıyormuşum ben. Ben ne akıllı adamım, ne yetenekli adamım, ne güzel kazandım’’ dediği an belayı başına satın alır. ‘’Yani bu bendeki bilgi dolayısı ile bana geldi, yetenekli adamım dolayısı ile bu konunun din ile imanla alakası yok. Bana rast geldi. Öyle tabii ki ben şimdi Hz. Mehdi(a.s.) Hz. Mesih(a.s.)’a yardım etme konusunu bir kenara bırakayım, bu paraları bir ala güzel yiyeyim’’ der ise Allah o paraları hastane parası yapabilir. Söyleyeyim. Çok büyük bela ve derde giriftar olabilir. Çünkü Allah için verilen para Allah yolunda harcanması gerekir. Allah yolunda verilen para Allah yolunda harcanacak. Allah’a ayırmayıp o parayı kendisine ayırdın mı o para burnundan çıkar söyleyeyim. Yani bunun herkes tadına varmıştır. Birçok kişi. Herkes demeyeyim de ilgililer bilir bunu. Allah öyle kendisi ile-haşa uğraştırmaz. Allah dürüst olmasını ister. Çünkü Allah sonsuz dürüsttür. Sonsuz samimidir Allah. Sonsuz güzeldir, sonsuz akıllıdır. En güzelini sunar. Dürüstçe onu alacak. “Yarabbi” diyecek, “sen bu malı bana verdin. Allah yolunda harcamam için bana verdin. Beni vesile ediyorsun. Mal da senin mülk de senin. Ben de seninim. Senden aldığımı sana veriyorum Yarabbi” diyecek. Değil mi? Senden aldığımı ben kendime aldım dedi mi, Allah onu burnundan çıkartır söyleyeyim. Böyle demeyecek, eğer samimi olarak Allah’a adarsa kazanacak. “Yarabbi” diyecek, “ben kazandığım her şeyi bana nasip edersen hepsini Allah yolunda harcayacağıma yemin ediyorum, söz veriyorum” diyecek. Yani ihtiyacım kadar zaruri ihtiyacım kadar kısmını ayıracağım yani çok zaruri olan kısmını ayıracak. Yani aç kalmayacak, üşümeyecek, sokakta kalmayacak kadar kısmını ayıracağım. Tamamını Senin yolunda harcayacağım der ise ve gayret eder ise bakın söylüyorum mucize meydana gelir ve malı artar o insan. Ama bak sapıtırsa da fitil fitil burnundan gelir, onu da söyleyeyim. Yani Allah için verilen para, eğer Allah için harcanmazsa Allah’ın intikamı pek şiddetli olur. Ben böyle çok vakalar bilirim. Bir de yetimin malı çok uğursuzdur, çok can yakar. Zalime çok uğursuz gelir. Hak için harcayan yetime berekettir, yetimin kendine berekettir, uğur getirir. Ama onu alır da birisi zalimane harcamaya kalkarsa pek uğursuzdur. Çok canını yakar. Yani dert parası olur ona, onu söyleyeyim. Bir de Allah yolunda mücadele eden Müslüman’ın parası pek uğursuzdur, bak söyleyeyim. Müslüman’a pek bereketlidir, kendisine, pek nurludur, pek faydalıdır. Ama Allah yolunda Müslüman’ın parasını almaya kalkmak, onu dolandırmaya kalkmak, bu pek uğursuzdur, inşaAllah. Müslüman’ın parası bereket kadar alınır. İnsanın ihtiyacı kadar alınır. “Ben sezmedim” diyorlarsa, denemek istiyorum diyorlarsa deneyebilirler de söyleyeyim. Ama bela denenmez, bela denenmez.
ALTUĞ BERKER: Bir ayet-i kerime var Hocam. Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Şükrederseniz arttırırım, nankörlük eden için ise acı bir azap vardır” diyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi buna insanların bir kısmı inanamıyor. Bakın Allah diyor ki: “Şükrederseniz arttırırım” diyor. Kardeşim Allah mucize meydana getiriyor ve yapıyor bunu Allah. Gerçekten iman edenlere bunu yapıyor Allah. Adam diyor ki; “ben dua ettim, olmuyor”. Kardeşim samimi iman etmiyorsun ondan olmuyor. Sen Allah’ı deniyorsun –haşa-, öyle olmaz. Sen deli aşık olarak Allah’a bağlanacaksın. Gözyaşıyla Allah’a dua edeceksin. Tüylerin ürperecek dua ederken. Ve ölümüne Allah’a teslim olacaksın, ömür boyu, samimi, candan teslim olacaksın. Ve kazancını da samimi olarak Allah’a teslim edeceksin. Allah pek titizdir söyleyeyim, pek titizdir Allah. Yani en ince detayı bilir Allah. Detayın detayını bilir. Allah diyor mesela; “bir kısmını putlarına ayırdılar” diyor, nefsine yani. Nefse işaret ediyor aynı zamanda, “bir kısmını da Allah’a ayırdılar” diyor. “Tamamı putlarına gider” diyor Allah, “Ben istemiyorum” diyor. Yani “Bana ayırdıkları kısmı istemiyorum Ben” diyor, “tamamı putlarına gider” diyor. Onun için tamamını Allah’a teslim etmek lazım. O zaman su gibi akar, para da akar, mal da akar, mülk de akar, söyleyeyim. Ama biliyorsunuz, Hz. Musa (a.s.) zamanında Karun vardı. “Yarabbi, bana bol mal ver. Ben Allah yolunda harcayacağım, bütün imkanlarımla, bütün gücümle harcayacağım” dedi. Malı, mülkü yoktu, bir şeyi yoktu, garibanın tekiydi. Samimi dua etti, Allah muazzam mal verdi ki Allah diyor ayette, “onların anahtarları, onun mallarının dökümünü yapan, onu hesaplayan, muhasebe ekibi yani muhasebecileri ve onu saklayanlar, onun muhafızları, o paranın, mülkün korumaları olan kişiler bir ordu gibi, çok kalabalık, “ağırdı” diyor Allah, çok muazzam bir ekip oluşmuş. Tamamını adam nefsine ayırıyor. Ve Allah yerin dibine göçürüyor bütün malını, mülkünü, bir seferde. Mesela dünyada öyle, coştu dünya, dediler ki; “tam modern çağa girdik, yeriz, içeriz, alem bizim artık, yani kadın, kız, eğlence, müzik, esrar, uyuşturucu, kokain, mokain, hap, bilmem ne, diskolar, miskolar, mankenler, şunlar, bunlar, ne güzel alem” dediler. “Kotralarla falan yaşıyoruz” dediler. Birden Allah bir ekonomik kriz meydana getirdi. En baba olanı bile dizinin üzerine çöktü. O Dubai mubai coşmuşlardı ya, gökyüzüne doğru kuleler muleler, “gelin bakın adacıklar falan yaptık” dediler, kalp şeklinde, yonca şeklinde, gazoz şeklinde, bilmem ne, ipsiz sapsız, değil mi? “Gelin, eğlenin, alem burada. Biz Cennet gibi bir şey yaptık” dediler. Binalar sap gibi kulaklarına takıldı. Hiçbir işlerine yaramıyor, bomboş binalar, beton yığını, böyle bakıyorlar. Onlar betona bakıyor, beton onlara bakıyor. İşte bu kadar, yok, kimsede para yok, Allah hepsinin elinden aldı. Gidenler de kaçıyor oradan, beş kuruş vermiyorlar kimse, mala, mülke, betona. Bütün dünyada panik meydana geldi ve kimsenin gücü yetmiyor şu an. Hani o asortik havaları, sosyetik havaları falan? Ve bir de asortikliğine de toz konsun da istemiyorlar, daha hala zengin takılmaya çalışıyor ama beceremiyor tabii çok zor. Toplantı yapamıyor, yemekli toplantılar oluşamıyor. Yemeler, içmeler, uçmalar, kaçmalar, hiçbirini yapamıyor, bunaldılar. Eskiden ne çılgın partiler olurdu, sebil gibi oradan gelen oraya uçardı. Yapabiliyorlar mı? Yapamıyorlar. Özellikle bu yancı, yolcu takımı falan, bu televoleci takımı, tamamen açıkta kaldılar, bedavacı takımı. Ve tam bir çırpınma içindeler. Daha süreleri var, daha da çökecekler. Yani mal Allah’ın olmadığında, kendi kafalarına göre, onların düşüncesine göre karşılığı böyle olur. Her şeyi Allah rızası için yapmayı öğrenecekler. 2014’lerden itibaren bu felaketin sebebini anlamaya başlayacaklar. 2012’ler de çok önemlidir, 2014’ler de çok önemlidir. Allah’a şükür ki Mehdiyet var. Mehdiyet olmasa kıvrana kıvrana dünya yok olacaktı, ben söyleyeyim. Arkasından da Kıyamet kopacaktı. Kıyamet Mehdi (a.s.) vesilesiyle ertelenmiştir. Bunu kim söylüyor biliyor musunuz? Kainatın Sultanı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor. Bakın “benim evlatlarımdan Mehdi (a.s.) vesilesiyle ertelenmiştir Kıyamet” diyor. Allah, “bir gün kalsa da uzatacak o günü” diyor. Bediüzzaman da diyor; “gadab-ı İlahi’den kurtarmak için gelecektir Mehdi (a.s.)”. İnsanlığı gadab-ı İlahi’den kurtaracak” diyor. “Allah’ın gadabından kurtaracak” diyor. Burayı millet eğlence, disko zannediyorlar. Bir de gariban kokoş teyzeler falan, böyle romatizmadan yürüyemiyor, tansiyon hapını alıyor ayrı, ondan sonra şekerini ayrı bir kontrol ediyor, şeker ayarında mı değil mi falan, boyanıp süslenip falan var ya ölüleri süslüyor Ermeniler; elini, yüzünü falan, canlı cenaze, ölü. Şoförü falan kolunda götürüyorlar diskoya, mübareği, eğlenmeye. Böyle pür neşe, kahkaha, ama gitti gidecek, iki ayağı mezara sallamış, perişan vaziyette. Daha hala ehl-i dünya takılıyor. Sanki Ahiret önemli değilmiş, ölüm önemli değilmiş havası vermeye çalışıyor. Bakıyorsun iki hafta sonra adam yok. Ama diskoda eğlence yine kendilerince devam ediyor, millet hoplamaya devam ediyorlar. “Nerede?” diyorsun, “ya bilmiyorum, gelmiyor” diyor. Adam çünkü öldükten sonra hiç değeri yok onlar için, muhatap dahi olmuyorlar. Diyorlar ki; “ya adamın cenaze törenine kimse gelmedi” diyorlar. Adam niye gelsin? Keyfini mi kaçıracak. “Çok özür dilerim, benim tansiyonum var, gelemem” diyor, “öyle şeylerden bunalıyorum” diyor. Bir de ölüm yıldönümlerinde rüzgarlar esiyor. Mezarlığa toplanıyorlar, “ya ne ayıp” diyorlar. “8 kişi geldi, 9 kişi geldi”. Adam niye gitsin? Allah’ı sevmeyen, Kuran’a bağlılığı olmayan bir adam, kendisini seven adam, ölümden zaten korkuyor adam, zaten ölümü anmak istemiyor. Zaten ölmüş gitmiş, menfaati de kesilmiş, para kaynağı toprağın altına girmiş, para kaynağı adamın, yani çıkar kaynağı gitmiş, parçalanmış toprağın altında. Niye oraya gitsin adam? Hayır, mezardan altın akacağını bilse, gelir. Böyle bir makine koysalar mezarın kenarına, bastın mı pedala oradan altın dökülmeye başlarsa gider. Ama menfaati tükenmişken oraya gitmez adam. Böyle egoist, bencil, karanlık bir dünya meydana getirdi Darwinistler. Mehdi (a.s.) işte bu kiri temizlemeye geldi dünyadan, nurla, ışıkla, Kuran’la temizleyecek inşaAllah, Tahir hale getirecek inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bahsettiğiniz konuyla ilgili bir ayet. Okuyabilir miyim Hocam:
Tekasür Suresi’nde, şeytandan Allah’a sığınırım: “(Mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi. Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü".
ADNAN OKTAR: Bak çok manidar yani. Tabii. Tam yani olayı tam açıklayan ayet maşaAllah. Hayır kardeşim dünyada yani, hakikaten eğlense bari. Mesela bakıyorum televizyon kanallarında falan, müzik çalıyor tekdüze yani böyle. Yani, dört aşamalı bir müzik. Tık tık tık tık, sürekli aynı şey. Bütün millet de yerinde, herhalde bir kısmı haplı anladığım kadarıyla. Sürekli sallanıyorlar. Kameraları görüyor, elini kolunu sallıyor böyle şempanze gibi neşeyle falan böyle heyecanlı hareketler falan, cins hareketler. Yani bir kere orada mafya var, it kopuk var. Hayır temiz insanlar da vardır, onları tenzih ederim. Yani her cins adam var. Yani insan oraya kendine güvenip nasıl gidebilir? Yani buram buram ölüm tehlikesi kokuyor. Mesela adam ruh hastası bilmiyorsun ki orada, adam diyor ki “niye bana baktın” diyor. Bitti, o kadar. Ne cevap verirsen ver. Bakmadım dese de suç, baktım dese de suç, sussa da suç. Yani mutlaka bir psikopatlık olacaktır.
ALTUĞ BERKER: Zaten en az alkollü oluyorlar Hocam. Yani şuur yarısı gitmiş oluyor.
ADNAN OKTAR: En az alkollü. Tabii, tabii. Oradaki insanlar birbirini tanımaz, etmez, bilmez. İnsan sevdikleri içinde mutlu olur. Sen nasıl mutlu olabilirsin orada? Yani nasıl neşelenebilir bir insan? Ve o kadar gerilimli, tehlikeli bir ortamda insan nasıl canına güvenir de huzur içinde orada eğlenir yani? Olacak iş mi şu? Her türlü müşkülat var, her türlü anormal ortam var. Bir kere en üstün yer Cennette. Mesela ilk gelenlere diyor; “selam”. “Güvenlikle içeri girin” diyorlar. Güvenlikle. İnsan güvenlik ister bir kere, güven. Kafası bir rahat edecek. Canını güvende görecek. Değil mi? Selam ne demektir? Selamettesiniz, rahatsınız. Yani karışanınız, görüşeniniz olmaz, zarar veren olmaz, kimse size ilişmez, acı çekmezsiniz. Oyun oynayan olmaz. Tuzak kuran olmaz. Rahatsınız. Değil mi? Cennetin en büyük lükslerindendir bu. Güven ortamı olması. İnşaAllah. Allah güvensiz ortamı özel yaratıyor. Onun için orada eğlenen bir tane adam olmuyor. Eğlenme taklidi yapıyorlar. Nereye eğleniyorsun yani? Zaten yerinde duramıyor, ya diyor “sıkıldım ben buradan çıksak mı acaba” diyor. Yeni başka bir diskoya daha gidelim. Ya diyor, “burası da çok kötüymüş” diyor. Bunaldım ben diyor ya, şuradan diyor işte “başka lokantaya mı gitsek” diyor. Orada da sıkılıyor. “Ne istiyorsun” diyor, “oradan eve mi gitsek”. “Evde de sıkıldım” diyor. “En iyisi uyumak” diyor. Demek ki Allah içine huzursuzluk koymuş. Ve asla mutlu olamıyorlar. Yani bağırmakla, çağırmakla, böyle çığlıklar atmakla mutlu olunmaz. Mutluluk taklidi yapıyor, o da çok kızdırıcı. Yani çok gıcık hareketler.
SUNUCU: Hocam, sizin anlattıklarınıza örnek bir kişi var sanatçı. Bilirsiniz belki. Bilirsiniz kısmen, Yaşar Alptekin. Sizin dediğiniz gibi, o bardan bu bara hayatını böyle geçirmiş bir insandı. Rahmetli Sakıp Sabancı’nın vefatında gidiyor. İşte sadece kendisi açıklıyor, kendi ağzıyla söylüyor bunu. Oraya sadece gösteriş için gidiyorlar. Dua okumak için falan değil. Cenaze töreninden bahsediyorum. Oraya gittiği vakit, bir anda bütün yaptıklarına tövbe ediyor. Çünkü o anda bir şey görüyor, cenaze töreninde bilirsiniz belki. Bir anda dünya hayatından vazgeçiyor ve tamamen dinine bağlı bir insan olarak devam ediyor şu anda hayatına. Aynen sizin dediğiniz gibi, o bardan bu bara hayatında işte hep sürekli değişik ilişkiler yaşamış, hayatı düzensiz bir şekilde giden biriydi. Şu anda gayet düzenli. Demek ki Allah’ın çok sevmiş olduğu bir kuluymuş ki, bu dünyada da gördü diyorum.
ADNAN OKTAR: Mesela zengin cenazeleri dedin de, hakikaten zengin cenazeleri; ben gördüm birçoğunda öyle. Eğlenceye dönüşüyor. Lahmacun yemeye gidiyorlar, pide yemeye gidiyor, pilav yemeye gidiyor. Çok mutlu oluyor, “bir an önce gidelim şu cenazeye ya” diyor. Hakikaten sen zannediyorsun ki faydalı bir şey yapacak. Dinden, imandan, Allah’tan bahsedecek. Gidip fıkra anlatıyorlar, birbirlerini güldürüyorlar. Lahmacun ziyafeti.
SUNUCU: Güneş gözlükleri falan böyle.
ADNAN OKTAR: Alayında öyle, siyahlara bürünüp falan böyle kafa dik. Gazetecilere falan yandan pozlar vererek falan. Böyle işte hamasi nutuklar, hamasi izahlar. Halbuki orada, Allah’ın anılması lazım değil mi? Dünyanın geçiciliğinden bahsedilmesi lazım. Ahiretin güzelliğinden, Allah’ın güzelliğinden bahsedilmesi lazım. Orada bambaşka bir şeyden bahsediliyor. Bambaşka bir yapıdan bahsediliyor. Hepsi için demiyorum ama bir kısmında ben gördüm yani bizzat müşahade ettiğim bir şey. Yani eğlence yerine çeviriyorlar. Mesela depremde şehit olmuş kardeşlerimizin aileleri var. Kameraları hastanelere götürmüşler. O gariplerimi hastanede ağlatıyorlar, kameraları gösterip. Kardeşim şimdi bu kanamalı hasta. Senin ne işin var orada? Gidip adamları ağlatıyorsun, gidip olay çıkarıyorsun. Onlar da tabii kamerayı görünce daha da fazla ağlamaya başlıyorlar. Bağıra bağıra ağlıyor, ağıt yakıyor. Kardeşim kanaması var, adam zaten, bu insanlara ne üzüntü olması gerekir ne de ağlama falan tarzında zorlanma olmaz. Yani bunların hiçbirisinin olmaması gerekiyor. Hastanelere bir kere kameraman sokulmaması lazım, bir. İkincisi bu insanlara ağlamanın yanlışlığı anlatılması lazım. Çünkü onu meydana getiren Allah, bir hikmetle, hayırla meydana getiriyor. Vefat edenler şehit olmuş olurlar. Giden mallar sadaka hükmündedir. Sadaka hükmünde. Oturup orada onları ağlatacağına, onlara ekonomik nasıl yardım yapılacağı, nasıl bakım yapılacağı, onlara gösterilecek sevgi, Allah’a karşı, değil mi? Onların kulluk görevi neler olması gerektiği. Bunun Allah Katı’nda makbul bir durum olduğu anlatılır. Dolayısıyla yatıştırıcı bir tavır koyulması lazım. Mesela geçenlerde gördüm o gariplerim ağıt yakıyorlar, onu gösteriyor. Kardeşim, teşvik etmiş oluyorsun o zaman. Öbür hastaneye gittiğin zaman o da ağıt yakacaktır o zaman. Eli, yüzü paramparça olmuş zaten. Her yeri sargılarla şey yapmış. Böyle bir insanı üzüntüden uzaklaştırmak gerekirken, üzüntünün içerisine sokmak çok anormal bir hareket, değil mi? Bir kere üzülmek haramdır. Müslüman üzülmeyecek. Allah üzülmeyin diyor. Yani muhkem ayet var.
SUNUCU: Hayır ve şer Allah’tandır.
ADNAN OKTAR: Tabii yani Cenab-ı Allah’ın meydana getirirken, yaratırken bize sormuyor Cenab-ı Allah. Canımızı alırken de bize sormaz. Bize ait bir beden de yok ayrıca. Neyin bağırtısı oluyor yani. Bize mi ait bu beden? Yok, Allah’a ait. Allah yaratmıyor mu? Ruh kime ait? Allah’a ait. Ruhumdan üfürdüm diyor. Allah’ın ruhu var. Sesimizi yaratan Allah, aklımızı yaratan Allah, görüntüyü sağlayan Allah. Nereye sahip çıkıp da oturup ağlıyorsun o zaman? Yani neyin var da? Yani kaybolsa n’olur ki? Hayır Allah sana vermiş olduğunu farzedelim ki olmaz öyle bir şey. Olmuş olsaydı bile, Cenab-ı Allah’ın öyle bir kanunu bile olmuş olsaydı, niçin ağlanması gereksin? Allah için feda olsun. Niçin, yani olsun öyle bir şey, değil mi? Malımız, canımız, her şeyimiz Allah’a feda olsun. O verdi, istediği gibi alır yani inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: O zaman, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, o tür bir psikoloji insanı gerçekçi bir tavır koymaktan da alıkoyuyor. Yani aklı gidiyor, tedbir alınması gerekecekse onu yapamıyor. Üzülmek kendini negatif şeylere götürüyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere cenazelerde özel ağlayıcılar tutuyorlarmış eskiden. Ağlamacı adamlar, parayla. Git de ağla diye. Yani millet, bir kısım insanlar meraklı. Bayılan olacak mesela, cenazede bayıldı diyor. Onu iftiharla gösteriyor. Kardeşim ne kadar tehlikeli bir şey? Neye teşvik ediyorsunuz siz? Ne demek istiyorsunuz siz yani? Hem Allah’a isyan anlamına gelir bu, Allah esirgesin. Hem de kişinin sağlığı açısından çok tehlikeli bir şey bu, değil mi? Bünyesi falan ne olur adamın? Allak, bullak olur. O küçük çocuklar mesela. Zarıl zarıl ağlatıyor çocukları, el kadar çocukları. Al bağrına bas. Dersin Allah onu Cennetine aldı, biz de oraya gideceğiz, hepimiz gideceğiz. Sev çocukları, bir hediye ver, gönlünü al. Neşeli olun, rahat olun, bir şey yok dersin, değil mi? Sevgiyle onları, o atmosferden çıkarmak lazım. Kameraları çocuklara tutuyorlar, onlar da bas bas bağırıyorlar, ağlıyorlar. Şimdi bu alışkanlık meydana getiriyor. Bu sefer zannediyorlar ki yani her cenazede ağlanması gerekir ve böyle ağıt yakılması gerekir, inancı yayılıyor. Yapmayanı da ayıplıyorlar bu sefer. Adam “sanki kedi mi öldü ya” diyor adam, “insan öldü, ağlasana. Hiç üzülmemiş ya adam”, diyor. Kardeşim doğrusunu yapıyor, üzülmeyecek, haramdır üzülmek. Değil mi? Çok anormal bir hareket. Fakat tabii Allah hidayet versin. Kuran ile bakmadın mı her yerde bir sıkıntı meydana geliyor.
Bizi internetten izleyen kardeşlerimizden ricamız, internet ile izleyen kişilerin sayısının artması için gayret etsinler. Akrabalarına, tanıdıklarına, kardeşlerine, bakın ayet çok manidardır. Diyor ki Allah; “yakınlarınızdan başlayın tebliğe” diyor. Mesela ben gidip amcama söylesem, nazım geçer, anlatırım, söylerim yani değil mi? Mesela teyzemlere gidip söylesem, anlarlar. Ama hiç tanımayan birisine söylersem, ikinci dereceden etkili olur. Olur ama, ikinci dereceden olur. Bazen de daha da etkili olur, fark etmez. Yani nasıl gayret edelim biliyor musunuz, işte bakın, buyrun gayret konusu işte, çok güzel bir gayret konusu. Yani çok yüksek bir sayıya ulaşalım. Mesela 45 bin, 46 bin çok düşük sayılar bunlar, inşaAllah, değil mi? En az bir 400 bin kişiye olacak ki şöyle, çok mu fazla oldu 400 bin?
ALTUĞ BERKER: Hocam bereketli söylediniz inşaAllah. Dua mahiyetinde diyelim inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Ama bunu hırs yapsınlar kardeşlerimiz, çok iyi olur inşaAllah.
Neşeli olsunlar, iç gücünü insanın kırması, çok hatalı olur. Bak Allah mesela “üzülmeyin” diyor. Kendi kendisine vesvese yapıp, üzüntü konuları çıkartıp, kendi iç gücünü kırması çok büyük hata olur. Bir de müminler birbirleri ile uğraşmasınlar diyor Allah. Gücünüz elden gider diyor. Birbirlerinin aleyhine olmayacak Müslümanlar, birbirlerini koruyup-kollayacaklar, tabii gücü yettiği kadar, inşaAllah. Neşe ve sevinç, bir sadakadır. Müslümanlar’a neşe ve sevinç sunmak lazım. Güzel sözler söylemek lazım. Bu da bir sadaka olur. Hayır söz söylemek lazım. Mesela vesvese verecek, kuruntu verecek, tedirginlik verecek sözden kaçınmak lazım. İç açıcı sözler güzeldir. Gönül açıcı sözler güzeldir.
SUNUCU: Hocam, neşe ve sevinç demişken, bir izleyicimiz bir soru sormuş, onu izin verirseniz;
‘’Hocam, bir hadiste Hz. Mehdi (a.s.) zamanında, gözlerdeki kederin yerini sevincin alacağına işaret ediliyor. Hadis hakkında bize ne söylemek istersiniz?’’ diyor.
ADNAN OKTAR: Çok manidar, çok manidar. Bak tam konusu, hakikaten haberim yok benim mesela o sorudan. Gözdeki kederin yerini, sevinç alacak diyor. İşte bu iman zaafiyeti kalkacak bir, anlamı bu. İmanlar güçlenecek iki. Cennet sevinci, Ahiret sevinci, Allah sevgisi, sevinci değil mi? Allah korkusu sevinci insanın içini kaplayacak. Allah korkusu, insana sevinç verir. Allah korkusu, düz korkuya benzemez. Neşe verir Allah korkusu insana. Nimettir Allah korkusu. Aşkın, tutkunun kökenidir, Allah aşkının kökenidir Allah korkusu. Allah korkusu ile, insan güvenilir hale geliyor, güvenilir insan oluyor. Güvenilir oldun mu, zaten Cennet’ten bir koku demektir o. Cennet’ten bir güzellik. Güvenilir olmayan insan için de kötüdür durum. Güvenilir insan için çok güzel, inşaAllah. Hem savaşlar duracak, hem anarşi duracak, hem terör duracak. Onun için Mehdiyet’e yardım, dünya tarihinin en büyük olaylarından bir tanesidir. Yani herhangi bir mücadele değildir Mehdiyet’e yardım. Yani sıradan bir mücadele değildir, yani dini konuları tenzih ederim. Yani her hangi bir mesela bir ev yaptıran adama, evine yardımcı olurum ama Allah rızası için yapmaz. Yani ahbaplık için, dostluk için yapar. Mehdiyet’e destek, dünya tarihinin en önemli olaylarından bir tanesidir. Çünkü bütün insanlığın mutlu olmasını, şeytana bir kere göstereceğiz. Şeytanın beli kırılıyor. Şeytanın öldürüldüğü dönemdir Mehdiyet. Şeytan her dönemde bir itlik yapmıştır. Yani meydanı boş bulmuştur. Mutlaka daladığı, oynattığı, kaldırdığı adamlar olmuştur. Ama Mehdi (a.s.) devrinde, bütün dünya iman ediyor. Şeytanın bu ölümü demektir, yani en rezil olduğu, en aşağılandığı ve en acı çektiği dönemdir Mehdiyet dönemi. Çünkü her Peygamber döneminde gene bir imansız kitle kalmıştır. Dinsiz insanlar kalmıştır, mesela müşrikler kalmıştır, sapıklık adamlar kalmıştır, o olmuştur. Fakat Mehdi (a.s.) devrinde, hiç kalmıyor. Yani belki Allah teknolojiyi vesile edecek, belki interneti, televizyonları, belki ulaşımın kolaylığını vesile edecek. Kıyıda, köşede, bucakda abuk-subuk adam kalmayacaktır. Zaten kötülerin, iyi insan olacağı hadiste belirtiliyor ayrıca Mehdi (a.s.) döneminde, bakın kötülerin. O çok manidar o. Bir ayet söyleyeceksin herhalde.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Aklıma geldi. Araf Suresi’nin, 157’nci ayetin son bölümünde. Şeytandan Allaha sığınırım: “Ona inananlar” diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den bahsediyor, ama Ahir zamana yönelik düşünürsek diye aklıma geldi. “Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır”.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, aynı zamanda Mehdi (a.s.)’a bakan bir ayet bu. Bir daha oku ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım.
ALTUĞ BERKER: Şeytandan Allah’a sığınırım: “Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır”.
ADNAN OKTAR: Yardım etmek deyince, hep insanın aklına işte çıkarır cüzdanından para verir falan gibi akla geliyor. Öyle olmaz yardım, değil mi? Yardım nasıl olur? Bir kere gönülden Allah’ı çok seversin. Bu bir kere Allah’ın dinine yardımdır. Derin iman edersin, Allah’ın dinine yardımdır bu. İslam’ı, Kuran’ı çok seversin. Kuran’ı böyle ekmek gibi görürsün, bağrına basarsın, her yere de yanında götürürsün değil mi? Bu dine yardımdır. Herkese tavsiye edersin, mesela farz edelim internette herkesin seyretmesini teşvik edersin. İnternetten yazı indirirsin, okutturursun, bu da dine yardımdır. Para ile pek bir şey olmuyor. Yani bu gönül ile olur bu işler, aşk ile olur. Paramız olsa, farz edelim katrilyon olsun, adam dinlemedikten sonra, anlatamadıktan sonra, kitap da bastırırsın, evine de götürürsün kitaplarıarı, koyar rafına durur kitaplar. İnternette sabaha kadar konuşursun, televizyonlarda da konuşursun, var ya televole programları, millet uyukluyor. İki ahbap çavuş var, hani anlatıyorlar sabaha kadar bir şeyler anlatıyorlar. Bizon gibi bir tip var, bir de naif, temiz, sevimli bir genç kız var, onların bir dansı var, evlere şenlik bir göreceksiniz böyle. Yani içim acıyor çocuğa yani, böyle, neyse anlatmayayım yani durumu. Yani arada sırada açıp bakıyorum, anlayabilene aşkolsun. Yani çoğu şeyler boş oluyor. Faydalı ve acil konuların üzerinde durmak lazım. Türkiye’nin acil konuları var, değil mi? İslam aleminin, dünyanın acil konuları var. Biz şimdi bu kadar acil konu varken, işte Dede Efendi’nin, işte müziğindeki ahengi nasıl sağlıyordu, hadi bakalım bunu tartışalım dersek sabaha kadar, bu çok kıl bir hareket olur şimdi yani, değil mi yani? Alay eder gibi bir şey bu. Bir yanda deprem felaketi yaşadı insanlarımız değil mi? Bir yanda PKK olayı var, bir yanda İran ile İsrail arasında savaş çıkması riski var, dünya hercümerc vaziyette, böyle bir şeyde, işte Itri’nin saz çalmasındaki ustalığında hangi kişi buna yardımcı olmuştur, bilmem ne, sabaha kadar dır dır dır dır, böyle kafa ütülemek, çok yersiz olur.
ALTUĞ BERKER: Vicdani değil bu.
ADNAN OKTAR: Vicdani değil. Yani bunlar çok, yahut televole muhabbeti, kakara-kikiri falan feşmekan, süslenip-püslenip dizilip böyle değil mi? Ondan sonra, boş boş konular yani. Tamamı boş. İpsiz, sapsız böyle tam, hani geyik muhabbeti derler ya, o tarz. Yazık değil mi kardeşim, binlerce insana hitap edebilecek imkanınız var, onbinlerce insana hitap edebilecekken, incir çekirdeğini doldurmayacak konularla günü geçiriyorlar. Çok faydalı, güzel, etkileyici konular varken, ki zevkle de dinleyebilir insanlar, hoşuna da gider, çünkü faydalı bir konu insanın hoşuna gider. Boş konu insanı sıkar. Bomboş şeyler anlatıyorlar.
Herhangi bir sayfa açıp, okuyayım mı? Tamam. “Ünlü İslam alimi Suyuti Hazretleri, el-havi lil Fetavi, adlı eserinde, Ahir zamanda zuhuru beklenen Hz. Mehdi (a.s.) için, “gerçek Tevrat kitaplarını çıkaracak”, inşaAllah. “Museviler’e karşı delil getirecektir”, şeklinde bir hadis aktarmış. Yine El-Mehdiyy-il Mev'ud adlı eserde, Hz. Mehdi (a.s.) için, “Yahudiler arasında Tevrat ile, Hıristiyanlar arasında İncil ile hükmedecektir Medhi (a.s.)”, şeklinde bir hadis nakletmiş. “Dikkatimi çekti, Allah Beyyine Suresi’nde, “Kitap Ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar, (bulundukları durumdan) kopup-ayrılacak değillerdi. (O delil de) Allah'tan gönderilmiş-bir elçi (ki,) tertemiz sahifeleri okumaktadır”. Beyyine Suresi, 1ve 2 şeklinde bildirilmektedir. Bu ayet işari anlamda Hz. Mehdi (a.s.) bakmakta olabilir’’ diyor, kardeşimiz. Doğru, açık, alenen Mehdi(a.s.)’a bakıyor. İşari anlamda Hz. Mehdi’nin (a.s.) tabii ikinci işari anlamda o. Zuhur ettiğinde hem Hıristiyanlarla hem de Yahudilerle güçlü bir bağlantı içerisinde olacağı diğer hadislerden de anlaşılıyor. Mehdi (a.s.) Musevilerle ve Hıristiyanlarla bağlantı içinde olacak diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) sevgi, barış, dostluk ve kardeşlik içinde bir ruh hakim olacak, onlar arasında Museviler ehl-i kitap arasında İncil ve Tevrat’ın tahrif edilmemiş halleri ile hükmedecektir. Hocam Allah nasip ederse bu güzel günleri görmeyi çok istiyorum’’ diyor, Emirhan Çınar Kütahya’dan. 26.09.2009 tarihinde yazmış saat 17.44’te göndermiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bizim, kardeşlerimiz bizi takip edenlerimiz çok şuurlular maşaAllah. Öyle sorular soruyorlar ki mükemmel böyle. Araştırmaları da çok güzel.
‘’Büyük mürşit Şeyh Nazım Adil El-Hakkani Kuddise Sırruhu Hazretleri yani Şeyh Nazım El Adil Kıbrısi Hazretleri bizim bulunduğumuz asır yani bu asrı kastediyor. Bizim bulunduğumuz asır Mehdi (a.s.) asırdır buyurmuşlardır”. İnternet sitesinin adresini de vermiş. ‘’Elbette biz Şeyh Nazım Adil El-Hakkani Kuddise Sırruhu Hazretlerinin sözüne itibar ederiz. Ancak büyük ulemanın eserlerinden Hz Mehdi (a.s.) konusunu en doğru şekilde öğrenebiliriz”. Doğru söylüyor tabii.
Ya Allah, Bismillah. Herhangi bir sayfa açalım. Evet. Şeytan’dan Allah’a sığınırım: “Her ümmetten bir şahit ayırıp çıkardık da”, ahirette. Ahirette her ümmetten bir şahit Allah çıkaracağız diyor. “Kesin kanıt, burhanınız getirin dedik. Artık öğrenmiş oldular ki hak gerçekten Allah’ındır. Uydurdukları kendisinden uzaklaşıp kaybolmuşlardır Kesin kanıt burhan istiyor Allah. İşte bu aynı zamanda bilimselliktir. Değil mi? Burhanla delille konuşmak. “Gerçek şu ki Karun Musa’nın kavmindendi”. Bak demin konuştuk bu Karun konusunu bugün yine karşımıza çıktı. MaşaAllah. Değil mi? ‘’Ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz de onlara öyle bir hazine vermiştik ki anahtarları birlikte taşımaya güçlü bir topluluğa ağır geliyordu”. Mumların yani büyük bir ekip oranın malının mülkünün muhafazası için anahtarları işte oranın korunup kollanması için güçlü bir topluluğa ağır geliyordu diyor. “Hani kavmi ona demişti ki; şımararak sevinme çünkü Allah şımararak sevince kapılanları sevmez”. O da şımarmıştı. Dikkat edersen ne zaman bir konu açsam Kuran’da ilgili ayet çıkıyor. MaşaAllah. Yani bir, iki, on, yüz değil. Bizim çocuklar beni tanırlar. Yıllardan beri onlarla sohbet ederiz. Gece sohbetlerinde mesela bir konu sorarlar açıyoruz Kuran’ı mutlaka ilgili ayet çıkar.
ALTUĞ BERKER: Bu mucize Hocam. Altı bin küsur ayet var Hocam. Tam ilgili ayetin gelmesi.
ADNAN OKTAR: Ama yani yüzlerce kere iki kere, üç kere dört kere değil. O birden kapatıp açarım ve hemen ilgili ayet çıkar.
ALTUĞ BERKER: Allah’ın bize sıcak takibi olduğunu gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Kuran’ın bir mucizesi bu. MaşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım: “İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete erdirmişlerdir”. Bak iman edecek imanına zulüm karıştırmayacak. “İşte güvenlik onlar içindir”. Demek ki güvenlik çok önemli, demin konuşmuştuk güvenlik konusunu değil mi? Güvenlik. “Güvenlik onlar içindir, onlar hidayete ermişlerdir”. Kuran’da bu sayfada hep hidayetten bahsediyor maşaAllah.
Evet. Adil Serdar Saçan tahliye olduktan sonra muazzam bir faaliyete girmiş. Şimdi önümüzdeki günlerde yeni bir icraatı var. Onu açıklayacağız inşaAllah. Yani çok şaşırtıcı, bu insanın konumu. Çok çok acayip. Çok şaşırtıcı. Allah aklını arttırsın. Hidayet versin. Bu gidişatı değişik çok şaşırtıcı. İnşaAllah doğruyu görürde aklı başında hareketlerini geliştirir. Makul bakış açısına döner inşaAllah. Öyle diyelim. Bizim kimseye karşı bir düşmanlığımız yok. Öfkemiz de yok. İnşaAllah. Yani bugün böyle bitirelim.
SUNUCU: Evet sayın izleyicilerimiz. Yarın bizleri 22.00 dan itibaren www.harunyahya.tv sitesinden takip edebilirsiniz. Hayırlı akşamlar.