Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Röportajı (5 Mart 2010)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (262)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9557)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3940)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
harunyahya.org
evrimaldatmacasi.com
harunyahya.net
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Röportajı (5 Mart 2010)
Mart 2010


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: Hayırlı geceler sevgili izleyenler. Bir gece sohbetinde daha yeniden beraberiz. Saygıdeğer Hocam Adnan Oktar ve Cihat Gündoğdu Beyefendi ile beraber. Bu süre de arkadaşımız Sibel Hanım da bize eşlik edecek, konuğumuz. Buyrun Hocam hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Ben de hoş buldum teşekkür ederim. Allah razı olsun. Siz de hoş geldiniz.

SUNUCU: Siz de hoş geldiniz Cihat Bey.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz, teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Evet, bu hangi kitap? Tılsımlar Mecmuası, Risale-i Nur Külliyatı’ndan. Ne anlatayım Mine?

SUNUCU: Siz daha iyi bilirsiniz ama, inşaAllah. Arkadaşlar da bugün Ahir zaman delillerinden bahsettiler yine.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Sordular değil mi?

SUNUCU: Sordular. Onlar çok yararlı oluyor Hocam. İnsanlar içlerinde olduğu zamanı sizden duyunca, hadislerle duyunca daha doğrusu daha iyi olduğunu söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O kadar çok Tılsımlar Mecmuası’nda Mehdi (a.s) ile ilgili hadis var ki. Hangi kitaptan başlayayım? Mesela Kastamonu Lahikası olabilir, efendim. Bediüzzaman’ın en önemli görevi, bakın diyor ki: “Biz, bu çalışmamız ile Ahir zamanın o şahsına zemin izhar ediyoruz” diyor. Yani “benim görevim” diyor Bediüzzaman; “Mehdi (a.s)’a zemin hazırlamak” diyor. “Bu amaçla ben görevliyim” diyor inşaAllah. Bunu ikinci plana atıyorlar. Bu çok hayati bir açıklama değil mi bu? Bir insana soruyorsun; “ne görevin?” diyorsun. “Ben” diyor, “Mehdi (a.s)’a zemin hazırlamak görevliyim, onun pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim” diyor. “Ona zemin hazırlıyorum” diyor. Bunu hiç kaale almayıp, “benim amacım bu” diyen insanın ifadesini kaale almayıp, Mehdi (a.s) yok demek çok anormal bir hareket olur. O zaman Risale-i Nur Külliyatı’nın tamamını reddetmek anlamına geliyor inşaAllah.

Mesela diyor ki Tılsımlar Mecmuası’nda: “Hz. Mehdi (a.s) çıktığı zaman avam (halk) ve havas (alimler), bütün Müslümanlar sevineceklerdir” inşaAllah. “Mehdi (a.s)’ın Allah için çalışan ve davetini ikame eden”, yani devam ettiren geliştiren “ve ona vazifesinde yardım eden talebeleri vardır. Onlar Mehdi (a.s)’ın vezirleridir. Memleketin ağırlıklarını üzerlerine alırlar.” Yani bütün memleketin sorunları ile ilgilenirler inşaAllah. “Cenab-ı Hakk’ın Mehdi (a.s)’a tahmil etmiş yani ona vermiş olduğu vazifelerinde yardım ederler. Şeyh-i Ekber, Fütuhat'ında şu malumat-ı mühimmeyi vermektedir”; yani mühim malumatı vermektedir, “Cenab-ı Hak Mehdi (a.s)’a meknunu gaybında gizlediği bir taifeyi vezir kılacak”. Yani bu zer aleminde söz vermiş olan bir grubu, ona yardımcı kılacak. “Onlar hakikatlerde ve kullarına emretmiş olduğu hususlarda keş ve şuuda muttali kılacak”. Yani bayağı yetenekli, bayağı kaliteli, akıllı olacaklar diyor. “Hz. Mehdi (a.s) onlara danışmadan bir şey istemeyecek”. Yani talebelerine danışacak. Onlarla istişare edecek. “Onlar ashab-ı Resulullah’tan hak alilerinde”, şeytandan Allah’a sığınırım; “ ‘Allah ile olan ahidlerine sadık çıktılar’, sure-i Ahzab, ayet 23’te buyrulan bir cemaat-i zişanın kabelerine vasıf olabilmiş insanlardır”. Yani Allah ile olan vaadlerine sadık çıktılar. “Mehdi (a.s) talebelerine işaret eder bu Kuran ayeti” diyor. Yani Allah’a sadıktırlar. Allah’a vaadlerinde duruyorlar. Verdikleri sözü tutuyorlar. “Hem onlar Arap milletlerinden başka milletlerden olacaklardır. İçlerinde Araplardan olan yok. Fakat ancak Arapça ile konuşacaklar”. Yani Arapça da bilecekler. “Bunlar kendi cinslerinden olmayan muhafızları, melaike-i kiram gibi vardır”. Bu aslında burada yanlış yapmış; “bunlar kendi cinslerinde olmayan bir muhafızları” değil, “hafızları vardır” şeklinde, doğrusu bu. O hafız da Kuran’ı su gibi ezbere bilen Hz İsa (a.s)’dır. Çünkü “Allah’a hiç asi gelmemiş hafız” diyor bak. Burada eksik almışlar. Allah’a hiç asi gelmemiş, hiç hata yapmayan, günaha girmeyen ancak Peygamber olabilir, değil mi? “Masum” diyor çünkü. “Masum bir hafızları vardır” diyor. Masum hafız Kuran’ı ezberden bilen Hz İsa (a.s)’dır. Bu tabii genel anlamda. Arap olmayacak diyor talebeleri Arap olmayacaklardır, Araplar’dan olmayacaklardır.

SUNUCU: Ama Arapça bileceklerdir.

ADNAN OKTAR: Arapça bilecekler. Arapça bilmek demek su gibi Arapça bilir anlamında değil. Evet, okuyabilir, anlayabilir, o anlamda inşaAllah. Fakat Mehdi (a.s) için özellikle belirtilmiştir; “Arapça bilmez” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Pek bilmez Arapça” diyor. Yani bakın bu çok manidar. “Pek bilmez”; yani hiç bilmemesi için tek kelimeyi dahi bilmemesi gerekir. Onun için “pek bilmez” diyor. Yani pratikte bilmez anlamına geliyor. Arapça’yı bilmez. Mehdi (a.s) için. Demek ki talebelerinden Arapça bilenler olacak. Buna işaret ediyor hadis inşaAllah. O kadar çok hadis var ki. “Mehdi (a.s) çıkmasından önce şarktan parlak kuyruğa sahip bir yıldız çıkacaktır”. “Mehdi evlatlarımdan 40 yaşında biridir. Yüzü necmi ziyadar gibidir”. Yani necm, “parlaktır” diyor. “Ben-i İsrail erkeklerine benzer” diyor. Buradan anlatırsak sabaha kadar bitmez. En iyisi ben size doğrudan Risale-i Nur Külliyatı’ndan anlatayım inşaAllah.

Mesela 27. mektup, Kastamonu Lahikası’nda: “Ahir zamanda Hz İsa (a.s)’ın nüzulüne ve deccali öldürmesine ait ehadis-i sahihanın manayı hakikatleri anlaşılmadığından”; “manayı hakikatleri” yani sahih hadislerin gerçek manaları anlaşılmadığı için, Hz. İsa (a.s)’ın, “bir kısım zahiri ulemalar”, Cübbeli gibi böyle zahire göre hükmeden yani müteşabih hadisi kabul etmiyor. Doğrudan anlamı budur diyor. Halbuki müteşabihdir. “Bir kısım zahiri ulemalar, o rivayet ve hadislerin zahirine bakıp şüpheye düşmüşler veya sıhhatini inkar edip veya”, işte burada Cübbeli tarzı mantığı açıklıyor. Bak, bir kısmı ne diyor; hadisin zahirine bakıp şüpheye düşüyor. “Olur mu böyle bir şey” diyor. Hiç inanmıyor bir kısmı. “Şüpheye düşmüşler” diyor. “Veya bir kısmı sıhhatini inkar ediyor” diyor. “Bu hadis değildir” diyor. “Mevzu, uydurma hadistir” diyor. Bakıyor ki akla yatkın değil, reddediyor. “Veya hurafevari bir mana verip adeta”; bak hurafe gibi bir mana verip, tam Cübbeli’nin üslubunu anlatıyor. “Muhal bir sureti”, yani imkansız bir sureti “bekler bir tarzda”, yani olması mümkün olmayan bir tarzda bekleyerek; “avam-ı Müslümüne” bütün Müslüman alemine, “zarar verirler” diyor. Yani imanlarını sarsacağı için. Çünkü Cübbeli ne diyor; “300 metrelik bir eşek gökyüzünde anırarak uçacak” diyor. “Atlas Okyanusu’na inecek, deccal de orda bekleyecek” diyor. Deccal bir adada bekliyormuş. Haberi yokmuş Amerikan İstihbaratı’nın. “CIA‘in falan da haberi yok daha” diyor. Bir tek Cübbeli’nin haberi varmış yani. Deccalin başı bulutların içindeymiş. Bir ayağı da Atlas Okyanusu’nun dibinde, elini daldırdı mı balıkları alıyor deccal. Bakın, halbuki burada müteşabih. Ben bunu açıklayacağım. Sonra deccalin eşeği böyle anırarak geliyor. Kulakları otuzar metrelik açık, deccali alıyor kafasının üzerine koyuyor, uçarak devam ediyorlar. Deccalin bir dağı var mesela böyle, çorba dağları var, ekmek dağları var. Ama mesela Ağrı Dağı gibi ekmek dağı, o dağ da onunla beraber arkasından gidiyor. Mesela yemek dağları var; patlıcan kızartma, domates, biber falan kızartılmış böyle dağlar. Izgaralar kebaplar falan böyle dağ şeklinde. Deccal nereye giderse onun arkasından beraber gidiyor. Şimdi Cübbeli’nin anlattığı bu. Hurafevari anlatım bu. Şimdi buna insanlar inanmayınca imanını kaybediyor. İnanmayınca da Allah esirgesin samimiyetsiz Müslüman tipi gelişir. Yani içi dışı değişik insanlar gelişebilir. Şimdi bu nedir? Deccal ne yapacak, bu demektir ki büyük kitleleri; mesela büyük lokantalar, büyük yemekhaneler, büyük aşevlerinde onları yedirip içirip besleyecek, bakacak. Mesela askeri tesislerde, mesela Rusya’da falan askeri tesislerde tır hesabı ile yemek geliyor askerlere. Onu yiyorlar, yani çok çok fazla besliyor onları. Ama kan dökücü olarak kullanıyor onları. Yani dağlar gibi yemek geliyor. Dağlar gibi çorba geliyor, bu o. Ve onunla beraber hareket eder diyor. Ordu hareket ettiğinde yemek kamyonları da onlarla beraber gidiyor, dağlar gibi. Çünkü koskoca ordu mesela yüz bin kişilik ordu hareket ediyor. Ve onunla beraber yemekler de hareket ediyor tabii. Buna işaret ediyor hadis. Ama Cübbeli’ye göre de bambaşka bir manası olmuş oluyor. Dağlar gibi deccal kafası bulutlarda. Ondan sonra bir de çalgısı da var deccalin. Çalgısını çalarak devam ediyor böyle. Cübbeli Hoca da onun arkasından gidecek herhalde kılıçla falan o da onu kovalayacak anladığım kadarı ile. Yani öyle bir mantık çıkıyor buradan. Bunun olmayacağı belli. Bak, “avam-ı Müslümüne zarar verirler” diyor. Allah esirgesin münafıklığa itmiş olur. Gizli dinsiz olmalarına sebep olur. Mesela deccalin eşeği tamam, gökyüzünde uçan bir eşekten bahsediyor. Otuz metre kulakları var. İki tarafa açılmış. Ve yerle konuşma yapabiliyor bu deccal. Bu uçağa apaçık işaret etmiyor mu bu? Ama Cübbeli’ye göre, mesela Cübbeli’nin semtinde deccal eşeği ile uçarken bir bağıracak, ta Obama duyacak Amerika’dan. Öyle bir güçlü sesi olacak adamın. Halbuki o zamanki işte telsiz, telefon, radyo buna işaret ediliyor. Nitekim uçaktan konuşma yapılıyor, kule ile çok rahat bağlantı kurabiliyor adam, kilometrelerce öteden değil mi? Kuleyle rahat bağlantı kuruyor. Kastedilen budur. Yani havadan, radyo dalgalarıyla bağlantı kurulacağına hadis çok güzel işaret etmiş ve mucizedir, Peygamber (s.a.v.)’in mucizesidir bu.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hiçbir şekilde aklın ihtiyarını kaldıracak hareketler olmaz demiştiniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii aklın ihtiyarını kaldıracak hiçbir olay olmaz. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) bunu müteşabih böyle anlatmıştır. Kuran’da da müteşabihat vardır bu. Bu şekilde teşbihle anlatılır. Tevrat’ta da müteşabih izahlar vardır. İncil’de de müteşabih izahlar vardır. Yani bütün hak dinlerde olan bir husustur bu ve veliler de bir konuyu anlatırken müteşabih üslupla anlatırlar. Yani aklın ihtiyarını kaldırmaması için, birçok konuda bu böyledir. “Mülhitler ise, bu gibi zahirce akıldan çok uzak hadisleri serrişte ederek hakaik-i İslamiyeye tezyifkârâne bakıp taarruz ediyorlar”, dinsizler de bunları direk kullanıp, bu hadisleri, bakın nasıl hurafeler anlatıyorlar şeklinde bunu, bak “serrişte ederek hakaik-i İslamiyeye tezyifkârâne”, saldıran ve İslam’a olumsuz ifadelerle kendince zarar vermeye kalkan bir tavır alırlar diyor. “Risale-i Nur, bu gibi ehâdis-i müteşâbihenin” müteşabih hadislerin, “hakiki tevillerini Kur'an feyziyle göstermiş”. Gerçek tevillerini diyor, “Kuran’ın fevziyle göstermiş”. Kuran’da da çünkü aynı müteşabihat var. Kuran’ın paralelindeki bir mantıkla çözmüş ve açıklamıştır diyor. Mesela diyor ki; “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” diyor Kuran’da ayet. Şimdi ip mi var, biz ipe mi sarılıyoruz? Kuran’a sarılın anlamında, değil mi? İslam’a sıkı sıkıya bağlanın anlamında.

“Şimdilik numune olarak bir tek misal beyan ederiz. Şöyle ki: ‘Hazreti İsa (a.s.) deccal ile mücadelesi zamanında, Hazreti İsa (a.s.) onu öldüreceği vakitte”, manen onu öldürecektir; “on arşın yukarıya atlayıp, sonra kılıncı onun dizine yetiştirebilir”. Yani on arşın atladığı halde ki arşın, bir hayli yüksek atlamasına rağmen ancak kılıncı Deccal’in dizine yetiştirebilir diyor, Hz. İsa (a.s.) sıçradığı halde, ancak dizine. “Derecesinde, vücutça ve o derece deccalin heykeli Hazreti İsa'dan büyüktür ki". Yani o kadar büyük ve azametlidir ki diyor deccal; “rivayet var” “Demek Deccal, Hazreti İsa (a.s.)’dan on, belki yirmi misli yüksek kametli olmak lazım gelir. Bu rivayetin zahirî ifadesi sırr-ı teklife ve sırr-ı imtihana münafi olduğu gibi”; yani Allah’ın adetullahına, imtihana, değil mi. Biz imtihan oluyoruz. İmtihan dünyası, aklın ihtiyarını kaldıracak hiçbir şey olmaz. Onun için diyor ki bakın; “sırr-ı teklife ve sırr-ı imtihana” Allah’ın yaptığı imtihana, “münafi olduğu için”, zıt olduğu için “nev-i beşerde câri olan âdetullaha muvafık düşmüyor”. Allah’ın adetullahına uygun değil bu diyor yani. Hiç olmamıştır, Kuran’da da bu bu şekildedir. Yani mucizelerde de görünmüyor böyle bir şey. “Halbuki bu rivayeti, bu hadisi, -hâşâ- muhal ve hurafe zanneden zındıkları iskât ve o zahiri, ayn-ı hakikat itikad eden ve o hadisin bir kısım hakikatlerini gözleri gördükleri halde” diyor. Evet. Yani şöyle özetle bunu çok uzun anlatıyor, bunu şimdi anlatırsak çok uzun olur. Deccalin talebeleri ve arkadaşları, ilmi ve maddi gücü, deccalin dev heykeline, dev gücüne göre çok küçüktür diyor. Sayısı azdır, fakat “onu kılıçla vurur ve öldürür” diyor deccali. Yani dizine kadar sıçrayacak derecede gücü az olmasına rağmen, o kılıncı ile vurur ve deccali öldürür. Burada kastedilen ilimdir. İlim kılıncıdır. Yani sayıları mesela, Bediüzzaman Mehdi (a.s.) talebeleri için sayıları çok az, deccaliyete göre Mehdi (a.s.) sayıları, yani ne bileyim belki milyonda bir. Ama o küçücük ordu, deccaliyeti yerle bir edecektir dünyada. İşte Hz. İsa (a.s.)’ın da o küçücük ordusu 1400 kişiliktir toplam. Koskoca dünyadaki siyasi deccaliyeti yerle bir edecektir. Mehdi (a.s.) imani deccaliyeti yerle bir ediyor. Hz. İsa (a.s.) da siyasi deccaliyeti yok edecektir. Yani imani çalışma Mehdi (a.s.)’dadır. Dünya siyasetine yönelik çalışma da Hz. İsa (a.s.)’dadır. Dünya liderlerine, dünyadaki ünlü bazı kişilere, askerlere etki edecektir. Talebeleri kanalıyla gizlice, özel bir çalışma yapacaktır. Buna işaret ediyor diyor Üstad.

CİHAT GÜNDOĞDU: Bu tabii kan döküleceği iddialarına da bir cevap olmuş oluyor. Tamamen ilmi bir çalışma olacağı şeklinde inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Said Nursi diyor, “deccalin şahsını bir mikrop, bir nezle dahi öldürür” diyor. “Asıl onun fikir sistemidir” diyor. “Fikir sistemini öldürecek” diyor Hz. İsa (a.s.). Buradan da anlıyoruz. Yoksa kıtır kıtır altına alıp kesmek yok yani, bu tarz bir şey yok. Çünkü Hz. İsa (a.s.)’da da, Mehdi (a.s.)’da da aynı fıtrat var. Kan dökücü değildirler. Mesela İncil’de de görürsünüz. Hz. İsa (a.s.) hiç elini kana bulamamıştır. Allah için gerekirse yapardı. Farz olsa yapardı, ama Allah ona öyle bir görev vermemiştir. Yapmamıştır Hz. İsa (a.s.) öyle bir şey. Ama mesela Hz. Musa (a.s.)’da öyle değildir. Mesela Hz. Muhammed (s.a.v.), bizim Peygamberimiz (s.a.v.)’de öyle değildir. Onlar kıtal de yapmışlardır. Mesela efendim, Hz. Nuh (a.s.)’da Cenab-ı Allah hepsini birden, topunu birden yok ediyor. Yani toplu kıtal var. Bir tek gemi içindeki insanları Allah canlı bırakıyor. Tamamını katlediyor. Ama Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)’da damla kan akıtmak yok. Uyuyan kişiyi uyandırmak yok. İkisi de şefkat insanı. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) bak detay veriyor. “Burnu dahi kanamaz” diyor. Bir de “damla kan akmaz” diyor, ki “az da olsa kan akar” demesinler diye, “yani ufak tefek olur öyle şeyler” demesinler diye Peygamberimiz (s.a.v.) ona açıklık getirmiş. “Damla kan akmaz” diyor. Hatta “uyuyan kişiyi uyandırmaz. Denizdeki balıklar bile ondan memnun olur” diyor. “Havadaki uçan kuşlar bile” diyor. Her ikisi de sevgi insanı, şefkat, merhamet insanıdır. Allah onlara öyle bir görev vermemiş inşaAllah.

CİHAT GÜNDOĞDU: Zaten zaferlerinin, galibiyetlerinin büyüklüğü de burda saklı değil mi Hocam inşaAllah, fikri mücadelede?

ADNAN OKTAR: Evet. Dünyada bilinmeyen bir şey var. Diyorlar ki en büyük silah atom bombası, hidrojen bombası. En büyük silah sevgidir. Yani dünyanın hiçbir halkı, hiçbir toplumu sevgiye karşı duramaz. Yani sevgiyi gösteren kazanır. Ama Darwinist, materyalist düşüncede sevgi olmadığı için, yani zulüm olduğu için, egoistlik, bencillik olduğu için, oradan dezavantajları olduğu için Allah onları oradan mağlup ediyor. Mehdiyet hep sevgi üzerinedir. Şefkat, merhamet üzerinedir. “Hocam” diyorlar, “siz Mehdi (a.s.) öncüsüsünüz, Mehdi (a.s.) talebesisiniz madem” diyorlar, “niye öyle diyorlar, adamlara işte odun gibisin” falan diyorlar, dün anlattım ya. Kardeşim Cenab-ı Allah kof kütüğe benzetiyor onları, oduna benzetiyor zaten Kuran’da, ben de kof kütüğe, oduna benzetiyorum adamları. Mesela adamlara sığır gibi diyorum, değil mi? Allah hayvanlardan daha da aşağıdadırlar diyor Kuran’da.

CİHAT GÜNDOĞDU: Yaban eşeği geçiyor.

ADNAN OKTAR: Yaban eşeklerine benzetiyor Allah. Yani Kuran’ın üslubuna paralel benim üslubum. Ayrıca bir de şöyle bir mantık var yani sanki ben haşa peygambermişim gibi böyle. Yani “örnek insan geldi” dedim sanki. “Yani beni bütün dünya örnek alsın” demişim gibi. Kardeşim ben öyle bir şey demedim ki. Allah’ın gariban, zavallı bir kuluyum ben. Günahkar, aciz bir kulum ben. Benim öyle bir iddiam yok ki. Nereden çıkarıyorsunuz siz bunu böyle? Ben “Peygamber (s.a.v.)’e uyalım” diyorum. Hz. Peygamber (s.a.v.)’e, Hz. İbrahim (a.s.)’a, Hz. İsmail (a.s.)’a, İshak (a.s.)’a, Yakub (a.s.)’a, Nuh (a.s.)’a değil mi, Davud (a.s.)’a, Hz. Süleyman (a.s.)’a efendim, Hz. İsa (a.s.)’a, Hz. Musa (a.s.)’a, “bu güzel, nurani Peygamberlere uyalım” diyorum. Örnek, ideal onlardır ve sahabelere. Nereden çıkarıyorsunuz? Beni sanki çürütünce veyahut eleştirince İslam’a, dine, davaya zarar vereceğini zannediyor bazı avanaklar. Kardeşim akılsızlık yapıyorsunuz. Benim böyle bir iddiam yok. Benim böyle bir iddiam yok. Ben tekrar diyorum. Ben Allah’ın aciz, zavallı, günahkar bir kuluyum. Benim birçok eksiklerim, hatalarım, kusurlarım var. Benimle ilgili çalışma yapmak yani bu tip eleştiriler yapmak yani bununla netice alamazsınız. Ben çünkü Kuran’a davet ediyorum zaten şahısları. Yani ters bir mantıkla yaklaşıyorlar. Yani sanki beni çürütürlerse İslam’a zarar vereceklerini zannediyorlar. Bu boş. Bundan netice alamazlar. Öyle hiçbir ifadem olmadı çünkü. Devamlı Peygamber (s.a.v.)’i örnek gösteren bir insan, sahabeleri ve geçmiş Peygamberleri örnek gösteren bir insan ve “Kuran’a uyalım, hadise, sünnete uyalım” diyen bir insanı sen istediğin kadar eleştir, yani çürütmeye çalış. Oradan netice alamazsın. Ama ben deseydim ki “ben örneğim, idealim, bana benzeyin, yani ben kusursuz insanım”. Tamam, o zaman beni eleştirdiğinde hakikaten netice alırdın. Ama şu an yaptıkları çalışmaların hepsi boş. Yani vız gelir tırıs gider.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam siz eserlerinizde, 300’e yakın eserinizde her zaman için Kuran ahlakını, Kuran’daki emirleri ön plana çıkarıp, bunlara uyulmasını söylüyorsunuz. Kendi fikirleriniz, yeni fikirler olarak değil tamamen Kuran’dan, Kuran’daki emirler çerçevesinde oluyor zaten inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün böyle elemanları oluyor. Var internette de görüyorum. Böyle şeytan maskesi kullanıyorlar. Amblem olarak var ya Facebook’ta falan, oraya koymuş şeytan maskesi gibi bir maske kullanıyor. Gece gündüz beni eleştirip “aman” diyor, “işte Adnan Hoca’nın imani kitaplarını okumayın, imani eserleri okumayın, imani filmleri, Darwinizm, materyalizm ile ilgili izahlarını yapmayın çünkü o işte şöyle hatalıdır, böyle hatalıdır”. Kardeşim benim anlattığım ayette bir hata var mı? Yok. Haşa. Hadiste bir hata var mı? Yok. Anlattığım iman hakikatlerinde bir hata var mı? Yok. Gösterdiğimiz filmlerde bir hata var mı? Yok. Ne alaka o zaman. Sen benimle ilgili ne oturup anlatıyorsun, hikaye anlatıyorsun, değil mi? Yani boş bir anlatım ve şeytani bir anlatım. Belki yani bazı cahil insanlar etkilenirler diye ben bunu söylüyorum ki, böyle bir mantıkla olaya bakmasınlar diye. Çünkü benim böyle bir mükemmellik iddiam yok. Öyle bir şeyimiz yok. Arkadaşlarımın da öyle. Hepsi yani günahkar, eksiği, hatası olan, kusuru olan herkes gibi insanız. Bütün insanlar nasıl hatalı, kusurlu, acz içindeler değil mi, günaha girebiliyorlar, tevbe ediyorlar, onlar gibi biz de bir kuluz. Oturup bizi yani haşa peygamber gibi görüp, arkasından eleştirip dine zarar vereceğini zannetmek, bu ahmaklıktır, aptalca bir harekettir. Ve son derece gereksiz, mantıksız bir çalışma olduğu da açıktır.

CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Hocam dediğiniz gibi eğer siz Kuran’a uymuyor olsaydınız belki hiçbir şekilde sizi karşılarına almayacaklardı zaten. Kendileri gibi olmuş olsaydınız inşaAllah. Yalnızca Kuran’a uyduğunuz için karşılarına alıp iftira kampanyaları olsun, işte basında karalama olsun.

ADNAN OKTAR: Kardeşim tek üzerinde durdukları konu böyle, ana konular işte “Hoca çapkındır, şudur, budur” falan. Hakikaten dediğin gibi eğer mesela ben haşa desem ki “ben dinsiz, imansızım desem”. Allah esirgesin. “Darwinizme ve materyalizme de inanıyorum ve savunuyorum”. Ve dedikleri gibi hakikaten de olsam. Dedikleri gibi de hakikaten çapkın olsam, iftihar ederler. “Ne kadar çapkın, ne kadar güzel hayat yaşıyor, playboy” falan değil mi? Görüyoruz televizyonlarda, gazetelerde.

CİHAT GÜNDOĞDU: Teşvik ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii ya, iftihar ediyor. “Bak” diyor, “kız arkadaşıyla kaçıyordu” diyor “tam yakaladık” diyor. O da artistik hareketler falan gözünü falan kapatıyor. Saçıyla suratını örtmeye çalışıyor. “Tam çapkınlık üzerinde arabada yakaladık” diyor, paltoyla falan suratını kapatmalar falan. Cilve yapıyorlar böyle afedersin bilmem ne cilvesi yani böyle. Yani, iftihar ettikleri görülüyor yani sevinç duyuyor adam. Yani onu yapmazsa, “adam anormal herhalde, hasta falan” diyorlar yani. “Ne yapıyorsun, bunun rahatsızlığı mı var?” falan diyorlar. Dolayısıyla adamların sorunu din. Allah’a inanıyor olmak, Darwinizme darbe vuruyor olmamız bunları rahatsız ediyor. Yoksa bunlar, ne alaka ya yani oturup adamlar iftihar eder öyle bir şey olsa. Tabii yani müthiş hoşlarına da gider.

CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. En korktukları şey de sizin samimiyetinizin gücü Hocam inşaAllah. Ne kadar samimiyseniz o kadar sizden tedirgin oluyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Yani mesela şimdi bu çok tatlı bir varlık. Ben bunu seviyorum. Baktım acayip hoşuma gitti. Şimdi çocukluğunun tatlılığı olduğu gibi kalmış. Yani müthiş sevimli. 4 yaşında, 3 yaşındaki sevimliliği neyse olduğu gibi kalmış. Şimdi ben bunu kanım kaynamışken, seviyorken niye gizleyeyim yani ne kadar sinsi bir hareket bu yani. Çok tatlı bir insan, hoş. Niye söylemeyeyim ben bunu. Ne diyeyim “evladım otur bakalım falan işte, Hoca efendi geldi” falan. “Haşa” falan, elimizden böyle değil mi? Yani, oyun mu oynayayım ben yani? Samimiyetsiz hareketler mi yapayım? Ben o sahtekarlar gibi yapamıyorum, bazı sahtekarlar gibi. Yapmıyorum, yapmayacağım da. Düşünmüyorum da. Yani rol, oyun oynamak istemiyorum. Yani böyle ağır softa Hoca havaları falan böyle. Yani, “ağır ol molla” desinler, böyle iki saat hani böyle kolumdan tutup getirecekler böyle. “Öhö” diye öksüreceğiz falan şöyle bir yandan bakacağım. “Evladım sana sualim var” diyeceğim, ondan sonra hırıltılı bir sesle falan. Yani ben o kıl tavırdan hoşlanmıyorum. Samimiyetten hoşlanıyorum ben, o kadar yani. Diyor ki adam “sen benim gibi ol”, olmayacağım yani Allah Allah, işine geliyorsa. Yani ben böyleyim inşaAllah. Ben sevecen, dışadönüğüm, samimiyim böyleyim. Candan bir insanım.

Ne diyorsun sevimli?

SUNUCU 2: Ben de sizin samimiyetinize dayanarak, sıcaklığınıza dayanarak geldim, misafir oldum programınıza.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Şimdi bazı alçaklar var. Mesela gidip sorsak desek ki “nasıl bir insan?” Kardeşim aklına hayaline gelmeyecek böyle alçakça eleştiriler. Böyle nefret kokan ifadeler. Mesela bu çok tatlı bir varlık. Bin bir türlü kusur bulurlar. Binbir türlü. Mesela konuşuyorum, kanım donuyor. Ben mesela sevinçle, “ne kadar sevimliydi değil mi” falan diyorum, “ne hoş” diyorum. “Ya bırak canım” diyor. “Nedir” diyorum, “ne oldu?” Öyle iblis ki yani, akıl almayacak yerden olayı yakalamış. Yani hep böyle kötü gözle bakmış. Yani hep kusur gözüyle bakmış. Güzel gözle baksana, hayır gözüyle baksana, sevgi gözüyle baksana. Yani mesela sen de böyle dünya iyisi bir insansın. Mesela bir iblise bir soralım bakalım. Akla hayale gelmedik laflar ediyorlar. Bir tane sevdiğiniz insan olsun, sevdiğiniz bir şey olsun. Nefret aşağıya, nefret yukarı, böyle öfke. İnternete bakıyoruz, birçok kişide gördüm it gibi kapışıyorlar. O ona, o ona, o ona, o ona. Üstelik de Müslümanım diyen tiplerde de böyle. Tam çakal ağzı böyle, saldırgan. Ya sevdiğin insanlar olsun, herkese muhabbetle bak. Herkese karşı şefkatle bak. Ben mesela bütün tarikatleri, bütün cemaatleri seviyorum. Hepsine saygılıyım. Ve hepsine acıyorum ve şefkat duyuyorum. Koruyup kollamak azmindeyim. Ben hiçbirisinin kılına dokundurtmam. Yani mesela Cübbeli mübbeli falan ben eleştiriyorum ama fikren eleştiriyorum. Mesela cemaatini, arkadaşlarını falan birisi ellemeye kalksa; hukuki, kanuni boynunu kırarım karşı uğraşanların yani. Hiçbir Müslümana dokundurtmam ben. Müslüman değil, kendi vatandaşıma dokundurmam, kimseye öyle bir şey yapmam. Hıristiyanları, Müslümanları, Musevileri koruyorum ben, kolluyorum ben. Yani, değil ki Müslümanlar yani. Ki ben Deniz Gezmiş’e bile acıyan bir insanım, acıdım asıldığında. Mahir Çayan, Kadir Manga falan mesela aslan gibi delikanlılardı yani. Çok kaliteli ve çok zeki çocuklardı. Taa o zaman çocuk aklımla rahatsız olmuştum, o zamanlar yani. Daha gençken. Her zaman genciz elhamdülillah da, o anlamda değil tabii.

CİHAT GÜNDOĞDU: Daha da gençleşiyorsunuz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, evvelAllah maşaAllah. Yani bende öyle bir öfke, nefret olmaz. Mesela ben o cezaevlerinin boşaltılmasında kız çocukları falan, cezaevinde zorla çıkartılmışlardı onlar. Kendini yakanlar falan oldu. Yani beni acayip rahatsız etmişti ama acayip, tarif edemem. Kızcağız, bu parmaklıklara yapışmış, yanmış. Kendisini yakmış falan. Yani, bak çektiği acıya bak çocuğun. Yani bundan memnun olunur mu? Biz bunlardan rahatsız oluyoruz, hepsi kurtulsun istiyorum. Kimsenin acı çekmesini istemem ben.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam, deccaliyet dediğiniz gibi; kin, nefret, öfkeyi insanlar arasında aşılayan deccaliyetin sistemi. Metod olarak onu kullanıyor deccaliyet. Onun karşısında sevgi var inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aferin güzel. Bak Müslümanları da zehirlemişler bir kısmını, nefret kokuyor konuşmaları. İzliyorum mesela onların blog siteleri falan oluyor böyle tartışma yerleri falan. Bana getirip gösteriyorlar. İşte “slm”. “Ne bu?” diyorum. “Selam”mış. Ağzın mı kopar selam desene. Slm, her anlama gelir bu. Selam, olur mu öyle şey? Yani akıl almaz laflar, bilmeyenlerin mümkün değil onu anlamak. Mesela “nasılsın” diyor, “nsl” mi ne ona benzer değil mi? Acayip, iç bükey işaretler, dış bükey işaretler. Kafam ambale oldu, dedim yani en iyisi ben bu işe girmeyeyim dedim yani. Anlaşılacak gibi değil. Mesela “şu ne” diyoruz, “bir bakalım” diyorlar. İki saat araştırıyoruz ne anlama geldiğini, bir işaret. Yani çöz çözebilirsen, yani böyle mason sembolleri gibi. Bir de bu çıktı yani. Dümdüz Türkçe konuşsana, Türkçe’ni geliştirsene. Mantıklı değil mi? Çünkü zengin dil kullanırsa insan hoşuna gider. Yani bir adam bana “slm” dese, gıcık olurum ben şahsen. Yani “selam kardeşim” de, güzelce konuşsana benimle değil mi? Yani şimdi el kol hareketiyle de konuşmaya benziyor bu. Şimdi adam bana gelse, “nasılsın” diye böyle hareket yapsa, şimdi bu saygısızlıktır, münasebetsiz hareket yani. Adam gibi konuş. Hayır vakitten tasarruf için yaptıklarını düşünemeyiz, çünkü acayip gevezeler. Yani mesela bakıyorum 6 saat konuşmuş yani. Öyle bir konuları da yok yani. Zaman sorunları da yok yani. Tabii.

Kaç dakika oldu konuşalı biz? 40 dakika yeter şimdilik. Devam ederiz.

SUNUCU: Kısa bir ara verelim, sonra tekrar beraberiz.

Değerli izleyenler yayına HarunYahya.Tv sitemizden devam ettiğimiz “Adnan Oktarla Gece Sohbetleri” programımız devam ediyor. Bize soru ve görüşlerinizi iletebileceğiniz ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresimizi hatırlatmak isterim. Hocam, buyurun.

ADNAN OKTAR: Evet, Tılsımlar Mecmuası, Barla Lahikası, Asa-yı Musa, İşaretü’l-İ’caz. Başka ne var onun altında?

SUNUCU: Lemalar.

ADNAN OKTAR: Lemalar. Muhakemat. Altında?

SUNUCU: Şualar var, Barla Lahikası var Hocam.

ADNAN OKTAR: Barla Lahikası var, Tarihçe-i Hayatı var bir de. Bakın diyor ki, Mehdi için birincisi diyor; “Ahirdeki iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesinde değiller”, yani iman hakikatleriyle ilgili yaptığı Mehdi’nin çalışmalar, en önemli çalışmalarıdır diyor. Darwinizme, materyalizme yönelik çalışması en önemlisidir diyor. “Fakat hilafet-i Muhammediye (A.S.M) ve ittihad- İslam”, bak “ittihadı İslam”, Müslümanların birliği. Bir kere bu oluşmadı. Bediüzzaman’ın zamanında böyle bir olay olmadı. Bediüzzaman savunmasına rağmen olmadı. Bu Mehdi devrinde olacak. Bak “ittihadı İslam ordularıyla” yani Türk İslam Birliği’yle, “zemin yüzünde” yani dünya üzerinde “saltanat- İslamiyeyi sürmek” İslam saltanatını sürmek, “cihetinde herkes de, hususan avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkarında o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor” diyor. Yani asıl halk Mehdi, işte Cübbeli de onun için diyor; çıktı mı, yer gök inletecek, arkasından askerler gelecek. Cübbeli de onun arkasına takılacak veyahut Cübbeli bizzat kendi olacak yani artık bilmiyorum mantığı nedir orada. “Ve bu isim bir adama verildiği vakit, bu iki vazife hatıra geliyor; siyaset manasını ihsas eder, belki de bir hodfuruşluk manasını hatıra getirir; belki bir şan, şeref ve makamperestlik ve şöhretperestlik arzularını gösterir”. Yani diyor ki “ben böyle faaliyet yapıyorum” diyor. “Şimdi siz beni Mehdi diye gösteriyorsunuz” diyor talebelerine, “bu çok tehlikeli bir hareket yaptığınız” diyor. Hem “siyaset manasını” diyor, “siyasetle bir alakamız varmış gibi gösteriyor” diyor. “Bir de büyüklük iddiasındaymışım gibi görünür” diyor. “Hodfuruşluk”, böyle enaniyet, “belki şan, şeref” yani “şan ve şeref olarak bunu kullanmak azmindeymişim gibi görünür” diyor. “Ve eskiden beri ve şimdi de çok safdil ve makamperest zatlar” bak eskiden beri taa yüzyıllar önce de, şu anda da şimdi de; “çok safdil” yani böyle safotorik diyor. “Ve makamperest”, makama meraklı olan zatlar, “Mehdi olacağım diye dava ederler”. “Yani ben Mehdi’yim bana uyun” diyor açıkça alenen savunuyor. “Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş” her zaman gelmiştir diyor, Mehdi ve müceddidler gelmiştir diyor; bir nevi Mehdi diyor ama Mehdi demiyor. “Bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat her biri üç vazifeden birisini” yani ya siyaset, ya saltanat, ya diyanet bunlardan bir tanesini seçmişlerdir diyor gelen Mehdiler. Ama bir tanesini yapıyor, ayrıca, bak onu da mesela diyanetle ilgili yahut saltanat veya siyasetle ilgili kısımda onun da tamamını yapmamışlardır diyor; “bir cihette yapmışlardır” diyor. Mesela kendisi geliyor Said Nursi, diyanetle ilgili çalışıyor; “bir cihette yaptım” diyor, Abdülkadir Geylani geliyor bir cihette yapmış; din. Meselâ “Mehdi-i Abbasî siyaset cihetindedir” diyor, “bir yönüyle yapmıştır” diyor. Yani hepsi bir yönüyle yapmışlardır ve “bir yönün bir cihetiyle yapmışlardır” diyor. “Yapması itibariyle Ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını almamışlardır” diyor. Çünkü Büyük Mehdi bu üç görevin üçünü de yapıyor ve tamamını yapıyor. Eksiksiz yapıyor, yani bir cihette yapmıyor, tam yapıyor. “Hem mahkemede Denizli ehl-i vukufu” yani bilirkişi heyeti Denizli Mahkemesi, Bediüzzaman o zaman yargılanıyordu biliyorsunuz; “bazı şakirdlerin bu itikatlarına göre, bana karşı demişler ki: ‘Eğer Mehdilik dava etse, bütün şakirdleri kabul edecekler” yani Nur talebelerinin hepsi kabul edecek Bediüzzaman Mehdilik iddia etse. “Ben de onlara demiştim: ‘Ben kendimi seyyid bilmiyorum, bilemiyorum’. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Hâlbuki Ahir zamanın o büyük şahsı Mehdi, Âl-i Beyt'ten yani seyyid olacaktır” ben seyyid değilim diyor. “Gerçi, manen ben Hazret-i Ali`nin (r.a.) bir veled-i manevisi hükmünde ondan hakikat dersini aldım”. Yani “Hz. Ali’nin manevi evladıyım” diyor, herkes gibi, her Müslüman gibi. “Ve Al-i Muhammed Aleyhisselam bir manada hakiki Nur şakirtlerine şamil olmasından, ben de Al-i Beyt’ten sayılabilirim”. Yani “manen Al-i Beyt’ten sayılabilirim” diyor. Yani her Nur talebesi gibi, her Müslüman gibi. “Fakat bu zaman şahs-ı manevi zamanı olmasından ve Nur’un mesleğinde hiçbir cihette benlik ve şahsiyet ve şahsi makamları arzu etmek ve şan şeref kazanmak olmaz. Bu sırr-ı ihlâsa tam muhalif olmasından, Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür ediyorum ki, beni kendime beğendirmemesinden”, “ben kendimi beğenmiyorum” diyor Bediüzzaman. “Ben öyle şahsi ve haddimden hadsiz derece fazla makamlara gözümü dikmem”. “Yani benim öyle bir iddiam yok” diyor Bediüzzaman. Ama buna rağmen Mehdi diyorlar. Ve ‘Nur’daki ihlâsı bozmamak için, uhrevi makamat dahi bana verilse, bırakmaya kendimi mecbur biliyorum’ dedim, o ehli-i vukuf sustu”. Yani “mahkemenin kanaati geldi böyle deyince” diyor, bilirkişinin.

CİHAT GÜNDOĞDU: Zaten burada neden Mehdi olamayacağını delillendirmiş, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, ısrarla “Mehdi’sin” diyorlar, o da ısrarla neden Mehdi olamayacağını uzun uzun delillerle anlatıyor. Bir kere Mehdi’nin ittihad-ı İslam’ı meydana getireceğini söylüyor Bediüzzaman. “İttihad-ı İslam meydana gelmedi benim zamanımda” diyor. Yani “Müslümanlar birleşecek, ittihad-ı İslam orduları olacak” diyor. “Şu an ittihad-ı İslam orduları var mı?” diyor. Yok. “O zaman olmamış” diyor. “Mehdi hâkim olacak, ben hâkim miyim, ben mahkûmum” diyor Bediüzzaman. “O hâkimlik yapacak, adaleti tevzii edecek” diyor. Mesela “Mehdi en büyük müceddid ve en büyük müctehid olacak” diyor, “bütün mezhep imamlarının üzerinde olacak” diyor. “Peki ben” diyor, “şu an, şafi mezhebinde mukallitim” diyor. “Şafi mezhebine mensubum ve mukallit bir insanım” diyor. “Dolayısıyla eğer mutlak müçtehid olsam, müceddid olsam, mezhep imamlarının üzerinde olsam, şafi mezhebine neden uyayım?” diyor. Değil mi? “Yani kendim asr-ı saadetteki gibi Kuran’a ve hadise tabi olarak, kendim mezhep üstü sahabe dönemindeki gibi bir hayat yaşardım” diyor. Değil mi? Dolayısıyla gelecek Mehdi(a.s.), mutlak müçtehid ve mutlak müceddid olduğu için, bütün mezhep imamlarından daha büyük olduğu için, hepsinin hükmünü kaldırmış oluyor. Tabii hak hususlar kalacak ama, yanlış hususları değiştirecek, düzeltecek. “Dolayısıyla bu yönüyle de Mehdi(a.s.) değilim” diyor. Yani mehdilik vasıfları olarak sayıyor Said Nursi Hazretleri.

CİHAT GÜNDOĞDU: Seyyid olmadığını söylüyor.

ADNAN OKTAR: Seyyid olmadığını söylüyor. “Ben mesela seyyid değilim, o gelecek Ahir zaman şahsı seyyiddir” diyor. “Ve bütün seyyidler cemaati birleşecek ve ona destek olacak” diyor. Bediüzzaman zamanında öyle bir şey olmadı. “Ve bütün ulema ve evliyanın”, hepsinin diyor; “desteğini alacak” diyor. “O da olmadı” diyor Said Nursi.

SUNUCU: Ve siyaset, saltanat, diyanet demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet. “Mesela saltanat sürecek” diyor. “Ben saltanat sürmedim” diyor. Siyasetle ilgilenecek Mehdi (a.s.) aynı zamanda, siyaset dünyasına hakim olacak. “Bunu da yapmadım” diyor. Değil mi? “Bu yönden de değilim” diyor. “Buradan da anlamanız lazım” diyor. “Ayrıca Hz. İsa (a.s.) ile birlikte namaz kılacak” diyor. “Hz.İsa (a.s.)’ın çalışmaları, faaliyetleri sonucunda İslam bütün dünyaya hakim olacak. İkisi birlikte İslam’ı dünyaya hakim edecekler” diyor. “Benim zamanımda bu da olmadı” diyor. Hz. İsa (a.s.) arkasında namaz kılmadı. Değil mi? Hz. İsa (a.s.) Bediüzzaman’ın arkasında namaz kılmış değil. “Ve Hz. İsa (a.s.)” diyor, “bir cemaati olacak, bir topluluğu olacak. Bununla faaliyet yapacak. Ve Mehdi(a.s.)’a gelip iktida edecek, bağlanacak ve vezir olacak. Bu da olmadı” diyor Bediüzzaman. Değil mi? Dolayısıyla bu kadar delili uzun uzun yüzlerce sayfa açıklamasına rağmen, daha hala talebeleri sevdikleri için, mehdilik iddia ediyorlar Said Nursi için. O da buna “sehil ve hatadır” diyor. “Ama hüsnüzan her zaman olur” diyor. “Talebeler Hocalarına hüsnüzan ederler” diyor. “Acaba Mehdi (a.s.) midir?” derler diyor. “Ama bakın bunun hakikati budur” diyor. “Mehdi (a.s.) geldiği vakit, vakti ve hali müsade etmez” diyor, “vakit ve hal dardır” diyor. “Yani derin tetkik ve tecrübeye ihtiyaç duyulan konularda bizzat kendisi vakit ayırıp çalışma yapamaz” diyor, Mehdi (a.s.)’ın. “Ondan evvel bir taife bunu hazırlayacaklar” diyor. “Bilim adamlarının çalışmalarını hazırlayacaklar. O onları bir araya getirip bir eser hazırlayacak, onunla Darwinizmi, materyalizmi yok edecek” diyor. Bir de en önemli delillerinden bir tanesi Bediüzzaman’ın şudur; “ben” diyor, “Darwinizme karşı bir çalışma yapmadım” diyor Bediüzzaman. “Mehdi(a.s.) yapacak” diyor. Yani Darwinizmi, materyalizmi; “madiyyun ve tabiyyun taununu tam susturacak tarzda bir çalışma yapacak” diyor. “Ben yapmadım” diyor. Yapmamıştır zaten görünüyor. “Mehdi(a.s.) tam susturacak” diyor. Şimdi bak aradaki şeyler bu. “Ve küçük bir talebe grubuyla çıkacak” diyor. “Ama bu çalışmaları yaparken” diyor, “Risale-i Nur Külliyatı bana gelmedi” diyor. “Allah ilhamla bana yazdırdı, fakat bana ait bir eser değil” diyor. “Bu bana bildirildi ki” diyor, “Allah bunu bana bildirdi” diyor, “ilhamla bildirdi” diyor. Ve işte diğer delillerle de bunu açıklıyor, “Risale-i Nur’un gerçek sahibi Mehdi(a.s.)’dır” diyor. “Yani gerçek Nur talebesi odur” diyor. “Ve onun talebeleridir” diyor. “Benim vazifem” diyor, “Mehdi(a.s.)’ın pişdar bir neferi, öncü bir askeri olmak, O’na zemin hazır eden bir dümdarıyım” diyor. Yani “onun bir hizmetçisiyim ben” diyor ve açık açık kendisi ifade ediyor. “Ona zemin hazırlıyorum ben” diyor. “Ta Ahir zamanda, benden bir asır sonra gelecek” diyor. Ve bunu da çok açık söylüyor, “benden bir asır sonra gelecek” diyor. “Küçük bir talebe grubu olacak, onlarla çalışma yapacak. Hz.İsa (a.s.) ile birleşecek. İslam bütün dünyaya hakim olacak, ittiad-ı İslam olacak. Ve yeryüzünde bir İslam saltanatı ve bir İslam güzelliği, İslam medeniyeti olacak” diyor. Bunlar daha olmadı. “Ve Ahir zamanın fesadı, Ahir zamanda daha şiddetlenecek” diyor. “Dünyanın en büyük fesadı olacak” diyor. “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem Mehdi (a.s.), hem mürşid, hem kutb-u a’zam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o da Ehl-i Beyt-i nebeviden olacaktır” diyor. Bütün bunlara rağmen kardeşlerimizin epey bir bölümü bu konuyu anlamıyor. Anlamazdan geliyorlar. Böyle ev toplantıları yapılıyor güzel, çaylar tepside geliyor falan, bıyıklar kelebek, böyle kenarlara oturuyorlar. “Aç bakalım” diyor, Risale-i Nur’dan Mehdi(a.s.) ile ilgili bölümü. “Ya fitne olur şimdi o kısmı geçelim” diyor. “Deccalle ilgili konu, o konu da fitne olur, onu da geçelim” diyor. Hangi konuları açalım? İşte kendisine uygun olan yerler. Peki bu konular öyle fitne oluyorsa, Bediüzzaman bunu niye koydu Risale-i Nur Külliyatı’na? Derdi, “bu mahrem risale, bunu kaldırın, gizli tutun, okutmayın” derdi. Nitekim var, mahrem risaleler var. “Okunmasın” diyor Üstad, “has talebelerim bilsin” diyor, okunmuyor gizli. O kadar. Yani bunun okunması ve bilinmesi, çünkü diyor; “benim ana görevim, yani geliş amacım, faaliyet amacım” diyor, “Mehdi (a.s.)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona ortam hazırlıyorum, benim görevim bu” diyor. “Yani Allah beni bununla görevlendirdi” diyor. Şimdi ana görevim bu dediği halde ve Bediüzzaman’nın ana görevini anlamayıp başka mantıklar ortaya koymak acayip olur. “Yok arkadaş sen yanlış anlıyorsun” diyorlarsa, ben buradayım yani. Evlerine de gidebilirim çağırsınlar bana, bir lokantada da bir yerde de olabilir, sokakta. Kitapları da getireyim bana tarif etsinler, anlatsınlar aksi varsa. Yanlış biliyorsam yani. Olur olur insanlık hali. Mesela ben harfleri yanlış okuyorumdur, tersten okuyorumdur, bana doğrusunu anlatsınlar. Ama bunun böyle örtbas edilmesi bile, Mehdi (a.s.)’ın geldiğinin bir alametidir. Bu konudan bu kadar korkulması, yani hatta gerekirse açıkça alanen yalan söylenmesi Mehdi (a.s.)’ın geldiğinin apaçık alametidir. Çünkü hiç görülmemiş bir şey oldu bu.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam tarif ettiğiniz insanlar mücadeleyi arayan insanlar olsalardı zaten Mehdi (a.s.)’ı da farkeder, Mehdi(a.s.)’ın faaliyetlerini de farkedecek insanlar olurlardı zaten inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi, riskten, rahatlarının kaçmasından kaçınıyorlar. Öyle olmaz. Bediüzzaman hiçbir şekilde kaçınmadı. Gerçek Nur talebesi ise, mesela haksız yere sürekli hapiste yattı. Hak edecek bir şeyi yok onun. Ve sonra da beraat etti zaten, haklı olduğunu da oradan anladık. Yani sürekli beraat etti. Mesela karakolda iki ay gözaltında tutuluyor, karakolda. Nezarethanede. Şu an iki gün falandır en fazla. O zaman iki ay. Bir de o kadar titiz ve temizliğine titiz bir insan düşünün. Bak 70 yaşında yaşlı bir insan, binbir türlü hastalığı var, karakolda iki ay gözaltında tutmak ne demektir, değil mi? Olağanüstü temizliğine titiz bir insan. Ne kadar zor olacağını düşünebiliyor musunuz orada? Oradan mahkemeye sevkediyorlar, mahkemeden hapise gidiyor. Hapiste de tahta barakadan hücre hapsine koyuyorlar, tahtadan. Soba yok, hiçbir şey yok. Kış kıyamet böyle. Yani zemherinin böyle en ayaz dönemi, en soğuk dönem. Orada tutuyorlar. Ve sürekli Allah’a şükrediyor, hiç şikayetçi değil. Risale-i Nur Külliyatı’na bakın, “Allah’a şükür olsun” diyor. “Cenab-ı Allah bizleri imtihan ediyor” diyor. Ama hakikaten de makamı ondan artıyor. Yani o yüzden, onlardan artar. Bediüzzaman olmasının nedeni odur. Allah’ın ona verdiği o kadar harikanın, o kadar kerametin sebebi onun güzel ahlakı inşaAllah.

Mehdi (a.s.)konusunu duymuş muydun daha önce?

SUNUCU 2: Daha önce duymamıştım, sizden dinledim bugün.

ADNAN OKTAR: Ahir zamanda İslam’ın hakim olacağı bir yıl olacağı, bir zaman olacağı Tevrat’ta, İncil’de, Zebur’da ve bütün kutsal metinlerde de geçer, Ahir zaman diye bir dönem vardır. Hatta en eski yazmalarda bile bu görülür. Hatta Budist felsefede, efendim mason felsefesine bile bu girmiştir. Mesela Ahir zamanda Adonai’ın veyahut Adon’un dünyaya hakim olacağına inanır masonlar. Adon’u bekliyorlar daha hala. Mesela Zerdüşt dininde de vardır zerdüştlükte. Ateşe tapanlarda da vardır. Ahir zamanda bir şahsın gelip dünyaya hakim olacağı, ta Nuh (a.s.) devrinden beri, Hz.Adem (a.s.) devrinden beri bilinir Mehdi (a.s.)’ın geleceği. Hz.Musa (a.s.) Allah’a yalvarmıştır, Mehdi (a.s.) olmak için. Üç defa yalvarmıştır ayrı ayrı. Üçünde de reddedilmiştir. “Yarabbi beni Mehdi (a.s.) yap” diye. Çünkü Tevrat’ta çok uzun övüldüğü için, Zebur’da çok uzun övüldüğü için. Yani yüzlerce sayfa bahsediyor Tevrat’ta Mehdi (a.s.)’dan. Çok çok fazla bahsediyor.

SUNUCU 2: Bildiğiniz gibi okullarda dini eğitim bu kadar içerikli verilmiyor. O yüzden benim yaşıtlarımın da, benden daha küçüklerin de bu konuda bilgisi yeteri kadar değil. Hani insanlar ya da gençler kendi araştırıp öğrenerek bu konuda bilgi sahibi olabilir ancak. Çünkü gerçekten dini eğitim eksikliği var. Hani bir yere kadar veriliyor. Allah inancı, işte Meleklere iman, kitaplara hakkında kısa bir bilgiden geçiliyor. Ve zaten lisede artık birer saatlik eğitim veriliyor bu konuda. Üniversitelerde zaten dini eğitim yok biliyorsunuz. Yani bu tamamen gençlerin kendi araştırmasına kalmış oluyor. İşte bilinçli gençler bunu araştırıyor, öğreniyor. Ama çok güzel bir şey, ben çok memnun oldum programa katılmaktan, sizi dinlemekten.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Bu durum da özel olarak Mehdiyet için Allah tarafından hazırlanmıştır. Mesela çünkü, insanların halisane ve safiyane Mehdiyeti kavraması için Allah özel bir zemin hazırlamıştır. Şu an dünyada bu zemin mevcut. Bunun üzerinde Mehdiyet gelişiyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: Bir sorumuz vardı Hocam Mehdiyetle ilgili olarak. Sorayım inşaAllah. Adapazarı’ndan Ertürk Can kardeşimiz sormuş: “Hocam siz her sohbetinizde Hz.Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiğini belirtmektesiniz ve hadislerde onun 314 askeri, talebesi olacağı bildirilmekte. Peki Hocam O’nun talebesi olmayıp da dışarıdan onun Hz.Mehdi (a.s.) olduğunu anlayıp, onun talebesi olmayı canı gönülden isteyen bir insanın durumu ne olacak? Sevgi ve saygılarımla”.

ADNAN OKTAR: Ben kendimden alıyorum, mesela ben Bediüzzaman’ın zamanında olsaydım, ben onu duysaydım mesela hapsedildiğini görseydim, inanın bana yeri göğü birbirine katardım. Yani onun tüyüne dokundurmazdım, Bediüzzaman’ın. Yıkardım dünyayı size söyleyeyim. Yani ben gözümün önünde 70 yaşında bir insanı alacaklar, tahta barakanın içine sokacaklar, ben de susacağım. Ve bu kadar halisane çalışma yapan bir insana. Bakın Bediüzzaman, 70 yaşında bir insana attıkları iftiraya bakın, o zamanın kahpelerinin, alçaklarının. “Kasayla akşam rakı gönderiyorlar” diyor evine. Bakın binbir türlü hastalığı olan bir insan, kasayla rakı gönderiliyormuş. Ehl-i sünnet alimine yaptıkları iftiraya bakın. “Gece olduğunda” diyor, “kadınlar, açık saçık”, açık saçık derken böyle yani fahişe kadınlar, “fahişe kıyafeti giyinmiş kadınlar gidiyordu” diyor. Yoksa açık saçık deyince, açık bir insan o anlama gelmez tabii. Onlar bizim hepsi kardeşimizdir ama hani bir klasik fahişe kıyafeti vardır ya bilinen, halk arasında bilinir. O şekilde. Asıl mesleği de fahişe olan kadınların oraya gittiğini iddia ediyorlar Said Nursi’nin yanına. 70 yaşında, zor konuşuyor bu insan. Hayvan herif yani bu kadar alçakça iftira olur mu? Bediüzzaman da mübarek, benim o güzeller güzelim cevap veriyor ona. Ben olacaktım da o zaman o adam konuşacaktı öyle. Yani bilmiyorum bayağı bir uğraşırdım. Kanun, hukuk ölçüleri içerisinde bayağı bir uğraşırdım. O lafı ona yuttururdum ben. O zamanın gazeteleri akıl almaz üsluplarla işte, Said-i Kürdi bilmem ne, işte “Nurcu başı buraya geldi”. Üsluba bak; “Nurcu başı”. Yani ortamı boş bulmuşlar anladığım kadarıyla. Yani sahipsiz bulmuşlar. Ağzına geleni döktürmüşler. Tabii o ayrı bir konu. Ama şimdi bizim anlatmak istediğimiz şu; Mehdiyet farkedildiğinde ne yapılır?M ehdiyetin amacına bakarız biz, Darwinizmin, materyalizmin çökertilmesi. Var gücümle gayret ederim. Mesela internet siteleri açarım. Zor bir şey değil ki. Çok az bir şey, cüzi bir ücrete. Blog site açarım veyahut site açarım. En etkili eserlerden, kitaplardan alır oraya koyarım. Gider arkadaşlarıma, komşularıma gider anlatırım, kardeşlerime anlatırım. Değil mi? Hakkı savunurum, Müslümanlara iftira atılıyorsa onların cevaplarını veririm. Ama bununla oturup uğraşmaya da gerek yok işin doğrusu. İftira atanlara en acı verecek şey nedir? Dinin yayılmasıdır. İman hakikatleridir. Oturup Müslümanları savunmakla vakit kaybetmesinler. Direkt dini anlatsınlar, İslam’ı anlatsınlar. Onlar daha da kızdırır. Bazen mesela ben arkadaşlarımı görüyorum, oturup beni savunuyorlar. Ne savunuyorsun? Adam istediğini desin yani. Sen tank gibi ez geç. İşine bak sen. Ne uğraşıyorsun? Onun en ağırına gidecek şey dinin anlatılması, imanın anlatılmasıdır zaten. Kuran’ın anlatılması. Kuran anlatıldıktan sonra, İslam anlatıldıktan sonra adam bana istediğini desin. Sana ne? Yani vız gelir tırıs gider. Bize ne etki edecek yani? İt ürür kervan yürür derler. Bütün mesele kervanın gitmesindedir. İtin ürümesiyle ne uğraşıyorsun. Habire ite taş atıyorlar. İki saat onlara cevap veriyorlar, bilmem ne yapıyorlar. Buna gerek yok. Direkt imani, Kurani konuları anlatmak lazım. Kardeşlerimizin yapacağı, birbirlerine sevgi duyacaklar, şefkat duyacaklar. İslam Birliği için, Türk İslam Birliği’nin oluşması için, birbirlerini teşvik edecekler. Bir de Bediüzzaman diyor ki, bak diyor; “avamın çabuk iğfal olunabilen akılları” diyor. Bir tehlike vardır. Çabuk iğfal olur insanların aklı. Mesela benim kızım buraya geldi. Biz bununla konuşuyoruz, mesela itin birisi buna gelse, bunun aklını bir anda allak bullak edebilir. Yani “avamın” diyor bak, “çabuk iğfal olunabilen”. İnsan açıktır telkine. “Sen ne yaptın ya”, diyor mesela. “Ne yaptım ki” falan diyor. “Aman onlar çok tehlikeli adamlar ya” diyor. “Senin aklın başında mı? Sen kendini mi kaybettin?” falan diyor. Ona biraz direniyor. Önce bir aklı direnir. İkinci birisi geliyor, “sen herhalde çıldırdın ya” diyor. “Ben seninle alakayı kesiyorum arkadaş” diyor. “Delirmişsin sen. Ne yaptın sen?” diyor. İşte bu büyü etkisi yapar. Yani her insan öyle güçlü değildir. Üçüncüye dayanamıyor düşüyor. Yani hatta biraz daha üzerine gitseler ağlar. Yani öyledir, güçsüzdür insanlar. Ben kardeşimi tenzih ederim de. Birçoğu öyledir insanların. Onun için bakın bu tehlikeye karşı Üstad dikkat çekiyor. “Ondan” diyor, “yirmide birine dahi güven olmaz” diyor. “Bu hâlâta karşı” diyor, “hamiyeti İslamiye gerekir” diyor. Yani İslam’ı koruma hissi, “sebat yani sabırlı olmak ve metanet, sarsılmamak gerekir” diyor. Çünkü şimdi bize yağmur gibi dava açıyorlar. Şu anda da bana devam ediyor, kimsenin haberi yok. Peşpeşe mahkemelerim var. İftira üzerine iftira, tehdit üzerine tehdit, oyun üzerine oyun. Benim normal hayatımdır bu benim. Yemek içmek gibi, sabah kahvaltısı gibi alalade bir şey. Ama alışık olmayan bir insanı bu çok sarsar. “Vay” falan diyor adam, beti benzi gidiyor, ödü kopuyor. Yani mesela zırt pırt bize gelir değil mi, karakoldan davet ederler. Bilmem ne yaparlar işte. “İfadeniz var”, ertesi gün yine bir “ifadeniz var yine buyrun” falan. Böyledir gece gündüz. Bir ayağımız adliyede, bir ayağımız karakolda, bir ayağımız burada, bir ayağımız evde. Sürekli faaliyet halindeyiz. Bu Müslümanın normal bir vasfıdır. İftirayı biz durduramayızki. Sebatlı olacaklar, sebat. Sabırlı olacaklar. Ve metanetli olacaklar. Yani adam üfürsen gidiyor. Ufacık bir şeye dayanamıyor. Bir de hassas noktalarından yaklaşıyorlar, oradan bam tellerine dayanamıyorlar. Mesela “yobaz” diyor bu, dayanıyor ona. Ama mesela böyle çapkın falan dedin mi, bizim toplumumuz özellikle bu konulara daha hassas olduğu için, orada bir gidip geliyor. “Hoca adam bu adam” diyor. Ama önce bir onu koyuyor önüne dikkat ederseniz. “Hoca adam, o zaman bu nasıl oluyor ya” diyor. Ama Hoca adam demese de mesela, üniversite öğrencisi bu dese, herhangi bir insan dese o zaman o madde, şık kalkıyor zaten. O zaman çapkın olmak çok normal geliyor ona. Bir şey demiyor o. Ama Hoca adamı koydun mu, arkasından o gitmiyor artık ondan sonra. Arkasından tepe taklak devriliyor adam. Ve inanıyor da, kaz gibi böyle. “Gözünle gördün mü?”, “yok” diyor. “Kulağınla duydun mu?”, “yok” diyor. “Ama gören varmış” diyor. Kuran’ın ölçüsü bu değil. Gören varmış olur mu? O zaman ben de seni gördüm diyeyim. Olur mu öyle şey? Mesela bana bazen geliyorlar, çok özür dilerim alenen belli fahişe olduğu. Konuşmalarından, üslubundan belli. Yani bayağı da tehlikeli bir tip. Ben nezaketimle hiç hissettirmiyorum. Benim kızım mesela çok tatlı, çok çocuksu. Ama bazı tipler vardır belli olur. Halk arasında bilinir, oynar adam. Değil mi, çok çok özür dilerim adı da vardır onun, derler adama, mal derler böyle belli olur. Yani o tarz bir tip, diyor ki; “Adnan Bey hakkınızda çok dedikodular duyuyoruz” falan diyor. Ben de nezaketiyle anlatıyorum, dinliyorum. Halbuki benim kafamdan binbir türlü, acaba diyorum esrar satıcısı mı bu, fahişe mi, yani kafamdan binbir türlü şey geçiyor. Yani ne tür tehlikesi olabilir. Yani nasıl konuşmayı kısa keseyim de işime bakayım falan onun peşindeyim. O da beni eleştiriyor, o da bana anlatıyor, böyle “gazetede duydum” diyor, “Baron’un gazetesinde böyle bir şey duydum” diyor. Ben de ona böyle, tam yüzde yüz masum, temiz bir insan muamelesi yaparak saygıyla cevap veriyorum. Halbuki ben de ona diyebilirim ki, “senin de her tarafından akıyor”, değil mi, yani bayağı tehlikeli bir adam. Ben senin nereden bileyim esrarkeş olmadığını, esrar satıcısı olmadığını, cinsi sapık olmadığını, değil mi, fahişe olmadığını nereden bileyim de diyebilirim, nezaketen ama demiyorum. Böyle bir patavatsızlık içinde de oluyor insanların epey bir kısmı. Halbuki böyle bir şey olduğunda, mesela ben Bediüzzaman’a adam diyor ki, “akşamları rakı gidiyor, kasa kasa rakı götürüyorlar” diyor. Şimdi ben sağlıklı bir akla sahipsem, ben bunu acaba diye biraz düşünsem, iki üç dakika düşünsem akli dengem yerinde değildir. Yani normal bir insan bunu yapmaz. Acaba diyebiliyorsa, buna vakit ayırabiliyorsa normal bir insan bunu yapmaz. Bediüzzaman’ın yanında fahişelerin ne işi var, yani buna inanılır mı? Bediüzzaman buna cevap vermek mecburiyetinde kalmış bu insan, cevap verilir mi böyle bir şeye, cevap vermek mecburiyetinde kalmış. Halbuki Müslümanda insan ferasetle bilecek, diyeceksin ki bu insana, böyle bir dava adamına rahatça iftira atılılır. İftira da kolay bir şey, ispatı var mı, yok. Kardeşim şu ana kadar mesela bize binbir türlü iftira attılar. Dediler ki “bunda şantaj kasetleri var, bütün milleti kasede alıyor” falan. Tamam olabilir insanlık hali, getir masanın üzerine koy kardeşim, bu kadar aradın didik didik, ta tahtaları kaldırdın, döşemeleri kaldırıp aradılar, değil mi, duvarları söktüler, tavan aralarına baktılar, artık her yere baktınız, olmadığına göre demek ki iftiraymış. Dediler ki “şantaj fotoğrafları bilmem neler var”, e nerede bunlar peki? Hayali. Hep oyun, mesela hiçbirisinin aslı astarı çıkmadı. Mesela dedi adam işte Ebru Şimşek, “beni eve götürdü, yatağa yatırdı, silahlar bu kadar” diyor. Nereden bulacağız o kadar silahı, bir de o kadar silah olur mu? Obüs topu gibi, hiç görülmemiş bir şey. Benim elimde de varmış silahlar, bilmiyorum yani şu uçaksavar tarzı falan bir şeyi tarif ediyor herhalde. “Odaya doluştular” diyor, onu da yatırmışız güya, bir de yanında birisi varmış, “çekin kamerayla” demişim. Kamera çekimleri başlamış, uzunca kameraya çektikten sonra kasedi elime almışım böyle. Ünlü bir artist var ya bu konularda isim vermeyeyim de, hani Türk filmlerinde oluyor ya. Şimdi söylersek tabii yakışık almaz. Kurnaz bir gülmeyle kasedi gösterip, “yani senin elin mahkum, bundan sonra bana geleceksin” demişim ve göndermişiz. Yani Allah’tan, Allah’a çok şükür filmi elimize geçti. Bizim evin filmini de çektik. Mahkeme heyetinin önüne koyduk. 60 metrekare filan uydurma bir dairede, pimapen pencereden bir yer, tavanında kirişler aşağı sarkıyor, böyle bir yer. Orada da böyle bir olay var. Yanında da bir şahıs var, pür neşe Ebru Şimşek görüntüde. Bayağı neşeli, kahkahalar atıyor, acayip gülüyor, şakalaşıyorlar adamla. Öyle bir film, gayet de rahat yani üslup olarak. Zaten psikiyatristler de inceledi, “çok rahat” dediler, “öyle bir şey yok” dediler. “Yani tehdit altında falan değil” dediler filmde. Yani uzman, bilirkişi heyeti mahkemede inceledi. Mahkeme baktı bizim evin filmiyle o evin filmine, uzaktan yakından alakası yok. Bizim evin tavanı asmolen dümdüz tavan, kiriş falan yok. O bayanın evinde kirişler aşağı doğru sarkıyor, koskoca kirişler var. Pencereleri şu kadar küçük pimapen pencereler. Biz de tavandan tabana kadar, uzaktan yakından alakası yok.

CİHAT GÜNDOĞDU: Bir apartman dairesi o, sizin kaldığınız ev ise bir villaydı inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mahkeme heyeti bakar bakmaz anladı. İftira, oyun olduğunu, ve ben bundan beraat ettim Ağır Ceza Mahkemesi’nde. Ne silahlar filmde var, ne ben varım orada, ne arkadaşlarımız var, kimse yok. Bir tek arkadaşı var, onunla da şakalaşıyor, gayet neşeli. Yani iftira atmak bak bu kadar kolay. Basın bunu 10 yıl kullandı, 10 yıl. Ve milyonlarca insan da buna inandı. Beraat ettim, yani Türkiye’nin yüzde biri bilmiyor şu an beraat ettiğimi.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hiçbir şekilde haber yapılmadı.

ADNAN OKTAR: Bilinmiyor. Biz işte böyle internette, oradan buradan haber veriyoruz. Yani böyle bir sistem var. Bu durumda işte Müslümanların yapacağı sarsılmamak olması lazım. Yani sarsılmayacaklar, her habere inanmayacaklar. Özellikle baronun ekibinin açıklamalarına, ki baron tam deccalin adamıdır, inanmaları son derece yanlış olur. Yani onun medyasının, baronun medyasının faaliyetlerinden hiçbir şekilde etkilenmeyecekler. Çok aşağılık bir kadrosu var, satılmış kadrosu var baronun, onları kullanıyor. Ona da böyle baya inanan tipler oluyor. Çok küçük düşmüş olurlar, bundan kaçınacaklar, akılcı bakacaklar. Mehdiyet bence öyle anlaşılmayacak bir konu değildir. Mehdiyet İslam’ın dünyaya hakimiyeti, Türk İslam Birliği için var gücüyle gayrettir. Yapmıyorsa bir adam, bir insan bunun pek bir açıklaması yok.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam bir insanın Mehdiyeti tespit edebilmesi için zaten yeryüzündeki fitne ortamını da doğru değerlendirmiş olması ve fitne ortamı olduğunu da tespit etmiş, anlamış olması gerekiyor, öyle değil mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki maşaAllah. İnternetten şu an bizim yayın nasıl, aç bir bakayım. Ben önce bir kendimi göreyim bakayım, evet.

Yani özetle Müslümanlar son derece candan olacak, birbirlerini çok iyi koruyup kollayacaklar. Cemaat farklılıklarından öfke duymayacaklar birbirlerine. Başı açık, başı kapalı falan feşmekan öyle bir konu olmayacak. Hepsini çok sevecekler. Mesela benim kızım nur gibi, çok tatlı. Değil mi, kuzu gibi, bunu insanın sevmemesi mümkün mü? Mesela sen de öyle nur gibi tertemiz insansın, mazlum insansın. Şefkatle bakacağız, özellikle kız kardeşlerimizi çok iyi koruyup, kollayacağız. Ondan sonra kendi kardeşimiz gibi şefkatle koruyup kollayacağız. Merhametle koruyup kollayacağız. Müslümanları çok iyi koruyacağız. Mesela Sülaymanlı kardeşlerimiz vardır, Kuran kursları kurmuşlardır, Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebeleri. Nur gibi tertemiz insanlardır, Nur talebesi kardeşlerimizi çok seveceğiz. Nakşi kardeşlerimiz vardır, Kadiri kardeşlerimiz vardır. Onlar tabii manevi Nakşidir, çünkü tarikatlar kalkmıştır artık, şu an Mehdi (a.s.)’ın talebesi olmuşlardır onlar. İsteseler de istemeseler de şu an Mehdi(a.s.)’ın feyzinden istifade ediyorlar. Yani şu an şeyhlerinin değil, Mehdi(a.s.)’ın feyz ve gölgesi altındalar. Onun manevi tasarrufu altındalar şu an. Yani şeyhleri de dahil olmak üzere. Bütün hak tarikatlar şu an öyledir. Çünkü asrın kutbu gelince bütün feyzler ve bereketler onun kanalıyla yayılır, bunu herkes bilir inşaAllah. Allah onu vesile eder. Bunlar maddi güçle de pek alakası olan şeyler değildir o kadar. Yani vardır ama o kadar değildir. Samimiyettir, mesela samimi Müslüman olduğunu göstermek çok önemli, samimi anlatmak çok önemli ama illaki metanet ve sarsılmamak. Bak Bediüzzaman hep bunun üzerinde duruyor Nur talebelerinde de. “Bu” diyor, “fevkalade halata karşı hamiyeti İslamiye”, İslamiyeti koruma hissi, “metanet ve sadakat”, sarsılmamak. İnsanlar çok çabuk sarsılıp dağılabiliyorlar. Mesela Mehdi (a.s.)’ın da talebeleri olacaktır. O 313 kişinin çekirdek kadrosu var ama, belki 5000 kişi gelip gidecek Mehdi (a.s.)’ın yanından. Bakın belki 5000 kişi yanına gelecek. 313 kişi sadık kalacaktır. Mehdi(a.s.)’ı her gören, her konuşan Mehdi(a.s)’a sadık kalacak diye bir şey olmuyor. Bediüzzaman’la binlerce kişi görüştü, konuştu ama bir avuç talebesi vardı Bediüzzaman’ın. Has talebesi bir avuçtu sağlığındayken, değil mi, küçük bir gruptu. Mehdi (a.s.) da öyle olacaktır, yani hak olduğunu bildiği halde küçük bir grup iltihak edecektir. Çünkü tehlikeli bulacaklardır. Hatta Kehf Suresi’nde buna işaret vardır. Peygamberimize Cenab-ı Allah hitap ediyor, “eğer onları görseydin ashab-ı Kehf’i korkar, onlardan kaçardın” diyor. O kadar şiddetli bir korkuya sebep olacaktır Mehdi (a.s.)’ın görünümü. Fizik olarak da Mehdi (a.s.) çok tatlıdır, güzel insandır. Güzel görünümlüdür. Eylemi, faaliyetleri çok korkutacaktır insanları tehlikeli bulacaklardır. Gücü, küfre karşı şiddeti, gücü, Darwinizme, materyalizme karşı kararlılığı ve Mehdi (a.s.)’a karşı düşman olan kişilerin gücünün büyüklüğünden halk çok korkacaktır. Çünkü Mehdi(a.s.)’ın karşısında herkes olacaktır aşağı yukarı. Dinsizi, imansızı, iti, kopuğu, çakalı, fahişesi, sapığı hepsi Mehdi(a.s.)’ı tehlikeli bir varlık olarak görecekler. Çünkü kendi hayatlarının, kendi yaşantılarının son bulacağını biliyorlar o kişinin kanalıyla. Adamın hayat olarak gördüğü şeyin duracağını biliyor adam. Onun suyunu kesecek adam, kan akışını durduracak Mehdi(a.s.). Dolayısıyla onu düşman bilecek. Ne kadar ehl-i sefehat varsa, ehl-i küfür varsa, ne kadar sevgisizliğe yatkın ehl-i nefret insan, tuğyan ve delalet varsa Mehdi (a.s.)’a düşman olacağı için düşmanlarının çokluğundan dolayı Mehdi(a.s.)’dan korkacaktır halk. Diyecek “şimdi bütün herkes buna düşman”, herkes derken büyük bir kitle düşman. “Ben bunun yanına yanaşırsam, anlamı nedir bunun?” “Gelin bana da düşman olun” demektir değil mi? O anlama gelmeyecek mi? O da bunu kabul edecek o zaman. Çözüm ne? Kaçmak. Aman aman diyecek uzaktan uzağa, “selamun aleyküm, canımsın ciğerimsin çok severim ama, yanına yanaşmayalım sen tehlikeli adamsın. Faaliyetine devam et”. “Sen ve Allah beraber gidin savaşın” diyorlar Hz. Musa’ya biliyorsunuz. Kuran’da ayet var. Diyor kendi ashabına, taraftarlarına Hz. Musa, “gelin birlikte mücadele edelim” diyor. Onlar diyorlar ki “biz sana başka bir teklif getirelim” diyorlar, tabii böyle değil ayet ben mealen. Asıl ayette şöyle diyor; şeytandan Allah’a sığınırım: “Sen ve Rabbin ikiniz beraber gidin savaşın” diyor. “Biz böyle bir tehlikenin içine girmeyiz” diyorlar. Çünkü bakıyorlar ki Firavun düşman Hz. Musa’ya, komutanları düşman, o zamanın istihbaratı düşman, o zamanın polis gücü düşman, halkın büyük bir bölümü düşman, fahişeler düşman, cinsi sapıklar düşman, iblis taraftarları düşman, tuğyan, delalet düşman. Hz. Musa’dan yana mücadele etmek ne demektir bu, onlara meydan okumak anlamına gelmiyor mu? O zaman Hz. Musa’dan bir parça gibi olmuş olacak onlar. Onun eli kolu gibi olacak, dolayısıyla onlara da o güç saldıracağı için “aman, sen bizi bu işin için sokma” diyorlar. “Sen kendin savaşın. Ama başarılı olursan biz geliriz” diyorlar. Yani mantık bu.

CİHAT GÜNDOĞDU: “Sizin yanınızda değil miydik” demek üzere sonradan gelecekler.

ADNAN OKTAR: Ama ayetteki şekil budur. “Sen ve Rabbin gidin savaşın” diyorlar. Sonraki kısım benim yorumum tabii, açıklamam oluyor inşaAllah.

CİHAT GÜNDOĞDU: Günümüzde de böyle lisan-ı halle aynı şeyi söyleyebiliyorlar, yani hareketle geri durarak inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, mesela adam “seni çok seviyoruz” diyor. Biz de mesela Mehdi öncüsüyüz, faaliyet yapıyoruz. “sen has insansın, görüştük hakikaten samimi bir insana benziyorsun. Ama şimdi mazaAllah seninle ilgili polis gözaltına alsa, bizi de gözaltına alır aynı şekilde. Hayatım kayar. Ben evlenmek üzere olan adamım, yahut evliyim çoluk çocuğum var, çok tehlikeli olur” diyor. Veyahut “sen şimdi masonlar karşında, ateistler karşında, iddia edilen Ergenekon Örgütü karşında. O zaman bir paralelde bize geçmiş olur” diyor. “Öyle yapmayalım, en iyisi sen uzaktan uzağa “selam, aleyküm selam, sen devam et. Seni çok başarılı buluyoruz. Hatta tebrik dahi etmeyeyim” diyor. “Mümkünse bu kadarıyla kalsın” diyor. “Çünkü ikinici tebriğim bile tespit edilebilir, başımız belaya girer”. “Ama Allah razı olsun, sen devam et. Güzel yoldasın, iyi başarılı bir insansın, tebrik ederim” diyor. “Ama bazı hataların var kulağıma geliyor, onları da düzeltirsin inşaAllah” diyor. Ayrıca nasihat ediyorlar, böyle faydalı şeyler oluyor. Biz bile Mehdi (a.s.) öncüsü olarak bununla karşılaşıyorsak, Mehdi (a.s.)’ın kat kat karşılaşacağı anlaşılıyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: Allah’ın emri var Hocam, ayet-i kerimede, şeytandan Allah’a sığınırım: “Fitne kalmayınca ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın” diye Allah’ın emri vari. Siz inşaAllah bunu vicdanen yerine getiriyorsunuz. Buna böyle herkesin uyması gerekiyor vicdanına inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak Allah’ın ifadesine dikkat edin şeytandan Allah’a sığnırım: “Fitne yeryüzünden” diyor. Kuzey Kutbu, Güney Kutbu, Amerika, Rusya hepsi dahil tamamı. “Fitne yeryüzünden tamamen kalkıncaya kadar”. Fitne ne demek biliyor musun? Kargaşa, anarşi, sevgisizlik, Kuran ahlakına uymamak, her türlü gayri ahlaki eylem, her şeydir. Ve “din Allah’ın oluncaya kadar”, bütün yeryüzünde din Allah’ın oluncaya kadar. “Bütün dünyaya hakim oluncaya kadar mücadele edin” diyor Allah emrediyor farzdır. Mehdi (a.s.)’ın yaptığı da budur. Diyor ki “Mehdiyet nerede?”, işte alın Kuran ayeti budur Mehdiyet. Mehdi (a.s.)’ın yapacağı da budur. Mehdi Allah’ın herhangi bir kuludur.

Tamam şimdilik biraz ara verelim.

SUNUCU: Değerli izleyenler, programımız kaldığı yerden devam ediyor. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz. Buyrun Cihat Hocam, bir sorumuz varmış herhalde, onunla devam edelim.

CİHAT GÜNDOĞDU: Esra Hanım sormuşlar; “hayırlı akşamlar diliyorum Hocam. Daha önceki programlarınızda Hz.İsa(a.s.)’ın şu an dünyada olduğunu ve kendisinin kim olduğunu bilmeden yaşadığını söylemiştiniz. Acaba Hz. İsa (a.s.) ailesinin kim olduğunu, nereli olduğunu ve geçmişini merak etmiyor mu? Bu konularda bizleri aydınlatırsanız seviniriz. Allah’a emanet olunuz”.

ADNAN OKTAR: Şimdi, Hz. İsa(a.s.)’ın geçmişini bilmemesi ve kendisini bilmemesi bir süredir. Yani sürekli kendisini bilmeyecek diye bir şey yok. Bir süre sonra anlar kendisini. Anlamaz olur mu? Yani çünkü mucize meydana gelecek, vahiy alacak. Bir olağanüstülük olduğunu bilecek. Bir kere orada bir yanlışlık var yani onun yıllarca öyle kalacağını zannediyor kardeşimiz, öyle bir şey yok. İkincisi, Hz. İsa (a.s.) geldiği vakit, nur-u imandan onu zaten talebeleri tanıyacaklar. Yakın talebeleri tanıyacaklar. Peygamber öyle anlaşılmaz bir yapısı yoktur. Yani normal alışılmış insanların dışındadır görünümü. Yani bir fevkaladelik hemen anlaşılır. Yani yüzündeki ışıktan, üslubundan, bakışından, konuşmalarından yani bizim alıştığımız tarzda olmaz. Ama küfür gözüyle böyle yani basireti, aklı tamamen kapalı tipler anlamazlar tabii. Yani anlayamayabilirler. Yani ilk bakışta anlayamaz. Ama normal imanın nuruyla bakan hemen anlar.

Sorusunu bir daha oku bakayım arkadaşın.

CİHAT GÜNDOĞDU: “Önceki programlarınızda Hz.İsa (a.s.)’ın şu an dünyada olduğunu ve kendisinin kim olduğunu bilmeden yaşadığını söylemiştiniz”.

ADNAN OKTAR: Evet, doğru evet.

CİHAT GÜNDOĞDU: “Acaba Hz. İsa (a.s.) ailesinin kim olduğunu, nereli olduğunu ve geçmişini merak etmiyor mu?”

ADNAN OKTAR: Şimdi dünyada bu tip olaylara rastlanıyor. Mesela geçenlerde birisini buldular, bir insan. Genç birisi. Hiçkimse sahip çıkmıyor, geçmişini de hatırlamıyor. Müzisyen, gayet güzel piyano çalıyor. Piyano ustası. Fakat geçmişini, nerede olduğunu, hayatını hiçbir şeyi hatırlamıyor, bilmiyor. Gazetede de çıkardılar adamı, ilan da verildi. Hiçkimse sahip çıkmadı. Bilmiyorlar. Yani kimin oğludur, kime aittir bilinmiyor. Böyle vakalar oluyor zaman zaman. Hafızasını tamamen kaybetmiş insanlar oluyor. O yüzden tabii ki, anlar bilir yani etrafında insanların konumundan, üslubundan. Ama asıl, aldığı vahiyden anlar. Yoksa mesela ailesi olur da, ailesi vefat etmiş olabilir. Annesi babası vefat etmiştir. Bazen mesela bir tane babası oluyor, veyahut sırf annesi oluyor. Annesi de onun kaybolduğu dönemde, mesela hafızasını kaybettiği dönemde o da vefat etmiş oluyor. Dolayısıyla ailesi belli olmuyor. Hz. İsa (a.s.) geldiği vakit, genetik kodundan da baktıracağız inşaAllah. Yani insanların kalbine ferahlık gelsin diye. Saçından bir tel alıp, genetik kodundan da bakıldığında anlaşılacak. Hz. İbrahim soyundan geldiğini görecek insanlar. Dolayısıyla yani imtihan sırrına uygun bir durumda gelecek. Tabii ki ama asıl kendisinin İsa olduğunu vahiy ile anlayacak. Vahiy aldığı için. Yoksa öyle yan delillerden o kadar anlaşılmaz o. Öyle anlaşılsa mesela o müzisyen adam hala yaşıyor o insan. O zaman deriz, “acaba Hz. İsa mı?” deriz. Ama değil adam belli yani.

SUNUCU: Hocam benim aklımda bir soru var. Ben Mehmet Akif Ersoy’un iki dizesinden bahsetmek istiyorum. Şu meşhur; “doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın, kimbilir belki yarın, belki yarından da yakın”. Hocam, burada Hakk’ın vadettiği günlerden kasıt, ve burada bir zaman bildirilmiş. İşte “belki yarın, belki yarından da yakın”, aslında Ahir zamana bir işaret var. Burada Hakk’ın vadettiği günlerden kasıt acaba İslamiyet’in hakimiyeti ve Hz. Mehdi(a.s.)’nin gelişi olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Mehmet Akif Ersoy, tabii ehl-i sünnet, beş vakit namazında, derin bir Müslümandı. Çok takva birisiydi. Ve Mehdi(a.s.)’ın geleceğini de biliyordu, Hz. İsa (a.s.)’ın da geleceğini biliyordu. Ve Mehdi(a.s.)’ın bu yüzyılda geleceğini de biliyordu. Zaten, “belki yarın, belki yarından da yakın” dan kastı, bu yüzyılda çıkacak anlamında söylemiştir onu. Onu duyan insan zaten ne anlar? “Belki yarından da yakın” ne demek? Bu yüzyılda demektir. Bu yüzyılda çıkacak diyor.

SUNUCU: Buna işaret etmiştir inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Doğrudan tabii, doğrudan Mehdi(a.s.)’a yöneliktir o açıklaması. Yani Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa(a.s.)’ın inişi ve İslam’ın dünyaya hakimiyeti, onu kastediyor. MaşaAllah.

Kitaba bakayım bir. Evet, Necati Rahvan, Kastamonu.

SUNUCU: “‘Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer gerçekten iman etmişseniz, en üstün olan sizlersiniz’, Al-i İmran Suresi, 139. ‘Hz. Mehdi(a.s.) işi sıkı tutacak’, Kıyamet Alametleri Berzenci. ‘Yoksa onlar işi sıkı mı tuttular, işte şüphesiz Biz de işi sıkı tutanlardanız’ Zuhruf Suresi 79. Hz. Mehdi (a.s.) mücadelesinde asla bir gevşeklik göstermeyecek, mücadelesini çok sıkı tutacaktır. Azimli, kararlı, cesur, sabırlı, metanetli ve vefalı olacak, yani çok yüksek bir ahlaka sahip olacaktır. Türk İslam Birliği oluşuncaya kadar, önüne çıkan her engeli aşarak müthiş bir mücadele verecektir. Bu birliğin arkasından da Hz. İsa (a.s.) nuzülüyle birlikte dünya hakimiyeti gelecektir inşaAllah. Allah görünmeyen meleklerle Hz. Mehdi (a.s.)’a yardım edecektir. Maddi manevi her yönden ‘iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz’ ayet-i kerimesi dünya çapında tahakkuk edecek ve iman eden gerçek müslümanlar Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) devrinde dünyaya hakim olacaklardır. Bütün alametler oluşmuş, vakit gelmiştir. Anlamazlıktan gelenler önemli değil, bu durum Allah’ın kaderini değiştirmez inşaAllah. ‘Hz. Mehdi (a.s.) Doğu tarafından çıkacak, karşısına dağlar bile dikilse ezip geçecek. O dağlarda kendisine yol bulacaktır’ El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar”.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kuran’da diyorlar “Mehdi ile ilgili ayet var mı ki” diyorlar. Kuran’ı dikkatli incelemedikleri için, yani öylesine baktıkları için bir kısım şahıslar farkedemiyorlar. O kadar çoktur ki Mehdi (a.s.) ile ilgili ayet, ve mesela şu ayette de.

SUNUCU: Hocam, müteşabih ayetler de vardır değil mi muhakkak?

ADNAN OKTAR: Tabii, müteşabih ayetler çok. Demin de örnek verdim. Mesela Allah diyor; “Allah’ın ipine sımsıkı tutunun”. Şimdi ip deyince normal ipten bahsediyor Allah. Ama Kuran kastediliyor. Bu mesela müteşabihtir. Teşbihle anlatmış oluyor Allah. Bak, “iman etmişseniz, en üstün olan sizlersiniz”. Şimdi en üstün olma siyasi, politik, askeri, sanatta, bilimde her şeyde üstün olma kastediliyor. Bu dünya hakimiyetidir. Yani, ama o gözle bakmadı mı adam, yani Kuran’ı samimi değerlendirmediğinde, samimi olarak Kuran’a bakmadığında bunları göremez. Bu hakikatleri göremez. Şimdi sana da bir sayfa açıp verelim. Bismillah. Evet, Selamettin Mutlu, Isparta’dan yazmış, onu oku.

SUNUCU 2: “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlup olan İsevilik Musevilik ve İslamiyet ittihad, yani birleşmeleri “neticesinde dinsizlik cereyanına”, akımına “galabe edip”, galip gelip “dağıtacak istidadında”, kabiliyette “iken, âlem-i semavatta”, gökler aleminde “cism-i beşerîsiyle”, insani cismiyle, bedeni ile “bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak”, hak dinin, “cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık”, doğru haber aktaran, “bir Kadir-i Külli Şey'in” her şeye muktedir olan Yüce Allah’ın, “va'dine istinad ederek” yani bu vadine dayanarak “haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey'”, yani her şeye muktedir olan Yüce Allah, “va'detmiş, elbette yapacaktır”. Mektubat’ta geçen bir paragraftı. Sayfa 53-54’te.

ADNAN OKTAR: Tamam, şimdi ben onu bir gürül gürül açıklayayım. İnşaAllah. Selamettin kardeşimiz bir mektup yazmış, evet. Bak, “dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken”, şimdi dünyada dinsizlik cereyanı var mı? Darwinist, materyalist, ateist sistem, Amerika, Rusya, Çin, efendim İngiltere, Fransa her yeri kaplamış mı? Var, değil mi? Görüyoruz. Gittiğimizde, Avrupalılar’a sorduğumuzda Darwinist, materyalistler. Dinsizlik de çok yaygın. “Cereyanına karşı ayrı ayrı iken”, şimdi Hıristiyanlıkla Müslümanlık ayrı ayrı mücadele veriyor mu şu an? Ayrı ayrı değil mi? Birlikte mücadele veriyorlar mı, vermiyorlar. Ayrı ayrı mücadele veriyorlar dinsizliğe karşı. “İken, mağlup olan İsevilik ve İslamiyet”, şu an mağlup durumdalar. Hıristiyanlar da mağlup, Müslümanlar da mağlup durumdalar. Nasıl mağlup, yani iktisadi, siyasi, sosyal, efendim askeri yönden küfür hakim dünyada.

SUNUCU 2: İktidar değiller yani.

ADNAN OKTAR: İktidar değiller. Yani Hıristiyanlar da değiller, Müslümanlar da iktidar değiller. Her iki taraf da mağlup durumda. Afganistan’da mahvediyorlar Müslümanları, Irak’ta mahvediyorlar. Çad’da, Moro’da her yerde mahvediyorlar. Okul önlerinde falan durumlarını görüyorsunuz. Zaten dünyanın her yerinde. “İken mağlup olan İsevilik ve İslamiyet, ayrı ayrı iken, ittihad” birleşmeleri neticesinde, bize diyorlar ki “niye ittihad savunuyorsunuz? Hıristiyanlarla işbirliği olur mu, kafirlerle” diyor. Bakın Bediüzzaman diyor bunu. “Birleşmeleri neticesinde dinsizlik cereyanına” akımına, “galabe edip” yani galip olup “dağıtacak istidadında”, kabiliyette “iken”. Şu an böyle bir istidat gelişiyor diyor. Mehdi(a.s.) devrinde. Yani Mehdiyet devrinde yine de ayrı ayrı oldukları için, tam bu oluşmuyor, yani bu güç oluşmuyor. Mehdi(a.s.) mücadele ediyor ama yine de galip olamıyor Mehdi(a.s.). Yani siyasi, iktisadi, sosyal hakim edemiyor. Hıristiyanlar da edemiyorlar, ayrı ayrı oldukları için. “Gelip dağıtacak istidadında iken” işte burada Allah vuruyor yani neticeyi meydana getiriyor. “Alem-i semavatta”, gökler aleminde “cism-i beşerîsiyle”, beşeri cismiyle yani insani bedeniyle. Ruhani değil, onu özellikle belirtiyor, sahtekarlık yapmasınlar diye. “Cism-i beşerîsiyle”, insani cismiyle diyor. Yani mevcut eski haliyle, aynı yani 2000 yıl önceki haliyle “bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının”, Müslüman olmuş Hıristiyan cereyanın, “başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık”, doğru haber aktaran Peygamber(s.a.v.)’in, “bir Kadir-i Külli Şey'in”, Cenab-ı Allah’ın, “va'dine istinad ederek haber vermiştir”. Hem Kuran ayeti var diyor, Bediüzzaman, hem hadiste belirtilmiştir diyor. Buhari, Müslüm, Tırmizi hepsinde var. Ayrıca Kuran-ı Kerim’de de biliyorsun, aleni açık ayetler var. Üç ayet var net. “Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey”, Allah, “va'detmiş, elbette yapacaktır” diyor. Mektubat sayfa 53-54. Evet kardeşimiz de bu şekilde şerh etmiş, güzel maşaAllah. Demek ki Hz. İsa (a.s.)’ın inişiyle Mehdi (a.s.) asıl gücünü ortaya çıkartıyor. Demek ki bak tek başına Mehdi(a.s.) de halledemiyor, bitiremiyor.

SUNUCU: Galibiyet de o zaman olacak yani.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hz. İsa (a.s.)’ın inişi çok önemli. “Ayrı ayrıyken” diyor “mağlupturlar” diyor. Bakın, kırk yıllık bir imani mücadele var. Onun sonucunda Hz. İsa (a.s.) iniyor. Ondan sonra netice alınıyor. İnşaAllah. “Ayrı ayrıyken mağluplar” diyor Bediüzzaman. Bir kısım safdil adamlar da “Hıristiyanlarla iş birliği olur mu” diyor. O zaman işte böyle pestil gibi eziliyorsun. Ezilirsin. Irak’a Amerikan orduları girdiğinde adamlar bir gün önce delikanlılık nutku atan, kabadayılık nutku atan tipler ki Saddam da biliyorsunuz hendek, hendek bilmem ne anlatıyordu böyle hendek kazın falan artistlik yapıyordu böyle. Değil mi, kabadayılık yapıyordu, kurmayları falan hepsi. Halk da öyle, “gelsinler beşer beşer dağıtırız” falan diyorlardı. Amerikan askerleri bir geldi. Pır hepsi arazi. Bulabilene aşkolsun. Dünyanın üçüncü büyük ordusuydu yok oldular. Yani öyle kabadayılık yaptıkları gibi de olmuyor. Yani gerçekten keşke öyle kabadayı da olsalar hakikaten yani. Delikanlı da değiller öyle.

SUNUCU 2: Siz hep diyorsunuz ya, en güzel silah sevgidir diye.

ADNAN OKTAR: Tabii, öyle bir yönleri de yok ayrıca. Yani korkaklar da, bayağı bir kısmı. Ama iş lafa geldi mi, ne alaka diyor. Halbuki Hıristiyanlarla ittifak edilmesi durumunda, Hıristiyan, yani İslamiyet’e kaydolmuş, yani tek Allah’a inanan Hıristiyanlıkla ittifak edecekler Müslümanlar. O zaman dinsizliği yeryüzünden tamamen kazıyıp atıyorlar. Öbür türlü Hıristiyanlar da perişan şu an. Diyorlar ki, Avrupa mesela; Avrupa Birliği Hıristiyan Klubü, nerenin Hıristiyan Klubü, direkt dinsizlik hakim. Hıristiyanlarla müthiş alay edip, aşağılayıp eziyorlar onları. Adam, nerede öyle bir yapı olsun yani. Öyle bir konu yok. Amerika’da da Hıristiyanlar çok eziliyorlar. Amerika’da mesela güçlüler, öyle bir konu yok. Çin’de Hıristiyan, Müslüman hepsi perişan vaziyette. Rusya’da da. Rusya mesela istiyor halkın dindar olmasını, dinsizlik hakim. Yani Putin istiyor. Yani adam alenen istiyor. Hatta mesaj da gönderdi yani gizlice. Yani bir şahıs, ismini vermeyeyim de, “İslamiyet’i yayabildiğiniz kadar yayın” diyor Rusya’da. Tabii, “yayılsın İslamiyet” diyor. Tabii, ama Hıristiyanlarla böyle dengeli diyor, onlarla böyle dengeli bir şey içerisinde olsun diyor adam, bir şey yok. Ve vargücüyle de destekliyor. Çünkü dinsizlik Rusya’yı mahvediyor. Adamlar votka içip, uyuşturucu içip perişan oluyorlar. Rus halkı yani perişan durumda şu an. Yani dinsizlik Rusya’yı kasıp kavuruyor. Onun için Hıristiyan-Müslüman ittifakı çok önemli, Bediüzzaman buna çok dikkat çekmiş. Hıristiyan derken şu anki teslis inancıyla yanlış yönleriyle değil. İslamiyete kaydolmuş Hıristiyanlık. Tek Allah inancına kavuşmuş, Hıristiyanlık. Onlarla ittifak edilerek dinsizliğe karşı galabe edeceğiz. Müslümanlar galabe edecekler.

SUNUCU: Hz.İsa (a.s.)’ın gelişinden sonra mı?

ADNAN OKTAR: Hz. İsa(a.s.)’ın gelişiyle. Bediüzzaman ona dikkat çekiyor. Hz. İsa (a.s.) da ilk başlangıçta alenen ortaya çıkmaz. Yani o netice alındığı dönemde ortaya çıkacaktır. Yani Mehdi(a.s.)’a gizlice desteği olacaktır Hz. İsa(a.s.)’ın, aleni değil. Yani başlangıçta öyledir.

SUNUCU: Biz kendisini tanımayacak mıyız Hocam?

ADNAN OKTAR: Zuhur ettiğinde tabii tanıyacağız. Yani ama Mehdi(a.s.)’ın 40 yıllık bir imani çalışma dönemi var. Bunun bitişinden sonradır. Daha ona 10-15 yıl var inşaAllah. Dikkat ederseniz de söylediğim hiçbir sözü de geri almadım şu ana kadar da. Orada da dikkatinizi çekerim ayrıca. Değil mi, bak 2 yıldan beri ne söylüyorsam hepsi çıkıyor. Yani öyle bir şeylik yok. Hz. İsa (a.s.)’ın düşmanı çok fazla. Onun için onun öyle ortaya çıkması olmaz.

SUNUCU 2: 40 senelik çalışma bittikten sonra hani refah dönemi olduktan sonra gelecek değil mi Hocam?

ADNAN OKTAR: O bir metafizik ilim olacak dünyada, yani Mehdi (a.s.) onun zeminini hazırlıyor şu an. Mehdiyet hazırlıyor bunu. Bir kere Bediüzzaman bir şey söylediyse, o tamamdır yani. Anlamazdan gelenler yani onlar hikaye onların o üslubu falan. Yani Bediüzzaman zaten diyor; “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri Mehdi(a.s.) ve talebeleridir” diyor. Yani “Nur talebeleridir” demiyor. Yalan desinler bana yani. Aksini söylesinler, hayır canım ciğerim hepsini çok seviyorum. Ama böyle diyor. Ben de Nur talebesiyim. Yani bir anlamda Nur talebesiyim ben de. Bakın “Nur talebeleridir” demiyor, sahibi Risale-i Nur’un, “Mehdi(a.s.) ve talebeleridir” diyor. Bu çok önemli bir konu. Mehdiyet şu an dünyayı sallıyor. Ve devam ediyor Mehdiyet. Yani Allah Mehdi(a.s.)’ın kanalıyla insanlara hidayet veriyor, insanların haberi bile olmaz. Zincirleme hidayet yayılıyor. Yani mesela Mehdi(a.s.)’a karşı oluyor, haberi bile yok, onun etkisi altında. Mehdi(a.s.)’a düşman, onun kanalıyla hidayet bulmuş, haberi yok. Tabii, bilmez.

SUNUCU: Hocam, Hz. İsa (a.s.)’ın inişinden sonra yine Hz. Mehdi(a.s.) mı öncü olacak?

ADNAN OKTAR: Mehdi(a.s.) çok ısrar ediyor Hz. İsa(a.s.)’ın imam olması için. Peygamber olduğunu bildiği için. Kabul etmiyor, ama tabii nezaketen. Hatta Mehdi (a.s.) namazda öne geçiriyor, Mehdi(a.s.) pişman oluyor, geri dönüyor. “Siz efendim buyurun” diyor peygamber olduğunu bildiği için. O yeniden sırtından itip yerine geçiriyor, imamlığa. “Sen imamsın” diyor. Çünkü Peygamberimizin zaten talimatı var. Allah’ın hükmü böyle. Ayrıca o da vahiy alacak. Vahiyle de Mehdi(a.s.)’ın imamlığını isteyecek. Hatta yüzünü mes ediyor Hz. Mehdi(a.s.)’ın. Cennetteki makamını söylüyor. Onun da imam olduğunu söylüyor. Zaten o zaman ne desin yani. Mehdi(a.s.)’ın söyleyeceği bir şey olmaz. Zaten Peygamberin talimatı var. Ama o Mehdilik iddia etmediği için, itiraz etmesinin sebebi o. Yani Mehdilik iddiası yok Mehdi(a.s.)’ın ya. Onun için Hz. İsa(a.s.)’ı namaza geçirmek istiyor. Yani yüzündeki fevkaladelikten, Peygamberlik halini gördüğü için, yani nurunun şiddetinden, halinden anlar onun Peygamber olduğunu. Bir de mucize de gösterecek ayrıca. Onun için ısrarla onu geçirmek istiyor, “efendim” diyor, “benim ne haddime” diyor. İddia yok çünkü. İşte orada vahiy aldığı için diyor Hz. İsa(a.s.), “yüzünü mesh eder” diyor hadiste. Cennetteki makamını söylüyor. Cennette olduğunu söylüyor Hz. Mehdi(a.s.)’ın. Ve imam olduğunu söylüyor. O zaman itiraz edemiyor.

SUNUCU: Mehdi olduğunu Hz. İsa(a.s.)’dan duyuyor yani Hocam.

ADNAN OKTAR: Duyuyor ama yani ama inanması farz değildir yani. O bir delil olmaz. Hüsnüzan edebilir ona. Yani “inşaAllah öyle olur efendim” diyor. Çünkü Hz. İsa(a.s.) kendi vahyinden kendisi sorumlu. Başkası sorunlu değildir. Yani başka kişiler sorumlu olmazlar. Mesela bir adam geldi, birisi dedi ki “Hz. İsa(a.s.) olduğuna kanaat getiremiyorum”. Getiremeyebilir, yani o önemli değil. Farziyeti yok. “İmanın nuruyla anlaşılır” diyor Said Nursi. Yani zannı galible anlayacağız.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam peki Hz. İsa(a.s.) ile Hz. Mehdi (a.s.)’ın daha önceden aralarında irtibat var mı diye sorular var. Yüzyüze karşılaşmadan önce.

ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) bilmez olur mu, olmaz. Mehdi (a.s.) ile uzun süre görüşmeyecek Hz. İsa (a.s.). Yani bildiği halde görüşmez. Yani görüşse aklın ihtiyari kalkar. İhtiyari kalkar dediğim yani şöyle yani harika alemde, harika bir yapıda, kastettiklerinden onu anlıyorum ben. Değil mi?

CİHAT GÜNDOĞDU: Haber gönderme şeklinde diye soru var da.

ADNAN OKTAR: Yine olmaz. Yani Mehdi iddiası yok ki. O kişi inansın öyle bir şeye. Haber gönderse bile, mesela dese ki; “ben Hz. İsa(a.s.)’ım, sana haber gönderdim”. Yani inanamaz ki ona, nasıl inansın öyle bir şeye. Yani tahakkuk etmiş bir şey yok ortada. Mehdilik iddia etmiyor. Yani nasıl inansın öyle bir şeye? Ama tahakkuk etmiş, Müslümanların lideri olmuş, İslam’ı dünyaya hakim etmiş. Yani bu çok güçlü bir delil bu. Buna rağmen yine Mehdilik iddia etmiyor. Yani buna rağmen etmeyecek. Ama karşısındaki insanın Peygamber olduğunu anlıyor. Ama o da diyor ki, “ben vahiyle bunun böyle olduğunu anladım” diyor. Ne desin artık o zaman? “Geç” deyince geçer imamlığa başka çaresi yok onun yani orada yapacak bir şey yok.

SUNUCU: Bir de Hocam, az önce Hz. İsa(a.s.) için mucize gösterecek dediniz. Nasıl?

ADNAN OKTAR: Aleni mucize yani, net mucize. Yani mesela ölüyü diriltebilir. Normal, aynı vasıflarıyla gelecek. Mesela baras hastalığı olan, adam cilt hastası, gelecek elini yüzüne sürer, geçer gider. Herkes görür yani.

SUNUCU 2: Hocam bir de genelde sorulan bir soru bu, sizi izleyenler tarafından. Sorulan bir soru. “Ahir zamanda Mehdi (a.s.) geldiği zamanda ashab-ı Kehf’in hali ne olacak?” diye sorular var. Yani onların geri uyandırılması gibi şeyler okuyoruz diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ashab-ı Kehf Mehdi(a.s.)’ın etrafında olsa da Mehdi (a.s.) farkına varmaz onun. Yani ashab-ı Kehf olağanüstü bir ekip. Yani öyle bir alelade sıradan bir ekip değil yani. Mesela Hızır Aleyhisselam da, Mehdi (a.s.) ile sık sık görüşmüştür. Mehdi(a.s.)’ın haberi bile olmaz. Mesela Hızır diyecek ki ona; “ben seninle şurada görüşmüştüm” diyecek. Mesela hiç, mesela Hüseyin Amca tarzında görüşmüştür, haberi bile olmaz Mehdi(a.s.)’ın. Mesela bazı yerde eşya olarak oluşabiliyor Hz. Hızır(a.s.). Nereden bilsin? Bilmez. Mehdi (a.s.) sonuna kadar, yani vefatına kadar da öyle bir şeyi olmaz. Hiçbir şekilde öyle iddiası olmaz. Ama hüsnüzanla, “Allah razı olsun, inşaAllah öyle olurum” der. Yani “dua edin de inşaAllah öyle olayım” diyecektir. Yani Hz. İsa (a.s.), “sen Mehdi(a.s.)’sın” demesine rağmen “efendim inşaAllah öyle olurum” diyecek. Yani yine öyle olmaz. Hüsnüzan edecek, tabii. Çünkü onun da açıklaması yok, çünkü o da bütün Hıristiyan alemini Müslüman etmiş, vesile olmuş. Belli ki o yani, inşaAllah. Allahualem o. Zannı galib oluyor. Zannı galib olur. Mesela ibadette de zannı galib var değil mi, abdest alırız biz, zannı galible abdest alıyoruz. Mesela bir yer kuru kalmış olabilir. Yani birçok ibadette zannı galib esastır. Onda da zannı galib. Mehdi (a.s.)’da da halk anlayacak. Yani kimseye kendisine Mehdi dedirtmez Mehdi(a.s.) ayrıca. Yani “ey Mehdi” dedirttirmez. Öyle bir konu olmaz. Yani o şiddetle öyle bir şey kabul etmez. Yani ömrünün sonuna kadar. Ama ismiyle hitap edebilirler. İşte “seyyidim” diyebilir, başka bir şey diyebilir. Ama “Mehdi” diye kendisine hitap ettirmez. Yani o şekilde olmaz. Zannı galib ama için için bilir insanlar. Yani için için anlarsın zannı galible. Mesela Mehdiyet de insanlar tarafından için için anlaşılmaya başlanmıştır. Ama alenen öyle bir ifadesi olmaz. Bu da Mehdi(a.s.) için bir kolaylıktır. Mehdiyet için de bir kolaylıktır. Bir de küfrün azgınlığına da bir dizgindir bu. Bir de Mehdi (a.s.) hiç umulmadık bir insan olacaktır. Ondan da Mehdi(a.s.)’ın bir kolaylığı var. Yani hiç tahmin, tahayyül edilmeyecek bir insandır. Yani hatta diyorlar, Peygamber, Peygamber olduğunda diyorlar ya; “iki büyük şehrin ünlülerinden büyüklerinden birinin peygamber olması gerekmiyor muydu?” diyorlar. “Bu yetim mi peygamber oluyor?” diyorlar haşa. Yani beğenmiyorlar. Yani acayip, hem fakir diyorlar, hem yetim. “Nasıl oluyor” diyorlar, “Mekke’nin, Medine’nin önde gelenleri var. Onlara gelsin peygamberlik” diyorlar. Yani şimdi de insanlar öyle bekliyorlar Allahualem. Diyecekler yani “Mehdi (a.s.) bu mu?” falan diyecekler. “Gerçekten mi” falan. Bu şekilde olacaktır. Hep Allah böyle süpriz şeklinde yapar.

SUNUCU 2: Küfrün şiddetinden korumak için değil mi?

ADNAN OKTAR: Korur tabii inşaAllah.

SUNUCU 2: Yani hedef olmasın diye.

ADNAN OKTAR: Tabii, bir de Mehdi(a.s.) öyle anormal bilinecek. Yani o da koruyucu vasfı olacak. Yani ulemadan, hatta diyor, “Medine’deki alim” diyor, ki aslı o devrin deccallerindendir o kişi. “Bu bizim dinimizi öldürdü diyecek” diyor. Dinle de alakası yok gibi görünecek Mehdi (a.s.). Yani halkın bir kısmına öyle görünecek. Yani dine, dinin hükümlerine, sanki karşıymış gibi, yani lakaytmış gibi bir görünümü olacak. Ki, adamlar böyle diyorlar, hadisteki açıklamadan bunu anlıyoruz. Çünkü Medine’deki o yobaz bunu söylerken taraftarları var. Yani mesela “yetmiş bin kişi” diyor “deccale tabi olacak” diyor. “Başları traşlı” diyor Peygamberimiz(s.a.v.). “Başları sarıklı” diyor. Yani ikna edecek, delil verecek Mehdi(a.s.) ile ilgili. Yani hani Mehdi(a.s.)’a laf söyleyip de etkisiz olsa zaten, onu hadis olarak olmaz onu Peygamberimiz (s.a.v.). Yani bir şahıs çıksa, dese ki; “bu Mehdi değil, bu adam yalan söylüyor” dese, “hadi oradan” desen gitse adam. Bu, Bediüzzaman da diyor; “nazar-ı nübüvvette ehemmiyetsiz meselelerin kıymeti yoktur” diyor. Yani büyük bir etki yapıyorsa hadise alınır bu. Ahir zamandaki o medinede yani İstanbul’daki o yobaz, Mehdi(a.s.)’a karşı tavır koyduğunda delil verecek, kendisine göre. Yani dine muhalif olduğuna dair Mehdi(a.s.)’ın, yanlış yolda olduğuna dair delil verecek. Kendi içtihadı, kendi düşüncesine göre. Çünkü hadiste de diyor; Muhyittin Arabi de diyor, “dinin mukallitleri” diyor, yani mezhep mukallitleri, “bakacaklar, kendi inançlarına uymayacak” diyor. Yani dinden taviz verdiğini zannedecekler Mehdi(a.s.)’ın. Dini değiştirdiğini zannedecekler. “O yüzden” diyor, “ulemanın büyük bir bölümü ona karşı tavır alacak” diyor. Yani Muhittin Arabi bu konuyu çok geniş anlatmış hadis-i şeriflerde. Şimdi ararsam bulabilir miyim? Onu Cihat Hocam, yavaş yavaş arayabilir. Evet, bak Tekmili bölümünde, Kıyamet Alametleri bu Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci. Bu çok değerli bir ehl-i sünnet alimidir. Bunu piyasada kardeşlerimiz bulabilirler. İnşaAllah. Yani çok değerli bir alimdir ehl-i sünnetin. Önemli bir eserdir bu ayrıca, Kıyamet Alametleri. Evet, “dini Resulullah (s.a.v.) zamanında olduğu gibi aynen tatbik edecek” diyor Mehdi(a.s.). “Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak”. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şii, Vahabi hiçbir mezhep kalmıyor. Bütün mezhepleri kaldırıyor. “Halis ve hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak”. Sadece Peygamber Efendimiz(s.a.v.) gibi aynısıyla, tek mezhep kalacak. O da mezhep değil zaten, din. Dinin kendisi. Bak, “düşmanları” diyor, “düşmanları ehl-i içtihad alimlerinin, müştehid alimlerin mukallitleri olacak”. Şimdi mezhep mukallitidir insanlar değil mi, mesela bak Hanefi bir kimse, yahut Şafi olan nedir? Şafi mukallitidir. Hanefi mukallitidir. “Mukallitler olacak, çünkü onlar”, mesela şu anki alimler de mukallittir hep. Birçok alim yani, büyük bölümü öyledir, mukallittir. Yani mezhep mukallitidir. “Çünkü onlar Mehdi(a.s.)’ın, imamlarının mezheplerinin tersine hükmettiğini gördüklerinde”, mesela Hanefi’ye de uymayacak bazen, bazen Şafi’ye uymayacak, bazen Maliki’ye uymayacak bazı hükümleri. Bazı hükümleri Hanbeli’ye, bir kısmı Şii’ye hiç uymayacak. Vahabiliğe uymayacak. Ama en doğrusu olmuş olacak. Yani hepsinin en doğrusu olmuş olacak. “İmamlarının mezheplerinin tersine hükmettiğini gördüklerinde, bundan hoşlanmayacaklar. Fakat karşı da gelmeyecekler”. Çünkü son aşamada ama bu. Buna rağmen, başlangıçta zaten karşılar. Bu son aşamayı söylüyor. Başlangıçta direk dinsiz olarak görecekler zaten. “Arkadaşlarından korktukları için ister istemez hakimiyetine boyun eğecekler”. Yani çünkü akıl almaz bir askeri güç olacak. Mesela farzedelim, otuz milyon kişilik askeri güce sahip olacak. Bütün İslam alemi, Türklük aleminin bir ordusu olacak. Başkumandan, gerçi tehditkar bir insan değil ama yani güç insanları tabii, biraz etkiler yani. “Onun açık düşmanları fukuha olacak”, yani aleni, açıkça. İşte İstanbul’daki zuhur edecek o yobaz dediğimiz bu. Ama bak bir tane olmayacağı da anlaşılıyor. Düşmanı demiyor, düşmanları. Bayağı olacak yani, bir tane değil. Ama bu önemli, bu. Yani bu İstanbul’da çıkacak yobaz, en önemlisi ki, Peygamberimiz(s.a.v.) ona özellikle dikkat çekmiş. Yani en ehemmiyetli şahıslara özel dikkat çeker Peygamberimiz(s.a.v.). Mesela bir topaldan bahsediyor, Mehdi(a.s.)’a karşı huruc edecek. Ki bu çok önemli bir şahıstır Ahir zamanda, bir dinsiz hakikaten. Ahir zamanda huruc etmiştir. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün en önemli teorisyenidir. Yani onları eğiten en önemli kişidir. Mesela topalın zuhuru. Mesela buna dikkat çekmiştir Peygamberimiz(s.a.v.). Ama önemsiz mesela ufak tefek insanlar, onları önemsememiştir. Onları genel olarak alıyor. “Onun açık düşmanları fıkıha olacak, çünkü halk arasında imtiyazları kalmayacak”. Yani etkilemiyor artık, ne onun şeyhini dinliyor halk, ne onun kendi ifadelerini dinliyor. Yani Mehdi (a.s.) varken onu niye dinlesin adam? Çünkü tarikatlar da kalkmış, hepsi Mehdi(a.s.)’a bağlanmışlar. “Hatta ahkam hususunda ilimleri de azalacak. Bu imamın, Mehdi(a.s.)’ın gelişiyle alimlerin hükümlerdeki anlaşmazlıkları da giderilecek. Hani biri bir şeye karar veremiyor, herkes ayrı ayrı kararlar veriyor ya, birbirlerini de eleştiriyorlar. Değil mi, o onu eleştiriyor, o onu eleştiriyor. Şimdi alimler birbirlerini eleştirmiyor mu? Alim diyelim birçok kişiyi eleştiriyor. Evet, “anlaşmazlıkları giderilecek, şayet” diyor, “gücü olmasaydı, fakihler onun ölümüne fetva verirlerdi”. O kadar nefret edecekler diyor. Yani direk öldürün diye, zaten “katli vaciptir” diyor. Kafir diyecek zaten. Kafir olduğuna göre katli vacip olmuş oluyor onların kafasına göre. Böyle diyecekler diyor bir kısım fıkıha. “Lakin Allah onu, gücü ve cömertliğiyle hakim kılacak. Ondan hem korkacaklar”, it gibi korkacaklar, “hem de bir şeyler umacaklar”. Yani onun cömert ve güç sahibi olduğunu bildikleri için işte para, imkan, ev, şu bu falan. “Kalben ondan nefret edecekler. Fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edecekler”. Ama yüzüne de gülecekler. Yani, “doğru yoldasın, Allah razı olsun” diyecekler ama, kalben nefret ediyor. “Öldürdü bizim dinimizi” diyor. “Onu en çok Küfe’deki alimler sevecekler”. Allahualem Şii’ler en çok sevecek olabilir. Çünkü onlar deli aşıklar, onlar çok seviyorlar. “Çünkü hakiki Mehdi(a.s.) olduğunu ancak onlar anlayacaklar”. İlk başlangıç için bu. Ama sonradan güçlenecektir tabii. Sonra herkes seviyor Mehdi(a.s.)’ı. “Herkes bütün dillerde Mehdi olur” diyor hadiste. “Herkes ondan bahseder” diyor. “İnsanların en sevdiği olduğunda ortaya çıkacaktır” diyor Mehdi(a.s.) için. “Onlar onun veziri olacaklar, her bakımdan yardımına koşacaklar. Memleket işlerinin ağırlıklarını onunla paylaşacaklar” diyor ve devam ediyor. Evet, “yardımcıları Arap olmayacak, diğer milletlerden olacak”. Türk olacaklar yani, ona işaret ediyor. Türk veyahut işte Arap, Arnavut, Laz, Çerkez, hepsinden olacak demek ki. Fakat Arapça konuşacaklar, yani Arapça konuşanlar olacak demek ki içlerinde. Bak, “kendi cinslerinden olmayan Allah’a hiç asi gelmemiş bir hafızları bulunacak”. Bak demin tarifi düzeltmiştim ya hadisi, onu yanlış yazmışlar Tılsımlar Mecmuası’nda, bu yanlış almış onu yazan kardeşimiz kimse. Yani çünkü Bediüzzaman’ın ifadesi değil o. Bakın, “kendi cinslerinden olmayan, Allah’a hiç asi gelmemiş”, masum. Kimler masumdur? Peygamberler, değil mi? “Bir hafızları bulunacak ki, o vezirlerin gözdesi”, en gözde vezir diyor. Mehdi(a.s.)’ın en yakın veziri, “güvenilir kimselerin en emini olacak”, en güvenilir kişi olacak. “Şeyh-i Ekber bu açıklaması o hafızın İsa (a.s.) olduğunu gerektiriyor. Çünkü Peygamber’den başka hiçkimse masum değildir. Öyleyse gözde veziri Hz. İsa (a.s.)’dır” diyor. Zaten Hz. İsa(a.s.)’ın da veziri olacağını biz biliyoruz. “Mehdi(a.s.)’ın günahsızlığına gelince, o da onun hükmündedir. Nitekim müteakip beyanlar bunu göstermiştir. Şeyh-i Ekber’in açıklaması veyahut kendisini doğrultacak olan bir meleğe işarettir”. Mehdi (a.s.) hata yaptığında yine doğru yapmış oluyor. Diyorlar ki, “adam anormallik” yaptı diyorlar, yine doğru yapmış oluyor. Tabii tenzih ederim adam demeyeyim de, Allah affetsin, kardeşimiz, o muhterem insan. “O onların cinsinden değildir sözü bunu teyid eder, çünkü İsa (a.s.)onların cinsinden yani insan cinsindendir, lakin cins kelimesi bazen nevi kelimesiyle itlak edilir, böylece bu sözden İsa (a.s.) da kastedilmiş olur. Çünkü o İsrailoğulları’ndandır”. Mehdi(a.s.) da Ben-i İsrail görünümündedir, dış görünüş olarak. “Dikkat edin” diyor, “velilerin sonu şehittir”, Mehdi(a.s.)’ın sonunun şehit olacağı anlaşılıyor rivayetten. Yani bir faaliyet halindeyken, bir yere giderken vefat edecek inşaAllah. Hatta diyor; “binitinde” diyor, “vefat eder” diyor. “Ani bir ölümle” diyor. “Fecreten” diyor, kendi vasıtasında, “fecreten”. Muhtemelen bir tebliğe, bir yere giderken inşaAllah. “Bütün gam ve zulmetleri giderecek güneştir” diyor Mehdi (a.s.). “Gam” yani insanların gamlarını alacak. “Zulmetleri”, yani sıkıntılarını, bütün acılarını giderecek güneştir. “İhsanda bulunduğu zaman pek bereketli bir yağmurdur” diyor. Yani zibil gibi mal dağıtıyor. Evet.

SUNUCU 2: Bir de gadab-ı İlahi’den insanları koruyacak değil mi Hocam, öyle bir maddemiz daha vardı.

ADNAN OKTAR: Şimdi onu Bediüzzaman da söylüyor, hadislerde de var o. Hadislerde zaten çok açık diyor; “Kıyamet için bir gün dahi kalsa, Allah o günü uzatacak, evlatlarımdan Mehdi(a.s.)’ı gönderecek” diyor. Zaten 7000 yıl ile ilgili hadis, 5600 yılla ilgili hadis, ikisi birbirinden çıkarıldığında 1400 kalıyor. 1400’de Allah isterse Kıyamet’i koparabilir, ama 1450 de 1400’e dahil olmuş oluyor. 1460 da dahil olmuş oluyor. Yani 1500’e kadar, olmuş oluyor. Ama “Allah uzatacak” diyor, Bediüzzaman’ın kastettiği o. “1545’te kafirin başına Kıyamet kopacak” diyor. “Gadab-ı İlahi’den insanları koruyacak” diyor Mehdi(a.s.). Yoksa yani dünyada çok büyük hercümerc olur Mehdi(a.s.) olmasa.

CİHAT GÜNDOĞDU: Depremler durdu örneğin. Özellikle İstanbul’da durmuş oldu.

ADNAN OKTAR: Mesela aslında şu küresel ısınma var ya, bu aslında devam edecekti bu. Yani bu doğruydu bu. Allah bunu durdurdu. Yani küresel ısınma nedeniyle meydana gelen yağmur yağmayacaktı. Hakikaten gittikçe yağmurlar azalacaktı. Yani normal gidişatı buydu dünyanın. Kuraklıktan, sırf kuraklıktan bile insanlar ölürdü, ölecekti yani. Bunu durdurdu Allah. Bütün dünyanın gözü önünde yaptı. Ve çok oldular. Önce bütün dünya, bütün bilim adamları koro halinde dediler ki; “küresel ısınma var, alın size ispatı” dediler. Sonra zınk diye durdu birdenbire, zınk demeyeyim Allah affetsin. Aniden durdu, ve akıl almaz derecede yağmur yağmaya başladı. Bol bol, bak geceli gündüzlü yağıyor. Müthiş bereket geldi. Bu sefer de bunu açıklayamadılar. Yani nefesleri kesildi, “ya biz yanlış söyledik o zaman” dediler. Yanlış söylemediler, Allah kanunları değiştirdi. Mucize meydana getirdi Allah.

SUNUCU: Hocam, siz duracağını söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Söylemiştim tabii. 10 yıl önceki kitaplarımda var. Mucize meydana geldi. Yani hakikaten dünyanın kıtlığa doğru gitmesi gerekiyordu. Hatta nehirlerin bile yetmeyeceği şeklinde Türkiye’de bile hazırlık yapılıyordu. Yeşilırmak, Kızılırmak falan onları kullanmayı düşünüyorlardı. Ki onlar da yetmez diye hazırlık yapılıyordu. Çok büyük bir felakete doğru gidiyordu. Allah bunu durdurdu. Mesela depremin olmamasına sebeptir. Mesela bulunduğu yerde deprem olmaz Mehdi(a.s.)’ın. Olmuyor. Yani felaket olmaz, toplu felaket olmaz. Kıyamet’in gecikmesine sebeptir Mehdi(a.s.). Hadis açıkça. Ve Bediüzzaman da diyor açıkça; “ve” diyor, “Allah’ın gadab-ı İlahi’sini durduracak Mehdi(a.s.)”. Yani onun gelişiyle. Açsın baksınlar, açıkça izah ediyor Cenab-ı Allah. Velisi de çok değerli bir insan, Bediüzzaman Said Nursi.

SUNUCU: Hocam Hz. Mehdi(a.s.)’ın vefatından ne kadar bir süre daha dünya hayatı sürecek acaba?

ADNAN OKTAR: Ondan sonra Hz. İsa(a.s.)’a Mehdi (a.s.) halifeliği veriyor. Liderliği verecek. Hz. İsa(a.s.) bir süre devam ettirecek. Ondan kısa bir süre sonra da Hz.İsa(a.s.) vefat edecek. Peygamberimiz(s.a.v.) zaten mezarının yanında ona yer açtırdı, yeri hazır. Onun yeri var. Yani “benim yanıma gömün” dedi Peygamberimiz(s.a.v.). Boşluk var böyle, onun mezarı yetecek kadar yer açılmıştır. Hz. Ebubekir, Ömer’in bulunduğu yer var, biraz ara, yani bir mezarlık ara var. Orada da Hz. İsa (a.s.) olacak. “Hep beraber kalkacağız” diyor Peygamberimiz(s.a.v.). “Ömer, Hz. Ebubekir, Hz. İsa(a.s.) ve ben birlikte kalkacağız” diyor inşaAllah. Hz. İsa(a.s.)’ın vefatından sonra insanlarda moral diye bir şey kalmıyor. Mehdi (a.s.) gitmiş, İsa(a.s.) da gitmiş. Kıyamet bekleniyor. Üçkağıtçılara, ayak takımına kapı açılacak. Çünkü artık birisi de beklenmediği için çok süratli bozulma başlıyor. Hicri 1506’dan sonra. Yani Mehdi(a.s.)’ın son talebeleri artık 1506 gibi. Yani hayatta kalan son talebeleri. Mehdi(a.s.) vefat etmiş olacak o tarihte Allahualem. Son talebeleri yani 1506-1507. Fakat Mehdi(a.s.)’ın da ömrü uzundur yalnız onu da söyleyeyim. Kısa değil Mehdi(a.s.)’ın ömrü inşaAllah. Ondan sonra işte 2-4-8-16 küfür katlamalı gelişmeye başlıyor. 1542’ye kadar. Bediüzzaman birkaç ayrı tarih vermiş ama, Allahualem 1545 doğrusu.

SUNUCU: Kıyamet değil mi?

ADNAN OKTAR: Tabii, Kıyamet 1545. Yani uygun da, çünkü 45-46 olduğunda zaten 1550 olmuş oluyor. Yani 45 ve 56 tarihleri önemlidir. Mesela 56 bir geçmiş oluyor. Mesela 55 sınırdır. 56 geçiştir. Mesela 45 tam sınırdır. 46 geçiştir. Allahualem 1454, doğru o yani. Çünkü “1542’ye kadar” diyor, “gizli ve mağlubane”. Herkes kendisini gizliyor Müslümanlar, bir avuç Müslüman var gizli. 42’den sonra hiç Müslüman kalmıyor. Hepsi vefat edecek.

SUNUCU: Aslında Hocam çok kısa bir dönemde çok fazla değişiklik oluyor. Yani İslam’ın hakimiyeti oluyor, sonra İslam’ın hakimiyeti gerileme dönemini yaşıyor ama bunlar çok kısa bir zamanda oluyor.

ADNAN OKTAR: Aslında dünya ömrünü tamamen doldurdu da, Allah sırf böyle anlı şanlı bitsin, bir de Peygamberimiz(s.a.v.) hani nesli kesik dediler ya, “inna a’tayna da” biliyorsunuz, “asıl soyu kesik odur” diyor Cenab-ı Allah değil mi? “Biz sana” diyor, neyi verdik diyor Ahirette? “Kevser’i verdik" diyor değil mi? İşte Ahiret ifadesi geçmiyor orada, Kevser için. Yani halk arasında öyle biliniyor ama, tamam Ahirete de bakıyor, inşaAllah Kevser çeşmesine, Kevser havuzuna da bakıyor ama, onun neslinin, Peygamber(s.a.v.)’ın neslinin dünya hakimiyetine bakıyor aynı zamanda.

SUNUCU 2: Bereketine.

ADNAN OKTAR: Tabii, onun bereketi. Yani seyyidler topluluğu. Çünkü on binlerce seyyidin de hakimiyeti olmuş oluyor. Hani soyu kesikti gibi olacak yani. Çünkü yer gök seyyidlerle dolacak. Yani çok ihtişamlı ve o seyyidlerin başı olan da Mehdi(a.s.) var başta. Çok ihtişamlı dünya sonlanıyor. Dünya tarihinde hiç yok böyle dünyada İslam hakimiyeti. Hiç olmamış. İlk defa, son Kıyamet öncesi. Çünkü asıl Allah’ın amacı imtihandı zaten dünyada. İnsanı imtihan etmek. İmtihan için zaten sürekli küfre ihtiyaç var. Yani küfür olmadıysa imtihan olmuyor.

SUNUCU 2: Hocam siz demiştiniz zaten hatta çok mucizedir küfreden adam. Allah onu özellikle yaratmıştır.

ADNAN OKTAR: Şaşırtıcıdır yani, insanın kanı iliği çekilir, nasıl yaparsın? Şu kadarcık yerde yaşıyorsun, şu kadarcık yerde ve görüntünün içinde yaşıyorsun. Yani çıldırmış, deli olsa yapamaz. Mümkün değil, iradesi, gücü yetmez. Allah’ı inkar etmek mucizenin dışında olmaz, mümkün değil. Ama müminleri imtihan için mutlaka küfür, kafir gerekiyor. Mesela Mehdi(a.s.) olamaz kafir olmazsa. Çok fazla kafir olması gerekiyor Mehdi(a.s.)’ın oluşması için. Peygamberimizin(s.a.v.) olması için mutlaka bol kafir olması gerekiyor.

SUNUCU: Yani denge meselesi aslında Hocam değil mi?

ADNAN OKTAR: Yani kafire olmasa, ona karşı mücadele etmiyorsa zaten Peygamber olamıyor. İmtihan olmuyor. Yani soru yoksa cevap olur mu? Değil mi, imtihana girmişsin soru yok. Olmaz öyle şey, onun için Allah soru olarak yaratıyor kafirleri. Son olarak da, normalde Adetullahı değildir Cenab-ı Allah’ın, bir sadece Süleyman zamanında bölgesel bir hakimiyet yapmıştır, küçüktü zaten o zaman dünya. Yani mesela en fazla birkaç milyon, 3-5 milyon kişiden oluşan bir dünya hakimiyeti olmuş. Zülkarneyn zamanında da mesela 500-600 bin kişiden oluşan bir dünya hakimiyeti olmuş. Az insanların sayısı. Ama bu sefer 7 milyar insana iman ettiriyor Allah. Bütün dünyaya hakim olacak. Son kere, bu da imtihanın bittiğini gösteriyor. Yani her yer Müslümansa zaten, imtihan olmaz. Hani insanlar istiyor ya, her yer Müslümanla dolsun; o zaman imtihan olmuyor zaten. Yani imtihanın gücü alabildiğine düşer. Yani binse, ikiye, bire düşer. Çünkü kafir yok, münafık yok, mücadele edeceğin adam yok. Cehd etmek yok, sabır edeceğin bir olay yok. Cesaret göstereceğin bir şey yok. Nereye cesaret göstereceksin? Hayır cesaretlik bir şey yok ki, fedakarlık, nereye fedakarlık? Cömertlik de yok. Mal, zibil gibi mal var. Cesaret göstereceğin bir şey yok. Küfür yok çünkü. Tam güvenlik ortamı var. Yiğitlik, delikanlılık göstereceğin bir yer de yok. Metanet göstereceğin bir şey de yok. Tehlike yok çünkü. Hiçbir şey yok. Var ama yani şahsi, belki hastalığı, derdi olabilir onlarla ilgili olabilir. Az, ufak tefek. Ki hastalıklar da tedavi olacaktır Ahir zamanda. İmtihanın tamamı bittiği için, çok kısa süre Allah, bir daha küfre müsaade ediyor. Ama bu sefer de dünya tarihinde görülmemiş bir küfür imkanı yaratıyor Allah. Mesela bu derece ahlaksız ve bu kadar alçak hiç olmamış olacak.

SUNUCU: Hocam bu kadar büyük bir İslam’ın hakimiyetinden sonra bir reddediş olacak yani.

ADNAN OKTAR: Ve süratle yani. 2-4-8-16 tarzında böyle katlanarak gelişecek. 42’de hiç yok, Kuran, hadis, hiçbir şey. Dini, imani bütün camileri yıkacaklar. Her yeri. Meyhane yapacaklar, bilmem ne böyle yani yahut artık diskotek yapacak. Din adamı, Müslüman yani öyle bir, Allah’ın adını anan adam olmayacak. “Allah Allah diyen kalmayacak” diyor. Allah’ın ismini söyleyemeyecek adam. Hiçkimse yok 42’de. 2 yıl Allah müsade ediyor, alabildiğine azgın, artık “sokaklarda böyle hayvanlar gibi çiftleşirler” diyor hadiste. “Merkebler gibi” diyor hatta hadiste. Sokakta, alenen, bütün milletin önünde. Tam böyle azmışlarken, birden o var ya depremle ilgili film vardı geçenlerde, neydi o?

CİHAT GÜNDOĞDU: Kıyamet gününü tarif ediyordu, adını unuttum şu anda.

ADNAN OKTAR: Neyse evet, yani tahmin tahayyül edemeyecekleri gibi, normal bir deprem tarzında değil. Ayette var, ilk önce birinci vuruş var, “sonra onun arkasından ikinci bir vuruş takip eder” diyor Allah ayette. Muhtemelen şöyle anlıyoruz; önce bir göktaşı vuruyor. Büyükçe bir göktaşı vuracak. Herhalde teğet geçecek zannedecekler anladığım kadarıyla. Aslında çok kere teğet geçiyor. Şu an sürekli geçiyor ama teğet geçiyor. Çok büyük göktaşları geçiyor. Vurduktan sonra spin mi diyorlar ona bir şey diyorlar.

CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, tur atıp geri geliyor sonra.



ADNAN OKTAR: Evet, vurmanın hızıyla tur atıp bir daha vuracak dünyaya. Öyle olduğu anlaşılıyor. Bu ikinci vurmadan sonra dünyanın dengesi bozuluyor. “Onu bir başka çarpma izler” diyor. Bu sefer de bir gök cismine çarpacak, muhtemelen ayla çarpışacak dünya. Ondan sonra zaten ne olacağını tahmin edersiniz.

SUNUCU: Hocam, bunun filmleri de çok yapılmaya çalışıldı şu zamana kadar.

CİHAT GÜNDOĞDU: 2012 filmin adı, 2012.

SUNUCU: Ondan önce de bir göktaşı filmi vardı, göktaşı dünyaya çarpıyor, geçti zannediliyor. Ama işte dev bir dalga insanları yutuyor falan. Defalarca böyle filmler oldu.

ADNAN OKTAR: Bakın, diyoruz ki ben Mehdiyet’in gölgesi dünyayı sardı derken, bu. Mesela bak, o filmin hazırlanması Mehdiyet’in gölgesinden kaynaklanıyor. O filmi adam niye hazırlasın? Yani insanların keyfini kaçıracak bir film o.

SUNUCU: Evet, nereden esinlendi?

ADNAN OKTAR: Hayır, niye yapsın adam öyle bir şey? Ve niye Mehdiyet’in çizgisinde hazırlasın? Niye Kuran’ın çizgisinde hazırlasın? Onu hazırlatan Allah ona. Mehdiyet’e istese de, istemese de yardım etmiş oluyor şahıs. Farkında olmadan, bilmeden yardım ediyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam, bilim adamları tam hesapları var, teorik olarak, büyük bir göktaşı dünyaya çarpınca, dünyanın hatta içinden geçerek çıkıyor. Sonra dünyanın da dönüş ekseni değişiyor aynı zamanda. Tıpkı hadiste belirtildiği gibi, “güneş batıdan doğacak” şekilde geliyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Vurup geçebilir diyor öyle mi?

CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, vurup geçiyor sonra tur atıp tekrar gelip daha güçlü bir şekilde bu sefer çarpıyor.

ADNAN OKTAR: Delip geçiyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, ortasından geçiyor.

ADNAN OKTAR: Muazzam bir şey. Ama incecik zaten dünyanın kabuğu, yani elma var ya şu Amasya elması, Amasya elmasının kabuğu ne kadar? Dünyanın kabuğu da o kadar. Altı olduğu gibi mağma. Etli normal elma kısmı var ya, soyuyoruz, mağma o tarz işte etli kısmı gibi. Bizim yaşadığımız kısmı elmanın kabuğu kadar. Yani bir elmanın kabuğunu geçmek ne kadar kolay, bir göktaşı için, onu düşünün. Tabii yani girdi mi, mağma zaten su içerisi zaten. Erimiş maden, oradan tereyağından geçer gibi geçer. Oradan diğer taraftan da kabuğu kırıp çıkıyor, ama buna rağmen ayrıca spin atar diyor, öyle mi?

CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, teğet geçerek, içinden hafif geçerek devam ediyor. Uzayda kendi yönü de değişmiş olduğu için, dünyaya çarptığı için, geri dönüp tekrar dünyanın içerisine giriyor. Tam göbekten giriyor bu sefer.

ADNAN OKTAR: Çekim olduğu için bir de, değil mi? Dünyanın çekim alanına mı giriyor yeniden acaba?

CİHAT GÜNDOĞDU: Allahualem, o şekilde de olabilir.

ADNAN OKTAR: Ama spin atmasından da olabilir ayrıca, bir de çekim gücü de etki ediyor olabilir.

CİHAT GÜNDOĞDU: Ama dünyanın ekseni de değişiyor, hesaplara göre, tıpkı hadiste belirtildiği gibi.

ADNAN OKTAR: Evet, o tabii dönüş istikametinin tam tersine dönecek. Ama ondan sonra da tevbe yok.

SUNUCU: Evet, o Kıyamet saati yani.

ADNAN OKTAR: Şimdi ara veriyoruz.

SUNUCU 2: Kısa bir aradan sonra tekrar beraberiz.

Değerli izleyenler yayınına harunyahya.tv sitesinden devam ettiğimiz programımıza devam ediyoruz aynı hızla. Buyurun Hocam, söz sizin.

ADNAN OKTAR: “Bediüzzaman Ahir Zaman’ı Anlatıyor” diye bir kitap var küçük. Onu açtım, şu kısmı oku bana. Bunu baştan sona kadar bir oku.

SUNUCU: “Bediüzzaman, Hz. Mehdi(a.s.)’ın birinci görevini yaparken, siyasetle ilgilenmeyeceğini nasıl açıklamıştır? Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin, görevlerine başladığı birinci safhada vazifesine birinci görevi olan iman hakikatleri konusunu esas alarak başlayacağını; siyaset ve saltanat alanlarındaki görevlerini ise daha sonraki zamanlarda gerçekleştireceğini açıklamıştır. Bediüzzaman'ın bu konudaki sözleri şöyledir: ‘Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar (fikir akımları) var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza (farz edelim) hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse”

ADNAN OKTAR: Ne zaman gelecekmiş Mehdi(a.s.)? Diyor ki, kendisinden bir asır sonra diyor, değil mi? Hicri 1300’de bunları söylüyor. “Benden bir asır sonra” diyor. Hicri 1400 olmuş oluyor. Evet.

SUNUCU: “O zat dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum. Hem üç mes'ele var: Biri hayat, biri şeriat (Kuran ahlakının esasları), biri imandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve en a'zamı(büyüğü), iman mes'elesidir. Fakat şimdiki umumun nazarında (toplumun gözünde) ve hal-i âlem ilcaatında (dünyanın şu anki durumunda) en mühim mes'ele, hayat ve şeriat (İslam dininin esasları) göründüğünden o zât şimdi olsa da, üç mes'eleyi birden umum rûy-i zeminde (yeryüzündeki genel durumda) vaziyetlerini değiştirmek nev'-i beşerdeki cârî olan (bütün insanlar için geçerli olan) âdetullaha muvafık (uygun) gelmediğinden, herhalde en a’zam (büyük) meseleyi esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak. Tâ ki iman hizmeti safvetini (saflığını, halisliğini, samimiyetini) umumun nazarında bozmasın ve avamın (ilmi ve bilgisi az olan kimselerin) çabuk iğfal olunabilen (aldatılabilen) akıllarında, o hizmet başka maksadlara âlet olmadığı tahakkuk etsin (anlaşılsın, delilleriyle ispat edilsin)”, Kastamonu Lahikası, s. 57.

CİHAT GÜNDOĞDU: “İman hizmeti safvetini (saflığını, halisliğini, samimiyetini) umumun nazarında bozmasın ve avamın (ilmi ve bilgisi az olan kimselerin) çabuk iğfal olunabilen (aldatılabilen) akıllarında, o hizmet başka maksadlara âlet olmadığı tahakkuk etsin (anlaşılsın, delilleriyle ispat edilsin)”.

En büyük mesele olarak, imanı ele alıyor. İman hizmetini, saflığını, halisane bir şekilde, samimi bir şekilde, Mehdi(a.s.) ele alıyor. Ve bunun üzerinde çalışma yürütüyor inşaAllah. Genel halkın gözünde, çabuk bozulabilen akıllarını, ayakta tutmak amacıyla özellikle iman, akıllarında imanı oturtmaya çalışıyor inşaAllah. Böyle bir hizmet addediyor inşaAllah. Delilleriyle de bunu sağlamlaştırıyor inşaAllah.

SUNUCU: Bismillahirahmanirrahim. “Abdullah (r.a) dan rivayet edilmiştir: Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: Ehl-i beytimden ismi ismime mutabık olan bir kişi başa geçecektir. Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalmış olsa, onun(Hz. Mehdi(a.s.)’ın başa geçmesi için Cenab-ı Allah, o günü behemehal uzatır. Mehdi (a.s.) Hicri 1400 yılında gelmiştir. Belki dünyanın bir günlük ömrü vardı, ve Allah dünyanın ömrünü Hz. Mehdi(a.s.) vesilesiyle uzatıp, Hicri 1500 kadar sürecek bir dünya hakimiyeti nasip edecek inşaAllah”. Az önce de anlattık Hocam, bu konuya değindik. Devam edelim mi?

Turgut Egemen İstanbul’dan. “Hz. Ali (a.s.) şöyle buyurur: ‘Allah Hz. Mehdi(a.s.)’ın yardımcılarını korur. Onları nişan ve alametlerle yardımcı olur. Ve onları yeryüzünün tüm insanlarına galip kılar”.

Bu 313 kişiden kasıt mıdır Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet.

SUNUCU: “Böylece insanlar ister istemez hak dine girerler. O, Hz. Mehdi(a.s.) yeryüzünü adalet, nur ve apaçık delillerle dolduracaktır. Bütün ülkeler tümüyle ona itaat edecek ve onun karşısında boyun eğecektir. Öyle ki, tüm kafirler iman edecek ve kötüler salih kullar, kötü insanlar düzelip hidayet bulup samimi Müslümanlar olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)’a Cenab-ı Allah kaderinde mutlak ezici bir galibiyet vermiş, ne münafıklar, ne dinsizler, ne masonlar, ne yobazlar, ne komünist derin devlet, ne ateist siyonistler hiçbiri Hz. Mehdi(a.s.)’a nasip olacak dünya hakimiyetini durduramayacaklar. Bu yüzyıl İslam’ın yüzyılıdır” inşaAllah.

Zeynel Abidin Türk, Hatay’dan; “İmam-ı Mehdi(a.s.) çıktığı zaman, özellikle fıkıh alimleri ona, Hz. Mehdi (a.s.)’a düşman olacak, onun, kılıncı kardeşleridir, elinde kılınç olmasa idi, yani kardeşleri olmasa idi, zamanın fıkıhası yani fıkıh alimleri Hz. Mehdi (a.s.)’ı katliyle fetva verirlerdi. Lakin Cenab-ı Hak, onu, Hz. Mehdi (a.s.)’ı keremiyle ve kardeşleriyle temizleyecek, yıkayıp pak edecek. Onlar ona, Hz. Mehdi (a.s.)’a itimad edeceklerdir hükmüne inanmayan da, kabule mecbur olup, aksini izmar, yani gizleyecek, saklayacaklar. Hz. Mehdi (a.s.)’ın döneminde din tamamen reyden arınmış olarak eski hüvviyetini kazanacaktır. Vereceği birçok hükümlerde ulemanın mezheplerine muhalefet edecektir. Bundan dolayı ondan, yani Hz. Mehdi(a.s.)’dan uzak duracaklardır. Zira, zanlarına göre gerçekten Allah imamlarından sonra bir müçtehid bırakmadığını kabulleneceklerdir”. Bu da Muhyiddin Arabi. “Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur zamanında cahil alimler Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı haset, kin ve düşmanlık hisleri içerisinde olacaklar. Ahir zamanın kaba softalarının ve ham yobazlarının bu tavrı hadis-i şeriflerde çok detaylı anlatılmıştır”.

Gülşen Burdurlu, Konya’dan; “’onların tasarladıkları planlarını boşa çıkarmadı mı’, Fil Suresi. Ayet-i kerimenin işari manası şudur; Hz. Mehdi(a.s.)’a çok fazla tuzak hazırlanacak, ancak Allah o tuzakların hepsini bozacak ve boşa çıkaracak inşaAllah”.

Sıtkı Halil Cangül, Yozgat’tan; “’Allah’ın dinine, dalga dalga girdiklerini gördüğünde hemen Rabbi’ni hamd ile tesbih et’, Asr Suresi. Ayet-i kerimenin ebcedi Miladi 2016 tarihini veriyor. Harun Yahya Hocamız, Asr Suresi’nde 2016-2017 tarihlerine dikkat çekmişti. Kuran-ı Kerim’den verdiği ebced sayısı da çok manidar. İnşaAllah 2016 yılında Türk İslam Birliği’nde büyük bir atılım olacak”.

ADNAN OKTAR: Evet, bugünlük sohbetimiz yeterli. Ondan sonra, ben dedim bazen yarım saat olur dedim, bazen bir saat, bazen 3 saat olur dedik. Bugünlük bu kadar yeterli.

SUNUCU: Değerli izleyenler, yarın gece tekrar bu ekranda olacağız. Harunyahya.tv’den bizi takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine gönderirseniz sorularınıza Hocamız cevap verecek inşaAllah. Görüşmek ümidiyle hoşçakalın.

Bu eser 602 kez incelendi.

Post To MySpace!
Mp4 dosyası (.mp4) - 43 download
573.73 MB
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Mehdi ve Altınçağ İslam Ahlakının Dünya Hakimiyeti - Kitap
Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Sohbeti (4 Mart 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın C.S: Lewis Society & ARN (Access Research Network)'den Kevin Wirth ile Yaptığı Radyo Röportajı (3 Mart 2010) - Haber
Deccal Nasıl Öldü? ''150 Yıl Süren Darwinist Aldatmacanın Sonu'' - Kitap
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1234 download
Dinler Terörü Lanetler - 1185 download
Dinler Terörü Lanetler - 1102 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1050 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.