Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Sohbeti (3 Mart 2010)
Mart 2010
ADNAN OKTAR: Hangi konuyu anlatıyordun?
OKTAR BABUNA: Bu yeni Hocam sivrisineklerde otomatik ayar sistemleri bulunmuş. Uçaklarda olduğu gibi ama çok daha hassası. Saniyede 250 kere kanat çırparken, dengesini bozacak sistemler yapmışlar bilim adamları. Otomatik olarak kanat vuruş sayısını değiştirip hemen dengesini düzeltiyormuş sinek. Hemen doğruya geliyor.
ADNAN OKTAR: Yani insandan daha mükemmel.
OKTAR BABUNA: Daha mükemmel inşaAllah. Bir de arılar Hocam, antibiyotiği arılar çok uzun zamandan beri kullanıyorlarmış. Dokuz tür antibiyotiği yaban arıları yavruları infeksiyondan korumak için, 9 tür antibiyotik veriyorlarmış. İnsanlar 1928 yılında keşfetmişlerdi ilk antibiyotiği; arılar sürekli kullanıyorlarmış bunu Hocam eskiden beri. Yeni keşfedilmiş bu da maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Darwinistler de bu tesadüfen oldu diyorlar değil mi? İlaç fabrikaları ilacı tesadüfen mi yapıyorlar? Antibiyotiği tesadüfen yapamamışlar değil mi? Yıllarca uğraşmışlar, daha yeni bulabiliyorlar, yeni yapabiliyorlar.
Evet Cihat Hocam anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir Kuran mucizesi vardı Hocam uygun görürseniz, onu anlatayım. Kuran-ı Kerim’de bir ayette Güneş ve Ay için farklı ifadeler kullanılmış. Hemen ayeti okuyayım inşaAllah; Nebe Suresi 12 ve 13. ayetler; “sizin üzerinize sapasağlam yedi gök bina ettik. Parıldadıkça parıldayan bir kandil kıldık.” Güneş’ten bahsediliyor ayet-i kerimede. Güneş’in biliyorsunuz yakıcı bir sıcaklığı var; yaklaştıkça artan bir sıcaklığı var. Çünkü zaten burada meydana gelen kimyasal olaylar, işte nükleer reaksiyonlar onu bir ateş topu halinde yapmış oluyor. Tam da ayet-i kerimede “kandil” ifadesi kullanılmış. Kandil yanan bir şey zaten, bildiğiniz gibi. Ama bakın ay için yine Kuran-ı Kerim’de farklı bir ifade kullanılıyor; tam da bugünkü bilim seviyesinin ulaştığı çerçevede buna uygun bir biçimde. Nuh Suresi 16. ayette; “Ay’ı bunlar içinde bir nur kılmış, Güneş’i de bir kandil yapmıştır” şeklinde şeytandan Allah’a sığınırım. Burada Güneş için farklı ifade, Ay için farklı kelime kullanıldığını görüyoruz. Tam da bugünkü bilim seviyesiyle ulaşılan bilgilerle paralel olduğunu görmüş oluyoruz. Diğer tarafta yıldız için ise, Tarık Suresi 3. ayette rastlıyoruz, nasıl ifade edildiğini. O da, ayet şu şekilde; şeytandan Allah’a sığınırım; “karanlığı delen yıldızdır” ifadesi kullanılıyor. “Necm” kelimesi kullanılmış oluyor. “En-Necmi´s-Sakıbı” ifadesi kullanılıyor. Yani kendi kendisine yanıp biten ifadesi, “sakıb”; yanıp tüten ve sonunda biten, sonu olan bir şey için kullanılıyor Arapça literatürde. Bu şekilde yeni ulaşılan bir bilgi bu da; yıldızların bir süre sonra bittiği, yanarak bittikleri. Bu kelime tam anlamıyla bugünkü bilim seviyesinin ulaştığı bilgileri doğrular şekilde karşımıza çıkıyor ki; 1400 yıl önce bunların bilinmesi zaten mümkün değildi. Kuran-ı Kerim’in Yüce Allah’ın sözü olduğunun kanıtı.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi sıra bende. Bakın, Kastamonu Lahikası’nın 24. sayfasında Said Nursi Hazretleri; “Ahir zamandan haber veren mühim bir hadis” diyor. “Ramazan-ı şerifte 10. günün, ikinci saatinde birden bu hadis-i şerif hatırıma geldi. Belki Risale-i Nur şakirtlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi”. “İhtar edildi” diyor bakın bu çok önemli. Hadisi almış, birinci bölümünü; “şedde sayılır, tenvin sayılmaz-fıkrasının makam-ı cifrîsi 1542 ederek nihayet devamına ima eder”. 1542’ye kadar Ahir zamanda Müslümanların mücadeleye devam edeceğini söylüyor, 1542’ye kadar Hicri inşaAllah. “Şedde sayılır fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi 1506 edip”, Hicri 1506 edip; “bu tarihe kadar zahir ve âşikârâne”, alenen ve açıkça, 1506’ya kadar, “belki galibane”, zahir, aşikar bir de galibane. Yani bizim yaptığımız çalışma gibi; şu an mesela biz hem zahir, hem aşikar hem galibane mücadele veriyoruz. Bu diyor, 1506 tarihine kadar devam edecek diyor. “Sonra ta '42'ye kadar”, 1542’ye kadar, “gizli ve mağlubiyet içinde”, hem gizli faaliyet yapıyor, Müslümanlara kendilerini sezdirmiyorlar, bir de faaliyet yapsa bile mağlup durumda. Yani hiç başarılı olamıyorlar, netice alamıyorlar. Mağlup haldeler. “Mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder. “Şedde sayılır” diyor, “fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi 1545 olup kâfirin başına Kıyamet kopmasına ima eder”. 1545’te de Kıyamet kopacak diyor. 1542’ye kadar da gizli olarak devam edecek diyor. Ama 1506’ya kadar canlılar diyor Müslümanlar, bayağı güçlü olacaklar diyor. Ama ondan sonra bozulma başlıyor. 1506’dan sonra. “Câ-yı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil'ittifak”, ittifakla, “bin beş yüz tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına mânidar, mâkul ve hikmetli bir surette 1506'dan ta '42'ye, ta '45'e kadar üç inkılâb-ı azimin ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır”. Bakın 1506, bir; 1542, iki; 1545, üç. “Üç inkılâb-ı azim”. 1506’da bir bozulma başlıyor. 1506’nın bitmesiyle beraber bir inkılap başlıyor, yani yeni bir düşünce sistemi. Komünist düşünce artık ondan sonra hakim oluyor. İkincisi, 1542; bir hareket daha oluyor ve komünizmin en azgın dönemi, artık alenen sokakta ilişkiye girme falan tarzında, yani rezalet paçalardan akacak Allah esirgesin. Kuran tamamen kalkıyor. Bütün Kuranların hepsini toplayacaklar. Hepsini yakıp yok edecekler. Dini, imani tek bir tane kitap hiçbir şey bırakmayacaklar, küfür. Kabe yıkılacak, Kabe’nin taşlarını falan tamamen savurup atacaklar, hiç kalmayacak. Arazi dümdüz oluyor Kabe’nin. Yani dozerlerler yıkacaklar Kabe’yi. Bu, işte 42’de oluyor, 1542. 2 yıl kadar bunlar azgınlıklarına devam ediyorlar, iki yıl. Ama ne azgınlık ve ne kepazelik. “Ta '45'e kadar üç inkılâb-ı azimin ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır. Bu imalar gerçi yalnız birer tevafuk olduğundan delil olmaz”. Bir tevafuk diyor. Yani delil o değildir, yani Kuran gibi açık delil değildir diyor. “Ve kuvvetli değil” diyor. Hadis de değil, Kuran ayeti de değil. “Fakat birden ihtar edilmesi”, yani aniden bu bilginin gelmesi, “bana kanaat verdi” diyor Üstad. Bediüzzaman; “bana kanaat verdi” diyorsa, o öyledir yani inşaAllah. “Hem kıyametin vaktini kat'î tarzda kimse bilmez”, kat'î tarzda, “fakat, böyle îmalarla bir nevî kanaat, bir galip ihtimal gelebilir”, yani galip ihtimal gelebilir. “Fatiha da ashabının taife-i kübrâsını tarif eden fırkası, şeddesiz 1506 veya 7 ederek tamı tamına” diyor, “fırkasının makamına, tevafuku ve manasına tetabuku ve şedde sayılsa fıkrasına üç mânidar farkla tam muvafakatı ve manen mutabakatı, bu hadisin imasını teyid edip remiz derecesine çıkarıyor” diyor. Yani Fatiha’da da tam aynı bu sistemi görüyoruz diyor. Fatiha’da da bu ebcedler uyuyor diyor. Hadiste de tam uyuyor diyor. “Remiz derecesine çıkarıyor ve müteaddit âyât-ı Kur'aniyede sırât-ı müstakim kelimesi, bir mana-yı remziyle Risaletü'n-Nur'a manaca ve cifirce ima etmesi remze yakın bir ima ile, Risaletü'n-Nur şakirtlerinin taifesi, Ahir zamanda”, bakın dikkat edin; “o taife-i kübrâ-i âzamın ahirlerinde”, bakın “o taife-i kübrâ-i âzamın ahirlerinde”, Mehdi talebeleri, bak “taife-i kübrâ-i âzamın ahirlerinde”, sonucunda “bir hizb-i makbul olacağına”, makbul bir hizb olacağına; toplu grup olacağına, “işaret eder diye def'aten” yani tekrar tekrar, “birden ihtar edildi” diyor. Tekrar tekrar bana bilgi geldi diyor, ilham şeklinde. Yani diyorsa, öyledir. Çünkü şu ana kadar böyle olmuş. Yani ne dediyse çıkmış. “Allahualem, herhalde öyle olacak” diyor, oluyor. “Allahualem, herhalde öyle olacak” diyor, oluyor. Zaten bu hadise de uygun, o yedi bin yılla ilgili hadise tam uygun diyor. Çünkü “ümmetin ömrü 7000 yıldır” diyor. 5600 yılı geçmiştir, 1400 ile 1500 arasında. O 1500’den sonraki bozulma dönemini anlatıyor Said Nursi. Üç inkılâb-ı azimden bahsediyor inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet, kısa bir aradan sonra yine birlikteyiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Cenab-ı Allah Kuran’da duanın nasıl yapılacağını bizlere anlatıyor. Şeytandan Allah’a sığınırım; Müzemmil Suresi, 8; “Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O’na yönel”. Bak, “Allah’ın ismini zikret. Her şeyden kendini çekerek yalnızca O’na yönel”. Demek ki öyle evlenmeye kafa takmak, işine gücüne kafa takmak, bu konuları putlaştırmak, tek hedef haline getirmek, dine böyle konuları tercih etmek olmayacak. Her şeyden kendini çekerek, yalnızca Allah’a yöneleceğiz. Dua her yerde ve her şekilde olması gerekiyor. “Allah’ı ayaktayken, otururken”, mesela ayakta yürüyoruz; içimizden dua ederiz. Yolda yürürken dua edeceğiz. “Otururken”, mesela şu anda oturuyoruz, sohbet ediyoruz içimizden dua edeceğiz. “Yan yatarken”, mesela yatağa yattık, yan yattık böyle; Allah’ı zikredeceğiz, dua edeceğiz. “De ki: Allah diye çağırın, Rahman diye çağırın, ne ile çağırırsanız, sonunda en güzel isimler O’nundur”. “Ya Rahman”, “Yarabbi”, “Cenab-ı Mevla”, “Ya Allah”, hepsi Allah’a hitaptır. “İsimlerin en güzeli Allah’ındır, öyleyse O’na bunlarla dua edin”. Yani Allah’ın ismi olmayan isimlerle Allah’a dua etmek olmaz. Kuran’daki isimleriyle Allah’a dua etmek lazım. “Hz. Musa gölgeye çekilerek dedi ki: Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım”, Allah’tan her türlü hayrı isteyeceğiz. Hayır dileyeceğiz ve hayır isteyeceğiz. “Rabbimiz şüphesiz sen bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin”. Mesela biz gizli olan bir şeyi de, açıkta olan bir şeyi de Allah’ın bildiğini biliriz. “Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz”. Mesela birisi bir şey yapıyor, insanlar görmediğinde içi rahat ediyor, halbuki mutlaka Allah görür ve bilir. “Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O’na yönel”, “her şeyden kendini çekerek yalnızca O’na yönel”, evet bunu demin okumuştum. “Hz. Süleyman: Rabbim beni bağışla”, mesela Allah’tan bağışlanma dilemek çok önemlidir, duadan önce. Allah’ın affetmesini istemek. “Ve benden sonra hiçkimseye nasip olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen karşılıksız armağan edensin”. İnsanlar hep karşılık isterler, Cenab-ı Allah öyle değildir; bütün mülke sahip olduğu için sürekli insanlara nimet veriyor. Sad Suresi 35’te; “Rabbimiz bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma”. İman ettikten sonra hidayetten kalbin kaymaması için Allah’a dua edilmesi lazım. “Ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz bağışı en çok olan Sensin, Sen”. Allah’tan rahmet istemek çok önemli, “Yarabbi rahmet ver bize” diyecek Müslüman. “Hz.Musa dedi ki: Rabbim beni ve kardeşimi bağışla”. Sırf kendisi için dua etmeyecek, Müslümanlar için de dua edecek. Dua ederken Müslümanlara da duayı yönlendirmek gerekir. “Bizi rahmetine kat”, bak hep rahmet. Rahmet istemek Müslümanın önemli bir özelliği. “Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın”. Allah’ın merhametli olduğunu, Allah’ın güzel ahlakını Allah’a söylemek, dualarda önemlidir. Mesela; “Yarabbi Sen çok merhametlisin, affedicisin, mülkün sahibi Sen’sin”. Bunlar önemlidir duada. Ve özellikle Allah’ın rahmet sahibi olduğunu belirtmek. “Rabbim bana katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları işitensin” dedi. Mesela Allah’ın bütün gücünü, güç özelliklerini belirtmek lazım. Mesela; “gizliyi bilirsin, gizlinin gizlisini de bilirsin, her şeyin yaratıcısı Sensin”, değil mi, bak “Rabbim bana katından tertemiz bir soy armağan et”; demek ki, gerek olduğunda; soy kuruyacaksa, soy yok olacaksa, Müslümanlara zarar gelecekse, insan soyunun devam etmesini istiyor. Yoksa hamam böceği gibi çoğalmak arzusu Müslümanda olmuyor. Zaruret olması gerekiyor demek ki. Ve tertemiz olması o soyun. Allah’a adanması; yani çocuğunu Allah’a adaması. Allah rızası için çocuk yapmak. Ve zaruriyse, Müslümanların soyu kesilecekse. İslamın gücü yok olacaksa, tehlike varsa isteniyor. Bunun dışında istenmiyor. “İnsanlardan öylesi vardır ki; Rabbimiz bize dünyada mal ver, imkan ver der. Onun Ahirette nasibi yoktur”. Sırf dünya için istiyor. Ama Ahirette nasip kılmam diyor Cenab-ı Allah. “Onlardan öylesi vardır ki; Rabbimiz bize dünyada da iyilik ver, Ahirette de iyilik ver, bizi ateşin azabından koru der”. Yani Ahireti esas almadan dünya için dua olmuyor. Buna dikkat çekmiş Kuran’da Cenab-ı Allah. Demek ki Müslüman diyecek ki, “Rabbim bize dünyada da iyilik ver, Ahirette de iyilik ver. Bizi ateşin azabından koru”. Cehennemden Allah’a sığınacak. “Rabbimiz, unuttuklarımızdan ve yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma”. Mesela insan unutabilir, onun için de Allah’tan af dileyecek. “Unuttum, ne yapayım” demeyecek, haşa. Onun için de, Allah’tan özür dileyecek, o bir nezakettir, unuttuğundan dolayı. Yanılıp yapmadan dolayı, ondan dolayı da özür dilenecek Allah’tan. Yani af dilenecek. Af, özür derken af kastediyorum. “Veya yanıldıklarımızdan dolayı”, çünkü özür, özrünü belli etmiş oluyor. Orada bir yanlışlık var, Allah affetsin. Ama afta direk hata var, onun affedilmesi isteniyor. “Yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma”. “Rabbimiz, bize bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme”, ağır imtihanlardan Allah’a sığınacak Müslüman. “Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma”. Ağır imtihanlardan, ağır zorluklardan Allah’a sığınacak mümin. “Bizi affet”, zaten Allah insanları ağır imtihanlarla imtihan etmiyor. Herkesin kaldırabileceği gibi bir yük veriyor. Ayette de belirtmiş Allah, “Ben kaldıramayacağınız yükü yüklemem size” diyor. Bu bir mucizedir, Kuran’ın bir mucizesidir. Hiçbir insan kaldıramayacağı bir yükle karşılaşmıyor. Halbuki insanın değil mi, neler gelir başına neler. Birçok şey gelebilir, dünyada hiçkimsenin başına böyle bir şey gelmiyor. Kaldıramayacağı bir yük ile karşılaşmıyorlar. Yani asla olmuyor. Yani bu Allah’ın görünür, açık mucizelerinden bir tanesidir. “Bizi affet”, af çok önemli, “bizi bağışla, bizi esirge”, koru, “Sen bizim mevlamızsın, kafirler topluluğuna karşı bize yardım et”. Dinsizlere, ateistlere, Darwinistlere, materyalistlere karşı bize yardımcı ol. Bakara Suresi 286; “Rabbimiz bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma”. Yani insan hidayete erdikten sonra, namazında niyazında olur ama sapıtabilir. Allah’a dua edecek kalplerinin kaymaması için. “Ve katından bize bir rahmet bağışla”. Bak yine rahmet istiyor Allah’tan, rahmet istemek çok önemli. “Şüphesiz bağışı en çok olan Sensin, Sen”. Mesela Allah’ın bağış yapan olduğunu belirtmek; bak, “bağışı en çok olan Sensin” diyor. Değil mi, Allah’ın bir vasfı, onu Allah’a söylüyor. “Rabbimiz bize indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahidlerle beraber yaz”. Mesela Rabbimiz bize indirdiğin Kuran’a inandık, elçiye uyduk. Ahir zamanda biz ne diyoruz, biz Mehdi’ye uyduk, beraberiz inşaAllah. “Böylece bizi şahidlerle beraber yaz”. Şahid olunan ve şahid olan konumunda oluyor Müslüman inşaAllah. “Şahidlerle beraber yaz”. Yani biz mesela birçok olaya şahit oluyoruz. “Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O’na yönel”, her şeyden kendisini çekmesi, işte demin de anlattım o konu çok önemli. Yani tam Allah’a kendisini bırakmak, dünyaya dalmamak, dünyaya yönelik zor, karmaşık bir mantığın içine girmemek. Kalbini tertemiz olarak Allah’a bağlamak. “Sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana Kendisine dua ettiği zaman icabet edendir” diyor Cenab-ı Allah, Neml Suresi 61-62. Sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana Kendisine dua ettiği zaman Allah icabet ediyor. Kabul edilmiyorsa onda bir hayır vardır ama mutlaka icabet eder Allah. Sevabını kazanır kişi. Ama yapmıyorsa Cenab-ı Allah, hayır vardır. “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan pek acelecidir” diyor Cenab-ı Allah, aceleci olmayacak. Allah’a bırakacak, tevekkül edecek. Hayır zannedip, şerre dua ediyor. Şer zannedip hayra dua ediyor, haberi olmuyor inşaAllah. Halbuki “şer zannedersin hayır olur, hayır zannedersin şer olur” diyor. Allah’tan daima hayır isteyecek, her şeyde hayır görecek inşaAllah. Mesela Müslüman aleyhine bir şey zannediyor bazen küfür ehli insanlar, mesela sapkın, müşrik kafalı adamlar, şer zannedip Müslümanlar aleyhinde bir dua ediyor, o oluyor. Halbuki Müslümanın lehine oluyor o, o da aleyhine zannediyor aptal. Ona seviniyor. Halbuki Müslüman daha güçlenmiş oluyor. “Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz”, sadece Allah’a dua etmek önemli, fakat bunu da ayrıca belirtiyor. Yani Allah’ı övmek, Allah’ın üstünlüklerini belirtmek duada çok önemli bir husus. Ve rahmet istemek, Allah’ın rahmetini istemek çok önemli. Samimi dua edilmesi çok önemli. Bununla ilgili biliyorsunuz, Kuran-ı Kerim’de dua ile ilgili yerimiz var internet sitemizde, harunyahya.org’da. Oradan kardeşlerimiz bu konuları görebilirler inşaAllah.
Bugünlük bu kadar yeter. Bizi seyreden internetteki bütün kardeşlerime hepsine selam ediyorum. Hepsini çok seviyoruz. Allah hepsine hidayet versin, hepsini Mehdi talebesi kılsın. Hepsini Hz. İsa’ya talebe kılsın. Hz. İsa’nın yüzlerini mesh ettiği o mübarek kardeşlerimizden kılsın. Mehdi’nin dolaylı ve dolaysız yardımcıları olmayı nasip etsin inşaAllah. Hepsinin zihnini açsın, hidayet versin Cenab-ı Allah. Kalplerinde Allah aşkını güçlendirsin, artırsın. Olmayana Allah, Allah aşkı versin. Hepsine hayırlı, güzel geceler nasip etsin Cenab-ı Allah inşaAllah.