Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Sohbeti (2 Mart 2010)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (262)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9557)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3940)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
hayvanlaralemi.net
ilmiarastirma.net
harunyahya.net
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Sohbeti (2 Mart 2010)
Mart 2010


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: Hayırlı geceler sevgili izleyenlerimiz, HarunYahya.tv sitesinden ikincisi yayınlanmakta olan Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Sevgili Hocam Adnan Oktar ve sevgili Hocalarımızla beraber programımıza hazırız. Sohbetimize hazırız, buyurun Hocam. Nasıl başlamak istersiniz?

ADNAN OKTAR: Hocam demin çok şahane şeyler anlattınız.

CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfurullah, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dinledik inşaAllah. Ama bu sefer ben konuşacağım, bak Hocam da bana izin verdi, inşaAllah. Berker Hocam bak şimdi açtım Mektubat’ı. Ben ya Risale-i Nur’u okumayı bilmiyorum, birisi bana Risale-i Nur’u okumayı öğretse.

ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam.

ADNAN OKTAR: Hakikaten yani bende bir anlayamama durumu var herhalde anladığım kadarıyla.

ALTUĞ BERKER: Risaleleri en iyi anlayan ve anlatan sizsiniz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Mesela bak diyor ki şimdi “Sual”. Said Nursi Hazretlerine soruyorlar 322. sayfada Mektubat’ta: “Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s) geleceğini ve fesada girmiş alemi” fesada girmiş bütün dünyayı “ıslah edeceğine dair”. Islah ne demek? Tamamen düzeltmek “dair müteaddit rivâyât-ı sahiha var.” Sahih hadis vardır diyor. “Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa,” yani olağanüstü olsa “bir cemaatin mümessili olmazsa,” yani bir grubu, ekibi, cemaati, arkadaş grubu olmazsa “bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse,” yani o topluluğun şahsı manevisini temsil eden bir şahıs olmazsa eğer o kişi, “muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur”. Yani dinsiz ateist bir sistemin topluca yaptığı hareketin tek başına mağlup olur diyor. “Şu zamanda, kuvvet-i velâyeti ne kadar yüksek olursa olsun, böyle bir cemaat-i beşeriyenin ifsâdât-ı azîmesi içinde” yani müthiş ifsad edilen bir ortamda, büyük derecede ifsadın olduğu ortamda “Mehdi (a.s) nasıl ıslah eder?” diyor. “Eğer Mehdînin bütün işleri harika olsa, şu dünyadaki hikmet-i İlâhiyeye ve kavânin-i âdetullaha muhalif düşer. Bu Mehdî meselesinin sırrını anlamak istiyoruz...” diyorlar Said Nursi Hazretlerine. Bak eğer Mehdi (a.s)’nin bütün işleri harika olsa, Cübbeli’nin dediği gibi gökte melekler olsa, havada uçan varlıklar var, Mehdi (a.s) onlarla, gökte mücadele ediyor yani böyle harika şeyler olsa. “Şu dünyadaki hikmet-i İlâhiyeye ve kavânin-i âdetullaha muhalif düşer. Bu Mehdî meselesinin sırrını anlamak istiyoruz,” diyor. Şimdi sen buradan oku, “el-cevap” diyor, oku ben oradan yavaş yavaş, dur dediğimde sen durursun, ben konuşacağım.

ALTUĞ BERKER: El-cevap: “Cenâb-ı Hak, kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir Halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş, fesadı izale edip milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (asm) muhafaza etmiş. Madem âdeti öyle cereyan ediyor. Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır. Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadîr-i Zülcelal; Mehdi ile de âlem-i İslâm’ın zulümatını dağıtabilir. Ve va'd etmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlâhiye noktasında bakılsa, gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbâniye noktasında düşünülse, yine o kadar mâkul ve vukua lâyıktır ki, 'Eğer Muhbir-i Sadıktan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır' diye ehl-i tefekkür hükmeder...” demiş bitirmiş o bölümü Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Sonra devam edelim.

ALTUĞ BERKER: “Umum ümmet, umum namazında, günde beş defa tekrar ettikleri bu duaya şöyle kabul olmuştur ki, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, Al-i İbrahim Aleyhisselam gibi öyle bir vaziyet almış ki, umum mübarek silsilelerin başında, umum aktar ve asarın mecmalarında o nuranî zatlar o mübarek zatlar kumandanlık ediyorlar. Ve öyle bir kesrettedirler ki, o kumandanların mecmuu, muazzam bir ordu teşkil ediyorlar. Eğer maddî şekle girse ve bir tesanütle bir fırka vaziyetini alsalar, İslâmiyet dinini milliyet-i mukaddese hükmünde rabıta-i ittifak ve intibah yapsalar, hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz. İşte, o pek kesretli o muktedir ordu, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır ve Hazret-i Mehdînin en has ordusudur.”

“Evet, bugün tarih-i alemde hiçbir nesil, şecere ile ve senetlerle ve anane ile birbirine muttasıl ve en yüksek şeref ve ali hasep ve asil neseple mümtaz hiçbir nesil yoktur ki, Al-i Beytten gelen seyyidler nesli kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun. Eski zamandan beri bütün ehl-i hakikatin fırkaları başında onlar ve ehl-i kemâlin namdar reisleri yine onlardır. Şimdi de, kemiyeten milyonları geçen bir nesl-i mübarektir. Mütenebbih ve kalbleri imanlı ve muhabbet-i Nebevî ile dolu ve cihandeğer şeref-i intisabıyla serfirazdırlar. Böyle bir cemaat-i azîme içindeki mukaddes kuvveti tehyiç edecek ve uyandıracak hâdisât-ı azîme vücuda geliyor. Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i âliye feveran edecek ve Hazret-i Mehdî başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek. Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, âdetullahtan ve rahmet-i İlâhiyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız... İkinci İşaret, yani Altıncı İşaret: Hazret-i Mehdi'nin cem'iyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid'akâranesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyeyi ihya edecek; yani âlem-i İslâmiyette Risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr niyetiyle Şeriat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdi cem'iyetinin mu'cizekâr manevî kılıncıyla öldürülecek ve dağıtılacak. Hem âlem-i insaniyette inkar-ı Ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatıyla birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve "Müslüman Îsevîleri" ünvanına lâyık bir cem'iyet, o Deccal komitesini, Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm'ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkâr-ı Ulûhiyetten kurtaracak. Şu mühim sır pek uzundur. Başka yerlerde bir nebze bahsettiğimizden burada bu kısa işaretle iktifa ediyoruz.”

ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi, sen ne anladın buradan? Üstad’ın anlattıklarından.

ALTUĞ BERKER: Hocam, bu ahir zamanın bu derece fesada uğramış, bozulmuş zamanında, Cenab-ı Allah daha evvel geçmişte uyguladığı adetullah kanunları gibi, bu devirde de, bu çağda da, ahir zamanda da en büyük müceddidi, en büyük müçtehidi olan, Peygamber Efendimizle (s.a.v) birlikte Cenab-ı Allah’ın vaad ettiği Mehdi (a.s)’ı gönderecek diyor. O bir kişidir diyor, o bir zattır diyor. O zat da, bu kışın baharı nasıl geliyorsa aynı şekilde bu ahir zamanın bu fesadı zamanında onu düzeltecek olan, o fesadı ıslah edecek olan kişi O’dur diyor. Mehdi (a.s) olacak diyor inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Bakın bir kere, bütün seyyidlerin birleşeceğini söylüyor Mehdi (a.s)’ın kumandası altında. Bu Bediüzzaman’ın zamanında olmadı. Değil mi? Ahir zamanda olacak. “Bak, o pek kesretli ve muktedir ordu Al-i Muhammed (A.S.V.)’dır. Ve Hz. Mehdi’nin en has ordusudur” diyor. “Böyle bir cemaat-i azime içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek ve uyandıracak hadisat-ı azime” diyor, “elbette o kuvvet azimedeki bir hamiyeti aliye feveran edecek.” Yani müthiş bir heyecan meydana gelecek. Ve Hz. Mehdi (a.s) başına geçip; Said Nursi böyle bir başa geçme olayında bulunmadı, “tarik-i hak ve hakikati sevk edecek”, yani yolu hak ve hakikati sevk edecek. “Böyle olmasının bir kıştan sonra baharların gelmesi gibi Adetullah Rahmeti İlahiyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız.” Yani kıştan sonra bahar gelecek diyor. Kış devam etti Bediüzzaman’ın zamanında. Değil mi? Bahar gelmedi. Ahir zamanda bu. Yani Mehdi (a.s)’ın zamanında olacaktır bu inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Hem Mehdi (a.s) başına geçecek diyor, yani bir şahs-ı manevi de herhangi bir şeyin başına geçemeyeceği, oradan da anlaşılıyor Hocam inşaAllah nasıl olduğu.

ADNAN OKTAR: Mesela diyor ki; “Ehli beyti Nebevi’den olacaktır Mehdi (a.s)” diyor. “Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder” yani ortalığı bir anda yatıştırır istese diyor. “Ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadîr-i Zülcelal; Mehdi ile de âlem-i İslâm’ın zulümatını dağıtabilir. Ve va'd etmiştir, vaadini elbette yapacaktır.” Bak “alemi İslam’ın zulümatını bir anda dağıtacak Mehdi (a.s)” diyor. Bediüzzaman zamanında ve şu ana kadar bu zulümat dağıtıldı mı?

ALTUĞ BERKER: Hayır dağıtılmadı. Bilakis Filistin, Doğu Türkistan, Keşmir her yerde Bosna bunlar daha da arttı.

ADNAN OKTAR: “Vaad etmiştir, vaadini elbet yapacaktır.” İşte önümüzdeki 10 yıl içerisinde bu olacak. 10 ile 15 yıl içerisinde bu Bediüzzaman’ın dediği olay. Bak, “vaad etmiştir vaadini elbette yapacaktır diyor. “Kudret-i ilahiye noktasında bakılsa gayet kolaydır” diyor yani imkansız değildir diyor. Bazıları diyor, olur mu öyle şey diyorlar. Bu gayet kolay diyor. “Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbâniye noktasında düşünülse, yine o kadar mâkul ve vukua lâyıktır” diyor. Yani son derece makul diyor. Şaşılacak bir şey yok diyor Bediüzzaman. “Eğer muhderi sadıktan rivayet olmasa dahi” Mehdi (a.s) ile ilgili hadis olmasa bile diyor. Hani var ya bazıları, hadis yok diyor. Velev ki öyle olduğunu düşünelim diyor; herhalde öyle olmak lazım gelir. Yine “Adetullah’a göre” diyor, “mutlaka yine olması gerekir” diyor. “Olduktan sonra mutlaka kurtuluş oluyor” diyor. “Mutlaka İslam aleminin başına bir lider geçecek ve öyle olmak lazım gelir ve olacaktır diye Ehl-i tefekkür hükmeder, hüküm meydana getirir” diyor. Bak, “hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz” diyor. Böyle bir ordu daha yeni meydana geliyor, İslam alemi daha yeni birleşiyor. İnşaAllah.

SUNUCU: Muzaffer Peynirci sormuş. “Adnan Hocam son zamanlarda bazı ünlü kişiler öldüğünde arkasından köşe yazarlarının, üzerine ışık yansın gibi temennilerde bulunduğunu duyuyorum. Bu ne demek oluyor acaba Hocam? Neden bu insanlar Allah’ı anmıyorlar?”

ADNAN OKTAR: Üzerine ışık mı yansın diyormuş? O ne demek öyle?

ALTUĞ BERKER: Ben de ilk defa duydum.

ADNAN OKTAR: Yani şöyle demeleri lazım, Allah’ın nuru üzerine yağsın diyebilir. Ama üzerine ışık yağsın.. Mezarın içi kapkaranlıktır toprak, hiçbir şey yok. Yani zifiri karanlıktır mezarlığın içi. Dolayısıyla ışık olmaz orada. Öyle dua da olmaz, öyle bir temenni de olmaz. O pek mantıklı bir izah değil. Allah rahmet etsin diyecekler. Allah günahlarına mağfiret etsin, günahlarını affetsin. Değil mi? Allah ona hayır nasip etsin diyecekler. Allah, nura gark etsin diyecek. Bunu diyebilirler. Ama ışık olsun yani biraz acayip. Değil mi? Başka?

SUNUCU: Kendim sorayım o zaman Hocam. Şeyi merak ediyorum. Mehdi (a.s)’a tabi olacak 313 kişiden bahsediyoruz. Siz bir sohbetinizde de herkesin inanmak zorunda olmayacağını söylemiştiniz. Hani şu şekilde inanmayanın dinden çıkmayacağını söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s)’a inanmayınca dinden çıkmaz evet.

SUNUCU: Yani diğer arkadaşlarımızla da konuştuğumuz zaman, 313 kişinin içinde olmazsak ya. İşte o zaman Cehennem midir bizim sonumuz diye.

ADNAN OKTAR: Yok yani, Kurani bir farziyeti yok. Mehdi (a.s), zaten Mehdilik iddia edemiyor yani Mehdi (a.s) zaten orada konu bitiyor. Ben Mehdi’yim diyemiyor. Ama bu vicdan meselesidir. Bir can hıraş göğüs göğüse bir mücadele varken, Peygamber (s.a.v)’in hadisleri tıpatıp aynısıyla çıkmış. Birebir. Yani ne dediyse çıkmış. Ve diğer yönden de tam bir ittifakla uyum var. Ve hakikaten başarılı bir çalışma var. Ve netice de alıyorlar. Ben şahsen böyle bir cemaati seyretmem. Var gücümle gider gayret ederim, yardımcı olurum. Yardımcı olmuyorsam, nasıl açıklarım? Açıklayamam. Yani, şimdi bazen haram durumlar oluşur. Mesela, bir amca vardır perişandır araba çarpar adama. Yerde can çekişir. Şimdi onu orada kurtarmak farz olur. Yani bu Kuran’da yazmaz. Ama farzdır yani, orada farz oluşur. Şimdi İslam alemi perişan vaziyette, İslam alemini kurtarmak farz. İslam alemi parça parça olmuş, birleştirmek, bir araya getirmek farz. İslam aleminin başına bir manevi lider seçmek farzdır. Bunun için gayret etmemek haramdır. Müslümanların birleşmemesi, çok kötü bir netice meydana getirdi. Bunu herkes gördü. Birleşmesi için gayret etmek farzdır. Şimdi bunu yapmayan zaten harama girmiş oluyor. Ama mesela bakarız, başarılı bir cemaat var, başarılı faydalı bir çalışma yapıyor; vicdanen, aklen desteklemenin faydalı olacağını bile bile ben bunu yapmıyorsam, bu haram olur. Yani bu çok açık. Yani mesela farzedelim ben, Bediüzzaman’ın zamanında olsam, Said Nursi Hazretleri’nin, bakıyorum en mükemmel çalışmayı o yapıyor. Şimdi ben desem ki yani “Kuran’da var mı Said Nursi’ye yardımcı olmak?”, bulamam. Ama Allah bize vicdan vermiştir, vicdana uymamak haramdır. Vicdanına ömür boyu uymayan adam Cehenneme gider. Vicdanın sesini dinlemeyen adam Cehenneme gider. Bediüzzaman, o mübarek insan var gücüyle gayret ediyor. Ve hapse giriyor, eziliyor, hakarete, iftiraya uğruyor. Dese ki adam, “ya bu çok tehlikeli bir insan. Talebeleri de tehlikeli, yani bunlar çalışma yapıyor ama bunlardan uzak durmak benim ailem açısından, evliliğim açısından, çocuklarım açısından hayırlı olur. Okulum açısından iyi olur” dese, bu haram olur. Orada o insana yardım etmeleri gerekir. Yani bunun çok samimiyetsiz ve çok çirkin olduğu, haram bir fiil olduğu görülüyor. Yani bunun anlaşılmayacak bir yönü yok. Değil mi? Mesela, Bediüzzaman diyor ki; ben ateizme, komünizme karşı dinsiz felsefeye karşı şu anki imkanlarımla en iyi mücadeleyi yapıyorum diyor. Şimdi ben bakarım; benim onun gibi bir gücüm var mı? O dönemde. Benim öyle bir gücüm yok. O şahsın gücü var mı? Var. Ben ona yardım ettiğimde mükemmel netice alan bu insana, iyi bir katkıda bulunacak mıyım? Bulunacağım. Bu farz olur işte. Bu farz kendinden farz oluşur. Yani net aleni farz oluşur. Aksi haram olur.

SUNUCU: Karşısında durmak oluyor o zaman.

ADNAN OKTAR: Tabİi. Aksi haram olur yani. Bunu, Kuran’da hadiste aramaya kalksak buluruz, o ayrı mesele yani. Şu tam anlamıyla budur. Genel anlamda bulunur. Mesela Kuran’da genel anlam, mesela “zulümden kaçının” diyor Allah. Zulümü biz gördüğümüzde, eğer zulüm yapıyorsak harama gireriz. Zulüm şudur diye tek tek yazmaz. Onu biz biliriz zulümün ne olduğunu. Mesela Bediüzzaman’a yardımcı olmamak o dönemde zulümdür. Yani zulümdür ve haramdır yardımcı olmamak. Yardım etmek de farzdır. İkinci bir şey olmaz. Adam yok kardeşim ben daha iyi bir çığır açtım diyorsa onu göstermesi lazım. Olmadığına göre değil mi, o zaman o uyacak işte. Şimdi mesela biz faaliyet yapıyoruz. Ben, benim ayarımda bir faaliyet olsa, bakın yemin ediyorum, Allah adına yemin ediyorum; o kişi kimse gider ayakkabısını çıkartırım, ayağının altını öperim ve peşinden giderim. Emret derim böyle karşısında el pençe dururum. Böyle bir faaliyet yapan cemaat yok. Allah razı olsun güzel faaliyetler yapıyorlar ama yani Darwinizm’e, materyalizme, komünizme karşı ilmi ve doğrudan vuran başka bir cemaat yok.

SUNUCU: Bu kadar kapsamlı yok evet.

ADNAN OKTAR: Yok yani. Var da flu yani çok çok flu. O anlamda Bediüzzaman’ın zamanında da vardı faaliyet yapan cemaatler, gruplar vardı ama flu, zayıf. Yani Bediüzzaman 1000 ise onlar 3, 2 yahut 20, 30. Ama ben 1000 varken 30’u tercih etmem. Allah’ın rızasının en çoğunu ararım. En çoğu ondadır. Ben de zaruri olduğu için şu an bu arkadaş grubuyla faaliyet yapıyorum. Yani daha mükemmel faaliyet yapan bir grup olsa yani çok vicdansız olmak lazım, niye bekleyeyim? Ne kadar güzel. Bir insanın mürşidinin olması da çok güzel. Var gücümle gider yardımcı olurum yani niçin ayrı bir şey güdeyim yani? Böyle faaliyet yapan bir insan yok. Mesela bak Cübbeli’ye bakıyoruz. Adam 570 yıl sonrasına atıyor ve muazzam hurafeler anlatıyor yani. Yani mazallah, euzubillah, Allah esirgesin yani öyle bir üslup kullanmış olsak perişan oluruz yani ve muazzam zarar vermiş oluruz, çok büyük zarar veririz. Ama mesela bu yöntemle, milyarlarca, milyonlarca insanın imanına vesile oluyoruz Allah’a çok şükür. Elhamdülillah. Kendimizi kandırmıyoruz. Yoksa ben de derim; mesela “Yahudi düşmanıyım, Hıristiyanları kesmek lazım” da diyebilirim. Ondan sonra işte böyle abuk subuk şeyler de anlatabilirim; yalan rüyalar, şunlar bunlar falan, nerede hurafe varsa gidip bunları anlatabilirim. Yani insanlara yaranmanın peşinde değilim ben ve bu muazzam tahribat meydana getirir ve zarar veririz. Ben çok akılcı yaklaşıyorum. Tam Kuran’a, hadise uygun, ehl-i sünnet inancına uygun ve doğrudan muhatabı etkisiz hale getirecek faaliyet içerisindeyim. Bakıyorum put ne, bu devrin putu? Darwinizm. Dolaylı yoldan böyle vuruş olmaz. Doğrudan vuruş yapıyorum. Mesela bak birçok Müslüman cemaatte de, gazetelerde, dergilerde de bunları gördük. Mesela ben bir dergi görmüştüm. Müslüman bir cemaatin dergisi, diyor ki; bir tane kafatası koymuş. “Ne maymun” diyor, “ne insan.” Bitti işte. Sen bunu dedin mi Darwinistlerin ayaklarının altında ezilirsin. Yani bu mağlup bir ifadedir. Bak “ne maymun, ne insan” kafatasını koymuş ve titrek bir üslup içeride. Bir kere titrek bir üslup Müslümanın ağzına yakışmaz. Mesela bak Mehdiyeti anlatıyorlar bazı dini gruplar görüyorum. Ya 570 sene geriye atıyor veyahut öyle bir Mehdi (a.s.) anlatıyor ki; mesela sayfalarca okuyorum, Mehdi (a.s.) gelecek mi gelmeyecek mi anlayamıyorum. O kadar flu ki; “şahs-ı manevi de olabilir diyor, şahıs da olabilir. Ama şahs-ı manevi olması ihtimali daha yüksektir. Biz şahs-ı manevi içerisinde bunu aramamız gerekiyor. Şahıs telakkisine girmemek gerekiyor...” Yani adeta insanda büyü etkisi yapıyor. Yani hiçbir şekilde netliği yok, flu. Biz diyoruz ki kardeşim bak alenen alametler çıktı. Dürüstçe, netçe söylüyoruz. Mehdi (a.s.)’ın alametlerinin çıktığını söyleyen bizden başka cemaat yok. Başka, başka topluluk yok. Hepsine saygım var, hepsine hürmetim var, hepsinin ellerini, ayaklarını öperim ben, yani büyüklerimdir. Ama bak bunu alenen söyleyen hiçbir cemaat yok. Bediüzzaman açıkça Mehdi (a.s.) gelecek dediği halde, evet Mehdi (a.s.) gelecek diyen bir cemaat varsa bana göstersinler. Diyemiyorlar. Mesela bu çok acayip bir şey. Bediüzzaman net tarih veriyor; 100 yıl sonra gelecek diyor, 1400’de çıkacak diyor, İstanbul’da çıkacak diyor. Bak bunu açıkça ve alenen tek savunan topluluğuz. Diyen yok. Ben diyen olsa, yani büyük bir heyecanla peşlerinden giderim. Var bazı kardeşlerimiz var yani çeşitli küçük, küçük gruplar var. Yani ama büyük anlamda yok. Ufak ufak gruplardan var, duyuyoruz. Mesela Darwinizm’e karşı bu derece çaplı ve bu kadar yıkıcı, yani vurdu mu oturtan bir çalışma yapan dünyada böyle bir grup yok başka. Türkiye’yi bırak, dünyada yok. Ben öyle liderlik meraklısı, yahut işte başkanlık meraklısı bir insan değilim. Zaruri olduğu için ben bunu yapıyorum, bu faaliyeti yapıyorum. Yok başka yani yapan yok. Darwinizm’e karşı suskunlar. Yani çekingen bir politika izliyor birçok kişi. Yani Darwinizm zaten yıkıldı diyor. Kardeşim yıkıldı da okul önlerindeki o perişanlığın ne? Madem üniversitelerde böyle bir şey var, senin dediğin tarzda bir hakimiyetin var, niye gidip asistan olamıyorsun, doçent olamıyorsun? Darwinizmin aleyhine bir konuşma yaptığında niye okulun kapısına konuyorsun anında? Birçok yerde böyle oluyor. Niye belirli semtlerin dışına çıkamıyorsun? Sadece belirli semtlerde yaşayabiliyorsun. Hatta evlerin de karanlık bodrumlarında yaşayabiliyorsun. Gün ışığına bile çıkamıyorsun. Niye kendini kandırıyorsun? Darwinizm’e karşı mağluptunuz, büyük bir bölümü mağluptu, biz yendik, ondan sonra ferahladınız. Suriye gitmişti, Mısır gitmişti, hep sosyalistlerin kontrolündeydi. Filistin gitmişti. Filistin komünistlerin okuluydu. Dünya komünistlerinin okuluydu. Yani gerilla eğitimi, komünist gerilla eğitimi yapılan okuldu. Biz Darwinizm’i yıktıktan sonra oralar rahatladı. Boydan boya Libya’ya kadar hep sosyalist, komünistti. Bütün İslam alemini Darwinist, materyalist düşünce esir almıştı. Dolayısıyla yani zaruri bir faaliyet içindeyim. Yoksa benim yani böyle bir şeyim yok. Olsun mesela var diyenler bize söylesinler. Burada bak adresimiz var. Desinler ki arkadaş hakikaten böyle bir faaliyet yapan bir topluluk var, senin haberin yok desinler. Mahal iftihar. Ama bakın kimse bildiremez. Yok öyle bir topluluk çünkü. Ben övündüğümden değil yani zaruri olduğu için biz bunları anlatıyoruz. Bir gerçek var. Mesela Müslüman dergilere, birçok şeylere bakıyoruz. Mehdi (a.s.) konusu ısrarla kaçınılan bir konu. Kardeşim bütün alametleri çıkmış, Bediüzzaman müjdelemiş, bütün ulema müjdelemiş. Başka da vakit de yok ayrıca. Hadis-i şeriflere göre başka vakit de yok. Mehdi (a.s.)’ın mutlaka bu yüzyılda çıkmış olması gerekiyor. Niçin örtbas edilmeye gerek duyuluyor yani? Niye kapanması gerekiyor? Daha önce Mehdiyeti rahat rahat anlatan insanlar 1980 yılından sonra sus pus oldular, ağızlarını açamıyorlar.

SUNUCU: Hocam özellikle Kıyamet alametleri çok sık mesela geçiyor dergilerde, gazetelerde, dediğiniz gibi hani dini kesimin dergilerinde. Ama Mehdiyet konusunun içerisine eklendiği bir Kıyamet alameti konusunun işlendiğine ben, o kadar sık rastlanmıyorum en azından.

ADNAN OKTAR: Çok çok nadir, çok çok nadir. Onlar da hurafevari tarzda. Yani akıl almayacak izahlar yani böyle yani dinlerken insanın güleceği geliyor böyle. Komik böyle hatta Allah vermesin böyle delice bir üslupla ve ciddi şekilde zarar verecek bir üslupla anlatıyorlar. Yani Yunan efsanelerinde bile öyle bir şey yok. Böyle bilim kurgu filmlerinde bile yok yani. Akıl almayacak izahlar. Yani bir kişi çıkıp da bu nasıl oluyor demiyor. Mesela “bir gecenin içinde Adriyatik Denizi kuruyacak” diyor. Hocam, “bu deniz nasıl kurur böyle takır takır? Bunun suyu nereye gidiyor? Ve Akdeniz nasıl cam gibi donar?” diyemiyorlar. “Ha öyle mi ha tamam” diyor.

ALTUĞ BERKER: Veya “her evden altın sütun çıkacak” diyor.

ADNAN OKTAR: Mesela bahçelerden altın sütun fışkıracak diyor, minare boyunda. “Hocam bütün mahalleleri, şehirleri yıkmaz mı böyle bir sistem, ne olur? Hayat felç olur” diyemiyorlar. Demeleri lazım. Adriyatik Denizi’nin suyu kesilir de, Adriyatik Denizi’nin kenarında yaşayan ülkelerde nasıl insanların haberi olmaz denizin suyunun çekildiğinden? “Denizin suyundan haberi olmayacak” diyor.

SUNUCU: Hocam belki de o gerçeğe çok inanmak istemedikleri için çok da araştırmıyorlar hani çok sorgulamıyorlar. Nasıl olacak diye insan çünkü merakından hani sorar ya. O gerçeğe kendilerini inandırsalar belki sorar insanlar.

ADNAN OKTAR: Bir kere iman, hakke-l yakin iman olması lazım. Böyle yani öyleyse öyledir deyip geçilmez. Yani samimi olarak inanılan şeye iman deniliyor. Öyledir herhalde gibi bu iman olmaz ki. İmansızlık olur bu, öyle şey olmaz. Yani onu iman zannedip geçiyorlar. Ama Ahirette öyle olmayacak onun karşılığı. Ben onu söyleyeyim. O doğrudan imansızlık hükmündedir. Net, samimi kanaatinin gelmesi lazım. Ayne-l yakin, hakke-l yakin, samimi kanaati gelecek. Ben inandım demeyle bırakılmaz. Kuran buna çok işaret ediyor.

Berker’im bir şey mi anlatacaksın sen?

ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam yani hiç gelmeyecek bir Mehdi (a.s.) anlayışı ortaya koymuş oluyorlar böylelikle. Aslında ahir zamanda Mehdi (a.s.) beklentisi, Mehdi (a.s.) inancını zedeleyen bir konuşma yapmış oluyorlar Hocam böyle hayali şeylerle.

ADNAN OKTAR: Evet İran da öyle. Mesela Şii kardeşlerimizde de var o. Kardeşim “bin küsür seneden beri bir kuyunun içinde bekliyor”” diyor Mehdi (a.s.) ve bir ruh olarak ve her yerde geziyor diyor. Yani “şu an buralarda” diyor. “Kainatın başından beri geziniyor, ruh olarak yaşıyor Mehdi (a.s.)” diyor ve “ara ara insanlara görünüyor” diyor. Böyle bir şeye ne gerek var? Yani hiçbir insanın inanmayacağı bir inancı niçin insanlara zorluyorsunuz? Mehdi (a.s.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan bir insandır. Bir anneden babadan doğacaktır. Açık Peygamberimiz (s.a.v.) anlatmış. Vakti de belli, alametleri de belli ve bunların hepsi oluşmuş. Yani özellikle bu konuda şu an, panik tarzında bu konudan kaçma var. Birisi çıksın desin ki Bediüzzaman öyle bir şey demedi arkadaşım desin. Gelsin buraya programa katılsın, istirham ediyorum, biz evinden alalım hatta bir ücret mukabili de olabilir. Bana, bize Hocalık yapsın, öğretsin. Ben yani neyse onun ücretini vereyim, bize anlatsın. Benim anladığım çok net, sarih olarak bu yüzyılda Mehdi (a.s.)’ın geleceğini söylüyor Said Nursi. Çıksın bana anlatsın, ben de anlayayım yani sen yanlış anladın Hocam desin. Yani ben Müslüman olarak öğrenmek istiyorum. Bu alametler bu alametler değil desinler. Mesela Fırat’ın suyunun kesilmesi, Ramazan ayında ay ve güneş tutulması olması. Böyle bir şey olmadı desinler bana yani aksini söylesinler. Bakın para mukabili bana bunu öğretsinler diyorum. Arkadaşlarıma öğretsinler, bize öğretsinler. Söyleyemiyorlar. Hepsini tenzih ederim tabii. Değerli insanlar var, değerli kardeşlerimiz var. Ben ilgili kişileri kastediyorum bu anlattıklarım içerisinde.

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. “Bir asır sonra gelecek o zat” diyor Üstad açıkça. Kendi yaşadığı devirden bir asır sonra, yüz yıl sonra.

ADNAN OKTAR: Net veriyor, tarih veriyor. Ben mezarımdan seyredeceğim diyor. Ve Hz. İsa (a.s.) ile bir arada olacaklar diyor. Hz. İsa (a.s.) ile İslam dünyaya hakim olacak diyor. İttihad-ı İslam olacak diyor. İttihad-ı İslam ne demektir? Bediüzzaman’ın devrinde bu oldu mu, ittihad-ı İslam? Ahir zamanda olacak diyor, Mehdi (a.s.) devrinde olacak ittihad-ı İslam diyor. Yani garip şekilde bundan kaçıyor kardeşlerimizin epey bir kısmı. Kendi kendilerine yeni bir din anlayışı geliştirmişler. Mesela baktım bir kardeşim sakin sakin Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyor. Kardeşim bunu açık açık söylemiş Said Nursi, yüzlerce sayfa bunu açıklamış. Bunu bize anlatsana. Mesela şu konuyu internette göremezsiniz anlattıklarını. Mesela bakın Mektubat’ın 422. sayfası, “El Cevap” diyor hani Mehdi (a.s.) ile ilgili demin okuduğumuz konuyu. Okumuyorlar, anlatmıyorlar. Zehir mi var burada yani ne var yani? Niçin okunmasın? Okunsun diye koydu Said Nursi. Okuyun, bize anlatın. Neden dolayı bunun Mehdi (a.s.) olmadığını, neden bunun şahs-ı manevi olduğunu bize anlatın. Yani biz Allah rızası için mümin olarak öğrenmek istiyoruz. Değil mi? Ve bunca oluşan alametin olmadığını söylesinler bize. Yani 150’ye yakın alamet var, hepsi oldu. Ama olmadığını anlatabilirler. Anlatsınlar bir anlayalım.

ALTUĞ BERKER: Öyle bir anlatabilen yok Hocam.

ADNAN OKTAR: Yani mesela bir Hocaefendi var, alim. Değerli çok sevdiğim bir insan. Diyor ki “Bediüzzaman Hz. İsa (a.s)’ın gelişini şahs-ı manevi demekle diyor, doğrusunu söylemiştir” diyor. “Şahıs demesinden kastı da diyor, Müslümanları diyor mahçup etmemek için yani onların alıştığı inançlarını kırmamak için onlara şahıs olarak gelecektir demiştir” diyor. Yani Müslümanları kandırmıştır diyor. Gönüllerini yapmak için söylemiştir diyor. Hani alışmışlar ya Müslümanlar, öyle bir beklentileri var. “Onların beklentilerini boşa çıkartmamak için, yani psikolojik sarsılmasınlar diye; evet şahıs olarak da gelecektir gibi bir söz söylemiştir ama, asıl orada kastettiği şahsı manevidir. Dolayısıyla şahıs olarak Hz. İsa (a.s) gelmeyecektir” diyor. Kardeşim, sen ne yapıyorsun mübarek insan? Ne yapıyorsun? Yapacağı tahribatı niye düşünmezsin? Bir de Üstad’ın izahını da almışsın. Üstad, “gerçekten ölseydi” diyor “ve Ahiretin en uzak köşesine gitseydi” diyor, “yine Allah onu gönderecek” diyor. Bakın buna rağmen böyle söylüyor. Ve bu kişiye büyük alim deniyor. Ben de büyük alim kabul ediyorum. Ama, böyle bir izaha ne gerek var? İnanmayan inanmasın kardeşim, sen doğruyu söyle. Yani hüsn-ü zan zannediyorum. Herhalde, belki imanı zayıf olanları düşünerek böyle bir şey söyledi. Ama yani İslam imanı zayıflara göre anlatılan bir din değil ki. İmanı güçlü insanlara göre anlatılan bir din. Yani iman zaafı içinde olanlar bizi ilgilendirmez. İnanmıyorsa inanmasın adam yani. Biz onlar inanmıyor diye, dini İslam’ı, Bediüzzaman’ın dediklerini değiştiremeyiz ki. Hadisleri de değiştiremeyiz. Değil mi? Yani inşaAllah Allah hayıra tebdil eder. Bir garip durum var inşaAllah.

SUNUCU: “Sayın Hocam geçenlerde Zekeriya Beyaz’ın HaberTürk’te kardeşliğin önemi hakkında konuştuğuna şahit oldum. Zekeriya Beyaz’ın şimdiye kadar bu konuyu gündeme getirdiğini görmemiştim. Ayrıca söz konusu konuyu anlatırken kullandığı üslup da, genel üslubundan farklıydı. Kendisini dinlediğinde ister istemez sizin sevginin önemi üzerine aylardır yaptığınız sohbetler aklıma geldi. Ve Zekeriya Beyaz’ın da sizden etkilenmiş olabileceğini düşündüm. Acaba bu sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?” Zeren Konursay Çatalca’dan yazmış.

ADNAN OKTAR: Şimdi biz burada anlatıyoruz, küçük bir etki gibi görülüyor ama, dünya çapında çok büyük etkisi oluyor. Mesela ünlü yazarlara etkisi oluyor, siyasete etkisi oluyor, tahmin etmediğimiz kişilere etkisi oluyor. Taa Amerika’daki insanlara kadar etkisi oluyor. Kulaktan kulağa, dilden dile yayılıyor. Dolayısıyla, ben Zekeriya Beyaz’ın da üslubunun değişmesi tabii ki şaşırtıcı. Yani, hakikaten benim de dikkatimi çekti, bir ara kısaca baktım. Fakat, tabii bu Mehdiyetin gölgesinden kaynaklanan bir şey, benden değil. Mehdiyetin zıl ve gölgesi, ışığı her yeri kapladı. Ben daha önce de söylemiştim. Güneş doğuyor. Bir aynaya çarpar, o başka bir aynaya çarpıyor, o başka bir aynaya çarpıyor. Bütün dünyadaki aynaları aydınlatıyor. İnsanlar bir aynadır. Ondan ona, ondan ona, ondan ona bir yansımayla yayılıyor. Biz Mehdi (a.s) öncüsü olarak, biz de o ışığı yansıtıyoruz. Ama, asıl Mehdiyetin ışığıdır. Yani Zekeriya Beyaz’ın düzelmesine sebep olan şey, Mehdiyetin zıl ve gölgesidir. Onun, Mehdiyetin nuru ve ışığı aydınlattığı için; üslubu ve tavrı daha güzel olmaya başladı. Yani Kuran’ı ve hadisi daha iyi kavramaya ve anlamaya başladı. Yani Mehdiyetin mürşid vasfı zuhur etmeye başladı. Olay bundan kaynaklanıyor.

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, o dünyada da bunun örnekleri var. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Sanatçılarda, bilim adamlarında, siyasetçilerde, her şeyde bu kendini gösteriyor. Mesela Türkiye’deki siyasete muazzam bir yansıması oldu. Bakın gördünüz. Yani, akıl almaz bir görünüm oluştu. Akıl almaz da demeyeyim de, Allah affetsin. Yani olağanüstü bir görünüm oluştu. Mesela herkes şaşırıyor. Yani siyasete muazzam yansıması oldu. Sağ muazzam güçlendi Türkiye’de. Hatta sol, sağ vardır diyorlar. Artık sol bitti diyorlar. Değil mi? Bundan sonra bizim faaliyet alanımız da sağdır diyorlar. Yani sol diye bir şey kalmadı diyorlar. Mehdiyet solu bitirmiştir Türkiye’de. Yani sol normal de acayip güçlenirdi. Yani bu devire kadar müthiş güçlenmiş olması gerekiyordu. Türkiye’deki en güçlü akım olması gerekiyordu solun. En zayıf akımı oldu ve sonra da yok oldu. Mehdiyetin ateşi yaktı solu. Materyalizmi de, Darwinizm’i de yaktı. Ve sağı aydınlattı. Sağ güçlenmiş oldu. Bütün dünyada böyle oldu. Sol bütün dünyada ezildi. Mehdiyetin ışığındandır bu.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam bir mesaj var Azerbaycan’dan. Sizin söyledilerinize paralel olarak Azerbaycan’daki değişiklikleri aktarmış kardeşimiz, Hamza Safarov. “Allah sizlerden razı olsun, Allah sizleri korusun. Hocam Azeri kardeşleriniz sizleri canı gönülden seviyor. Hocam inşaAllah Azerbeycan’da durum çok güzel. Allah’ın izni ile Cuma’larda camiler tıklım tıklım oluyor. Bizler de seve seve gidip namazlarımızı kılıyoruz. Azeri Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Azerbaycan’da çok güzel işler görüyor. İlham Aliyev Türk İslam Birliği’nin kurulması için çok şeyler ediyor. Allah ondan razı olsun. Selamun aleyküm, sizleri çok seviyoruz.”

ADNAN OKTAR: İlham Aliyev’e iyi sahip çıksınlar, çok sıkı delikanlıdır o. Eşi de, kızları da beni çok severler. Hatta buraya ziyaretime gelmeyi düşünmüşlerdi, böyle bir hazırlık da yapmışlardı geçenlerde. Kitaplarımı okurlar. Yani Allah’a çok şükür, yansımamız çok güçlü. Azerbaycan bizim canımız, ruhumuz, etimiz, kemiğimiz inşaAllah. İlk oradan birleşeceğiz Allah’ın izni ile, ama aşk ve sevgi ile birleşilir. Yani Azerbaycan ile mesela deniyor ki, vizeler kalktı. Kalkar. Vize kalkmış olabilir, ne olur? Yani birçok ülkede de Türkiye ile vizeler kalktı, kimse gelmiyor Türkiye’ye. Kimse Türkiye’den oraya gitmiyor. Niye? Daha ruh verilmedi. Ev yapıldı, eşyalar kuruldu fakat ruh verilmedi. Yani Cenab-ı Allah mesela insanı önce bir heykel olarak yarattı, değil mi? Kilden, sonra porselen haline geldi insan. Porselen heykel haline getirdi Allah, ama hiçbir şey yapmıyordu. Heykel olarak duruyordu insan. Allah ruhundan üfürdüğünde ayağa kalktı. Allah bir ruh üfürecek, Mehdi (a.s.) kanalı ile, Mehdi (a.s.) vesilesi ile. O zaman işte o vizelerin kalkmasının bir anlamı olacak, o zaman pasaportların kalkmasının bir anlamı olacak, o zaman kardeşlik coşup böyle inşaAllah bir güzellik saçacak etrafa. İnşaAllah.

SUNUCU: Hocam, yine konumuzla alakalı bir sorudan ziyade küçük bir bilgi var. “Hocam U2 müzik grubunun solisti Bono, Ortadoğuda’ki barışa katkıda bulunabilmek için, 3 İbrahimi dinin bir arada olacağı bir Hz. İbrahim (a.s.) festivalinin kutlanmasını önermiş. Bono, Müslümanlar’ın, Hıristiyanar’ın ve Museviler’in bir arada olmasını amaçladığı bu festivalin her yıl yapılmasını istemiş ve bunun özellikle Kudüs’te gerçekleştirilmesinin çok anlamlı olacağını ifade etmiş. Hocam vesilenizle artık herkes, inananlar arasında barışı ve kardeşliği istiyor. MaşaAllah” demiş. Yeliz Sargın, Samsun’dan.

ADNAN OKTAR: Yeliz kardeşe bir müjdemiz olsun şöyle ki, biz Bono’ya benim kitabımı gönderdik ve ona ulaştı. Yani şahsına ulaştı. Epey oluyor ben ona kitap göndereli. Yaratılış Atlası’nı göndermiştim. Ondan sonra onun da dünyası değişti. MaşaAllah. Yani Allah’a karşı içinde müthiş bir muhabbet ve sevgi oluştu. Bakın dikkat ederseniz, ünlü sanatçılarda dine karşı müthiş bir eğilim başladı. Hepsine tek tek Yaratılış Atlası gitti. Yaratılış Atlası’nı okuyan değişiyor, okuyan değişiyor maşaAllah. Allah vesile etti, inşaAllah. MaşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Siyasetçilerde de çok gördük Hocam. Sarkozy’nin beyanatları, Tony Blair’in beyanatları. Özellikle Atlas gittikten sonra, Allah’tan bahsetmeye başladılar.

ADNAN OKTAR:Yani 180 derece değişti. Tony Blair sosyalist, Darwinist’ti. Birden bire çok ciddi şekilde değişti. Tam dindar oldu. Allah’ı seven, değil mi? Sürekli Kuran okuyan, insanlara Kuran dağıtan bir insan oldu. MaşaAllah.

CİHAT GÜNDOĞDU: Obama’nın da “din eğitimi alması lazım siyasetçilerin” diye beyanı var.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Daha önce Darwinist’ti. Dinden bahsetmemeye özen gösteriyordu. Ona da kitap gönderdim. O da çok değişti. MaşaAllah.

SUNUCU 2: Hocam şimdi, Mehdiyet zamanında, genel anlamda hayatın işte çok iyileşeceğini, Müslümanlar’ın refaha ulaşacağından bahsediyoruz, ama işte devletlerin tam anlamı ile hani yönetim şekli ile olsun, işte ekonomik olarak olsun, onların da tam anlamda refahından, ya da yönetim şeklini mesela çok merak ediyorum. O zamanki hali ne olur?

ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) baskıcı bir insan değil. Yani devletlere, efendim siyasete, politikaya baskı yapmaz. Zaten siyasete girmeyecek Mehdi (a.s.). Mehdi (a.s.), tutkuyu, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, muhabbeti insanlara öğreten, Allah aşkını öğreten, Resulullah (s.a.v.) aşkını öğreten bir insandır. Bir mürşid olarak herkes çok sevecektir. Fertler dindar olacaktır. Devletler, kendi istediği gibi neyse, yani halkın istyediği tarzda yaşayacaktır. Fertler dindar olacaktır. İnşaAllah.

Evet, biraz ara verelim.

SUNUCU: Pekala, kısa bir aranın ardından, tekrar beraberiz. www.harunyahya.tv sitesinden yayınımız devam ediyor. Buyrun Hocam.

ADNAN OKTAR: Berker’im ne anlatayım?

ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Risale’den güzel anlatıyordunuz Hocam, Mehdiyet ile ilgili inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Baktın herhalde, ‘Sözler’i açtım, Hocamız herhalde oradan bir şey anlatacak dedin değil mi? İnşaAllah.

Şimdi diyorlar ki, “Hocamız niye ortalarda yoktu bir aralar, hasta falan mı?” dediler. Bir kere benim hasta olduğumda kimse anlamaz, onu söyleyeyim. Mesela şu anda da hastayım, kimse anlamıyor. Gribim yani, hiç anlıyor musunuz, fark ediyor musunuz? Hiçbir şeyimiz yok evvelAllah. MaşaAllah. “Televizyonlarda niye yayına devam etmiyorsunuz?” diyorlar. Şimdi bir kere, kemiyet mi, keyfiyet mi? Yani sayı mı önemlidir, yoksa anlatımdaki doğru ve çarpıcı bilgi mi? Şimdi mesela biz internet kanalı ile 10 kişiye duyursak, çarpıcı ve doğru bilgiyi, o kısa sürede 10 bin olur, kısa sürede 10 milyon olur, kısa sürede 10 milyonun da çok çok üzerine geçer. Bir bilginin doğru olması çok önemlidir, çarpıcı olması önemlidir, hayati bilgi olması önemlidir, alışılmışın dışında olması önemlidir. Yani bilinen bilginin dışında bir bilgi olmasıdır. Bu çok önemlidir. Mesela biz Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını anlatsak şu an, herkes biliyor zaten, yani bütün İslam biliyor. Yani bu şaşırtmaz insanları. Ama mesela bilinmeyen bir bilgi çok önemlidir, bu kulaktan kulağa yayılır. Mesela Darwinizm’de o yüzden biz çok büyük netice aldık, bilinmeyen bilgiyi biz sunuyoruz. Yani ilk defa duyulan bilgileri sunma özelliğimiz var. Yoksa mesela herkesin bildiği konuları anlatsak, başka türlü olur. Yani milyonlarca insana da anlatabiliriz ki, büyük İslami kanallar var, anlatıyorlar. Ama her kesin bildiği konuları anlatıyorlar, tekrarlar şeklinde. Biz genellikle pek tekrar yapmıyoruz. Çok hayati, sarsıcı ve şaşırtıcı bilgi veriyoruz. Mesela Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerini bizim dışımızda anlatan kimse yoktur. Ve çıktığını ve oluştuğunu da söyleyen biziz, biz müjdeledik. Onun için çok sarsıcı oldu bütün dünyada. Muazzam heyecan meydana getirdi. Ama bakın insanlar kendi kendilerini tartsınlar. Bu alameti gördükleri halde, nasıl bakın tepki vermiyorlar. Diyorlar ki; eski zamanda nasıl insanlar acaba inkar ediyordu, reddediyorlardı? Şaşırıyorlar değil mi? Yani nasıl Peygamber (s.a.v.) geliyor, nasıl uymuyorlardı? “Nasıl Peygamberi (s.a.v.) tanımaz bir insan geldiğinde?” gibi konuşuyorlar. Bakın aynısı oluyor şu an, yine aynı şeyler oluyor. Bakın Peygamber (s.a.v.) bütün alametleri söylemiş, Peygamberimiz (s.a.v.). O alametlerin hepsini mucize olarak çıktı. Yani Peygamberin (s.a.v.) mucizesini gördü insanlar. Diyorlar ki, “Peygamber (s.a.v.) nasıl mucize gösteriyor acaba?” diyorlar. Bakın Peygamber (s.a.v.) mucize gösterdi. 1400 sene öncesinden bir şey söylüyor, bak bir hafta sonra olacak olayları söylemiyor, 1400 sene sonra. Bir hafta sonraki olay daha şeydir, mesela dese ki, bir hafta sonra yağmur yağacak dese, bu o kadar şey değildir yani. Ama 1400 sene sonra yağmur yağacak şuraya derse, bu çok büyük bir olaydır. Oradan mesela havanın neminden, şundan, bundan anladı diyebilir insanlar. Ama 1400 sene sonra Kabe’ye baskın yapılacak, işte Fırat’ın suyu kesilecek, gelir gelecek altından demiş Peygamber (s.a.v.) ve aynısı ile çıkmış, bu çok büyük mucizedir. Bunlar şu an oluyor ve insanların büyük bir bölümü buna duyarsız. İşte merak ettikleri konuyu görmüş oldular. Yani böyle duyarsız oluyor insanlar işte. Yani merak ediyorlarsa, böyle. Diyorlar ki mesela, “Peygambere (s.a.v.) nasıl yardım etmez o dönemde insanlar? Ben diyor mesela asar keserdim, uçardım, neler yapardım” diyor. Bakın, biz biliyoruz Mehdi (a.s.) geldi. “Mehdi (a.s.)’ı ben göremiyorum” diyor. Peki arıyor musun? Aramak da işine gelmiyor. Çünkü aradı mı, hizmet edecek. Canını koyacak, malını koyacak, hayatını koyacak. Gerekirse ailesini terk etmek durumunda kalacak. Evlilik hazırlığı varsa, evlilikten vazgeçecek. Mesela bir genç kız da öyle. Mesela koca adayı hazırsa, onu bırakmış olacak. Dolayısı ile anlamamazlıktan geldin mi, böyle nefsine zor gelen her şeyden kurtulmuş oluyor. İşte Peygamber (s.a.v.) devrinde de böyleydi. Mehdi (a.s.)’ı tamam, göremedin diyelim. Alametlerini gördün mü? Alametlerini bir gör. “Evet bunu kabul ettim” diyor. O zaman Mehdiyet bir hizmet zaten. Mehdiyet ne yapacaktı? Darwinizm’i, materyalizmi mat edecek. Değil mi? Küfrü ve her türlü tuğyanı ve delaleti ortadan kaldıracak bir çalışmadır. Bu çalışmaları yapan, mesela öncü gruplar var, ona zemin hazırlayan. Onlardan herhangi birine yardım ediyor musun? “Etmiyorum” diyor. O zaman bitti. Demek ki, Mehdi (a.s.) da olsa, zaten yardım etmeyeceksin sen. Mehdi (a.s.)’ın sağ koluna yardım etmeyen, sol koluna da yardım etmez. Ayağına yardım etmeyen, değil mi? Efendim, hiçbir yönde Mehdi (a.s.)’a yardımcı olmaz. Dolayısı ile anlaşılmayacak bir konu değildir, yani çok rahat anlaşılır Mehdiyet. Sadece işine gelme veya gelmeme konusu mevzu-u bahistir. Mesela 570 sene geriye atılmasının nedeni, işine gelmeme olayıdır. Çünkü şimdi Mehdi (a.s.) gelecek dendi, kendisi dahil olmak üzere, mürşidi olarak kabul ettiği o muhterem insan da, Mehdi (a.s.)’a bağlanan bir insan konumunda olmuş oluyor. Bir anda sıfırlanmış oluyor bir anlamda, yani o kafaya göre, o mantığa göre. Yani çünkü mesela şeyh iken, mürşid iken, tabi olmuş talebe konumuna gelmiş oluyor. Bir anda bir şeyhliği kalkmış oluyor. Yani mesela kendisini büyük alim, ulema olarak tanıtırken, Mehdi (a.s.)’ın herhangi bir talebesi konumuna gelmiş oluyor. İşte bunu istemez. Bunun çözümü nedir? 570 yıl geriye ertelenmesidir, veyahut geçmiş denmesidir, veya şahs-ı manevi denmesidir. Böylece bu risk ortadan kalkmış oluyor, nefsani risk, güya. Mesela bakın, Mehdi (a.s.) ile ilgili Cübbeli’nin de, başka kişilerin de, birçok kişinin ifadeleri var. Cübbeli, nasıl aşk ile, şevk ile “Yarabbi, bizi Mehdi (a.s.)’a kavuştur” diyor. Nasıl “Cenab-ı Allah’a böyle (haşa) sitemkarane bir üslup ile, Peygamberi (s.a.v.) göremedik, diğerlerini göremedik, hepsini göremedik, bari bize Mehdi (a.s.)’ı göster” diyor. “Ona talebe kıl” diyor, “Yarabbi, yalvarıyoruz sana” diyor. Demek ki ihtimal dahilindeymiş. Mehdi (a.s.) ile görüşme ihtimalin var ki, böyle bir dua ediyorsun, değil mi? Yani imkansız olan bir şeye insan dua eder mi? 570 yıl sonra geleceğinden emin olsa bir insan, 570 yıl yaşamayacağına göre bu kişi ve oradaki kişiler de 570 yıl yaşamayacaklarına göre, demek ki Mehdi (a.s.)’ın geleceğinden emin. O sadece, yani sene farkı ile bir karşılaşmama olmaması için, yani bir kaç yıl ara fark ile Mehdi (a.s.) ile görüşmeme riskine karşı dua ediyor. Yoksa geleceğinden emin. Ama birden, hemen 570 yıl geriye aldırdı ve hemen bir kitap çıkarttı, kitabın tek muhatabı benim. Böyle kitap görülmemiş olabilir yani. Ne diyor? “Ben bu kitabı ne için çıkarttım biliyor musunuz?” diyor. “Adnan Oktar, Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelecek diyor” diyor. “Ben de, Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda gelmeyeceğini söylüyorum” diyor ve “ben bu amaçla bunu çıkarttım ve bu çok büyük bir tehlike” diyor. Kardeşim, niye bu kadar korktun? Niye bu kadar sarsıldın? Yani Mehdilik iddia eden, İstanbul’da yüzlerce insan yok mu? Alenen ve açıkça, yani yazılı olarak, yazıyor yani adam, ben Mehdi (a.s.)’ım diye yazıyor, kitap var. Dergilerinde yazmıyor mu kişiler Mehdi (a.s.)’ız diye. Değil mi? Açık açık söylüyor. Böyle, şu kalınlıkta kitaplar satılıyor Hocalarının Mehdi (a.s.) olduğuna dair. Niye ve binlerce taraftarı var bu insanların. Bak binlerce, onbinlerce ve milyarlarca liralık ekonomik güçleri var. Ben, bir avuç talebem ile, bir avuç kardeşim ile mücadele eden bir insanım. Niye bu kadar dehşete düştün? Ne gördün? Neyin farkına vardın da bu kadar panik oldun sen? Bu paniğin ne yani, niye her gittiğin yerde, niçin bu paniğini vurgulamaya çalışıyorsun? Niye etrafımdaki insanların dağılması için, özel bir gayret içindesin ve bunu açık açık ifade ediyorsun? “Bana bazı aileler geldi” diyor. Bazı aileler gelmiş ziyaretine, böyle beynamaz tipler ve ondan talepte bulunmuşlar. Bu cemaati dağıt demişler. Kendisi söylüyor. “Ben de” diyor “bunu kendime görev addettim” diyor. Fakat önce şu Mehdi (a.s.)’nin gelmeyeceğini bir anlatayım ben diyor. Hani en konu olarak önemli olan bu diyor. Nasıl yapsın? Mehdi (a.s.) gelmeyecek dese, yeterli değil. En iyisi kitap yazayım diyor. Mehdi (a.s.)’ı bu sefer, bambaşka bir şekile soktu. Mehdi (a.s.)’ın bir burnunu uzattı, Mehdi (a.s.)’ı inceltti. Böyle zenci gibi koyu esmer yaptı, kendince. Kardeşim bu panik nereden kaynaklandı? Yani görülmemiş bir olay bu. Yani çok şaşırtıcı bir panik bu ve aynı paniği yaşayan çok fazla insan var. Ben sadece alametlerini sayıyorum ve yemin ediyorum ben; Mehdi (a.s.)’lik iddiasında bulunmayacağım diye. Yani bütün dünyanın gözü önünde ben bu yeminimi nasıl alayım geri, değil mi? Ve bir Müslüman olarak aklen, mantıken zaten böyle bir şey demem ben, değil mi? Bu fevkaladeliklerden de Mehdi (a.s.)’ın geldiğini insanlar anlayabilirler. Bakın bir fevkaladelik var ve Mehdi (a.s.) kelimesini ağızlarına almak istemeyen milyonlarca insan var. Yani müthiş bir korku yayıldı dünyaya. Hem bak burada da bir fevkaladelik var. Eskiden şakır şakır anlatıyorlardı gayet sakin değil mi? Mesela bakın, Bediüzzaman’ın ‘Sözler’ isimli eseri. 24. söz, 550. sayfa. Bakın diyor ki: “İşte bu hakikati bilmeyen, insafsız insanlar derler ki, bakın cahil, bakın insafsız” diyor Said Nursi. Bakın insafı yok diyor, insafsız. Ben demiyorum, Said Nursi diyor. “Âhiretin tafsilâtını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin bin sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, (bakın dikkat edin, Mehdi (a.s.)’nin tarihini veriyor.) istikbâl-i dünyevîde, (şimdi bakın rakami net rakam veriyor. Kaç harften oluşuyor. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 tane rakamdan oluşuyor.) 1400 sene sonra gelecek bir hakikatı asırlarında karîb zannetmişler.” Mehdi (a.s) 1400 sene sonra gelecek diyor. Kardeşim der ki; 1399 der değil mi? 1395 der yahut 1415 der. Bakın tam net tarihini veriyor, 1980 hicri 1400. Kabe baskınının olduğu yıl. Ondan sonra Ay ve Güneş tutulmalarının olduğu yıl. Zaten o devirde baraj ile kapatılmıştı ve bütün alametlerin başladığı yıl. İran-Irak savaşı. Tankerin de patladığı, büyük ateşin çıktığın yıl. Bak 1400 sene sonra. Peki bu bana nasıl açıklanabilir bu? Yok diyorlar, öyle bir şey yok. Kardeşim o zaman Allah rızası için gelsin, ben gideyim, ayaklarına gideyim, yani diz çökeceğim önlerine, oturacağım. Yani onlar da bana anlatsınlar. Yani başka türlü nasıl anlaşılır yani? Bakın diyor: “Mesela merkez’i saltanat (saltanat merkezi) o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye (Mehdi (a.s.)’nin vukuu bulmasının) veya Süfyâniyeyi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler. (Yani diyor ya Cübbeli Şam’da çıkacak, Küfe’de çıkacak, Basra’da çıkacak veyahut Mekke’de, Medine’de çıkacak) Hem de o eşhasın şahs-ı mânevîsine veya temsil ettikleri Cemâate âit âsâr-ı azîmeyi, (büyük neticeyi), o eşhasın zâtlarında tasavvur ederek, ( yani bizzat kendisi, halbuki talebeleri ile beraber yapıyor mesela Mehdi (a.s.), fakat bizzat, sırf, tek başına Mehdi (a.s.) yaptı zanettikleri için diyor.) öyle tefsir etmişler ki, (Cübbeli’nin tarzı anlatımda, öyle bir tefsir etmişler ki, bakın o çok önemli. Aynı Cübbeli’nin üslubunu kastediyor.) o eşhas-ı hârika, çıktığı vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.” Hani diyordu ya Cübbeli, çıksa ben tanırdım zaten diyor. Çıkmadığına göre, Mehdi (a.s.)’de yok diyor.

ALTUĞ BERKER: Meleklerin göstermesi gerekiyor onun dediğine göre.

ADNAN OKTAR: Tabii, “öyle bir şekil vermişlerdir” diyor. Bak diyor “o eşhası harika (Mehdi) çıktığı vakit, bütün halk (Cübbeli’de dahil olmak üzere) onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler” diyor. “Halbuki demiştik. Bu dünya tecrübe meydanıdır.” Yani insanlar tecrübe edinir. “Akla kapı açılır” yani aklı serbest bırakılır. “Fakat ihtiyarı elinden alınmaz.” Yani mecbur olacak şekilde iman edeceği bir ortam meydana gelmez. “Öyle ise o eşhas (yani Mehdi ve Hz. İsa Aleyhisselam) hatta o müthiş deccal dahil çıktığı zaman çokları, (Cübbeli de dahil olmak üzere) hatta kendisi de (hatta bizzat kendisi de diyor) bidayeten deccal olduğunu bilmez.” Deccal de kendini bilmiyor. Mesela Darwin’e söyleseler “Sen deccalsin”, haberi bile yoktur adamın. Ahirette öğrenecek. “Belki” diyor Üstad bak, “belki nuru imanın dikkatiyle, (yani imandan kaynaklanan nur ile, samimiyetle, candanlıkla, Allah korkusuyla) o eşhası ahir zaman (yani Mehdi) tanınabilir.” Hz. İsa (a.s) da dahil. Yani anlamamak mümkün değil diyor Said Nursi. Ama şartını söylüyor; nuru iman ve dikkat. İki şey; bir samimiyet, imanın nuru, Allah korkusu, Allah sevgisi ve dikkat. “O eşhası ahir zaman tanınabilir” diyor. Hani diyorlar ya biz tanıyamıyoruz, göremiyoruz, farkedemedik. Böyle bir şey yok diyor Said Nursi. Tanırsınız diyor ama şartları şu diyor. Bir, imanın nuru, imanlı olacaksınız, imanın nuruyla bakacaksınız, Allah korkusu, Allah sevgisiyle, samimiyetle, aşkla bakacaksınız. Bir de dikkatle diyor. Dağınık dikkatle değil. O eşhası ahir aman tanınabilir diyor. Tanınamaz demiyor. Değil mi? Şimdi çıkış yerini açık açık anlatmış mı? “Merkez-i Saltanat” diye. İstanbul’da çıkacak diyor ve yanlış anlamışlardır diyor. Mesela Merkez-i Saltanat sürekli kaymış. Oradan oraya gitmiş, oradan oraya gitmiş. Kaymış da demeyim Allah affetsin yani yer değiştirmiş. Bir Basra’ya gitmiş, bir Küfe’ye gitmiş, bir Şam’a gitmiş. Her seferinde raviler diyor, hadis ravileri, hadisi nakleden kişiler Basra’daysa merkez-i saltanat, diyorlar ki Basra’da çıkacak. Peygamber (sav) ama diyor ki Merkez-i Saltanat’ta çıkacak demiş Peygamber (sav). O da bakıyor Basra, merkez-i Saltanat kelimesini kullanmaya gerek duymuyor Basra’da çıkacak diyor. Hep öyle kalacak zannettiği için. Halbuki Basra’da kalmıyor. Onun ölümünden sonra mesela Küfe’ye geçiyor. Küfe’den sonra Şam’a geçiyor, yer değişitiriyor. Onun için hadislerde sürekli değişik anlatılıyor. Mesela birinde Basra’da çıkacak diyor birinde Küfe’de birinde Şam’da diyor. Said Nursi bunu diyor, “halbuki asıl İslam aleminin merkezinde yani merkez-i saltanat’ta çıkacaktır” diyor. En son merkez-i saltanat neresiydi? İstanbul’du. Sonradan saltanat kaldırıldı, İstanbul da başkent olmaktan çıktı. Ama manevi yönüyle burada kastedilen. Yani son başkent olması açısından belirtiliyor. İstanbul’da çıkacak deniliyor. İnşaAllah. Mesela anlaşılamayacak neresi var bunun? İstanbul burada çok net anlatılmıyor mu? Mehdi (a.s)’ın da anlaşılabileceğini belirtiyor, tarihini de veriyor Said Nursi. Ama mesela alim bir Hocamız gelir, bir abimiz gelir, bana anlatırsa Allah rızası için yani tabii ki ihtiyacı yoktur ama ben günlük ihtiyaçları için, gerekirse ücret de verelim bize anlatsınlar. Ama inkarı, çok çok ayıp yaparlar inkar ederlerse. Yani bunun anlaşılamayacak bir yönü yok. Ama sen göremedin diyorsa yani bu harfleri yanlış okuyorsam ben, yani bu kelimeleri, harfler başka türlü okunuyor da benim gözüm yanlış görüyorsa bu harfleri, bana göstersinler. Ama benim gözüm harfleri şu an öyle görüyor. Başka türlü göremiyorum şu an yani. Mesela 1400 diye yazıyor burada. Mesela ‘b’ harfi var, ‘i’ harfi var, ‘n’ harfi var, ‘d’ harfi, ‘ö-r-t-y-ü-z’. Bin dörtyüz diyor. Ben bunu 1500 mi okuyayım nasıl okuyayım yani? Değil mi? Hayır baskı hatası var diyorsa onu da söylesin ama ben her kitaba bakıyorum hepsinde aynı çıkıyor. Yani onu da kabul ederim. Arkadaş der baskı hatası var sen yanlış okumuşsun, orjinalinde de böyle yazıyor. Yani Arabi hurufla yazılanda da bu şekilde.

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam aslında siz daha iyi bilirsiniz, abiler de, Nur talebesi abiler de bunu biliyorlar birçoğu fakat kendilerinin cemaatlerde bir taassup olduğundan bahsetmişlerdi size ziyarete geldiklerinde. Ben de yanınızdaydım. Yani Mehdi (a.s)’ın geleceğini kabul ediyorlar ancak acaba Mehdi (a.s) geldiğinde Bediüzzaman’ın değeri mi düşer gibi bir endişeye sahiplerdi Hocam.

ADNAN OKTAR: Kardeşim sen geçenlerde onu söyledin. Bir kere Mehdi (a.s), Bediüzzaman’ı, Bediüzzaman haline getirecektir. Bediüzzaman çok az tanınıyor şu an dünyada. Sultan haline getirecektir. Çünkü bakın Üstad diyor ki; “gerçek sahibi Risale-i Nur’un, Mehdi’dir” diyor “gerçek sahibi Risale-i Nur külliyatının”. Ben değilim diyor gerçek sahibi. Yalan söyledi diyorsa iftira ederler çünkü Said Nursi bunu açık açık söylüyor. Ben değilim sahibi diyor. Mehdi (a.s)’dır diyor ve talebeleridir diyor. Mehdi (a.s) ve talebeleridir diyor.

ALTUĞ BERKER: Ve kendine program yapacak diyor.

ADNAN OKTAR: “Ve hazır bir program olarak diyor neşr ve tatbik edecek” diyor. Yani Risale-i Nur külliyatını okuyacak, anlatacak, Mehdiyeti de, ahir zamanı da oradan ispat edecek. Delil olarak Mehdi (a.s)’a yardımcı olmak için Bediüzzaman Allah tarafından gönderilmiştir. Yani Mehdiyet konusunda insanların taasubunu kırmak için, inatlarını kırmak için, onların itirazlarını ortadan kaldırmak için Allah reddedemeyecekleri bir alim göndermiştir. Yani ve oturmuş, hakim olmuş bir alim göndermiştir. Ve büyük cemaatler oluşmuştur bu konuda, yani reddedilmez şekilde Türkiye’de hakim düşüncedir. Yani en büyük cemaattir şu an Nur talebeleri. Dünyada da öyle. En büyük cemaattir. Ve ben üstadım olduğu için söylemiyorum da hakikaten en makul, en vurucu, en iyi etkiyi yapan da cemaattir. Yani bu samimi kanaatim. İspat et derse ederim. Yani bunun tartışılacak bir yönünü ben göremiyorum. Ama ben Şeyhlerin, Hocaların elini ayağını öperim yani onların ayağının tozuyum yani. Hepsine büyük hürmetim var. Ama bu bir gerçek. Reddedilecek gibi değil. Kimsenin reddedemeyeceği Allah bir alim de gönderir bak hem hadislerle destekliyor Mehdi (a.s)’ı Cenab-ı Allah Peygamberimiz (sav) kanalıyla. Ayrıca Bediüzzaman gibi büyük bir alimi dünyaya kabul ettiriyor, Türkiye’ye kabul ettiriyor. Onun diliyle Mehdi (a.s)’ı reddedilmez şekilde anlattırıyor. Bu yüzyılda gelecek diyor Bediüzzaman ve 1545’te de Kıyamet kopacak diyor. Yani Nur talebeleri bunu nasıl anlamazdan gelirler? 1400 ile 1500 arasında Mehdiyetin bütün faaliyetlerini bitireceğini söylüyor Said Nursi. 1545’te de konu bitecek, Kıyamet kopacak diyor. Hatta 1506’lardan sonra bozulma başlayacak diyor. Açık galibane diyor mücadelenin son tarihine bakar 1506 diyor. Belki diyor ya da mağlubane diyor. Yani galibane fakat 1506’lardan sonra pek bir şey olmayacağı anlaşılıyor üslubundan. Gizli mağlubane artık. Gittikçe bir çökmeye doğru gidecek diyor ve çeşitli inkilab-ı azimler olacak diyor. Yani komünist ihtilaller olacak çeşitli. Yani büyük kan dökülme olayları olacak. Yecüc Mecüc zuhuru bu yani çok büyük olaylar olacak. Ve Müslüman kalmayacak. Ne zamana kadar? 1543’e kadar. Bediüzzaman söylüyor. 1543. 1543’te hiç kalmaz diyor Said Nursi. 1545’te de kafirin başına Kıyametin kopmasına remzen işaret eder diyor. Allahualem diyor ve birçok tevafuk var burada diyor, birçok yönden diyor. Ben tabii diyor Kuran hükmüdür diye açıkça kesin hükümdür demiyor diyor. Ama diyor kanaat getirttiriyor diyor. Yani samimi kanaat getirttiriyor. Allahu alem kopacak diyor 1545’te diyor.

ALTUĞ BERKER: Böyle ne dediyse olmuş Hocam bugüne kadar.

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman deyip de olmaya bana bir tane olay söylesinler, bir tane, tek bir tane. Kardeşim bak diyor ki; “20 sene sonra şimdiki tohumların mahsülü ıslah olmazsa tokatları elbette dehşetli olacak” diyor. 1971’deki olayları 20 yıl öncesinden bildiriyor. Aynen dediği gibi olmuştur. 28 Şubat’ı tek bir kelimeden çıkartıyor, Kuran’dan. 28 Şubat olayını. Tek bir kelimeden ve tarih vererek böyle bir olay olacak diyor. Aynısıyla dediği gibi olmuştur. Hicri 1400’de Mehdi (a.s) çıkacak diyor. Aynısıyla olmuştur. 81, 91, 2001, 2011, 2021. Bu tarihler içerisinde Mehdiyet tamamlanıyor. Yaklaşık 40 yıldır Mehdiyetin imani faaliyet dönemi. En önemli faaliyeti de budur Mehdi (a.s)’ın diyor. Yani diğer faaliyetlerini insanlar esas alırlar diyor, saltanat, siyaset yönündekini çok önemli görürler ama diyor asıl birinci görevi çok önemlidir, bu imani faaliyet. Bu asıl 40 yıl kadar sürüyor. Sonraki yıllarda 50. yıl, 60. yıllarda hakimiyeti bitirmiş oluyor. Yani siyaset ve saltanat yönündeki olayları bitiriyor. Onlar yıldırım hızıyla bitiriliyor. Mesela 7 senede, 3 senede bitiriyor. Hadislerde bunlara çok kısa süreler verilmiştir. Mesela ülkeler hakimiyeti diyor 19 sene veriyor, yıldırım hızıyla bitirir Mehdi (a.s). Ama iman hizmeti çok uzun sürüyor. Ana kısım. “Ahir zaman o kadar şiddetlidir ki” diyor Said Nursi, “ondan değil yirmiden birine güven olmaz” diyor. “Kalleştir insanlar” diyor, “birçoğu.” Bak ondan değil yirmide birine güven olmaz. “Bu duruma karşı hamiyet-i islamiye gerekir” diyor, “sebat gerekir” diyor, “aksine bir durum olduğunda akim kalır zarar verir” diyor. Bu fevkalade hale karşı diyor Müslümanların, Mehdi talebelerinin son derece sabırlı, metanetli ve hamiyet-i İslamiye içerisinde faaliyetlerine devam etmeleri gerektiğini söylüyor Said Nursi. Hatta da diyor ki avamın diyor kafası çabuk iğfal olur diyor, çabuk olumsuz etkilenir. Mehdiyetin samimiyetinin anlaşılması için diyor, avamın çabuk iğfal olunan akıllarına olumsuz delil verilmemesi gerekir diyor. Yani siyasete girmeyecek Mehdi (a.s) diyor. Hiçbir şekilde diyor bu yaptığı hizmetin safiyeti, samimiyetini sarsacak bir şey yapmayacak ki diyor insanların kafasında Mehdiyete tam kanaat gelsin diyor. Çabuk iğfal olunan bak insanlar diyor, dimaları çabuk iğfal olunur diyor. İşte bu duruma karşı diyor sebat, metanet ve hamiyet-i İslamiye gerekir diyor. Mealen yaklaşık. Mehdiyette şu an buram, buram devam ediyor. Bizler de öncüsüyüz, bunun ortamını hazırlıyoruz. Mesela insanlar diyor ki; “Peygamberimiz (sav) zamanında nasıl anlamazdan geliyorlardı?” İşte böyle anlamazdan geliniyor. Bu devrimizdeki gibi oluyor. Nasıl mucize gösteriyordu Peygamber (sav)? İşte böyle gösteriyordu Peygamber mucizeyi. Peygamberimizin (sav) kumandanlığı devam ediyor. Bütün ümmetin kumandanıdır, emir vermiştir. Mesela bir emir subayı oluyor diyor ki subay, “oğlum” diyor askeri çağırıyor. “Bugün ne günlerden?” diyor. “Çarşamba” diyor değil mi? “Pazar günü birlikleri alıp diyor Kastamonu cihedine götüreceksin” diyor. Şimdi yani onu söyledikten sonra o kumandanın yanından ayrılıyor. Ama gidip o görevi yerine getiriyor. Yani kumandanı görmese de yerine getiriyor. Değil mi? Kumandanı görmesine gerek yok. Emri almış. Şimdi bizim Peygamberi görmemize gerek yok. Emri aldık biz. Değil mi? Bize yazılı olarak emri vermiş. Bunları yapacaksınız diyor. Alametleri bunlar Mehdi (a.s)’ın, şu tarihte çıkacak, tabi olacaksınız, o zaman deccaliyet şöyle faaliyet yapacak. Deccaliyete karşı şöyle atağınız olacak her safhayı ince ince bütün kapsamıyla bize bildirmiş mi? Bildirmemiş mi? Ve aynen dediği gibi milimi milimine çıkmış mı, çıkmamış mı? Çıkmış. Kimsenin itiraz edebilecek bir durumu var mı? Yok. İlave bir de Bediüzzaman’ı gönderip takviye olarak olağanüstü harika ve keramet gösterttirerek Mehdiyeti bütün kapsamıyla tarif etmiş mi? Bak diyor ki, “İstanbul’da çıkacak” diyor Said Nursi. Hadisler de söylüyor, “İstanbul’da çıkacak.” “1400 yılında çıkacak” diyor. “Darwinizmi, materyalizmi birinci hedef edinecek” diyor. “Asıl görevi budur” diyor “ve iman hakikatleri üzerine çalışacak” diyor. “Bütün eserlerini, dikkatini bunun üzerine verecek diyor ve siyasete girmeyecek” diyor, bir. “Bu uzun sürecek bu faaliyeti” diyor. Bak “vukuat-ı ahir zaman uzundur” diyor. “Biz bir faslındayız” diyor Said Nursi. Çok uzun bir süredir diyor. Biz bir faslındayız diyor. Yaklaşık 40 yıl kadardır Mehdiyetin sırf imanı hizmeti. Dolayısıyla burada da gördük diyor ki, “çıktığı vakit çokları anlamaz” diyor Mehdi (a.s)’ın çıktığını. Cübbeli diyor ki, “ben anlayamadım” diyor. E, anlamasın. Alametini kabul etmeyen adam, Mehdi (a.s)’ı kabul eder mi?

ALTUĞ BERKER: Bir de imanın nuru gerekir diyor Üstad da.

ADNAN OKTAR: Hayır, alametini kabul etmiyor daha yani. “İmanın nuru ve dikkat gerekir” diyor. Bediüzzaman yalan söylemiyor. İsteyen demek ki tanıyacak. Yani samimi yaklaşan tanıyacak. Bakın şimdi mesela herhangi bir sayfa açtık. Bakın 27. mektubunda Risale-i Nur külliyatında, “fakat diyor çiçekler baharda gelir.” Mehdi ve talebelerini kastediyor. “Öyle kutsi çiçeklere zemin hazır etmek” yani Mehdi ve talebelerine zemin hazır etmek “lazım gelir.” “Ve anladık ki bu hizmetimizle” diyor Risale-i Nur talebelerinin o zamanki faaliyetleriyle, “o nurani zatlara,” Mehdi ve talebelerine “zemin ihsal ediyoruz” diyor. Zemin hazırlıyoruz diyor. Bak “dini ahmediyeyi muhafaza etmiş, madem adet öyle cereyan ediyor ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid”, yani bütün mezhep imamlarından daha büyük diyor. İmam-ı Hambel, İmam-ı Hanefi, Maliki, Şafi hepsinden daha büyük diyor. Bir kere Said Nursi zaten Şafi mezhebindeydi. Ben Şafii’yim diyor. Yani mezhebe tabi. Mehdi (a.s) mezhebe tabi değil. Mezhepler ona tabi. Yani o zaman en büyük bir müceddid nasıl olsun? İmam-ı Şafi’ye uyan bir insan, en büyük müceddid olur mu? En büyük mezhep imamı olur mu? Değil mi? Yani talebelerinin büyük bir kısmı Hanefi’ydi, bir kısmı Şafii’ydi Bediüzzaman Hazretleri’nin ve Şafii mezhebini titizlikle uygulayan bir insandı. Şafii mezhebinden asla taviz veren bir insan değildi. Bir Şafii mezhebini hayatının sonuna kadar titizlikle uyguladı. En ufak bir değişiklikte yapmadı. Dolayısıyla mezhebe tabiydi yani mukallitti Said Nursi ve müceddid değildi. O anlamda, mezhep imamlarının üzerinde bir müceddid değildi. Bunu uygulamasıyla gösterdi, yani hayatıyla gösterdi, böyle bir iddiası da olmadı. Çünkü en büyük müceddid olunca bütün mezhep imamlarının üzerinde olur, kendi mezhebine kendi lehine göre hareket eder. Yani Kuran’dan ne anlıyorsa, hadisten ne anlıyorsa ona göre hareket eder. Mehdi (a.s)’ın özelliği budur. Bediüzzaman böyle bir şey yapmadı. Şafi’ye titiz oldu. “En büyük müceddid hem hakim.” Said Nursi hiç hakimlik yaptı mı? Mehdi (a.s) dünyanın hakimi. Bütün dünyadaki adaleti sağlayacak insan. Bütün dünyada. Bediüzzaman’ın böyle bir görevi olmadı. Hakim değil o mübarek mahkumdu hep. Değil mi? Gerçi Mehdi (a.s) de mahkum olacak ama sonunda hakim olacak. Bu çok önemli. Yani dünyaya adaleti sunacak. Zaten bak “kemali adaletini dünyaya göstermesi” diyor, “gayet makul olmakla beraber zaruridir” diyor ve “dünya içinde bu bir ihtiyaçtır” diyor Mehdi (a.s)’ın adaletini bütün dünyanın görmesi diyor. Bediüzzaman diyor, “bunu hakim vasfıyla yapacak”. Bediüzzaman Mehdi (a.s)’ın bu yönünü bu şekilde açıklıyor. “Hem Mehdi, hem mürşit”, bütün tarikatların üstünde, 12 büyük tarikatın hepsinin üstündedir. Kadiri, Nakşi, Şazeri, bütün tarikatlar Mehdi (a.s)’a bağlanmıştır. Bütün tarikatlar fesh olmuştur. Yani fesh olmuştur derken, bağlandıkları için yani Mehdi (a.s)’a emanet verdikleri için hilafeti, şu an mürşit odur. Mesela Nakşibendi tarikatı Mehdi’de son buluyor. Bunu kim söylüyor? İmam-ı Rabbani söylüyor. Yani mesela Şahir Nakşibendi’den gelen bu silsile Mehdi (a.s)’da son buluyor. Bakın en büyük mürşittir. Yani Abdülkadir Geylani olsun, İmam-ı Rabbani olsun zaten mürşidimiz Hocamız diye Mehdi (a.s)’ı kabul ediyorlar. Yani İmam-ı Rabbani doğrudan ona tabi. Yani Mehdi (a.s)’a tabidir. Dolayısıyla asrımızdaki bütün tarikatlar Mehdi (a.s)’a bağlanmıştır ve hepsi hilafeti Mehdi (a.s)’a teslim etmişlerdir. Bak “hem mürşid, hem kutb-u azam...” yani o devrin kutbu. Dünyadaki kutub’dur. Yani Allah güneş ışığı gibi ona ışık gönderecek, o da bütün dünyaya onu yansıtacak. “Bir zat-ı nurani gönderecek.” Bakın bir ‘zat’. Şahs-ı manevi demiyor. Bir zat-ı nuraniyi gönderecek. “O zat da, o zat...” Bir kişiden bahsediyor. Değil mi? Ben yanlış mı okuyorum? O zat deyince sen ne anlarsın?

SUNUCU: Tek bir şahıs.

ADNAN OKTAR: Ama öyle değil diyorlar. Şahs-ı manevi diyorlar. Yani bunu bize bir anlatmaları gerekir. “Ehl-i Beyt’i nebeviden olacaktır.” Seyyid olacaktır, Peygamberin (sav) neslinden olacaktır diyor Üstad ve “kış fırtınası gibi dünyayı teslim alacak, bir anda yatıştıracak dünyayı” diyor. “Süratle yatıştıracak” diyor. Yani imani faaliyetlerin sonucunda. Bak “büyük bir ordu, İslam ordusu meydana gelecek” diyor. “Dünyanın en büyük İslam ordusu meydana gelecek. Hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz” diyor. Dünyanın en büyük ordusunu oluşturacak diyor Mehdi (a.s). Bediüzzaman böyle bir ordu oluşturdu mu? Kumandanlık yaptı mı İslam aleminin ordusuna?

ALTUĞ BERKER: Bilakis neferi olacağım diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Ben Mehdi (a.s)’ın neferi olacağım” diyor. Onun “pişdar bir askeri, öncüsüyüm” diyor Mehdi (a.s)’ın. “Bu ordu diyor, Hz. Mehdi’nin en has ordusudur” diyor. Açık söylüyor Said Nursi Hazretleri. Bak bu “hâdisat-ı azîme vücuda geliyor” ve “bir feveran olacak” diyor. Feveran edecek diyor. Hz. Mehdi (a.s) başına geçecek Müslümanların diyor. “Tarik-i hak ve hakikata sevk edecek” bütün İslam aleminin başına geçecek diyor. Bunda anlaşılmayacak ne var? Bak “bütün İslam alemini uyandıracak hadisat-ı azime vücuda geliyor” diyor. “Yavaş yavaş meydana geliyor” diyor. Yani Afganistan olayı, Irak olayı, Filistin olayları... Çok büyük olaylar oluyor. “Ve o kuvvet-i azimedeki bir aliye” yani koruma hissi, heyecan, o aşk feveran edecek diyor. Kaynayacak. Bunun arkadasından, o ağır baskının sonucunda Müslümanlar coşacak, yeter artık diyecekler. Allah’ın izniyle ‘Ya Allah, bismillah’ deyip Hz. Mehdi (a.s) başına geçip, “tarik-i hak ve hakikata sevk edecek” diyor. İşte burada kastedilen Türk İslam Birliği’dir. Dünyanın en büyük ordusu olacaktır Türk ordusu. Türk milletinin öncülüğünde, İslam aleminin ordusuyla İslam aleminin bütün askerlerini birleştirecektir. Dünyanın en büyük ordusu oluşacaktır. Dayanabilene helal olsun.

ALTUĞ BERKER: Veliler diyor, büyün alimler, bütün seyyidler...

ADNAN OKTAR: Evet, bütün seyyidler destekleyecek diyor, hepsi. Bütün alimler ona bağlanacaklar diyor. Bediüzzaman’ın zamanında olmadı bunlar. Biz bu devre doğru gidiyoruz. Bu zamana doğru gidiyoruz.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam uygun görürseniz mail adresimizi hatrlatayım izleyenlerimiz mesajlarını iletsinler diye. Ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bize sorularınızı ve mesajlarınızı iletebilirsiniz. Bir de bir Nur talebesi bir kızkardeşimizin mesajı var. Onu okuyayım mı inşaAllah?

Hanna Kılıç iletmiş mesajını. “Hocam ben sizi çok iyi anlıyorum. Nedenini sorarsanız ben Batı’nın en ateist ülkesinde büyüdüm ve yaşıyorum. Elhamdülillah Risale-i Nur’un gölgesinde yetiştim. Aynı anda bu ülkenin en bilgin insanları arasında bulundum. Bilim ve teknolojinin, Üstad’ın deyişiyle dünyevi ilim ve fen adına her imkanın bulunduğu, her ikna için bilimin öne sürüldüğü bir topluma şahitlik ettim. Böyle bir toplumu bıyık, sarık ve cübbenin ikna etmeyeceği, iki çarpı iki eşittir dört doğruluğunda mümkün olmadığı bir kesindir. Ben şahsen artık yalnızca Allah’ın inayetine güveniyorum. Çünkü ne zaman sizin ve sizinle aynı fikirleri söyleyen ve kendilerinin dahi tabi olduğu mümtaz şahsiyetli Hoca efendilerin söylediklerini aktarsam Allah rızası için anlatılan hizmet şekli, söyleyen şahsa odaklanıp, Risale-i Nur’un asıl amacı olan ayan ve beyan fikirler kuvvetini kaybedip, hiçbir şekilde bir ilerleme olmuyor. Bunun hikmeti nedir?”

ADNAN OKTAR: Ben mesela çok değerli bir alimin, Bediüzzaman’ın açık sözlerini gizlediğini gördüm. Yani mesela şahs-ı manevidir diyor Hz. İsa (a.s)’ın varlığı, gelişi için. Mesela bu bir örtmedir. Ne gerek var buna?

ALTUĞ BERKER: Ki geçmişte de alsında farklı düşünüyordu veyahut izah ediyordu Hocam diye düşünüyorum. Hocam siz daha iyi bilrsiniz.

ADNAN OKTAR: Neyse artık ama imanı zayıf olanları düşünerek belki böyle hareket ediyor ama onlar bizim muhatabımız olamaz. Biz normal iman eden Müslümanlara göre İslam’ı anlatırız. Biraz ara verelim. Sonra devam ederiz. İnşaAllah.

SUNUCU: Kısa bir ara veriyoruz. Yeniden beraber olacağız.

Değerli izleyenler sohbetimiz kaldığı yerden devam ediyor. Adnan Hocamız buyrun.

ADNAN OKTAR: Efendim Cehdi Hocamız...

CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfurullah. Kuran mucizesi vardı Hocam. Uygun görürseniz ondan bahsedebilirim hemen.

ADNAN OKTAR: 29.311 kişi bu akşam seyretmiş. Bir hayli yüksek ama bir de işe gidiyor kardeşlerimiz. Şimdi ben vicdan azabı çekiyorum. Onları uykusuz bırakmak da istemiyorum. Onlar şöyle yapsınlar; seyretmesinler, ertesi gün biz onu bantta koyuyoruz. Oradan seyretsinler. Televizyondan seyretsinler. Yani akşam uykusuz kalıp seyretmesinler. 24 saat sonra zaten seyredecek zaten yine bakabilecek. Değil mi? Yahut işte 10-11 saat sonra görebilir. Ne kadar saatlik durumuna göre. Yurt dışındaki kardeşlerimiz için çok iyi oluyor akşam bu vakitler. Onlara çok iyi vakite rastgeliyor. O yönde iyi.

İşin doğrusu biz bitirelim bu akşam.

Bu eser 678 kez incelendi.

Post To MySpace!
Mp4 dosyası (.mp4) - 57 download
406.49 MB
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
tevrattanhikmetl... - Web Sitesi
Sayın Adnan Oktar'ın Ekonomik Kriz Hakkındaki Bazı Tespitleri - Makale
Hz. İsa (a.s.) Ve Hz. Mehdi (a.s.) Bu Yüzyılda Gelecek - Kitap
Sayın Adnan Oktar'ın HarunYahya.TV'deki Canlı Sohbeti (1 Mart 2010) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1234 download
Dinler Terörü Lanetler - 1185 download
Dinler Terörü Lanetler - 1102 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1050 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.