Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Kanal 35 ve Kanal Avrupa'daki Canlı Röportajı (21 Şubat 2010)
Şubat 2010
SUNUCU: Evet sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz Adnan Oktar’la Başbaşa programımız yine kaldığı yerden devam ediyor. Az önce aramızda yoktu Hocamız, Sayın Adnan Oktar da aramıza katıldı. Hoş geldiniz Hocam.
OKTAR BABUNA: Hocam Darwinizm’i anlatmıştık.
ADNAN OKTAR: Niye anlatıyoruz?
OKTAR BABUNA: Bütün her şeyin kökeninde Darwinizm var Hocam inşaAllah. Ve sizin vesilenizle yıkılma aşamasına geldi. Şu an can çekişiyor ama son şeyde de o cesedin kalkması gerekiyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Canım şimdi ceset meset demeyelim. Dünya tarihinde işte putlar olmuş, çeşitli inançlar olmuş ama böyle bu tarzda insanlara makul gelen, bilim adamlarının, bütün dünyanın savunduğu böyle sapkın inanç hiç olmamış. Yani Hz. Adem (a.s)’den itibaren ilk defa oluyor. Ve Peygamberimiz de diyor, deccalden daha büyük bir olay yoktur, diyor. Bütün Peygamberler hatta Müslümanlar dua ederken deccale geldiğinde ellerini aşağıya indirirler, değil mi. Deccalin şerrinden Allah’a sığınırken ellerini aşağıya indirirler, çok bilinen bir şeydir. Namazlarda dua edilir. Mesela şimdi asrımızda insanların enerjisini aldı Darwinizm, insanlık enerjisini, sevgi enerjisini elinden aldı. Mesela adam lokanta sahibi oluyor, işlevsel çelik masa yapıyor, gelen müşterisini birçok lokanta sahibi sevmiyor. Adam da onlardan nefret ediyor gelen de mesela garsonu azarlıyor, garson tokatlamalar falan ünlüdür. Değil mi. Adama hakaret eder falan, bu ne biçim yemek bilmem ne, ne biçim örtü bu, ne biçim peçete, onlar da tabii ona göre bir nefret oluşturuyor. Mesela mobilya yapıyor adam alelade yapıyor, kırık dökük yapıyor. Mesela süt üretiyor su karıştırıyor, onun sonucunda işte şu an oluşan ekonomik kriz meydana geldi. Şimdi gençlerin büyük bir bölümü televoleci oldu. Çalışmak istemiyor, yani mesela genç kızların büyük bir bölümü, bayağı bir bölümü Avrupa’da televoleci oldu. İşte yani hepsini tenzih ederim de boş işlere girdiler, yani bedavacı, her şeyin bedavasını yesin, içsin, gezsin, hoplasın, zıplasın, dans etsin, onunla bununla chatleşsin, işte bedava olsun her şey.
Halbuki dünyayı güzelleştirmek için çok emek vermek gerekiyor ve çok kafa kullanmak gerekiyor, zor bundan kaçınıyor adam hazıra konmak istiyor. Her yer hazırcılarla doldu Avrupa, mesela bak Yunanistan hazırcıydı, çöktü Yunanistan bütün Avrupa’nın başına bela oldu şu anda, hazırcı çünkü. Dünyada bu süratle yayılıyor, sevgisizlikle beraber sırf şu tek başına Mehdi (a.s)’nin çıkmasına vesiledir. Tek başına yani bu insanlığın enerjisi kalmadı, adamın yaşama azmi yok, heyecanını kaybetti yani bir şeyin anlamı kalmadı, kavgacı böyle neşesiz, içine kapalı insanlar oluştu. Darwinizm işte bunu sağladı. Onun için bir kere anlattık, iki kere anlattık... Onlar bıkıyor mu mesela Baron’un adamları bıkıyor mu? Duruyor duruyor yalan söylüyorlar, duruyor duruyor yalan söylüyorlar. Biz de durup durup onların yalanlarını ortadan kaldırıyoruz. Onun için Darwinizm’i anlattık izah ettik, öyle bir şey olmaz. Mesela biz de her gün namaz kılıyoruz. Dün namaz kıldık deyip, namazı durduruyor muyuz? Tabii, deccal’e karşı mücadelede de; ibadet gibidir, namaz gibidir sürekli tekrarlayacaksın. Sürekli euzu billahi mineşşeytanirracim diyoruz, bir kere deyip bırakıyor muyuz, her gün diyoruz. Şeytan’dan ve deccal’den sürekli Allah’a sığınacağız ve her gün şeytan’ın ve deccal’in kafasının ezilmesi lazım, fikren. Dolayısıyla da Darwinizm’le mücadelenin nefes aldırmadan devam etmesi gerekiyor.
Asilim sen neler anlatıyorsun?
ALTUĞ BERKER: Hocamıza katkılarda bulundum evrim konusunda. PKK’nın fikrinin temelinde Darwinizm yattığı, sizin de mücadelenizin önemli bir unsuru olduğu, milletimizin birliği ve bütünlüğü için.
ADNAN OKTAR: PKK’yı mesela iddia edilen Ergenekon örgütü destekliyor, niye? Aynı ideolojideler, o da Darwinist, o da Darwinist. Mesela ben ilk başta sağcı zannettim ben iddia edilen Ergenekon örgütünü ilk başlarda, yani 10 yıl önce, ilk örgüt ağı. Bir de baktık komünist bir örgüt, Stalinist ve PKK yanlısı ve devletin içine müthiş sızmış. Bir de devlet memurlarını korkutmuş teker teker herkesi korkutmuşlar, önüne geleni korkutmuşlar. Korku imparatorluğunun diğer adıdır, iddia edilen Ergenekon örgütü. Onun için şimdi hükümetin bu konudaki atağını bütün milletimizin desteklemesi lazım. Bak hükümeti desteklemek ayrıdır, hükümetin faydalı bir icraatını desteklemek ayrıdır. Adam beğenmeyebilir yani gayet normal çünkü birçok parti var, değil mi Türkiye’de. Demokrasi var, suç değildir, anormal bir hareket de değildir. Zaten değişir zaman zaman partiler çok da makul. Ama çok isabetli bir fikriyatı bütün Türkiye’nin desteklemesi lazım. Bu milli bir mesele. Çünkü devletin memurlarının epey bir kısmı tehdit altında bu örgüt tarafından. Diyor ki; girmesin örgüte. Kardeşim herkes mangal yürekli olmaz. Yani o kolay iş değil, değil mi. Yani adam nasıl çıkıp da desin iddia edilen Ergenekon örgütü üyeleri dünyanın en aşağılık, en şerefsiz, en cibiliyetsiz adamları nasıl desin. Onu kim der, ben derim, değil mi. EvvelAllah. Diyemez kolay kolay. Diyemeyenlere de niye diyemiyorsun, diyemeyiz. Korumakla mükellefiz o insanları inşaAllah. Baksana adamlar atom forvet, züppelik yapıyorlar, mermi alıp gönderiyorlar bir de yeni çıktı moda, oraya buraya.
SUNUCU: Hocam PKK’nın da aslında Darwinist olduğunu bilmiyorduk yani uzun zamandır.
ADNAN OKTAR: Kardeşim biz bas bas bağırdık. Dedik ki bunlar Stalinist, komünist örgüt dedik. Devletin yetkilileri de çıktı dediler ki, komünist örgüt değil, dediler. Buyurun şimdi işte. Yani bir kısmı da çıktı öyle dedi. Yani onu da niye dediler onu da anlayamadık, yani niye? Komünist örgüt olduğunu bildikleri halde, Stalinist örgüt olduklarını bildikleri halde, Darwinist olduklarını bildiği halde niye bunu bazı devletin görevlileri ört bas etmek istedi benim bu ısrarlı açıklamalarıma rağmen, bunu anlayabilmiş değilim. Bugün buyurun işte net ortaya çıktı. Değil mi.
SUNUCU 2: Belki de bu şekilde halkın kafası karışıyor hani komünist mi, yoksa farklı bir yerden mi geliyor diye anlayamasınlar diye olabilir bence, kafa karıştırmak için.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bunun anlamı çok kötü de, benim ağzım dilim varmıyor bunu söylemeye. Yani onu söyleyen çok ayıp etti. Çok ayıp etti. Çok ayıp etti, biz açıkladık da ilmi olarak da izah ettik, delil verdik, kaynak gösterdik. Kardeşim örgütün kendi açıklıyor biz diyor, Marksist, Leninist, Stalinist örgütüz diyor, partinin kendi söylüyor. Yok değiller diyor, sen kimi temize çıkarıyorsun, ne demek istiyorsun bunu demekle, değil mi. Yani o anlama gelmez mi bu sonunda?
Sonunda kabul ettiler, komünist örgüt olduğunu kabul ettiler. Ama ağız kenarıyla. Halbuki bütün milletimiz şuurlandırsalar deseler ki -bir kısmını kastediyorum, devleti bak tenzih ederim, devletin içinde bazı memurlar- bu komünist bir örgüttür, komünistlik de Türk milletinin en büyük düşmanıdır, her görüldüğü yerde ezilmelidir, deseler. Değil mi. Çünkü bizim milletimiz de anti-komünist müthiş bir güç vardır, kararlılık vardır ve anti-komünist bir propaganda yapılsa konu biter. Kahvehanelerde, derneklerde, evlerde, geceli gündüzlü onlara komünist propaganda yapıyor. Karşı komünist propagandaya karşı anti-komünist propaganda var mı? Yok.
Bizim dışımızda yok. Var da yani sathi kalıyor, bu fikri bir mücadele gerektiren bir durum yani bir ideoloji var, bir komünist ideoloji var, biz buna karşı fikri mücadele vermek durumundayız. Yani polisiye tedbir… Rusya’da da polisiye tedbir oldu, komünist oldu Rusya. Arnavutluk da teker teker tamamı komünist oldular. Bir kere bölge komünist ideolojinin uygulanması için çok müsait ve şiddet için müsait, bir de gerilla savaşı için çok müsait. Kayalık, dağlık, ormanlık bir bölge. Bir de Irak gibi ne olduğu daha tam netleşmemiş bir ülkenin içinde faaliyet gösteriyor ayrıca örgüt. Yani onun için müthiş bir avantaj bu, bölgenin dağlık olması ayrıca bir avantaj, çok avantajları var ama fikri avantajları yok. Fikri yönden ezilmiş olsalar konu kökten biter. Avrupa’nın desteklemesinin nedeni fikri nedendendir, yani Darwinist materyalist oldukları için destekliyor Avrupa’da.
ALTUĞ BERKER: Siz bu Ergenekon’u 12 yıl evvel “Terörün Perde Arkası” kitabınızda deşifre ettiğiniz için bu terör örgütünün de fikri temellerini çökerttiğiniz için Hocam, Ergenekon da sizinle uğraşıyor tabii ki Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani ben Ergenekon’un bu kadar pervasız olmasına akıl almaz şaşıyorum. Yani mesela yalancı tanık buluyor, yalancı şahit buluyor. Adam alenen yani görevli adam açık belli. Gidiyor bunu yapacak aile buluyor, insan buluyor geziyor adam. Kokain karıştırıyor, her şey elini kolunu sallayarak yapıyorlar. Yani işte ben onun için diyorum, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın olmaz. Herkes üstüne gitmesi gerekir, inşaAllah. Ama yine tabii biz bunları hükmen anlatıyoruz, su mezrağına akıyor, bunu kimse durduramaz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Şu an devlet de yakasına yapıştı Hocam inşaAllah. Ama tabii sizin bunların bu batıl dinlerini ellerinden almanız çok önemli rol oynadı. Birdenbire bir şey oldu, böyle değişme oldu, maşaAllah. Hiç Cumhuriyet tarihinde olmayan bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Kardeşim eskiden bunlar kendilerine acayip güveniyorlardı. Muazzam güveniyorlardı kendilerine. Yani çok biçimsiz yumruk yediler, çok biçimsiz yani yandan vurduk böyle. Burun tepe üstü gittiler, daha hala onun şaşkınlığını agonideler yani nereden geldiğini anlayamadılar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Şey dediniz Hocam çok etkili oldu, bu ayakta yürümekten aciz bunaklar, gidiyorlar cam kapıya çarpıyorlar, dur yandan geçeyim falan.
ADNAN OKTAR: Sizi yöneteceğiz, toplantı yapıyoruz otelde diyor. Mesela 20-25 tane bunak bulmuşlar, eski bunaklardan. Bir de Darwinist bunlar. Efendim diyor işte mirim halk bilmez diyor, halk. Darwinizmi bilmezmiş onlara öğretmek lazımmış. Halkı da tanımıyor milletimizi de tanımıyorlar. Yani onların kültürünü, imanını, aklını da tanımıyorlar. Kendi kendilerine uçuyorlar yani kendi alemlerinde. Otelin camı çok parlak büyük, güm diye çarpıyor. Dedem diyor sen kenara geç falan diyor. Ama ben size akıl vereceğim, ben sizi yöneteceğim diyor. Yani rezalet.
Oktar Hocam sen ne anlatıyordun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Fosilleri sizin Yaratılış Atlası’ndan söylüyorduk Hocam.
Bunlar Darwinizm’i ortadan kaldıran 300 milyon fosil var, şimdi birer birer örnek veriyorduk Hocam. Mesela 25 milyon yıllık kanatlı termit görüyoruz bakın amberin içerisinde korunmuş, 25 milyon yıldan beri en ufak bir detayı bile değişmemiş. Ayağındaki tüylere kadar bakın vücudunun yapısına, kanatlarına bakıyoruz günümüzdeki haline birebir aynısı, kanatlarıyla, gövdesiyle, antenleriyle, bacaklarıyla en ufak bir değişikliğe uğramamış. 50 milyon yıllık kaya armudu yaprağını görüyoruz bakın burada onun da detayları olduğu gibi korunmuş, damarlarının yapısını görüyorsunuz, yaprağın şeklini, günümüzdeki haline bakıyoruz hiçbir değişikliğe uğramamış, kaç milyon yıl 50 milyon yıl boyunca yani hiç evrim geçirmemiş, nasıl yaratıldıysa hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiş. Allah her an yaratmaya devam ediyor tabii inşaAllah. 100 milyon yıllık uçan balık görüyoruz burada bakın bu da çok detaylı olarak korunmuş, görüyorsunuz. Baş kısmı, omurgası, kılçıklarıyla... Günümüzdeki haline bakıyoruz kanatlarıyla her şeyiyle tıpatıp aynı milimetresi milimetresine en ufak bir değişikliğe uğramamış yani Allah tarafından yaratılmış. Hiç evrim diye bir konu yok. 23 ile 5 milyon yıllık yengeç görüyoruz bakın, gövdesini, bacaklarını, ayaklarını, burada da kıskaçlarını. Günümüzdeki haline bakıyoruz. Görüyorsunuz, tıpatıp aynısı, en ufak bir değişiklik yok. Tabii bunlar bir de bunlar çok büyük süreler yani. 25 milyon yıl, 50 milyon yıl, 100 milyon yıl değil mi. Nasıl çıkmışsa tarihte aynı o şekilde hiçbir değişikliğe uğramamış günümüzde de aynısı. En ufak bir evrim yok, olamaz da zaten, yani mantıken ve bilimsel olarak olamaz. Biraz önce gördük DNA’da bir harf değişiyor Hocam, bir film gösterdik. Ailenin böyle tek bir harf değişikliğini göstermişler, 9. kromozomda parmaklarının alt kısımları kesinlikle oluşmuyor buraya kadar parmakları, sakat hale gelmişler. Tek bir harf değişikliğinden, bir mutasyondan dolayı.
ADNAN OKTAR: Bunları ara ara böyle küçük küçük parçalar halinde söyle, bizim milletimizin aklında kalıyor ben konuştuğum insanlarda görüyorum çok etkili oluyor, birkaç tanesi bile çok etkili oluyor. Allah’ın dışarıda delilleri vardır. Mesela biz Kuran’dan güzel ahlakı, Allah’ın bizden neler istediğini öğreniriz. Kuran’da yani yüze yakın ayet vardır, bilimi teşvik eden ve emreden. Teşvik derken, emreder Allah. Bilimle biz Allah’ın sanatını öğreniriz. Yani hücreyi, kromozomları hepsini öğreniriz. Daha önce komünistler, dinsizler “bilim, bizim” diyorlardı, Müslümanlara da “bilime karşı” diyorlardı. Biz baktık, bilim bizimmiş, bilim onların düşmanıymış.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah ama siz vesile oldunuz Hocam buna. Hocam yurt dışında konferanslarda çok söyleyenler oldu, profesörler geliyor üniversitelerden, biz Müslümanlardan Harun Yahya, Adnan Bey sayesinde ilk defa Müslüman olmaktan haşa onur duyduk. Yani ben çok duydum Hocam bu cümleyi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir de adamlardaki pişkinliğe bak. Bilim onları her yerde köşeye sıkıştırıp ezmiyor mu? Paleontoloji de, mikrobiyolojide, genetikte her yerde eziyor. Buna rağmen bilime sahip çıkmaları garip. Bunu bir gündem yapmak lazım.
İkincisi Kuran’da bilimin farz olduğu ve Kuran’ı yaşamak için de bilimin çok güçlü yaşanması gerektiği de o kadar bilinmiyor. Halbuki biz Allah’ı bilimle anlıyoruz zaten. Allah’ın sanatlarını, her şeyi bilimle anlıyoruz. Yani biz bilime ekmek su kadar muhtacız, Kuran gibi ihtiyacımız var bizim bilime. Ve Kuran’ın emri yani Kuran bilimle anlaşılıyor zaten. Birçok yönü yani yüzün üzerinde ayet var. Bir ara sanki böyle kıyıdan köşeden bilim Kuran’a yaklaşabilir gibi insanlar inanıyorlardı. Halbuki yani bilimsiz zaten Kuran olmuyor yani Kuran’la bir bütün bilim. Allah’ın sanatı, Allah’ın varlığı bilimle içiçe. Her şeyi bilimle anlıyoruz. Mikroskopta ışığa ihtiyacımız oluyor o da bilimle oluyor. Hücrenin yapısını incelemek için mercek yapmamız gerekiyor o da bilimle oluyor. Her şey bilimle oluyor yani inşaAllah.
Bir de dua. Yani Allah ile bağlantı çok hayati bir konudur. Şimdi insanlar zannediyor ki böyle sadece namaz kılınır, oruç tutulur, arada sırada Allah’a dua edilir. Ama öyle… yani… bir şeyler istenir. Öyle değil. Yani duada insanın aklının alamayacağı sırlar vardır. Bu duanın gücü ile orantılı olarak değişir yani duadaki samimiyetle orantılı olarak. Mesela sabah kalkar Yarabbi, Allah’ım işimi rast getir der, çıkar adam. Bu bir duadır ama kimi de çok derin konsantre olur, huşu ile Allah’a dua eder. Bu duada olan olaylar daha değişiktir. Mesela “Yarabbi” der, “İslam’ı dünyaya hakim et” der. Mesela on kişi dua eder. Bakın abartmıyorum, o on kişinin duası nedeni ile İslam dünyaya hakim olur. Bakın net diyorum yani bir bildiğim var ki söylüyorum. Net bu yani. Mesela “Yarabbi” der, “beni Mehdi (a.s)’ye talebe kıl” der şahıs o duası kabul olur. “Yarabbi beni Hz İsa (a.s)’ya talebe kıl” der, “onunla tanışmayı nasip et bana” der. Ama çok çok candansa bu da olur. “Ya Rabbi beni mesela der Hızır (a.s) ile tanıştır” der. Bu da olur. “Ya Rabbi bana melekleri göster” der, bu da olur. Ama duanın gücü ve derinliğiyle orantılıdır. Buna benzer birçok şey. Ama bir de böyle çocuksu dua vardır böyle sathi. Merakından; bir Mehdi (a.s)’yi göreyim, acaba nasıl birisi? Mehdi (a.s)’yi bana tanıştır diyen neyi kabul edecek biliyor musun? Ölümü, bütün gençliğini vermeyi, her türlü acıya katlanmayı, her türlü iftiraya katlanmayı kabul ederek dua edecek. Ben merak ettim bir göreyim, öyle yok. Hz. İsa (a.s)’ya dua eden neyi kabul edecek biliyor musunuz? Ölümü, gençliğini vermeyi ve en şiddetli acıları kabul edecek. O şekilde ona tabi olacak. O zaman görür. Hızır (a.s)’ı isteyen de, Hızır (a.s) ile görüşmeyi isteyen, Hz. Musa (a.s) biliyorsunuz daha onun 3 tane uygulamasına dayanamadı. Ulü'l Azm Peygamber olduğu halde. Bu güç ister, güç. İrade, akıl ve kararlılık ister. 3 tane. Ben dedi, Hazreti Musa (a.s)’ya artık seninle yollarımı ayırıyorum dedi, inşaAllah. Bak şimdi dedi dayanamadığın bu olayların hikmetini sana açıklayayım dedi. Açıklayınca tam anlamıyla haklı olduğunu gördü. Dua ile mesela konuşma gücü kazanırsın. Mükemmel bir hitabet kazanabilirsin dua ile. Bir sahtekar kafalama üslubu vardır, sahtekar Hoca üslubu vardır klasik. Biliriz yani meşhurdur. Çıkar Hoca konuşuyor diye falan dinler millet. Klasik sahtekar üslubu kendini satar adeta. Hava peşindedir, desinlere konuşur böyle yani ne alim adammış falan böyle kimsenin bilmediği dilde konuşur, kimsenin anlamadığı şeyleri söyler. İlminin vüshatini ve kariasını böyle “ayn”ları çatlatarak falan konuşur. Halkın bilmediğini bildiği halde. Bu samimiyetsizliktir. Ama bir de hikmet var. Samimidir insan, Allah’tan ona özel olarak gelir. Bu da dua ile olur. Mesela halkın tam ihtiyacı olan konuları anlatırsın, bu da dua ile olur. Hikmet o mesela kısa bir açıklama yaparsın, adamın bütün dünyasını değiştirirsin. Mesela adam 50-60 yaşına kadar gelmiştir, her şeyi dinlemiştir. Hiçbir şeyden etkilenmez. Senin 4 kelimeden oluşan, 5 kelimeden konuşan bir sözün olur, yüzündeki bir ifade, ses tonun ve üslubun ama tabii bu oyunla olmaz bu. Bu yani Allah ile tam ruhani bağlantıyla olur. Adamın bütün dünyası değişir ve bir daha asla geriye dönüşü olmaz. Anlaşıldı mı. Onun için mesela ben diyor hazırlanıyorum, üniversiteye hazırlanıyorum falan, Allah için hazırlanırsan, dua ile hazırlanırsan o üniversitenin bereketi olur.
SUNUCU: Hocam ben bir şey sormak istiyorum dua ile ilgili. Aslında çok aklıma takılıyor. Duada sizce mantık olur mu? Yani mesela bir örnek vermek istiyorum. Ben dua ederken Allah’ım derim hayırlısı ise olsun. Bu Allah’a olan teslimiyetimi aslında bir yerde gösterir. Ama başka bir arkadaşımı dinliyorum; hayırlısıyla olsun der. Yani hem olsun hem de hayırlı olsun o benim için. Burada samimiyeti zedeleyici bir nokta var mıdır sizce? Duada mantık olur mu?
ADNAN OKTAR: İçinden geldiği gibi söylemesi lazım. Yani mesela bana sağlık, sıhhat ver der. Doğrudan diyebilir bir insan. Mesela benden bu hastalığı gider der, Allah’tan ister. Ama gitmiyorsa da Allah’a sitem edilmez. Yani onda hayır vardır. Değil mi. Mesela ağır hasta, vefat edecek belli. Ya Rabbi beni uzun yaşat diyor. Cennet’e gideceksin işte, daha ne istiyorsun? Belki biraz daha yaşasan küfre girip Cehennem’e gideceksin. Hayırlısı senin için o, ne güzel Cenab-ı Allah canını alıyor, doğrudan Cennet’e gidiyorsun. Elhamdülillah, değil mi. Dua ederken candanlık çok önemlidir, candanlık. Hz. Musa (a.s) mesela geliyor Firavun’dan kaçtığında ağaçların altına, böyle yeşilliğe uzanıyor. Ya Rabbi diyor vereceğin her hayra muhtacım diyor ama kafasından da bir şeyler geçiyor. Yani kafasından da o anda bir şeyler geçiyor ve Allah tam istediği gibi olayları geliştiriyor inşaAllah. Ama bazen bir şey olmadan önce Allah ona dua ettirir. Zaten olacaktır o, onu hissettirir kalbinde, dua ettirir ve o olay olur. Ben mesela lise yıllarındayken İslam’ın dünyaya hakim olmamasını dehşet verici bir olay olarak gördüm. Yani birden farkına vardım. Çok acayibime gitti. Yani küfür hakimiyeti, masonluğun hakimiyeti, Darwinizm’in hakimiyeti ve Müslümanların da bu derece ezilmiş olması çok ağrıma gitti benim. Mesela ben çok iyi hatırlıyorum çok candan dua ediyordum, İslam’ın dünyaya hakim olması için o devirde, lise yıllarındayken. Sonra “Ya Rabbi” dedim, baktım konuları anlatmak da çok zor insanlara anlatırken, “çok rahat anlatabileceğim, böyle vurucu ve çok etkileyici bana bir bilgi ver” dedim. Yani bütün konuları halletsin dedim yani bana böyle bir bilgi ver dedim. O dönemde mesela maddenin hakikatini fark ettim ben. Yani maddenin beynimde oluştuğunu fark ettim. Dışarıda madde var ama görüntüsüyle muhatap olduğumu fark ettim.
SUNUCU: Hocam o konuda da benim aklıma bir şey takılıyor. Allah-u Teala Kuran’da “yarattım” diyor değil mi. O zaman bir madde olması gerekmez mi bu durumda? Yani hani her şey bizim zihnimizin içinde diyoruz.
ADNAN OKTAR: Dışarıda bir madde var. Ama o da gölge varlık.
SUNUCU: Gölge varlık yani varlık diyoruz.
ADNAN OKTAR: Tabii varlıktır.
SUNUCU: O zaman Allah yarattı oluyor yine.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Gölge varlık olarak var tabii. Ama tamamı Allah’a aittir yani o görüntünün bütünü, tamamı Allah’a aittir. İnsanların bu biraz ağırlarına gidiyor. Allah hep gökte olsun istiyorlar ama Allah her yerdedir. Fakat zamandan ve mekandan münezzehtir. Bu bilinen bir husustur yani herkes bilir. Bir de ayrıca bu ilmi bir gerçektir. Yani zaman yok, algı biçimidir. Zaman olmadığına göre zaten mekan da yok yani. Mekan da algı biçimi. Mesela biz evren çok büyük diyoruz değil mi. Bir başka varlık bir bakıyor toplu iğne başı kadar bir yer var şöyle uzakta. Bu ne diyor? Evren diyorlar. Böyle evren diye bir yer var da orası diyorlar. Önemsiz ya diyor mesela o. Mesela biz bir yerde düşmüş bir ufacık bir kum veyahut taş parçası görsek, nedir o? Kum parçasıdır bizim için. Ama bir başkası için evren olmuş oluyor. Bir alem olmuş oluyor.
SUNUCU: Göreceli yani.
ADNAN OKTAR: Göreceli tabii.
ALTUĞ BERKER: Atomun içindeki proton gibi belki Hocam. Atom ona belki bir kainat gibi protona, ama biz göremiyoruz bile.
ADNAN OKTAR: Bir de Allah çok büyük yani insanlar yine de Allah’a bir dereceye kadar şey verebiliyor. Yani sonsuzu bir insan oturup ciddi olarak düşünmemiştir, düşünemez yani kolay kolay düşünemezler sonsuzu. Bak sonsuz alem yaratıyor. Sonsuz alem. Bu ne demek bu? Reddeden de sonsuzluğun var olduğunu görüyor o da reddedemiyor. Yani dinsiz de görüyor sonsuzluğun olduğunu. Yok sonu. Git git sonu yok. Tabii onun için diyor Cenab-ı Allah, “Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler” diyor Allah, Kuran ayeti var. Yani az, belirli bir sınırda Allah’ı düşünüyorlar. Her halükarda dünyayla ve evrenle sınırlıdır gibi düşünüyorlar. Öyle değil. Aslında siz daha iyi bilirsiniz Hocam.
OKTAR BABUNA: Aslında siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, bilimsel olarak da kabul ediyorlar aslında. Big Bang’den önce diyorlar. O andan önce zaman, mekan ve uzay yoktu diyorlar Hocam inşaAllah. Bunu ağızlarıyla söylüyorlar aslında.
ADNAN OKTAR: Tabii sıfır hacim diyorlar. Sıfır hacim ne demek? Boşluk yani sıfır hacim. Fakat şimdi Müslümanlar’ın yapacağı şey, önemli olan şey şu. Bir kere zaten Müslümanlar az dünyada. 7 milyar falan insan var değil mi. 1.5 milyar Müslüman. Zaten 1.5 milyar az bir sayı. Bunun büyük bölümünü zaten mezheplerle ayırmışlar. Çok büyük bölümü ayrılmış. Bir de mezhepler de cemaatlere, tarikatlara da bölünmüş. Birbirlerini tekvir ediyorlar zaten bir kısmı. Böyle bir durumda İslam asla dünyaya hakim olmaz yani bölünmeyle İslam hakim olmaz. Hakim olmasının tek nedeni, bölünmenin kalkmasıdır. Bak Allah diyor ki parça ayırıcılar diyor, Kuran’da ayet var, onlar diyor dinlerini aralarında bölük bölük ettiler diyor, parça parça ettiler diyor, ayırdılar diyor Allah. Ve Peygamberimiz (sav) şikayet ediyor Yarabbi benim bu ümmetim Kuran’ı terk edilmiş bıraktılar diyor. Bir tane şikayeti var Peygamberimiz (sav)’in terk edilmiş bıraktılar diyor, o ayet aynı zamanda Mehdi (a.s)’ye de işaret eden bir ayettir. Mehdi (a.s) devrine Kuran terk edilecektir inşaAllah. Onun için Mehdi (a.s)’ye de bakıyor. Bir kere mezhep ayrımlarından meydana gelen kin ve öfkeyi savunanlara karşı Müslümanların tavır alması lazım. Yani bu kutsal değildir; Şiilere düşman olmak efendim diğer mezheplerle böyle düşman olmak bu bir kutsal hareket değildir. Bu parça ayırmadır. Müslümanları bölmedir. Müslümanları kucaklamak, şefkatle yaklaşmak gerekir, hepsine. Hıristiyanları ve Musevileri de ezmek, dışlamak da ve onları kafir deyip böyle aşağılanan varlıklar olarak görmek de çok çok akılsızca bir hareket olur. Eğer biz kazanmak istiyorsak onları, Müslüman olmalarını istiyorsak ve dünyaya İslam’ın hakim olmasını istiyorsak, hepsine şefkatle yaklaşmak durumundayız. Hepsini şefkatle koruyup, kollamak durumundayız. Böyle bir üslup olmaz. Kardeşim Şii’ye kafir diyor adam ve katledilmesini istiyor. Pırasa gibi doğranmasını istiyor. Mesela Azerbaycan hep Şii’dir. Biz onlara hep canımız ciğerimiz diyoruz, birleşeceğiz diyoruz. Adam sen o zaman doğramaya mı gideceksin onu? Yani ne kadar rezalet bu izahlar. Bir de ben Ehl-i Sünnet alimiyim diye adam ortaya çıkıyor ve işte İslam’ın kendi içinden çökerten bir sistem kurmuşlar. Yani bu masonluğun oluşturduğu bir kilitleme sistemi. Mesela çok az bir kuvvetle, çok az bir toplulukla mesela 100 kişilik bir topluluk var 3 kişi var. Önce 100 kişiyi 50 50 ayırıyor, diyor ki sen onun düşmanısın, o da senin düşmanın. Doğru diyor hakikaten biz birbirimize düşmanız diyor. 50’yi de 2’ye ayırıyor 25, 25. Sizler de birbirinize düşmansınız diyor. Adam gidip kahvesini içiyor ondan sonra kenarda onları ara yönlendiriyor ve bu çok kutsal diyor birbirinizi kırıp geçirmeniz düşman olmanız diyor. Ve yönetmek çok kolay oluyor. Bakın geçen gün de dedim Bediüzzaman bunu çok açık anlatıyor. “İnsanların diyor hırs ve şikakından istifade ederek” diyor “deccal dünyaya diyor hakim olur” diyor. “Pek az bir kuvvetle” diyor. Birbirine düşmanlığından. Mesela Müslümanlar Şii nefretini, Vehabi nefretini, Bektaşi veyahut Alevi nefretini bir kısım Sünniler kutsal görüyor. Halbuki gerek Nakşi gerek, Kadiri tarikatlarında olsun, gerek mesela Nur talebelerinde olsun yahut Süleyman efendi talebelerinde olsun, hep şefkat ve sevgi esası vardır. Değil mi. Muhabbet ve kazanmak vardır. Dışlama yoktur.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, her söylediğiniz Kuran’a dayalı, hadislere dayalı Hocam maşaAllah. Bir de hep müjde, hep müjde veriyorsunuz Hocam. Hep bütünleştirici, mutluluğa götürücü, müjde verici, Allah’a yaklaştırıcı konuşuyorsunuz maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, Mehdi (a.s)’nin gücü birleştirici olmaktan kaynaklanıyor. Yani Mehdi de bölücü olsaydı, onların inancına göre yani onların bir ayrı Mehdi’si var. Kıyamete kadar İslam hakim olmaz öyle bir Mehdi’yle. Bir kere onların dediği Mehdi asla çıkmaz. Yani 3-4 çeşit Mehdi’leri var, hiçbiri çıkmaz. Bir tanesi ruh olan Mehdi. Bir ruh olan var. Yani hiç görünmeyen bir de şahsı manevi, fikir olan Mehdi var, o da asla hakim olmaz. Gelip geçmiş olan Mehdi’ler var zaten bitmiş onun da zaten yapacak bir şey yok. Bir de 570 yıl sonra gelecek olan Mehdi var. O Mehdi’de zaten bütün gökyüzü Meleklerle doluyor, deccalin eşeği anırarak göklerde uçuyor 300 metrelik eşek, deccal tepesine oturuyor. Bakırdan kürsünün üstünde halka aşağıya bağırıyor. New York’dan duyuruyor buradan bir bağırıyor deccal eşeğin tepesinden bağırıyor, Cübbeli’nin üstünde geziniyor ,Cübbeli’yi de alıp eşeğin üzerine mi oturtacak bilmiyorum yani. Ne yapacak gezdirecek mi İstanbul’da, bir tur attıracak herhalde. Yani böyle efsanevi bir Mehdi, asla çıkmayacak böyle birisi yok. Milleti kandırmasınlar.
SUNUCU: Hocam ahir zamanda hiç olağanüstü bir durum yaşanmayacak yani.
ADNAN OKTAR: Yani aklın ihtiyarını kaldıran bir olay Adem (a.s)’dan beri olmamıştır. İmtihana zıt. Yani Allah’ın adetine kanunlarına, uygun olmaz böyle bir şey. Allah’ın sünnetullahında yok. Haksızlık olur o zaman. Yani imtihan sırrına uygun olmaz. Yani bir de aklın ihtiyarını alan bir şeyle karşılaşıyor, bir de aklın ihtiyarını almayan bir şeyle karşılaşıyor. Böyle imtihan olmaz. Allah böyle bir şey yapmıyor onun için. Mehdi çok büyük bir olaydır. Mehdi (a.s)’yi istese Cenab-ı Allah Peygamber olarak da gönderebilirdi, öyle göndermemiş, ona vahiy getirmiyor. Yani aleni mucize de vermiyor. Yani o anlamda kerametleri vardır. Bu Mehdi (a.s) açsından çok makbul bir durumdur. Çok çok makbuldür. Yani bu, derecesini arttıran bir durum bu. Mesela çile Mehdi (a.s) için derecesini çok arttıran bir durumdur. Bütün açık alametlere rağmen, halkın rağbet etmemesi, mesela Peygamber alametidir bu. Çok makbuldür. Mesela Peygamberler çıkar, halk rağbet etmez.
Mesela Hz. İbrahim (a.s) çıktı çok az duyuldu, Hz. İsa (a.s) çıktı çok az. Hayır alelen biliyorlar, anlıyor ama Allah’ın hikmeti dünyevi çıkarlardan dolayı. Yani Hz. İsa (a.s)’yı anlamadıklarından değil. O dönemde yani yüzde yüz kanaatleri geldi. Ama mesela Musevi toplumu, adam ticareti var çoluğu çocuğu var, ailesi var şimdi Hz. İsa (a.s)’nın peşine takılıp gitse, malını mülkünü her şeyini kaybedecek. Zaten diyor Hz. İsa (a.s); evini her şeyini sat diyor. İncil’de var. Yani malını mülkünü sat, peşimden gel diyor. O durumda geri gelir mi adam? Malını mülkünü vermiyor işte. Yani o derece güçlü bir imanları olmuyor insanların. Bir tek ahir zamanda Allah Mehdi (a.s)’nin zamanında bir güzellik olarak Peygamberimizin dininin bir hüsnü hatemesi en güzel hatemesi olarak son kere dünyaya hakim edecek İslam’ı.
SUNUCU: Hocam Hz.Mehdi (a.s) bu yüzyılda bir geldiği iddia edilen müceddid var. Hz. Mehdi (a.s) son müceddid mi olacaktır?
ADNAN OKTAR: Son müceddid, evet. En büyük velidir gelmiş geçmiş en büyük velidir. Son velidir. Hateme velidir. Hatem çekiyor. Zaten sırtında da hatem vardır, mühür. Peygamberimizin (sav) mührü. inşaAllah. Sondur, hateme velidir. Hateme Resuldü Peygamber Efendimiz (sav) biliyorsunuz. Hatem çekmiştir artık Peygamberlik kapısı kapanmıştır Peygamberimiz’le (sav). Onunla da velayet kapısı kapanıyor. En büyük velidir. Hateme velidir inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz şeyi söylemiştiniz Hocam, bütün halifelere Peygamberimiz Resullullah’ın (sav) halifesi diyor. Sadece Mehdi (a.s) için Allah’ın halifesi diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani Mehdi (a.s)’den sonra o çapta o şeyde bir insan daha gelmiyor. Artık ondan sonra bitiyor.
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman’ın bir tabiri var Hocam, müsaade ederseniz okuyabilir miyim? Mehdi (a.s)’den bahsederken şöyle diyor Hocam. “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi, hem Mürşid, hem Kutbu azam olarak bir zatı-ı nuraniyi gönderecek ve o zatta ehli beyt-i nebeviden” yani Peygamber efendimizin (sav) soyundan” olacaktır”. En büyük bir müctehid olduğunu Bediüzzaman Hazretleri burada belirtmiş hem müçtehidi diyor yani içtihad edecek olan ve dini de yenileyecek olan.
ADNAN OKTAR: Müceddid bak. En büyük meceddid en büyük müçtehid olmasının nedeni, en büyük mezhep imamı oluyor. Yani Hanefi, Hambeli, Maliki ve Şafi mezheplerinin ve o mezhep kurucularının üstünde bir kişi. Dolayısıyla bütün mezhepler onun zamanında kalkıyor. Sadece onun mezhebine uyulacak. Ve bunu Ehl-i Sünnet uleması bu konuda ittifak halinde ve Peygamber Efendimizin (sav) amanı gibi olacak. Aynı Asr-ı Saadet gibi olacaktır Mehdi (a.s). Ama Mehdi (a.s)’nin bütün çabasına rağmen, halkın alelen anlamasına rağmen çok uzun süre Mehdi (a.s)’ye bir tabiiyet olmayacaktır. Çok uzun süre. Ama toplum ve dünya öyle bir çizgiye gelecek ki çar naçar olacaklar ondan sonra kabul edecekler. Yani başka bir çözüm kalmayacak. Yani insanlardaki neşesizlik, mutsuzluk böyle hayata küsmüşlük, ruh çökmesinin önüne geçemeyecekler. O ekonomik krizin arkasından getirecek. Çünkü bu ikisi birlikte gidiyor. Yani manevi çöküntü, neşesizlik, sevgisizlik, hayat enerjisinin bitmesi insanların ruhunun sönmesiyle birlikte giden bir durum ekonomik kriz. Yani adam mesela fabrika kurmaya gücünü bulamıyor. Kime ben fabrika kurayım diyor. Yani sevgiyi hissetmediği için, adam çarşıya çıkmak istemiyor, sevgiyi bulamadığı için. Bir yere gitmek istemiyor, bir şeyi almak istemiyor. Mesela alışveriş yapacak, adam alışveriş yaptığı adamın yüzünü görmemek için gitmiyor. O da alışveriş yapacak adamın yüzünü görmemek için onunla muhatap olmak istemiyor ve dolayısıyla üretim arzusu, yeni bir şeyler meydana getirme arzusu ve gelişme arzusu yok oluyor dünyada. Yunanistan’ın çökme sebebi o. Yunanistan gençliğinin büyük bir bölümü atom forvet. Yesin-içsin, hoplasın-zıplasın, zaten onlar dedi, Yunanistan biz Avrupa’ya giriyoruz ama dedi, bizim çoluğumuzu, çocuğumuzu bunlar kullanacak dediler, Avrupa. Yani, anla yani. Her yönde kullanacaklar dediler, dertleri o dediler. Onların da büyük bölümü zaten buna müsaitti. İşsiz-güçsüz adamlar, aldılar ve sonunda bu oldu işte.
SUNUCU: Efendim, bu konuda da bir sorumuz var. Tam yerinde oldu. “Değerli Hocam, Ahir Zaman alameti olarak, hadislerde bildirilen ekonomik krizin, her geçen gün gerçekleştiğine şahit oluyoruz ve gittikçe, dünya çapında üretimin daha da azaldığını görüyoruz. Hatta sanki insanlar, bir şey üretmek istemiyorlarmış gibi, hayatta bir amaçları yokmuş gibi yaşıyorlar. Üretim yapıldığında ise, en ucuz, en kalitesiz ne varsa o üretiliyor. Dolayısı ile Hocam, ekonomik sistem gittikçe daha da çöküyor. Sizce bu konunun çözümü nedir?” Erkan Değirmenci, Ankara’dan.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben, mesela burayı, elimizdeki bunlar şeydi, yani atıl kalmış malzemelerdi. Bunları bir araya getirdim, burada küçük stüdyo gibi bir şey yaptık. Niye yapıyorum? Ben Müslümanları seviyorum, onların gözlerine güzel bir şeyler görünsün diye yapıyorum. Sevmesem, yahut sevmeyen bir insan da düşünelim, dümdüz betondan bir şey yapar, koyar masayı, bir çıkarı varsa, çıkarı kadar da anlatır, ticari olarak, bitirir ve dolayısı ile çok ruhsuz olur. Bunun gibi. Mesela adam balıkçı, bayat balık var. Ama nefret ettiği için, bayat balığı satıyor, bir mahsur görmüyor. Ama seven bir insan, kıyamaz. Sevdiği için satmaz onları, onlara, değil mi. Yani en güzel balığı alsınlar, der insan. Mesela mobilyacı, en güzel mobilyayı yapar ki, onlar sevinsin, benim sevdiklerim de. Sevgi olmayınca, teknik anlamda mobilya yapıyor. Yani soğuk, buz gibi. Mesela bir yere gidiyor, bir mağazaya giriyor, adamın suratı bir karış. Adam bir gidiyor, iki gidiyor, üçüncüye gitmek istemiyor ve her yerde hayat yavaş yavaş, şeytani bir geri çekilme ile, geriye doğru çekilmeye başlıyor. Halbuki insan ruhu, sevgiye açtır. Yani sevgiyi, hiç yerine koydular, bir kısım yerine. İmanı hiç yerine koydular, insanın ruhunu almış oluyorsun. Ölüyor ondan sonra adam, ondan sonra adam için, müziğin bir anlamı kalmıyor. Estetiğin bir anlamı kalmıyor. Güzel giyinmenin bir anlamı olmuyor. Güzel kokunun, güzel bir sözün, hiçbir şeyin anlamı kalmıyor adamın ve yaratıcı gücü kalmıyor. Mesela güzel bir proje yapamıyor. Bir mimari proje veriyorlar adama, dörtgen bir kutu yapıyor, beton kutu. Mesela bakın, eski Osmanlı sanatında bir aşk vardır. Bir tatlılık, bir ruh dinlendiriciliği vardır. İmandan kaynaklanır o. Mesela Osmanlı evlerinde, değil mi. Osmanlı Kervansaraylarında, her yerde bir tatlı sıcaklık vardır. Yani tarif edilemeyen bir güzellik vardır. Ateist olsaydı, onlar bunu yapabilir miydi? O ruhu bulamaz, yapamaz, gücü yetmez. İman onu yaptırıyor. Hıristiyan inancı, teslis inancı var, yanlış tabii, çarpık inanç var, ama yine de bir inanç olduğu için, muhteşem sanat meydana getirmişler. Yani sapkın yönlerini tenzih ediyoruz, çıkartıyoruz, değil mi. Çok muhteşemdir. Mesela tablolar, çok muhteşemdir. İman heyecanı ile yapmışlardır onları.
SUNUCU: Evet, sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz. Yine kısa bir aramız var, ardından kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Evet sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz, bu güzel Pazar sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah. Ben yine küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. www.harunyahya.tv adresinden, 24 saat yayınlarımızı takip edebilir ve ahirzamansohbetleri@hotmail.com ‘dan soru ve görüşlerinizi bizlere iletebilirsiniz. Evet Hocam, gene bu adresten gelen pek çok sorumuz var. Ama nasıl devam etmek istersiniz programımıza? Öyle devam edelim.
ADNAN OKTAR: Tamam, soru soralım.
SUNUCU: “Hocam selamlar.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Kuran’da bir ayette, Yüce Rabbimiz, “Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar, derin bir uykuda uyumuşlardır. Bir onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de, iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.” Kehf Suresi, 18. Hocam, “Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.” ifadesi, Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitaben söylüyor Rabbimiz. Kehf Suresi, Mehdiyeti anlatıyor demiştiniz Hocam. Mehdi (a.s.)’nin uygulamalarını ve talebelerini gördüğünde, Peygamber (s.a.v.)’in bile tedirgin olacağı, korkabileceği bir anlam çıkarıyorum. En doğrusunu Allah bilir tabii. Hocam, bu ayeti açıklar mısınız? Saygılar.” İzmir’den, Mustafa Albayrak.
ADNAN OKTAR: Tabii o anlamda almıyoruz çünkü Kehf diye bir ekip var. Kehf diye bir ekip var. Ama Cenab-ı Allah, ona benzer diyor, benzer. O zaman halk çok olumsuz etkilenecek Mehdi (a.s.) ve talebelerinden, başlangıçta tanıyamadıkları için. Sırrını ve hikmetini bilemedikleri için. Çünkü batın ilmi ile hareket edecek ve Allah’ın Kuran’da belirttiği bir ilimdir bu, “İlm-i batın”, yani ledün ilmi. Dolayısı ile ilk başta bir öfkeye, bir zıtlaşmaya sebep olacaktır Mehdi (a.s.). Ve uzun süre 313 kişi kalıyor o yüzden. Yani hareketlerini, tavrını Kuran’a, İslam’a uygun değil olarak görecek insanlar ve dolayısı ile Medine’deki alim diyor ya, “Bu bizim dinimiz öldürdü der.” diyor Medine’deki, yani İstanbul’daki o sahtekar alimin bunu söyleyeceğini söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani o sahtekar alim bunu söylerken, tabii bir şeyler söyleyecek, delil verecek. Ama o, kendi kafasına göre delil verecek. Halbuki Mehdi (a.s.)’nin yaptıkları doğrun olacak, kendi yaptığı yanlış olacak ama alışkanlıktan dolayı, Mehdi (a.s.)’nin yaptığı yanlış görülecek halka, yobazın yaptığı doğru gibi gelecek gözlerine. Bir süre sonra doğrusunu fark edecekler. Yani Mehdi (a.s.)’nin, Peygamberimiz (sav) diyor: “Bu yönden, diyor, mücadelesi pek zordur” diyor. Çok zordur diyor. Çünkü ona diyor, Kuran ile karşı gelecekler Mehdi (a.s.)’ye. Yani Kuran adına karşı gelecekler diyor. Allah adına karşı gelecekler diyor. Yani Kuran’da yanlışlık yapıyor diye, gelecekler diyor. Onun için Mehdi (a.s.)’nin zordur faaliyeti. Hem küfür ile mücadele edecektir, hem dinsizler ile, hem ateistler ile, hem de yobaz güruh ile mücadele edecektir. Yobazın özelliği nedir? Müslümanlığa tavır aldığı halde, Müslümanlığn içersinde sinsi bir güç olduğu halde, kendini Müslüman gibi göstertir. Çıkarı için hareket eder. Nefsi için hareket eder. Samimi değildir. İslam’ın dünya hakimiyetini istemez. Müslümanların birlik olmasını istemez ama bunu yaparken de, bunu Allah adına gösterir. Müslümanların birbirine düşmesini söyler ama bunu Allah adına, İslam’ın dünyaya hakim olmasını istemez, bunu da Allah adına ister. Yani böyle bir fitneci güruhtur, yobaz dediğimiz adamlar bunlardır. Yobazın ana özelliği, sevgi bilmez, şefkat bilmez, merhamet bilmez, dostluk, kardeşlik bilmez, küfüre karşı yaltaklanır, onlara karşı çok aşağılık bir konumdadır, fakat Müslümana karşı kinlidir ve küfrün yanında iki büklüm olur. Onların karşı saygı gösterir, onlar da onu severler. Ama Müslümana karşı, nefret içindedir. Yobazın özelliği budur. Yobazın bir özelliği de, din ile alay eder. Kuran ile alay eder haşa. Fakat bunu sinsice yapar. Din adına, dini savunuyor gibi yaparak yapar. Yani ben şirin gösteriyorum dini diyor. Böyle yapayım ki, etrafıma insanlar toplayayım diyor ve böylece etkili oluyorum ben diyor, değil mi. Yani birkaç ayet söyleyebilmiş oluyorum şu arada diyor, hiç olmazsa orada. Haşa diyor, Allah diyor, Allah ile, Resulü (sav) ile, Allah’ın, değil mi, dini ile mi alay ediyorlar, diyor Allah ayette. “Dinlerini”, şeytandan Allah’a sığınırım, “oyun ve eğlence konusu edinenleri sen bana bırak” diyor Cenab-ı Allah. Ayet var. Yani mealen yaklaşık. Dinlerini oyun ve eğlence konusu yapıyor. Oyun ve eğlence konusu yaparken de diyor ki, ben bunu Allah adına yapıyorum diyor. Yani insanları eğlendirerek dini anlatıyorum diyor. Bakın din, din bir kere saygı gerektiren ve Allah korkusu gerektiren bir müessesedir değil mi din? Yapıdır. Allah korkusu olmadan, din hafife alınarak ve din ile alay edilerek din olur mu? Allah’ın Resulü’nün (sav) hadislerine gülüyorsa bir adam, Cennet’e, Cehennem’e gülüyorsa, Meleklerine gülüyorsa değil mi. Dini hükümlerine gülüyorsa ve bu arada ben dini anlatıyorum diyorsa bir adam, dine karşı savaş açmıştır bu adam. Oyun oynuyordur ve bunu şeytanın etkisinde kalan insanlar doğru görüyor. Adam diyor güzel yapıyor ya diyor bak diyor iki tane ayet söyledi ama o arada diyor. Mesela dört saat dinle alay ediyor ama iki tane de ayet söyledi ara dikkat ettin mi diyor. Şeytanın müthiş bir oyunu bu. Halbuki akıl almaz bir tahribat yapıyor. Muazzam dine vuruyor. Yani hiç kimsenin yapamayacağı bir tahribatı yapıyor. Ama iki tane ayet söylediğinde Müslümanları oradan kandırıyor, bazı saftirik Müslümanlar da inanıyor ona, bak orada iki tane ayet söyledi arada diyor. Halbuki yaptığı tahribatın büyüklüğünü görmesi lazım. Bunu göremiyor. Onun için buna çok dikkat etmek lazım. Dinle müthiş bir alay furyası başlamıştır. Ben kafalarına yumruğumu vurunca dişleri çenelerine geçti. Bak bundan sonra alay edemiyorlar. Sıkıysa bir alay etsinler bakayım. Çünkü dinle alay eden haysiyetsiz ve şerefsizdir. Yani dünyanın en namussuz haysiyetsiz insanıdır. Dinle alay olmaz. Kuran’la alay olmaz. Resul’ün (sav) hükümleriyle alay olmaz. Onlarla insan eğlendiremezsin. Mesela daha da olmazsa güya olmayan, Bektaşilere ait hikayeler aktarılıyor. Bektaşiler bir kere dinlerine çok titiz insanlardır. Öyle münasebetsiz bir sözü söylemez onlar. Allah’tan korkarlar. Böyle vicdansızca böyle terbiyesizce fıkralarla bilmem nelerle milleti eğlendirerek böyle aşağılık bir ikram güya. Cahil Hoca ikramı. Böyle sığır gibi herifleri gece çağırıyorlar işte Kuran okutmaya çağırıyorlar. Göbeğini yayıyor, başlıyor din ve imanla ilgili alaylara. Milleti kırıp geçiriyor orada gülüyorlar. Sonra helvalar geliyor, lokmalar geliyor. Zehir zemberek yiyesice, millete böyle dinden nefret edecek haşa, ne varsa her türlü uygulamayı yapıyor cahil insanlara. Ondan sonra parasını alıyor, sayıyor. Kaybolup gidiyor. Ve bunu da makbul görüyor millet. Yani klasik bir Hoca kavramı gelişti milletin kafasında, bir kısım insanların kafasında. Böyle bir şey yok. Din aşktır, tutkudur, sevgidir, coşku, heyecandır. Yani böyle şizofren, içine kapanmış, ölmüş, sevgisiz, perişan insanlar değildir. Dinle alay eden insanlar değildir. Dini savunuyorum diye böyle aşağılık kompleksiyle, haysiyetsiz kişiliğiyle, dine, İslam’a yönelik böyle çirkin sözler söyleyerek şaklabanlık, hokkabazlık, soytarılık yapan insanlar değildir din. Allah korkusundan insan tir tir titreyecek. Allah’a karşı saygıyla dua edilir. Kuran’da Allah diyor, “Allah’a karşı” değil mi “saygı dolu bir korkuyla” diyor. Ayetin hükmü bu. “Saygı dolu bir korku”. O zaman Allah duaları kabul ediyor, o zaman Müslümanlık gelişiyor. Cehennem’in kenarına getirilse bu adamlar, ki gelecekler, herkes gelecek Cehennem’in kenarına, Kuran’ın ayeti var. Görmedik hiç kimse kalmayacak, göreceksiniz diyor Allah. Orada bu soytarılıkları, bu şaklabanlıkları, bu küstah, bu münasebetsiz, bu aşağılık karakteri gösterebilecekler mi?
Gösteremez. Burada niye gösteriyor? Çünkü Cehennem’i uzak görüyor. İnanmıyor Cehennem’e. İman zaafiyetinden. Yoksa Cehennem her an hazır, yani şu an hazırdır Cehennem. Ve bir insan her an Cehennem’e gidebilir. Yani o, o soytarılığını yaparken Allah onun sarığından tutar, cübbesinden tutar alır Cehennemine sokar. Bir anda, haberi bile olmaz. Millet orada onu konuşuyor zanneder. Konuşur, görürsün sen adamı. Allah görüntü olarak onu tutar. Ama onu alır Cehennemine sokar. Yani Allah’tan korkan bir insan böyle bir fütursuzluk gösterebilir mi? Bu sahtekar ve soytarı Hoca furyası başladı. Akla hayale gelmedik münasebetsiz espriler, güya espriler, bir de bir kısmı da sarı dişlerini göstererek kahkahalarla ona gülüyor. Yerlere yatarak. Bu nasıl bir iman bu? Bu nasıl Allah korkusu? Biz bunu da durdurduk işte. Darwinizm’i yıktığımız gibi bu ahlaksızlığı da yıktık. Şu an görebiliyor musunuz soytarılık yapan, şaklabanlık yapabilenleri? Yani yapan da olsa dünyanın en şerefsiz adamıdır. Dinle alay eden adam. En haysiyetsiz, en namussuz adamıdır. Dinle kim alay ederse.
ALTUĞ BERKER: Ayetin ifadesiyle Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, şeytandan Allah'a sığınırım, “size şerefiniz indi” diyor Kuran için ayette inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Bismillah. Ya Allah Bismillah. Şeytandan Allah'a sığınırım, Zümer Suresi’ni açmışsın, şeytandan Allah'a sığınırım 45. ayet, “sadece Allah anıldığı zaman”, yani ilave böyle başka şeyler de yapılmadığı zaman, “ahirete inanmayanın kalbi öfkeyle kabarır”. Adama daral geliyor yani acayip bunalıyor. Bak öfkeyle kabarır, “inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır” nedir biliyor musun? Burada aynı zamanda zahir anlamı da var tansiyonu çıkıyor adamın. Yani kalbinde sorun meydana geliyor. Öfkeyle kabarır, kabarma damar çeperlerinde tazyik meydana geliyor, morarıyor adam, yani bunalıyor. “Oysa O’ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar”. Böyle televole kültüründen bahsetsen, yahut bazı sahtekar Hocalar gibi soytarılık yapılsa, dine, imana, mukaddesata yönelik değil mi. Küstahça, şerefsizce, çirkin, iblisane bir üslupla alaycı bir konuşma yapılsa açılıyor adam. Neşe geliyor yani. Zaten diyor bazı sahtekar köpekler; halk diyor sıkılıyor diyor ben diyor dinden imanden bahsettim mi diyor, bunalıyor diyor adam diyor. Ne yapayım diyor. Dinle alay edip eğlendiriyorum onları diyor. Açılıyor adamlar, kan geliyor başlarına diyor adam. Bunu kabul eden de ahlaksız olur, yapan da ahlaksız olur. Dinle alay olmaz. Alay edecekse gitsin dışarıda ne eğlenecekse eğlensin. Kuran’la olmaz. Çıksın o zaman inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, “insana bir zarar dokunduğu zaman Bize dua eder” diyor, “sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde der ki: ‘bu bana ancak bir bilgim dolayısıyla verildi’”. Üniversite mezunu adamım, gittim, çalıştım, kafa var bende diyor zehir gibi adamım diyor cayır cayır kazandım. Üniversiteyi de kazandım, işte kurdum diyor, hepsini ben yaptım diyor. Ama diyor hastalığı Allah geçirdi diyor. Ama bunu ben yaptım diyor. Yani işine geleni kendi yapmış oluyor, işine gelmeyeni de Allah yapmış oluyor haşa. Halbuki hepsini Allah yapar. “Hayır bu bir fitne kendisini bir denemedir” diyor Allah. “Ancak çoğu bilmiyorlar” diyor. Hepsini ben yapıyorum diyor Allah. “Bunu kendinden öncekiler de söylemişti ama kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamadı”. Şimdi gidiyor okula. Okulu bir bitiriyor. Üstüne lisans da yapıyor. Master yapıyor. Asistan oluyor. Doçent oluyor. Profesör oluyor, saçlar kırlaşıyor 45-50 yaşında yahu diyorlar rahmetli diyorlar Türk bilimine çok büyük hizmetleri oldu diyor yani, çok faydası oldu diyor, naşını diyor bir üniversiteye götürelim şöyle diyor, saygı duruşunda bulunalım diyor, alıp götürüyorlar. Hayat çok kısadır. Yahut işte diyor ben tam ticarete erdim diyor, güzel şimdi villayı yaptırdık diyor, yatı da yaptım diyor, hepsi hazır diyor. Ah bir pıhtıcık diyor seni mi yenemeyeceğim ben diyor, geçenlerde vardı birtanesi diyor. Damarında pıhtı geziyormuş da.
OKTAR BABUNA: Enayi pıhtı.
ADNAN OKTAR: Enayi pıhtı sana mı yenileceğim diyor.
SUNUCU: Ne büyük bir laf halbuki.
ADNAN OKTAR: Tabii. Dağ gibi devrildi tabii. Pıhtı seni değil, senin gibi kaç kişiyi birden devirir. İnşaAllah. Bak “bunu kendilerinden öncekiler de söylemişti; ama kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamadı” diyor Allah. Yani hayat hırsla bir anda gelişip işte iyi bir koca bulmaya çalışıyor mesela bir genç kızsa veya bir delikanlıysa zengin bir kız bulup evlenmeye çalışıyor. Çoluğa çocuğa karışmaya çalışıyor, üremeye çalışıyorlar. Halbuki din bunu hedeflemiyor. Din Allah’ın rızasını kazanmayı ve Allah’ın için yaşamayı bize öğretiyor. Hayatımızın her yönünü, tamamını biz Allah’a vermekle mükellefiz. Bak (şeytandan Allah’a sığınırım) “Hayatım, ölümüm, dirimim âlemlerin Rabbi olan Allah içindir” diyor ayette bak. Yani her şeyimi sana vakfettim Ya Rabbi diyor. Kuran ayeti bu. Allah bunun dışında bir yol ben kabul etmiyorum diyor. Yeni ara yolar buldular ve bunda da müthiş bir uğursuzluk, bereketsizlik oluyor. Boş yere çabalıyorlar. Hatta şaşırıyorlar müşrikler Ahiret’te, mesela kafirler şaşırmıyor. Ama müşrikler şaşırıyor ‘biz müşriklerden değildik’ diyorlar. Yani Allah’ın bir yanlışlık yaptığı kanaatindeler. Bir yanlışlık olmasın diyorlar. Müşrik değildik nereden oldu acaba diyorlar yani biz her şeyi yaptık; namaz da kıldık, oruç da tuttuk. Halbuki şirk içinde çünkü Allah için yaşamamış. Yani hayatını Allah’a vakfetmemiş. Yani bambaşka amaçlar için yaşamış. Mesela kapanmayı iyi bir koca bulmak için yapmış. Yahut sükse olsun diye yapmış. Namazı sükse olsun diye yapmış veya ailesinden çekindiği için yapmış. Mesela okulu iyi bir gelecek, bol para kazanmak ve dünyayı iyi yaşamak için yapmış. Halbuki okulu da Allah rızası için istemesi gerekiyordu. Ondan sonra da şaşırıyor işte, Allah diyor ki ‘bütün yapıp-ettikleri boşa gitmiştir’ diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. Yani ne yapıp-ettiyse. Bakın bu çok önemlidir; sadece müşrikler şaşırıyor ve diyor ‘biz müşriklerden değildik demelerinden başka da fitneleri olmadı’ diyor Allah ayette. İnanamıyor yani ben diyor puta tapmadım, taşa da tapmadım, namaz da kıldım nasıl oldu acaba bu diyor; Cehennem’in ortasında bulunca kendini.
SUNUCU: Çok korkunç gerçekten.
ADNAN OKTAR: Tabii bilmiyor. Allah soruyor; ‘sen namazı ne için kıldın?’ diyor. bir de bakıyor ki millete gösteriş için kılmış ömrü boyunca. ‘Niçin evlendin?’ diyor; sırf üremek için evlenmiş. Malını mülkünü bırakacak birileri olsun ve kendine bakacak birileri olsun diye evlenmiş. Okul şöhret için, para kazanmak için, arabayı bilmem ne için… ‘Benim için ne yaptın?’ diyor Allah. Bir tane yok. Bak Allah diyor ki ayette; bir şey olduğunda, mesela bir tasadduk ettiklerinde, bir şey verdiklerinde, ‘şu kısım olduğu gibi Allah için’ derler diyor. Mesela yüzde 90, yüzde 10 da putumuz için diyor, yüzde 10. Allah, ‘hepsi gider putlarına ben hiçbirini almam’ diyor. Tamamı putuna gider diyor. İşte buradan bilemiyor müşrikler neden olduğunu. Bu şaşırmaya Müslümanların çok dikkat etmesi lazım. Allah dediğini yapar bakın, Allah bunu böyle sırf bir söz olsun diye söylemiyor. Yok, adam hakikaten yapmamış. Kendini kandırıyor alenen kandırıyor. Kendini kandırmayı Müslüman bırakacak.
SUNUCU: Hocam, birçok insan da gelenek olarak dini uyguluyor.
ADNAN OKTAR: Mesela kendini kandırıyor, böyle olmaz. Gerçekten iman etmesi lazım ve gerçekten Allah için yaşaması lazım. yani mesela insanların ahir zamanda Mehdi (a.s)’yi fark edememesinin kökeninde bu yanlış eğitimin yattığını da görüyoruz. Herkes kendini tam Allah’a adamış olsa insanlar Mehdi (a.s)’yi fark edemez mi? İslam dünyaya hakim olmaz mı? 1,5 milyar Müslüman’la İslam nasıl dünyaya hakim olmaz. Dörtte biri, onda biri olsa, yüzde biriyle bile hakim olur. Bak yüzde biri bile normal iman etsin İslam hakim oldur dünyaya. Onun için biz Türk milletinde bu olayın neticeleneceğine inanıyoruz çünkü imanlı millet. Tabii gittikçe derinliği artıyor, gücü artıyor tam yani zaten yüzde yüz kusursuzdur demiyoruz. Eksiklikleri var, onlar gideriliyor şu an; Allah onları gideriyor. O mükemmelleştiğinde bu olacak. Yoksa Arap devletlerinde olsun, diğer devletlerde olsun şirk diz boyu. Alışkanlıkla namaz kılıyorlar büyük bir bölümü. Biz babamızdan, atamızdan böyle gördük diyor. Yanlış bir uygulama oluyor, onu da diyor biz atalarımızdan böyle gördük diyorlar. Ve ne dersen bu değişmez. Mesela baş örtüsünü Kuran’ın hükmü olarak görmüyor o. Örf olarak alışmış. Tabii gelenek olarak. Mesela Arap öğrencileri falan hep Avrupa’ya gidiyorlar okumaya. Allah rızası için giden çok nadirdir. Bilmiyor. Onun için burada halisane olmanın önemini çok iyi kavramak lazım. Bu herhangi bir söz değil, bakın müşriklerle Cehennem doluyor. Yani Allah haklı. Çünkü bizi yaratmış, görüntüden ibaret bir dünya var, adam hiçe sayıyor bu durumu ya. Yani görüntünün içerisinde daha hala çok iyi bir evlilik, bol paralı bir evlilik, bol paralı bir gelecek, iyi yiyip iyi içip, iyi eğlenmek, hava atmak, milleti ezmek, milleti aşağılamak, adam yerine koymamak, sevgisizlik. Bunu Allah görmez mi? Bak görüntü olan bir dünyanın içinde buna razı oluyor bir adam, görüntü olduğunu bildiği halde, ispat ettiğimiz halde. Bak şu kadarcık yerde yaşıyorsun diyoruz. Doğru diyor, yemin ediyor hakikaten dediğin doğru diyor, hakikaten şu kadarcık yerde yaşıyorum diyor. bunu içinde Allah’ı bırakmayı kabul ediyor, din adına da olsa Allah’ı bırakıyor. O kadarcık görüntülerin içinde o görüntüye razı oluyor Allah’ı bırakmak için. Bilmiyorum yani akılcı, samimi bakınca bu görülüyordur, görülmüyor mu yani?
Yani bakın oradaki ifadeye çok dikkat edin. Bir müşrik zaten kendini biliyor gerçek müşrikler bilmez olur mu zaten puta tapıyor yani. Taştan put yapmış tapıyor, bu ayrı. Bu şaşırıyor, adam ben namaz kılıyorum ben normal Müslümanım ben diyor. Böyle bir olay yok diyor. Ama her şeyi çıkar için yapmış. Başından sonuna kadar. Bu kafadaki insanın işte Müslümanlara karşı sevgisi olmuyor, birleşmeyi de istemiyor bu insanlar. Koruyup kollamak istemiyor, hiç ruhunda aşk olmuyor, Allah coşkusu olmuyor. Mesela suratı buz gibi, sevgisiz, sevemiyor Müslümanları. Yani klasik bazı insanlar bilir Hoca tipi vardır, sevgisiz, sert, kavgacı. Geçenlerde bir Müslüman kardeşimiz gelmişti, sen dedi o çocuğun burnunu ısırmadan bahsediyorsun dedi, küçük. Ben ilk defa duyuyorum bir Hocadan böyle bir şey dedi -biz kardeşiz onunla, bir Hoca olarak değil de kardeşi olarak şey yapıyoruz- Mesela ben bir iltifat ettiğimde şaşırıyorlar, nasıl bu böyle oluyor diyorlar. Adam böyle Fredy’nin Kabusu gibi olacak böyle… Surat bir karış, sert, milleti azarlayacak, bağırıp çağıracak, ağzından köpükler saçacak. Değil mi. Böyle odun gibi olacak ruhu, nefret akacak ağzından, alim desin adam ona. Öyle Hoca olur mu yani? ‘İltifat ediyor bak’ diyor, şaşırıyor. Sevgime de şaşırıyor, coşkuma da şaşırıyor, bu gayretime de şaşırıyor. Yani kendimi belanın içine soktuğum kanaatinde. Kardeşim diyor, senin nene lazım okulunu bitir. Bana hep tavsiye ediyorlardı, birçok alim de o zaman. Evlen, işine gücüne bak gene tebliğ yaparsın diyor. Ne alaka diyor. Ne işin var diyor sen evinde oturup kitap dağıtıyorsun diyor, yarın bir gün parasız kalırsın, paranı üç kuruş bir kenara koy diyor böyle. Evlen, çoluk çocuğa karış, senin soyun-sopun olsun, sen ne yapıyorsun diyor. Çocuklarına tebliğ yaparsın diyor, iki tane çocuk yetiştir, elalemin çocuğuyla ne uğraşıyorsun sen diyor. İki kişi yetiştir bu sana yeter ne yapacaksın sen diyor. Ben onların kafalarını tutmuş, ikna olmuş olsaydım, yani o mantıkta o şeyde olmuş olacaktım, o çizgide olmuş olacaktım. Mesela ben masonluğa karşı kitap yazdığımda “ne yapıyorsun sen ya, başını belaya mı sokacaksın’’ dediler. Tutukladım “demedik mi” dediler. “Ama sen arandın. Belanı aradın’’ dediler. “Allah başına veriyor belayı. Evinde otursan sen, camiden namaz kılıp gelsen, evli olsan, çoluk çocuğa karışsan el âlem seninle uğraşır mı’’ diyor. “Basın, şu bu senin üstüne gelir mi?”. “Bak ben de evliyim, sakal bizde de ta göbeğe kadar ayrıca’’diyor. ‘’Biz de hiçbir sorun yok’’ diyor. ‘’Bizimle uğraşan var mı? İdeal Müslüman böyle olur. Sen çok yanlış yapıyorsun’’ diyor bana. “Masonlukla senin ne işin var? Darwinizm ne alaka? Bilim adamları ilgilensin Darwinizmle. Sen niye ilgileniyorsun ki?” diyor. ‘’Devletin üniversiteleri var, onlar yapsın’’ diyor. “Tebliğ ayrıca ne alaka’’ diyor. “Diyanet İşleri Başkanlığı var, onlar yapar. Devlet zaten bunu halletmiş. Senin yapmana gerek var mı?’’ diyor. Vardı, yüzlerce vaka var. Bilmiyorum, siz de görüyorsunuzdur belki.
ALTUĞ BERKER: O hadisten hep bahsedersiniz Hocam, deccale tabi olan 70 bin sarıklı hadisinden, o zihniyetin belki yansımaları.
ADNAN OKTAR: Evet, “başları tıraşlı” diyor, “70 bin kişi” diyor, “deccale tabi olur” diyor. Yine bir o şekilde “başları sarıklı” diyor. Yani hepsini tenzih ederim tabii, çok kıymetli alimlerimiz var, değerli Ehl-i Sünnet alimleri var, büyük alimler var. Mesela ben Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin birçok insan tarafından unutulmasını kınıyorum. Çok ayıp, o insan ne acılar, çileler çekti ne zorluklarla Kuran kursları kurdu. Ve en zor badirelerden geçti. Yani insan onu hatırlamaya, bir kere anmaya gerek duymuyorsa, bu normal bir hareket midir? Mesela Abdulhakim Arvasi Hazretleri en zor şartlarda hizmet etti, bir kere anmak değil mi, bir resmini bir yerde bulundurmak değil mi. Mesela koy internete resmini bulunsun yani bir tek o değil. Mesela Muhsin Yazıcıoğlu muazzam hizmet vermiştir bu millete değil mi. Şehidimiz çok mübarek, muhterem bir insandır. Mesela Türkeş de öyle, Alpaslan Türkeş son derece efendi, dürüst bir insan. Ben onunla görüşmüştüm, mesala namaz kılardı, birçok insan bilmez 5 vakit namaz kıldığını Türkeş’in. Bayağı dindar bir insandı ve çok efendi halim, selim bir insandı. İslam’ı, Kuran’ı şiddetle savunan bir insandı. Birçok insan unutuldu yani bazı insanlar tarafından. Mesela Bediüzzaman. MaşaAllah yine gündemde ama daha çok gündem yapılması lazım. Mehdi (a.s) devrinde Bediüzzaman’ın kıymeti çok iyi bilinecek. Alimlerin kıymeti çok iyi bilinecektir, yani unutulmuş alimlere olan sevgi o zaman müthiş canlanacaktır.
ALTUĞ BERKER: Bu arada Hocam, Siz rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’ndan bahsederken o olayın olduğu ilk günden beri bunun bir suikast olduğunu ve bunu mutlaka araştırılması gerektiğini ısrarla siz vurgulayarak söylüyordunuz. Şimdi sayın Cumhurbaşkanımız onunla ilgili bir araştırma komisyonu oluşturdu. İnşaAllah söylediğiniz de, duanız da yerine geliyor inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah’a büyük söylemeyeyim de tabii devletimiz gereğini yapar, ama bana imkan verecekler yani Allahu alem 24 saatte böyle bülbül gibi şakıtırım ve hepsini dökerim ortaya, hemen anlaşılır. Bu kadar karmaşık bir şey yok ki, yani ağır bürokratik işlemlere ne gerek? Yani çok süratli halledilebilir böyle konular. Ve bu kadar beklemeye ne gerek?
OKTAR BABUNA: Evet, aylar geçti.
ADNAN OKTAR: Ama tabii devletimizin de bir sistemi var, işleyişi var. Sayın Cumhurbaşkanımızı tenzih ederim ben çok severim kendisini, onun da tabii birçok önünde bürokratik engeller vardır, onun sonucu belki bunlar oluyordur. Ama bir an önce aydınlığa kavuşması gerekiyor İnşaAllah.
SUNUCU: “Hocam ülkemizde Allah’a inancın son derece kuvvetli olduğunu biliyoruz sanıyorum. Bu sebeple yeni izlediğim haberlere göre 17 bin alkollü içki satan yer kapanmış, ülkemizin bu konuda titiz olması çok hoşumuza gitti. Siz ne dersiniz Hocam?”. Gülkan Alyol yollamış Üsküdar’dan.
ADNAN OKTAR: Şimdi tabii, mütedeyyin bir mahallede içki satan bir bakkal halkı rahatsız eder tabii. Ama mesela içki içen insanlarımız da var, adam rahatsız olmaz, oradan alışveriş yapıyordur. Biz ona da saygı duyarız yani, hani niye böyle oluyor demeyiz. Çünkü bir hürriyet vardır, Hıristiyan vatandaşlarımız var, Musevi vatandaşlarımız var. Mesela onlara içki helaldir, içer. Kendi inançlarına, kendi şeriatlarına göre helal olmuş oluyor içer, alışveriş de yapabilir. Ama mütedeyyin ise alışveriş yapmıyorsa bir zorlama sonucu değil, oradaki insanın kendi vicdani kanaatiyle yapmayabilir yapmaz, satışını yapmaz. Ama böyle bir zorlama mahalle baskısı kabul edilmez tabii. Kendi vicdani, samimi kanaatiyle yapıyorsa bu çok güzel.
Dua konusuna bir dahaki sohbetimiz de yine devam ederiz.
SUNUCU: “Hocam özellikle Amerika’da çok sayıda ünlü kişinin İslam dinine geçtiğini basından takip ediyoruz. Örneğin; ünlü rapçi Busta Rhymes’da Müslüman olduğunu açıklamıştı kısa bir süre önce. İslam dinine yönelmedeki bu hızlı gelişmenin nedeni, toplum da Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın etkisinin hissedilmeye başlaması olabilir mi? Çünkü bir hadiste Peygamberimiz (sav) şöyle bildiriyor. ‘Bu galibiyet ve üstünlük Ali Muhammed’den olan Hz. Mehdi (a.s) kıyam edince gerçekleşecektir. Öyle ki yeryüzünde Hz. Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.), onun Peygamberliğini ikrar etmeyen bir kimse kalmaz.’(Tefsir-i Burhan, c. 2,)”. Erkan Solmazer Kayseri’den sormuş.
ADNAN OKTAR: Kim dedin o rapçi? Busta Rhymes evet. Bu delikanlı maşaAllah. Bizim bu kitabımızı okudu. Ona göndermiştim Yaratılış Atlası’nı. Allah’ın varlığının farkına varmam diyor, benim ayağımın yere basmasına neden oldu diyor. Allah’ın varlığının farkına varması nasıl oluyor? Darwinizm gidince, materyalizm gidince anlıyorki her şeyi Allah yarattı. Darwinizm’in sahte bir teori olduğunu anladığı için maşaAllah iman etti. İnşaAllah iyi olacak, daha da iyi olacak. Böyle kardeşlerimize tebrik mesajları gönderin internetten değil mi. Tebrik yazıları gönderin kısa mesela kitap gönderebilirsiniz hediye, böyle şeyler onların hoşlarına gider. Yani yanında olduğumuzu hissettirmekte fayda var.
SUNUCU: “Hayırlı günler Hocam, Son günler de siz sürekli olarak, siz sokak kedi ve köpekleri ölünce ayağa kalkan insanlığın, katledilen Müslümanlara ses çıkarmadığı yönünde, konuşmalar yapmıştınız. Başbakanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan, Katar’daki konuşmasında, kutuplar da katledilen fok balıklarının avlanmasına tepki gösterenlerin, fosfor bombaları ile katledilen çocuklara karşı tepkisiz kaldığına dikkat çekti. Bence konuşmalarınız, dikkat çektiğiniz konular, birçok kişi tarafından dikkatle takip edilip örnek alınıyor. Ağzınızdan çıkan her söz, bizler için çok önemli Allah sizin yar ve yardımcınız olsun”. Mehtap Demirci İstanbul’dan. Kendi yorumlarını katmış.
ADNAN OKTAR: Başbakanımız İmam Hatip mezunudur. Dini konuları iyi bilir maşaAllah. Tabii ki onun da gönlünde bir Türk-İslam Birliği yatıyordur. Ama o da bir siyasi kimliği olduğu için, geçenlerde de söyledim üsturuplu konuşmak durumundadır. Ama benim üsturuplu konuşmak gibi bir sorunum olmadığını daha önce de söylemiştim yani her şeyi anlatırım. Bakın “bize acımıyorlar, bizi katlediyorlar, hiç acıma duygusu yok mu sizde? Ey zalimler, ne istiyorsunuz?….”, bunu Darwinist, materyalist, ateist insanlar bir eğlence unsuru olarak görürler böyle sözleri ve hiç etkilenmezler. Neden etkilenirler biliyor musunuz? Türk-İslam Birliği’nden, Türk –İslam Birliği’ni kurar da dünyanın en büyük ordusunu oluşturursak, rica etmene bile gerek kalmaz. Yani dedim tahayyül dahi edemezler bir Müslümanın tüyüne dahi dokunamazlar, bir Hıristiyan’ın, bin Musevi’nin tüyüne dahi dokunamazlar. Bu olmadığı müddetçe bu olacaktır. Müslümanları böyle her gördüğü yerde ezeceklerdir, öldüreceklerdir. Bunu ikinci bir yolu yok, Peygamberimiz (sav) Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar, bu böyle devam edecek diyor. Müslümanların bölünmüşlüğünden kaynaklanan bu acziyetlere ve şirke yönelik eğilimlerinden dolayı. Epey bir kısmının bu şirk batağında olmasından dolayı bu acıyı çekeceklerdir, diyor. Ta ki evlatlarımdan Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde bu konu bitiyor. Onun için herkesin kendini Allah’a tam teslim etmesi lazım. Allah kandırılacak bir varlık değildir. Yani insan kendini kandırabilir ama Allah’ı kandıramaz.
SUNUCU: Programımızın sonuna geldik Hocam. Çok teşekkür ederiz yine çok güzel, şahane bir program oldu. Altuğ Berker’e de çok teşekkür ederiz ve arkadaşımız Bilge’ye de çok teşekkür ediyoruz. Efendim bugün bizleri Kanal 35, Kanal Avrupa ve 70’in üzerinde radyo, televizyon ve internet sitesinden izlediniz, dinlediniz efendim. Perşembe günü 22:00 ile 24:00 saatleri arasında Çay TV’den takip edebilirsiniz bizleri. Allah’a emanet olun.