Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Kahramanmaraş Aksu TV'deki Canlı Röportajı (19 Şubat 2010)
Şubat 2010
SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, her akşam canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Başbaşa programına hoş geldiniz. Yanımda birbirinden kıymetli konuklarım var. Sayın Beyin Cerrahı Oktar Babuna ve tüm dünyada kitapları ilgiyle takip edilen yazar Adnan Oktar.
OKTAR BABUNA: Biraz sonra katılacak, ilerleyen dakikalarda.
SUNUCU: Evet inşaAllah. Hoş geldiniz. Nasılsınız?
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk, çok şükür. Siz nasılsınız?
SUNUCU: Ben de iyiyim, teşekkür ederim.
Bu akşam Aksu Tv ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonları ve internet sitelerini size söylemek istiyorum. Radyolar; Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Emek Radyo 101.0 Mardin, Keyif FM 92.7 Nevşehir, ASR FM 96.0 Adıyaman, Birlik FM 102.5 Kayseri, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Aktif Radyo 102.0 Hatay, Genç Radyo 95.5 Hatay, Göksu FM 95.5 Erzincan. İnternet sitelerimiz haberhilal.com, harunyahya.tv, selamhaber.com, yenihareket.com, bizimantalya.com, adıyaman-haber.com.
SUNUCU: Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.
Sen yakında konferansa gideceksin değil mi, dışarıya?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Nereye?
OKTAR BABUNA: Sizin adınıza inşaAllah, İsviçre’ye Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İsviçre’de şöyle hallaç pamuğu gibi bir at. Kardeşim, kafam şu şeye takıldı yani bir kısım insanların yargılanabilmesi, bir kısım insanların yargılanamaması. Bak dün de bu konuyu işledik, bugün de. Türkiye’de de zaten gündem. Kardeşim ben mesela farz edelim bir makamdayım, bana dokunulmazlık verilse, deseler ki “sen yargılanamazsın, soruşturma da olmaz, polis takibi de olmaz, hiçbir şey olmaz”; ben bunu istemem. Böyle şey olur mu? Benim aklanmam lazım. Ne demek, vatandaştan niye farklı olayımki? Ben vatandaşın içine çıkmaya utanırım o zaman. Ne olmuş oluyor yani ben birinci sınıf vatandaş mı oluyorum o zaman, öbürleri ne olmuş oluyor? Bu ne kadar acayip bir şey yani normal herkesi polis de takip edebilir, ifade de alır, savcının karşısına da çıkar, ifadeni verirsin aslan gibi aklanırsın, suçun varsa gider yatarsın, ne var bunda yani? Ciyak ciyak, bize dokunamazsınız.... ne demek bu?
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, hatta bazen çok net deliller olmasına rağmen suç işlediğine, ona rağmen böyle bir şeyi var.
ADNAN OKTAR: Kardeşim tapu gibi delil. O zaman adam öldürecek, gelecek polis, “hadi git”, “niye?”, “benim dokunulmazlığım var, bana dokunamazsın”. İddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olacak, “dokunamazsın”. Yani herhangi bir örgüt üyesi de olabilir adam, PKK’lı olabilir mesela, ne yapacağız? Olamaz mı mümkün değil mi bu, olur. Şimdi Oktar ben bu konuyu kapatayım mı? Ben bu konuya illet oldum yani nasıl olur böyle bir şey, çok acayip bir şey. Yani bir kere hakim ve savcının baskı altında tutulması inanılır gibi değil, akıl alacak gibi değil, kardeşim bir de iddia edilen Ergenekon Örgütü; ben tutuklananları, göz altında olanları, cezaevinde olanları tenzih ediyorum, bilmiyorum ben onların ne olduğunu, hükmünün ne olduğunu bilmiyoruz. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü çok korkunç bir tehlike kardeşim, yani deli olan bunu anlar. Yüz binlerce vatandaşımızı şehit ettiler yani şimdi saysam sabaha kadar bitmez. Yani şehit ettikleri başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri, generaller, yazarlar... Kardeşim yazar, bak eşi, iddia edilen Ergenekon Örgütü eşini katletmiş, eşi gidiyor alenen iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü savunanlarla beraber tavır koyuyor. Yani katilleri destekliyor, katili destekliyor.
OKTAR BABUNA: Eşini öldürenleri destekliyor.
ADNAN OKTAR: Tabii eşini öldüreni destekliyor. İnanılır gibi değil, adamın elinden kan damlıyor böyle onun yanında gidiyor beraber konuşuyor. Bu nasıl bir mantıktır ben anlamadım. Cumhuriyet tarihinin, Türklük tarihinin en büyük tehlikelerinden bir tanesi iddia edilen Ergenekon Örgütü. Süper tehlikeli bir olay, çok çok büyük bir olay, devlet çok güzel yakasına yapışmış vaziyette sonuna kadar götürmek lazım. Yani bir kere, şimdi diyorlar ki mesela üst bürokrat birisi iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne bulaşmış bir şekilde, vay be diyorlar adam, nasıl bulaştı diyorlar? Kardeşim insanoğlu o kadar kaya gibi bir şey değil ki, adam tek başına bir memur, devletin memuru. Porsuk gibi herifler geliyor, it kopuk tam donanım silahlı falan, ben diyor devletin falanca kurumunda görevliyim, ben de görevliyim diyor, bak diyor falancayı nasıl öldürdük bir gör diyor, fotoğrafını gösteriyor, “biz devletiz arkadaş” diyor, “devlet biziz” diyor. “Bunu da biz öldürdük” diyor, “sıkıysa git söyle” diyor, anlaşıldı mı? Senin diyor “eşinin adresi şu, çocuğunun adresi bu hepsini biliyoruz” diyorlar. Senin yapacağın diyor eğer iyi bir delikanlıysan, devletine sahip çık diyor, biz devletiz diyor, devlet içinde devlet, nasıl oluyorsa bu. Yani meşru devleti kabul etmiyor adam, illegal bir devlet kurmuş, devlet bu diyor. Adam da korkuyor, tek başına olduğu için. Bu iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne mensup bir it kopuktan çekiniyor. Yani sonunda da gidiyor onlara teslim oluyor tabii, ne diyorlarsa yapıyor. Bir de pis işlere de bulaştırıyorlar bunları. Bir de akla hayale gelmeyecek kurumlardan adamlar oluyor. Yani akla hayale gelmeyecek mevkide adamlar işin içinde oluyor. O zaman adam ister istemez inanıyor. Yani kardeşim diyor bak şu makamda adam artık diyor, anlamıyor musun sen diyor. Halbuki zincirleme bir pislik bulaştırması var burada yani o onu korkutuyor, o onu korkutuyor, o onu korkutuyor. Bir korku imparatorluğu meydana getirmişler, korku imparatorluğu. Ve bunlar hep tek tek yalnız insanlar, tek fertler yani diyorsun nasıl bir insan girer iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne. Adam, korku dağları bekliyor, yani anında öldürüyorlar adamı. İntihar etti diyorlar, o kadar. Sen korkmuyor musun derler; ben Allah’tan başka da kimseden korkmam bir; ikincisi en adi, en şerefsiz adamlar eğer bana karşı tavır almazlarsa, ellerinden geleni artlarına koymazlarsa. Dünyanın en haysiyetsiz, en şerefsiz adamları, iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olan tipler. Bak diyorum bir onlar ve yedi takımları bir araya gelsin, milim zerre çekinmem. Haysiyetsiz, şerefsiz diyorum adama daha ne diyeyim? Şimdi bu kadar sınırım var yani daha da fazla varsa onu da söyleyeyim yani.
OKTAR BABUNA: Zaten tarihinizde Hocam çok girişimleri var. Hiç Allah’ın izniyle vız gelir.
ADNAN OKTAR: Köpeklik yapmayacaklar, bu milletin yakasını bırakacaklar. Türk-İslam Birliği’nin oluşmasını bunlar engelledi. Ve bu herifler alenen komünist yani net. Böyle su katılmamış komünist. Darwinist, materyalist ve komünistler. Fakat üye yaptıkları adamlar garibanlar yani. Bunlar korku belasına bu işin içerisine girmişler, zincirleme. Yani bunların en başındaki bile, bak adam tir tir titriyor. O da onlardan korkuyor. Çok acayip bir sistem. Yani başındakilerin korkmaması lazım. O da onlardan korkuyor. Her an bir şey yapacaklar diye. Özetle; ben AKP’li değilim yani AK Partili değilim, ben bütün sağı kucaklıyorum, sağın bütün partilerini desteklerim. MHP, Saadet, Büyük Birlik Partisi hepsi aslandır benim için, AK Parti de dahil. Yani tek başına öyle bir şeyim yok. Ama bakın ben milletimden Allah rızası için istirham ediyorum, bu konuda hükümeti desteklesinler. Sırf bu konuda. Başka konuda istedikleri gibi eleştirsinler. Bir şey demiyorum ama şu beladan bir kurtulalım. Bir de iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü destekleyenlere de o kadar öfke duyuyoruz ama korku belasına onlar da destekliyorlar bak söyleyeyim. Diyorlar ki bana, diyorlar sen falancayı niye destekliyorsun bu adam diyorlar görmüyor musun iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü destekliyor bu adam diyorlar. Bunun hakkında niye iyi konuşuyorsun diyorlar. Adamın korku belasına ben o işi yaptığını biliyorum. Ayrıca adam, elimizde belge de yok iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olduğuna dair belge yok, imahen öyle bir havası var. Dolayısıyla bütün etrafını porsuk gibi iddia edilen Ergenekon Örgütü üyeleri katiller sarmış bir insana, niye bu insanlardan çekiniyorsun, nasıl diyeyim ben? Çekiniyor olabilir, ben çekinmem. Yani sınırları aşamıyorum da onun için bu kadar konuşabiliyorum. Ama demek istediklerimi anlıyorlardır yani. Söke söke, eze eze bu beladan kurtulacağız Allah’ın izniyle. Bir hukuk reformu Allah’ın izniyle, tertemiz, Avrupa standartlarında gıcır gıcır. Yargıtay da rahat edecek, Danıştay da rahat edecek, ben üyeleri tenzih ederim çok seçkin elemanlar. Devletin tertemiz memurları, hepsine saygım çok büyük benim. Ama sistemde bir gariplik var, bir acayiplik var bunun düzeltilmesi gerekiyor. Bu konuda hükümete herkesin destek olması lazım ve yıldırım gibi bir yargı reformu. Anlaşıldı mı? Yoksa devletin memuru Ak Partili olmaya mecbur değil. CHP’li olmaya da mecbur değil. İstediği partiyi seçer kimse ona bir şey diyemez. Bu öfke nedeni değildir. Bir de seçkin insanlar işin doğrusu çok efendi insanlar bir şeyleri yok değil mi, yıllarını vermiş insanlar. Vatan haini değil. Ama sistem onları da boğmuş, yani yanlış bir uygulama var. Bunu nereden anlıyoruz? Biz yargılandığımız için konuşmadığımız adam kalmadı bizim. Bütün yargı mensupları, yani Türkiye’de ne kadar yargı mensubu varsa aşağı yukarı, en az %99’u ile görüşmüşüzdür, bakın en az %99’u. Bir tanesi, ama tek bir tanesi bu yargı sistemi güzel, düzgün çalışıyor demedi. Hepsi diyorlar bu yargı sisteminde çok ciddi bir bozukluk var diyorlar. Hepsi yaka silker vaziyetteler aman diyorlar bunu düzeltelim. Ama yargıya tabii ki saygımız var, mahkemelere tabii ki saygımız var, hakimlere saygımız var. Yani insan olarak, fert olarak çok şahane insanlar. Ama baştan bir bozuk bir sistem oluşturmuş bazı noktalarda. Bunun mutlaka bir şekle şemale sokulması gerekiyor. Olay bu inşaAllah, evet.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Avrupa, Amerikan standartlarında bile değil, çok farklı bir yapısı var yani. Oraya bile getirilse önü açılacak her şeyin inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim mesela mahkemeler karar veriyor, Yargıtay’a gidiyor. Yargıtay’da yarısından çoğu bozuluyor. O bozulanların da yarısından çoğu yine Yargıtay’ın kendi içinde bozuluyor. Bak Yargıtay karar veriyor, dairesi karar veriyor. Karşı daire mesela onun hükmünü bozuyor.
OKTAR BABUNA: Ceza Genel Kurulu’nda bozuluyor.
ADNAN OKTAR: %60, %50-60 oranında bu, tabii. Bir şey var belli. Yine Allah’a çok şükür mesela bizim imkanlarımız var da biraz araştırıyoruz, şu bu falan. Yani nice gariban bu hukuk sistemi içinde eziliyor gidiyor. Birçok insanın canı yanıyor. Bunlardan kimsenin haberi olmuyor. Sahipsizlikten, hukuki hatalardan, hukuki yanlışlıklardan, bazı olaylarda, garibim gürültüye gidiyor. Yani işte Avrupa standartında bir hukuk sistemi kurulursa bu ortadan kalkar inşaAllah. Tabii mesela bize de kök söktürdüler, gördünüz bütün Türkiye’nin gözü önünde oluyor. Nefes aldırmadılar. Yani Türkiye’yi ayağı kaldırdık, ancak kendimizi anlatabildik yani bütün Türkiye’yi ayağı kaldırdık, değil mi? Haklarımızı her yere anlattık. Dedik bak burada böyle bir durum var, böyle bir durum var. Ha diyorlar, hakikaten öyleymiş dendi sonunda. Yani değil mi, ama tabii ben bütün mahkemeleri tenzih ediyorum. Yargı mensuplarımızı da tenzih ediyorum. Ama herkes ister bir şeyin düzenlenip, düzgün hale gelmesini. Kardeşim Avrupa’dan neyimiz eksik bizim? Onlardan çok daha iyi standartlarda yaşayalım. Daha huzurlu olalım. Daha modern olalım, daha demokratik olalım. Daha özgür, daha rahat, değil mi, niye olmayalım? Evet şimdi temkinli de konuşuyorum ki hani neyin nereden suç olacağı belli olmuyor biliyorsun konuşmalarda.
Evet, Tevrat’ın Yeremya bölümünün 29/10’da şöyle bir söz var: “Rab diyor ki, Babil'de yetmiş yılınız dolunca sizinle ilgilenecek, buraya sizi getirmek için verdiğim iyi sözü tutacağım”. Yani Mehdi (a.s.) Ben-i İsrail’e yardımcı olacak diyor inşaAllah. “Yahudiler İsrail’in kuruluş yılı olan 1948 ile 70 rakamını topluyorlar. 2018 tarihi çıkıyor. 2018’i de Mehdi (a.s.)’nin zuhur yılı olarak alıyorlar”. Biz ne diyoruz? Aynısını söylüyoruz. Gelecek Mesih (a.s.) diyorlar İsrail dışından gelecek ve Davud soyundan olacak ve hiç alışık olmadıkları, yaşamadıkları değişik bir sistem onlara getirecek. Onları Tevrat’ın özüne geri çevirecek. Yani şu an Tevrat’ı, yani Kuran’ın hükmü de açık, belli, birçok yönden terk etmiş durumdalar. Kendileri de kabul ediyorlar, Mesih (a.s.) gelince. Mesela namazı terk etmişlerdir. Bakın namazı Tevrat’ın hükmü olduğu halde terk etmişlerdir. Birçok Musevi namazı kılmıyor, şu an devam ediyor. Ama kılmıyorlar, diyorlar ki Mesih (a.s.) gelince bizi yeniden namaza başlatacak. Yani Mehdi (a.s.) gelince hepsini yeniden namaza başlatacak. Tevrat’ın özüne çevirmek ne demektir biliyor musun? Kuran’a çevirmek demektir. Çünkü Tevrat’ın eksikliklerini Kuran bize gösteriyor. Tevrat’tan çıkarttıkları hükümleri, izahları. Mesela Cennet, Cehennem izahları adeta yok edilmiştir Tevrat’ta. Kuran nasıl açıklıyor? Meyveleri ile, bahçeleri ile, bütün detayları ile mükemmel açıklıyor Kuran değil mi? Ne İncil’de var ne Tevrat’ta var. Sırf bu bile Kuran’ın hak kitap olduğu için yeterli delildir. Cenneti ve Cehennemi bu kadar mükemmel açıklayan hak kitap başka yok. Mesela İncil’de var. Araya araya buluyoruz. Okuya okuya yani zor bulunuyor. Öyle kitap olur mu, net olur Kuran’ın hükmü, Allah’ın hükmü çok net olur. Çıkartmışlar, bir şekilde unutulmuş. Ama özü kalmış, özü kalmış. Bu mesela çok iyi. Mehdi (a.s.) geldiği vakit onları diyor, Tevrat’ın aslıyla yönetecek. Tevrat’ın aslı nereden anlaşılacak? Kuran anlaşıldığına göre Kuran ile yönetecek inşaAllah. “En kutsalı meshetmek için senin halkına ve kutsal kentine yetmiş hafta kadar zaman saptanmıştır. Şunu bil ve anla” diyor. “Meshedilmiş bu önderin gelişine dek yedi hafta geçecek”, hep yedi ile bağlantılı diyorlar, Mesih (a.s.), Mehdi (a.s.) inşaAllah.
Oktar Hocam senin var mı anlatmak istediğin bir şey?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah nasıl uygun görürseniz Hocam. Işık saçan canlılar var gösterelim mi Hocam.
Bazı canlılar kimyasal reaksiyonlar ile ışık üretiyorlar. Bunlar bir takım kimyasal reaksiyonlar sonucunda oluşuyor. Fakat en önemli konu bu ürettikleri ışık, mesela bütün ışık kaynakları diyelim ki bir ampulü ele alalım. Herkes bilir.
ADNAN OKTAR: Şimdi Oktar burada son derece güzel bir şey var. Sen anlatıyorsun, teknik yönlerini anlatıyorsun. Bizim nefesimiz kesiliyor. Çok şahane bir şey. Önce onu anlat baksana. Disko neonu gibi. Çok şahane bir şey.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani okyanusun derinliğinde zifiri karanlıkta kırmızı, yeşil, mavi, mor pırıl pırıl ışık yanması. Neonlar lambalar Cennet gibi olmuş orası.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Bir kere muazzam bir kimya bilgisi gerekiyor. Onunla oluyor İnşaAllah. Artı bu ürettikleri ışıklardan da hiç etkilenmiyorlar. Isı çıkmıyor meydana, normalde yakıyor olması lazım bu canlıları kesinlikle böyle bir şey olmuyor. İki iman hakikati maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim yani zifiri karanlıkta oluyor değil mi bunlar?
OKTAR BABUNA: Korkutmak ve şaşırtmak için özellikle kullanıyorlar.
ADNAN OKTAR: Şahane. Bu alemde bunlar ile birlikte yaşamak da çok zevkli olur. Baksana pırıl pırıl. Düğün yeri gibi olmuş. Allah işte Cennette de bu tip canlılar olacağını bize dikkat çekiyor bakın. Okyanusun, suyun altında da pırıl pırıl ışıklı alem olacak Cennette. Gökte de olacak. Allah hoşumuza gitmesi için. Ne bunlar böyle?
OKTAR BABUNA: Bunlar da ufaklıklar Hocam.
ADNAN OKTAR: Acayip şekerler. Çok güzel hayvanlar maşaAllah.
Geçen günler Musevi haham gelmişti ya. Bende sakalını böyle sıvazladım, maşaAllah dedim. Internette yazmışlar; “kafirin sakalına sen nasıl maşaAllah dersin” diyorlar, kafir diyor. Kardeşim bu ne biçim bir mantıktır böyle? Yani bu ne demek bu? Bunların içinde hiç insan sevgisi kalmamış mı? Şefkat , merhamet, sevgi yoksa İslam’ı nasıl yayacaksın? Adama kafir dersen, nefret edersen nasıl Müslüman olsun adam? Yani döveyim mi adamı? Ne biçim laftır? “Ey kafir dışarı çık” mı diyeyim ben adama. Bana gelmiş Allah’ın misafiri ehl-i Kitap. Kuran’da hükümleri var bu insanların. Allah’ın bize emaneti bu insanlar. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında sahabeler Musevi hanımlar ile evleniyorlardı. Eşi oluyor, çocuğu oluyor. “Ey kafir çık evimden” diyor mu onlara. Ehl-i Kitap adı üstünde, değil mi. Onların özel hukuku vardır inşaAllah. Hükmünü Allah verecek inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Size gelenler de zaten siz söylemiştimiz Hocam açıkladınız. Kuran’ı hak kitap olarak kabul edenler ve Peygamberimizi (s.a.v.) de hak peygamber olarak kabul ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Hayır, sakalını sıvazladığım adam tam bir Kuran aşığı. Ben Kuran’ı hak kitap olarak kabul ediyorum diyor. Muhammed (s.a.v.) de Allah’ın resulüdür diyor. “Ey kafir”, bu ne biçim sözdür yani. Şefkat ile, sevgi ile İslam yayılır. Biz komüniste ey kafir dersek şuna ey kafir dersek, buna ey kafir, komşusuna ey kafir, Şiilere de ey kafir diyorlar. Vahabilere de ey kafir diyorlar. Alevilere ey kafir diyorlar. Bektaşiye ey kafir diyor. Bunun sonu nereye varır, böyle bir mantığın. Bir de “sen niye bizim gibi düşünmüyorsun”. Ben senin gibi düşünmüyorum kardeşim. Ben Kuran’a göre düşünüyorum. Resullulah’a göre hareket ediyorum. Resulullah’ın sünnetine göre hareket ediyorum. Hıristiyan kadın alıyorlardı Museviler. Peygamberimiz (s.a.v.) de Maria değil mi Hıristiyandı aldığı cariyesi. Birçok sahabe evlendiler inşaAllah, ehl-i Kitap’tan hanımlar ile.
OKTAR BABUNA: Allah’ın ayeti var.
ADNAN OKTAR: Değil mi, diyor; “biz Hıristiyanız diyenleri kendinize yakın bulursunuz” diyor Allah ayette. Ve Ben-i İsrail’den bir kavim vardır diyor adaletle iş gören. Kuran ayeti. Allah övüyor. Şefkatle ve merhamet ile yaklaşılması lazım. Koruyup kollayıcı bir ruh içinde olmamız lazım. Osmanlı ecdadımız bunu yaptı, Peygamberimiz (s.a.v) bunu bu şekilde uyguladı. Değil mi? Kendi kendilerine yeni yeni stiller çıkartmaları çok yanlış inşaAllah. Nefretle bir yere varamazlar. Kan dökerek bir yere varamazlar. Akılla, ilimle, fenle, sevgiyle, ikna ederek. Bakın bu yanlış yoldan dolayı ezim ezim eziliyorlar. Biz olmasak mahvedeceklerdi bunları. Deccalın elinden aldık biz bunları. Yok edeceklerdi. Bilmiyorlardı ne planlar olduğunu.
OKTAR BABUNA: Evet. Siz vesile oldunuz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ya Allah esirgesin yani, atom bombası kullanmayı bile düşünüyorlardı. Biz bu adamlarla iç içeyiz, konuşuyoruz, bu kişilerle tabii. Panik haldeler yani inşaAllah. Bizim neyi engellediğimizi, nelerden engellediğimizi, onlardan da haberleri yok. Kuran’ın üslubuna sıkı sıkı sarılmaları lazım. Kuran ahlakına göre ayırt etmeleri gerekiyor. İnşaAllah.
Evet, Oktar Hocam, devam et. Bize bir şeyler daha göster.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Güzel atlar var gösterelim mi Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Bakayım. Hay benim aslanım hay. Buna bir de altın eğer vurulacak, böyle altın işlemeli. Dehşetli bir şey olur yani inşaAllah. Tabii çok mükemmel bir estetiğe sahip maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Kuran’da da dikkat çekiliyor, siz daha önce söylemiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani şu görünüşe bak maşaAllah. Ah ah ben onları yerim ben onları. Uslu uslu nasıl duruyorlar abisi ikisi birden. Çok şeker şeyler bunlar.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Gözleri de çok güzel oluyor Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Acayip yakışıklılar, bayağı güzeller maşaAllah. Bir de uslu ve çok sabırlılar. Çok mazlumlar. Bu da bir şey anlatmak istiyor ama. Saçlar platin, bu nasıl?
OKTAR BABUNA: Örmüşler Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Acayip güzel olmuş. MaşaAllah. Çok yakışmış. Buna da çok yakışmış acayip güzel olmuş. Ah severim ben onun güzel yüzünü. Hayret ya şu güzellikler çok acayip bir şey. Kuran’da buna özellikle dikkat çekilmiş. “Hz. Süleyman atların diyor, boyunlarını ve bacaklarını okşuyordu” diyor Allah ayette. Değil mi? Hz. Süleyman çok seviyordu atları. Bütün hayvanları seviyordu. Atları da seviyordu. Kuşlardan değil mi ekibi var, inşaAllah, maşaAllah.
Oktar Hocam var mı başka anlatacakların?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Film mi göstereyim? Canlılar var güzel canlılar var nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Ne filmi?
OKTAR BABUNA: Ağustos böceğinin bir filmi var Hocam inşaAllah. Milyarlarcası çıkıyor topraktan her 17 yılda bir onu gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Şu Cübbeli’nin kitabı vardı bir tane bizim bastığımız. Önemli o kitap. Bayağı detaylı, güzel, özet bilgi var. Şimdi getirsinler bir zahmet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bu milyarlarcası Hocam, 17 yılda bir topraktan aynı anda çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Ne bunlar?
OKTAR BABUNA: Ağustos böcekleri. Ve ömürleri çok kısa, 3 gün bir süreleri var böyle. 17 yıl toprak altında kalıyorlar. Bu çıkış anını gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi Ebru benim gözlerime baktı şöyle bir, Oktar şimdi bu sırası mı diye. Nerede böyle garip varlık varsa alıp getiriyorsun, çoluk çocuğun karşısına. Yok kurt getiriyor, ya ismini söyleyemeyeceğim küçük canlıları getiriyor. Yapma etme.
OKTAR BABUNA: Peki Hocam.
Çiçek açmasını gösteriyor. Bu “bauba” diye bir çiçeğin açışını gösteriyor hızlandırılmış olarak. MaşaAllah, çıkış anı bu. Siz birçok defalar da açıklamıştınız Hocam. Bunun her bir parçasında bütün bu bilgiler var kromozomlarında. Her birisinde.
ADNAN OKTAR: Tabii insan çiçek deyip geçiyor. Halbuki küçücük, mesela bir küçük tozunun içerisinde bile bu çiçeğin bütün özellikleri ve gelecek nesilin özellikleri de kodlu. Milimi milimine, santimi santimine. Mesela şu ince çubukları var ya onun. Mesela boyu ne kadar olacak? Beyazlığı ne kadar olacak? Ne kadar su içinde muhafaza edecek? Parlaklığı nasıl olacak? Mesela ucundaki o sarı kısmın, bunun görünümü nasıl olacak? Ve oradan neler çıkacak? Mesela o kırmızı rengi nasıl oluşacak? Sarı rengi nasıl oluşacak? Hepsi kodlu. MaşaAllah.
Tevrat’ta Mehdi (a.s.)’den deliller vereyim mi? Sen oku, ben biraz şerh edeyim. Ama her bölümden bir tane örnek ver.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Birincisi, Tevrat’ta Mehdi (a.s.)’ye işaretler; adalet sahibi olması. “Davranışının temeli adalet ve sadakat olacak.” Yeşaya, 11/5.
OKTAR BABUNA: Tüm dünyada adaleti sağlaması; “doğudan adaleti harekete geçiren, hizmete koşan kim? Ulusları önüne katıyor. Krallara baş eğdiriyor” Yeşaya, 41/2.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku o kısmı. Mehdi’nin ne yapacağını anlayalım.
OKTAR BABUNA: “Doğudan adaleti harekete geçiren, hizmete koşan kim?”
ADNAN OKTAR: Doğu, Doğu neresi? İşte burası, Türkiye.
OKTAR BABUNA: “Ulusları önüne katıyor. Krallara baş eğdiriyor.”
ADNAN OKTAR: Hepsi baş eğecekler ama saygıdan ve sevgiden dolayı, muhabbetten dolayı. Evet, doğru.
OKTAR BABUNA: Dürüst ve doğru olması; “doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin” Mezmurlar, 45/7.
ADNAN OKTAR: “Dürüstlüğü sever”
OKTAR BABUNA: “Kötülükten nefret edersin”. Yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Devam et sen. Bitti mi? Bitince söyle bana.
OKTAR BABUNA: Son bir tane daha var; “şöyle yazılmıştır. Sen yani Mehdi (a.s.) belalarla sarsılmış olanları kurtaracaksın” maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Belalarla, ekonomik krizle, iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle, Darwinizm, materyalizmle, komünizmle, vahşi kapitalizmle ezilen insanları kurtaracak. Bunu Tevrat söylüyor, inşaAllah. Biz birer örnek verdik, değil mi? Çok fazla delil var. Yani bak her konuya çok fazla Tevrat’tan örnek var. Ama birer tane, vakit almamak için birer tane veriyorum örnek. Devam et.
ADNAN OKTAR: Bak elindeki değnekle değil, ağzının değneğiyle. Ne demek? Konuşarak. Sevgiyle, sözle, muhabbetle, aşkla, Allah aşkıyla. Tevrat’ın çok nefis bir izahı. Değil mi, “ağzının değneğiyle vuracak” diyor. Devam et.
OKTAR BABUNA: Tüm dünyayı Allah’a yöneltmesi; “tüm dünyayı Allah’a birlikte kulluk etmeleri için ıslah edecek”. Mehdi (a.s.). “Çünkü şöyle yazılmıştır. Bundan sonra uluslara kötülükten uzak bir konuşma dili vereceğim. Böylece hepsi O’na bir olarak kulluk etmek için Allah’a yönelecekler”.
ADNAN OKTAR: Güzel bir üsluba dönüşecekler değil mi? Fitneci, kavgacı üslubu kaldıracağım diyor Cenab-ı Allah inşaAllah Tevrat’ta. Evet.
OKTAR BABUNA: İnsanları ruhen arındırıp temizlemesi; “Onun geleceği güne kim dayanabilir. O belirince kim durabilir. Çünkü o, maden arıtıcının ateşi, çamaşırcının kül suyu gibi olacak. Gümüş eritip arıtan gibi davranacak. Arındırıp altın, gümüş temizler gibi temizleyecek”.
ADNAN OKTAR: Nasıl gümüşü potada eritirsin onun oksit, kirli olan kısmı üste çıkar, tertemiz gümüş altta kalır. İnsanları öyle arındıracak. Münafıkları ayıracak. Münafıklar ayrılacak, temiz, halis Müslümanlar kalacak, gümüş gibi, pırıl pırıl.
OKTAR BABUNA: Şiddet kullanmadan iman gücüyle başarı elde etmesi; “güçle, kuvvetle değil, ancak Benim ruhumla başaracaksın diyor böyle herşeye egemen Rab”.
ADNAN OKTAR: Güçle, kuvvetle değil, Mehdi’nin özelliği işte bu. “Uyuyan kişiyi uyandırmaz” diyor Peygamberimiz(s.a.v.). Kan da akıtmaz. “Damla kan akıtmaz” diyor değil mi? Tevrat ne diyor?
OKTAR BABUNA: Tevrat da “güçle, kuvvetle değil ancak Benim ruhumla başaracaksın”, maneviyatla.
ADNAN OKTAR: Tankla, topla değil.
OKTAR BABUNA: Güç ve iktidar sahibi olması; “güçlü bir kral yani Mehdi (a.s.) çıkaracağım. Soyunu ışık olarak sürdüreceğim” Mezmurlar, 132.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku.
OKTAR BABUNA: “Güçlü bir kral çıkaracağım. Soyunu ışık olarak sürdüreceğim”.
ADNAN OKTAR: Ondan sonra da Hz. İsa (a.s.) geliyor çünkü. Mehdi (a.s.)’den sonra. Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra Hz. İsa’dır dünyayı yönetecek olan. Onun vefatından sonra dünyada muazzam bir bozulma olacak.
Tuğba, bütün Ahir zaman alametleri çıktı. Senin haberin olmayabilir. Bak sana Oktar bir kısmını kısaca saysın.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bir kere, hatta görüntüsü olanlar da var, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Hayır, kısaca say sen. Ama böyle net, kısa derli toplu. En vurucu delille, en açık delillerle say.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Kabe’de kanlı bir baskın olacağı bildiriliyor. 1400 sene içerisinde bir kere oldu. Bu da 1 Muharrem 1979 yani Hicri 1400’ün ilk günü, Mehdi (a.s.)’nin çıkışının ilk günü Kabe’de kanlı baskın oldu.
ADNAN OKTAR: Bu hadis, Peygamberimiz(s.a.v.) bildiriyor, Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak.
OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak. Fırat’ın suyunun kesileceği bildiriliyor. 1975-76 yılında Keban Barajı ile Fırat’ın suyu tarihte ilk defa olarak kesildi hakikaten inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onu iyi vurgula. Biraz şerh et, açıkla.
OKTAR BABUNA: Keban Barajı yapıldıktan sonra Fırat’ın akışı durduruldu, su kesilmiş oldu ve ilk defa oldu. Tarihte ilk defa olarak gerçekleşiyor.
ADNAN OKTAR: Hadiste ne diyor?
OKTAR BABUNA: Hadiste de Fırat’ın suyunun kesileceği bildiriliyor ve altından bir dağ çıkar diyor. Ayrıca Hz. Ali de ışık ve ateş çıkacağını bildiriyor bunun üzerine. Hakikaten bu elektrik enerjisi elde edilerek dedikleri olduğu gibi gerçekleşti Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Altından bir dağ, yani para getiren elektrik çıktı. O zamanın para birimi altın. Şimdiki ne, para. Elektrik devlete, millete muazzam gelir getirmiş oldu. Ve sulama da, arazinin sulanması da inşaAllah. Başka?
OKTAR BABUNA: İnsanları uykusundan uyandıran, ayaktakini oturtan, oturanı ayağa kaldıran büyük bir olayın olacağı bildiriliyor. Doğuda sönük olarak bulunan bir ateşin, bir kuyuda”.
ADNAN OKTAR: Petrol bu.
OKTAR BABUNA: Evet petrol bu.
ADNAN OKTAR: Berehut denilen vadide yerin altında diyor. Bunun uyuyanları uyandıracağı, cana ve mala zarar vereceği ve büyük kızıl bir parlamanın meydana geleceği bildiriliyor. 1979 yılında Mehdi (a.s.)’nin bu İstanbul’a geliş alametidir. Büyük bir patlama oldu. Independenta isimli dünyanın en büyük tankerlerinden birisi, doğudan getirdiği petrol içinde yanarak hakikaten aynı hadiste bildirildiği gibi büyük bir parlama oldu. Patlama oldu, bütün uyuyanları uyandıran. Can ve mal kaybına da sebep oldu hadiste bildirildiği gibi bu gerçekleşti inşaAllah. Afganistan’ın işgal edileceği bildiriliyor. “Yazık oldu Talikan’a” diyor. 1986 yılında Afganistan hadislerde bildirildiği şekilde işgal edildi. Ramazan Ayı’nda ay ve güneş tutulacak diyor, iki sene üst üste. Bu da ilk defa olarak bu hadis söylendiğinden beri Peygamberimiz tarafından 1981 ve 82 yıllarında Ramazan Ayı’nda 15’er gün arayla ay ve güneş tutuldu 81 ve 82 yıllarında tam hadislerde bildirildiği gibi.
ADNAN OKTAR: Mesela bak çok acayiptir bu. 15 gün arayla ay ve güneş tutulması tam hadiste bildirildiği gibi olması çok acayip. Burada bir matematik düzgünlük var. Devam et.
OKTAR BABUNA: İlk defa oluyor. İran-Irak Savaşı olacağı bildiriliyor. Hakikaten 1980 yılında İran ve Irak arasında büyük bir savaş meydana geldi hatırlarsanız. Bu da gerçekleşti. Azerbaycan’ın işgal edileceği bildiriliyor, 1990 yılında Azerbaycan işgal edildi. Binalarda ve zinalarda artış olur diyor. Hakikaten binalar tarihte hiç olmadığı biçimde gökdelenler biliyorsunuz yapıldı. Bu dönemde oldu. Doğal afetlerde artış olacağı bildiriliyor, depremlerde özellikle. 90’lı yıllarda, 2000’li yıllarda tarihte hiç olmadığı şekilde depremlerde, fırtınalarda, sellerde artış meydana geldi. Kuyruklu yıldız çıkacak diyor. 1986 yılında Halley kuyruklu yıldızı geçti biliyorsunuz dünyamızdan. Ayrıca İmam Rabbani tarafından naklediliyor bu hadiste; çift kuyruklu, normalde bütün kuyruklu yıldızların tek bir kuyruğu olur, çift kuyruklu yıldızda boynuz şeklinde diyor, şöyle bir açıyla olacağı, normalden daha parlak olacağı bildiriliyor. Bütün gök cisimlerinin aksine doğudan batıya hareket edeceği bildiriliyor. Bütün gök cisimleri batıdan doğuya hareket ediyor. Lulin kuyruklu yıldızı 2009 yılında çıktı hakikaten. Çift uçlu, altı kez daha parlak normalden, bütün gök cisimlerinin aksine doğudan batıya doğru hareket ediyor. Ayrıca Lulin kuyruklu yıldızı, bu kuyruklu yıldızın çıkacağı dönemde, o döneme kadar kuraklık olacağı, bu yıldız çıktıktan sonra da insanların çok fazla yağmurdan şikayet edeceği bildiriliyor. Tam dedikleri gibi oldu hakikaten. Birkaç sene süre biliyorsunuz, hatta global ısınma diye isim takmışlardı, kuraklık oldu. Lulin kuyruklu yıldızı çıktıktan sonra 2009 yılında da yağmurlar olağanüstü yağmaya başladı. Hatta şu an barajlar doldu. İnsanları şikayet ettirecek şekilde seller ve barajların kapakları açılmak durumunda kaldı, civar bölgelere hatta uyarı getirildi. Tam bu da söylenildiği gibi gerçekleşti inşaAllah. Allah’ın alenen inkar edileceği bir dönem olacağı bildiriliyor. Kan döküleceği bir döenm. Hakikaten materyalizm, Darwinizm ve ateizm felsefelerinin tarihte hiç olmadığı gibi bütün dünyayı kapladığı bir dönemdi bu dönem inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Devam et, kısa kısa anlat.
OKTAR BABUNA: Irak’ın işgali, Bağdat’ın alevler içinde kalacağı bildiriliyor. Hakikaten Irak işgal edildiğinde Amerika tarafından Bağdat alevler içerisinde kaldı. Bütün dünya televizyonları bunu naklen yayınladı. Irak’ın üçe bölüneceği bildiriliyor. Irak üçe bölündü. Irak’ın para biriminin değişeceği bildiriliyor. Bu da oldu. Çölde bir ordu kaybolacak diyor hadislerle bağlantılı olarak. Hakikaten Irak ordusu hiç savaşmadan yok oldu. Çöl biliyorsunuz, Irak’ın büyük bir kısmı çöldür. Yok oldu ordu, tam hadislerde bildirildiği şekilde.
ADNAN OKTAR: Yorulduysan.
OKTAR BABUNA: Estagfurullah Hocam yorulmadım.
ADNAN OKTAR: Aklına gelen başka var mı?
OKTAR BABUNA: Var Hocam şimdi toparlarım inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tuba bu kadar alametin oluşmasına ne diyorsun?
SUNUCU2: Hocam, az bir zamanımız kalmış o zaman diye düşünüyorum. Ecüc ve Mecüc...
ADNAN OKTAR: Yecüc ve Mecüc.
SUNUCU2: Yecüc Mecüc pardon Hocam.
OKTAR BABUNA: Tozlu dumanlı bir fitne Hocam inşaAllah. 11 Eylül olaylarında hakikaten her yeri toz ve dumanın kapladığı, ve onu diğer fitneler takip eder diyor. Tam bu şekilde oldu. 11 Eylül olaylarında böyle büyük patlamalar toz duman yayıldı bütün şehri kapladı. Onun arkasından Afganistan’ın işgali geldi, pardon özür dilerim onun arkasından Irak’ın işgali geldi ve büyük savaşlar meydana geldi.
ADNAN OKTAR: Tam hadise uygun değil mi?
OKTAR BABUNA: Tam hadise uygun Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Ebru sen bize birşeyler anlat.
SUNUCU 1: Hocam sorularımız var isterseniz.
ADNAN OKTAR: Tamam soru sor hadi bakayım. Ama Oktar’a sor.
SUNUCU 1: Peki, “değerli Hocam, Allah hayırlı akşamlar nasip etsin. Sizin vesilenizle evrime inanan kimse kalmadı. Hatta Hocam filmlere bile konu oldu mesela, AROG filminde Cem Yılmaz evrime inanmadığını belirtecek şekilde konuşmuştu. Hocam, acaba Cem Yılmaz sizin kitaplarınızdan etkilenmiş olabilir mi? Bildiğim kadarı ile din ile ilgili espri yapılmayacağına dair konuşmaları da vardı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” Erden Tunç İstanbul’dan soruyor.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam sen cevapla.
OKTAR BABUNA: Çok net, açık bir şey sizin kitabınızı almayan, kitabınızın ulaşmadığı toplumlardaki tanınmış sanatçılar, bilim adamları, önde gelenler, politikacılar dünya çapında kalmadı. Yani tabii çok büyük vesile oldu buna, çünkü bu yaygın ve yanlış bir anlayıştı inşaAllah. Hocamızın vesile ile de değişiyor inşaAllah. Hala bunu tatbik etmeye çalışan birkaç kişi kaldı ama Allah’ın izni ile dünya çapında dine karşı saygı, Allah’a karşı saygı, evrimin olmadığı zaten çok açık. Hocamızın vesilesi ile evrim yerle bir oldu. Başkası yok zaten inşaAllah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim balıklarıma ne diyorsun abisi.
OKTAR BABUNA: Hocam, hemen geçti oraya zaten köşesine, dinliyor sizi maşaAllah. Bu da Allah’ın bir mucizesi maşaAllah. Siz yokken kesinlikle hiçbir şekilde oraya uğramıyor bile, dört dönüyorlar.
ADNAN OKTAR: Bak oradaki ekip çok rahatlar onlar geziyorlar. Bunlar ağabeylerini seviyorlar. MaşaAllah.
Tuba ne diyorsun Oktar’ın anlattıklarına sen genel olarak? Şu ahir zaman alametleri ile ilgili, bu konuları izleyen inceleyen bir insansın.
SUNUCU2: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Biraz daha detaylandırmanı isterdim. Yecüc Mecüc’ü mü merak ettin sen?
SUNUCU2: Evet.
ADNAN OKTAR: Nedir Oktar anlat Yecüc Mecüc?
OKTAR BABUNA: Yecüc Mecüc Hocam, bu 1. Dünya ve 2. Dünya Savaşları’na işaret eden bir özellik özellikle. Çünkü her bir tepeden akın ederler diye bildiriliyor. Hakikaten Alman orduları o dönemde hatırlarsanız, İtalyan orduları ve diğer ordular böyle akın akın şehirleri yok edecek şekilde bir saldırıya geçmişlerdi. Bu gerçekleşti. Ayrıca bunun dışında Üstad’ın Said Nursi’nin izahlarından da ileride böyle çıkabilecek ve diyor “enselerine giren bir kurt” diyor onları yok eder diye bir izah vardı Hocam. Bu da ileride gerçekleşecek bir olaya bakıyor olabilir inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet Yecüc Mecüc’ün ayrı bir zuhuru inşaAllah. Ama şimdi 1. Dünya Harbi , 2. Dünya Harbi’ni sen ilk defa dinleyenlerin daha iyi anlayacağı şekilde bana bir şerh et, güzel anlat.
OKTAR BABUNA: Büyük bir saldırı olmuştu yani dünya çapında biliyorsunuz. 1. ve 2. Dünya Savaşları’nda, 350 milyon insanın katledildiği böyle, akın akın geldikleri hakikaten hatırlarsanız tanklarla, böyle tepelerin üzerlerinden, dağlık bölgelerden şehirlere girerek yerle bir etmişlerdi uçakların akınları ile. Bu bakımdan çok mutabık Yecüc ve Mecüc ile inşaAllah. Ve Allah’sız dinsiz insanlardı bunu yapanlar. Biliyorsunuz faşizm, komünizm dönemleriydi inşaAllah. Onun neticesinde olmuştu Dünya Savaşları da. Dünyayı kaplayan bir felaket olarak ve çok mutabık bu bakımından 1. ve 2. Dünya Savaşları’yla inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar başka bir şey anlatmaya niyetin yok herhalde.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah var Hocam. Çok güzel bebek resimleri var gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet. Fosil gösteriyordun ne oldu onlar, bitti mi fosiller?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Fosil önemli göster işte.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Hemen hazırlıyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bebekler, acayip yakışıklıymış bu kerata.
OKTAR BABUNA: Hangisini göstereyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Şimdi zor bir tercih ama fosilleri göstersen daha iyi olur herhalde. Çünkü inanmayanlar var. İnanmayanlara faydası olacaktır. Allah’a inanmalarına vesile olacaktır inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Elhamdülillah, inşaAllah Hocam. 25 milyon yıllık kanatlı karınca bakın amber içerisinde bütün detayları korunmuş. Amberlerin özelliği bu, çam reçinesi bakın bugünkü halini görüyoruz, milimetrik olarak aynı. 125 milyon yıllık kaplumbağa fosilini görüyoruz. Bakın baş kısmı, sırtındaki kabukları ile. Günümüzdeki hali, hiç değişikliğe uğramamış. Yani bu şunu gösteriyor evrim filan olmamış. 125 milyon yıl çünkü kısa bir süre değil. 25 milyon yıllık kanatlı termit, gördük. Günümüzdeki halini görüyoruz, aynı. Yabani köpek kafatası 48 milyon yıllık, bakın bütün dişleri, özellikleri yakın plan çekimde görüyoruz, çok net olarak korunmuş, kemik yapısı, kafa tasının şekli günümüzdeki ile aynı. 206 milyon yıllık güve günümüzdeki halini görüyoruz. Fosili ile hiçbir değişikliğe uğramamış. Bakın kumbalığı 54 ile 37 milyon yıllık bütün kılçıkları, omurgası, yüzgeçleri, baş kısmı, solungaç kısmı gözüküyor bakın bütün detayları günümüzdeki hali hiç değişikliğe uğramamış. Günümüzde yaşayan yabani köpeği gördük. Bir tür incir yaprağı, 65 milyon yıllık bakın bütün detayları gözüküyor; damarları, şekli ile hiç değişikliğe uğramamış yani hiç evrim olmamış. Birden bire olduğu gibi yaratılmış. 12 milyon yıllık kuş tüyü, bugünkü, günümüzdeki ile tıpatıp aynısı. Hiç değişikliğe uğramamış. Yani hiç evrimleşmemiş. 165 milyon yıllık arokarya kozalağı dilimi, bakın yakın plan çekimini görüyoruz. Günümüzdeki hali ile hiçbir fark yok. Evet yusufçuk 150 milyon yıllık. Çift kanat yapısı, bakın gövdesi, baş kısmı çok net gözüküyor. Bakın günümüzdeki hali çift kanat yapısı yine baş kısmı, gövdesi hiç değişikliğe uğramamış. Balık, çamur balığı 50 milyon yıllık bütün detayları gözüküyor bakın gördüğünüz gibi omurgası, kılçıkları, yüzgeçleri. Yakın plan çekimini görüyoruz şu anda fosilin. Evet hiç değişikliğe uğramamış günümüzdeki hali her şeyi ile aynı. Çayır sivrisineği 128 milyon yıllık bakın kanatlarını görüyoruz gövdesini görüyoruz. Bu da oldukça detaylı gözüküyor kanatları, gövdesi, antenleri aynıyla mevcut. Sarı kuyruk balığı 48 milyon yıllık; bakın yakın plan çekiminde yine balığın detaylarını görüyoruz. Omurgası, kılçıkları, yüzgeçleri ve şekli günümüzdeki sarı kuyruklu balığı ile arasında hiçbir fark yok. Yani hiç evrim geçirmemiş. Deniz yıldızı görüyoruz. 490 milyon yıllık, çok çok eski. Bakın fosilin yakın plan çekimi. Deniz yıldızı, günümüzdeki ile tıpa tıp aynısı, en ufak bir değişiklik yok. Yani başka her hangi bir şeye, kesinlikle dönüşmemiş, evrimin iddia ettiği gibi. 50 milyon yıllık ringa balıkları, birden fazla, bakın görüyorsunuz. Kılçıkları, yüzgeçleri çok net belli. Bunlar tabii taşlaşmış hali fosiller. Ringa balıklarının günümüzdeki hali, aynısı, hiçbir fark yok. Bakın, 58 milyon yıllık yaban domuzu kafatası. Dişlerini görüyoruz, kafatasının şekline dikkat edelim şimdi. Yakın plan çekimi, iyice belirgin. Bakın görüyorsunuz, günümüzdeki hali ile hiçbir değişikliğe uğramamış. 95 milyon yıllık yılan balığı.
SUNUCU: Kısa bir aramız var izninizle. Tekrar birlikte olacağız.
OKTAR BABUNA: Evet, kısa bir aradan sonra yine birlikteyiz. Hocam nasıl devam edelim?
ADNAN OKTAR: Ben bilmiş adamlardan acayip rahatsız oluyorum. Böyle işte, yani profesyonel. Yani doğal insan çok güzel. Çok samimi, içinden geldiği gibi konuşan değil mi? Candan, sevgisi doğal, her şeyi doğal olması lazım bir insanın. İşte ben falanca yerde diksiyon kursu aldım, bilmem ne falan, hipnotize oluyorum o laflardan, o sözlerden. Ben ne yapayım diksiyonu, miksiyonu falan? Yani ne alakası var, ne yapacağım ben diksiyonu? Samimiyet çok önemli. Mesela ben, haberlerde de çıksa bir insan, mesela bir Anadolu insanı, sıcak samimi bir üslup ile haberleri anlatsa, ben daha can kulağı ile dinlerim. Yani niye o kadar mekanik ve o kadar düzgün, milimi milimine olması gerekiyor. Şarkı söyleyen bile, ben mesela eğitim alan, mesela nota üzerine şarkı söyleyen birisini dinlemek istemem ben. Doğal olacak yani. Halktan birisi söyleyecek böyle değil mi? İnşaAllah o zaman çok güzel olur inşaAllah. Senin de en büyük avantajın, efendiliğin.
SUNUCU 2: Günümüzde, dediğiniz tür şeylere çok bakılmıyor bana kalırsa. Ama hani sizin gibi insanlar böyle benimseyince, insanın hoşuna gidiyor. Hani bir şekilde karşısına çıkıyor, en azından bu şekilde doğal olmanın, yapay olmamanın önemini anlıyoruz. Bu da beni mutlu etti, çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çünkü gözdeki ifade çok önemli. Mesela baktım gözüne, son derece saygılı, çok efendi ve mutmain bir ifade var. Mesela bir kısmı, deli olduğundan kendinin de haberi yok, deli olduğunu fark ettiğimden de haberi yok, etrafından fark edileceğinden de haberi yok, uçuyor. Yani kendi aleminde. Akıl almaz bilmiş böyle, üst perdeden. Yani akıllı bir insan bir kere kendisini dışarıdan seyreder. Yani dışarıdan nasıl göründüğünü, kendini görür. Dışarıdan nasıl göründüğünden haberi yok. Ve bu tiplerin hiç burnu beladan eksik kalmaz. Yani hep, mesela bak senin gibi efendi insanların, Allah hep işlerini rast getirir. Yani imtihan olmaz değil, imtihan olursun, zorluklarla karşılaşırsın ama değer verilen bir insan olursun, saygı görürsün. Değer verilmesi çok önemli, mesela ben sana baktım, değer verdim. Yani çok değerli gördüm, yani saygı duydum. Ben değer vermekten ve saygı duymaktan çok zevk alıyorum. Değer veremediğimde, o bana et kemik gibi geliyor, yani bir acayip bir şey geliyor ve doğal olamıyorum öyle bir insanın yanında, yani tabii davranamıyorum. Yani bir an önce uzaklaşmam gerekiyor gibi bir his geliyor içime. Yani zorlanıyorum yanında durmaya. Ama mesela sen çok hoş böyle, tam Anadolu’daki temiz kız kardeşlerimizin ruhu var üzerinde. Tam Anadolu ruhu var böyle, tertemiz böyle, efendi böyle, delikanlı kız ruhu var. O da senin süsün. Onun için de ben diyorum, sen şimdi durduk yere böyle olmamışsındır. Annenin, babanın çok büyük emeği olmuştur. Onları tebrik ediyorum, her ikisini de. Ellerine sağlık, Allah razı olsun. Tabii, özen göstermeseler öyle olmaz.
SUNUCU 2: Değil mi, her şey aileden başlıyor. İlk başta aile.
ADNAN OKTAR: Tabii, özen. Özellikle anneler. O mübarek anneler. Ondan sonra, baba da çok önemlidir ama, anne çok hayatidir. Yani onun üslubu, ruhu, yakınlığı çok hayatidir. Yani yüzde 70 anne diyebilirim.
SUNUCU 2: Anne, inanmayı aşılıyor. Baba, başka şeyleri aşılıyor. Ben babamdan daha çok yalan söylememeyi, annnemden ise inançlı olmayı, hani sabırlı olmayı öğrendim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Allah, güzel bir vatan evladı meydana gelmesine vesile etmiş onları, ne güzel. İnsanların birbirini sevmesi, mesela diyor ki, yahu diyorlar, iltifata niye vakit ayırıyorsun? Kardeşim ben sizin gibi küt ruhlu değilim. Sizin gibi sevgisiz değilim. Odun kafalı değilim. Ben sevgi dolu bir insanım. Güzel bir şey gördüğümde, hoşuma gidiyor. Onu takdir etmek, Allah’a hamd etmek istiyorum. Yani buz gibi, nasıl olur? Mesela güzel bir kedi görüyor, boş boş bakıyor. Ayağı ile tekme vuruyor yahut hayvana. Mesela güzel bir çiçek görüyor, basıp geçiyor üzerinden. Güzel bir insan varsa, sen nasıl ona iltifat etmezsin, saygı duymazsın, ona değer verdiğini göstermezsin? Çünkü o, emek emek bir güzellik meydana getirmiş. İnsan takdir edilmek ister. Beğenilmek ister. Yani niçin bir insan güzel ahlaklıdır? Başkasına güzel ahlak niçin gösterir? Mutlu olsun diye. Allah rızası için yaparsın ama, karşısındakini mutlu etmek için yapmıyor musun onu aynı zamanda Allah rızası için. Dürüstlük mutluluk verir. Yalan söylememek mutluluk verir. İyi niyet mutluluk verir. Yardımseverlik mutluluk verir. Koruyup kollamak mutluluk verir ve karşıda bir sevgi meydana getirir insanda. Bunu bir insan söylemezse, egoisttir, bencildir. Güzel olan bir şeyin söylenmesi lazım. Mesela bakıyor, benim hayran olduğum bir insan oluyor, çıkıyorum diyorum, ne kadar muhteşem bir insan. “Bırak ya falan” diyor. Ne kadar korkunç ruhları var yahu. Ne korkunç, yani kabus gibi insanlar. Akla hayale gelmedik kusurlar buluyorlar. Ama akla hayale gelmedik. Mesela benim mükemmel bulduğum bir insanı, bambaşka tarif etmeye kalkıyor. İblis, ruhunun içini kaplamış böyle, adam şeytana dönüşmüş. Her şeyi ters görüyor. Halbuki her şeye güzel gözle bakıp güzel değerlendirmek lazım. Bir de, dinin bir amacı da insanları sevmektir. Yani insanı sevmeyen adam, Müslüman değildir zaten. Yani pratik Müslümanlık uygulanmıyorsa biz neyi anlatıyoruz o zaman? Sevgi yoksa, iltifat yoksa, gönül almak yoksa, koruyup-kollama yoksa, merhamet yoksa, neyi anlatıyoruz, değil mi? Onun için, onların Müslümanlığını, anlayışını değiştireceğiz. Kuran’a göre yeniden tanzim edecekler. Yeniden Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bakış açısına göre, onun şefkat anlayışına göre değiştirecekler. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.), kucağında sarman kedisi uyuyor, kıyamıyor kediye, makas getirttiriyor, eteğini kesiyor, kedi orada kalıyor, uyuyor. Acıyor hayvana. Mesela bak, sevginin şiddetine bak, değil mi? Başkası olsa, itekler atar. Kıyamıyor hayvana. Şiddetli bir sevgisi var. Yani sevgiyi olmadan, sevginin nutkunu atıp, sevgiyi pratikte yaşamayan adam, benim için geçerli değildir. Pratikte de yaşaması lazım. Onu ruhunda yaşayacak o coşkuyu. Ben deli aşığım. Allah’a aşığım. Allah’ın yarattığı her şeyi çok seviyorum ve bana hayat veriyor. O sevgi ile ben coşuyorum. Yoksa dünya kabusa döner, Cehennem’e döner. Allah bunca güzellik yaratacak, ama bu beni ilgilendirmeyecek. Bu kafa mı yahu? Tabii ki beni ilgilendiriyor. Tabii ki ben onlardan çok zevk alıyorum ve alacağım. İnşaAllah. Ses tonun da ayrıca çok güzel, MaşaAllah. Ama efendiliğin, hepsinin üzerinde. Efendiliği, Allah iyi kullarına bir nimet olarak süs olarak verir, gizli bir süstür. İyi insanlar iyi insanlardan zevk alır, mutlu olur. Pis adamlar pis adamlardan zevk alır. İyi insanlar iyi insanlardan. Allah’ın özel bir nimeti, tarif edemezsin onu. Mesela ona değer vermekten çok zevk alır. Değer verir aman ona bir laf gelmesin der. Aman onun haysiyetine bir laf gelmesin, şerefine, namusuna bir laf gelmesin, kimse ona zarar vermesin, sağlığına bir şey gelmesin. Çünkü değer veriyor. Değer verdiğinde insan, onun daha yücelmesini ister. Mesela daha zengin, daha güzel olmasını ister. Daha iyi giyinmesini, daha güzel yemek yemesini daha mutlu ortamda yaşamasını ister. Sevginin gereği budur. Ama hasut ne yapar? Güzelliği gitsin ister. Mesela, daha kötü şartlarda yaşamasını ister. Daha ters laflar duymasını ister. Pratik şeytani uygulamalar vardır, pratik Rahmani uygulamalar vardır. Bunları hayatta ben görüyorum. Ben pratik Rahmani uygulamalar yaparım. Sevgiyi yaşarım ben. Onlar da pratik şeytani uygulamalarını yapıyorlar. Bir mücadeledir gidiyor.
Ne diyorsun dediklerime?
SUNUCU: Yani bunun başı zaten şükretmek. İlk önce kendine bakıp, kendi haline şükretmekten geliyor bence. Bunu görmeyen buna bakmayan bir insan hiçbir şeyden memnun kalmıyor. Kendinden memnun kalmıyor, karşısındakinden de kalmıyor. Bu yüzden karşısındakini de beğenmeyecektir zaten, iltifat etmeyecektir. Bu oradan gelen bir şey bence.
ADNAN OKTAR: Kardeşim hasetlik, şeytanlık ruhlarını yakıyor. Mesela, internete bakıyorum. Her yere ben bakıyorum yani. Yani mesela kadınlara karşı şefkat çok nadir görüyorum. Koruyup kollama çok nadir görüyorum. Mesela bir kız resmini koyuyor. Yorum koymuşlar, hep aşağılayıcı. Mesela onu koruyan kollayan, ona şefkat duyan, onun iyi olmasını isteyen bir üslup olması lazım. Var iyi, nadir de görüyorum ama genelde bu çok nadir. Trafikte de öyle, kadınlara karşı çok acımasız bir üslup görüyorum bir kısım insanlarda sert tavır görüyorum. Araba kullanmalarında bazen heyecanlanıyor hanımlar, onu ezmeye çalışan, onu köşeye sıkıştırmaya çalışan bir üslup görüyorum. Mesela bu da çok büyük bir zulüm. Mağazalarda o çocuklar çalışıyorlar ayakta, ben çok acıyorum o tezgâhta çalışan kızlara. Her gördüğümde hepsine soruyorum ‘’yorulmuyor musunuz ayakta?’’ Ya kardeşim 8 saat bir genç kız ayakta nasıl durur? Bir de şu kadarcık bir yer alanları. En büyük mutlulukları kapının önüne gelip orada birkaç kelime ediyorlar, dışarı çıkıyorlar. Yine geliyorlar aynı yer. Orada onlara çok anlayış göstermek lazım. Gelen insanlar da ya tersliyorlar ya mahcup edecek bir şey söylüyorlar ya onların canını yakıyorlar. Akşama kadar onlar yüzlerce insanla karşılaşıyor. Hâlbuki her insan onlara sevgi ve şefkat göstermesi lazım. Koruyup, kollayıcı bir üslup kullanması lazım. İnsan betondan bir varlık değil ki insanın şefkate ihtiyacı var. Sevgiye, saygıya ihtiyacı var. Devamlı kavga, devamlı laf sokma, devamlı terslik. İnsan bünyesi bunu kaldırmaz.
SUNUCU: Keşke dediğiniz gibi olsa, yani insanlar bu şekilde bakabilse bir çok kişiyi kazanırdık bence. Ben mesela şu an bir kitap okuyorum. Kitapta bir öğretmen var ve inançlı bir öğretmen. Öğrencisi var, ateist. İçinde bulunduğu toplumun dışlamaya çalıştığı, inkârcı, asi bir öğrenci. Şu an kitabın daha ortalarındayım, zaten bir olaylar yaşanacak ama şu kısmı çok önemli; öğretmen öğrencisini kazanmaya çalışıyor. O inanmasa bile mutlaka insanın bir kapısı açıktır diyor. Hani bütün kapıları kapalı olamaz diyor. Kötü konuşsa bile onu iyiye çevirecek birçok cümle kullanıyor. Bu insanlarda kalmış değil şu anda, kimseyi kazanamıyoruz. Hep insan kaybediyoruz, bu kimse için önemli değil şu anda bana göre. Keşke dediğiniz gibi olsa. Burada diyoruz inşaAllah, inşaAllah olacak.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bak, o senin dediğin çok önemli. İnsan kaybetme üzerine kurulmuş sistem. Mesela bir siyasetçi ufacık bir hata yapıyor, hemen ‘’atın partiden’’. İnsan bu ağzından bir laf kaçıyor, bir söz, bir kelime. Adamın hayatı kararıyor. Dilin kemiği yok, adam boş bulunup insan bir laf söyleyebilir. Adamın nasıl bütün istikbalini yakıyorsunuz siz, hayatını yakıyorsunuz yani? Kaç tane öyle siyasetçi bilirim. Mesela, yahut bir sunucu oluyor. Boş bulunuyor bir söz söylüyor. Adamı mahvediyorlar, olamaz mı yani? Adamın dikkati dağınıktır, yorgundur, uykusuzdur, dili sürçer kaçar ağzından. Ne var bunda bu kadar büyütecek? Çok acımasızlar. Birçok insan çok acımasız hâlbuki insan affedici, bir de onu oradan çıkarıcı bir üslup içerisinde olmazı lazım. Yardım edip, onu kurtaran bir üslup içerisinde olması lazım. Mesela bir şeyde hata yapıyor, iyice ezip, onu deşifre edip, mahcup edinceye kadar üzerine gidiyorlar. Bu da hiç insani bir tavır değil. Ama bundan sonra, bu yıllardan sonra göreceksiniz, maneviyatta ve ruhaniyette insanlarda olağanüstü gelişme olacak. Zaten eğer dikkatlice takip ediliyorsa, ediyorsanız toplumdaki bunun yansımalarını açıkça görürsünüz. Bu siyasete de yansıdı, bilime de yansıdı, medyaya da yansıdı, her yere yansıdı ve gittikçe tozu ve gücü artıyor. Ve gittikçe de artacaktır.
Oktar Hocam bana neler anlatmak istiyorsun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Şöyle bir haber var Hocam; “Latin Amerika’ da İslam Devrimi” diye inşaAllah. “İslam, Müslüman olanların sayısının her geçen gün arttığı Latin Amerika’da büyük bir hızla yayılıyor. Peki, Latin Amerika’da İslam’a olan ilginin nedeni ne?” diyor. “İslam’a olan ilgi dünyanın dört bir yanında hızlı bir şekilde artıyor. Ünlü bir futbolcunun, sanatçının, siyasetçinin daha Müslüman olduğuna dair haberler okuyoruz’’ diyor Hocam inşaAllah. “İslam’ın son yıllarda en fazla yayılma alanı bulduğu bölge ise şüphesiz Latin Amerika, güney Amerika kıtası. Vicdan sahibi, devrimci, maceraperest, ezilmiş insanların kıtası olarak bilinen Latin Amerika’da İslam artık büyük bir güç haline geliyor’’ demiş Hocam maşaAllah. “Bu nedenlerden ilki; Latin Amerikalılar İslam’ı yeryüzünde hâkim olan adaletsiz düzene karşı bir çıkış yolu olarak gördükleri için Müslüman oluyorlar. Diğer bir nedeni ise; Birçok Latin Amerikalı yaptıkları araştırmalar sonucu, köklerinin Araplara, Endülüs Emevi Devleti’ne dayandığını fark etmişler Hocam, inşaAllah. Hızla yayılıyormuş maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Latin Amerika’da İslam Devrimi”, bu çok büyük bir olay.
OKTAR BABUNA: Hakikaten orası hep ezilen, sosyalist, fakir bırakılmış insanların olduğu yerdi. İslamiyet hızla yayılıyormuş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Latin Amerika’da İslam yayıldı mı zaten konu bitti demektir. Orası kilit bir yerdir tabii, inşaAllah. Peki, Avrupa’ da yayılıyor mu?
OKTAR BABUNA: Yayılıyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne kadar hızla? Fransa’da?
OKTAR BABUNA: Çok hızlı yayılıyor Hocam maşaAllah. Bugün de hep haberler çıkıyor. Fransa’yı da siz bayağı bir salladınız şöyle maşaAllah. Rusya’da yayılıyor, Amerika’da yayılıyor, Uzak Doğu’da aynı şekilde inşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Merak ettiğin bir şeyi sor. Herhangi bir şey, istersen düşün biraz sonra da cevap verebilirsin.
SUNUCU: Olur, tamam.
ADNAN OKTAR: Tamam, peki. Ama sınır yok, inşaAllah. Bundan sonra bu hanım kızları böyle, hanım bacılarımızı, ekip olsunlar böyle kalabalık. Onlar serbest soru sorsun akıllarına ne geliyorsa o anda.
ADNAN OKTAR: Hatta onlara cep telefonlarıyla arkadaşları da telefonla soru sorabilirler. Mesela; “şunu sorsun, bunu sorsun” diye o şekilde de yapabiliriz, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, alakasız olacak ama aklımda var mesela. Mesela rüyamızda bir ölüyü görebiliyoruz. Bu konu ile ilgili sorabilir miyim? Bu gerçek mi, değil mi? Gerçekten o ruh mu geliyor o sırada?
ADNAN OKTAR: Ölü, ona karşı sevgimizi hatırlatmak, ona karşı içimizde olan muhabbeti yeniden bize yaşatmak, ona dua etmemizi sağlamak değil mi, gıyabında da dua edebiliriz. Ve ölümü düşünmemiz. Çünkü çok heyecan verici bir şeydir. Ama tabii bazı insanlar genellikle sevdikleri öldüğünde, ölen kişi sürekli gelir rüyasında “ben ölmedim” der. Canlı olduğunu söyler. O, ona çok sevgisindendir. O doğru, hakikaten ölmüyor çünkü canlı. Fakat Cennette. Cenneti de zannediyor ki insanlar, trilyonlarca kilometre ötede. Cennet ile o rüyayı gören insan, iç içeler mekan olmadığı için. Yani sevdiğiyle burun burunalar adeta. Fakat göremiyor o anda. İnsanlar hep Cenneti en az 100 trilyon kilometre ötede zannederler. Öyle değil. Cennet insanlara yapışıktır. İçiçedir Cennetle insanlar. Cehennem ile de iç içedirler. Allah müminlere Cenneti, kafirlere de Cehennemi gösterir. Dolayısıyla sevdikleriyle iç içedir. Yani sevdiklerini mesela mezarda zannederler. Sevdikleri mezarda değildir, onlara yapışıktır. Aynı zaman boyutunda ve mekan boyutunda oldukları için. Yani boyut vardır. Bakın mekanın olmadığı bir yerde adam nasıl uzakta olsun? Mekan yok ki uzakta olsun. Değil mi? Biz gölge varlığız. Dolayısıyla sevdiklerimizle biz iç içe yaşıyoruz şu an. Sadece göremiyoruz. Perde kalktığında anında görürüz. Rüyada Allah Cennette nasıl canlılık olacak, mesela diyor ki “nasıl ölü canlanır?” Bak beyninde nasıl canlandırıyor. O görüntü biraz daha net olmuş olsa üç boyutlu olacak, zaten canlı olacak adam. Çünkü zaten ölen insanla gidip tokalaşıyor, konuşuyor, birlikte yemek yiyor, cildinin sıcaklığını hissediyor, değil mi kokusunu da hissediyor. Mesela parfümünü hissediyor. Sohbet ediyor, “ben ölmedim” diyor, yemek yiyorlar. Adam diyor ki “ölümden sonra hayat nasıl oluyor?” İşte böyle oluyor. Bunun daha neti. Peki adam ne kadar uzakta ondan? Adam ondan uzakta değil. Rüyasında gördüğüne göre adam ona yapışık, içinde. Demek ki mekan yok. Değil mi? Yani var ama bizim anladığımız anlamda mekan yok. Allah’ın kendisi zamansız ve mekansızdır. Biz gölge varlığız. Bize gölge mekan yaratıyor Allah, gölge varlık olarak mekan yaratıyor. Dolayısıyla orada birçok hikmetlerden birkaç tanesini bu şekilde düşünebiliriz inşaAllah.
SUNUCU: Yani halk arasında söylenir, rüyamda gördüm işte rahmetli babamı benden bunu istiyordu, şunu istiyordu. Bunlar yapılmalı mı peki uygulanmalı mı, gerçekten ölünün bir arzusu mu?
ADNAN OKTAR: Ama mesela bazen diyor ki mesela git diyor falanca yerden bana 20 kilo toprak getir diyor. Bu şeytani belli. Ama mesela bana bir Fatiha okuttur diyor, bana bir Kuran hatim ettir diyor veyahut benim için Allah rızası için bir kurban kes diyor. Bunlar yapılır. Yani bunlar güzel. Ama her rüyada Rahmani olmaz. Şeytani de olur. Yani ona da dikkat etmek lazım.
SUNUCU: Bunu şöyle anladığımızı duydum ben o da doğru mu bilmiyorum. Eğer karşındaki ruh konuşmuyorsa, işte ayak kısmı hiç görünmüyorsa gerçekten gelmiştir. Bu doğru mu?
ADNAN OKTAR: Yok, yok bunların hiç aslı astarı yok. Ama cin vardır mesela, cin çağrılır, gelir cin. Onları insanlar ruh zannederler. Diyorlar ya hani ey ruh geldi. Ruh hiçbir şekilde gelmez. Yani giden ruh bir daha gelmez. Hz. İsa Aleyhisselam gelecek ama Ahirete intikal etmemiştir o. Yani ayrı zaman boyutundadır. Ahirete intikal ettikten sonra gelmez inşaAllah. Yani ruhaniyetini gönderebilir ama Allah. Bazen mesela bazı velilerin ruhaniyetini gönderir. Keramet olarak gelebilirler ruhaniyeti. Ama cismen bir daha gelmez. Ama Hz. İsa Aleyhisselam cismen geliyor. Yani çünkü cisim olarak alınmıştır, cismen gelecektir. Fakat cinler öyle değil. Cinler çok sevimli onlar. İnşaAllah. Oktar Hocam sen anlat bakayım bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu mitokondri vardı onu göstereyim mi tekrar ya da arı dansı. Daha önce göstermiştik.
ADNAN OKTAR: Arı dansı, o çok hayati. Onu aslında en az birkaç kere anlatmamızda fayda var. Ama güzel güzel böyle detaylandırarak onu anlat.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu kovanda takriben 60 bin arı yaşıyor. Bu bilim adamlarının arıların dansını ortaya koymak için yaptıkları bir deneye dayanıyor.
ADNAN OKTAR: Bu bir deney şu an değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. Bu arılar yeterince nektar buldukları zaman, 20 kilodan fazla bal toplayabiliyorlar, kovanda bulunan 60 bin tane arı. Bal arıları civarda buldukları çiçeklerin yerini kovandaki diğer arılara tarif etmek için özel bir dans uyguluyorlar. Şimdi bakın bunu gösterecek. Arıları işaretliyorlar bunun için, nasıl dans edeceklerini ortaya koymak için. Bu çiçekleri bulan arıları. Bunun için detaylı bir deney yapmışlar.
ADNAN OKTAR: Bu net, ilmi bir deney şu an. Yani bu çünkü inkar edilecek gibi değil. Hayvanlar tek tek boyanmış, videoya alınıyor bunlar. Tespiti yapılıyor ve bilim adamlarının huzurunda yapılıyor bu.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Çok net bir şekilde. Deney için öncelikle, bakın burada görüldüğü gibi yüzeyi cam olan ince bir kovan hazırlamışlar ki çekimi kolay olsun diye. Arıları rahatlıkla kameraya kayıt edebilecekler. Burada görülüyor arılar. Arıların ilgi gösterecekleri bir şerbet tabağı hazırlayıp kenara taşıyor, biraz uzağa taşıyor bunu, kovanın yakınına getiriyor. Sonra arılarla birlikte tabağı biraz öteye taşıyor. Ve onları işaretliyor. Bakın üzerilerine beyaz bir nokta koyuyor fırça yardımıyla.
ADNAN OKTAR: Ama arıların usluluğuna bak. Hiç ses çıkartmıyorlar. Boyanıyorlar hiç çıtlarını çıkartmıyorlar.
OKTAR BABUNA: Şimdi bu arılar kovana geri geliyorlar. Önce arılara topladıkları şerbetten tattırıyorlar. Sonra dansa başlıyorlar. Bakın burada görüldüğü gibi dairesel hareketler yapıyor arı.
ADNAN OKTAR: O işaretli olanlar özellikle değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, işaretli olanlar. Diğerleri de burnunun dibine girip bakın onu seyrediyorlar ne yaptığını. Sağa daire çiz, sola daire çiz. 8 şeklinde bakın önce sola dairesel sonra sağa kısmen dairesel bir hareket yapıyor.
ADNAN OKTAR: Kolay dans edebilmesi için ara ara da çekiliyor onlar ki çarpma olmasın diye.
OKTAR BABUNA: Bu yaptıkları salınımların sayısı ve süresi uzaklıklığını bildiriyor. Bakın bu sefer biraz daha uzağa taşıdı. Ne kadar uzağa, 100 metreye getirdi bu şerbet dolu tabağı ve renkleri farklı, mavi renk koydu.
ADNAN OKTAR: Şimdi o beyaz sürülenler ayrı bir dans şekli yaptılar değil mi? Yani güneşi ve uzaklığı hesaba katarak ayrı bir dans yaptılar, evet. Şimdi bu hayvanlar yeniden, ayrı bir uzaklık meydana getirildi. Ve bunlar ayrı işaretlendiler.
OKTAR BABUNA: Ayrı işaretlendiler, evet. Şöyle ayırt ediyorlar bunu. Salınımlarının süresi uzuyor. Bakın şimdi yine benzer şekilde hareketler yapıyor fakat bu sefer süre farklı, bir de tabii yönünü de gösteriyor bunu yaparken. Bakın burada gördüğünüz gibi. Ortadaki salınımlarının, hareketlerinin sayısı ve süresi yönünü ve uzaklığı tam olarak tarif ediyor. Kronometreyle arının 15 saniyede kaç hareket yaptığını sayıyorlar bakın; 2-3 bu arada kronometre işliyor sol tarafta görülen kronometre. 6-7-8-9 hareket yapıyor, 10 hareket yapıyor 15 saniye içerisinde. Yani 100 metre mesafeyi 15 saniyede 10 turluk dansla tanıttı. Bu sefer daha uzağa taşıdılar, 200 metreye. Bakalım bu uzaklığı nasıl tarif edecek?
ADNAN OKTAR: Ayrı renklerde boyuyorlar bu sefer.
OKTAR BABUNA: Ayrı renkle, kırmızı renkle boyadılar. Farklı renklerde.
ADNAN OKTAR: Her mesafeyi ayrı boyuyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet, 1000 metreyi yeşil ile boyuyor. Bakıyorlar, yine 15 saniye içerisinde yaptıkları hareketleri sayıyor. 2-3 bakın 4, 5, daha az. Yani 15 saniyede 5 turluk bir hızla büyük uzaklığı anlattılar. Yani uzaklık arttıkça, bakın burada çizelgede gösteriyor şimdi bunu. Burada vücudunun salınım sayısını gösteriyor ve uzaklıkları veriyor. Mesela 100 metre, bakın 200 metre. Bu da uzaklığı gösteren altta taban kısmı. Mükemmel bir eğri çıkıyor. Yaptığı hareketlerle uzaklık arasında. Yani yüzde 100 doğrusal bir orantıyla, burada sonucu yazıyor zaten, tarif edilen yer ne kadar uzaktaysa ortada yapılan sallanma dansı da o kadar uzuyor. Bakın çok kısayken, gördük hakikaten daha yakınken daha çok salınım yapıyordu aynı süre içerisinde. Sonra salınım sayıları azalmaya başladı çünkü süre uzadı. Bu da mükemmel bir eğri veriyor bize bakın. 10 kilometreye kadar arılar mükemmel bir şekilde bu hedefi gösterebiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet. Bu ilmi, açık, aleni bir çalışma olduğu için hiç kimsenin inkar edeceği gibi birşey değil. Ve bunu birçok bilim adamı defalarca denemişler. Değil mi bu laboratuvar çalışması? Bu arıların olağanüstü bir akla sahip olduklarını görebiliyoruz. Bir insan yapabilir mi bunlar?
OKTAR BABUNA: Yapamaz Hocam. Yani kilometrelerce uzaklıktaki bir yeri, böyle hareketlerle, uzaklık salınım sayısıyla, süresiyle tarif etmek.
ADNAN OKTAR: Güneşi tespit ederek.
OKTAR BABUNA: Evet, güneşi tespit ederek. Onu da gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Çünkü güneş sürekli kayıyor. Onu da tespit ediyorlar. Evet devam et.
OKTAR BABUNA: 10 kilometre mesafede artık arı, kovandakilere mesafeyi anlatamaz oluyor. Çünkü zaten vücudun aldığı besin de yetmiyor o mesafeyi kat etmek için. Ses ile tarif; bakın burada aynı zamanda bir ses çıkartıyor. Beyaz nokta çıktığında bir çığlık sesi geliyor. İşte bu çığlık sesi geldi. İşte bu çığlık sesi, onların anlaşma sesi.
ADNAN OKTAR: Arıların çığlık attığını hiç bilmiyordum ben, ilk defa duyuyorum.
OKTAR BABUNA: Yeni bir şey Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çocuk sesi gibi sesler.
OKTAR BABUNA: Şimdi yön tarifi yapacaklar, yönü nasıl tarif ediyorlar. Uzaklığı gördük, bir önceki deneyde. Mesafe doğru anlatılsa bile, yön tayini nasıl yapılıyor? Bakın şimdi deneyin bu kısmında yukarıya yerleştirilmiş sabit bir kameradan çekim yapıyorlar. Bu altta kovan, yerleştirdi. Şimdi kovanı dönen bir platformun üzerine yerleştiriyor. Bakın kovan; etrafında tur atıyor. Yani yön devamlı değişiyor, bu anlama geliyor. Ama arının dansı bu dönmeden hiç etkilenmiyor. Sürekli olarak ayarlıyor, gösterdiği yeri, doğru olarak. Müthiş bir mucize bu, bunu nasıl yapıyor? Güneşi referans alıyor. Güneşi referans alarak hep aynı yöne dönüyor. Yani nereye dönerse dönsün.
ADNAN OKTAR: Mesela bu daha da harika. Yani kovanı hareket ettirince, ona göre yeniden güneşe göre hesap yapıp, dansın şeklini değiştirmesi çok büyük mucize.
OKTAR BABUNA: Mucize Hocam. Yani döndüğünde platform, güneşin nerede kaldığını sürekli olarak ayarlıyor. Ve sürekli olarak onu referans alarak yönünü bildiriyor bulunduğu yerin. Ve bulunduğu yer de tabii uzak böyle 100 metre, 500 metre, kilometrelerce bazen uzaklıkta. Hiç şaşırmıyor. Daha şaşırtıcı olan, solda gördüğünüz gibi, petekler normalde kovanda durdukları gibi yere dikey pozisyona getirildiğinde bakın; şimdi dikey pozisyona getiriyor kovanı. Bakın bu sefer nasıl bildirecek. Yatayken güneşe göre bildiriyor. Bakın dikey plana getirdi. Bu sefer güneş yerine yerçekimini referans alarak dansın yönünü değiştiriyor. Bu da çok büyük bir mucize maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu sefer de yerçekimini kullanıyor.
OKTAR BABUNA: Evet yerçekimine göre gösteriyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Ve bunların tesadüfen olduğunu söylüyor Darwinistler.
OKTAR BABUNA: Ve her arı bunu yapıyor. Doğar doğmaz bunları becermeye başlıyor.
SUNUCU: Arılarla ilgili mucizeler bitmiyor. Yani baldan faydalandığımız gibi, artık akıllarından da faydalanacağız galiba.
OKTAR BABUNA: Bakın burada gösteriyor, kovandan ileriye gidiyor, çiçeğin yerini buluyor. Bunu güneşe göre; bakın güneşin belli bir açısı var. Güneş burada, 80 derecelik bir açısı var diyelim. Bunu dönüp kovana anlattığı zaman, bakın 80 derecelik bir açıyla gösteriyor, güneşin yönüne göre. Sağa doğru 80 derecelik açı. Bakın burada gösteriyor, güneşe göre 80 derecelik açıyı. Yerini de salınımlarının sayısıyla, süresiyle anlatıyordu. Şimdi güneş hareket ediyor, bu sefer arının dans yönü de tam dikey istikamete dönmektedir. Dikeye geliyor bakın güneş diyelim. O zaman 0 derecelik bir açıyla gösteriyor. Çünkü dikey, güneş. Yani güneşe göre gitmek durumunda kalıyorlar o zaman. Yani 0 derecelik açıyla gösteriyor bunu. Tam olarak güneşe doğru gidilmesi gerektiğini, bakın görüyor musunuz? Dikey istikameti bildiriyor. Dansı izleyen arıların yön bilgisini doğru anlayıp anlamadıklarını belirlemesi için beyazla işaretleniyorlar. Kimler, dansı izleyenler. Bakın şimdi bu dans ederken seyredenleri de kırmızıyla işaretliyor. Bakalım bulabilecekler mi?
ADNAN OKTAR: Tribünde olanlar.
OKTAR BABUNA: Evet, tribünde olanlar inşaAllah. Bunlar da beyazla işaretlendiler. Bakın, biraz sonra gelmeye başlıyor, evet beyaz geldi buldu. Hem de 1 kilometre uzaklıktaki bu şerbetli tabağı. 40 dakika sonra ikisi geliyor. Bu da müthiş bir mucize. Yani birinin anlatabiliyor olması, öbürünün anlıyor olması Allah’ın büyük bir mucizesi hakikaten. Ve müthiş bir kesinlikle, yani küçücük bir tabağı bir kilometre uzaklıkta eliyle koymuş gibi buluyor. Bal arıları da böyle mucizesi olan böceklerden sadece bir tanesi.
ADNAN OKTAR: Tertemizler verniklenmiş gibi hepsi, gıcır gıcır.
OKTAR BABUNA: Allah bir ayette şöyle buyuruyor; şeytandan Allah’a sığınırım. “Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır”. Yani Allah’ın vahyi ile, Allah’ın emri ile hareket ettiklerini bildiriyor bize Rabbimiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii bal arısına vahy etti diyor değil mi? Çünkü ruh var burada akıl var. Dolayısıyla fizik üstünlüklerinin yanında bir de ruh üstünlüğü var hayvanın. Fizik üstünlükleri say say bitmez. Neler var aklında olan arının?
OKTAR BABUNA: Hocam mesela bir arıya düşmanları geldiği zaman bunu, ısıyı yükselterek imha edebiliyorlar. Bunu bir filmde göstermiş hatta. Yaban arısını alıyorlar altlarına, bu kanat kaslarını oynatarak bu ısıyı yükseltiyorlar. Ama nasıl yükseltiyorlar biliyor musunuz? Yaban arısını imha ettikleri ısı 45 derecede. 45 derecenin üzerinde 48 dereceye kadar kendileri dayanabiliyor. 45 derece getirip orada duruyorlar. Yaban arısı imha oluyor kendileri etkilenmiyorlar. O üç derecelik farktan dolayı.
ADNAN OKTAR: Ama hayret, 45 derece çok yüksek bir ısı.
OKTAR BABUNA: Termometre olması lazım siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Bunun nasıl yani 45 derece olduğunu nerden biliyor maşaAllah. Ayrıca bunları daha sonra özel bir maddeyle kaplıyorlar. Yani mumluyorlar. Bu mikrop geçirmez bakterilere karşı özel bir imha edici etkisi var. Mumyaladıkları yabancı maddeler yani ölen böcekler vesaire mikrop kapmayacak şekilde mumyalayabiliyorlar. Bunu yapıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet Oktar Hocam şimdi sana şu meşhur eşhasla ilgili olarak kitaptan herhangi bir sayfa aç.
SUNUCU: Şimdi bilimin bulduğu her şey Kuran’da verilmiş. Yani şu anda yurt dışında da duyduğum kadarıyla yeni yeni Kuran’ı örnek alarak bilim adamları çalışmalar yapmaya başlıyor. Hani bunu dini yaşamayan bilim adamları da yapıyormuş. Ki bu arı çalışması da bundan önce zaten Kuran’da verilmiş arıyla ilgili bir çok şifa ve bilgi. Çok daha sonra ulaşılmış bir bilgi bilim adamları tarafından.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Onunla ilgili neler biliyorsun sen Oktar sen anlat bakalım, bilim adamlarının hayvanlardan istifade ederek geliştirdiği hatta dine inanmayan bilim adamlarının buna rağmen hayvanlarda örnek alarak geliştirdiği neler var?
OKTAR BABUNA: Bu biyomimetik adında bir bilim dalını oluşturuyor. Sizin bu konuda bir kitabınız var Hocam inşaAllah. O kitaptan anlatayım. Mesela dün gördük. Kelebeklerin kanatlarının rengarenk yapısı var ama çok büyük mikroskopla yaklaşıldığı zaman renk olmadığını görüyoruz. O rengi meydana getiren minik böyle plakamsı bir yapılar var. Onların üzerindeki aralıklardan ışığın geçerkenki yaptıkları kırılmalar neticesinde o renkler oluşuyor. Mesela bu renkler, led denen (Light Emitting Diode) denilen İngilizce açılımı bu. Yani ışık salan diyod teknolojisini kullanıyor. Yani televizyon ekranlarında ve bilgisayar ekranlarında kullanılmaya başlandı. Yunuslarda sonar sistemler var, sonar sistemler kullanılıyor. Mesela yusufçuk kuşlarının uçuş teknikleri Skorsky helikopterlerinde kullanılıyor, böceklerdeki sineklerindeki uçuş teknikleri. Bu Skorsky helikopterlerinde kullanılan teknolojiler. Daha bunun gibi bir çok özellik var. Hayvanlardan görülen bu özellikler teknolojiye bilime uygulanıyor günümüzde.
ADNAN OKTAR: Yine bilim adamlarının uyguladıkları teknik var, yöntem var. Allah’ın bir şeyi kusursuz ve düzgün yapması sistemine göre fizik problemlerini ve bazı problemleri çözüyorlar. Kimya problemlerini çözüyorlar. Mesela bir olay oluyor. 360 yöne her yönde düşünülebilecek gibi oluyor. Bilim adamı diyor ki Allah kusursuz ve düzgün yarattığı için mutlaka en akılcı şekilde olması gerekir diyor. Bakıldığında bir iki tane ihtimal oluyor. En akılcı ihtimal. Tam o doğru olan o olmuş oluyor. Yani bilimde kullanılan bir metod bu. Yoksa ucu bucağı olmasa çıkaramazlar. Boğulurlar ama akılcılığa göre bakıldığında en doğru olanı bulmuş oluyorlar.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Bu siz vesile olana kadar inşaAllah Hocam, tam tersiydi. Bu evrimci, materyalist mantıkla hep açmazlara girdiler. Mesela Statik Evren Modeli diye bir model savunuyorlardı. Yıllarca bununla vakit kaybettiler böyle, sonradan gözlemler ve deneyler bunun aksini olduğunu ispatlamıştı ki Kuran’da da bu şekilde bildiriliyor zaten maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kuran’dan en çok istifade eden CIA’dir. Amerikan istihbaratıdır. CIA. Yani onların Kuran’ı incelemek için özel bir birimi var. Yani Kuran’dan inceleme yapan. Hadisle ilgili araştırma yapan ayrı bir bölümü daha var. CIA’in bir de Mehdi ile ilgili araştırma yapan ayrı bir bölümü var. Hz. Mesih’le ilgili araştırma yapan ayrı bölümü var.
SUNUCU: Bunları bilmeyen çeşitli bölgeler tabii ki, inanç olarak İslamiyeti kabul etmeyen yerler. İslami ülkelerin daha geride kaldıklarını iddia ediyorlar ama bu okuduğunu ne derece anladığınla bağlantılı. Ne derece incelendiğini. Ki şu anda bilim de Kuran’la eş değer gidiyor. Yani aslında dinimiz İslamiyet bize, bilgi veriyor. Ama bunun farkında olmadan bu şekilde konuşmalar yapılıyor ve bunu bilinçli insanlar ancak cevaplandırabilir. Ki siz de cevabını verdiniz.
OKTAR BABUNA: Birde Hocam metafizik şeyler de var. Mesela sizin verdiğiniz bir bilgi var. Sadece siz verdiniz bunu ekonomik krizle ilgili olarak, 2014’e kadar sürecek diye. IMF dünyanın en büyük para fonu kuruluşu, herkesin bildiği, devletlere para veren. Resmi açıklama yaptı Hocam heyet toplayıp 2014’e kadar sürecek diye hiçbir gerekçe göstermeden. Dünyada bir tek siz söylediniz bunu maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayret o maşaAllah.
Başka neler anlatabilirsin bana Oktar?
OKTAR BABUNA: Ayşe Turan, Erzurum: “Cübbeli piyasaya satışa sunduğu cd'sinde bazı insanların madem sen hakikaten Hz. Mehdi (a.s.)'sin, göster bir keramet diyeceklerini söylüyor. Halbuki hadis-i şeriflerin açıklamasına göre Hz. Mehdi (a.s.) zaten Mehdilik iddia etmeyecek. Dolayısıyla böyle küstah ve saygısız bir teklifle de karşılaşmayacak. Hz. Mehdi ancak baskı ile başa geçmeye razı olacaktır (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 48)”. Yani Mehdi (a.s.)’ın bir talebi olmayacak, Mehdi (a.s.)’ı insanlar zorlayacaklar başa geçirmek için.
”İnsanlar nihayet Hz. Mehdi'ye gelirler ve kendisi istemediği halde ona biat ederler” (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman). Mehdi (a.s.)’ın yönetmek, başa geçmek gibi bir arzusu yoktur. İnsanlar O’nu zorlayarak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet bir hırsı yok.
OKTAR BABUNA: “Sahipleri Hz. Mehdi çekinir ve neticede istemediği halde Ehl-i Bedir sayısınca insan ona biat eder”. Çok az sayıda bir insanın onunla birlikte olacağını söylüyor inşaAllah. Ehl-i Bedir sayısınca. Ömer Kayacan, Edirne: "İnsanların ümitsiz olduğu ve hiç Hz. Mehdi falan yokmuş dediği bir sırada Allah Mehdi (a.s.)'yi gönderir” (Ali Bin Husameddin el-Muttaki, Kitab-ul Burhan fi-Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55). Yani Mehdi (a.s.)’nin ortaya çıkış alametlerinden birisi de insanların Mehdi (a.s.)’nin olmadığını söyledikleri bir dönem oluyor. Bu dönem de şu anda yaşanıyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok fazla insan değil mi yok diyor, gelmeyecek diyorlar.
OKTAR BABUNA: "Mehdi(a.s.), Resulullah'ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. Ali Bin Husameddin el-Muttaki, Kitab-ul Burhan fi-Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman. Mehdi (a.s.)’nin çıkış döneminde hakikaten zulmün, belanın, savaşların, kan dökmenin olduğu bir dönem olacağı bildiriliyor.
ADNAN OKTAR: Şu anda da bunlar oldu değil mi?
OKTAR BABUNA: Oldu evet inşaAllah. “Bir kısım Müslümanlar "hiç Hz. Mehdi falan yokmuş diyerek Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini kökten reddedecekler”. Hakikaten bu da gerçekleşiyor günümüzde. “Bir kısmı da çıkışından ümit keserek, "Hz. Mehdi (a.s.) bu yüzyılda çıkmayacak gelecek yüzyıllarda çıkacak ya da Hz. Mehdi (a.s.) geçmiş yüzyılda ya da geçmiş yüzyıllarda geldi geçti diyecek”. Bunu söyleyen insanlar var. Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkmayacağını, daha önce çıkmış olabileceğini, ondan sonra geçmiş yüzyıllarda geldi geçti diyenler var. “Bir kısmı da Hz. Mehdi (a.s.)'nin şahsı manevi olduğunu söyleyecek. Özetle Hz. Mehdi (a.s.)'nin şahsen çıkışından ümidi kesecekler. İşte tam bu zaman dilimi içerisinde Hz. Mehdi (a.s.) zuhur edecek inşaAllah”. Bütün bu alametlerin gerçekleştiğini de görüyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’yi duymuşsundur.
SUNUCU: Duydum evet.
ADNAN OKTAR: Duydun değil mi? Nasıl bir imaj var senin Mehdi (a.s.) ile ilgili kafanda. Yani çocukluğundan beri aldığın bilgi içerisinde nasıl bir bilgin var?
SUNUCU: Yani açıklayabileceğim bir durum yok.
ADNAN OKTAR: Bir kurtarıcı olarak biliyorsun sadece değil mi? Halk arasında öyle bilinir evet. Ahir zamanda geleceği, Kıyamete yakın geleceği ve bir kurtarıcı olacağı söylenir.
SUNUCU: Şimdi Kıyamete yakın geleceği için de ben biraz açıkçası kendi açımdan korkuyorum.
ADNAN OKTAR: Niye korkuyorsun?
SUNUCU: Kıyamet yaklaştı çünkü diye düşünüyorsun. Zaten birçok alamet oldu. Yani beklenen sıradaki alametler de onlar olduğu için.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) bayram sevinci getiren, mutluluk getiren bir insan inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah Hocam çok büyük müjde.
ADNAN OKTAR: Evet insanlara sevinç getirecektir. Güzellik getirecektir. Bereket getirecektir, değil mi inşaAllah.
SUNUCU: Getirecek ama mahşer günü yaklaşıyor o zaman ne yapacağız?
ADNAN OKTAR: O zaman da senin gibi böyle efendi insanlar, güzel insanlar, güzel ahlaklı insanlar inşaAllah müminlerin safında olacaklar. Cennete sevinç içinde gireceksin. Çünkü Allah samimiyete önem veriyor. “Allah’ın samimi olan kulları kurtulur” diyor. Yani bu böyle, sakalla, bıyıkla, cübbeyle olan konular değildir. İmanla, samimiyetle, aşkla, tutkuyla, Allah’a derin sevgiyle bağlanmakla ilgilidir. Ve candanlıkla ilgilidir. Dolayısıyla, sen benim gördüğün Allah’ın izniyle inşaAllah sait karakterlisin sen. Tabi sait, insanlar ya şaki karakterlidir, ya sait karakterlidir. Sait karakterli çok pozitiftir, olumludur, güzel huyludur, sevecendir. Her şeyde hayır görür. İyi gözle bakar. Böyle öcbe, ters değildir. Fitne fucur aramaz. Mazlumdur, hiç ezen olmaz. Koruyup kollayan olur. Allah’tan korkar. Mesela bak korkuyorum diyorsun. Senin dediğin Allah korkusu, bu söylediğin Allah korkusu. Değil mi? Ancak diyor “Allah’tan içi titreyip korkan öğüt alır” diyor. Sen de o tertemiz ruhunla Allah’tan korkuyorsun. Ve Allah’a sığınıyorsun. Dolayısıyla Müminlerin yeri Cennettir. Cennette yine böyle karşılıklı koltuklara oturup konuşacağız. Sohbet edeceğiz. Hayat çok kısa, kısa sürede biter. Allah’ın bizden istediği Kuran’ı sevmemiz, Allah’ı sevmemiz, Kuran’a tabi olmamız. Bir de Kuran böyle karmaşık ve zor değildir. İnsanlara öyle gösteriliyor. Şeytan özellikle karmaşık ve zor gösteriyor. İslam son derece kolaydır. Allah diyor ayette; “atanız İbrahim (a.s.)’in dini gibi kolaydır” diyor. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. Kuran ayeti bunlar. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu verdiğiniz bir kere çok büyük müjde hakikaten, yani Mehdi (a.s.) dönemi tarihte hiç olmadığı gibi, adaletin, sevginin, barışın, dostluğun, bilimde, teknolojide ilerlemenin yaşanacağı bir dönem. Bu, bu bakımdan herkes için çok büyük müjde. Yani herkesin istediği ama hiç görmediği, yaşamadığı bir şeyi yaşatacak Allah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 10 yıl içinde İslam’ın dünyaya hakim olduğunu göreceksin. 10-20 yıl içerisinde, 10-15 yıl içerisinde. Bak bu sözümü unutma, biz burdayız, ben İstanbul’dayım sen de buradasın. “Hocam demiştiniz” diyeceksin. Bak her yıl bir olağanüstü olayla karşılaşacaksın. 10-15 yıla kadar hem Mehdi (a.s.)’ı göreceksin, hem Hz.İsa (a.s.)’ı göreceksin ve İslam’ın dünyaya hakimiyetini göreceksin. Bu elle tutulur, dev bir olay bu. Benim şimdiye kadar söyleyip de çıkmayan tek bir tane olayım yoktur. Bakın 700’ün üzerinde olay söyledim.
OKTAR BABUNA: 800 oldu Hocam.
ADNAN OKTAR: 800 oldu. “Ne demişti, ne oldu?” diye bir bölüm var internette. Harunyahya.org’a gir bak görürsün. 800’ün üzerindedir. Her söylediğim çıktı. Bak 800’ün üzerinde. Şimdi bu sözümü de altını çizerek söylüyorum, istersen yaz bir yere. Aynısıyla doğru çıktığını göreceksin. Hem Mehdi (a.s.)’yi göreceksin, hem Hz.İsa (a.s.)’yı, hem de İslam’ın dünyaya hakim olduğunu göreceksin, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Ama Kıyamet alametlerinde şunu okumuştum diye hatırlıyorum; Kıyamet çok yaklaştığı zaman ya da Kıyamet koptuğu zaman için söyleyeyim. Dünyada, yeryüzünde bir avuç insan Kudüs’te toplanmış olacak.
ADNAN OKTAR: O son dönemde evet. Son dönemde. En son dönemde. Mehdi (a.s.)’den sonra, Hz. İsa (a.s.)’dan sonra inşaAllah. Az bir insan kalacak. Onların da Allah ruhlarını alıyor. Ondan sonra küfrün başına kopacak Kıyamet inşaAllah. 2120 gibi diyor Said Nursi. İnşaAllah 2120. Yani hakimiyet çok kısa süre içerisinde olacak göreceksin.
SUNUCU: 2120 Hicri yada Miladi?
ADNAN OKTAR: Miladi 2120. 1545 diyor Said Nursi. Bak o mübareğin de deyip de yanlış çıkan tek bir izahı yok. Hepsini doğru söylemiştir. Mezarının yıkılacağını, cesedinin kaybolacağını, komünizmin yıkılacağını, 1980’de Mehdi (a.s.)’nin çıkacağını. Bak 81, 91, 2001, 2011 ve 2021 yıllarına dikkat çekiyor Bediüzzaman. Ve “Ahir zaman uzundur” diyor. “Biz bir faslındayız” diyor.
Şu an vaktimiz dolmuş Oktar Hocam.
SUNUCU: Teşekkür ederim bu sohbet için.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah en kısa zamanda görüşeceğiz zaten. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam bizi seyircilerimiz, izleyenlerimiz inşaAllah, 20:00 ile 22:00 arasında yarın gece Gaziantep Olay TV’den izleyebilirler inşaAllah. Burada da ayarları veriliyor. Herkese hayırlı geceler inşaAllah.