Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (16 Şubat 2010)
Şubat 2010
SUNUCU: İyi akşamlar Adnan Oktar’la Başbaşa programına hoş geldiniz. Yanımda birbirinden kıymetli konuklarımız var. Dr. Oktar Babuna ve Dr. Cihat Gündoğdu ve tüm dünyada kitapları büyük bir ilgiyle takip edilen çok büyük yankılar uyandıran yazar Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim sizler de hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk.
SUNUCU: Bu akşam Kocaeli Tv ekranlarından sizlere sesleniyoruz, ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonlarını ve internet sitelerini size söylemek istiyorum. Radyolar Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Emek Radyo 101.0 Mardin, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, ASR Fm 96.0 Adıyaman, Osmancık Fm 106.0 Çorum, Enerji Radyo 90.0 Ordu. İnternet sitelerimiz www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv, www.selamhaber.com, www.yenihareket.com ve www.bizimantalya.com. Ayrıca Adıyamanhaber.com.
Hocam nasıl başlamak istersiniz? Sorularımız da var veya size bırakalım.
ADNAN OKTAR: Bugün Atatürkümüz’den başlayalım. Atatürk’ün dindarlığından bahsedelim çünkü ateistleri en çok kızdıran konulardan biri de bu, değil mi? Dinsizleri, ateistleri, PKK’yı, komünistleri, iddia edilen Ergenekon örgütünü en kızdıran konulardan birisi Atatürk’ün dindar olması, milliyetçi olması, anti-komünist olması. Bunlardan anlatacağız. Cihat Hocam bir sen anlat, bir Oktar Hocam anlatsın, bir Cihat Hocam bir sen devam edeceğiz.
Tamam hadi başlayalım Oktar’ım, buyur anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Atatürk’ün Allah sevgisiyle ilgili sözleri var Hocam inşaAllah. Nuri Ulusu aktarıyor: “Atatürk bir gece bahçede dolaştıktan sonra köşkün kapısına geldiklerinde kapının tam önündeki kayısı ağacına gözü takılıverdi. Dallarında kayısılar olmuş öylece duruyorlardı, şöyle bir baktı, sonra alçak olan bir daldan eliyle tutarak bir kaç tane kayısı koparttı. Sonra eliyle ovalayıp yemeye başladı ve yerken de ‘Oh oh ne kadar da güzelmiş, Allah’ın hikmetine bakın, neler yaratıyor neler, inanmayanlar kafirdir’ diyerek içeri girdi.” (Atatürk’le Allah Arasında, Sinan Beyden, İnkılap yayınları).
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Cihat Hocam buyur sen de bir şey anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU: Dediğiniz gibi Atatürk’ü dinsiz gibi göstermeye çalışıyorlar, dine karşıymış gibi göstermeye çalışıyorlar, sarsılamaz bir imanı olduğu anlaşılıyor sözlerinden ifadelerinden. Onlardan en önemlisi Kuran için “Kitab-ı ekmel” demesi yani en büyük kitaptır diyor olması, “Kitab-ı ekmel” diye bir ifadesi var. Bu zaten ne kadar saygıyla baktığı Kuran’ı Kerim’e kanıtlamış oluyor.
OKTAR BABUNA: Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatıyor. Sabiha Gökçen diyor ki; “Atanın elini öpmek üzere yanına girdim. ...
-"Sen dindar mısın" diye sordu?
-"Evet dindarım" dedim. ... Cevabım hoşuna gitmişti.
Atatürk diyor ki; "Çok iyi, Allah, büyük bir kuvvettir. Ona inanmak lazımdır" dedi. Ve bu konuda uzun uzun izahat verdi”. Manevi kızının sözleri Hocam inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Allah’ın birliğini, büyüklüğünü şu şekilde ifade ediyor, çok açık ve net bir şekilde, Atatürk diyor ki; "Ey Millet! Allah Bir’dir. Şanı büyüktür. Allah'ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Koyduğu esas kanunlar, Kur'ân-ı Azimüşşan`daki ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhunu vermiş olan dinimiz son dindir. Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi ve tabii kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Bütün ilahi kanunları yapan Cenab-ı Hak’tır” diye açık ve net bir şekilde ifade ediyor. Kuran için Azimüşşan’dır yani şanı büyük olandır ifadesini kullanmış oluyor. Kuran’a burada saygısını görmüş oluyoruz, inancını görmüş oluyoruz ve dinde akla ve mantığa uygun bir şekilde olduğu için İslam’a inandığını ifade etmiş oluyor. Yani düşünen bu şekilde sebepleriyle Allah’a iman eden, iman hakikatlerinin de farkında olan birisi olduğunu anlamış oluyoruz.
ADNAN OKTAR: Şimdi sahte Atatürkçüler ateşe düşmüş akrep gibi kıvranmaya başlamıştır. Anlat Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Tam dediğiniz gibi Hocam, Atatürk’ü sözde dinsiz göstermeye çalışıyorlardı ama halbuki dedikleri gibi değil, çok net kanıtlarla mesela diyor ki, "Milletimiz din gibi kuvvetli bir fazilete sahiptir”. Yani Türk milletinin dindar olduğunu söylüyor. “Bu fazileti hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz" (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri).Türk milletinin dindarlığını hiçbir şekilde de bunun kimsenin değiştiremeyeceğini söylüyor, maşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah, düşünerek iman etmeye çok değer verdiğini yine bir sözünden şu şekilde anlıyoruz: “Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslam'ın menfaatine uygunsa kimseye sormayın. O şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı”.
ADNAN OKTAR: Atatürk’ün bu sözlerine ne diyorsun sen?
SUNUCU: Tabii ki kesinlikle katılıyorum yani akıl mantık tabii ki dinde de vardır yani akıl mantık uygun olan her şey dinin de içinde olması gerekir.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Ne güzel bize aydın, müreffeh, zengin güzel bir Türkiye bıraktı değil mi Atatürkümüz?
SUNUCU: MaşaAllah, yoksa genel geçerliği olmazdı yani.
OKTAR BABUNA: "Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur.". Yani dini olmayan bir devletin bir milletin ve devamına imkan yoktur diyor Atatürk, "Türk Ulusu daha dindar olmalıdır. Yani tüm sadeliği ile dindar olmalıdır. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum..." (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri). Dinsiz milletin devamına imkan yoktur diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Millet diye bir şey kalmaz diyor değil mi din olmayınca.
OKTAR BABUNA: Hatta daha da dindar olmalıdır, diyor, maşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İmanı seven ve imanı öven bir konuşması var, inşaAllah. Şu şekilde “Çanakkale İslâm’la korundu” diyor. “Çanakkale İslâm’la korundu. Öleni görüyor. Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor. En ufak bir fütur (yılgınlık) bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur’ân, Cennet’e girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek yürüyor. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesi’ni kazandıran bu yüksek ruhtur”.
ADNAN OKTAR: Değil mi? İslam ruhu onu söylüyor Atatürk, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: "Kuran 'Kitab-ı Ekmel'dir, diyor yani en mükemmel kitaptır, diyor ve devam ediyor Atatürk “1923 yılında Konya’da Dar’ül Hilafet’ül Aliye Medresesinde ahlak dersinin okutulduğu bir sınıfa girmiş ve Hamdi Zade Hamdi adlı bir öğrenciden “İnnallahe ye’mürüküm en tüeddü’lemaneti, ila ehliha...” (Nisa Suresi 58). Yani şeytandan Allah’a sığınırım, “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor.” ayetini yorumlamasını ve ayetten çıkan ahlak ilkelerini açıklamasını istemiştir. Öğrencinin açıklamalarının ardından Atatürk, öğretmen ve öğrencilere, “Bu ayet-i kerimeyi muvaffakiyatımız için yegane bir delil hayr eylerim” diyerek duygu ve düşüncelerini açıklamıştır (Her Yönüyle Atatürk, Altıner, Ankara). Yani Kuran’ın da hakim olduğunu görüyoruz hatta ayeti Arapçası ile söylüyor ve açıklıyor ve bu ayette de öğrenmelerini, inanmalarını istiyor, muvaffak olmak için inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Atatürk tabi Kuran’ı, Kuran harfleriyle çok iyi okuyan bir insandı, bu biliniyor mu? Mükemmel Kuran okuyabilen bir insandı Atatürk.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce de açıklamıştınız, sürekli Kuran taşıyor yanında, hem hafızları var sürekli okutturuyor, hem de Kuran’ın mealini de Elmalılı Hamdi Yazır’a yaptırtıyor, o dönemde ilk defa olarak.
ADNAN OKTAR: Nasıl kitabım Atatürk’le ilgili kitabım?
SUNUCU: Göz gezdirebildim tabii ki tamamını okuyamadım ama tabi kesinlikle bilinmeyen yönleriyle, bizim bilmediğimiz yönleriyle.
ADNAN OKTAR: Aç herhangi bir sayfa aç oku, Beril’e ver. Herhangi bir sayfa.
SUNUCU: “Samimi Bir Dindar Atatürk”.
“Atatürk dini eğitime büyük önem vermiştir.” Atatürk bir konuşmasında şunları söylemiştir: Bizde ruhbanlık sistemi yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin buyruklarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her fert; dinini, diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur... Nasıl ki, her hususta yüksek meslek ve ihtisas sahiplerini yetiştirmek lazım ise, dinimizin gerçek felsefesini tetkik ve bilimsel ve fenni telkin kudretine sahip olacak güzide ve gerçek büyük alimler dahi yetiştirecek yüksek kurumlara malik olmalıyız. Dinimizin çok üzerinde durduğu konulardan olan bilim ve eğitim Atatürk'ün de en çok önem verdiği kavramlardandır. Peygamberimiz (sav) de bilimle ilgili görüşlerini aşağıdaki hadislerinde açıkça belirtmiştir: "İlim Çin'de de olsa alınız." "Bilim Müslümanın yitiğidir, nerede bulursa oradan alır." "Hikmeti al, herhangi bir kaptan çıkmış olmasının sana zararı olmaz."
“Bu hadislerin de gösterdiği gibi, bilim ve medeniyet, Allah'ın insanla bahşettiği bir nimettir ve Müslümanlar herhangi bir tutuculuk göstermeden bu nimetleri en etkili şekilde öğrenmeli ve kullanmalıdırlar. Bu açık fikirli yaklaşımı benimseyen Atatürk de, bilim Çin'de bile olsa onu almayı, diğer bir deyişle Türkiye'yi muasır medeniyetler arasına sokmayı en önemli hedef olarak kabul etmiştir: ‘Evlatlarımızı o suretle talim ve terbiye etmeliyiz, onlara o suretle ilim ve irfan vermeliyiz ki, ticaret, ziraat ve sanat aleminde ve bütün bunların faaliyet sahalarında faydalı olsunlar, ameli bir uzuv olsunlar. Binaenaleyh maarif programımız, gerek ilk tahsilde, gerek orta tahsilde verilecek bütün şeyler bu görüşe göre olmalıdır’. Atatürk, okulların toplum hayatındaki önemiyle ilgili olarak da şunları dile getirmiştir: ‘Mektep namını hep beraber hürmetle, tazimle zikredelim. Mektep genç dimağlara, insanlığa saygıyı, millet ve memlekete sevgiyi, istiklalin şerefini öğretir. İstiklal tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takibi uygun olan en salim yolu belletir. Memleket ve milleti kurtarmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde namuskar mütehassıs ve birer alim olmaları lazımdır. Bunu temin eden mekteptir.’
'Hutbeden maksat, halkın aydınlatılması ve halka yol göstermektir' diyen Atatürk aydın, hem çağdaş medeniyeti özümsemiş, hem de dinine samimiyetle bağlı bir millet istemiştir. Onun gerçek amacı ve bizlere bıraktığı miras budur. Yakınlarının, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk hakkında anlattıkları onun dine olan samimi bağlılığını bizlere gösteren en güzel örneklerdendir. Rönesans dergisinin Şubat 1991 sayısında, Ata'nın yakınlarıyla yapılan ropörtajlara yer verilmiştir. Yakınları Atatürk'ün dindar kişiliğini şöyle anlatmışlardır: Ülkü Adatepe (Manevi Kızı) Annemi Zübeyde Hanım büyütmüştür. Onun anneme anlattığı bir anıyı aktarayım; Atatürk, 25 Ağustos'ta Kocatepe'ye çıktığı zaman orada şöyle dua ediyor: "Allah'ım, senin bana verdiğin fikir ve zekayla ben bütün planlarımı gerçekleştirdim. Bundan sonrası artık senin mukadderatın…"O, Allah'ına inanan bir insandı. Paşa, Ramazan'da Dolmabahçe'de veya Çankaya'da olduğunda anneme, 'Vasfiye, oruç tutuyor musun?' diye sorar, annem "tutuyorum"dediğinde de çok memnun kalırmış. Bana hastalandığımda dua ettirirdi, kendisi de ederdi. Çok iyi hatırlıyorum; paratifo geçiriyordum, çok üzülmüş ve beni kurtarması için Allah'a dua etmiş. Annesi Zübeyde Hanım da çok dindarmış. Anneme daha yedi yaşındayken Kuran dersleri aldırmaya başlamış. Kız kardeşi Makbule Hanım'ın da namazını devamlı kıldığını biliyorum. Safiye Ayla, Annesi Zübeyde Hanım da, ablası Makbule Hanım da çok dindar insanlardı, namaz kılarlardı. Atatürk, tam dindar, Müslüman bir aile ortamında yetişti. Atatürk de dindar bir insandı. Çok beğendiği Hafız Yaşar vardır. O Kuran okurken gözlerinden yaşlar boşanırdı. Hatta bütün Hocaları toplayıp, ayetleri okuyup izah ederek incelemeler yapardı. Bana 'Allah'ın sana verdiği bu lütfu unutma ve bununla şımarma, mütevazı ol, daima Allah'a şükret.' derdi. Kendisine "Paşam sen şunu yaptın, sen bunu yaptın' diyenlere de 'Bana Allah yardım etti' derdi. Vasfi Rıza Zobu, Peygamber (sav)'e çok hürmet ederdi. Peygamber (sav)'in çok sağlıklı bir muhakemeye vakıf olduğuna kaniydi. Bir gece Hz. Peygamber (sav)'in askeri dehasından bahsediyordu... Onun dine, fikre karşı saygılı bir kişiliği vardı. Kuran'a çok hürmeti vardı. Yanında üç hafız vardı; Hafız Yaşar, Hafız Hüseyin ve Hafız Mehmet. Ben o hafızları onun yanında, Çankaya'da tanıdım. Saygıyla dinlerdi. Onun karşı olduğu, yobazlardı. Cemal Kutay, dünyada Atatürk kadar İslam dinini mana ve mefhumuyla kavramış ve onu aslına iade etmek için büyük kavga yapmış başka bir insan yoktur.
Mustafa Kemal, 1300 sene sonra Hz. Muhammed (sav)'in ruhunu şadedecek esasları getirmiştir. Mustafa Kemal'e 'dinsiz' diyenler Allah'tan utansınlar. Bugün secdeyi Rahman'a alın koyabiliyorlarsa bu, onun sayesindedir. Bugün en geçerli olan meallerden ikisi Ömer Rıza Doğrul ve Ahmet Hamdi Akseki mealleridir. İkisini de Mustafa Kemal yaptırmıştır. O'nun ismini kullananları affetmezdi; 'O büyük adama layık olamazsa ne olacak?' derdi. Cemal Kutay şöyle bir olayı da aktarıyor; Bir gün Ertuğrul Yatı'nda ressam İbrahim Çallı Ata'nın yanındadır. 'Şu renkleri tuale almak mümkün müdür?' der. Çallı; 'Tabii, Gazi Hazretleri' diye cevap verir. 'Demek ki siz bu renkleri alabiliyorsunuz' diye tekrarlar Gazi. Çallı; 'Deneyelim ve görelim' der. Ayrılacağı zaman Atatürk, Cevat Abbas'a şunları söyler: 'Söyleyin bu adama bir daha gelmesin. Ne zaman ki haddini bilir, Allah'la boy ölçüşmeye kalkışmaz. Sıraya girer kul olarak, bunu da ispat eden bir eserle gelir, ben o zaman onun affedilmesine şahitlik ederim.'
OKTAR BABUNA: “Kurtuluş Savaşı’nın en zor günlerinde Kerim Paşa, Kuran’da geçen şeytandan Allah’a sığınırım, "Allah’ın Eli onların üzerindedir", ayetini yorumlamış ve bu ayette belirtildiği gibi Allah’ın yardımı ile sıkıntıların aşılacağını söylemiştir. Bunun üzerine de Atatürk şöyle karşılık vermiştir, Yedullahi Feyka Eydihim "Allah’ın Eli bütün ellerden üstündür. Millet, Allah’ın buyruğunu yerine getirecektir ve buyurduğunuz gibi milletçe elde edeceklerimiz hayırlı ve uğurlu olacaktır. Lütufkâr dualarınızın eksik edilmemesini rica ederim. Gayret bizden, yardım ve kolaylık ölümsüz Allah’tandır." (Atatürk’ün Bütün Eserleri 4.cilt, sayfa 137).
CİHAT GÜNDOĞDU: Atatürk’ün Peygamber Efendimiz’e (sav) çok büyük bir hayranlığı var. Ona uymanın kurtuluşa ancak; kalkınmanın ve kurtuluşun ona uymakla, dine uymakla olacağını söyleyen çok açık ifadesi var. Şöyle ki: "O'nun hak Peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar. Hz. Muhammed (sav)'in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir'de kazandığı zafer, fani insanların karı değildir; O'nun Peygamber olduğunun en kuvvetli işareti işte bu savaştır." Ve devam ediyor. "Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son Peygamberi Hz. Muhammed'in (sav) gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i (sav) örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler."
ADNAN OKTAR: Ne anladın buradaki Atatürk’ün izahlarından?
CİHAT GÜNDOĞDU: Atatürk burada dinin, Peygamber Efendimizin (sav) tarif ettiği şekilde yaşamanın insanlara kurtuluşa götüreceğini, ancak bu şekilde kurtuluşun mümkün olabileceğini söylüyor.
ADNAN OKTAR: Tam Müslüman olun diyor. Değil mi? Kusursuz. Kuran’a, sünnete tam uyun diyor Atatürk. Alenen, açıkça. MaşaAllah. Ne diyorsun Atatürkümüz’ün bu sözüne?
SUNUCU: Zaten biraz önce de okuduğum gibi; orucunu tuttuğunu, namazını kıldığını, dua ettiğini. Yani tamamen dinimize bağlı olduğunu da görüyoruz. Zaten hani toplumun tamamen bir araya gelmesini sağlayan da din olduğunu biliyoruz.
OKTAR BABUNA: Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulusu aktarıyor, “Atatürk bazı kereler çalışırken okuduğu tefsirlerin çok etkisinde kalırdı ve de Hey Büyük Allah’ım, Kuran’a inanmayan kafirdir.” Hocam Kuran’a inanmayan kafirdir diyor. Bir daha okuyayım. “Kuran’a inanmayan kafirdir. Bize nasıl yol gösteriyor, Kuran’ı tüm Dünya’ya okutmalıyız derdi.” Yani İslam’ın hakimiyetini savunmuş oluyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Mehdi (a.s.) zamanında herkes okuyacak inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. “Sonra o an yanındaki bizlere, okurken ruhum coşuyor, sizlere de oluyor mu diye sorardı.” (Atatürk ile Allah Arasında, Sincan Meydan, İnkilap Yayınları).
CİHAT GÜNDOĞDU: Yine Atatürk, Peygamber Efendimizin (sav) sünnetine uymanın faziletinden bahsediyor şu sözünde: “Büyük bir inkılap yapan Hz. Muhammed’e (sav) karşı beslenilen sevgi ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edilebilir”.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sünnetine tam uyun diyor. Değil mi? MaşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Sevginin göstermenin en güzel yolu bu olacaktır diyor.
SUNUCU: Tabii. Füreyya Koral, Kılıç Ali’nin ilk eşi, “Laikti. Laiklik, dinsizlik değildir. O inançlıydı. Namazını bilmiyorum, ama ilk meclis zamanı kıldığını duymuştum.Kuran'ın Türkçeye çevrilmesi, dinin anlaşılmasına vesile olan büyük bir hizmettir. O, dinin politika aracı olarak kullanılmasına ve istismarına karşıydı. Ve buna hiçbir zaman izin vermedi”. Sabiha Gökçen (Manevi Kızı), “Bir sabah, Ata'nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meşguldu. Bir süre ayakta bekledim, birden derin bir iç geçirdi ve 'Allah' dedi. O bunu sık sık tekrarlardı.”
SUNUCU: “Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum, bu tesirle olacak, bir hayli şaşırdım. O'nun ağzından ‘Allah’ kelimesini duymak beni şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı. Ata'nın yüzüne şaşkın bir şekilde bakmış olacağım ki; 'Sen dindar mısın?' diye sordu. Ben de ailemden aldığım din terbiyesiyle 'Evet, dindarım' dedim ve bu cevabımı nasıl karşılayacağını anlamak için ürkek ürkek yüzüne baktım. Cevabım hoşuna gitmişti. 'Çok iyi… Allah büyük bir kuvvettir. O'na daima inanmak lazımdır.' dedi ve bu konuda uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki, Atatürk hakkında söylenenlerin aslı yoktur ve Ata bütün söylenenlerin hilafına dindar bir insandır”.
“Atatürk’ün Laiklik İlkesi. Türkiye Cumhuriyeti, Anayasamız'da belirtildiği üzere "laik"bir devlettir. Laiklik tarihte ve günümüzde zaman zaman yanlış anlaşılmış ve yanlış uygulanmış bir ilkedir. Bu nedenle bu ilkeyi ve sonuçlarını detaylı olarak incelemekte yarar vardır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, laiklik ilkesinin temel amacı, toplumda inanç ve ibadet özgürlüğünü tesis etmektir. Laiklik, devletimizin vatandaşlarını bir dini benimseme, bu dinin gereklerini yerine getirme ya da getirmeme konusunda kendi vicdanları ile başbaşa bırakmak ve onlara özgür bir seçim yapma şansı vermektedir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin her vatandaşı, sahip olduğu inanca göre özgürce yaşama ve ibadet etme imkan ve güvencesini bulacaktır. 1938 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nin Onbeşinci Yılı kitabında da, Atatürk'ün sağlığında benimsenen 'Laiklik Prensibi', şu şekilde izah edilmiştir: Milli ve içtimai hayata ferdin dinsiz, şu veya bu itikat sistemine mensup oluşu, milli ve içtimai vazifesi bakımından ne bir kusur, ne de bir fazilet sayılamaz. Türkiye'de dinin dünya işlerinden ayrı tutulduğu, Laikliğin ilan olduğu andan itibaren, hiç kimse, hiçbir ibadete icbar edilemez. Hiç kimse vicdanının ilhamı ile kabul ettiği ibadetten men olunamaz. Dikkat edilirse aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahip olduğu bu laiklik modeli, İslam Dininin özüne de son derece uygundur. Çünkü İslam, inanç için özgür iradeyi ve vicdani bir kabulü şart koşar. Bir insanın İslam'ı din olarak benimsemesi tamamen kendi özgür iradesi ile olmalıdır. İslam'ı kabul ettikten sonra da, Kuran'da emredilen ibadetleri uygulaması ya da men edilen yasaklardan (hırsızlık, cinayet gibi toplumsal bir suç oluşturmuyorsa) sakınması tamamen şahsın kendi vicdanıyla olmalıdır. Elbette Müslümanlar birbirlerini Kuran'da anlatılan ahlaki vasıfların uygulanması için uyarabilir, teşvik edebilirler. Ama asla bu konuda bir zorlama yapılamaz, kişi baskı yoluyla dini uygulamaya yönlendirilemez. Kısacası laiklik, bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetini güvence altına almaktır. Atatürk'ün laiklik fikrini açıklayan Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil de konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir: En canlı cephesi ve en kısa ifadesiyle laiklik, din hürriyetini ve bundan doğan vatandaşlık haklarını düşmanlarına karşı korumaktır. Devlet hayatında laikliğin gayesi budur. Laik devlet, din hürriyetini ve dindarı her çeşit saldırıya karşı koruyan devlettir. Prof. Dr. Hamza Eroğlu da laikliği, 'din hürriyetinin ve bundan doğan hakların korunması ve teminatı' için zorunlu bir şart olarak göstermektedir. Bunun aksi bir devlet modeli varsayalım. Örneğin insanların zorunlu olarak Müslüman ya da Hıristiyan yapıldığı bir ülkeyi düşünelim. Dahası bu dinlere inanan kişilerin, dinlerin kurallarına göre yaşamaları için de zorlandıklarını farz edelim. Diyelim ki söz konusu devlet modeli, toplumdaki insanları namaz kılmaları ya da kiliseye gitmeleri için devletin kolluk kuvvetleriyle zorlasın. Ya da biraz daha 'ılımlı' bir yöntem benimseyip, namaz kılanlara ya da kiliseye gidenlere ödül versin. Böyle bir devlet laikliğe tamamen aykırı bir devlet olacaktır. Dahası, bir o kadar da İslam'a ve Kuran ahlakına aykırı olacaktır. Bunun nedeni, zorla ya da menfaat karşılığı elde edilen bir dini inancın ya da ibadetin, İslam'a göre hiçbir değerinin olmayışıdır. Çünkü inanç ve ibadet, Allah'a yönelik ve Allah rızası için olduğunda bir değer taşır. Eğer devlet, insanları inanca ve ibadete zorlayacak olursa, bu durumda insanlar devletten korktukları için dindar olurlar.”
OKTAR BABUNA: Evet tam sizin anlattığınız doğrultuda Hocam inşaAllah. Kuran’a uygun bir laiklik anlayışı var. Yani, münafık yaratacak bir sistemi değil de, din de özgürlüğü savunan hatta dindarlara hürriyet veren istediğini dini yaşaması için bir modeli savunuyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Binaenaleyh Demirel çok kullanırdı Atatürk’ün o sözünü. Bizim gençler biraz binaenaleyh biraz zor çıkıyor. İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Atatürk’ün Kuran’a ve Kuran okunurken bile Kuran’a ne kadar saygılı olduğunu Hafız Yaşar’ın bir anlatmasından şöyle anlıyoruz. Şöyle anlatmış Hafız Yaşar, “Atatürk Cemil Said Bey’in Kuran tercümesini getirttiler. Sabaha kadar konuştuk. Daha sonra kendileri ayağa kalkarak ceketinin önünü iliklediler”. Kuran-ı Kerim’i ellerine alıp Fatiha Suresi’nin Türkçe tercümesini açıp halka okuyormuş gibi ağır ağır okudular.” MaşaAllah. Kuran okunurken ne kadar büyük saygı içinde olduğunu, kalkıp önünü ilikleyip ayakta Kuran okuduğunu başka hiçbir yerde ben rastlamamıştım. Şimdi öğrendim ben de.
ADNAN OKTAR: Tabii. Atatürk Kuran’ı çok güzel tecvitli, düz, mükemmel okuyordu. Yani Kurani harflerle. Kuran harfleri üzerinden. Çok mükemmel okuyan bir insandır ve Kuran’a çok vakıftır. Birçok alimle sohbetleri olmuştur. Birçok alim de çok şaşırmıştır yani ilminin derinliğine. MaşaAllah.
Buyur devam et.
OKTAR BABUNA: “Atatürk’ün en çok üzerinde durduğu surelerden biri Şura Suresi’dir. Atatürk bir konuşmasında Şura Suresi’ne şöyle vurgu yapmıştır. Atatürkümüz diyor ki: “Kuran ayetlerine ve Peygamberimiz (sav)’in sözlerine göre hükümetin esasları ifade edilmiştir. Onlar şunlardır, danışıp konuşma, Adalet ve Devlet Başkanı’na itaat. Şura muamelatı nasıl insanlara ait davranışları ifa ederken, adilane ifa edecektir. Çünkü adaletten mücerred (ayrılmış olan) Şura, Allah’ın emrettiği bir Şura olamaz. Atatürk Cumhuriyet’e giden süreçte sıkça Şura Suresi’ne göndermeler yapmıştır. Atatürk bir keresinde, “senin şanını yükseltmedik mi” ayetini de içeren İnşirah Suresi’nin tefsirini yapmıştır.” (Atatürk ile Allah Arasında, Sincan meydan, İnkilap Yayınları). Tam dediğiniz gibi Hocam inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yine, Hafız Yaşar Okur’un bir aktarması var. Atatürk’ün Ramazan aylarındaki davranışlarını gözlemlemiş. Onu aktarıyor. “Ramazanların Atam için çok büyük bir önemi vardı. Beni huzurlarına çağırır, Kuran-ı Kerim’den bazı sureler okuturdu. Ben okurken gözleri bir noktaya takılır, derin bir huşu içinde dinlerdi. Ruhunun çok mütelezziz olduğu her halinden anlaşılırdı.”.
Yine Ramazan geceleriyle ilgili, Ramazan gecelerinde Kuran tilavetine önem verdiğini görüyoruz. Nuri Ulusu aktarıyor bunu da. “Atatürk 30 Ramazan geceleri o devrin hafızları olan beyleri davet ederdi. Atatürk davet ettiği bu hafızlardan tek tek din hususunda bilgiler alırdı. Ayrıca çok üzerinde durduğu Türkçe Kuran-ı Kerim hakkında görüşlerini de sorardı. Yine bir Ramazan ayı gecesinde hafızlar hepsi geldiğinde salona girdiler. Konu yine Türkçe Kuran-ı Kerim’di. Atatürk hepsiyle ayrı ayrı ilgilendi. Kuran-ı Kerim’den okudukları duaları zevkle dinledi.”
Halkımızın dinini öğrenerek, bilinçli bir şekilde uygulamasına çok değer veriyor, çok önem veriyor Atatürk’ümüz.
SUNUCU: “Atatürk, laiklik ilkesini şöyle açıklamıştır: Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz de dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, devlet ve millet işleri ile karıştırmamaya çalışıyoruz. Kaste ve eyleme dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'nde her ergin kişi dinini seçmekte hür olduğu gibi, bir dinin töreni de serbesttir. Yani, ayin (ibadet) hürriyetine dokunulamaz. Tabiatıyla ayinler (ibadetler), asayiş ve genel ahlak kurallarına karşıt olamaz; politik nümayiş şeklinde yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı bir şey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur. Atatürk'ün de bu açıklamalarından da anlaşıldığı gibi laiklik; kelime manasıyla, dinsizlik veya din düşmanlığı değildir. Laikliği dinsizlik veya dine sırt çevirme olarak algılayan art niyetli kişilere en güzel cevabı yine Atatürk vermiştir: Laik hükümet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz. Bir Fransız gazeteciyle yaptığı ropörtajda, kendisine sorulan, 'inkilapların dine karşı nasıl bir tutum içerisinde olduğu' sorusuna da şu cevabı vermiştir: Siyasetimizi, dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz.”
OKTAR BABUNA: Atatürk’ümüzün namaz kıldığı, özellikle de Cuma namazlarına titizlik gösterdiğiyle ilgili bilgiler var Hocam inşaAllah. “Atatürk Edirne’de Fırka Kumandanı olarak görev yaptığı sırada Cuma namazlarını Selimiye Camii’nde kılmıştır. Burada yine bir Cuma namazında tanıştığı bir hafız ile arasında şöyle bir konuşma geçmiştir”. Hafıza diyor ki Atatürk; “oğlum, terbiye görmüş güzel bir sesin var. Okuduğun ezanı çok beğendim ve duygulandım. Seni tebrik ederim. Oğlum, Edirne’de kaldığımız süre içinde ben Cuma Namazı’na hangi camiye gidersem sende o camiye gelecek ve iç ezanı okuyacaksın”.
ADNAN OKTAR: Tabii. Atatürk sünnete uygun tadil-i erkanla çok güzel, mükemmel namazlarını kılıyordu. Sünnetleri de farzlarını da kılıyordu. Tabii. Devam et Cihat.
CİHAT GÜNDOĞDU: Dinsizliğe tamamen karşı, insanların mutlaka dindar olmasını istiyor, beğeniyor. Ama bunların içinde tabii ki İslam dininin en büyük olduğunu da hemen söylüyor kendisi şu ifadesinde. “Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir. Mutlaka bir şeye inanacağız. Bu dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür.”.
SUNUCU: “Atatürk ve Türk Kadınlarının Hakları. Kadın hakları ve kadınların erkeklerle eşitliği konusunda Batı ülkelerinde ve toplumlarında yoğun mücadeleler verilmiştir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de bu mücadelelerin en şiddetlileri yaşanmıştır. Ülkemizde ise bu hak, Türk kadınlarına birçok Batı ülkesinden daha önce Atatürk tarafından verilmiş ve hatta adeta sunulmuştur. Türk kadınına III. TBMM tarafından 3 Nisan 1930'da kabul edilen bir yasa ile Belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmıştır. 1931 yılında da Türk kadını ilk kez tıp dünyasında varlığını göstermiş ve ilk kadın cerrahımız çalışmaya başlamıştır. 4 Mayıs 1931'de ilk toplantısını yapan IV. TBMM tarafından 26 Ekim 1932'de kabul edilen bir yasa ile Türk kadınına muhtar, köy ihtiyar kurulu üyeliğine seçilme ve seçme hakkı tanınmıştır. Bir sonraki yıl da, 8 Ekim 1934'de kabul edilen ve 5 Aralık 1934'de yürürlüğe giren bir başka yasa ile kadın-erkek eşitliği alanında bütün haklar, "Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı"nın tanınmasıyla verilmiştir.” Atatürk'ün Kadın Hakları Konusundaki Görüşleri ve Gerçekleştirdikleri - Bugün, dünya aydınlarının ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın yaymaya çalıştığı kadın hakları ile ilgili görüşler, Atatürk tarafından çok önceleri dile getirilmiş ve çoğunlukla da uygulama alanına sokulmuştur. Atatürk, Cumhuriyet'in ilanından dokuz ay önce, Şubat 1923'de şöyle demiştir: ‘Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek, faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse, o sosyal toplum felçlidir.’ Bu sözleriyle Atatürk, çağdaş bir düşünce ile kadının toplumdaki yerini belirlemiştir. Atatürk, Türk kadınına duyduğu sevgi ve saygıyı, 1923 yılında Konya'da yaptığı bir konuşmasında şöyle dile getirmiştir: ‘Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim, diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim.’ Atatürk, 30 Mart 1923'de Vakit gazetesinde yayınlanan bir beyanatında da şunları söylemiştir: ‘İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsinı Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?’ Türkler tarih boyunca, babaerkil denilen aile yapısını gönüllerine yerleştirememişler ve benimseyememişlerdir. İşte Atatürk, milletin geçmişindeki ve özünde var olan fakat özlem haline getirilmiş bir hakkı, bir duyguyu devlet varlığına geçirmiştir. "Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın" diyerek, yaptıklarının gerekçesini az, öz ve en güzel biçimde ifade etmiştir. Atatürk, 18 Nisan 1935'de kendisinin himayesinde İstanbul'da toplanan ve aralarında ünlü nükleer fizikçi Madam Eve Curie'nin de bulunduğu, dünyanın dört bir yanından gelen kadınların katıldığı "Milletlerarası İlk Kadın Kongresi" delegelerine şöyle seslenmiştir: ‘Türk kadınının dünya kadınlığına elini vererek, dünyanın barış ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz.’ Türk toplumunun gelişip yükselmesinde aile yapısının önemine inanan Atatürk, bu konudaki görüşlerini şöyle dile getirmiştir: ‘Bu millet esas terbiyesini aileden almaktadır. Türk milleti öyle analara sahiptir ki her bir devrin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını daha büyük nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir.’ Türk kadınları, yüzyıllardır özlemini çektiği haklarına sahip olmada; en azimli, inançlı ve güçlü desteği Atatürk'ten almış ve çağdaş ülke kadınlarının önüne geçmiştir. Örneğin; İtalya'da kadınlar ancak 1948 yılında seçimlere girebilmişler, Japon kadınları ise seçim haklarını ancak 1950 yılında alabilmiştir. Medeni Kanunlarını aldığımız İsviçre'de ise kadınlar, haklarını 1971 yılına kadar alamazken, Türk kadınına 1935 yılında seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Atatürk hayatta iken yapılan son seçim olan, 1935 yılı seçimlerinde ilk kez seçilme hakkını da kullanan Türk kadını, TBMM'ye on sekiz kadın milletvekili ile girmiştir.”.
OKTAR BABUNA: “Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı yıllarında da namaz kılacaktır. Örneğin, TBMM’nin açıldığı 23 Nisan 1920’de Ankara’da Hacı Bayram Camii’nde öğle ve cuma namazlarını kılmış, 7 Şubat 1923’te de Balıkesir Paşa Camiinde minbere çıkıp ‘Allah birdir, Şanı büyüktür. Hz. Muhammed (sav) O’nun kulu ve elçisidir’ diye söze başlayarak hutbe vermiş ve cemaatle birlikte namaz kılmıştır.”. Yani her namaz kılıyor Hocam hem hutbe veriyor camide maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Bak sünneti seniye tam temessük var, tam sünnete uygun namaz kılıyordu, Peygamberimiz’in (sav) tarif ettiği gibi namaz kılıyordu Atatürk. Biliyorsunuz Sünni idi Atatürk ve mükemmel din bilgisine sahipti. Bak hutbe verebilecek derecede bilgisi vardı. İnsanlara sunulan Atatürk düşüncesine bakın bazı insanlara sunulan. Bir de gerçeklere bakın.
OKTAR BABUNA: Evet tamamen farklı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte diyorum ya şimdi ateşe düşmüş akrep gibi kıvranıyorlar. Daha çok yakacağım onları ben. Atatürk’ün adını ağızlarına alamayacaklar. Atatürk’ün adını ağızlarına alırken o pis ağızlarını bir yıkayacaklar değil mi? Atatürk kim onlar kim? Adam azılı komünist Atatürk’ten bahsediyor. İddia edilen Ergenekon örgütü mensubu, Atatürk’ten bahsediyor. Bu nasıl oluyor bu? Değil mi? Ne diyor Atatürk? “Şurası unutulmamalıdır ki” diyor, “Türk Milleti’nin en büyük düşmanı komünistliktir” diyor. “Her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Bunu duydukları halde komünistler, Maocular da Atatürk’ü kullanmaya kalkıyorlar. Yok öyle. Atatürk’ü dürüst olarak anlatacaklar. Atatürk Türk milliyetçisiydi, Türk-İslam Birliği’ni savunuyordu. Allah’a inanıyordu, mukaddesatına düşkündü, milli ve manevi değerlere düşkündü, vatan sevgisiyle doluydu, bayrağını seviyordu. Yani halis munis bir Türk milliyetçisiydi, Türk evladıydı. Şimdi komünistlerin böyle mübarek bir insanı kullanmaya kalkması, ismini, çok samimiyetsiz ve rahatsız edici. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Ama anlaşıldı Hocam durum, sizin vesilenizle maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii müdahale etmesek…
CİHAT GÜNDOĞDU: Bunlar hep saklanmıştı, kimsenin bilgisi yoktu bunlardan.
ADNAN OKTAR: Tabii. Duvarda Mao’nun resmi var, elinde de Atatürk’ün resmi var. Kardeşim ya Mao’yu seçersin ya Atatürk’ü. Bırak bize böyle oyun oynamayı yani. Hem Maocu hem Atatürkçü olunur mu? Bu nasıl oluyor yani? Hem Stalin’in resmi var hem Atatürk’ün resmini kullanıyor. Hem Lenin’in resmini koyuyor hem Atatürk’ün resmini koyuyor. Samimi olacaklar. Atatürk anti-komünist ve Türk milliyetçisi. Kardeşim, anti-komünist olduğunu bile bile sen nasıl bizim gibi düşünüyor dersin Atatürk’e, değil mi?
OKTAR BABUNA: Halbuki “komünizm ezilmelidir” diyor Atatürk, tam tersini söylüyor.
ADNAN OKTAR: Ben bunların oyunlarını bozdum işte. Çıtları çıkıyor mu şu an? Darwinizm konusunda da oyunlarını bozdum. Atatürkçülük konusunda da oyunlarını bozdum. Bak dikkat edersen o çevrede bir ölüm sessizliği var. Çıtları çıkmıyor değil mi? Havanda ezilmiş fasulyeye döndüler böyle. İnşaAllah. EvvelAllah.
OKTAR BABUNA: Tabii açıkladınız Hocam . Masonluğu da kapatıyor Atatürk hatta.
ADNAN OKTAR: Hem de acayip ağır konuşmuştur Atatürk. Acayip ağır konuşmuştur yani söylemeyeyim burada yani. Atatürk öyle yani yiğitlik yönünden görülmüş bir vaka değil, görülmüş bir olay değil. Abdülhamit devrinde de vardı masonluk, Abdülaziz devrinde de vardı, II. Abdülaziz devrinde, hepsinde vardı. Hiçbirinin gücü yetmedi. Atatürk bir gece kapatın dedi, bitti. O kadar, gıklarını çıkaramadılar. Böyle olacak işte olay. Masonlar da biz Atatürkçüyüz diyorlar. Kardeşim ben ne diyeyim yani ona? O locayı niye kapatıyor Atatürk, mason locasını niye kapatıyor?
CİHAT GÜNDOĞDU: Kökü dışarıda olduğu için.
ADNAN OKTAR: Kökü dışarıda olduğu için. Atatürk her yönüyle milli bir insandır. Halis de Türk milliyetçisidir. Her yönüyle millidir. Dolayısıyla böyle bir örgütü kabul etmesi mümkün değildir tabii ki.
OKTAR BABUNA: Burada resimleri var Hocam , seyircilerimiz de görebilirler. Hep dua ederken, etrafıyla birlikte. Dönemin devlet erkanıyla birlikte. İnşaAllah. Dua ediyorlar. Yine aynı şekilde Meclis’in önünde dua ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bak bir insanın, bak Atatürk’ün binlerce, on binlerce Müslümanlığına dair delil var. Bir insanın bin tane küfür alameti olsa bir tane Müslüman alameti olsa, bir tane, Müslüman kabul edilir. Bir tane. Atatürk’ün bütün alametleri Müslüman, nasıl oluyor da böyle konuşuyor bu adamlar? Ben bu oyunu bozdum işte, kafalarına geçirdim.
CİHAT GÜNDOĞDU: Meydanı boş bulmuşlardı. Sizden sonra bir daha çıkamadılar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim nerede bir oyun ben karşılarındayım. Böyle bozuk kabak gibi patlattım yani darmakeşan oldular.
OKTAR BABUNA: Bütün putlarını ellerinden aldınız, kırdınız inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yalnız bir oyunları daha var. Sonra devam edelim hadi bakalım.
(PROGRAM ARASI)
SUNUCU: Ve hız kesmeden programımıza devam ediyoruz. Adnan Bey sözü size mi bırakıyoruz, devam edeyim mi?
ADNAN OKTAR: Ne yapalım Oktar Hocam ?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah nasıl uygun görürseniz Hocam .
ADNAN OKTAR: Şimdi ne anlatalım biliyor musunuz; Atatürk düşmanlarının beline kazmayı vurduk manevi kazma o tamam. Efendim, şimdi ne yapacağız...
OKTAR BABUNA: Atatürk Kuran dünyaya hakim olsun diyor, bütün dünya okusun diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Türk-İslam Birliği’ne dair sözleri de var Atatürk’ün.
ADNAN OKTAR: Tabii. Şimdi dünya hakimiyetine dair Kuran ayetlerini okuyalım. Buyur, oku.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir:...”. Salih amel Hocam , samimi olanlara inşaAllah. “Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa,”.
ADNAN OKTAR: Kim onlar?
OKTAR BABUNA: Müminler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Güç ve iktidar sahibi olan kimler var?
OKTAR BABUNA: Zülkarneyn (a.s) dönemi var, Hz. Süleyman (a.s) dönemi var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam. Zülkarneyn (a.s) ve Süleyman (a.s). İki tane dünya hakimi var değil mi? Küfürden iki tane kişi var. Nemrud ve Buhtunasr. “Beşinci olarak evlatlarımdan Mehdi (a.s)” diyor “dünyaya hakim olacak”. Değil mi? Şimdi devam et.
OKTAR BABUNA: “Onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak” yani dinini hakim kılacağını bildiriyor Allah inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) kastediliyor ayette evet inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Kendileri için seçip beğendiği dinlerini” yani İslam dinini, “kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir”.
ADNAN OKTAR: Korku ne? Özgür olamamak değil mi? Dini anlatamamak, anarşi, terör, hayat pahalılığı. Sokağa insanlar çıktığında başını yerden kaldırabiliyor mu?
ADNAN OKTAR: Güven var mı? Bir genç kız kendini güvende hissediyor mu dışarı çıktığında? Herhangi bir insan kendini güvende hissediyor mu? Dünyanın herhangi bir yerinde? Yok. Birçok yeri böyle. Yani %99’u dünyanın böyle. Çok nadir yerler güvenlidir. Allah işte bunu sağlayacağım diyor. Bütün dünyada güvenlik olacak diyor. İslam’ın dünyaya hakimiyeti. İnşaAllah. Hangi ayet bu ayet?
OKTAR BABUNA: Nur Suresi, 55 Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak dünya hakimiyetini açıkça vaat ediyor Allah. Diyorlar ki Mehdiyetle ilgili Kuran ayeti var mı? Var işte gör. Nur Suresi, 55.
OKTAR BABUNA: Nasıl önceki gibi olduysa yine olacak diyor Allah inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi, bir daha Mehdi (a.s) ile ilgili ayet var mı diyen olamaz değil mi? Başka, yine devam et.
OKTAR BABUNA: “Ve seveceğiniz bir başka nimet daha var.” Allah bir nimet daha vaad ediyor. “Allah’tan yardım ve zafer(nusret) ve yakın bir fetih. Müminleri müjdele.” Allah, açıkça dinin hakim olacağını bildiriyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hangi ayet bu?
OKTAR BABUNA: Saff Suresi, 13.
ADNAN OKTAR: Tamam, başka?
OKTAR BABUNA: “Andolsun Biz Zikir’den sonra Zebur’da da şüphesiz arza salih kullarım varisçi olacaktır diye yazdık”. Yani, dünya hakimiyeti hem Zikir’de, ondan sonra hem de Zebur’da bildirilmiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani Tevrat-ı Şerifte ve Zebur-u Şerifte, “Şüphesiz arza salih kullarım varişçi olacaktır” diye... Yani bu ayette, bu Tevrat ayetinde kimden bahsediliyor?
OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s)’den bahsediliyor Hocam inşaAllah. Siz açıklamıştınız.
ADNAN OKTAR: Kral Mesih olarak geçiyor, Kral Mesih ve Mehdi (a.s). Ondan bahsediliyor, bak, Tevrat. Kuran’da tasdik ediliyor. Diyorlar ki Kuran’da Mehdi (a.s)’den bahis var mı? Buyrun, var. Allah bak Tevrat’ta da var diyor Cenab-ı Allah. Sadece Kuran’da değil.
OKTAR BABUNA: Zebur’da da var.
ADNAN OKTAR: Tevrat’ta da var diyor ve Zebur’da da var Mehdi (a.s)’den bahis.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’tan. Bak, “Andolsun Biz Zikir’den sonra Zebur’da da” şüphesiz diyor bak Allah. Şüphesiz ne demek? Yüzde yüz, kesin inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet, Allah’ın vaadi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Arza, arz ne demek? Dünya. “Arza salih kullarım”, yani Mehdi (a.s) ve talebeleri ve Mesih İsa aleyhisselam “varisçi olacaktır.” Ama tabii buradaki kast edilen kişi,Tevrat’ta, Mesih İsa Aleyhisselam’dan Tevrat’ta bahsedilmez, çok nadir bahsedilir, yani. Mehdi (a.s)’den çok fazla bahsedilir. Yani yüzlerce Tevrat izahı vardır, yüzlerce. Çok detaylı belirtilmiştir Mehdi (a.s). Bakın Kuran bunu tasdik ederek söylüyor. Hem Tevrat’ta var diyor Allah, hem Zebur’da var. “Şüphesiz arza salih kullarım” yani Mehdi ve talebeleri “varisçi olacaktır” diye yazdık. Enbiya suresi 105. Açsın baksınlar. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA: “Andolsun gönderilen kullarımıza şu sözümüz geçmiştir. Gerçekten onlar, muhakkak”, Allah muhakkak diyor inşaAllah, “nusret yani yardım ve zafer bulacaklardır. Ve hiç şüphesiz Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.” Bu da, inşaAllah İslam’ın dünya hakimiyeti yani Mehdi (a.s)ve talebelerinin.
ADNAN OKTAR: Hangi sure?
OKTAR BABUNA: Saffat Suresi, 171-173.
ADNAN OKTAR: Hiç şüphesiz ne demek? Cenab-ı Allah neyi kastediyor?
OKTAR BABUNA: Allah’ın vaadi, mutlaka olacak demek Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Bizim ordularımız üstün gelecek olanlar onlardır”. Allah’ın ordusu. İslam ordusunun tamamı. İslam ordusunun baş kumandanı kim?
OKTAR BABUNA: Hazreti Mehdi Aleyhisselam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunu kim söylüyor? Resulullah (sav). Bediüzzaman söylüyor, değil mi? “En büyük kumandan diyor, en büyük mürşit, en büyük Mehdi. Hem hakim” diyor, değil mi? “Hem kutbu azam olan bir zatı nurani gönderecek o da ehli- beyti nebeviden olacaktır” diyor. Yani Peygamber efendimiz’in (sav) soyundan olacaktır, diyor. Bu üstün gelecek olan ordu, Müslümanlardan oluşan dünyanın en büyük ordusudur. Milyonlarca askerden oluşan bir ordu olacaktır. Üstad Bediüzzaman diyor, “dünyanın hiçbir ordusu yenemez” diyor. Yenmek değil, tahayyül dahi edemezler. Tahayyül dahi edemezler. Hıristiyanları da koruyacak. Musevileri de koruyacak. Dinsizi, imansızı da koruyacak. Hepsini koruyacak. Dünyanın en büyük ordusu oluşacak. Türklerin yönetiminde, Mehdi (a.s)’nin baş kumandanlığında, dünyanın en büyük ordusu oluşacak. Nato paktı, Varşova paktı bilmem ne, böyle fasülye kalacak yanında inşaAllah. İnşaAllah. Evet devam edelim.
OKTAR BABUNA: Allah yazmıştır; “Andolsun Ben galip geleceğim ve elçilerim de. Gerçekten Allah en büyük kuvvet sahibidir. Güçlü ve üstün olandır.” (Mücadele Suresi, 21). Allah, mutlaka gelip geleceğini ve elçilerini de galip getireceğini bildiriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Galip gelme ne ile olur? Dünya hakimiyeti ile olur, değil mi?
OKTAR BABUNA: Dünya hakimiyeti ile olur, inşa Allah. Evet.
ADNAN OKTAR: Dünya’ya hakim edeceğim diyor Allah. Elçiler kim? Mehdi (a.s) ve Hazreti Mesih(a.s).
OKTAR BABUNA: “Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu, hak din olan İslam’ı bütün dinlere karşı üstün kılacaktır. Müşrikler hoş görmese bile.” (Saff Suresi, 9). “İslam’ı bütün dinlere karış üstün kılacaktır” ifadesi daha önce olmamış bir şekilde İslam’ın tam dünyaya hakim olacağını bildiriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak başka din kalmayacak diyor Allah, sadece İslam dini kalacak diyor ve dünyaya İslam’ı hakim edeceğim diyor. Kimin zamanında olacak bu? Hz. Mehdi’nin (a.s) zamanında. Bak “müşrikler hoş görmese bile” yobaz, üçkağatçı, sahtekar takımı rahatsız olacaklar diyor Allah. Hoşlarına gitmeyecek buna rağmen hakim edeceğim diyor Allah dünyaya. Elçi derken Mehdi (a.s), Peygamber değil tabii, ama Mehdi (a.s)bir nevi elçidir, o anlamda.
OKTAR BABUNA: “Ki O, elçilerini hidayetle ve hak din ile bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahit olarak Allah yeter.” (Fetih Suresi, 28). Hidayet burada Mehdi (a.s)’ye işaret ediyor. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. “Hidayetle ve hak din ile İslamla bütün dinlere karış üstün kılmak için” İslam’ın hakimiyetine bakan bir ayet yine inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet Fetih Suresi, 28. Bakın, “bütün dinlere karşı üstün kılmak” sadece İslam kalacak. Mehdi (a.s) ve veziri Hz. İsa Mesih (a.s) ile beraber. Veziridir Hz. İsa Mesih(a.s). Mehdi (a.s)’nin baş kumandanlığında dünyaya islam hakim oluyor. Başka bir din yok ondan sonra maşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Müşrikler istemese de, O, dini İslam’ı bütün dinlere üstün kılmak için, elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur”. “Müşrikler istemese bile”, yani Allah’a eş koşanlar ki günümüzde oluyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani bunlar it-kopuk takımı yobazlar, üçkağıtçılar bunların içinde böyle sarıklı yobazlar da var. Müşrik yobazlar hepsi dahil. Resullullah (sav) sarıklıydı, Mehdi (a.s)’nin de sarığı olacak. Ama nur bunlar. Bir de müşrik sarığı vardır, sahtekar sarığı, o ayrı onu ayıracağız.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, 70 bin sarıklının deccalin tarafına geçeceği bildiriliyor hadislerde. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “O, dini İslam’ı bakın bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.” Peygamberimiz hak din, İslam’ ı getirmiştir. Mehdi (a.s) de dünyaya hakim edecektir. Bak Peygamberimiz (sav) hak dini getirmiştir. Kuran’ı getirmiş emanet etmiştir. Ama dünyaya hakim edecek olan “benim evladım, Mehdi’dir” diyor Peygamberimiz (sav). Dünya hakimiyeti ayrıdır.
OKTAR BABUNA: “Ve onlardan sonra sizi o arza (dünyaya) mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait bir ayrıcalıktır. Fetih istediler sonunda her zorba inatçı, bozguna uğrayıp yok oldu gitti.” (İbrahim Suresi, 14-15). Allah mutlaka dünyada hakim kılacağını, “Bu Benden korkana (Allah’tan) ve tehdidimden korkana ait bir ayrıcalıktır.” diyor inşaAllah. Allah’ın nimeti olarak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki “onlardan sonra” yani dinsiz, imansız, müşrik, it-kopuk takımından sonra kim varsa. İddia edilen Ergenekon örgütünden sonra, masonlardan sonra kim varsa. “Onlardan sonra sizi” yani Mehdi (a.s) ve talebelerini ve onun yardımcısı olan veziri olan Hz. İsa Mesih (a.s)’i onların topluluğunu “ O arza mutlaka yerleştireceğiz”. Dünyaya hakim edeceğiz. “İşte bu makamımdan korkana” benden korkana. Mehdi (a.s)korkuyor mu Allah’tan? Tir tir titrer. Mesih (a.s)korkar mı? Tir tir titrer. Onlara has bir ayrıcalıktır diyor. O zamanın Müslümanlarına has bir ayrıcalık. “Fetih istediler (dünya hakimiyeti) sonunda her zorba inatçı” deccal, deccal orduları, deccale tabi olanlar “her zorba” diyor “ inatçı bozguna uğrayıp yok oldu gitti” diyor Allah. Var mı şu an Darwinizm? Halkın arasından sildik süpürdük. Kalelerinde duruyor, kalelerinden de sökeceğiz. Bütün dünya üniversitelerinde, birçok kurumda, betonun içine sıkıştılar. Betonlara saklandılar, betonun içinden de çıkacağız onları. Anlaşıldı mı? Halkın içinden silip-süpürüp attık.
OKTAR BABUNA: Bugün de Amerikan Radyosu’nda söylediniz Hocam , bunu hatta dediniz; “o, şeyin içerisinde beton binaların içersinde Darwin’in ölü cesedini bulmaya çalışıyorlar. Onu da çıkartacağız inşaAllah”.
ADNAN OKTAR: Darwin’in cesedini beton binanın içine soktular kokuyor bina, kokuyor. Biz geleceğiz Belediye ile beraber. Onu da atacağız yani. Allah’ın izniyle. O rezaleti de atacağız. Ben Amerikan Radyosu kiminle...
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Bugün Amerika’da Müslüman büyük bir radyo kanalına bağlandınız Hocam inşaAllah. Orada size bütün yaptığınız mücadeleyi, Darwinizm’in geçersizliğini, Darwinizm’e karşı sizin galibiyetinizi sordular. Hatta dedi ki mesela Yaratılış Atlası dedi, öyle bir etki meydana getirdi dedi ki Fransa’da bütün basında dedi haber oldu dedi, bunu bize anlatır mısınız dedi. Ondan sonra Hz. İsa (a.s)’nın gelişini, İslamın dünya hakimiyetini sordular size. Gençlik nasıl olmalı diye tavsiyelerinizi aldılar inşaAllah, görüşlerinizi aldılar. Siz detaylı bir şekilde anlattınız Hocam inşaAllah. Birliği beraberliği, Kitap Ehli’ne bakış açısını anlattınız inşaAllah. Nasıl barış ortamının olması gerektiğini bundan sonra ahir zamanda olacak olayları ve Kıyamet’e kadar olacak olan olayları hadislere dayanarak anlattınız Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Radyonun adresini ver. Var mı şimdi radyoda yayınlanacak mı nasıl?
OKTAR BABUNA: Yayınlandı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır banttan onlarda duruyor mu yani nasıl oluyor?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nasıl olacak?
CİHAT GÜNDOĞDU: Web sitesine kaydını koyuyorlar daha sonra isteyen erişebilsin, dinleyebilsin diye.
ADNAN OKTAR: Ne zaman koyacaklar?
OKTAR BABUNA: Koyacağız, hemen koyabilirler Allahu alem.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam . Birazdan hazırlayacağım inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Eyvah. Sabaha kadar bekleyeceğiz demektir.
ADNAN OKTAR: Tamam peki o zaman sen, eyvah tabii şakadan diyorum. Şener Şen’in bir filminde vardı “eyvah” oradan aklımda kaldı. Sakın kimse demesin.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ayetlere devam.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam . Şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman, Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde”, yani İslam’ın dünya hakimiyeti olduğunda ve bütün insanlığın dalga dalga İslam’a dahil olduklarını gördüğünde, iman ettiklerini “hemen Rabbini hamd ile tesbih et, övgüyle tesbihet ve O’ndan mağfiret dile çünkü O tevbeleri çok kabul edendir”. Yani insanların Allah’ın dinine dalga dalga gireceklerini, bütün dünyanın iman edeceğini bildiren bir ayet inşaAllah.
“Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik, öyle ki Allah senin geçmiş ve gelecek her günahını bağışlasın.”Allah, Hz. Mehdi (a.s)’ye biz sana apaçık bir fetih verdik diyor, dünya hakimiyeti.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu ayet tabii Peygamberimiz’e (sav) bakıyor, birinci anlamı. İkinci işari anlamı Mehdi (a.s)’ye bakıyor. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Öyle ki Allah senin geçmiş ve gelecek her günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah sana üstün ve onurlu bir zaferle yardım etsin.” Allah’ın vaadi olarak İslam’ın dünya hakimiyeti ve üstün ve onurlu bir zafer vaadediyor Allah inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşari manada tabii Kuran’ın bu ayeti olduğu gibi aynı zamanda Mehdi (a.s)’ye bakıyor, tamamı. Bak, “seni dosdoğru bir yola yöneltsin”, Mehdi (a.s)’yi Allah yöneltecektir. Mesela değil mi? Mesela üzerindeki nimetini tamamlayacaktır Mehdi (a.s)’nin. “Ve Allah sana üstün ve onurlu bir zaferle yardım etsin”. Bütün dünyaya hakim edecektir, üstünlük ve onur gelecektir Müslümanlara. Müslümanların onurlarını kırıyorlar şu an, eziyorlar Müslümanları. Bak bir zafer vardır bir de üstün bir zafer vardır, onurlu bir zafer vardır. Bu işte dünya hakimiyetiyle tam olmuş olacaktır. Ayet Peygamber Efendimiz (sav) zamanına bakmakla beraber, Mehdi (a.s)’ye de boydan boya tamamı bakıyor.
Devam edelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Fakat Allah sizin bilmediğinizi bildi. Böylece bundan önce size yakın bir fetih nasib kıldı.” (Fetih Suresi, 27).
OKTAR BABUNA: Allah yakın bir fetih, inşaAllah çok yakın zamanda İslam’ın dünya hakimiyeti olacak ve Allah bunu yakın olarak bildiriyor inşaAllah.
“Bu yurdun sonu kimindir? İnkar edenler pek yakında bileceklerdir.” (Rad Suresi, 42).
ADNAN OKTAR: Şimdi bak bu dünyanın sonu kimindir? Kimin?
OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s), talebeleri ve Hz. İsa (a.s)’nın inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Din Allah’ın olacak inşaAllah. Din Allah’ın oluncaya kadar diyor fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar cihada, mücadeleye devam edin diyor Allah.
ADNAN OKTAR: Fitne bütün dünyadan kazınması ne zaman oluyor?
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) döneminde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak din Allah’ın oluncaya kadar, bütün dünyada İslam dini hakim oluncaya kadar ve fitne, fitne ne demektir biliyor musunuz? En ufak bir anormallik. Anarşi, terör, insanların asabını bozmak, sevgisizlik, acı, zulüm bunların hepsi fitnedir. Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, yani dünyada olumsuz hiçbir şey kalmayıncaya kadar mücadele edin diyor. Bunu kim yapacak? Mehdi (a.s) yapacak. Diyorlar ki Mehdi (a.s)’ye ayet bakıyor mu? İşte buyrun. Çok net ayetler.
OKTAR BABUNA: Hocam, bu radyonun sitesiydi inşaAllah. Live Talk Shows diye. Evet, buradan alabilirler. Ayrıca yarın da harunyahya.tv ve harunyahya.fm internet sitelerinden yarın sabah itibariyle dinleyebilirler bu röportajı inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Radyonun adı “One Legacy Radio”.
OKTAR BABUNA: “De ki: ‘Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.’” (İsra Suresi, 81).
ADNAN OKTAR: Evet, bu Kuran’a da bakıyor, Resulullah’a (sav) da bakıyor, Mehdi (a.s)’ye de bakıyor. Bak Mehdi (a.s) geldi, batıl bütün dünyadan yok oldu. Noktası kalmayacak, tozu kalmayacak. “Hiç şüphesiz” diyor, bak Allah şüphesiz diyor, “batıl yok olucudur”. Yani bir yerde kenarda kalmayacak diyor Allah. Bir parça kalmayacak. Tamamı yok olacak diyor. İsra Suresi, 81.
Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: “Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık.” Mehdi (a.s) ve talebeleri siz daha iyi bilirsiniz Hocam hakikaten çileli bir mücadele dönemleri oluyor inşaAllah. Fakat Allah dünyanın batısına da doğusuna da bütün dünyaya mirasçılar kılacağını bildiriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Kendisine bereketler kıldığımız yerin”, Kenan diyarıdır. Bu ayrı, “doğusuna da, batısına da hor kılınıp zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık”. Bütün Kenan diyarına hepsine diyor ayrıca hakim edeceğim sizi diyor Allah. Yani İsrail’de orada işte Mehdi (a.s)’nin hakimiyeti altında rahat edecektir. Çünkü onların beklediği Mesih (a.s), Mehdi (a.s). Onlar diyorlar ki ahir zamanda Mesih (a.s) gelecek bizi kurtaracak. Mehdi (a.s) gelip kurtaracak, doğru. Ve diyorlar ki dışarıdan gelecek. İsrail’den çıkmayacak Mehdi (a.s) diyorlar. Dışarıdan gelecek diyorlar. Ve şu an bütün İsrail’in ileri gelen uleması, alimleri Mesih (a.s) geldi diyorlar. Eminler, Mehdi (a.s) çıktı diyorlar. Ve bütün İsrail’i kurtaracak diyorlar. Ve bütün Müslümanları kurtaracaklar. İsrail elini kolunu sallayarak gezecek, gayet rahat edecek.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Hz. Davud (a.s) soyundan olacak diyorlar.
ADNAN OKTAR: Hepsini tabii hepsini kurtaracak inşaAllah. Bütün Müslümanları, Hıristiyanları. Hepsine özgürlük, refah, bereket, bolluk verecek. Müslümanlar görülmemiş bir bereket ve bolluk içerisinde yaşayacaklar inşaAllah. Devam edelim.
OKTAR BABUNA: “Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor”.
ADNAN OKTAR: Şimdi ağızlarıyla nasıl, Darwinizm’i anlatıyor, materyalizmi anlatıyor ama konuşuyor. Yani kuşda şakır, karga da öter ama bir şey olmaz yani. Diyor ki Allah bak, “ağızlarıyla” yani başka canlılara da benzetirim de gerek yok şimdi. “Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar”. Yani demekki konuşarak. Fen, felsefe görünümü altında Allah’ın nurunu İslam’ı, Kuran’ı kaldırmaya çalışacaklar diyor Cenab-ı Allah. Oysa kafirler yani Allah’a inanmayan herkes istemese de ki zaten istemiyorlar, Allah kendi nurunu, Kuran’ı, İslam hakimiyetini tamamlamak ne demektir? Mesela Afrika’nın bir bölümüne yerleşmediyse İslam tamamlanamamıştır, yarımdır. Değil mi? Mesela bir duvarın tamamını biz beyaza boyadığımızda bu tamamdır, tamamıdır. Bir kenarı kaldı mı olmamıştır. Ne diyor Cenab-ı Allah? “Tamamlamaktan başkasını istemiyor”. Sultanlar Sultanı Cenab-ı Allah emretmiş. Bu Allah’ın hükmü bitmiş, hükmüllah. Bitmiş. Tevbe Suresi, 32. Evet devam et.
ADNAN OKTAR: Evet, bak “Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar”. Yani konuşarak, yazarak, televizyonlardan, radyolardan İslam’ı söndürmeye çalışıyorlar diyor. Karşı propagandayla. Oysa diyor Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır. Demek ki daha Allah’ın nuru, yani Allah’ın nuru Kuran ortaya kondu ama tamamlanması, tam yani siyasi, sosyal, her yönden tamamlanması Mehdi (a.s) devrindedir. Kafirler hoş görmese bile. E, tabii ki daralacaktır onlar. Allah mutlu olmayacaklar diyor. Onlara ızdırap verecek acı verecek diyor. Saff Suresi, 8. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: “Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.” (Yunus Suresi, 82). Dediğiniz gibi istemeyeceğini bildiriyor suçlu günahkarların.
ADNAN OKTAR: “Ve sizi” diyor Cenab-ı Allah “onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah her şeye güç yetirendir.” Bakın onların topraklarına, hiç bilmediğimiz yerlere, mesela Afrika’nın en uç yerlerine, Kuzey Kutbu’na, Güney Kutbu’na, “yurtlarına mallarına, ve daha ayak basmadığınız” hiç bilinmeyen “yerlere mirasçı kıldı.” Her yere İslam’ın dalgası, İslam’ın nuru hakim olacak. İnşaAllah. Böylece malları da temizlenmiş olacak. İnşaAllah. Hepsi müslümanların olacak bütün dünya. “Allah, her şeye güç yetirendir” diyor Cenab-ı Allah. Ahzap Suresi, 27. Evet. “Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.” Yani Kuran anlatılarak, izah edilerek, söylenerek, tebliğ yapılarak İslam’ı dünyaya hakim edeceğim diyor Allah. Yunus Suresi, 82.
OKTAR BABUNA: “Onlar ki, yer yüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak,” yani hakimiyet verirsek...
ADNAN OKTAR: Şimdi bak “Onlar ki” Bunlar onlar kimler? Bak yeryüzünde diyor Cenab-ı Allah. Belirli bir yerde demiyor ki. “Kendilerini yerleştirir, iktidar” muktedir. Yani yönetimi siyasi, sosyal, iktisat, her yönden iktidar sahibi kılarsak,” “Dosdoğru namazı kılarlar” namazdan vazgeçmezler “zekatı verirler, ma’rufu emrederler” doğru olan güzel şeyleri anlatırlar, “münkerden sakındırırlar.” Aman yanlış bunları yapmayın derler. “Bütün işlerin sonu Allah’a aittir. Bu Mehdi (a.s) ve talebelerinin ana özellikleridir. Mesih (a.s) ve Mehdi (a.s)’nin inşaAllah. Arkasından ne diyor Cenab-ı Allah? “Gevşemeyin” diyor ve “üzülmeyin”. İkisi de muhkem, farz olan ayetlerdir. Müslüman gevşemeyecek. Ne olacak? Mehdi (a.s)’yi hapsedecekler. Gevşeyecek mi? Suikast yapacaklar. Geveşeyecek mi? Hakaret edecekler, iftira edecekler, baskı yapacaklar, korkutmaya çalışacaklar, önüne engeller koyacaklar. Dağ gibi engeller çıkacak diyor (sav) . Mehdi (a.s) diyor, bir yol bulur geçer diyor. Mutlaka geçer diyor. Üzülecek mi Mehdi (a.s) bundan dolayaı? “Üzülmeyin” diyor. “Eğer gerçekten iman etmişseniz” ki Mehdi (a.s)’nin mükemmel bir imanı vardır ve talebelerinin. “En üstün olan sizlersiniz.” Siz hakimsiniz diyor. Bir insan nasıl en üstün olur? Her yönden. Siyasi, sosyal, iktisadi, ilmi, kültürel... Her yönden hakim olursa en üstün odur. “En üstün olan sizlersiniz.” Al-i İmran Suresi, 139. Bunu, masonlar ana düstur olarak alıyorlar bu ayeti biliyor musunuz bunu? Bütün mason mabedlerinde bu ayet kullanılıyor. Bütün mason kitaplarında bu ayetle şey yapıyorlar. Bak Kuran’ın bu ayetini masonlar kendileri kullanmaya kalkıyorlar. Halbuki Mehdi (a.s)’nin alnında yazıyor bu ayet. Mehdi (a.s)’nin alnından sökmeye çalışıyorlar. Sökemezler. Mehdi (a.s)’ye aittir bu hüküm. Bak “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” Bütün mason kitaplarında, dergilerinde hepsinde vardır bu yazı, bu ayet. İsterseniz getirip göstereyim yani. Var mı Mimar Sinan dergisi bir tane? Eski sayılarından. Bakın. Tamam, yeterli bu. Yeni sayıları olması lazım özellikle. Buyrun. Mimar Sinan Dergisi, ne bu? 1987, sayı 63. Önce onu gösterelim. Buyur, getir. Tarih görünüyor mu? Tarih, alttaki tarihe ‘zoom’ yap. Evet, tamam görülüyor. Mimar Sinan, dergiyi de göster. Mimar Sinan mason dergisidir. Bakın birinci sayfasını gösteriyorum.
ADNAN OKTAR: Buyrun. Bakın masonlar Kuran’a karşı mücadele etmelerine rağmen, Tevrat’a ve İncil’e mücadele etmelerine rağmen ne diyor görüyor musun? “Şanı yüce Kuran” diyor ve Al-i İmran Suresi 139. ayet diyor. Üçüncü Sure evet. Bak aynısını ayetin almışlar. Buyrun Mimar Sinan 2. sayısı. Bunu da açıyorum. 1993 Mimar Sinan. Gösteriyorum. Yalan söyleyecek halimiz yok. Buyrun. Aç göster.
ADNAN OKTAR: Evet. Birinci sayfası bak, birinci sayfası. Şimdi içerdeki sayfalara giriyoruz.
OKTAR BABUNA: Hocam bu hakikaten hiç bilinmeyen bir şeydi.
ADNAN OKTAR: Bakın şimdi ne diyor. Şöyle bir göster önce. Şimdi bak okuyorum: “İnsan biçiminde tanrıdan bu soyu tek tanrı ilkesine doğru evrimin”. Vahiyle oldu demiyor, evrimle oldu diyor. Yani Allah kelamı değildir diyor Kuran. “Tanrı sevgisinin yapısındaki farklılıklar doğurduğu oldukça açıktır.” Evrimle oluştu diyor. Allah vahiyle indirmedi diyor. Din yok diyor yani. “Açıkça görülmektedir ki, insanların çoğunluğu kendi kişisel gelişmelerinde bu çocukluk evresini aşamamış ve Tanrı’ya gösterdikleri inançla birçokları kendilerini koruyan bir babaya inanmışlardır.” Kendi kendilerini kandırıyorlar böyle diyor. Çocukça bir yanılgı diyor, Allah’a inanmak diyor. E kardeşim şimdi burada şanı büyük yüce Kuran diyorsun işte, değil mi? Ve bu ayete uyduğunu söylüyorsun, burada da ne diyorsun? Çocukça bir yanılgı diyorsun. Böyle olduğu için diyor “Freud tarafından öne sürülen Tanrı eleştirisi çok doğrudur” diyor. Allah yok diyor haşa. “Freud’a göre din insanın kendi dışındaki doğa güçlerine, kendi içindeki güçlere, içgüdülere karşı çaresizliğinden kaynaklanmıştır” diyor. İnsan kendi çıkarttı dini, din yok diyor. “Ve insanlığın gelişme sürecinin ilk dönemlerinin bir ürünüdür.” İnsanların kendi uydurmasıdır diyor haşa. Kardeşim şimdi bunlar yüz yıllardan beri, üç bin yıldan beri Adonay’ı bekliyorlar. Adon bunları hiza edecek hepsini. Mehdi (a.s)’yi bekliyorlar. Ve bunların kafasını güzel, oklava gibi açacak ve hepsini akıllandıracak Mehdi (a.s). Bir mason tablosu var çok büyük bir mason tablosu. Böyle mason kıtaları Mehdi (a.s)’nin karşısında hazır oldalar. Mason kıyafetleriyle, yağlı boya tablo yapmışlar, Adonay diyorlar ona, Adon. Adon’u bekliyorlar yani ahir zamanda yeniden geleceğine inanıyorlar. İnşaAllah Ve hepsini adam edecek. Bu çarpık düşüncelerini de düzeltecek. Bir kere şu Darwinist, Freudçu kafalarını bir temizleyecek süpürgeyle. Artık çalı süpürgesi mi ne ile süpürürse süpürecek ve hiçbir şekilde bunlarda kir kalmayacak. Buraya nuru getirecek. Dolayısıyla şeytanlar Mehdi (a.s)’nin emrine girecek. Bütün masonlarda Mehdi (a.s)’nin emrine girecektir. Bekledikleri Adon Mehdi (a.s)’dir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam siz İspanya’da bir radyo kanalında anlatıyordunuz böyle masonluğu ve dünyadaki sistemlerin arkasındaki geri planı anlatıyordunuz.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim söylesek ortalık birbirine karışacak da ama söyleyelim; 33. dereceli masonlardan oluşan büyük bir heyet benimle görüşmek istiyor. Yani galibiyetimizi kabul ettiler. Kabul ettiler yani. Darwinizm’in yıkıldığını da kabul ettiler. “Allah var, Bir” diyorlar ve görüşmek istiyoruz sizinle diyorlar ve Amerika’nın ünlü masonları, İngiltere’nin ünlü masonları, 33. derece ve üstü olanlar. Heyet halinde gelmek istiyorlar. Demek ki darmakeşan etmişiz, bak onların da hidayetine vesile oluyoruz inşaAllah. Önümüzdeki günlerde çağıracağım. Kardeşim iman ederse, bizim masonlarla bir alıp-veremediğimiz yok. Yani bu Kuran’ı öpüyorlarsa, bitti, inşaAllah. O Freud falan feşmekan, o sahtekardan bana bahsetmiyecekler. Onlar bitti. Biz Darwin’i gömdük. Freud’u da gömdük, Lenin’i de gömdük. Bunlar bitti bunlar. Bunlar koktu, cesedi koktu bunların artık yani değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz çünkü Hocam , dinlerini ellerinden aldınız, batıl dinlerini inşaAllah. O yüzden fikren çöktüler böyle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, mesela üç kitabın üzerine yemin ediyorlar, Tevrat’a, İncil’e, Kuran’a. Kardeşim tam anlamıylada karşılarına almışlar dini. Bu çok samimiyetsiz bir şey. Şimdi o Kuran’ı, onlara hakkı ile öptüreceğim. Yani böyle hakkı ile öpecekler. Gözyaşları içerisinde öpecekler inşaAllah. Yok bundan sonra milleti kandırmak. Masonlar, Müslüman da olduktan sonra, tertemiz vatan evlatları. Çok kaliteli insanlar. Alır bağrımıza basarız. Bir sözümüz yok, ama Allah aşığı olacaklar, deli aşık değil mi? O zaman tamam. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz, Amerika ve İspanya gibi böyle, birçok ülkedeki canlı yayında söylediniz Hocam bunları ve çok hoşlarına gitti. Hatta bir tanesinde sunucu, ben masonum dedi. Siz anlattınız bütün Masonluğu böyle, bu çarpık felsefelerini. Ben masonum dedi, ama dedi, size katılıyorum dedi. Çok hoşuna gitmişti sunucunun. Siz dediniz ki, çünkü masonlar kaliteli insanlar dediniz, yani masonlara değil dediniz, tek tek kişisel değil olay. Felsefeleri yanlış dediniz böyle inşaAllah. O zaman adamın çok hoşuna gitmişti sunucunun Hocam.
ADNAN OKTAR: Haham olan masonlar da var. Onlar da, şu an bunların kafasından tamamen çıktılar. İnşaAllah. Onlar da görüşmek istiyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Şeytanın yüzyıllardır onları kandırdığının farkına varmış olabilirler mi Hocam ?
ADNAN OKTAR: Allahu alem bir oyuna geldiklerini gördüler. Bu iddia edilen Ergenekon örgütünün çökmesi de o yüzden oldu. Yani ortalık kaynıyor şu an, darmakeşanlar. Hoppala ne alaka şimdi? Arkadaşın tanıdığı diyor, size getirdiği Mormonlardan birisi, yarın sabah 5.30’da Amerika’ya gidecekmiş, şu anda uygunsa size getireceklerini söylüyor. Şu an röportaj devam ediyor zaten, olmaz. Röportajdan sonra zaten bu haberi bana verebilirlerdi, ne alaka acilliği açısından. Gelsin tamam, Mormonlar, bunlar da Müslümanlığa çok yatkındır. Bunlarda da Kuran’a çok uygun izahlar, yani teslise inanmıyorlar, Allah’ın birliğine inanıyorlar değil mi?
OKTAR BABUNA: Bazı haramları, haram kabul ediyorlar Hocam .
CİHAT GÜNDOĞDU: Domuz etini yemiyorlar.
OKTAR BABUNA: Hocam, bir müjdeli şey olarak da, şu an Amerika’nın en büyük üniversitelerinden, dünyanın en büyük üniversitelerinden Pennsylvania’daki Penn State University, dünyanın en büyük üniversitelerinden biri var. Arkadaşlarımız biraz sonra Evrim Aldatmacası Konferansı’na başlıyorlar orada. Pennsylvania’da olanlar gidebilir konferansa üniversiteye, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz demiştiniz, Darwin’in cesedini de çıkaracağız diye, oradan başlamışlar Hocam, en büyük üniversitelerinden birinden.
ADNAN OKTAR: İşte o, şu hani varya başlarına geçiriyorlar, şu kötü gazları süzen bir alet var falan, zehirlenmemek için falan. Gaz maskesi falan. Eldiven ile falan çıkıp onun eracifini, onu da atacağız oradan. Binalara saklanıyorlar, onları söke söke çıkartıacağım o gizlendikleri yerlerden. Bakın, mason locaları da teslim oldu, elhamdülillah, elhamdülillah. Dinin, fen ve gerçeğin karşısında bakın kimse duramıyor değil mi? Greyder gibi ezip geçiyoruz elhamdülillah. Hoppala, bu seferde buraya gelmesi mi uygun olur diye soruyorlar. Ben ne diyeyim şimdi? Tamam, buraya gelsin, neresiyse burası hadi bakalım, inşaAllah. Beril nasıl anlatıyorum konuları?
SUNUCU: Çok güzel, beğendim. Tam olarak bende de oturmuş değildi zaten, yavaş yavaş oturuyor bu da.
ADNAN OKTAR: Değil mi? MaşaAllah, maşaAllah. Bak masonlar da, kardeşim Müslüman oldu mu, bu konu bitti size söyleyeyim. Yani İslam’ın dünya hakimiyetini kimse durduramaz Allah’ın izniyle. Bizde kazanma var kardeşim. Yıkma yok, yakma yok. Şimdi geldiklerinde, heyet olarak onları da göstereceğim basına, inşaAllah. Bak, 33. derece ve üstü. Yok, yok, ben onlara söz verdim. Rica ettiler, Hocam dediler, basına aman, basını olayın içine katma dediler. Pardon, orada düzeltme yapıyorum. Ama yani işin doğrusu, dünya devletini şu an masonlar yönetiyorlar, yani bu bir gerçek. Ama büyük bölümü iman etti, maşaAllah. Bu köhne Darwinizm’i artık kimse savunmuyor. Utanç vesilesi, insan kıpkırmızı olur, utanır yani. Böyle tesadüflerle bir konuyu anlatmak, bilim adamı değil mi? Ortaya çıkacak, diyecek ki, ya diyecek, proteinler vardı ya diyecek, tesadüfen oluyor. Kromozom, o da tesadüfen oluyor. Öğrencilere söylüyorlar, ilkokul çocuklarına, Hocalarına dik dik bakıyormuş çocuklar böyle, yani gıcık olmuşlar gibi. Gözlerime diyor, dikkatlice bakıyor diyor çocuklar böyle, illet oluyorum çocuklara yani. Koskoca kardeşim şimdi yani, sakallı, bıyıklı heriflerin, oturup böyle yalan söylemesi çocuk gibi, yapmasınlar. Bu kadar kendilerini küçük düşürmesinler. Darwinizm yok, öyle bir şey yok. 5 yaşında çocuk inanmaz şuna.
OKTAR BABUNA: En son uzaylılara başvurdular zaten şimdi.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim tesadüf ne yapmış da insan yapsın? Develeri, kuşları, elma, portakal, narenciye, üzüm, her şeyi yapıyor, deli mi bunlar?
OKTAR BABUNA: Tam deli saçması Hocam , inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Deli saçmasının üzerinde, bambaşka bir şey, ben böyle, yani dünya tarihinde böyle bir olay yok. Puta tapanda bile bir mantık var. Taşa tapıyor adam diyor ki, taş kanalı ile Allah ile bağlantı kuruyorum ben diyor. Bunlar atomları Allah kabul ediyorlar. Her atom tek tek Allah’tır diyor. Kromozom yapar diyor, mitokondri yapar, koful yapar, görme gücü meydana getiri, duyma gücü meydana getiri diyor. Dokunma hissini meydana getiri diyor. Her şeye kadirdir atom diyor. Bak, görmeyen atom, görmeyi yaratır diyor. Atom görmüyor ya! Görmeyi yaratır diyor, öyle bir gücü vardır diyor. Duymaz diyor atom, ama duyma duymayı yaratıyor diyor. Dokunma hissi yoktur diyor, ama dokunmayı yaratır diyor. Koklama hissi yoktur atomun diyor, koklama hissini yaratır diyor, değil mi? Müziği bilir diyor atom diyor yani, kör atom bilmez, ama diyor öyle bir şey yapar ki diyor, müzikten zevk alacak bir varlığı yaratır diyor. Domates, biber, kavun, karpuz, hepsini yaratır diyor atom diyor. Sen atoma güven diyor, gerisine karışma diyor. Kardeşim etmeyin, yapmayın, çarpmayın, oralara girdiniz o deliklere, orada da sizi bulacağım yani. Bırakın bu masalları. Masal da değil yani, böyle olacak gibi değil yani. Daha hala geçenlerde dedeler toplanmışlar, o kırık dökük masalarında toplanmışlar, mirim azizim, bademcik var ya bademcik, Allahım Ya Rabbim. 70 yıl önce bitmiş olayları, tazeleyip yeniden ortaya getirmeye kalkıyorlar. Kör bağırsak muhabbeti yapıyorlar. Elli kere anlattık. Bak dedik, bir mukus salgılıyor dedik değil mi? Ve bağışıklık sistemini koruyan bir yapıdır. Ayrıca, mesela antibiyotik veya herhangi bir şekilde vücuttan bakteri atıldığında, vücuda faydalı bakteriler oradan salınıyor. Böyle faydalı bir organ görüyorsun, niye anlamazlıktan geliyorsun?
OKTAR BABUNA: İşte artık 100 sene önceki şeylere sarılmaya çalışıyorlar. Bitti Hocam , Allah’ın izni ile maşaAllah. Ama bu perdeyi siz kaldırdınız Hocam . Allah sizi vesile etti inşaAllah. Bilinmiyordu, bu büyü gibi, açıklamıştınız Hocam inşaAllah, güya bilimselmiş gibi böyle Latince kelimeler ile laf kalabalığı ile.
ADNAN OKTAR: Ben masonların böyle çözüleceğini pek tahmin etmiyordum işin doğrusu, yani maşaAllah, helal olsun, maşaAllah. Cayır cayır çözüldüler yani, maşaAllah. Daha da çözeceğiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Beklediğimizden erken mi oldu Hocam inşaAllah? Allah’ın hikmeti ile inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani, şimdi aslında tabii olay, Mesih (a.s)’de hareket halinde şimdi yani. Sırf Mehdi (a.s) hareket halinde değil ki. Yani iki tane birden nur kaynağı, çift ışıktan gözleri kamaştı yani. Tabii, iki tane mürşid var. İki tane Kutup var dünyada. Yaniyorlar artık ışığın gücünden yani. MaşaAllah tabii. EvvelAllah.
OKTAR BABUNA: Devlet başkanları da şeylerini değiştirmeye başladılar. Hugo Chavez olsun, başka devlet başkanı, Tony Blair olsun, başka devlet başkanları böyle, önde gelenleri, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bana mason localarında çekilmiş fotoğraflarını gönderdiler, güveniyorlar. Çok kapsamlı, böyle büyük toplantılara ait resimler falan. Haham masonların da resimlerini gönderdiler yani. Yahut Hocam herhangi bir yerde kullanırlar, hani var ya kitapta kullanıyorum böyle. Tamam ben kullanmam dedim inşaAllah. Ziyaretine gelmek istiyoruz dediler. Başımın üzerine, buyrun dedim, inşaAllah. Ve hepsi, şu an Allah’a inanıyorlar, maşaAllah. Darwinizm yok diyorlar.
OKTAR BABUNA: Siz vesile oldunuz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. İki dakika kalmış.
Ya Allah, bismillah. Bakın, o zamanın Firavun’una diyor ki, “Bunun üzerine”, şeytandan Alah’a sığınırım. “Bunun üzerine Firavun, şehirlere asker toplayıcılar gönderdi. Gerçek şu ki; Bu Müslümanlar, azınlık olan bir topluluktur.”, çok azlar. Yani Mehdi (a.s) talebeleri de öyle. Mesela 313 kişi, azlar. “Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler.”, yani bunlar diyorlar, bize kinlidir bu adamlar diyorlar. “Biz ise, uyanık bir grubuz.” diyor Firavun’un takımı, deccal takımı. “Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;” diyor Allah, saklandıkları yerlerden. “Hazinelerden ve soylu makamlardan da.” Bak, hem hazineler bunların kontrolünde, soylu makamlar da bunların kontrolünde. “İşte böyle; bunlara İsrailoğulları’nı mirasçı kıldık.” Bu devrin İsrailoğulları kimdir? Mehdi (a.s) ve talebeleridir, İsrailoğullarından kastı. O zamanın Müminleri. Bu devrin Ben-i İsrail’i Mehdi (a.s)’dir ve Mehdi (a.s) ve talebeleridir. Hz. İsa Mesih (a.s) ve talebeleridir. Bunlar da Ben-i İsrail’dir, inşaAllah.
Hadi kapat bakalım. Yarına dair bir şeyler de söyle inşaAllah.
SUNUCU:Teşekkürler. www.harunyahya.tv sitesinden, 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bizlere ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden, Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Yarın bizi 22.00 ile 24.00 saatleri arasında Çay TV’den takip edebilirsiniz. İyi geceler.