Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Kanal 35 ve Kanal Avrupa'daki Canlı Röportajı (14 Şubat 2010)
Şubat 2010
SUNUCU: Hayırlı günler sevgili dinleyenlerimiz ve izleyenlerimiz. Efendim, bir güzel Pazar gününde daha Adnan Oktar’la Baş Başa ile ekranlarınızdayız bugün. Şu anda KANAL AVRUPA, KANAL 35 ve 70’ten fazla televizyon, internet sitesi ve radyodan bizleri izleyebilir ve dinleyebilirsiniz efendim. Ayrıca bunun dışında www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşleriniz için bizlere ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden ulaşabilirsiniz ve www.harunyahya.org, www.harunyahya.net adreslerinden de Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz. Evet, bugün yine çok kıymetli Hocamız, ayrıca çok kıymetli yazarımız da Sayın Adnan Oktar ve Sayın Dr. Oktar Babuna yine stüdyomuzdalar. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.
Yolda gelirken düşündüm de, bir avuç kıtıbiyoz adam bizim milletimize toplum mühendisliği uyguluyor ama böyle kavruk domuz gibi böyle. Kirli, uyuşturucudan kirlenmiş tipler. Kendinden çok emin ve ukala. Millete tepeden bakan, milleti yönettiğini zanneden böyle avanak ve kıl tipler. Bunların toplum mühendisliği uygulamasına Müslüman kardeşlerimizin, milliyetçi insanların uyması, yani bir kısmının uyması ve bunların eylemini başarılı çıkartması çok küçük düşürücü bir şey. Onların toplum mühendisliğine karşı, karşıt toplum mühendisliği olması lazım. Onu bize Kuran gösteriyor, karşı toplum mühendisliğini. Nasıl olacak? Bir fasık, bir Allah’tan korkmayan, ağzı kokmuş pis bir mahlûk, gazetesinde veya televizyonunda veyahut herhangi bir yerde böyle pis, alçakça bir haber yaptığında; din, mukaddesat aleyhinde, Müslümanlar aleyhinde haber yaptığında, bundan etkilenmemek. Ve bunu tahkik edip araştırıp bizzat araştıran kişinin de hatta karşı cevabını vermesi. Yani “vay be” değil de, susup inanmamak da değil. Bir de susup inanmamak var bu da bir yöntemdir. Bir de karşı cevabını vermek vardır. Mesela diyecek ki; “falanca gazete ahlaksızlık yapıyor, yalan söylüyor” diye gidecek berberde anlatacak. Manava gidecek diyecek ki; “falanca gazeteyi okudun mu? Bunlar ahlaksız, şerefsiz adam bunlar, yalan söylüyorlar’’ diye gidip anlatması lazım. Bu karşı toplum mühendisliğine, bu itin, kopuğun dayanması mümkün değil. Yani susup inanmamak pasif müdafaadır. Yani bu yeterli bir şey değil. Tabii, araştırıp “bunlar alçak, şerefsiz adamlar” diyeceksin. “Buna inanmayın, bunlar sahtekâr” diyeceksin. Bu çok yıldırıcı olur. Bunların bu kendinden emin tavrı da dümdüz gider. Bakın dikkat ederseniz böyle yamuk yumuk, Gırgır’daki tipler gibi adamlar, tepeden ukalaca, Müslümanlığa, Peygamberimiz’e karşı, Müslümanlara karşı çok ukala ve züppe bir tavır içerisindeler. Ve buna da onlarca yıldan beri çözüm bulunamıyor. Yani mesela sağ bir eylem yapıyorlar. Sağda muazzam dalgalanma oluyor. Üç tane domuz kılıklı adam yetiyor yani. Halbuki bunlar, karşı toplum mühendisliği ile daha havada yakalanması lazım. Böyle yerin dibine oturtulması lazım. Bir kere, bu tip haberlere inanılması durumunda adam, o domuzun bir parçası gibi ona yardımcı olmuş olur. İnanırsa, yani bir domuzluk yapmış oluyor, o da ona yardımcı olmuş oluyor. Bu olmaz. Bu çok haysiyet kırıcı, onur kırıcı bir şey. Müslüman’a yakışmaz, haram. Ne yapacağız? Burada yapılacak en güzel şey, bir; tahkik edeceğiz, delillerimizi oluşturacağız ve rezil rüsvay edeceğiz. Diyeceğiz ki; “arkadaş sen, alenen yalan söylüyorsun” diyeceğiz.
SUNUCU 2: Hocam isterseniz güncel konularla başlayalım. Bugün biliyorsunuz Sevgililer Günü. Müslümanlar açısından size bir soru sormak istiyorum. Bugün kamuoyunda Sevgililer Günü diye bilinen “St. Valentine” günü. Müslümanlar için diğer din mensuplarına ait; bayram, Noel, Paskalya gibi günleri kutlamakta bir kötülük, bir günah var mıdır Hocam? Müslümanlar da kutlayabilir mi bu tür bayramları?”
ADNAN OKTAR: “Sen Valentine” “ben Adnan” falan filan. Noeli kutlamak; şimdi Hz. İsa’nın doğum günü ise, o zaten bizim Peygamberimiz. İftihar ederiz, Kuran okuruz, Allah’ı anarız, ona sevgimizi anlatırız, bu güzel. Tabii yani, Hz. İbrahim’in doğum günü belli ise o günü de kutlarız. Resulullah(s.a.v.)’ın doğum gününü nasıl kutluyoruz, kutlarız yani.
SUNUCU: Ama tabii Hocam, kutlama tarzı da önemli burada sanırım.
SUNUCU 2: Evet, benim demek istediğim de o Hocam. Normalde çam ağaçları, ışıklar falan değil de, Kuran okuyarak, şükrederek kutlayabiliriz değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Başlangıçta onu özellikle şerh ettim. Bak, Kuran okuyarak dedim. O çok önemli. Çam ağacı bahçesine diksin, çam ağacı güzel, çam güzeldir de, ağacı kökünden kesip alıp evin içine getirmek, söğüt, kavak ağacını da evin içine getirmek, bu olmaz. Ölür ağaç kestin mi yazık, bahçede güzeldir ağaç, inşaAllah. Sevgililer günü, bir kere sevginin ne olduğunun ortaya konması gerekiyor. Sevgi, Allah’ın nurunu, Allah’ın varlığını, Allah’ın Kendisini biz coşkuyla severiz. Aşkla, deli aşık olarak severiz. Ve O’nun tecellilerine karşı derin bir aşk duyarız, tutku duyarız. Sevgi diye buna denir. Bir de para sevgisi vardır. Çıkar sevgisi vardır. Et, kemik sevgisi vardır. Bu sevgi değil, hevestir bu. Kedi de köpekte de var. Mesela köpek, başka bir köpeği gördüğünde karşı cinsi gördüğünde etkilenir hayvan. Bu sevgi değil içgüdüdür, hayvani içgüdüdür. Sevgi ayrı bir şey, şuurlu bir olaydır. Sevgi de Allah’ın tecellisi olarak, Allah’ın nuru olarak görürsün karşıdaki insanı. Şefkat duyarsın, koruyup kollama hissi. Merhamet duyarsın. Derin saygı duyarsın, değer verirsin. Sırdaşı olursun. Vefa hissi vardır, vefalı olursun. Yani en kötü gününde dahi onu bırakmazsın, değil mi? Koruyucu ve kollayıcı olursun. Ve hepsinin üzerinde onu Allah’ın konuşturduğunu bilirsin. Onu Allah’ın sana gösterdiğini bilirsin. Tarif edilmez bir zevkle seversin. Derin bir sevgi ile seversin. Buna “sevgi” denir. “Sevgililer Günü”, tabii çok küçük düşürücü bir ifade bu. Sevgililer Günü’nü zaten 24 saat olarak düşünürsek, günün belirli bir saatinde, belirli vakitlere diyorlar “Sevgililer Günü”, aslında sevgililer saati var. Yani onlara göre. Çünkü günün tamamında öyle bir şey yok. Geliyor mesela, kız arkadaşı varsa onunla bir görüşüyor, yarım saat, 1 saat- 2 saat. Hediye veriyor, gidiyor. Ne oldu; işte “Sevgililer Günü’nü kutladım” diyor. Yani bunun olmayacağı belli. İnsan sevdiğinde sonsuza kadar sever. Dünya ile sınırlı değil. Mesela ölüme kadar sevme ise, o da olmaz. O da çok kötü bir şey. Sonlu olanı niye sevesin ki? Sonsuz olan sevilir. Sonsuz sevmek için de Ahirette de beraber olma isteği olması lazım. Bunun için de onun güzel ahlaklı, Allah’ı seven bir insan olması gerekiyor. Dolayısıyla insan sevdiğini Allah’a yaklaştırır. Eğer onu gerçekten seviyorsa onu Cehennemden kurtarmaya çalışır, değil mi? Allah’ı sevmesini ister. Kuran’ın hükümlerini tam yapmasını ister, hatta herhangi bir Müslüman değil de çok takva bir Müslüman, mücahit Müslüman, değerli bir Müslüman olması için gayret eder. Çünkü öbür türlü riske atmış olur. Ortalı olursa riske atmış olur ve anormal bir şey olur. Çünkü ben sevdiğimi tam severim. Allah’ı tam seviyorum. Niye yarım seveyim? Gücümün yettiği en son noktaya kadar severim. İnsan da sevdiğini gücünün yettiği en son noktaya kadar sevmesi lazım ve sonsuza kadar sevmesi lazım. Bir parça seviyorum diyorsa, o sevgi değildir. Onu dün de söyledim. Oradaki sevgi, bir kısmında heves sevgisi yani kedide köpekte, eşekte olan cinsel içgüdü. Buna dayanan bir heves. Bu sevgi değil bir kere. Bunun adını bir kere sevgi diye kirletmeyecek. Bu başka bir şey o. Hayvani içgüdüdür o. Mesela köpek de önce bir yaltaklanır, bir şeyler yapar ona yanaşmak için. Bu onu göstermez. Bu sevgi değildir o. Sevginin Kuran’ın bütününe dayalı olması lazım ki Allah tarafından o sevgi himaye edilsin ve o sevgi yaratılsın. Yoksa hadi seveyim deme ile de sevemezsin. Allah’ın o gücü yaratması lazım. Yani çünkü sevgi ruhta derin bir his, tarif edilemeyecek bir güç, derin bir heyecan. Hadi seveyim denilince, o elde edilebiliyor mu? Olmaz ki, o gücü, Allah’ın vermesi gerekiyor. O işte bizim Kuran ahlakıyla karşımızdakini sevdiğimizde, Allah’a yalvarmış oluyoruz, dua etmiş oluyoruz. Allah ondan sonra o sevgiyi yaratıyor. Ve mucize olarak meydana geliyor. Mesela nedir desek, tarif edemezsin. Mesela kalbinde duyuyor, bütün vücudunda duyuyor tarif edilmez, mesela ona neşe veriyor, sevinç veriyor değil mi? Tabii bir altıncı his, yani ne yemeğe benziyor, ne içmeye benziyor. Ama çok derin bir duygu ve güçlü bir duygu ve derin bir zevk ve sürekli devam eden bir zevk. Bunun oluşabilmesi için dışarıdan yani leblebi tozuyla bilmem neyle falan olabilecek bir şey değil bu. Bunun oluşması tamamen ruh gücüne dayalı olan bir şey, değil mi? Bunu da elde edemeyince bunalıyorlar, ne yapsam acaba, hediye mi alsam, beni nasıl sevse? Hediye alıyor adam, adam hediyeyi seviyor, onu sevmiyor ki orada, yani niye onu sevsin.
Evet, Oktar Hocam buyrun şimdi siz anlatacaklarınızı anlatın.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, tam dediğiniz gibi Hocam inşaAllah. Bir de şunu tabii hep vurguluyorsunuz inşaAllah; sevginin dünyadan kalkmasının sebebini aslında açıklamıştınız. Siz o sebebi ortadan kaldırıcı bir çalışma yapıyorsunuz inşaAllah. O çalışmanın sonucunda da Allah izin verirse inşaAllah, Hz. Mehdi döneminde de inşaAllah, sevgi geri gelecek. Sadece Kuran ahlakıyla olabileceğini anlatmıştınız Hocam inşaAllah. Darwinizm’in bunu getirdiğini böyle bu şekilde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen neler hazırladın.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Arı dansı ile ilgili çok güzel bir filmimiz var, Kuran mucizeleri var, sevimli canlılar var.
ADNAN OKTAR: Göreyim arı dansını.
OKTAR BABUNA: Bilim adamları Hocam, bir çalışma yapmışlar, arıların dansını ortaya koyacak şekilde. Bunun ile ilgili bir film. Bunun gibi bir kovanda, burada bir kovan görülüyor. 60 bin tane arı yaşıyormuş Hocam inşaAllah. Bu arılar yeterince nektar bulabilirlerse, balı nektardan yapıyorlar. Yılda 20 kilodan fazla da bal toplayabiliyorlarmış. Şimdi arıların balın kaynağı için çok özel dansları var. Araştırma yapmışlar bunun için, diğer arılara burada boyalı arılar var işaretlenmiş bunlar birazdan gösterilecek. Özel bir dans yapıyorlar, diğer arılar da bu dansa bakarak, o çiçek, nektarın kaynağını kesin olarak bulabiliyorlar. Bu Allah’ın bir mucizesi. Birazdan bunu detaylı olarak gösterecekler. Bunun için öncelikle bir yüzeyi cam olan ince bir kovan hazırlamışlar ki, içeridekileri kamera ile kolayca görüntülüyebilsinler diye içerideki arıları, onu gösteriyor. Arıların ilgi göstereceği bir şerbetli bir tabak hazırlıyorlar. Bunu şimdi bir mesafeye koyuyor yakın bir mesafeye, arılarla birlikte taşıyorlar. Şimdi o beraber taşıdığı arıları da işaretliyor. Beyaz boyayla, burada görüldüğü gibi, bu şerbetli tabak, şerbetli tabağın kenarındaki arıları işaretliyor. Şimdi uzaklık tarifi yapacaklar arılar geri dönüp, bunu gösterecek. Bakın işaretli arılar var burada, kovana dönen işaretli arılar önce diğer arıları topladıkları şerbetten tattırıyorlar. Sonra da dansa başlıyorlar, bakın burada işaretli arıların çok özel bir dansı var. Bunu gösteriyor, dairesel hareketler yapıyorlar. Önce sağa daire çiziyor, sola daire çiziyor. Şimdi dans saat yönünün önce tersine ve sonra da düzüne olmak üzere iki daire çiziyor, sekiz şeklinde yapılan kısa bir dans. Bunu dairesel olarak bakın gösteriyor. Saattin aksi yönüne ve saattin yönüne, iki tane ayrı hareket yapıyor. Şerbet tabağını bu sefer kovandan 100 metre uzağa taşıyorlar. Bu 100 metre uzaklıkta. Biraz önceki çok yakındı. Bu sefer ayrı ve farklı bir renkle yeniden işaretliyor 100 metre uzaklıktaki bu şerbetin yanındaki arıları. Bu arılar da geriye dönerek yine dansa başlıyorlar fakat ilk yapılan danstan farklı. Bu sefer süreler uzamaya başlıyor mesafe arttığı için. Şimdi mesafeyi arttırdıkça bu daha da net olarak gözükecek. Bakın bu sefer dairenin şekline göre yön belirtiyor, bir kere bu dalgalanma hareketi yönünü belirtiyor. Bu farkı ortaya koymak için bilim adamları, kilometre ile arının 15 saniyede kaç hareket yaptığını hesaplıyorlar. Bakın 15 saniye bir zaman tutuyorlar burada, altı-yedi sayıyorlar hareketi, kaç tane hareket yapıyorsa dokuz oldu, on oldu ve 15 saniye doldu. Yani 100 metre mesafeyi 15 saniyede 10 turluk dans ile anlatıyormuş. Şimdi bu sefer 200 metreye çıkardırlar. Bu şekilde arıların mesafeyi nasıl, kaç tane hareketle yaptığını, ne kadar sürede yaptığını ortaya koymak için yapıyorlar bu deneyleri. Sonra 500 metre, sonra bin metreye çıkartıyorlar. 1 kilometre uzaklıktan kovana döndüklerinde bu sefer ona göre bir dans yapıyorlar bakın yine süreli olarak şimdi 15 saniye bakacaklar. 1 kilometre uzaktan gelen arılara, evet 4-5-6, 15 saniyede, 5 turluk bir hızla anlattılar. Bu şunu gösteriyor, süresi uzuyor. Bakın şimdi burada çizelgesini gösteriyorlar bunun. 100 metredeki hareket sayısı, 200 metre, 500 metre, 1 kilometreye çıkıyor. Fakat mükemmel bir eğriyle mesafeyi ayarlıyorlar bakın. 10 kilometreye kadar danslarıyla burada görüldüğü gibi yani dans aynı, ama daha uzun mesafeyi anlatmakmaya çalıştıkları için ortadaki sallama süreleri uzuyor. Bu sallanma sürelerinden meydana gelen eğride bakın kusursuz bir eğri yani mesafeyi tam olarak anlatabiliyorlar. 200 metre mi, 500 metre mi, 1 kilometre mi, 4 kilometre mi, 8000 kilometre mi. Tarif edilen yer ne kadar uzaklıktaysa ortada yapılan sallanma dansı da o kadar uzuyor. Tabii bu Allah’ın yarattığı mükemmel bir anlaşma dili olmuş oluyor aralarında. 10 kilometre mesafede artık, arı kovandaki arılara mesafeyi anlatamaz oluyor. 10 kilometreyi geçtiği zaman. Maksimum uzaklıksa 12 kilometre. Ayrıca bir de ses kullanıyorlar. Şimdi onu gösterecek. Burada hatta sesini de açayım, hassas bir mikrofonla bunu kaydetmişler. Bakın dansı tekrarlaması için çıkardıkları kesin bir çığlıkla da diğer arılar dikkatini çekiyor bakın. Beyaz nokta çıktığında burada bir ses çıkıyor. Bakın şimdi beyaz nokta çıkacak. Bu kesik bir çığlık, bununla uyarıyor diğer arılar dans eden arıları.
ADNAN OKTAR: Evet çocuk sesi gibi bir ses geliyor.
OKTAR BABUNA: Bir de yön tarifleri var. Şimdi onu da gösterecekler. Bu da çok büyük bir iman hakikati, yönü nasıl anlattığını göreceğiz hep birlikte. Deneyin bu kısmında yukarı yerleştirilmiş sabit bir kameradan çekim yapılırken, dönen bir platform üzerine yerleştiriliyor. Bakın platform dönüyor, fakat arı, sürekli yönünü değiştiriyor dansın. Sürekli farklı bir yönde hareket ediyor, platformla birlikte dönen platformun üzerinde. Bu müthiş bir mucize sürekli olarak Güneşe göre dansın yönünü ayarlıyor, dönen platformda. Bakın an an döndürüyor burada platformu. Hiç şaşırmıyor. Güneşi referans alıyor, sürekli olarak güneşi referans alıyor arı ve dans ettiği yönü de ona göre ayarlıyor, dönen platformun üzerinde. Yani muazzam bir akıl gerektiriyor maşaAllah, Allah’ın aklının tecellisi inşaAllah, yaratmasının. Peki daha şaşırtıcı şimdi bir şey, solda gördüğünüz gibi, petekler normalde kovanda durdukları gibi yere dikey pozisyona getiriliyorlar bu sefer kovanı. Yere paraleldi biraz önce şimdi dikey pozisyona getirecekler bakın o zaman nasıl ayarlıyorlar. Kaldırıyor yavaş yavaş ve dikey pozisyona getiriyorlar. Yani ama bu tabii dediğiniz gibi değişik şartlarda her şarta uyabiliyorlar. Bu sefer güneş yerine, yer çekimini referans alarak dansın yönünü değiştiriyor. Yani bu da muazzam bir akıl olmuş oluyor. Allah’ın yaratmasının tecellisi. Yine anlatmak istedikleri yeri diğer arılara tam olarak anlatabiliyorlar. Şimdi bunu şematize etmişler bakın burada görüldüğü gibi, bu çiçeklerin olduğu yer, burası arının kovanı. Arı bakın güneşi hesaplıyor, güneşe göre bir açı belirliyor. Mesela 80 derecelik bir açı, dansını da tam 80 derecelik açı ile dans ediyor. Güneşe göre bakın gördüğünüz gibi, güneş bu tarafta kalıyor. Onu hesaplıyor ve 80 derecelik açı ile yönünü belirliyor. Diğer arılar da güneşe göre bu açı ile gittikleri zaman, dansın süresi de mesafeyi belirlediği için, tam yerini bulabiliyorlar. Fakat güneş hareket ediyor, bunu da hesaplıyorlar. Güneş her 1 dakikada 4 derece yer değiştiriyor. Bakın tam mesela diyelim ki güneş, çiçeklerle aynı hizaya geldiğinde 0 derece olmuş oluyor açı. Bu sefer 0 derecelik bir açı ile dans ederek güneşe göre yerini bildiriyorlar. Yani Güneşe göre tam gidilmesi gereken yeri belirtiyor an an, MaşaAllah. Son olarak da dansı izleyen arıların yön bilgisini doğru anlayıp anlamadıklarını belirlemesi için beyazla işaretleniyor. Dansı izleyen arıları işaretliyorlar bu sefer. Bakın dans ediyor arı, bakalım hakikaten doğru anlatabilmiş mi? Diğerleri de doğru anlamış mı? Beyazla işaretli olanlar yerini bulabilecekler mi? Buna bakıyorlar. Bakın gelmeye başladılar beyazla işaretli olanlar. Geldi bir tane beyazla işaretli olan geldi. Tam yerini bulabiliyor eliyle koymuş gibi. Ne kadar mesafe, tam 1 km’lik mesafede küçücük bir tabağı güneşe göre yaptığı dansla eliyle koymuş gibi buluyor arı maşaAllah Hocam. Bakın onmilyarlarca böcek çeşidi var, arı bunlardan sadece bir tanesi. Her birinde Allah’ın üstün yaratma sanatını görüyoruz. Örümcekte ayrı, diğer böceklerde ayrı.
ADNAN OKTAR: Darwinistler tesadüfen oldu diyorlar değil mi buna?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım Hocam, Allah şöyle buyuruyor Kuran da; “Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır”, Nalh suresi. Allah’ın vahyiyle haraket ettiğini, emriyle haraket ettiğini Allah açıkca bildiriyor Hocam inşaAllah.
Hocamızın “Arı Mucizesi” kitabını da okumalarını tavsiye ediyorum. Ayrıca filmi de var. Harunyahya.org sitesine girerlerse ücretsiz olarak bu mucizeleri daha detaylı olarak orada görebilirler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ücretli olarak da kitap mı alabilirler diyorsun?
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Alsınlar canım. Niye, çünkü maliyeti fiyatına satılıyor adeta. Ancak tam idare edecek gibi yapıyorlar. Ben ona çok dikkat ediyorum. Ben kar payı almıyorum. Telif hakkı almıyorum.
OKTAR BABUNA: Telif hakkı hiç almadınız bugüne kadar da inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet bu çok şahaneydi Oktar Hocam ispatla anlattın. Ama onu birkaç kere daha anlat ki, gerçi bugün geniş çapta anlatıyoruz ama, iyi olur bir kere daha anlatılsa. Çünkü bu net delilli, ispatlı. Benim kastettiğim film buydu. Evet, şimdi ne anlatacaksın başka?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Akıllı hayvanlarla ilgil bir film var gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Tamam göreyim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Pardon önce kamuflajla ilgil bir film var, bu da Allah’ın yaratma sanatını gösteren. Bakın şimdi kutupta bir arazide bakıyorsunuz, burada canlı gözüküyor mu? Evet bakın burada tam olarak ortama uymuş olan kutup kuşları var. Kesinlikle ayırtetmek mümkün değil. Mükemmel bir kamuflaj yöntemi, tam araziye uymuşlar böyle ayırt etmek mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Bu soğukta onlar nasıl yaşıyor MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Bütün düzenekleri ona göre, orada yaşamak üzere. Mesela bu bir yosun görünümünde bir denizatı. Bakın gördüğünüz gibi tıpkı bir yosuna benziyor. Bu da bu şekilde kamufle ediyor kendini ve yiyecek olmaktan, av olmaktan kurtulabiliyor. Tam Allah yosun şeklinde yaratmış denizatını. Diğer etraftaki, civardaki yosunlara çok benziyor.
SUNUCU: Her hayvanda yok değil mi Hocam, kamuflaj özelliği?
OKTAR BABUNA: Yok bazı hayvanlarda var. Ama mükemmel olarak ortama uyuyor. Mesela bakın burada dal çıkıntısı şeklinde bir örümcek. Nerede örümcek? Tahmin etmek mümkün değil. Bakın şimdi birazdan görülecek, örümcek çıktı.
ADNAN OKTAR: Ben şurada zannediyordum.
OKTAR BABUNA: Hocam mükemmel tam dal, tekrar geldi bakın dal çıkıntısı şekline geldi. Ayırt etmesi mümkün değil, o kadar mükemmel kamufle oluyorlar ki. Tıpkı diğer çıkıntıya benziyor bakın, gerçek çıkıntıyla. Burada nasıl katlandığını gösteriyor. Ayaklarını katlıyor, vücuduna çekiyor, rengi de uygun. Tıpkı bir dal çıkıntısı şekline geliyor. Haraket ettiğinde de görülüyor zaten örümcek olduğu belli oluyor. Bakın yine tam dala uygun bir hale geldi. Burada da yaprak şeklinde bir böcek var. Bakın burada gözüküyor. Tıpkı bir yaprak şeklinde, diğer yapraklardan ayırt etmesi mümkün değil bakın. O kadar özel bir yapısı var ki, yapraklara benziyor. Bu şekilde kamufle olarak av olmaktan kurtulabiliyor. Gerçekten söylemesi çok zor, yani özel olarak göstermedikçe filmde, yakın çekimde ayırt etmesi çok güç bu canlıları bulundukları ortamdan. Ve bakın burada yine aynı şekilde. Bakın burada da, şimdi göreceğiz böyle aşağıda tıpkı yapraklara benzeyen bir böcek. Üzerinde yaprağın üzerine oturmuş hiç ayırt etmesi mümkün değil. Mükemmel bir kamuflaj, rengi, deseni o kadar uygun ki bulunduğu yapraklara. Başka canlıların seçmesi çok zor.
ADNAN OKTAR: Yani araziye mi geçmiş oluyor?
OKTAR BABUNA: Araziye geçmiş oluyorlar. Allah’ın yaratma sanatı. Çünkü bir hayvanın ya da tesadüflerin böyle bir şeyi bilmesi mümkün değil. Tabii zaten çok saçma bir izah da. İnsan yine de düşününce ne kadar saçma olduğu anlaşılıyor. Hiçbir hayvan dur ben kendimi araziye uydurayım, deseni, rengini taklit edeyim, vücudumda böyle bir yapı olsun diyemez zaten. Bu Allah’ın aklı tabii inşaAllah. Allah’ın yaratma sanatı.
Yine burada yaprak şeklinde bir böcek. Bakın yine yaprak şeklinde, tıpkı yaprağa benziyor. Yine yaprağa benzeyen başka bir böcek. Desenleriyle, renkleriyle tam uyum sağlıyorlar, diğer yapraklardan ayırt etmesi çok zor. Kuru yaprak şeklinde bir kozalak. Bakın kuru yaprağa benziyor kozalak. Görüldüğü gibi bu bir kozalak. Yine aynı şekilde devamını görüyoruz kozalağın.
ADNAN OKTAR: Şimdi Oktar Hocam biraz ara ver.
SUNUCU: Okuyorum. Hz.Mehdi(a.s.) halifenin olmadığı bir dönemde çıkar: “Dünyada ismi geçecek bir halife kalmayıncaya kadar çıkmayacaktır. Onun çıkacağı yıl insanlar hacca başlarında bir emir bulunmadan gidecekler” Bu da Kıyamet Alametleri, sf. 168’ deymiş. “İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler” Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, sf. 35) Ayrıca, Hz.Mehdi (a.s.)’nin bayrağı demiş; Hz. Mehdi'(a.s.)nin bayrağı, Peygamberimiz (s.a.v.)'in sancağıdır: “Peygamber (s.a.v.)'in softan bayrağı ile çıkacaktır. O bayrak dört köşeli olup dikişsizdir ve rengi siyahtır. Onda bir hicr (hale) bulunur. O Resullah (s.a.v.)'in vefatından beri açılmamış olup Mehdi(a.s.) çıkınca açılacaktır”.
Yine, Hz. Mehdi(a.s.)'nin bayrağının özellikleri diğer hadislerde şu şekilde ifade edilmiştir, demiş. “Şu muhakkak ki Ahir zamanda mağrib memleketinin en uzak mevkiinden Mehdi(a.s.) denilen bir zat çıkacak. Ve ön tarafinda kırk mil mesafe olarak yardım yürüyecek. Mehdi(a.s.)'nin bayrakları beyaz ve sarıdır. İçinde çizgiler bulunur. Bayraklarında Allah'ın İsm-i Azamı yazılmıştır. Onun bayrağı altındaki hiçbir birliği mağlup edilmez. Hz. Mehdi(a.s.)'nin bayrağında "Biat Allah içindir" yazılıdır”, yine Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler. Hadislerde Hz. Mehdi(a.s.)'nin bayrağıyla birlikte fethedeceği şehre de dikkat çekilmiştir. Bayrağını, Konstantiniyye yani İstanbul'a dikeceği haber verilmiştir: “Mehdi(a.s.) Konstantiniyye'nin fethi sırasında sabah namazı için abdest alırken bir bayrak dikecek, deniz ikiye ayrılarak su kendiliğinden uzaklaşacak ve açılan yolu takib eden Hz. Mehdi(a.s.) karşı kıyıya geçecektir”, Kıyamet Alametleri, sf. 181, El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 57.
SUNUCU 2: Hz. Mehdi(a.s.), gerçek İslam ahlakını ortaya çıkaracaktır: Hadislerde bildirildiğine göre Hz. Mehdi(a.s.) ortaya çıktığında, İslam dinine sonradan dahil edilmiş tüm batıl inanış ve uygulamaları ortadan kaldıracaktır. "İnsanlar arasında Peygamberin (s.a.v.) sünneti seniyyesiyle muamele edecek" rivayetinde bildirildiği gibi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in yoluna uyacak ve tıpkı onun dönemindeki gibi din ahlakının hak haliyle yaşanmasına vesile olacaktır. Dini Peygamber (s.a.v.)'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak. “Hz. Mehdi(a.s.) hiçbir bidatı bırakmaycak”, Mehdi(a.s.) kaldırmadık bidat bırakmayacaktır. Ahir zamanda aynı Peygamber (s.a.v.) gibi dinin icablarını yerine getirecektir” Kıyamet Alametleri, sf. 163, Hocam. “Hz. Peygamber (s.a.v.) en başta İslam'ı nasıl ayakta tuttuysa, Hz .Mehdi de en sonunda aynı şekilde İslam'ı ayakta tutacaktır” El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 27. Bidat, dinin aslında olmadığı halde, dine dahil edilen adetlermiş, Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anladın Hocamın anlattığı hadislerden?
SUNUCU 1: Hocam, ben kendi okuduklarımdan, Hz. Mehdi (a.s.)’nin alametlerinden bahsetmiş, işte bayrağının özelliklerinden. Orada da yine işte görevlerinden bahsetmiş, anlatmışlar.
ADNAN OKTAR: Bir parça bana bunu şerh et. Yani hadislerden bir tanesini biraz açıkla bana. Anladığını açıkla. Ne anladın?
SUNUCU 1: Dini Peygamber (s.a.v.)’in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Aynen uygulayacağını söylemiş yani burada.
ADNAN OKTAR: Yani demek ki asrımızda uygulanmıyor, uygulanmıyor, tabii. Ümmet paramparça olmuş, birçok mezheplere değil mi? Bölümlere ayrılmış. Resulullah (s.a.v.) zamanında nasıldı? Mezhep var mıydı? O zaman, mezhepleri kaldıracak ve aynen Resulullah (s.a.v.) zamanı gibi olacak. Buna işaret ediyor hadis. Bu dev bir alamettir. Çok önemlidir, Mehdi (a.s.)’nin alametlerinden bir tanesidir inşaAllah. Dolayısıyla da fukuhanın karşı olacağı bir kişi olacaktır.
Evet. Oktar Hocam, sen şimdi anlatmaya devam edebilirsin.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu akıllı hayvanlar ile ilgili bir şeyimiz vardı. Evet, bu bir köpek şimdi, icraat yapmaya çalışıyor. Onun içinde sandalyeye ihtiyacı olacak, aksi takdirde boyu yetmiyor oradaki şeye çıkmaya. Onun için sandalyeyi kullanarak …
ADNAN OKTAR: Ne tatlı hayvan. Cesaret de edemiyor tabii.
OKTAR BABUNA: Evet, en sonunda istediği şeye de ulaştı. Bu bir kuş. Şimdi balık avlamak istiyor ama bunu için bir metod kullanacak. O limanın üzerindeki ekmek parçaları var.
ADNAN OKTAR: Sen bize bir kopya ver, ne yapıyor sonra?
OKTAR BABUNA: O ekmek parçasını alıyor şimdi, balık avlamak için geliyor. Ekmeğe pek itibar göstermiyor, böyle ekmeği atıyor ve ekmeğe balıklar geliyor.
SUNUCU 1: Sanıyorum gagasını da bir olta gibi kullanmaya çalışıyor şu anda.
ADNAN OKTAR: Vay uyanık vay, vay uyanık vay.
OKTAR BABUNA: Ekmeği kullanarak, balığı avladı bu şekilde. Bu da böyle gelincik tarzı bir canlı Allahualem. O da duvara çıkmak için, bir yöntem kullanıyor. Sopayı aldı, sopayı dayadı duvara. Şimdi onun üzerinden tırmanıyor, yoksa, aksi takdirde çıkamayacağı bir yükseklik. O da, o şekilde becerdi. Bu da bir köpek. Hortum, su akan bir hortum ile su içmek istiyor. Fakat bir türlü ayarlayamadı.
Hocam, bir kayaların üzerinde sekerek giden bir kanguru cinsi var. Muazzam bir denge ve hassas bir hareket yapıyor. Çok dik kayaların üzerinde, kenarlarına, hiç fark etmiyor, kenarına üzerine basa basa böyle ve sıçarayarak. Ayakları da ona göre yaratılmış, bakın görüyorsunuz böyle. Bulunduğu zeminde kaymayacak şekilde ve dengesini koruyacak şekilde, çok özel bir ayak yapısı var. Onunla çok rahat bir şekilde, iki ayağı ile sıçrayarak hareket ediyor. Bakın, son derece dik bir kayalık, maşaAllah. Hiç dengesi bozulmadan, düşmeden, takılmadan istediği şekilde şey ediyor. Burada da bir, tabii sıvıya ihtiyacı var. Bu kayalıkta besin bulmak çok zor. Bakın yavrusunu da, o aldığı besinlerdeki sıvıyı, onu ağızdan ağıza vererek besliyor yavrusunu. Bu şekilde ona iletiyor. Çünkü yavrusunun başka türlü avlanma imkanı yok, açlıktan ölürdü aksi takdirde. O şekilde yavrusunu besliyor Hocam inşaAllah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, devam et Oktar Hocam, anlat.
OKTAR BABUNA: Hocam, Kuran Mucizesi var. Eğer uygun görürseniz, inşaAllah. Yağmurların oluşumu ile ilgili Kuran’da iki ayette, yağmurların oluşumu ile ilgili bilgi veriliyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, rüzgarları gönderir. Böylece, bir bulut kaldırı da onu nasıl dilerse gökte yayıp dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda Kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler.” Şimdi altını çizdiğimiz bölüme baktığımızda ayette, Allah rüzgarları gönderdiğini ve bulutları kaldırdığını söylüyor. Bakın birinci aşama, Allah rüzgarları gönderir. Bilimsel olarak yağmurların oluşumu incelendiğinde ki son 20. yüzyılda keşfedildi bu gerçekler, bulutlar rüzgarlar tarafından bulundukları yerden itilir, yani sürülürler. Tıpkı ayette işaret edildiği gibi. İkinci aşama olarak ayette, “...böylece bir bulut kaldırı da onu nasıl dilerse gökte yayıp dağıtır ve onu parça parça kılar.” İkinci aşama, hakikaten yağmurların oluşumunda bilimsel gerçek, rüzgar tarafından itilen bu küçük boyuttaki bulutlar, minik yani küçük bulutlar, rüzgar tarafından itiliyor, buna bilimsel literatürde “kümülonimbüs” ismi veriliyor. Sürüklendikleri yerde birleşip, yeni büyük bulutları oluştururlar, tıpkı ayette işaret edildiği gibi. Üçüncü aşama, ayette bildirilen, “...nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün.” Diye bildiriyor Allah, inşaAllah. Küçük bulutlar birleşip, ağırlaştıktan sonra, bulutlardan yağmur, kar, dolu şeklinde yağış başlar. Bu da aynı konu ile ilgili ikinci ayet bakın. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Görmedin mi ki Allah bulutları sürmekte...”, birinci aşama hatırlarsanız sürülmeydi. Bulutlar rüzgarlar tarafından bulundukları yerden itilir, yani sürülürler, Allah bunu bildiriyor. “...sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır.” Bakın ikinci aşama birleşme aşaması, tıpkı ayette bildirildiği gibi. Rüzgar tarafından itilen bu küçük boyuttaki bulutlar, sürüklendirildikleri yerde yeni büyük bulutlar oluşturuyorlar. “...Sonra yağmurun bunların arasından akıp çıktığını görürsün.” Hakikaten üçüncü aşama da bu şekilde. Yağmurların arasından çıkıp akıyor. Allah, bu gerçekleri bize 1400 sene önce bildirmiş, Kuran’ın Allah sözü olduğunun hak delili tabii ki bu şekilde. 20. yüzyılda bu gerçekler keşfedildi, maşaAllah.
Yine Hocamızın “Kuran Mucizeleri” kitabından. Yüzlercesi var bu şekilde. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Kitapta, matematiksel mucizeler var, biyolojik mucizeler var, embriyolojik var, kemiklerin oluşumu, insanın gelişimi aşamaları, astronomik mucizeler var. Kuran’da çok geniş mucizeler var. Allah tabii bir de bilim yapmayı emrediyor herkese inşaAllah, bu şekilde Allah’ın büyüklüğünü kavramamız için. Bir de sevimli canlılar var. Gösterelim mi onları da?
ADNAN OKTAR: Göreyim.
OKTAR BABUNA: Kediyi yakalamaya çalışırken düşmüş Allahualem. O da kaçıyor ondan. Kedi bebekten daha büyük, koltuğu kaplamış, uyuyorlar. Bu da köpeğin tüylerini çekiştiriyor inşaAllah.
SUNUCU 1: Çocukların gelişimi için önemli herhalde değil mi Hocam evcil hayvanlar.
OKTAR BABUNA: Biraz hijyen açısından... Tüylerinden çok çeşitli hastalıklar bulaşabilir. Bu kadar yakın temas herhalde uygun olmayabilir. Çünkü Hocam daha önce tarif etmişti, Hocamız inşaAllah. Kedi tırmığı hastalığı var mesela, kistiyatik diye çok bir hastalık var. Kedi ve köpek dışkılarından bulaşan bir hastalık, o da çok zararlı olabiliyor. Ayrıca pire olabiliyor, başka tabii köpek ağzını her şeye sürdüğü için. Yani ayrı, izole olarak, Hocamız bunu söylemişti daha önce, izole olarak tabii bu şekilde olabilir. Ama bu kadar yakın temas uygun olmayabilir, inşaAllah.
Burada yine aynı şekilde. Yine köpeği çok seven. Allah kalplerinde tabii çok büyük bir sevgi uyandırıyor, inşaAllah. Bu Hocam güllerin oluşumu ile ilgili bir filmdi, bir daha gösterelim mi bunu inşaAllah? Güllerin oluşumu da hakikaten çok büyük bir mucize. Biraz tabii hızlandırılmış olarak burada. Önce tohumdan çıkıyor, tabii kara topraktan. Daha sonra bu şekilde açmaya başlıyorlar. Renkleri, kokuları, görüntüleri, Allah mükemmel bir gürüntü meydana getiriyor, mükemmel kokusu ile. Son derece estetik. Açılış hali bakın burada. Bunların tabii kara topraktan çıktığını unutmamak lazım. Oradaki mineraller vesaire, tohum besleniyor, besinini alıyor ve ondan da bu mükemmel bitki meydana, çiçek meydana geliyor.
SUNUCU 2: Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ten kokusunun, gül kokusuna benzediğine dair hadisler vardı değil mi Hocam yanlış hatırlamıyorsam?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Doğru, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet, böyle çok estetik, kıpkırmızı gülün yaratılış aşamalarını gördük inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bir ara veriyoruz herhalde. Evet. Sonra devam edelim.
SUNUCU 1: Sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz. Bu güzel Pazar sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Değerli Hocamız Adnan Oktar ve Sayın Dr. Oktar Babuna ile. Evet, nasıl devam edelim Hocam?
ADNAN OKTAR: Oktar, yaratılışı anlatacağım dedi. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz. Bir iki soru da var.
ADNAN OKTAR: Sen o konuyu anlat, iman hakikatini, o çok önemli, onu da cevaplandırırım sonra inşaAllah. Onu zapt altına al sen, muhafaza et.
OKTAR BABUNA: Tamam, inşaAllah Hocam.
Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. İnsan tek bir hücreden oluşuyor. Yumurta ve anneden gelen spermlerden oluşan, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anneden değil, babadan.
OKTAR BABUNA: Babadan gelen sperm ile anneden gelen yumurta hücresinden oluşan. Bütün hücrelerde tek bir bilgi var. Bütün organlar da bu tek hücredeki, yani aynı DNA’daki, aynı bilgi üzerinden farkılı organlar oluşuyor. Şimdi bir hücreyi şöyle kıyaslayabiliriz. Mesela büyük bir şehir, şehirin tabii kanalizasyon sistemleri var, yolları var, fabrikaları var, enerji santralleri var. Bir hücre, en büyük, dünyanın en büyük şehrinden daha kompleks bir yapısı var her şeyden önce. Mesela çok büyük bir bilgi bankası var. Bakın büyü bir alem var içerde, şehir gibi. Büyük enerji santralleri var, mitokondriler deniyor buna. İçinde yollar var, bütün üretilen ürünlerin taşındığı. Binlerce protein oluşuyor, her saniye 2000 protein oluşuyor bir hücrede. Bu proteinlerin yapılarının belirlendiği, endoplazmik retikulum diye organelleri var, enerji santralleri var, büyük rafineriler var, çok gelişmiş laboratuvarlar var. Yani her bir hücre, büyük bir şehirden daha kompleks bir yapısı var. Dünyanın en büyük fabrikalarından bir tanesi, Amerika’daki General Motors diye araba fabrikası, burada tek bir ürün üretiliyor. Oysa bir tek insan hücresinde 100 bin çeşit ayrı ürün üretilebiliyor, fabrikada ürün üretilebiliyor. Dünyanın en gelişmiş bilgisayarını görüyoruz burada. Bu bilgisayar, büyük odalara, binalara sığan bir bilgisayar. Bizim bildiğimiz bilgisayarlardan çok daha farklı. Bakın bir tek DNA molekülünde, 1 gram DNA molekülünde 200 trilyon kitaba eşdeğer bilgi var. Dünyanın en gelişmiş bilgisayarından çok daha büyük, kat kat daha büyük kapasitesi var. Yani bilgisayarlarla mukayese edilmeyecek kadar gelişmiş bir yapısı var. Hücrede paketleme sistemleri var. Bunlara “golgi cisimciği” ismi veriliyor. Bunlar tıpkı posta ofisi gibi görev yapıyorlar. Gelen ürünleri, proteinleri, bakın burada hücre içindeki yapısını görüyoruz 3 boyutlu olarak, paketliyorlar, hatta üzerine adres yazılıyor, özel bir ek ekleniyor bu protein moleküllerine ve doğru gideceği yere, gitmesi gereken yere, hiçbir şaşırmadan, kesinlikle gönderiliyor. Binlerce çeşit protein, hücrenin dışına gidecekse, hormonsa, hücrenin dışına gönderiliyor. Hücrenin içinde bir yerde ise, oraya gönderiliyor. Hücrenin zarında bir yapısı, yer alacaksa, oraya gönderiliyor, bu da enerji santralleri. Ayrıca hücrede mesela kapılar var. Bakın öyle gelişmiş kapılar ki teknolojik olarak, gelen her molekül önce bakılıyor, eğer hücrenin işine yarayan, tanıdık bir molekül ise, hücrenin içersine girebiliyor bu, çok özelleşmiş kapılardan, gördüğünüz gibi. Her bir hücrenin dışında bunlardan yüzlercesi mevcut. Bakın burada 3 boyutlu olarak çizimlerini görüyorsunuz. Sadece hücrenin ihtiyacı olan molekülleri, ihtiyacı olduğu oranda, hücrenin içerisine bırakabiliyor. Ve bundan da, bir tek hücreden insan meydana geliyor ve bu insan doğuyor, büyüyor ve daha sonrada hayatın çeşitli evrelerinden geçerek yaşlanıyor.
Bu arada yaşlanma şeyini gösterdi Hocam, bebekten. Charles Darwin döneminde, bir tek hücrenin içi su dolu bir baloncuk olduğu zanediliyordu. O dönemde ne mikroskop vardı orada ne bilim anlayışı vardı ve böylece bunların tesadüfen olduğunu idda edicek kadar saçma bir düşünce ile ortaya çıkmıştı. Fakat günümüzde biz biliyoruz ki, elektron mikroskobun varlığı ile genetik bilimi, mikrobiyoloji, moleküler biyolojinin varlığı ile tek bir hücre dünyanın en büyük şehirlerinden, yani İstanbul’dan, Paris’ten, New York’tan çok daha gelişmiş bir yapısı var. Şimdi burada, ilk insanın meydana geliş aşamasını elektron mikroskop ile olan görüntüsü bu. Babadan gelen bir hücre var, yumurta hücresi. Buna sperm hücresi deniyor. Annenin yumurta hücresi ile ilk birleşme anının tespit edilmiş hali bu, elektron mikroskopik olarak bir görüntüsü bu ve bundan Allah’ın izni ile bir insan meydana gelecek. Peki, bu nasıl gerçekleşiyor? Bakın annede yumurtalıklar var. Bu yumurtalıklardan her ay bir yumurta hücresi salınır. “Fallop Tüpü” denen yapılarla, annenin rahmine doğru uzun bir yolculuğa çıkar. Bakın yumurta hücresi ki burada gerçek görüntülerini görüyorsunuz. Bakın bu bir yumurta hücresi, fallop tüpü tarafından yakalanıyor ve bunun içersinde annenin rahmine doğru bir yolculuğa çıkıyor, karanlık bir ortamda. Burada da görüyorsunuz aynı şekilde, yumurta hücresinin yolculuğu. Bu uzun yolculukta tabii çeşitli şartlar var, onlar bekliyor kendisi, bakın. Şuna benzetebiliriz, mesela bir astronot, atmosferin dışına çıktığı zaman, yeryüzünde biliyorsunuz çok bilim adamları ekibi vardır, binlerce bilim adamı, mühendis her ihtimali düşünürler. Astronotun kıyafetleri, ortamda karşılaşacağı zorluklar ve buna karşı önceden önlem alınır. İşte sperm hücresi, annenin vücudunda öyle bir ortama girecektir ki, fakat ilk defa gittiği bu ortam, en ince detaylarına kadar hesaplanmış ve koruyucu sistemlerle donatılmıştır. Bakın burada bir sperm hücresinin yapısını görüyoruz. Bir kere baş kısmı bir zırh ile kaplıdır, sperm hücresinin, burada gördüğünüz gibi. Çünkü çok özel bir ortama girecek, asidik bir ortam. Ancak bu zırh sayesinde dayanabiliyor bu asidik ortama, burada gerçek görüntülerini görüyoruz. Aynı zamanda bir motor vardır orta kısmında. Bu zırhın altından yeni bir zırh çıkar. Bu zırhın altında da çok önemli bir, değerli bir hazine taşıyor, insanın kromozomları. Bir insan meydan getirecek olan genetik bilgi, sperm hücresinin, bu zırh ile korunmuş başlığı altında, annenin vücuduna götürülür. Spermin görevi budur. Aynı zamanda bir motoru vardır ve bir kuyruğu vardır. Bakın burada geliyor, yumurta hücresi ile birleşme anı ve bundan, bu kromozomlardan da bir insan meydana gelecek. Peki, iki hücre birbirini nasıl bulacak? Hücrelerin boyutlarını düşündüğümüzde, aralarında kilometrelerce mesafe olan iki insan gibi düşünebiliriz. Mesela bir bebek, bir anneyi bir şehrin, anneyi bir şehrin bir ucunda, bir apartmanın, herhangi bir dairesinin herhangi bir odasına koysak, bebeği de şehrin öbür ucuna koysak bu bebek, yol bilmeyen, yürüme bilmeyen, pusulası, haritası olmayan, annesini bulabilir miydi? Bulması imkansız. Değil mi? Fakat iki hücre, çok daha büyük bir mucize gerçekleşiyor, iki hücre böyle çok uzun mesafelerde birbirlerini bulurlar. İşte bunun için Allah, çok özel bir düzenek yaratmış. Bakın burada bir yumurta hücresini görüyorsunuz. Yumurta hücresi sinyaller gönderir. Bunlar kimyasal sinyaller. Bu kimyasal sinyalleri takip eden, burada sperm hücrelerini görüyorsunuz ki babadan milyonlarcası gelir. Milyonlarcası, hepsi aynı yöne doğru hareket ederler, bakın gerçek görüntüler burada, mikropkop altında. Hepsi aynı yöne doğru gidiyor, neden? Anne hücresinin gönderdiği kimyasal sinyalleri takip ederler ve elleri ile koymuşçasına bulurlar. Fakat çok zorlu bir ortamdan bahsettim ben. Çünkü annenin vücudundaki haznede, asidik bir ortam vardır. Anneyi mikroplara karşı korumak için, Allah özel olarak asidik bir ortam yaratmıştır. Bu ortam, babanın hücresi için, öldürücü olurdu. Bunu için baş kısmı zırh ile kaplıdır ve ayrıca başka bir ortamda yolculuk yapacağını bildiği için, yani bilmesine imkan yok tabii, Allah’ın yaratması ile kuyruk sistemi ile hareketli bir motor ile donatılmıştır. Vücudumuzda bu şekil bir yapıya sahip tek hücre, sperm hücreleridir, insan vücudunda. Bakın görüyorsunuz, kuyruklarını hareket ettirerek ki bunlar dakikada 1000 kere salınarak, annenin yumurtasına doğru uzun bir yolcululuk yaparlar ve elleri ile koymuş gibi bulurlar, bu kapkaranlık ortamın içersinde. Şimdi, ikinci bir zorluk daha var. Annenin yumurtasını görüyoruz burada. Yumurtasının dış kısmı, özel bir tabaka ile kaplıdır. Peki, sperm hücresi nasıl aşacak bu zorluğu? Bakın sperm hücresinin baş kısmında, bu zırhın altında, çok özel enzimler vardır, delici enzimler bunlar, protein molekülleri. Annenin bu kabuğunda ki sert bir kabuğu vardır yumurtanın. Delik açarak içeriye girerler, burada görüldüğü gibi. Burada canlandırmasını görüyorsunuz. Burada da eloktron mikroskopik görüntüleri. Bakın gerçek bir sperm hücresinin, elektron mikroskop ile çekilmiş fotoğrafı. Geliyor, zırhı eriyor, bu zırhın altından delici enzimleri çıkıyor ve annenin yumurtasında bir delik açarak içeriye giriyor. Bakın burada görüldüğü gibi, zırh parçalanıyor, zırhın altından delici enzimler çıkıyor. Özel bir delik açıyor. Fakat bu delik o kadar özel bir delik ki, ne fazla büyük, ne fazla küçük. Çünkü fazla büyük olsa, annenin yumurtasının bütün içi dışarıya akar da hayat hiç olmazdı. Çok küçük olsa içeriye giremezdi. Bakın, burada yine canlandırmasını görüyoruz. İçeriye giriyor. Bir mucize daha var, çok büyük bir mucize, o da şudur. Sperm hücresinin biliyorsunuz kuyruğu var. Biraz önce gördük. Dakikada bin kere salınan bir kuyrukla sperm hücresi içeriye girseydi ne olurdu? Hayat hiç olmazdı. Darmadağın ederdi ortamı. Tam giriş anında mükemmel bir zamanlamayla, bu gerçek görüntüsü, kuyruğunu kesip atar. Fakat bu biraz erken olsa, mesela bir saniye önce olsa yumurtaya ulaşamayacak. Yarım saniye geç olsa yumurtaya girdikten sonra bütün ortamı salınan kuyruk darmadağın edeceği için hayat ikisinde de olmayacak. Tıpkı uzaya çıkan bakın uzay araçlarının motorlarını atmosferin dışına çıktığı anda atarlar. Bir daha ihtiyaçları olmayacağı için. Mükemmel bir zamanlamayla kuyruğunu kesip atar. İşte Allah’ın yaratma sanatının... Bunların bakın, bu aşamaların hiçbiri olmazsa olmaz. Bu aşamalardan herhangi birinin zırhının olmaması, delici enzimlerinin olmaması yan birinin eksik olması, kuyruğunu uygun zamanlamayla kesik atamaması. Bunların hepsinde hayat olmuyor. Her şey tam olsa bile hayat kesinlikle gerçekleşmeyecekti.
ADNAN OKTAR: Kimyasal sinyali anlaması lazım.
OKTAR BABUNA: Muazzam bir yaratılış. Bakın burada mesela şimdi daha bitmesi yine elektron mikroskopla çekilmiş gerçek bir görüntü bu, annenin yumurta hücresini görüyorsunuz oldukça büyük bir yapısı var. Bir tuz tanesi kadar büyük bir yapısı var. Sperm hücreleri ona göre çok daha küçük. Yaklaşık milyonlarca hücreden bin kadarı annenin hücresine ulaşır. Fakat burada çok özel bir durum var. Şimdi elektrik yükleri, yumurta hücresinin (+), sperm hücresinin (-)’dir. Daima bu şekildedir. Hücrenin içerisine girmesine tabi bu yardımcı olur. Fakat yumurtanın hücrenin içerisine tek bir sperm hücresi girebilir. Zaten birden fazla girdiği takdirde hayat olmaz. Çünkü kromozom sayısının tam insan kromozomu olan 46’ya tamamlanması gerekiyor. Bu da bakın çok önemli. Bunu bilircesine sperm hücresinde 23, yumurta hücresinde 23 kromozom vardır. Neden? İkisi bir araya geldiği zaman insanın 46 kromozomunu tamamlamak için. Vücudumuzdaki sadece yumurta hücrelerinde 23 kromozom vardır. Diğer bütün hücrelerde 46 kromozom vardır. Fakat bu sayı 23’e, 21 olsa olmuyor. 45’e, 3 olsa yine olmuyor. Yani Allah tam olarak 23’e, 23 şeklinde yaratmış ki, bir araya geldiği zaman bir insanın 46 kromozomu olsun. Aksi takdirde hayat olmuyor. Şimdi bu içeri girme anında (+) ile (-) yükleri olduğu için bakın bütün sperm hücreleri çekiyor kendini. Biliyorsunuz fizikte (+) ve (-) yükler, karşıt yükler birbirini çeker. Okların istikametini görüyorsunuz burada. Dolayısıyla sperm hücreleri yumurta hücresine yapışmış durumda. Peki, bu durumda içeriye pek birçok hücre girebilir. Bunun önüne nasıl geçilmiş? Bakın Allah şöyle bir düzen yaratılmış, hücre, sperm hücresi yumurta hücresinin içerisine girdiği anda sperm yumurta hücresi yükünü değiştirir ve (-) hale geçer. Diğer spermlerde (-) yüklü olduğu için birbirlerini iteceklerinden, artık ikinci bir hücrenin içeriye girme olasılığı yoktur. Burada yine kromozom sayılarını görüyoruz. Bakın yumurtada 23, spermde de 23 var. Toplandığı zaman bir insanın kromozom sayısı olan 46’ya ulaşıyor. Aksi takdirde mesela iki hücre girse, iki sperm hücresi girse 69 oluyor sayı ve hayat olmuyor.
SUNUCU: O imkansız, kaldı ki 47 olduğu da oluyor sanırım bazı durumlarda.
OKTAR BABUNA: Evet, onda da çok ağır sakatlıklar meydana geliyor. Kromozom hastalıkları.
SUNUCU: Ya da eksik kromozom olabiliyor o da en fazla bir kromozom değişebiliyor yani.
OKTAR BABUNA: Zeka geriliği. Evet, dediğiniz gibi. Bu şekilde olamıyor. Hayatın olamadığını gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Değişiklik olursa bozukluk oluyor değil mi? Tam denk olması lazım.
OKTAR BABUNA: Tam denk olması lazım, evet. Çok ağır hastalıklar oluyor zaten kısa süre yaşayabiliyor bu şekilde rahatsız insanlar. Bakın şimdi burada da gerçek görüntüler. Sperm hücresi girdikten sonra yumurta hücresi içerisine, bölünme başlıyor. 46 kromozomlu bu ilk hücre, yumurtayla spermin birleşmiş hali, elektron mikroskobik, gerçek görüntüler bunlar. Önce ikiye bölünüyor, iki hücre oluşuyor. Ardından dört oluyor. Ardından 8, 16, 32 diye devam ediyor, ikiye bölünerek. Bu ta 8. güne kadar, bakın bölünmenin 8. gününe kadar bütün hücreler birbirinin tıpa tıp aynısı. Çünkü biliyorsunuz içinde her birinin genetik, yapısı, DNA’sı, şifresi tıpa tıp aynısı birbirinin. Dolayısıyla hücrenin yapısı aynı 8. güne kadar.
Bu bölünme. Fakat burada çok önemli bir detay var. Birbirinin tıpa tıp aynı hücreler oluşuyor. Tam sekizinci gün birdenbire bir yerden emir almışçasına bu hücreler birden bire farklılaşmaya başlıyorlar ve farklılaşarak değişik organları meydana getiriyorlar. Burada da yine Allah’ın yarattığı bir düzeneği görüyoruz. Bu fallop tüpünün içerisinde milyarlarca tüy vardır burada gördüğünüz gibi. Bu tüyler, hepsi son derece koordine bir şekilde aynı yöne doğru hareket ederler ve yumurtayı taşırlar. Yani bunu şöyle düşünebiliriz, ellerini kaldırmış milyarlarca insan düşünün, kendilerine gelen bir yükü bekliyorlar, gelen yük geldiği zaman o eller alıyor onu diğerlerine iletiyor, onlar ondan alıp diğerlerine iletiyorlar. Çünkü bu tüycükler hepsi farklı yönde hareket edebilirler. Ya da biri öne hareket ederken diğeri arkaya hareket etseydi hayat hiç başlamayacaktı. İşte bu çok değerli yumurta hücresini bu tüy sistemindeki hücreler gideceği yöne taşırlar. Zaten harekette de bu şekilde gerçekleşebiliyor ki yumurta sperm hücreleriyle birleşebilsin.
ADNAN OKTAR: Bu önemli.
OKTAR BABUNA: Bakın hücrelerin bölünme anını görüyoruz hızlandırılmış gerçek hücrelerin, birbiriyle aynı olan 4 hücre oluştu üçüncü gün. Bakın altıncı gün devam ediyor bölünme fakat birden bire değişik organlar ve yapılar oluşmaya başlıyor. Bakın bebeğin oluşum aşamalarını görüyorsunuz. Bebek embriyosunun ve bir insanın yaratılış aşamaları bunlar işte. Elleri, ayakları, gözü, kulakları olan mükemmel bir insanı Allah’ın yaratma aşamalarını görüyoruz burada hep birlikte. Birçok hücreden bakın mükemmel organlarıyla Allah bir insan yaratıyor inşaAllah anne karnında. Dokuzuncu aya kadar bebeğin gelişim aşamaları bu şekilde devam ediyor.
Annenin rahminde bir organ vardır buna plasenta ismi verilir. Bakın burada görüyorsunuz. Çok özel bir yapısı var bunun, bebek bütün beslenmesini, oksijen alışverişini anneden gerçekleştirir ve bu organ sayesinde gerçekleştirir. Yani bu organ aynı zamanda bir diyaliz makinesi, bir kalp damar sistemi gibi görev görür ve bebeğin dokuz ay boyunca mükemmel bir şekilde beslenmesini sağlar. O kadar özel damar yapıları var ki burada bebeğin ihtiyacı olan bütün gerekli besinleri, oksijeni, annenin kanından alır, bebeğe verir, süzerek bebeğe verir. Aynı zamanda annenin gerekli olan antikorları vardır mikroplara karşı koruyacak. Onların bir kısmı bu plasentadan bebeğe geçebilirler ki bebek bu şekilde mikroplarda korunsun. İlk doğduğu an özellikle. Bakın organların oluşumlarını görüyoruz. Her biri tam olması gerektiği gibi, tek bir hücreden oluşan organlar bakın, gözdeki bu saydam hücreler, kornea tabakasındaki saydam hücreler, sadece olması gerektiği yerde; gözümüzde var. Tırnaklar mesela çok özel hücrelerdir bunlar. Bütün hücrelerin DNA yapısı, genetik şifresi aynı olmasına rağmen vücudumuzda iki yüz küsur çeşit değişik hücre oluşur. Bunlar kimi tırnağımızı meydana getirir, gözlerimizi, kulaklarımızı, korneamız, kemiklerimiz, hepsi birbirinden farklılaşmış hücre yapılarıdır, dişlerimiz. Ve mükemmel bir insan bu şekilde yaratılıyor tek bir hücreden. Bakın Richard Dawkins, biliyorsunuz çok evrimci, diyor ki; “...Ceninin gelişiminde de genler o kadar karmaşık ve birbiriyle kilitlenmiş bir ilişkiler ağıyla denetleniyor ki buna değinmememiz daha doğru olacak.” Tabi değinmiyor çünkü yaratılmış olduğu çok açık. Çünkü tek bir hücreden, aynı genetik şifreyle, bambaşka organlar oluşuyor ve bugün bilimsel olarak hâlâ nasıl bir emirle bu hücrenin başka organlara farklılaştığı bilinmiyor. Kim söylüyor onlara? Çünkü gördük ilk sekiz gün bir hücre topağı var. O topakta bir kısım hücreler başı oluşturmaya, beyni oluşturmaya başlıyor. Bir kısmı omurgayı oluşturuyor. Diğerleri akciğerleri yapıyor, diğerleri karaciğeri ve tam olması gerektiği yerde tam olması gerektiği zamanda duruyorlar. Bu da yine diğer önde gelen bir evrimci diyor ki, şöyle bir itirafta bulunuyor; “Tek bir döllenmiş yumurta hücresinin bölünmesinin, nasıl olup da birbirinden her yönüyle öylesine farklılaşmış sayısız hücrenin doğuşuna yol açtığı bilim adamlarının akıl erdiremediği olayların başında gelmektedir. Bugün olup biteni az çok yorumlayabilecek kuramsal çatılar kurulmuş olsa da olay bütünüyle yanıtı olmayan bir sorular yumağı oluşturmaktadır.” Tabi evrimci cevabını bulamaz bunun. Çok açık yani bu yaratılmış olduğu Allah tarafından. Allah tarafından yaratılmış olduğu çok açık. Şimdi ellerin oluşmasını göreceğiz, bu da çok büyük bir mucize. Eller başlangıçta görüldüğü gibi bu şekilde. Yani parmaklar yok. Fakat birden bire bazı hücreler, burada elektro mikroskobik görüntülerini görüyoruz yine, bakın intihar etti bir hücre. Şimdi birazdan göreceğiz bir başka hücre daha intihar edecek. Bakın burada yine intihar etti bir hücre. İşte bazı hücreler, tam parmak aralarındaki hücreler intihar ederler yani hayatlarına son verirler. Bundan da, bu aralıklarda tam olması gerektiği yerde oluşup bundan aralıklardan parmaklarımız oluşur. Bu da akıl erdirilemeyecek bir şey. Yani iki tane hücre var, nerden biliyor bir hücre ne zaman hangi yerdeki hücre ne yapması gerektiğini neden intihar etmesi gerektiğini ki bunlar parmak parmaklarımız oluşsun. İşte bunun Allah’ın emriyle olduğu çok açık bir gerçek. Burada da sinir sisteminin oluşumunu gösteren gerçek görüntüleri göreceğiz şimdi bakın bir beynin oluşum aşamaları, doğduğumuzda beynimiz %90 oranında bir sinir sistemimiz oluşmuş durumda, 100 milyar sinir hücresi 100 trilyon bağlantı yapıyorlar annenin karnında ve 5. aya kadar bu tamamlanıyor. Bakın ilk beynin ilk halini görüyorsunuz, insan beyni oluşuyor. Bundan 100 milyar sinir hücresi mükemmel hiç eksiksiz 100 trilyon bağlantıyla insanın sinir sistemi oluşur. Burada da damar siniri bakın görüyorsunuz, damar hücreleri var bunlar böyle yaygın olarak bulunuyorlar fakat gelen bir emirle neyse diğer görüntüye geçti, bu kalbin oluşumu, bakın bazı hücreler oluşuyor önce kalp kası hücreleri bunlar kasılıp uzamaya başlıyorlar ev bundan 40 günün sonunda mükemmel bir kalp damar sistemi oluşuyor. Bu hücreler uzayıp kısalmış olarak birleşiyorlar ve yeryüzündeki en gelişmiş makine olarak kabul ediliyor, kabul edilebilir daha doğrusu kalp çünkü 60, 70, 100 yıl hiç durmadan bakın dakikada 70, 80 defa hayatımız boyunca milyarlarca kez atarak, uykumuzda da devam ederek çalışmaya devam edebiliyor. Hiçbir motor makine, çelikten de yapsanız başka madde de kullanılsa mümkün değil bu kadar çalışması, çok kısa zamanda bozulur, aşınır. Zaten Amerika’da yapay kalp yapılmaya çalışıldı. Carbit ismi verildi, hastalara takıldı, en gelişmiş teknoloji kullanıldı, bilgisayar teknolojisi en sağlam maddeler kullanıldı, çelik, metal diğer alaşımlar kullanıldı, bu hasta bu kalple birkaç aydan fazla yaşayamadı. Oysa kalbimiz bazı insanlar 150 yaşına kadar yaşayabiliyor, hiç durmaksızın ve kendini yeniliyor. Kalbin bir özelliğidir bu. İçindeki bütün hücreler hayatımız boyunca yenileniyor bakın damar yapısını görüyorsunuz, koroner damarlar bunlar, kalbi besleyici damar sistemi var. Bunun da çok özel bir yapısı var, bakın aort damarını görüyoruz burada, aort damarının ilk çıkan damarları koroner damarlardır. Yani kalp kasını besleyen damarlardır bu son derece önemlidir, çünkü kalbin kendisini beslemesi gerekiyor, işte ilk hücre ilk damar aorttan oksijenli kanı alarak kalp kasına iletir. Aksi takdirde kalp saniyeler içerisinde ölür kalp kası. Bu da çok özel bir yaratılış mucizesi. Evet, burada yine insanın gelişim aşamaları bu şekilde bir cenin halindeyken. Bakın görüyorsunuz bunun mesela üzerindeki şu noktalardan insanın gözünün oluşum aşamalarını görüyorsunuz. En sonunda mükemmel bir göz oluşuyor Allah’ın yaratmasıyla. Bu aylar içerisinde gerçekleşiyor, ilk herkesin ilk hali bu burada görüldüğü gibi bu çukurlar göz çukurları oluyor, bu yarık ağzımızı meydana geliyor ve bu yarıktan burnumuzu meydana getiriyor ve mükemmel bir insan bu aşamalardan geçerek yaratılır, tek bir hücreden.
SUNUCU: O zaman çirkin bir insan bile aslında çok güzeldir diyebiliriz bence.
OKTAR BABUNA: Allah en güzel surette yarattığını söylüyor Kuran’da.
SUNUCU: Yani çirkin diyoruz, tabi kendi aramızda kıyaslıyoruz işte şu çirkin şu güzeldir diye ama aslında bütün insanlar çok güzel yaratılmışlardır.
ADNAN OKTAR: Evet genel olarak genel çatısıyla tabi atom yapısıyla, hücre yapısıyla mükemmel ama asıl Cennet’te güzel olacağız. Burada onun çok belli belirsiz bir tecellisi olmuş oluyor, asıl Ahiret’te, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Anne sütünde de çok büyük bir mucize var. Bakın burada kimyasal içindeki kimyasal maddelerin sadece bir kısmını görüyoruz. Çünkü sadece bir kısmı bilinebiliyor. Anne sütü kadar mükemmel bir mama yeryüzünde şu an yapmak mümkün değil ki anne sütü bilim adamlarının elinde, laboratuarlarda inceliyorlar, içinde ne var diye bakıyorlar. Fakat hala yapılamadı şundan dolayı anne sütüyle beslenenlerle biliyorsunuz milyonlarca dolarlık mama sanayileri var. Dünyanın her bir tarafında çocuklar arasında araştırma yapılıyor. Anne sütüyle beslenenler daha zeki, daha sağlıklı daha gelişmiş olarak doğuyorlar ve hayatları bu şekilde devam ediyor. Hatta bir Kuran mucizesi olarak ama onu da tam hazırlamadım ama gösterebilirim. Kuran’da iki yıl emzirmeyi tavsiye ediyor Allah. Dünya Sağlık Teşkilatı da iki yıl emzirmeyi, emzirilmesini tavsiye ediyor. Tabii sütü uygunsa verebiliyorsa, bu şekilde bir Kuran mucizesi olarak Kuran’da var Hocam inşaAllah.
İnsanın “Yaratılış Mucizes”i kitabını Hocamız’ın okurlarsa daha detaylı olarak bu slaytlı görüntülerin hepsi oradan zaten inşaAllah. Aynı zamanda filmi de var bunun, filmini de indirip seyredebilirler bunun. harunyahya.org sitesinden.
ADNAN OKTAR: Devam Oktar Hocam, anlatabilirsin.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, güzel canlılar var. Gösterelim mi Hocam onları?
Kelebekleri görüyoruz, inşaAllah çok özel desenleriyle yapılarıyla Allah’ın bir yaratılış mucizesi. Çift kanatları var fakat bunları tek kanat gibi kullanıyor kelebekler. Çok sevimliler.
Her canlı da Hocam değişik bir yaratılış var, milyonlarca çeşidi var, hepsi birbirinden farklı farklı özelliklere sahip, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam sen susunca radyolarda yayın kesildi zannediliyormuş, onun için anlatacaksın.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, kedi de şaşkın şaşkın burada tavşana bakıyor, tavşan hiç oralı değil. Bu vahşi hayvanların birbirlerine olan ilişkilerinin Hocamız açıklamıştı hadise dayanarak, Ahir Zaman’da başladı inşaAllah Mehdi (a.s.) döneminde vahşi hayvanların ehilleştiği bir dönem olacak inşaAllah. Kurtla kuzunun yan yana oynadığı. Burada kedi tavşanın kulağına, sevdiriyor kendini maşaAllah. Yine burada köpekle kedinin birbirlerine gösterdiği sevgi. Bunlar da çok güzel kaplanlar, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, maşaAllah. Şaşkın bakışlı kediler. Kelebekteki güzellik bu daha önce de göstermiştik yakın çekimde kelebeğin kanatlarının çok özel bir yapısı var. Bu renkleri oluşturan minik böyle tabakalar var, o tabakaların derinliğine inildiğinde çok özel bir yapıyla karşılaşılıyor, aralıklar var aslında renk yok daha yakın çekimle büyütmeyle bakıldığı zaman renk yok, çok özel ışığın geçme teknikleriyle böyle Allah’ın yaratma sanatı, aralıklardan geçen ışık kırılarak bu renkleri meydana getiriyor. Bu teknoloji geçtiğimiz yıllarda keşfedildi ve LED denen bu bilgisayarlarda ve televizyon ekranlarında kullanılan bir teknoloji var. “Light Emitting Diode” diye İngilizce açılımı bunun, ışık gönderen diode diye açılımı var bunun. Bu teknoloji taklit edilerek işte bu ekranlardaki televizyon ekranlarındaki bilgisayar ekranlarındaki son derece gelişmiş teknoloji oluşturuldu. Bu da biyomimetik bilim dalını oluşturuyor yani doğanın taklit edilmesi, doğada çok gelişmiş sistemleri Allah yaratmış, milyonlarca yıl önce insanoğlu bunu taklit ettiği zaman da buna biyomimetik deniyor, Hocamız’ın yine biyomimetik kitabı var, ondan daha gelişmiş bilgiye ulaşabilirler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen şuradan itibaren oku. Bu sayfaları, sonraki sayfalara devam edebilirsin.
SUNUCU: “Hz. Mehdi (a.s.)’nin Hicri 1400’ün başında zuhur etmesi demek kesinlikle zuhur eder etmez insanlarca tanınacağı anlamını taşımaz. Şu an Hicri 1430’da olduğumuza göre Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru üzerinden Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği Hicri tarihe göre 30 yıl geçmiştir. Yani Berzenci Hazretleri’nin bildirdiği gibi Hz. Mehdi (a.s.)’nin tam olarak tanınması ve dünya çapındaki manevi ve fikri hakimiyeti için en az 10 yıllık bir dönem daha bulunmaktadır. Bazı kişilerin hiçbir muteber delile ve sahih hadise dayanmadan iddia ettiği gibi; “Hz. Mehdi (a.s.) Hicri 1400 itibariyle hemen tanınacak, Hz. Mehdi (a.s.) olduğu herkesçe hemen bilinecek” gibi bir mantık yürütmek ehl-i sünnet alimlerinin düşüncelerine tamamen ters düşmektedir. Bu iddiada bulunan bir kişi ehl-i sünnet inancına ters düşmüş olur. Çünkü örneğin büyük ehl-i sünnet alimi Medineli Allame Seyyid Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci Hazretleri; Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan sonraki tanınma vakti için şöyle bir açıklamada bulunmuştur: yahut, dört, beş hatta on yıl, yüzün ilk yıllarından sayılır. Buna göre; Mehdi (a.s.)’nin, yüzüncü yıldan, yedi, dokuz veya otuz sene evvel çıkması, onun yüzüncü yılın başında çıkacağını önleyemez. Bu müddetten sonraya kalsa, yine durum aynı olur. Harun Yahya Hocamız bu konuyu muteber kaynaklardan çok güzel açıklamış Allah hayır nasip etsin, Selamlar”.
ADNAN OKTAR: Evet 30 yılı geçmiş olsa bile de fark etmez diyor, inşaAllah.
SUNUCU: “Abdüssamet Bayraktar Eskişehir’den, “Hz. Mehdi (a.s) her grubun gizli planlarından haberdar olacak ve planlarını kendilerine söyleyecek. Hz. mehdi (as), bakmasıyla dost ve düşmanını tanıyacak."” (İrşad (Şeyh Müfid) “Hz. Mehdi'nin (a.s.) hükümranlığı zamanında zalimlerin ve müstekbirlerin hükümranlığı, münafıkların ve hainlerin siyasi nüfuzu nabud (yok) olacaktır (son bulacaktır).” Bu hadisi şerifler Resulullah (s.a.v)’in birer mucizesidir“.
ADNAN OKTAR: Evet devam edelim.
SUNUCU: “Kıyamet alametlerinden ve ahir zaman vukuatlarından ve bazı amellerin fazilet ve sevaplarından bahsedilen hadisi şerife güzelce anlaşılmadığından akıllarına güvenen bir kısım ehli ilim yani ilim sahibi onların bir kısmına zayıf veya hadis demişlerdir”.
ADNAN OKTAR: Mevzu hadis.
SUNUCU: Evet, mevzu hadis demişlerdir.” İmanı zayıf ve enaniyeti kavi bir kısım da aklını beğenen, kendini büyük kusursuz ve üstün gören ve adeta kendi nefsini putlaştıran kişilerde Allah’ı tenzih ederiz, inkara kadar gitmişlerdir. Bediüzzaman hazretleri Hz. Mehdi (a.s) ve ahir zaman konusuyla ilgili cahil cühelanın nasıl olumsuz tavır sergileyeceklerini sözler isimli eserinde çok mükemmel açıklamış.”
Mustafa Seyyidoğlu, Avustralya’dan “Masonlar ve ateist Siyonistler Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhurunun ihtimalinden dehşete düştüler. Önce Irak işgal edildi. Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhur etmesinden şüphelenilen bütün yerler yerle bir edildi. Hadis-i şeriflerde Deccal'e uyacağı belirtilen yetmiş bin kişilik Müslüman görünümlü sarıklı hainler devreye sokuldu. Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhurunun kendi hasta kafalarınca önlenmesi için 150 sene öncesinden önlem aldılar. Hz. Mehdi (a.s.)'ye karşı mücadele etmek için, Türkiye'de komünist derin devleti kurdular ve var güçleriyle bir mücadele verdiler. Halbuki kaderde Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhurunun önlenmesi mümkün değil. Aynı şekilde Hz. İsa (a.s)'nın nüzulünün de önlenmesi de mümkün değil. Türk-İslam Birliği kurulacak, İslam bütün dünyaya hakim olacak. Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. (Saff Suresi, 8)”
“Mahmut Samioğlu, Müslümanları Hz. Mehdi (a.s.) konusunda olumsuz yönlendirmek için; 1. Hz. Mehdi (a.s.) geldi geçti, artık beklemeyin diyorlar. 2. Hz. Mehdi (a.s.)'yi, Kuran-ı Kerim'e, Hadis-i şeriflere, Sünnetullah'a uygun olmayacak şekilde akıl almaz özelliklerle bekliyorlar. Tarif ettikleri tarzda bir Mehdi'nin gelmeyeceği açıkça bellidir. 3. Hz. Mehdi (a.s.), yüzyıllar sonra gelecek diyorlar.
4. Kütübü Sitte'nin tamamında çok fazla sahih Hadis-i Şerifte Hz. Mehdi (a.s.)'nin geleceği açıkça belirtildiği halde, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili Hadis-i şerif yoktur diyerek gelişini kökten reddediyorlar. Demek ki şeytan boş durmuyor. Fakat bütün bunlar Hz. Mehdi (a.s.)'nin gelişini hiçbir şekilde durdurmaz. Bilakis hepsi Hz. Mehdi (a.s.)'nin varlığının çok daha iyi anlaşılmasına sebep olan gelişmelerdir.”
SUNUCU 2: “Nail Kutlu Artvin, Ebu Hureyre (RA) dedi ki: Resulullah (SAV) şöyle buyurdu:"ALLAH' A YEMİN EDİYORUM, MERYEM OĞLU, ADİL BİR HAKİM OLARAK MUHAKKAK İNECEK, haçı muhakkak kıracak, domuzu muhakkak öldürecek, cizye vergisini muhakkak kaldıracaktır. (O zaman) genç dişi develer muhakkak terkolunacak, onlara rağbet edilmeyecek, BÜTÜN DÜŞMANLIKLAR, BUĞZLAŞMALAR VE HASEDLEŞMELER MUHAKKAK ZAİL OLUP GİDECEKTİR. O, muhakkak mala çağıracak (yahut insanlar mala çağrılacaklar) fakat malı hiçbir kimse kabul etmeyecektir." (Sahih-i Müslim ve Tercemesi, Mütercim: Mehmed Sofuoğlu, İrfan Yayınevi, İstanbul 1967, c. 1, s. 207)Ebu Hureyre (RA) den: Resulullah (SAV): "MERYEM OĞLU (İSA ALEYHISSELAM) İÇİNİZE İNDİĞİ VE SİZDEN (HZ. MEHDİ(A.S.)'Yİ) IMAM YAPTIĞI ZAMAN HALİNİZ NASIL OLACAKTIR?" buyurdu. (Sahih-i Müslim ve Tercemesi, Mütercim: Mehmed Sofuoğlu, İrfan Yayınevi, İstanbul 1972, c. 1, s. 208) Cabiru'bnu Abdillah (RA) şöyle demiştir: Peygamber (SAV) den işittim, buyuruyordu ki: "Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hak üzerinde mukatele ederek muzaffer olmakta devam edecektir." Nihayet Meryem oğlu İsa iner ve MÜSLÜMANLARIN EMİRİ (HZ. MEHDİ (A.S.)) ONA: GEL, BIZE NAMAZ KILDIR, DER. BUNUN ÜZERINE İSA: HAYIR, ALLAH'IN BU ÜMMETE BIR İKRAMI OLARAK SİZIN BIR KISMINIZ DIĞER BIR KISIM ÜZERINE EMIRLERSIZIN, DER". (Sahih-i Müslim ve Tercemesi, Mütercim: Mehmed Sofuoğlu, İrfan Yayınevi, İstanbul 1972, c. 1, s. 209) Hz. İsa (a.s.)'nın nuzulü Kuran ayetleriyle sabit olan açık bir gerçektir. 10-20 yıl içerisinde Hz. İsa (a.s.)'nın nuzulünü inşaAllah bekliyoruz. BÜTÜN DÜŞMANLIKLAR, BUĞZLAŞMALAR VE HASEDLEŞMELER MUHAKKAK o dönemde kalkacak. Hz. Mehdi (a.s.)'ye namazda tabi olan ve onu imamlığa geçiren Hz. İsa (a.s.) bir şahsı manevi değil, bir şahıstır. Hz. Mehdi (a.s.)'nin veziri olarak, Hz. Mehdi (a.s.)'ye yardım edecektir.”
Mustafa Kafkaslıoğlu Elazığ, “Benim bildiğim, gördüğüm, duyduğum şu ana kadar birçok Müslüman göğsününü gere gere kendi şeyhinin, mürşidinin, Hocasının Hz. Mehdi (a.s) olduğunu söylemiştir. Kitaplarında, makelelerinde, yayınlarında açık açık bu durumu ifade etmişlerdir. Bu konuda en net ve doğru tavrı ortaya koyan Adnan Hoca olmuştur. Herhangi bir kişi için falanca Hz. Mehdi (a.s.)'dir demenin ya da şahsın kendisinin mehdilik iddia etmesinin haram olduğunu, kişiyi dinden çıkarabileceğini, böyle bir şey yapan kişinin Allah'a tövbe etmesi gerektiğini, yeniden Kelime-i Şehadet getirmesi gerektiğini açık açık defalarca röportajlarında söylediğini biliyoruz. Bütün bu gerçeklere rağmen şaklabanlık yapıp, milleti eğlendirmeye çalışan bazı soytarıların Sayın Adnan Oktar'ın Mehdilik iddia ettiğini söylemesi çok alçakça ve şerefsizce bir iftiradır.”
Ebubekir Alsancak Erzurum “Tabarani Kebir'inde diyor ki, Ahmed b. Nadr el-Askeri ve Cafer b. Muhammed-ül Feryabi nakletmişler ki; (Ravi silsilesi ile) Dakkak b. Zeyd-i Cüheni'den rivayet ettiler. O dedi ki: Ben gördüğüm bir rüya'yı Resullullah (s.a.v.)'a anlattım. Bu rüyada Peygamber (s.a.v.) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi. O buyurdu ki: Yedi basamaklı gördüğün minber şu dünyanın ömrü olan yedi bin senedir, Ben de Onun son bininde olacağım. İbni Abd-il Hamid, Tefsir'inde diyor ki; Muhammed b. Fadl, Hammad b. Zeyd'den, O da Yahya b. Atik'den, O da Muhammed b. Sirin'den, O da Müslüman olmuş kitap ehli birisinden rivayet ettiler ki: Allah, gökleri ve yerleri altı günde yaratmıştır. Rabbimin yanında bir gün, sizin dünya hayatında saydığınız bin yıl gibidir. Ve dünyanın eceli altı gündür, yedinci günde kıyamet kopacaktır. Altı gün gitmiştir ve siz yedinci gündesiniz. Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti: Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir. Müellifin görüşü: Bu hadis-i şerife gösteriyor ki, Ümmet-i Muhammed'in ömrü en az 1400 yıl olacaktır. (CELALEDDİN SUYUTİ'NİN TASNİFİNDEN HADİSLER, AHİR ZAMAN MEHDİSİNİN ALAMETLERİ, SAYFA 88-89) İlkokul çocuğu bile bu hesabı yapabilir. Ümmetin icabet ömrü 1500 seneyi geçmeyecektir. Hicri 1500'lerle 1600'ler arasında da kıyamet beklenmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hicri 1545 yılında kıyametin kopabileceğini belirtmiştir. (Allahualem, inşaAllah)”
Ebubekir Alsancak Erzurum, “İbni Asakir diyor ki: Ebu Said Ahmed b. Muhammed Bağdadi (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)'dan O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için, gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine şu dünyanın yedi bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar. İbni Abiyy diyor ki: Ebu İshak, İbrahim b. Abdullah Nebti, (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)'dan O dedi ki, Resullullah (s.a.v.) buyurdu: Dünyanın ömrü, Ahiret günlerinden yedi gündür. Allah Teala buyurdu ki: "Senin Rabbinin yanındaki bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir."
ADNAN OKTAR: Ne anladın sen bu hadislerden?
SUNUCU: Hocam inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.) Ahir Zaman’da gelecek şahsı manevi olarak değil ama şahıs olarak gelecek ve İslam Birliği’nin başına geçecek, inşaAllah ve İslam nurunu tamamlayacaktır.
ADNAN OKTAR: O yedi bin yıllık takvimden gaye ne, ne anladın?
SUNUCU: Ben de evet Hocam o 7’ye çok dikkat çekilmiş birçok hadiste, onu ben merak ediyorum.
ADNAN OKTAR: Yedi bin, Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Hadislerde çok açık bildiriliyor, Peygamberimiz bir takvim veriyor başlangıcını bilmediğimiz, yedi bin yıl diyor, kendisine kadar 5600 yıllık bir dönemin geçtiğini bildiriyor, buna göre 1400 yıl kalmış oluyor, ümmetin ömrünün 1400 yıl, demek ki bütün her şeyin 1400 ile 1500 arasında gerçekleşmesi gerekiyor. Ayrıca başka bir hadiste de Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Mehdi (a.s) için bir gün dahi kalsa Allah o günü uzatır, kıyamete kadar diye bildiriyordu. Demek ki 1400’le 1500 arasında İslam’ın hakimiyeti Mehdi (a.s)’nin, Hz. İsa (a.s)’nın gelişin mutlaka gerçekleşmesi gerekiyor yani bir hesap olarak zaten bu açıkça ortaya çıkıyor inşaAllah. Üstad Said Nursi de inşaAllah 1545’lerde inşaAllah kıyametin kopmasını beklendiğini bildiriyor.
SUNUCU: “İbni Ebi Dünya, Zemmil Emel'inde diyor ki: Ali b. Said, Hamza b. Hişan'dan, O da Said b. Cubeyr'den rivayet ettiler ki, Dünya, ahiret haftalarından bir haftadır. İbni Ebi Hatem, Tefsir'inde İbni Abbas'dan rivayet etti ki: Dünya, ahiret haftalarından bir hafta olup, yedi bin senedir ve bunun altı bini geçmiştir.” Yine burada bir 7’ye deyinme var. “İbni Abbas'dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır. O dedi ki: Dünya yedi gündür. Her bir gün bin yıl gibidir. Ve Resulullah (s.a.v.)'de onun sonunda gönderildi. (CELALEDDİN SUYUTİ'NİN TASNİFİNDEN HADİSLER, AHİR ZAMAN MEHDİSİNİN ALAMETLERİ, SAYFA 88-89) Ümmetin icabet ömrünün Hicri 1500 seneyi geçmeyeceğini bu Hadis-i Şerifler açıkça belirtiyor. Cübbeli samimi olsun. Suyuti'nin naklettiği bu Hadis-i Şeriflerin doğru olduğunu, sahih olduğunu bütün ehlisünnet uleması biliyor. Cübbeli'nin kendisi de bu Hadis-i Şeriflerin doğru olduğunu biliyor. Susmakla, anlamazlıktan gelmekle bu konuyu geçiştiremez. Doğru konuşmadığı için çıksın bütün Müslümanlardan özür dilesin” demiş.
Seyfettin Battal Nevşehir’den, “Şeyh Ali Haydar Efendi (K.S), Şeyh Mehmet Zait Kotku (K.S.), Şeyh Muhammed Raşit Erol (K.S.), Bediüzzaman Said Nursi (K.S.), Şeyh Nazım Kıbrısi, Şeyh Mahmut Ustaosmanoğlu (K.S), Şeyh Nimetullah Hoca Efendi (K.S)... Bu muhterem ve muhteşem heyet "BU YÜZYILDA HZ. MEHDİ (A.S.) GELECEK" dediğine göre bu konu bitmiştir. Cübbeli'nin, şunun bunun "Hz. Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelmeyecek" sözü önemli değil.” Halim kılıç Rize’den, "ÖLDÜRÜN YUSUF'U VEYA ONU BİR YERE ATIP-BIRAKIN Kİ BABANIZIN YÜZÜ YALNIZCA SİZE (DÖNÜK) KALSIN. ONDAN SONRA DA SALİH BİR TOPLULUK OLURSUNUZ." (Yusuf Suresi, 9) Hz. Yusuf (a.s.)'yi kıskanan kardeşleri onu öldürecek kadar gözü dönmüş bir nefret içindeydiler. Bu güzeller güzeli, muhteşem insana, hem küfür, hem inanan kardeşleri tuzaklarla, komplolarla saldırıya geçmişlerdir. Ahir Zaman’da da daha Hz. Mehdi (a.s)'yi görmeden, Hz. Mehdi (a.s.)'ye ve onun gelişini müjdeleyen insanlara karşı hem küfürden, hem de güya inanan kesimden kahpece saldırıların başladığını görüyoruz. Yusuf Suresi'ndeki bu Ayet-i Kerime ahir zamanda Deccal ordusunun her kesim içerisinde yuvalanacağına işaret ediyor.”
Kaan Bozkurt İstanbul’dan, “Bir insanın kendisine Hz. Mehdi (a.s) demesinin küfür olduğunu, bu tarzda konuşan bir insanın tövbe istiğfar etmesi gerektiğini ve yeniden Kelime-i Şehadet getirmesi gerektiğini söyleyen ve bu hususu bilmeyen büyük kitlelere öğreten Sayın Adnan Oktar'dır.” MaşaAllah.
Gülben Hisarcık İstanbul’dan, “Âl-i Beytten Muhammed Hz. Mehdi (a.s.) isminde bir BİR ZÂT-I NURANÎ... (Mektubat, sf. 56-57)... Âhir zamanın O BÜYÜK ŞAHSI Âl-i Beyt'ten (Peygamberimizin soyundan) olacak. (Şualar, sf. 442)... O ZAT, o taifenin uzun tedkikatı (o topluluğun uzun araştırmaları, incelemeleri) ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak... (Emirdağ Lâhikası-1, sf. 266-267)”
ADNAN OKTAR: Neye bağlıyor bunun en sonunu, açıklamanın? Sonuna gel.
SUNUCU: “Hz. Mehdi (a.s.)'nin şahsı manevi olmadığını, şahıs olduğunu 26 YERDE 35 KERE açıklaması bile bazı kişilere yetmemiştir. 70 bin kere söylese bile yine de bu kişiler anlamayabilirler. İnsan anlamamaya azmettikten sonra birşeyi anlaması çok güçtür. Normal bir insan tek bir cümleden anlar. Anlaşılmayacak bir şey yok. Bediüzzaman "Hz. Mehdi (a.s.) Hicri 1400 yılında gelecek" demiştir. Saygılar, selamlar.”
ADNAN OKTAR: 26 yerde 35 kere şahıs olduğunu söylüyor Mehdi (a.s)’nin değil mi? Ama adam diyor ki ben anlamıyorum diyor. Sıhhatler olsun. Allah hidayet versin, aklını açsın.
SUNUCU: Sevgili izleyenlerimiz dinleyenlerimiz güzel sohbetimize yine bir ara vereceğiz, kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz programımız yine kaldığı yerden devam ediyor. Ben Hocam izninizle yine bir hatırlatmamızı yapayım isterseniz. Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilir ve soru ve görüşleriniz için bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Benim faaliyetlerimde, çalışmalarımda farklı olan yön ne? Yani vurucu ve etkileyici olan yönler neler?
SUNUCU: Bir kere Hocam daha önce de size söylemiştim aslında benim en çok sizde takdir ettiğim, beğendim özelliklerinizden biri her kesime hitap edebilmeniz. Pek çok dini kanallar izliyoruz, bakıyoruz muhakkak zaplıyoruz arkadaşlarımız, çevremizdekiler, yani her kanalda bakıyoruz belli bir kesime hitap edilebiliyor sadece. Ama siz yaptığınız faaliyetlerde, şu anki konuşmalarınızda olsun, her kesime hitap edebiliyorsunuz. Her kesim sizi izlerken kendinden bir şeyler bulabiliyor ve çok teşvik eder bir tarafınız var. O yüzden ben bu tarafınızı çok beğeniyorum.
ADNAN OKTAR: Bu bir. Ama ben senden daha zengin bir analiz istiyorum. Başka ne, farklı ne var? Mesela evrim teorisine, darwinizme karşı bu kadar etkili çalışma yapan herhangi bir dini grup, bir cemaat, bir topluluk hatırlıyor musun, var mı?
SUNUCU: Hayır hatırlamıyorum. Hayır, en büyük farklılık tabi bu olsa gerek.
ADNAN OKTAR: Dünyada da dinsizliğin ve ateizmin kökeninde, 1. Dünya Harbi’nin, 2. Dünya Harbi’nin kökeninde, komünizmin, faşizmin kökeninde, ilmi olarak, güya ilmi olarak hangi teori yatıyor?
SUNUCU: Tanrı olmaması yani Tanrı’yı inkar.
ADNAN OKTAR: Bu inkarı hangi felsefeye dayandırıyorlar? Hangi biyoloji felsefesine dayandırıyorlar?
SUNUCU: Evrim teorisi.
ADNAN OKTAR: Biz bunu yıkmakla dünyadaki bütün sapkın felsefeleri de yıkmış olmuyor muyuz?
SUNUCU: Tabii ki. Bu nedenle de Tanrı’nın varlığını aslında kanıtlamış oluyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet. Ama çok önemli bir fark değil mi bu?
SUNUCU: Çok büyük bir fark.
ADNAN OKTAR: Ama kitaplarımın anlaşılırlığı, değil mi, o çok hayati. Mesela ağır bir dil kullanmıyoruz. Bilmişlik yapmıyoruz, değil mi, öyle gösterişe yönelik değil. Son derece samimi ve anlaşılmaya yönelik.
SUNUCU: Evet kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Ve ispatla. İmanı konuları ispat ederek de gösteriyoruz ayrıca.
SUNUCU: Evet yani her bilimsel açıklamanızın muhakkak arkasından bir ayet ve hadisle onu sabitlemeniz de çok tesirli oluyor zaten insanlar üzerinde.
ADNAN OKTAR: Evet ama dindar olduğumuz için ve etkili olduğumuz için tabi karşı cephe, şeytani cephe can havliyle kendini savunmaya geçti. Komplolar, iftiralar, hakaretler, oyunlar yani o imkan içerisinde ne varsa sonuna kadar kullanmak istediler. Bunu diğer Müslümanlara da yapabilirler ve yapmışlardır. Said Nursi’ye yapmışlardır, diğer Müslümanlara da yapmışlardır. İşte başlangıçta anlattığım konu bu. Müslüman irdeleyecek, analiz edecek. Yani bir mücahit, Allah’ın dinini yayan bir kimse hem dinsizlikle, hem ateizmle, hem darwinizmle uğraşıp bir de Müslümanlara yönelik aleyhte yapılan bir propagandayı temizlemekle uğraşmaması lazım. Yani Müslüman’a değil mi bir küfür kurşun sıkıyor. Şimdi bu kurşunun etkili olması nasıl olur? Müslüman buna kanarsa olur, kabul ederse olur. Ama kanmazsa o kurşun etkili olmaz. Biz yolumuza devam ederiz. Ama Müslüman kandığında biz o zaman duruyoruz. O zaman diyoruz ki bak arkadaş diyoruz bunlar oyun oynadılar, sahtekarlık yaptılar, komplo yaptılar, tek tek anlatıyoruz ve bu müthiş vaktimizi alıyor. Gerçi bu da bir sevap ama yani buna ayıracağımız vakti biz o zaman direkt küfürle mücadeleye ayırırız. Müslümanların şu çabuk kanma kafasını ortadan kaldırmaları lazım. Mesela demin yukarıda yeni tanıştığım bir genç kız arkadaş var. Onun da bu konuda fikirlerini aldım. Siz diyor dindar olmasanız diyor sizinle ilgili sözlere kimse itibar etmez diyor. Her gün diyor sanatçılar, ünlü kişilerin hakkında da diyor birçok haber çıkıyor diyor, bu magazin haberi oluyor, insanların hatta hoşuna gidiyor, sempati duyuyorlar, değil mi? Siz diyor dindar olduğunuz için bu kadar etkili oluyor diyor. İşte Müslümanlar burada da akılcı yaklaşmaları lazım. Dedikoduya inanmayacaklar, araştıracaklar. Gözüyle gördüğüne, kulağıyla duyduğuna inanacaklar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da tabi sizin, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, ne kadar etkili olduğunuzu gösteriyor. Bu kadar, ne kadar, çünkü ne kadar etkili olursa o kadar saldırı olur. Az etki az saldırı olur, hiç etki hiç saldırı olur. Siz çok etkili olduğunuz için çok saldırı oluyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Peki, senin dikkatini çeken, ben başka farklılıklar sayabilirim ama ben senin böyle analiz gücünü görmek açısından, hakikaten mesela heyecanlı olabilirsin, şu anda belki o kadar şey yapamıyor olabilirsin ama başka ne var dikkatini çeken? Ufak tefek de olsa söyle yani farkına vardığın.
SUNUCU: Birbirinize olan desteğiniz çok güzel.
ADNAN OKTAR: Arkadaşların değil mi, birbirine evet.
SUNUCU: Evet. O da çok dikkatimi çekti yani adeta kardeş gibi. Bu zamanda Hocam akrabalar bile birbirine kardeşlikten çok ötede yani. Ama böyle bir devirde, ahir zamanda, son derece fitnenin olduğu bir dönemde birbirinize bu kadar kardeş gibi yaklaşımınız, merhamet göstermeniz ve birbirinize olan bu bağlılığınız tabii ki İslam konusunda savaşmak adına çok büyük bir şey bence.
ADNAN OKTAR: Evet. Bu mücadelede hakikaten nadir rastlanan bir şeydir. Ben aslında bizim arkadaş grubumuzu özelliğini söylemiyorum yani fazla detay anlatmıyorum. Tarihe ileride geçecek. Yani inanın sahabe döneminde ancak görülür. Yani bu kadar hayatının tamamını vakfeden insanlar, maddi manevi bütün benliğini İslam’a veren insanlar çok nadirdir.
SUNUCU: Evet kesinlikle ki bu zamanda.
ADNAN OKTAR: Bak maddi manevi bütün benliğini İslam’a veren, ne varsa. Çok çok nadirdir. Bunu ileride tarih yazacak. Ben şu an detay vermiyorum mesela şu insanın şöyle fedakarlığı var, bu insanın böyle fedakarlığı var anlatmadım şu ana kadar, bilinmiyor. Ama zamanı gelince bilinecek inşaAllah. O sevgi ve güven bağlılığı. Ve samimiyet evet. O hakikaten benim diğer cemaatlerde görmem çok zor olan bir özellik. Hiç kimse ne ailesinin, ne geçiminin, ne çoluğunun, çocuğunun derdindedir bizde. Bizde herkes sadece Allah’ın rızasının peşindedir.
SUNUCU: Evet en çok dikkatimi çeken konu.
ADNAN OKTAR: Yani sadece ona teksif olmuşlardır, o kadar. Yani hayatın sosyal, diğer yönlerini hiçbir şey ilgilendirmez arkadaşlarımı. İnanın bu, dünyada ben bütün cemaatleri biliyorum Müslüman grupları biliyorum. Yani çok az rastlanır bir şey. Onlar da Allah razı olsun güzel hizmetler yapıyorlar ama ben kendi cemaatim, arkadaş grubum olduğu için söylemiyorum, hakikaten çok farklı. Yani çünkü hepsinde bir sosyal hayat oluyor onlarda mesela çoluğu çocuğu var evli, işi var, hayatı var yani herkesin bir düzeneği var. Ondan arta kalan mesela %2’lik bir vakti oluyor, %3’lük vakti oluyor, ona o kadarcığını ayırıyor. Yahut haftanın bir gününü ayırıyor. Benim arkadaşlarım uykunun dışında bütün hayatını ayırıyorlar. Yani uyku ve yemeğin dışında hatta yemekte bile bir faaliyet vardır. Yani bu görülmüş bir şey değil çok şaşırtıcıdır. Kız olsun, erkek olsun.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Çok şaşırtıcıdır. Aşkla, şevkle, heyecanla, coşkuyla. En azından şu Oktar mesela, bizim Oktar, bu mesela bayağı güzel Amerika’da okumuş bilmem ne yapmış falan feşmekan, her türlü şeyi var. Yani bu derece hayatını Allah’a vakfetmiş olması yani sırf bir örnektir. Oktar gibi yüzlerce, binlerce insan var. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle oldu Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah vesile ediyor evet. Ama tabii ki yani Allah esirgesin ben samimi olmasaydım, ben mesela çoluğun çocuğun peşinde olsam, eşimle tatile gitsem; Pazar günleri, beni göremezsiniz Pazar günleri desem. Cumartesi, Pazar. Değil mi? İşte Silivri’de bizim bir yazlık var oraya gidiyoruz falan desem. Yahut haftasonları dedemlerde kalıyorum desem. Akşamları mesela çoluk çocuk gidip, sinemaya gitsek, lokantaya gitsek. Arta kalan vakitlerde de ara ara kardeşlerime vakit ayırsam. Onlar da benim benzerim olurdu. Değil mi? Ben bunu yapanları kınamıyorum, ama vakit o kadar sıkışık ki bu hayatın dışında başka bir hayat yaşanacak gibi değil. Ve böyle bir görünümde ben inanın samimi olarak göremiyorum. Yoksa ben başka grup olsa benim gurur, kibir derdim yok. Hakikaten ayağını öperim o şahsın, ayağının altını öper, biat ederim bağlanırım. Hocam derim, senin emrindeyim ne istiyorsan yaparım derim. İnanın böyle bir grup bulamıyorum ben. Yani bu derece coşkulu, aktivite ve canlılık ve hız da bulamıyorum. Ama çok mükemmel faaliyet yapan kardeşlerimiz var. Allah hepsinden razı olsun. Görüyoruz yani, görmemek mümkün değil.
SUNUCU: Zaten Hocam eserlerinizden de anlaşılıyor yani. Sürekli ardarda eserleriniz çıkıyor. Çıkmaya devam ediyor maşaAllah. Oradan da faaliyetlerin hızı anlaşılıyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Pek tabii. Mesela bak, internette şu an yani en büyük internet sitesi oluştu. Yani bu kadar girişi bu kadar yüksek, bu kadar etkili internet sitesi. Biz bakıyoruz, kontrol ediyorum internet sitelerine yok. Mesela bu da Allah’ın bir lütfu. MaşaAllah, elhamdülillah.
Senin dikkatini çeken ne var? Başka fark? Övme değil bunlar, gerçeği anlatıyorum ben.
SUNUCU 2: Herkesle birebir ilgilenmeniz. Az önce anlattığınız gibi. Dediğiniz gibi, hani evli olup çoluk çocukla değil de, herkesle birebir. Herhangi biri için sizin birebir ilgilenmeniz Hocam. Bu çok büyük bir şey. Dediğiniz gibi diğer cemaatlerde böyle bir şey yok. Daha fazla, hani sonuçta bir lider vardır. O lidere bile bir şey söylenmek için çekinir insanlar. Ama siz öyle değilsiniz. Herhangi bir problem olduğu zaman, size söyleyebiliyorlar.
OKTAR BABUNA: Hocam 6 sene benim hastalığım, her günü her aşaması her şeyiyle ilgilendiniz ki ben bir kişiyim. Herkesle Hocam öylesiniz. Yani sizin arkadaş çevreniz, yakınlarınız inşaAllah. Her şeyiyle ilgileniyorsunuz, yani sağlığı, sıhhati, ahlakı, Ahireti, giyimi.
ADNAN OKTAR: Aksi egoistlik olur. Yani, ben kendi sağlığıma dikkat edeceğim ama karşı taraf beni işte yarım önemli olacak. Ben, mesela kendi hastalığıma önem vermem olsam. Beni hiç grip nezle falan gördünüz mü? Ben hasta çok oluyorum.
OKTAR BABUNA: Hiç haberi olmuyor kimsenin Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela benim... bir kere yatağa yatmamışımdır hastalıktan dolayı. Defalarca grip oldum, nezle de oldum, hasta da oldum. Kimsenin haberi bile olmadı. Yani asla sezdirmem. Hiç farkına bile varmazlar.
SUNUCU: Neden Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’a söylenir. Veyahut doktora söylenir. İnsana söylenmez. Yani ben mesela şuram ağırıyor, buram ağırıyor falan kimseden duymamışlardır. Tabii. Yorgunum, ağzımdan çıkmaz.
OKTAR BABUNA: Mesela açım. Hocam insanlar tabi sizi bilmiyorlar yani sadece günde 2 saat görüyorlar günde. Biz şahidiz buna. Yani Hocamız, biz yatıyoruz Hocamız ayakta. Biz kalkıyoruz Hocamız yine ayakta. Ve bütün yük aslında Hocamızın sırtında. Yani, çünkü bu sadece yapılan faaliyetler, dünya çapında yani 300 tane kitap var. Yüzlerce internet sitesi var. Dünya çapında tebliğ faaliyetleri var. Hocamız her tarafla ilgileniyor. Mesela Afganistan’daki konularla, Irak’taki, İsrail’in durumu, Filistin’in durumu. Dünyanın her tarafında Hıristiyanların, Musevilerin, Müslümanların durumu. Ayrıca arkadaşlarının durumu, arkadaşlarının annelerinin, babalarının rahatsızlıkları. Onların tanıdıklarının şeyleri falan yani böyle, bir yandan da saldırılar var, hukuki konular var. Yani böyle, göründüğünden çok daha fazla yani böyle şey altında. Yani her bakımdan, öyle bir yükün altında bir kere bile ne yoruldu, ne yorulduğunu, ne uykusunun geldiğini, ne tatil yaptığını. İnsan çünkü çok makul Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Diyebilir, çocuklar bugün ben yorgunum bugün dinleneceğim diyebilir. Bakın 30 sene zarfında böyle bir günü, böyle bir anı yok Hocamızın. Allah rızasının dışında, Allah’a vakfetmiş ki hasta olduğu zamanlar da dahil. Bunun dışında da Hocamız, ya hapiste, ya akıl hastanesinde, ya komplo yapılıyor, ya başka bir şey yapılıyor yani. Bu kalan zamanda da.
SUNUCU: Evet. Dün de dinledik Hocamızdan, o komplo teorilerini, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bak dün 2 saat falan uyudum. Bugün 1 saat uyudum. Yani vakit darlığından dolayı. Bilmiyorum seziyor musunuz?
SUNUCU: Yok. Hayır.
SUNUCU 2: Hayır yani çok fazla çalıştığınızı anlıyorum anlamında.
ADNAN OKTAR: Evet. MaşaAllah. Gece gündüz gayret halindeyiz. Oktar’ın dediği doğru, ben her şeyiyle tek tek bir bir ilgilenirim. Yani hiçbir konuyu ben kendi başına bırakmam. Mesela İsrail’deki herhangi bir cemaat mesela Filistin’li kardeşlerimizle ayrı, Musevilerle ayrı ilgileniyorum. Hıristiyan cemaatle ayrı ilgileniyorum. Sırf Filistin’de... Amerikadakiler’le ayrı ilgileniyorum. Amerika’da bir haham topluluğu var onlarla ayrı ilgileniyoruz. Oradaki Müslüman kardeşlerimiz var, ayrı ayrı gruplar onlarla ayrı ilgileniyoruz. Onların her eleştirdiği ve merak ettiği konular ayrı ayrı böyle internetten tek tek soruyorlar hepsine cevap veriyorum.
OKTAR BABUNA: Bahçedeki kedinin eviyle de ilgileniyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Bahçedeki kedi, tabii benim kedim, hayvan böyle karanlık yerde oturmasın diye fiberden özel olarak yaptırttırdım ki cam. Çünkü beni görmek istiyor, bunalıyor hayvan kapalı yerde istemiyor. Mermerin üstünde oturuyordu ben de acıdım ona, öyle camdan yaptırttırdım. Baktım içeride üşüyor, bu seferde başına sıcak böyle ısı meydana getirtecek bir şey taktırdım. Altı özel adamcağızın halı böyle, oradan gözlemlemezse rahat etmiyor inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Arkadaşlarımız hastalandığı zaman, hastalıyla birebir ilgileniyor Hocamız. Yani, dünya çapında doktorlardan görüş aldırıyor. Onların üzerinden bir karar veriliyor tabii, mesela ameliyat mı olacak, olmayacak mı. Şu tedavi mi, bu mu yapılacak böyle, bunların yükü de hepsi Allah razı olsun Hocamızın üstündedir. Daima, an an. Anlatmakla bitecek gibi değil aslında böyle yani inşaAllah.
SUNUCU: Hocamızın merhameti de sadece din kardeşlerine değil. Yani birçok insanda da bu var. Hani sadece din kardeşi, Müslümanların Müslümanlara olan bağlılığı şeyi var ama siz, maşaAllah herkese merhamet gösteriyorsunuz.
OKTAR BABUNA: Bir arkadaşımızın annesi Hocam hiç tanımıyorsunuz, hayatınızda hiç görmediniz. Günlerdir, haftalardır onun karaciğer nakliyle ilgileniyorsunuz. Aşama aşama, her aşamasıyla, her şeyiyle maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Her gün hakikaten sürekli bilgi alıyorum. Vicdanen çok rahatsız oluyorum yani, ya uyumlu bulamazlarsa, ya bir şey olursa gibisinden. Bunlar övme değil, yani hakikaten yaşadığımız şeyler. Örnek olması açısından da güzel oluyor. O yüzden anlatıyorum inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu sizin tabii üstün ahlakınızdan, Allah korkusu ve Allah sevginizden kaynaklanıyor.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bir de Müslümanları böyle saldırgan, böyle psikopat, kavgacı, kirli giyinen, cahil, ondan sonra yani böyle eciş bücüş insanlardır gibi göstermek isteyen bir zihniyet var. Yani gerektiğinde yaşlı insanlar namaz kılar, oruç tutar, camilerde kılarlar. Veyahut hayatın mesela ekonomik yönünden çökmüştür, maddi gücü yoktur, artık Ahiret’e gönlünü bağlamıştır gibi düşünenler var. Veyahut tipi düzgün değil, mesela çirkin oluyor. Ne yapayım, işte artık hayata küsüyor adam. Ahiret’te artık biz yaşarız gibi, Ahiret’te mutlu oluruz gibi düşünüyorlar. Değil mi? Onların öyle düşündüğünü düşünüyorlar. Ben bu zihniyeti de ortadan kaldırdım. Mesela benim arkadaşlarım hepsi yakışıklıdır. Kız arkadaşlarım hepsi hakikaten gösterişlidirler. Zenginlik, hepsi zenginler Allah’a çok şükür. Yani istenen her şey elimizde mevcut. Ama buna rağmen, dünyayı istemiyoruz Allah’ı istiyoruz Ahiret’i istiyoruz. Yani bak mecbur olduğumuzdan değil demek ki bizim Ahiret’e yönelik çalışmamız. Her türlü dünyevi imkanımız var. Sonuna kadar var. Tahmin edemeyeceğiniz kadar var. Ama bütün gücümüzü, ağırlığımızı İslam’a ve Kuran’a harcıyoruz. İslam’a harcıyoruz. Mesela hakikaten çok kazanıyor çocuklar, ama İslam’a Kuran’a harcadığımız meblağ tahmin edemeyecek derecede çok oluyor. Ama kimsenin de malı mülkü yok. Ne kazanırsak dağıtıyoruz Allah’a çok şükür. Ama hakikaten çok fazla kazanıyoruz. Ve anında, biz de kazanınca insanlar da bize verin diyorlar. Biz size para vermeyiz, Allah’a Kuran’a veririz. İslam hizmetine veririz. Sana ben niye para vereyim? Yani adam geçimlik istiyor. Biz geçimlik sağlayamayız insanlara. Ben insanların imanını kurtarmanın peşindeyim. Yani açlıktan ölüyorsa ekmek veririm, yani ona yardımcı olurum. Ama yanında koliyle de kitap veririm. Çünkü açlıktan ölecek ama sonsuz hayatı var adamın. Ben sonsuz hayatı beni ilgilendiriyor. Bu dünyadaki hayatı beni o kadar ilgilendirmez. Normal geçimlik kadar beni ilgilendirir. Yani sağlığına dikkat ederim, normal yaşamasına dikkat ederim. Sonsuz hayatı çok önemlidir. Bir başlayacak, sonu yok. Değil mi? Soruyorlar adama diyorlar, babanı mı seversin Hocanı mı seversin diye? Babam diyor dünya hayatına sebep diyor, Hocam Ahiret hayatıma sebep. Hocamı daha çok severim diyor. İnşaAllah. Değil mi? Bu bir İslam ahlakının gereğidir bu. İnşaAllah. Bu da ilginç bir analiz. Onun için ben mesela pek yapmam, yaptığım bir analiz değil ilk defa böyle bir analiz yapıyorum.
Başka ne var dikkatini çeken? Yani her hangi bir konu olabilir, örnekle genişletebilirim. Yahut sen merak ettiğin bir şeyi sor. Oradan genişleteyim. Yani mesela, Müslümanların böyle sanattan anlamayan, bilimden anlamayan, estetikten güzellikten anlamayan insan olarak lanse edilmesine karşı, bunun tam tersi olduğunu biz ortaya koyduk. Değil mi?
SUNUCU: Estetik var, sanat var, bilim var. Yani bu en çok farklı olan yönlerinizden biri zaten.
ADNAN OKTAR: Bak, bilimle Kuran’ın iç içe olduğunu gösterdik. İslam ile sanatın iç içe olduğunu gösterdik. İslam’la bilimin iç içe olduğunu gösterdik. Ve bunun Allah’ın emri olduğunu gösterdik. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Bir de çok üstün olduğunu gördü bütün insanlık. Hakikaten yani küfürde olmayan bir sanat, bilim ve estetik anlayışı olduğunu gördü inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela darwinizmin, İslam’ın yıkılışına sebep olan bir sistem olduğunu Müslüman alemi bilmiyordu. Belanın içine girmişlerdi. Suriye, Mısır, Libya hepsi girmişti. Filistin. Ve komünizmin pençesine düşmüşlerdi. Biz dedik ki, sizi batıran put bu. Bundan ateist oldunuz, darwinist oldunuz. Ve sapıttı yani birçok Müslüman. Yani darwinizimdir bunun kökeni dedik. Haberleri bile olmadı darwinist olduklarından. Hatta bazı Müslümanlar çıkıyor daha hala, darwinizm tehlikesi mi var ki diyor? Biz yıktık da onun için üstünden kalktı yani. Haberi yok, enkazın altından çıkarttık adamı ondan haberi bile yok.
SUNUCU: Hocam sizce Allah Ahiret’te, öbür dünyada soracak mıdır? Bunun hesabını, bu Müslümanlardan?
ADNAN OKTAR: Pek tabii ki soracak. Çünkü ortada bir gerçek var. Yani koskoca bir put var. Putu fark etmemek mümkün mü? Söylüyor adam, ben seni okula sokmam diyor bu puta inanmazsan diyor. Değil mi? Üniversite imtihanında soruyor, darwinizme inanıyor musun inanmıyor musun diyor. Bütün okullar, üniversiteler parsellendiğine göre darwinistler tarafından. Değil mi? Mümkün mü bir Allah’a inanan bir profesör çıkıp darwinizm yanlıştır, doğrusu budur diyebiliyor mu dünyada şu anda? Biz, halkın içerisinde bu sistemi yıktık. Yoksa diğer yerlerde zaten adamlar kör topal götürmeye çalışıyorlar. Kör topal derken, körlük çok makbuldür. Topallık da çok makbuldür. Manevi körlük, manevi topallık burada kast edilen. İnşaAllah. Yoksa imtihan olarak çok makbuldür. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Onlar da artık itiraf ediyorlar, sizin desteğinizle Hocam. Mesela Hacettepe Biyoloji Bölümü’nde öğrenciler artık evrimi anlatamıyoruz diye haber çıkmıştı. Söylemişlerdi. Dünya çapında üniversitelerde mesela Fransa’da da söylüyorlar, öğrencilere artık evrimi anlatamıyoruz diye. İngiltere’de aynı şekilde maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Böyle ahkam kesen tipler oluyor böyle, hiç küfür içine girmemiş, onlarla göğüs göğüse bir mücadele içine girmemiş kapalı cemaat. Mesela cami cemaati veyahut cemaat. Böyle yani o. Evden eve. Ev mücahidi. Onun için bizim yaptığımız bu mücadelenin önemini kavrayamıyor. Yani darwinizm ne alaka diyor. Caminin içinde darwinizm zaten görmüyor adam. Kendi cemaatinde de görmüyor. Birbirlerini kandırıyorlar, darwinizm öldü diyor, o da diyor ki o da öldü diyor. Peki, üniversite de niye perişan ediyorlar seni? Niye eziyorlar? Madem öldü. Biz öldürdük, sistemi kaldırttırdık. Değil mi? Vesile olduk yani inşaAllah. Bediüzzaman bunu neden bir numaralı konu olarak gösteriyor? Yani Mehdi (a.s.)’nin ana hedefidir diyor. Bir numaralı konu olarak göstertiyor, darwinizm materyalizmi. Dünyada komünizm faşizm kökeninde, vahşi kapitalizmin kökeninde ne var? Darwinizm var, başka bir şey yok ki.
OKTAR BABUNA: Yok evet. Terörün kökeninde, anarşinin kökeninde.
SUNUCU: Asrın vebası diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Bediüzzaman onu diyor. Taun diyor, veba diyor. Tabi. Fen ve felsefenin tasallutuyla meydana geldi diyor. Mehdi (a.s.) de bunu ortadan kaldıracak diyor.
SUNUCU: Yine tabii fen ve felsefeyle kalkacaktır.
ADNAN OKTAR: Tabii.
SUNUCU: Onu da başardık çok şükür.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Allah vesile ediyor. Mesela, eğer bizim stilimiz klasik stil olmuş olsaydı bu kahredici etkiyi meydana getiremezdik. Yoksa ben de bilirim aynı stille yapmayı, aynı yöntemle yapmayı klasik yöntemlerle. Mesela Cübbeli’nin sistemiyle yapmış olsaydık, mağlup olurduk. Hiç bir şey yapamazdık. Çünkü mesela Cübbeli’nin sistemi mağlup bir sistem. Mesela çıkıyor Haber Türk’e adamları uluyor yerlere yatıyorlar güleceğim diye. Çünkü mağlup. Yani onun sitili mağlup. Biz çıktık Haber Türk’e, adamlar toz duman oldular böyle. Değil mi? Karşımıza çıkamadılar. Bir gecenin içerisinde bütün Türkiye çapında yerle bir ettik. Yani vurdu mu oturtturduk. Yani saniye dakika dayanamadı. Ama bak öbür tarafta adam onu eğlendiriyor. Keyif veriyor. Değil mi? Mesela o tipler bacak bacak üstüne atıyor, çaylarını içip böyle bir showman gibi onu izliyorlar. Çünkü Allah vermesin yani, Kuran’a İslam’a yönelik espriler yapıyor. Dine yönelik espri yapıyor. Ahiret ile ilgili espri yapıyor. Müslüman’ın yapacağı bir şey mi bu? Ondan sonrasında çok mükemmel çalışma yapıyor. Yani haberi yok, durumun, yani ezildiğinden haberi olmuyor. Halbuki bir Müslüman’ın ezdiğinden haberi olması lazım. Ezildiğinden de haberi olması lazım. Bir insan ezilir de nasıl haberi olmaz? Bu müthiş bir gaflet demektir. Değil mi?
SUNUCU: Hocam, aslında güldürürken birçok ayet ve hadisten de bahsediyordu. Tamam, o insanlar da gülüyorlardı ama ağzından çok fazla ayet ve hadis de çıkmıştı. Yani hiç bir tesiri hiç mi? Yani zerre miktar da mı olmamıştır?
ADNAN OKTAR: Şimdi anlatırken, mesela diyor ki; Müslümanlığa giren adamın diyor girdiğinde diyor alttan kesiyorlar diyor, çıktığında üstten kesiyorlar diyor. Yani bütün millet yerlere yatıyor. Yani bu, çok yıkıcı bir açıklama bu. Bundan sonra bitirdin demektir bir anlamda.
SUNUCU: Olumsuz bir açıklama.
ADNAN OKTAR: Tabii, yıkıcı. İslam da bir kere inanç hürriyeti yok diyor. Adam mesela Müslümanken dinden çıkabilir. Allah imanını alır, yani Kuran’da diyor Allah imanını alır. Adam da der ki; Allah benim imanımı aldı, Allah bana hidayet versin der. Bana yardımcı olun der. O öyle değil diyor. Adam direk kesmek lazım diyor. Mesela değil mi? Kesilir diyor oradaki açıklamalarında. Adam korkudan ne diyecek? O zaman ben Müslüman’ım diyecek. İnanmadığı halde. Buna ne diyor Kuran’da? Münafık deniyor. Bak adamı münafık yapmış oluyor, bu sistemle. Adam dürüst olsun, açıkça söylesin, küfür içindeyse ona yardımcı oluruz. Münafığın imkanı yok, Müslüman’ım diyor zaten inanmadığı halde. Kafire yardım etme imkanı var. Küfür içinde, kurtuluş bekliyor.
OKTAR BABUNA: Allah dinde zorlama yoktur diyor. Kesin ayet var Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Onun için yani, ayeti okumak yani sırf gece gündüz televizyonda da Kuran okunuyor. Bütün ateist profesörler, herkes Kuran’ı bilir. Herkesin evinde, bütün Marksistlerin evinde Kuran vardır.
SUNUCU: Duyuyorlardır yani.
ADNAN OKTAR: Tabii, duyuyor. Yani Kuran’ı duyması yeterli olmuyor. Yani onun putunun kırılması lazım önce. Putunu kıracaksın. Putu ne? Darwinizm. Ondan sonra da onun aklını alacağı şekilde Kuran ayetlerini, iman hakikatlerini anlatacaksın. Allah’ın varlığını, birliğini, delillerini anlatacaksın. Değil mi? Yani onun göremediklerini ona göstereceksin. İman etmesini sağlayacak, Allah’ı sevmesini, Allah’tan korkmasını sağlayacaksın. Ondan sonra Kuran ayetleri etkili olur. Allah’tan korkmayana, Allah’ı inanmayana Kuran ayetlerini istediğin kadar anlat. Olmaz. Ayet söylüyor, Allah diyor; “İçleri titreyerek korku duyanları sen duyurabilirsin” diyor. Ayette diyor. Allah söylüyor. Diğerleri anlamaz diyor Allah. Onun için ilk başta Allah’tan korkar hale getirmektir. Allah’ı sever hale ve inanır hale getirmektir. Adamın putudur, yapışmış putuna. Önce putunun elinden alacaksın, kıracaksın putunu putsuz kalacak. Sonra ona iman hakikatlerini anlatacaksın, Allah’ı sevdireceksin, Allah’tan korkmasını sağlayacaksın, ondan sonra Kuran anlatılır. Ve anlatırken, alaycı ve esprili, güldürerek değil. Kuran gülerek anlatılmaz. İman bu, iman da bir ciddiyet vardır. Allah tutkuyla, derin aşkla sevilir. Değil mi? İnsan Allah’tan korkarak Allah’ı seviyor. Kuran, eğlence unsuru yapılması konusunu Allah ayette açıklıyor. “Allah ve Resulü’yle mi alay ediyorsunuz?” diyor Allah. Onlar diyor dinlerini oyun ve eğlence konusu edindiler diyor. Ayet, Kuran ayeti bak. Onlar dinlerini oyun ve eğlence, espri konusu edindiler diyor. Din de espri olmaz. Ayet espriyle, gülerek anlatılmaz. Yani, eğlence unsuru olarak anlatılmaz. Ciddiyet ve huşu içinde anlatılır. Kavraması sağlanacak şekilde anlatılır. Cehennem’in kenarında bu espriyi yapacak mı bu adam Cübbeli? Getirseler. Ona gülenler, Cehennem’in kenarında o espriye gülerler, gülebilirler mi sence? O zaman burada niye gülüyorlar? Yani orada da gülerim diyorsa, mesele yok. Zaten Allah onu ne hale getireceği belli. Cehennem’in kenarında yapamayacağını, Müslüman bu dünyada yapmayacak. Ve herkes Cehennem’in kenarına getirilecektir. Bak bunu kimse unutmasın. Cehennem’in kenarına getirildiğinde, konuşamayacağını konuşmayacak. Yapamayacağını da yapmayacak. Çünkü Cehennem halen hazır bekliyor insanları. Ve herkes Cehennem’i görecektir. Müslüman olan veya olmayan. Herkes cehennemin arazisine getirilecek. Müminler o araziden alınıp, cennete sokuluyor. Küfür de diz üstü orada bırakılır diyor Cenab-ı Allah. Onlar da Cehennem’in içine sokuluyorlar. Onun için Müslümanların din ile alay eden, espri yapan veya Müslümanları güldürmeye çalışan bu üslubu, son 30, 40, 50 yıllık bir hastalık. Hatta 100 yıllık bir hastalık. Bu bela kalkacak. Bu çok büyük bir fitnedir. Cenab-ı Allah bize lütfediyor ilham veriyor yani yerle bir eder Allah esirgesin. Bütün yeryüzünü. Allah ile alay edilmez, haşa. Kuran ile alay olmaz. İslam ile espri olmaz, alay olmaz. Haramdır. Dinlerini oyun ve eğlence konusu edindiler diyor, bak Allah ayette tehdit ediyor. Eğlence olmaz. Ölürken bu adam espri yapabilecek mi? Yapamıyor. Cehennem’in kenarında yapabilir mi? Yapamaz. O zaman bırakacak. Cehennem’in kenarında yapamadığını burada yapıyorsa, bu çok anormal bir hareket değil mi? Samimiyetsiz değil mi bu? Değil mi? Evet ben yaparım diyebilirler mi bunlar, bu kişiler? O zaman yapmayacak. Allah’tan korkacak. Allah’a saygımıza, sevgimize yakışmaz bu. Değil mi? Allah korkusunda huşu ve derinlik vardır. Derin tutkuyla seviyoruz biz Allah’ı.
Bir dakikamız mı kalmış? Peki. Bu kadarla bitirelim.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, Allah razı olsun.
SUNUCU: Ağzınıza sağlık. Çok teşekkür ederiz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Sizlerin de ağzınıza sağlık inşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah yine çok güzel bir program oldu. Oktar Bey size de teşekkür ederiz, sevimli canlılar ve bilimsel açıklamalarınız için çok teşekkür ederiz. Arkadaşımıza da çok teşekkür ediyoruz. Evet sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz yine bir “Adnan Oktar’la Baş Başa” programının daha sonuna geldik efendim. Yarın 22.00 ile 24.00 saatleri arasında, Adıyaman Asu ve Kral Karadeniz ekranlarından takip edebilirsiniz. İyi günler.