Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Çay TV'deki Canlı Röportajı (11 Şubat 2010)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (262)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9557)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3940)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
ramazansayfalari.com
harunyahya.net
ramazansayfalari.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Çay TV'deki Canlı Röportajı (11 Şubat 2010)
Şubat 2010


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: İyi akşamlar. “Adnan Oktar’la Başbaşa” programımıza hoş geldiniz. Yanımda birbirinden kıymetli konuklarımız var bu akşam da. Dr. Oktar Babuna ve tüm dünyada kitapları büyük ilgiyle takip edilen ve çok büyük yankılar uyandıran yazar Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, siz de hoş geldiniz.

SUNUCU: Hoş bulduk, nasılsınız?

ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, sizler nasılsınız efendim?

SUNUCU: Çok şükür Hocam iyiyiz. Bu akşam Çay TV ekranlarından size sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonları ve internet sitelerini size söylemek istiyorum. Radyolar; Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Emek Radyo 101 Mardin, Keyif FM 92.7 Nevşehir, ASR FM 96.0 Adıyaman, Osmancık FM 106.0 Çorum, Şafak Radyo 100.5 Kayseri, IlgınFM Konya, Enerji Radyo 90.0 Ordu. İnternet sitelerimiz; haberhilal.com, harunyahya.tv, selamhaber.com, yeniharaket.com, bizimantalya.com. Hocam nasıl başlamak istersiniz? Sorularımız var veya sizin söylemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?

ADNAN OKTAR: Ben güzel bir şeyler anlatabilirim. İnsanların sabah kalktığında ilk aklına gelenleri konuşmak lazım. Her insan sabah ilk kalktığında ölüm aklına gelir. Ölüm hiç insanın aklından çıkmaz. Yani karıncada, böcekte bile nerede görürse görsün, televizyonda bir program izler hemen ölüm aklına gelir. Bir yaşlı dede görür ölüm aklına gelir, camiye bakar ölüm aklına gelir. Televizyondaki programlarda da dikkat ederseniz sürekli ölüm hatırlatılır, Allah hatırlatır. İnsanların büyük bölümü, çok çok büyük bölümü Allah hakkında tereddüttedir. Yani 50’ye 50’dir. Ahiret hakkında da 50’ye 50’dir. Dünyadaki bütün kargaşa ve sıkıntının kaynağı da budur. Bütün savaşların, bereketsizliklerin, acıların, azapların, huzursuzlukların kökeni sadece budur, başka hiçbir şey yok. Şimdi bir kere insanlar maddeyi kavrayamıyorlar. Defalarca dedim, dedim ki; madde dışarıda ama ışık olmadığı için yani fotonlar var dışarıda, parçacıklar var. Işık denen şey parçacıklardan oluşuyor ve dolayısıyla simsiyah karanlık dışarısı. Renk de yok dışarıda, renk ve ışık yok. Kardeşim dışarıda madde olsa dahi görmek mümkün değil ki orada zaten. Var olan madde de zaten saydam, atomların yapısından dolayı, yani nötron, proton ve elektronlar birbirinden çok uzak olduğu için, mesafeli olduğu için saydam. Dışarıdaki güle biz gül diyemeyiz ki, o güle benzemiyor saydam, kokusuz, renksiz, ışıksız bir şey, biz ona gül diyebilir miyiz? Dışarıdaki çocuk da öyle, dışarıdaki kadın da öyle, dışarıdaki insan da öyle saydam bir varlıktır. Siyah beyaz aydınlatsan bile siyah beyazdır, renksiz, bu başka bir şey o, konuşamayan bir varlık, sesi duyulmuyor. Ve simsiyah karanlığın içinde, ama bizim beynimizde gördüğümüz, Allah’ın gösterdiği görüntüdeki varlık bu insan bu. Konuşuyor çünkü görüntüsü var, sesi var, muhatap oluyor, kokusu var, yani beş duyuyla hissedebiliyorsun. Dışarıdaki varlıklarda bu yok. Böyle bir şey göremiyorsun. Saydam varlıklar var sadece. Biz zaten dışarıdaki varlıkla muhatap olmuyoruz, dışarıdaki ayrı o, biz Allah’ın gösterdiğiyle muhatap oluyoruz. Mesela bakın ben seninle görüşüyorum, senin dışarıda bir varlığın var, benim onunla hiçbir bağlantım yok, benim ona zaten anlatacak bir şeyim de yok, çünkü saydam, simsiyah karanlığın içinde bir cisim, saydam bir cisim, renksiz bir cisim, kokusuz, renksiz bir cisim. Yani benim şimdi onunla muhatap olmadığım açık. Allah, oradaki varlığı bana beynimde gösteriyor; ama renk katıyor, ışık katıyor, biçimlendiriyor ve beynimde görüntü olarak oluşturuyor. Onunla değil de diyor Cenab-ı Allah, bununla muhatap ol diyor bana. Onu da Ben yaratıyorum diyor, o da ayrı, o da Benim yarattığım bir şey diyor, ama Benim sana yarattığım bu diyor beyninde. Şimdi biz bir şeye güzel dediğimizde, Allah’ın beynimizde gösterdiği Allah’ın görüntüsüne güzel demiş oluyoruz. İnsanlar işine gelmediği için bunu anlamazlıktan geliyorlar. Bu çok korkutuyor insanları, yani bunu anlayan adam yerinde oturamaz, acayip korkar, delirmemek için de direnir böyle, o kadar korkar yani. İmanlıysa bir şey olmaz, imanlıyı açar bu, fena makamına çıkarır. Fena makamına getirir, bunu tam anlayan fena makamına girer zaten. Ama anlamayanı delirtir, başka bir yolu kalmaz bu gerçek anlamda anlarsa, çünkü hayatın, hiçbir şeyin anlamı kalmaz, bambaşka bir şey olur o, madde olmaktan çıkar bir anda, saf görüntüye dönüşür. Onun için dikkat ederseniz bu konunun üstüne hiç kimse gelmiyor, bu konuda kimse benimle tartışmıyor. Niye böyle diyorsun da demiyorlar. Bu neyin nesidir de demiyorlar. Bunu geç geç diyorlar, ben bu konuyu geçmem. Bu, tam yakaladığım yer yani, bunu bırakmam, inşaAllah. Dolayısıyla biz bir şeye güzel dediğimizde, Allah’a güzel deriz. Bir şeyden hoşlandığımızda Allah’tan hoşlanmış oluruz, Allah’ın tecellisinden. Ama o kadar berrak ve o kadar etkileyici yaratılıyor ki, mesela sabah işe giden insan sabah kalkıyor, arabalar sıraya girmiş, dolmuşlar, otobüs durağında bekliyor; inanmayan beri gelsin. Hepsi beyninde bir görüntü olarak oluşuyor, bir rüya olarak oluşturuyor Allah onu. Dışarıda var aslı fakat rüya olarak oluşturuyor. Ama uyarıcıların şiddetinden dolayı, görüntünün netliğinden, üç boyutlu netliğinden dolayı ve dokunma hissi de desteklediği için, mesela ben şöyle dokunduğumda beynimde hissediyorum şu an bunu. Ama parmağımın ucunda gibi görünüyor, parmağımın ucunda olmuyor bu, beynimin içinde oluyor bu. İnsanlar parmağının ucunda oluyor zannediyor. Mesela yere basan, ayağını yerde hissediyor; halbuki beyninin içinde yere basıyor. Yani bunu biyoloji derslerinde öğretmenler bütün öğrencilere anlatıyorlar zaten, bu bilinen bir şey, ben hayali bir şey çıkartmadım. Anlattıkları ama anlamadıkları bir konu bu. İnsanların her gün birbirine anlattığı, ders olarak gördükleri fakat kavrayamadıkları bir konu. Bakın hayret bunu anlatıyor, tarif ediyor; fakat kavramıyor. Mesela bir biyoloji Hocası bunu anlatırken kavrayarak anlatmaz. Çok büyük bir bölümü kavrayarak anlatmaz, çok nadirdir kavrayarak anlatan. Hem anlayıp hem anlatan çok nadirdir. Anlamazlar. Bir kere bunun iyi kavranması lazım. Bizim dünyaya getiriliş amacımız Allah’a kulluk, Allah bunu seviyor. İnsanlar tarafından anlaşılmak istiyor Allah. İnsan denen Kendi ruhu tarafından, Kendisinin anlaşılmasını ve sevilmesini istiyor Allah. Ve bu amaçla dünya yaratılmıştır. Yani millet böyle ticaret yapsın, bankalar harıl harıl çalışsın, holdingler hareket etsin; bunun için dünya yaratılmamıştır. Ondan onu yanlış anlıyorlar. Yani şoför esnafı şoförlüğünü yapsın, onun için değildir burası, dünya. Burası sırf imtihan için dünya, başka hiçbir nedeni yoktur. Yani Allah bu kadar detaylı insanlar eğlensin diye yaratmadı dünyayı. Yani uğraşsınlar, işte didinsinler, çırpınsınlar, bir boğuşma, bir koşuşturma olsun diye yaratılmamıştır dünya. Sadece bu amaçla yaratılmıştır. Mesela Peygamberler bu amaçla gönderiliyor. Ama dünyanın sonu Allah için çok önemlidir, yani Mehdiyet dünyanın sonu. Binlerce seneden beri dünya bu günlere hazırlandı, binlerce seneden beri. Bakın, İstanbul Mehdiyet için fethedildi. Avrupa, aklınız alıyor mu, yani Osmanlı’ya, Türklere İstanbul’u verir miydi? Vermiş olsa bile alırdı, mümkün değil versin. Allah’ın emri olduğu için İstanbul verildi. Onun için kaderi durduramadılar. Mesela teslis inancı, Hıristiyanlığın bozulması Hz. Mesih (a.s.)’in gelmesi içindir. Yani onun bozulmasını sağlayan gene Allah’tır. İslam’ın hakimiyetini sağlayacak olan da Allah’tır. Mesela bilim, elektriğin keşfi Mehdiyet içindir, internet Mehdiyet içindir. Mesela süratli vasıtalar gene Mehdiyet içindir. Darwinizmin, Marksizmin, faşizmin çıkması Mehdiyet içindir. Masonluğun kuruluşu Mehdiyet içindir. Masonluk, istemeden Mehdiyete zemin hazırlar. Darwinizm, istemeden Mehdiyete zemin hazırlar. Tabii, bakın sırf Allah Mehdi çıksın diye, bu kadar kapsamlı dünyada hazırlık yapıyor. Yani dünyanın amacını iyi kavramak lazım. Yani bir kişi veyahut mesela 300 kişi veyahut 3000 kişi, Allah için yeterli oluyor. Yani kalabalığa Allah önem vermez. Kuran’da bunu belirtiyor Allah. İnsanların çoğu diyor, Allah’a iman etmez diyor Allah ayette. Ben öyle yarattım diyor. Bakın, çoğu Allah’a iman etmez. İman edenlerin de çoğu da diyor Allah, şirk koşmadan Allah’a iman etmez. Yani hiçbiri benim için geçerli değil diyor Allah. Ama hepsini Ben yaratıyorum diyor. Az sayıda iman eden için dünya yaratılıyor ve imtihan ortamı meydana getiriliyor, çok az sayıda. İnsanlar da bunu fark etmedikleri için mesela siyasi boğuşmalar, sosyal boğuşmalar, ekonomik boğuşmalar, bunlarla uğraşıyorlar ve onun sarhoşluğu içerisinde, gerçek gayenin ne olduğunu bilmiyorlar. Onlar da farkında olmadan, o gayeye hizmet etmiş oluyorlar. Çünkü mesela iman etmeyen kitle de Mehdiyet için gerekiyor. Çünkü herkes iman ederse, Mehdiyet olmaz. Mehdiyet’in oluşması için imansız bir kitleye ihtiyaç var. Yani insanlığın büyük bölümünün iman etmemesi lazım. Allah, özel olarak iman ettirmiyor. Zaten söylüyor, Ben yaptım diyor Allah. İman ettirmiyorum diyor. Yani gözlerine perde getirdim diyor. Kulaklarını örttüm diyor, kalplerini de örttüm diyor, iman edemezler diyor. Ama bakın, buradaki sırrı anlayın diyor Allah ve üstelik üzmeyin kendinizi diyor. Onların özelliği o diyor. Tabii ve çoğunu da şükredici bulmayacaksın diyor, ben bunu da böyle yarattım diyor. Ama mesela Peygamberleri ve Mehdi (a.s.), Allah için çok önemlidir. Hz. İsa (a.s.), Mesih (a.s.) ve onların talebeleri, onlara uyan milletler, onlara uyan insanlar, bunlardır çok önemli olan. Dolayısı ile şimdi mesela Türkiye, Türk-İslam Birliği’ne doğru gidiyor, yavaş yavaş; herkes şaşkınlıkla, hayret ile izliyor. Ne yapacak acaba Türkiye, Türk-İslam Birliği oluşup ne çıkarı olabilir ki diyorlar. Yani acaba diğer ülkeleri mi ezecek Türkiye diyorlar. Halbuki Allah’ın bir planı var, ona, plan derken Allah’ın plana ihtiyacı yok da, kaderi anlamaları açısından söylüyorum. Allah’ın yarattığı bir sistem var, oraya doğru olay gidiyor. Şimdi mesela Bediüzzaman açık açık, aleni Mehdi (a.s.)’yi tarif ediyor. Bakın mesela, şu an elimde Şualar var. 5. Şua, açtım, oraya baktım. Mesela diyor ki, “Rivayetler” diyor, “deccalin dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş.” Allah’a sığınıyorlar, Ya Rabbi diyorlar, Süfyan fitnesinden ve deccal fitnesinden sana sığındık diyorlar. “Bunun bir te'vili şudur ki: İslâmların Deccal'ı ayrıdır.” Müslümanlar’ın deccali ayrıdır. Şam’da çıkacak diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Şam da. Ve tam Hafız Esat tarif ediliyor. Yani Müslüman katliamı yapan, zulüm yapan, bölgenin komünist olmasına sebep olan, Stalinist çalışmalar yapan bir şahıstı bu. Bütün Arap alemini perişan etti Filistin’e varıncaya kadar. “Hattâ bir kısım ehl-i tahkik İmam-ı Ali'nin (R.A.) dediği gibi demişler ki: Onların deccal'ı Süfyan'dır. Şam’da çıkacaktır.” Tam tarif edilmiştir. Net Hafız Esat’ın görüntüsü ortaya çıkıyor. Faaliyetleri açısından, kan dökmesi açısından, yani muazzam Müslüman kanı dökeceği belirtiliyor, tam, tıpatıptı. “İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek.” Mesela Darwinist, materyalistti. “Kâfirlerin Büyük Deccal'ı ayrıdır. Yoksa Büyük Deccal'ın cebr ve ceberut-u mutlakına karşı itaat etmeyen şehid olur...” Yani zorla mesela imansız etmeye çalışıyor, ona karşı direnen diyor, itaat etmeyen şehit olur. “...İstemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz.” Mesela zorla imasız hale getiriyor, seni öldürürüm diyor, onda da günaha girmeyebilirler diyor. “Dokuzuncu mes’ele: Rivayetlerde, vukuat-ı Süfyaniye ve hâdisat-ı istikbaliye Şam'ın etrafında ve Arabistan'da tasvir edilmiş.” diyor. Mesela o zamanlar, “Allahu a'lem, bunun bir tevili şudur ki: Merkez-i hilafet eski zamanda Irak'ta ve Şam'da ve Medine'de bulunduğundan, râviler kendi içtihadlarıyla -daimî öyle kalacak gibi- mana verip ‘merkez-i hükûmet-i İslâmiye’ yakınlarında tasvir etmişler, Haleb ve Şam demişler. Hadîsin mücmel haberlerini, kendi içtihadlarıyla tafsil etmişler.” diyor. “Bir hâdisat-ı istikbaliye...”, olan olayların olduğu yerde, mesela Mekke’de olan olaylar var, Medine’de olan olaylar var, Şam’da olan yerler var. Bir de İslam Alemi’nin merkezinde olan olaylar var. İslam Alemi’nin merkezinde çıkacak olan şahıslar, Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’dır, inşaAllah. Fakat tabii Süfyaniyet her yerde, bütün Türkiye’de de kendi etkisini gösterdi. Mesela Darwinist, materyalist sistem. Yani Stalinist mantık, mesela PKK’nın kafası. O bütün Türkiye’yi sardı o. Mesela Güneydoğu’da muazzam kan döktü. Süfyani kafa işte bu, Süfyan mantığı. Darwinist, materyalist kafa. Buna Said Nursi işaret ediyor. Mesela, “Rivayetlerde, eşhas-ı âhirzamanın fevkalâde iktidarlarından bahsedilmiş.” Mesela Mehdi (a.s.)’ye biat, Mekke’dedir. Mekke, bu ayrı, bu bu anlamda değil o. Yani gerçek anlamda Mekke’dedir. Ama mesela Medine diyorsa, hangi Medine olduğunu tarif ediyor Peygamberimiz (s.a.v.). Mesela Medine dendiğinde, hangi Medine Ya Resulullah (s.a.v.) diye soruyorlar, İstanbul’dur diyor, Mehdi (a.s.)’nin çıkış yeri olarak. Ama Süfyaniyet, İstabul’a kadar uzanacaktır. Yani Stalinist kafa, Marksist kafa, materyalist kafa. Ve Mehdi (a.s.), bunlarla uğraşacaktır. Bu kafa ile, bu mantık ile uğraşacaktır. Ama şahs-ı manevisini temsil eden kişi, Hafız Esat’tır, inşaAllah. Yani kan dökmesi, şiddet meydan getirmesi, İslam aleminde büyük tahribat meydana getirmesi açısından odur. Ama fikir sistemi olarak, bütün İslam alemini etkisi altına almıştır Darwinizm, materyalizm. Dolayısı ile İstanbul’da da zuhur etmiştir. Yani Süfyaniyet, İstanbul’da da Mehdi (a.s.)’nin karşısına çıkacaktır. Ankara’da da karşısına çıkacaktır. Diyarbakır’da da çıkacaktır, Rize’de de, Sinop’ta da, her yerde de karşısına çıkacaktır. Onlara karşı, fikri bir mücadele verecektir Mehdi (a.s). Anlatabildim mi? “Rivayetlerde, eşhas-ı âhir zamanın fevkalâde iktidarlarından bahsedilmiş. Vel'ilmü indallah, bunun tevili şudur ki: O şahısların temsil ettikleri manevî şahsiyetin azametinden kinayedir.” diyor. “Tahrip kolaydır” diyor. “Bir kibrit, bir köyü yakar. Müştehiyat ise, nefisler tarafdar olduğundan çabuk sirayet eder.” Yani içkiye, eğlenceye insanlar çok çabuk kapılabilirler. Onun için deccaliyetin bu yönde avantajı vardır diyor, nefsani avantajı, onu kullanır diyor. “Kat'î ve sahih rivayette var ki: "İsa Aleyhisselâm büyük Deccal'ı öldürür. Vel'ilmü indallah, bunun da iki vechi var: Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracî hârikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal'ı öldürebilecek” Yani Darwinist, materyalist sistemin başında masonluğun en yüksek kademesindeki bir şahıs var, kendisi bu ilahlık, Allah’lık iddia ediyor, yani deccali dünya devletinin başında. Bir de Rahmani dünya devleti vardır, onun başında Hz. Hızır (a.s.) vardır. Bir de deccali dünya devleti vardır, onun başında da deccal vardır. İşte onun özelliklerini sayıyor Said Nursi bak bak, “sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracî hârikalarıyla...” diyor. “Kendini muhafaza eden” etrafına öyle sükse yapıyor. Yani insanlara kendini harika bir varlık gibi göstertiyor. “Ve herkese tesir eden o dehşetli Deccal'ı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak hârika ve mu'cizatlı ve umumun makbulü bir zât olabilir ki: O zât, en ziyade alâkadar ve ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâm'dır.” Bak ne diyor? “Mesleğini değiştirecek”, yani Darwinizm, materyalizm sistemini tamamen yıkacak. İmansızlık, “ancak bir harika”, yani harika bir insan Hz. İsa (a.s.). “Ve mucizatlı”, mucize gösteriyor, yani fizik kanunlarını tersine bir şey oluşuyor, mucize. Mesela ölüyü diriltiyor. Veyahut kör olanı, görür hale getiriyor. “Ve umumun makbulü”, Hıristiyanların da çok sevdiği bir insan, Müslümanların da çok sevdiği bir insan. “O zât, en ziyade alâkadar”, herkesin alakadar olduğu. “Ve ekser insanların Peygamberi olan”, yani Hıristiyanların da, Müslümanların da Peygamberi olan Hz. İsa (a.s.)’dır.

SUNUCU: Az önce soracaktım, sihirden bahsettiniz de Hocam, o sihir ile ilgili ne gibi bir mucizeler olacak yani, nasıl bir sihir yapılacak?

ADNAN OKTAR: Sehr, evet. Sihir, sehr. Şöyle oluyor sihir; şimdi bir şahıs geliyor, mesela bin kişilik topluluk. Uygun bir yöntem ile hepsini hipnoz etkisine sokuyor. Ama şahıslar hipnoz olduğunu bilmiyorlar ve derin hipnoza sokuyor. Gene farkına varmıyorlar, yani diri olduklarını, uyanık olduklarını zannediyorlar. Hatta Zati Sungur vardı, sihirbaz, büyük sihirbaz. Onun bir sinemada gösterisi vardı, mesela o halen anlatılır. Mesela saat kaç diyor adamlara, bir sinema dolusu adam, saat 12 diyorlar. Yok diyor, yalan söylüyorsunuz, saat 3 diyor, bakın diyor. Bakıyorlar hepsi, saat 3. Hipnoz etkisi altındalar, tabii yani öyle görüyor, saati 3 görüyor. Bu tarz bir gücü olacak.

Hz. İsa (a.s.) da onun meydana getirdiği hipnoz etkisini bozuyor. Yani hipnozu bozacak karşı bir güç meydana getiriyor. Bu mucizedir işte. Normalde hipnozu bir insan bozamaz yani. Çok zordur hipnoz altında olan bir insanı, yani ancak hipnozu yapan kişi bozabilir. Yani uyuyorsa derin uykuda, birisi dese ki; uyan dese de uyanmaz o, uyur yani. O adamın sözünü dinler. Ama orada Hz. İsa (a.s.)’nın sözünü dinliyor, tabii.

“İkinci vechi şudur ki: Şahs-ı İsa Aleyhisselâm'ın kılıncı ile maktul olan şahs-ı Deccal”, buradaki kılıç, manevi bir kılıç, “maktul”, yani ölen. Hz. İsa (a.s.), gerçek anlamda bir öldürme olayına girmiyor. “Teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk...”, bak, maddiyyunluk nedir? Darwinizm, materyalizm felsefesi. “Ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı uluhiyet”, Allah’ın varlığını, birliğini inkar fikri, “fikr-i küfrîsini (küfür fikrini) mahvedecek ancak İsevî ruhanîleridir ki; (Bir kısım İsevi cemaatidir ki) o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek (Kuran’a dönerek, Kuran ahlakını uygulamaya başlayarak. Yani İncil’deki yanlış hükümleri kaldırıp, Kuran’ın doğru hükümlerini onun yerine koyarak, mecz ederek) o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hattâ "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir. Hazret-i Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi' olur diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.” Yani mesela teslis inancını kaldırıyor. Namazları Hıristiyanlara uygulatmaya başlıyor. Namaz kılmaya başlıyorlar. Orucu uyguluyorlar, yani Kuran’ın hükümlerini aynen uygulatıyor. Hıristiyanlık bir nevi manen İslamiyet’e inkılaf etmiş oluyor. Yani Muhammedi olmuş oluyorlar. “Rivayette var ki: "Deccal'ın mühim kuvveti Yahudi’dir. Yahudiler severek tâbi' olurlar. Allahu a'lem, diyebiliriz ki, bu rivayetin bir parça tevili Rusya'da çıkmış. Çünki her hükûmetin zulmünü gören,...”, “..her hükûmetin zulmünü gören..”, yani her hükümette zulüm ile karşılaşmıştır Yahudiler. “...Almanya memleketinde kesretle toplanıp intikamlarını almak için, Komünist Komitesi'nin tesisinde mühim bir rol ile ...”, yani Hitler’den intikam alınması için komünistleri desteklemişlerdir bir kısım Yahudiler diyor. “Yahudi milletinden olan ‘Troçki’ namında dehşetli bir adamı, Rusya'nın başkumandanlığına ve terbiyegerdeleri olan (yani terbiye eden, onları eğiten) meşhur Lenin'den sonra Rus hükûmetinin başına geçirerek Rusya'nın başını patlatıp bin senelik mahsulatını yaktırdılar.” Yani Rusya’nın bütün kültürünü, inanç sistemini yıktılar diyor. “Büyük Deccal'ın komitesini ve bir kısım icraatını gösterdiler”, yani Darwinist, materyalist sistemin, o acımasız eyleminin bir kısım özelliklerini gösterdiler diyor. “Ve sair hükûmetlerde dahi ehemmiyetli sarsıntılar verip karıştırdılar.” Diğer hükümetlerin de birçoğunu karıştırdılar, ezdiler diyor. Yalnız burada tabii açıklanmayan önemli bir şey var, bir de diyor, Kuran’da var ki, Ben-i İsrail’den diyor. Ben-i İsrail’den bir kavim, adalet üzerine iş görür diyor Allah, özel bir kavim var Ben-i İsrail. Mehdi (a.s.)’nin de emrinde gene Ben-i İsrail’den bir kavim var, bir topluluk var. Mehdi (a.s.)’ye yardımcı, İsraili, inşaAllah. Dolayısı ile deccal ile bir kısım Yahudiler, hem deccale yardımcı oluyorlar, Mehdi (a.s.)’ye de yardımcı oluyorlar. Yani imanlı olan kısmı Mehdi (a.s.)’ye yardımcı oluyor, imansız olan kısmı deccale yardımcı oluyor, inşaAllah. “Rivayette var ki: Ümmetim istikametle gitse, ona bir gün var. Yani âyetinin sırrıyla bin sene hâkîmane ve mükemmel yaşayacak. Eğer istikamette gitmezse, ona yarım gün var. Yani ancak beşyüz sene kadar hâkimiyeti ve galibiyeti muhafaza eder. Allahu a'lem, bu rivayet kıyametten haber vermek değil; belki İslâmiyetin galibane hâkimiyetinden ve hilafetin saltanatından bahseder ki, ayn-ı hakikat ve bir mu'cize-i gaybiye olarak aynen öyle çıkmış. Çünki Hilafet-i Abbasiye'nin âhirinde, onun ehl-i siyaseti istikameti kaybettiği için, beşyüz sene kadar yaşamış.” Abbasi Devleti diyor. “Fakat ümmetin heyet-i mecmuası ise istikameti kaybetmediğinden Hilafet-i Osmaniye imdada gelip binüçyüz sene kadar hâkimiyeti devam ettirmiş. Sonra Osmanlı siyasiyyunları dahi istikameti muhafaza edemediğinden,...” Darwinist, materyalist oldukları için, sapıttılar bir kısmı. “O da ancak (hilafetle) beşyüz sene yaşayabilmiş. Bu hadîsin mu'cizane ihbarını, Hilafet-i Osmaniye kendi vefatıyla tasdik etmiştir” diyor. Hilafet-i Osmaniye’nin yıkılması ile diyor, yani bu süre bitmiştir diyor, 500 senelik süre. “Bu hadîsi başka risalelerde dahi bahsettiğimizden burada kısa kesiyoruz” diyor. “Rivayetlerde, âhirzamanın alâmetlerinden olan ve Âl-i Beyt-i Nebevî'den Hazret-i Mehdi'nin (Radıyallahü Anh) hakkında ayrı ayrı haberler var. Hattâ bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eskide onun çıkmasına hükmetmişler.” Yani eskiden çıktı, Mehdi (a.s.) yok, bitti artık, gelmiyor demişler. “Allahu a'lem bissavab, bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili şudur ki: Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var...” Bir tane değilmiş. Demek ki sahtekarlık yapıyor bir tane vazifesi var diyen, değil mi? Nurcuyum deyip, bir tane vazifesi var diyen yalan söylemiş oluyor, sahtekarlık yapıyor. Değil, çok diyor çünkü. “Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde...” Bir, siyaset alemi; iki, diyanet aleminde; üç, saltanat aleminde; dört, cihat alemindeki “çok dairelerde icraatları olduğu gibi” Şimdi bunun aksini söyleyen, Bediüzzaman adına, Bediüzzaman bunu demedi diyenler sahtekar, yalancıdır. Ben buradan ilan ediyorum, bak açık. Şualardan açıp, okuyorum. Sahtekarlık yapıyorlar, yalan söylüyorlar ve Bediüzzaman’a da iftira atıyorlar. Bak 4 tane vazifesinden bahsediyor. “Çok dairelerde icraatları olduğu gibi...”, demek ki tek değil, bak çok diyor. “Herbir asır (her bir asır) me'yusiyet vaktinde,...” Yani Müslümanların zor durumda kaldığı, acı çektiği ortamda. “Kuvve-i maneviyesini teyid edecek...” Yani Müslümanlar’a coşku, güven, heyecan, mücadele azmi verecek, teyit edecek. “Bir nevi Mehdi'ye veyahut Mehdi'nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan…” Her asır, bir Mehdi’ye muhtaçtır diyor. ”Olduğundan; rahmet-i İlahiye ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi, Âl-i Beyt'ten çıkmış,” Bir nev’i Mehdi çıkmış. “Ceddinin” yani Resulullah (s.a.v.)’ın soyunun “şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Meselâ: Siyaset âleminde Mehdi-i Abbasî...” Demek ki bak, bu siyaset Mehdisi, siyaset aleminde bak, bu geçmişlerde var. Mehdi (a.s.)’de yok bu. “Ve diyanet âleminde Gavs-ı Azam...” Diyanet aleminde Mehdi’dir diyor Gavs-ı Azam ve bir yönde Mehdi’dir diyor. Bir yönde görev yapmıştır diyor. Tam anlamıyla da demiyor, bir yönüyle. “Şah-ı Nakşibend…” Bahauddin Nakşibend Hazretleri, evet. Şah-ı Nakşibend. “Ve aktab-ı erbaa ve oniki imam...” Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunları. “Gibi Büyük Mehdi'nin bir kısım vazifelerini...” Bak, bir kısım vazifelerini. Dikkat edin, bir daha söylüyorum. Bir kısım vazifelerini Mehdi (a.s.)’nin. Bak, büyük Mehdi (a.s.)’nin bir kısım vazifelerini. “İcra eden zâtlar dahi,” Bak, bir yönde. Mesela sırf siyaset aleminde ama bir yönde yapıyor görevini, bir yönde. Bak ne diyor? Mehdi (a.s.)’nin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar dahi, bu kişiler. “Mehdi hakkında gelen rivayetlerde- medar-ı nazar-ı Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: "Eskide çıkmış." Gelmiş-geçmiş diyorlar. Mesela Şah-ı Nakşbend geldi geçti diyor. “Her ne ise...” diyor Said Nursi. Üç nokta koymuş. “Bu mesele Risale-i Nur'da beyan edildiğinden, onu ona havale ile burada bu kadar deriz ki: Dünyada mütesanit hiçbir hanedan ve mütevafık hiçbir kabile ve münevver hiçbir cemiyet ve cemaat yoktur ki, Âl-i Beytin hanedanına ve kabilesine ve cemiyetine ve cemaatine yetişebilsin.” Yani Resulullah’ın soyunun gücüne hiçbiri yetişemez diyor. “Evet, yüzer kudsî kahramanları yetiştiren ve binler mânevî kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-i Kur'âniyenin mayasıyla ve imanın nuruyla ve İslâmiyetin şerefiyle beslenen, tekemmül eden Âl-i Beyt” Peygamber Efenimizin soyu “elbette âhir zamanda” yani bu yüzyılda “şeriat-ı Muhammediyeyi ve hakikat-ı Furkaniyeyi” Kuran’ın hakikatını “ve sünnet-i Ahmediyeyi (a.s.m.)” Peygamberimizin sünnetini “ihya” bakın ihya ediyor. Mevcudu güçlendiriyor. İhya ediyor. “İlân” fiilen uyguluyor. İlan ediyor. “İcra” fiili icra var. Uygulama var. Yani hayali değil, fiili, “..ile başkumandanları olan Büyük Mehdînin kemâl-i adaletini” bütün İslam aleminin başkumandanıdır diyor Mehdi için. Said Nursi böyle bir görev yaptı mı?

OKTAR BABUNA: Yapmadı Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: O diyanet aleminde bir yönde görev yaptı diğer mehdiler gibi. Bu gelecek olan büyük Mehdi tamamını yapacak diyor ve başkumandan olacak, icra edecek, ilan edecek ve ihya edecek diyor. Değil mi? “Büyük Mehdi’nin kemal-i adaletini”, yani büyük adaletini, bütün hadislerde var nasıl adaletli olacağı, “ve hakkaniyetini” hakkaniyet, yani hakkaniyet hakkı koruma, adil olma “dünyaya göstermeleri” bakın Türkiye’ye değil, İslam alemine değil, bütün dünyaya. “Dünyaya göstermeleri gayet mâkul olmakla beraber, gayet lâzım” diyor “ve zarurî” mecburidir diyor. “Ve hayat-ı içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır.” Mutlaka olacaktır diyor. Kardeşim bu kadar açıkken, bunu daha hala anlamazdan gelenlere ben ne diyeyim? Nasıl konuşayım? Nasıl söyleyeyim yani? Süfyaniyet; Darwinizm ve materyalizmdir. Deccaliyet de Darwinizm ve materyalizmdir fakat süfyaniyeti Hafız Esad temsil eder. Fakat İstanbul’da da çıkmıştır süfyaniyet, Konya’da da çıkmıştır, Erzurum’da da çıkmıştır, Şam’da da, Mekke’de, Medine’de, Libya’da, Trablusgarp’ta, Şam’da, her yerde çıkmıştır ama şahs-ı manevisini temsil eden şahıs odur, Hafız Esad’dır. Yani, evet...

OKTAR BABUNA: Çok kan dökmüştür, çok katliamlar yapmıştır. Evet.

ADNAN OKTAR: Stalinist, tarife tam uyuyor. Yani dış görünümü de tam uyuyor. İnşaAllah. Gene Darwinizm, materyalizmin başına geçen, ateist, dinsiz, masonluğun başında olan bir lider olan bir kişi var. Hakikaten sihir, manyetizma özellikleri taşıyan, hipnoz gücü olan bir şahıs. Bu da onların lideri odur. İşte deccal denen şahıs budur. Yalnız bunların şahıs olarak hiçbir kıymeti yok. Yani bu adamlar bir, yani fasaryadan adamlar. Yani bunlar, Said Nursi diyor; onların diyor şahsını bir mikrop, bir nezle dahi öldürür diyor. Yani bizzat Hz. İsa’nın onların diyor, pis kanına elini sürmeyecek diyor. Yani öyle bir şey yok. Yani manen öldürülecek. Mehdi de manen öldürecek inşaAllah.

SUNUCU: En önemli özelliği neydi Hocam?

ADNAN OKTAR: Deccalin işte saçı sakalına karışmıştır diyor Peygamberimiz. Kısa, bodurdur diyor.

SUNUCU: Görebilecek miyiz biz onun nasıl olduğunu?

ADNAN OKTAR: Asıl yani bunun şeyi Darwin’dir. Yani saçı sakalına karışmış, bodur olması yönüyle odur ama ahir zamanda Hz. İsa (a.s.)’ın muhatap olacağı bir deccal var bir de. Yani ezeceği bir deccal var. Fakat bunu Üstad önemli görmüyor Bediüzzaman. Yani şahsını. Onu diyor bir mikrop, bir nezle dahi öldürür diyor. Asıl onun fikir sistemini kuran kişi çok önemli. O da Darwin’dir. Yani asıl deccal odur inşaAllah. Yani deccaliyet Darwinizm, materyalizmdir. Bunun başına geçen çeşitli şahıslar var. Bunların bir önemi yok. Yani onlar önemli değillerdir fakat Mehdi’nin çok üstünde durmuş Said Nursi. Hz. İsa (a.s.), yani asıl bunları yıkanlar çok önemli. İnşaAllah.

OKTAR BABUNA: Hocam balık geçti yerine.

ADNAN OKTAR: Severim ben onu, abisi onun canını sevsin. Abisinin tatlısı, abisinin bir tanesi o. Normalde fıldır fıldır geziyor. Ders başladı mı hemen oraya çöküyor, efendi efendi dinliyor. Kurban olurum ben onu yaratana. Canını ciğerini severim onun ben. O tatlı canını severim ben onun. Arkadaşları da geldi. Onu kıskandılar herhalde. Yahut gıpta ettiler diyelim. İnşaAllah.

SUNUCU: “Çok değerli Hocam, Kuran’a göre iltifat ve övgü nasıl olmalıdır? Allah’a olan sevgimizi namazlarımızda veya dualarımızda nasıl ifade edebiliriz? Bu konuda nasıl derinleşebiliriz?” Bekir Koç, Rize.

ADNAN OKTAR: Şimdi insanlarda kalbinden sevgi alındığı için iltifatta çok vahşiyane bir tepki veriyorlar. Yani ona şaşırıyor. Yani niye iltifat etti diyor. Allah Allah diyor. Niye diyor Allah’ın o güzelliğini övdü diyor. Mesela güzel bir ev oluyor, eve oturuyor, sığır gibi adam. Çayını içiyor höpürdeterekten, defolup gidiyor. Yani o evin güzelliğini, eşyaların güzelliğini, Allah ne güzel yaratmış, Allah daha da güzelini versin, Allah hayır içinde oturtsun, Allah bereketinizi artırsın, Allah’ın bu güzelliklerini Cennette de daha ileri göstermesini hepimize diliyorum diyebilir ama sığır. Sorulduğunda da “ya, ayıp olur şimdi” diyor. Yani sığırlığın adını da başka türlü koyuyor. Mesela güzel bir tablo var. Bakıyor sığır gibi, geçiyor. O bir şey o. Allah orada sana bir güzellik yaratmış, onu söylesene. Değil mi? Mesela güzel bir insan var. Allah’ın tecellisi ki, ahsen-i takvim diyor Allah. En güzel surette yarattım diyor. Bu nasıl senin dikkatini çekmez? Yani eğer içinde gizliyorsan bu sinsiliğe ne gerek var? Dürüstçe söylesene güzel olan bir şey varsa. Haset ediyorsan onu da söyle de bari ortaya çıksın ahlaksızlığın, hasetliğin; ona karşı da adam tedbir alsın dürüstçe. Arkasından gittikten sonra “ya” diyor, mesela şurası diyor şöyle, burası böyle. Mesela bak bu çok güzel. Birisiyle konuştum, bunu bana eleştirdi ama kıskanmış belli. Haset ediyor. Ne kadar büyük vicdansızlık? Yani mesela halbuki bayağı çok güzel bir insan. Yani Allah’ın güzel bir tecellisi. Allah daha da güzelleştirsin, sağlık sıhhat versin. Nurlu bir insan. Hayret edersin. Ne kadar anormal detaylara dikkat çekmiş ki. Onlar da geçerli değil. Dedikleri de geçerli değil. Mesela başka bir gene bizim sunucumuz vardı. “Sen ne gördün onda?” diyor. Mesela diyor; şöyle, şöyle, şöyle kusurları var diyor. Bu ne biçim ahlaksızlıktır bu? Ne biçim bir şey? Yani insan güzel bakar, güzel görür. Allah her şeyde bir hayır yaratır ve onu güzel gözle değerlendirmek çok önemli. Mesela böyle pis teşhisleri ahlaklı ve normal görüyorlar, yani mesela birisini beğenmemeyi. Bak çok yaygın bu. Mesela şurası şöyle...

SUNUCU: Allah’ın yaratmış olduğu bir şeyi nasıl inkar ederler değil mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Çok anormal bir şey bu. Bu nasıl vicdandır yani? Yani bir tanesi mesela bana katılmıyor. Ben diyorum ki mesela bu çok güzel bir insan diyorum. Yok diyor. Sana öyle geliyor, öyle bir şey yok diyor. Neye göre diyorum? Akıl almaz detaylar çıkartıyorlar. Yani ne kadar şeytani bakış, nerelerden bağlantı kuruyorlar böyle? Bu, çok uğursuz ve pis bir karakterdir. Her şeye güzel gözle bakmak lazım, güzel yönünü değerlendirmek lazım, hayır gözüyle bakmak lazım ve her insanın ahlaken de güzel olduğunu inanmak lazım. Mesela ben seni tanımam bilmem, bilmiyorum. Ama ben seni anandan doğmuş gibi tertemiz biliyorum. İstersen yemin edeyim. Ben insanı peşin bir severim, yüzde 100 bir severim. Zorla benden o sevgiyi alırsa direnirim, kopara kopara alırsa elimden alır sevgiyi, bırakmamak için direnirim ben, ama parmaklarımı sökerek alırsa elimden, alır. Ben peşin severim insanı, mutlaka hüsn-ü zan ederim. Ahlakına hüsn-ü zan ederim. Güzelliğine hüs-nü zan ederim, sağlığına sıhhatine her şeyine hüsn-ü zan ederim. İyi niyetine hüsn-ü zan ederim, normali budur. Sevgi amaçlı olması lazım. Birini görüyorum işte ne malum şöyle olmadığı, ne malum böyle olmadığı; kardeşim bunun sonu gelir mi? O zaman herkes herkesten şüphe eder, nereye varabiliriz böyle? Bunun sonucunda da hayatı cehenneme çeviriyorlar. Herkes herkesten şüpheleniyor aşağı yukarı, mesela başbakana olmadık laf söylüyorlar. Cumhurbaşkanı’na olmadık laf söylüyorlar. Genel Kurmay Başkanı’na olmadık laf söylüyorlar. Mesela Deniz Baykal çok efendi bir insandır, akıl almaz laflar ediyorlar. Kardeşim hiç sevdiğiniz insan yok mu sizin? Türkiye’de sevilecek insan yok mu? Söyleyemiyorlar; mesela şu insanı hepimiz seviyoruz diyemiyorlar. Birçok insan için diyorum, milletimizin hepsini tenzih ederim, bir kısmı için söylüyorum bunu. Bu ahlaksızlıktır. Sevdiğiniz bir insan olsun kardeşim, şu insan da hakikatten güzel deyin. Birini çıkartıyorlar; hemen fitne fücur, aleyhinde konuşmalar, akla hayale gelmedik şüpheler. Temkinden dolayı insani bir konuşma da olamıyor, samimi konuşamıyorlar. Karşı karşıya geliyorlar, tartıyor birbirlerini. Acayip dikkatli konuşuyor, açık vermemeye çalışıyor. Yani ne olur ne olmaz, öyle konuşunca da beton gibi bir konuşma olmuş oluyor. Mesela dinle ilgili konuşuyorsun, adam ne dinsizim diyor ne dindarım diyor. Ne sağcıyım ne solcuyum diyor. Ne Atatürkçüyüm ne değilim. Bu nasıl bir dünya böyle bir şey? Açıkça söylesene ne korkuyorsun? Samimi olarak söyle. Dinsiz de olabilirsin, ona da saygı duyarız. Dürüst, mert insan dersin, açıkça söylüyor dersin ne var bunda? Müslümansan onu da açıkça söyle. Kendi kendilerine bir ahlak kaidesi koymuş bir kısım kişiler, insanları da buna çekmeye çalışıyorlar. Ben bu pis ahlakı kabul etmiyorum. Ben, söke söke kendi inandığım Kuran ahlakını tavsiye edeceğim ve yaşamayacağım ahlaklarını bana akıl vermek isteyenlerin. Çok korkunç bir dünya kardeşim, herkesten şüpheyle yaşanır mı? Temkinden dolayı deliye dönüyorlar adeta. Mesela kuşkuyla bakışlar; sokağa çıkıyorum birçok insanda bunu görüyorum. Birbirlerine bakıyorlar mı acaba diye bakıyorum. Bir kişi birbirine bakmıyor bazı yerlerde. Ne oluyor böyle değil mi? Böyle hayat olur mu? O zaman yaşama niye? Sevgi, ruhumuzdan taşacak ve çok samimi olacağız. İçimizde duyduğumuz samimi sevgiyi çok rahat, samimi ifade edeceğiz. Mesela o bizim Beril var, sevimli, anormal tatlı bir şey, çok şeker. Mesela ben onu övdüm bir arkadaşının yanında, o çocuğa ona da kusur buluyorlar, abuk sabuk iddialar, kişiliği ile ilgili eleştiri yapıyor, tipiyle ilgili eleştiri yapıyor. Güzel hiçbir varlık yok mu kardeşim, bu nasıl bir dünyadır böyle? Şaşı bakan, şaşı derken manevi şaşı, yoksa gerçek anlamda şaşı olan manevi mertebe sebebidir. Daha çok sevap alır o insanlar, her organ eksikliği, her vücut bozukluğu veya çirkinlik Cennette ona bir süs olarak karşısına çıkacaktır kardeşlerimizin. O, onları küçük düşürmez büyütür, yüceltir. Daha değerlidir onlar inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Aslında siz sebebini söylediniz Hocam; Darwinizm aldı diye sevgiyi, Mehdi’nin geri getireceğini ve Mehdi döneminde herkesin Mehdi’yi de sevmede ittifak edeceğini söylemiştiniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. “Rivayette var ki ahir zamanın müstebit hakimleri” demek ki ahir zamanda istibdada yönelik hakimler olacak, Mehdi devrinin özelliğidir. Mehdi, buna karşı da mücadele verecek, birçok hakim istibdat taraftarı olacak, hakimlikten ziyade zalim olacak, hakim değil zalim olacak. “Hususan Deccal’in yalancı cennet ve cehennemleri bulunur.” Deccal’in ordusu olacak bir kısım hakimler diyor, ahir zamanda Said Nursi. “Bunun bir tevili şudur ki; hükümet dairesinde karşı karşıya kurulan ve birbirine bakar vaziyette bulunan hapishaneyle lise mektebi, biri huri ve gılmanın çirkin bir taklidi, diğeri azap ve zindan suretine girecek diye bir işarettir.” Mesela şimdi birçok yerde, cezaevlerinde olsun dünyanın her yerinde cinayetler işleniyor, işkenceler yapılıyor, acılar çekiliyor. Mahvoluyor insanlar, hapishanede ıslah olup, düzelip çıkacağına adam. daha da ahlaksızlaşıyor -birçok yerde böyle- daha da bozuluyor, suç makinesine dönüşüyor. Mesela normal bir insan orada mafya mensubu oluyorlar. Normal bir insan mesela hırsız olabiliyor, ahlaksız olabiliyor. Hepsini tenzih ederim ama bir kısmında oluyor böyle şeyler. Mesela Avrupa’daki liselerde de uyuşturucu, cinsi sapıklık, ahlaksızlık. Liseli kızlarda daha çocuk yaşta akıl almaz rezaletler oluyor, dünyanın birçok yerinde.

OKTAR BABUNA: Arıların toplu yaşamasıyla ilgili bir film var, gösterelim mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Tamam görelim.

OKTAR BABUNA: Bu binlerce arı, böyle bu şekilde dalgalanma hareketi yapıyor. Böylece saldırgan, mesela yaban arıları da yaklaşamıyorlar, bir halı gibi tıpkı böyle düşünürsek. Tabii bu büyük bir akıl gerektiriyor çünkü bunu, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, stadlarda yapıyor bazen seyirciler. İnsan aklıyla yapılabilen bir şey bu çünkü o hareketin kendine doğru yaklaştığını, sırasını bekleyip tam o anda toplu hareketleri, aralarında sosyal bir yapılanmaları olduğunu çok net ortaya koyuyor.

ADNAN OKTAR: Başladığına da karar vermesi lazım, bittiğine de karar vermesi gerekiyor.

OKTAR BABUNA: Evet. Burada nektarları nasıl aldığını gösteriyor. Çiçeklerde nektarı alıp, bu damlacık gibi onun üzerinde su kaybettirerek onu yoğun bir hale getiriyor ve bala dönüşüyor emerken. Bakın burada içindeki suyu buharlaştırıp, yok edip, daha yoğunlaştırarak arılar bundan bal elde ediyorlar bu aldıkları nektarlarla. Burada kovanın üzerinde onlar için çok değerli olan balı koruyorlar böyle bu şekilde, bir sistemleri var.

ADNAN OKTAR: Kara kovan balı mı, ne oluyor? Normal bal mı bu? Kara kovan nesi oluyor?

OKTAR BABUNA: Tam bilmiyorum Hocam ama çok makbul bir bal. Bu Erzurum’daki ya da bir yerdeki büyük yaylalarda yetişen çiçeklerden elde ediliyor galiba. O bakımdan çok nadide bir bal ve son derecede pahalı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, demek ki iyi bir şey, alıp bakalım bakalım, nasıl bir şeyse?

OKTAR BABUNA: Sevimli bir canlı var, onu gösterelim mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Bakalım.

OKTAR BABUNA: Ama burada ısıtma tekniği geldi şu anda. Bu da çok değişik Hocam inşaAllah. Bir yaban arısı burada görülen, vücudu tüylerle kaplı. Bu, ilkbaharda çiçekler açtığında ilk defa ortaya çıkıyor ama hava çok soğuk dışarıda. Bu soğukluktan dolayı uçamıyor önce, bunun için bir ısıtma tekniği kullanacak biraz sonra.

ADNAN OKTAR: Kürklü paltosu falan da var ama.

OKTAR BABUNA: Evet, fakat vücut ısısı şu anda civardaki ısının birkaç derece üzerinde. Bu yüzden uçamıyor ilk ortaya çıktığında. Şimdi bu vücut ısısını yükseltmek için çok özel bir teknik kullanacak. Burada da tüylerle kaplı oluşunu gösteriyor, yakın çekim. Hakikaten bütün vücudu tüylerle kaplı. Bir ek bilgi olarak da arıların da çift kanatları var, bunları tek kanat gibi kullanıyor. Şimdi termal kameralarla tespit edilmiş bu; ilk başta ısısı civar ısıya çok yakın. Onun için bir renk farkı yok. Bu yüzden de uçamıyor zaten, birkaç derece farklı olduğu için. Bu yüzden uçuş kaslarını kullanarak –kanatlarını çırpmadan- o kasları hareket ettirerek, vücut azalarını hareket ettirerek bakın ısıyı yükseltmeye başladı. Bakın gittikçe artıyor ısısı. Artıyor, artıyor, renk farkı iyice belirginleşti. Yükselmeye başladı, bunu 30 dereceye kadar yükseltiyor bu hareketlerle.

ADNAN OKTAR: 30 derece?

OKTAR BABUNA: Evet. Ondan sonra da uçmaya başlayacak. Uçmaya uygun hale gelecek vücut ısısı yükseldiğinde. Şu anda uçak gibi uçuşa geçmeye başladı yavaş yavaş, kanatlarını hareket ettirerek.

ADNAN OKTAR: Bir de bu kamyon gibi, küçücük kanatlarıyla nasıl uçuyor bu?

OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Çok ustalıkla çırpıyorlar Hocam kanatlarını. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mantıklı mı bu kadar küçük kanatla uçması? Gövdesi çok iri değil mi bunların?

OKTAR BABUNA: Çok iri Hocam, inşaAllah. Gövdeye göre ufak kanatları. Onunla ilgili aslında bir uçuş filmi vardı, gösterelim mi Hocam onu, sineklerdeki uçuşla ilgili?

ADNAN OKTAR: Vaktimiz biraz dar herhalde. Evet, biraz sonra olabilir.

OKTAR BABUNA: Tamam, inşaAllah Hocam.

SUNUCU: Sevgili seyirciler kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz.

Tekrar hoş geldiniz sevgili seyirciler. Hocam ufak bir hatırlatma yapabilir miyim izninizle. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere gönderebilirsiniz. Buyurun Hocam.

OKTAR BABUNA: Sizin ilminizi maşaAllah herkes biliyor. Bir de hiç anlatılmadık konuları ilk defa sizden duyuyoruz hep Hocam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, Allah konuşturuyor bizi.

SUNUCU: Hocam o kadar çok soru geliyor ki sizinle ilgili. O engin bilgilerinizden o kadar çok yararlanmak isteyen seyircilerimiz var ki size hangi birini sorsam diye burada bakıyorum bazen. Siz bana ara sıra kızıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Ben sana nasıl kızarım? Ben seni çok seviyorum. Fethullah Hocamızın bir sözü, tamam. Bak şu çok güzel, bunu okuyalım. Şu olur. Biraz soruları ben seçsem, öyle hakkım da olsun.

OKTAR BABUNA: Tabii, estağfurullah tabii ki Hocam.

SUNUCU: Aslında bu soru ilgimi çekti, size sormak istedim ama vaktimiz daralmıştı. Soruyorum Hocam izninizle. “Adnan Hocam, izninizle Fethullah Gülen’in Hz. Mehdi’yi özlemle beklediğini ifade ettiği bir sözünü aktarmak istiyorum. ‘Yıllar yılı bizi kurtaracak insanın hasretini çekip durduk. Yaramızı saracak, derdimize derman olacak insanın hasretini. Hele havanın iyiden iyiye karardığı ve yolların karmaşıklaştığı günümüzde, o bizim için hava oldu, ziya oldu, ab-u hayat oldu. Vasfına erme ümidini yitirecek hale gelsek bile, yine o ‘Mehdi muntazar’ı herkese soracak, yine her yerde O’nun türküsünü söyleyeceğiz. Bizi bağrına basacak, acılarımızı dindirecek ve kötü tutkulardan kurtaracak.’ (Fethullah Gülen / Hasretini çektiğimiz insan ) Sızıntı dergisinden alınmış. Hocam bu söz hakkındaki yorumunuzu öğrenebilir miyim?’’ diyor Metin Yılmaz, Kastamonu.

ADNAN OKTAR: Fethullah Hocamız burada açıkça Hz. Mehdi’den bahsediyor gördüm kadarıyla. Bakabilir miyim? ’Yıllar yılı bizi kurtaracak insanın hasretini çekip durduk. Yaramızı saracak, derdimize derman olacak insanın hasretini. Hele havanın iyiden iyiye karardığı ve yolların karmaşıklaştığı günümüzde, o bizim için hava oldu, ziya oldu, ab-u hayat oldu. Vasfına erme ümidini yitirecek hale gelsek bile, yine o "Mehdi muntazar"ı herkese soracak, yine her yerde onun türküsünü söyleyeceğiz. Bizi bağrına basacak, acılarımızı dindirecek ve kötü tutkulardan kurtaracak.’’ Evet, Fethullah Hocanın bu konuda çok fazla yazısı var. Oraya bakanlar bunu görebilirler.

SUNUCU: “Adnan Hocam, geçen gün Hülya Avşar’ın Ahmet Özhan ile sohbet programını dinledim. Ahmet Özhan; Hülya Avşar’a nefsiyle ve enaniyet içerisinde hareket ettiğini, kendisini kanun koyucu olarak gördüğünü ve zaman içerisinde hesabını vermekle mükellef olacağı ve zararını çekebileceği şeyler olabileceğini söyledi. Cenab-ı Hakk’ın yolunda olduğunu gösteren tercihlerin olması lazım. Sen Hülya Avşar’ı ayakta tutmaya çalışıyorsun. Sen bunun için mi yaratıldın, dedi. Mavi gözlerini, hokka burnunu sergiledin, para kazandın ama aynaya baktığında 30 yıl önceki gibi olmadığını görüyorsundur, dedi. Ayrıca maddenin gerçeğinden bahsederken de; beynimizde bir düşündüğümüzde kâinatın istediğimiz yerine gidebiliyoruz. Aslında bu gidebilirlik gerçek bir gidebilirliğe dönüşebilir. Enerji, kuantum, zerrecik hepsi bunun içinde, dedi. Hocam, bu konuşmaların ardından Ahmet Özhan, sizin dünyanın geçiciliği ve maddenin ardındaki sır kitaplarını okumuş olabilir mi diye düşündüm. Siz ne dersiniz?” Sevgi Sönen, Fenerbahçe.

ADNAN OKTAR: Olabilir tabii, bu üslup çünkü bilinen bir üslup değil. Benim eserlerimde olan bir üslup. Ahmet Özhan da çok aklı başında bir insan. Hülya Avşar’la bu şekilde konuşmuş değil mi? Nerde konuştu böyle?

SUNUCU: Hülya Avşar’ın bir programı var, Hülya Avşar stüdyo programı…

OKTAR BABUNA: Haber Türk’te.

ADNAN OKTAR: Bir daha okuyabilir misin?

SUNUCU: Tabii, “Hülya Avşar’ın Ahmet Özhan ile sohbet programını dinledim. Ahmet Özhan; Hülya Avşar’a nefsiyle ve enaniyet içerisinde hareket ettiğini, kendisini kanun koyucu olarak gördüğünü ve zaman içerisinde hesabını vermekle mükellef olacağı ve zararını çekebileceği şeyler olabileceğini söyledi. Cenab-ı Hakk’ın yolunda olduğunu gösteren tercihlerin olması lazım. Sen Hülya Avşar’ı ayakta tutmaya çalışıyorsun. Sen bunun için mi yaratıldın, dedi. Mavi gözlerini, hokka burnunu sergiledin, para kazandın ama aynaya baktığında 30 yıl önceki gibi olmadığını görüyorsundur, dedi. Ayrıca maddenin gerçeğinden bahsederken de; beynimizde bir düşündüğümüzde kâinatın istediğimiz yerine gidebiliyoruz. Aslında bu gidebilirlik gerçek bir gidebilirliğe dönüşebilir. Enerji, kuantum, zerrecik hepsi bunun içinde, dedi. Hocam, bu konuşmaların ardından Ahmet Özhan, sizin dünyanın geçiciliği ve maddenin ardındaki sır kitaplarını okumuş olabilir mi diye düşündüm. Siz ne dersiniz?” diye soruyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Ahmet Özhan değerli bir insan. Hakikaten aklı başında güzel bir insan. O konuşmasının bandı varsa onu bana bir getirin, videobandı onu göreyim. Hülya Avşar’la. Konu neydi? Sen seyrettin mi?

OKTAR BABUNA: Bir kesit gördüm programdan ama bu konuşmalarına şahit olmadım, dinlemedim tamamını.

ADNAN OKTAR: Ne vardı? Aklında kalan var mı?

OKTAR BABUNA: Çok kısa baktım Hocam inşaAllah. Programa çıkmıştı. Dini konulardan bahsediyordu ama çok az bir kısmını seyrettiğim için takip edemedim.

ADNAN OKTAR: Hülya Avşar, bir rahatsızlığı var herhalde şimdi değil mi? Ayağından bir rahatsızlık mı, bir şey geçirdi?

OKTAR BABUNA: Bacağını kırdı evet, kayak yaparken Hocam inşaAllah. Uludağ’da kayağa gitmiş.

ADNAN OKTAR: Geçmiş olsun, Allah şifa versin. Ayağını kırmış. Nasıl oluyor böyle bir şey, mümkün mü?

OKTAR BABUNA: Evet, Hocam, siz daha iyi bilirisiniz inşaAllah. Kayak yaparken, kayaklar bacaklara dönme olduğunda burma ile böyle düşerek kemik kırılması oluyor.

ADNAN OKTAR: Bir yere çarpmıştır herhalde?

SUNUCU: Bazen olabiliyor Hocam öyle. Çarpmadan da bazen düşüp, ters çevrilip kırılabiliyor ayaklar.

OKTAR BABUNA: Özellikle acemi kayakçılar daha çok kırıyorlar.

ADNAN OKTAR: Allah şifa versin. Ama Ahmet Özhan da herhalde onu eleştirmiş, nefsini etkileyecek şekilde konuşmuş anladığım kadarıyla. İyi, güzel bir sohbet etsinler öyle faydalıdır, inşaAllah. Hülya Avşar nerede şu an? Hastanede mi, nerede o?

OKTAR BABUNA: Evet hastanede yatıyor olması lazım.

SUNUCU: Bursa’da, en son Bursa’da özel bir hastanede yattığını okumuştum.

ADNAN OKTAR: Allah şifa versin. İnşaAllah hidayetini artırsın. İmanını artırsın, şevkini artırsın. İslam’a, Kuran’a daha faydalı, daha etkileyici bir insan haline getirsin, inşaAllah. Haber Türk’te. Ama inşaAllah Fatih Altaylı’ya da Allah hidayet versin. Allah aklını artırsın. Kuran’a, İslam’a hadim etsin inşaAllah. Geçen günlerde kullandığı söz, daha hala aklımda. Diyanet İşleri Başkanlığı’na diyor ya; “bir taş attı” diye. Bir de sür manşetten. Kardeşim daha ne istiyorsun? Ne kadar güzel konuşmuş Diyanet İşleri Başkanı. “Kuran okuyalım” diyor. “Akşamları Kuran okuyalım” diyor. Tavsiyede bulunuyor. “Taş attı” çok acayip bir söz, haşa. O sözünü daha hala düzeltmedi. Tel’in ediyorum. Çok acayip. İslamiyet’i bu kadar seven bir ülkede, bu kadar İslamiyet’e teslim olmuş bir ülkede, bu kadar Allah’a coşkuyla bağlı olan bir ülkede böyle bir konuyu “taş atma” olarak belirtmesi yani insaf! Çok çok acayip…

SUNUCU: Hocam, bir şey sorabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

SUNUCU: Geçen gazetelerde okuduğum kadarıyla, Hülya Avşar bir haç kolyesi takmıştı. Onunla da çok eleştirildi. Müslüman herhangi bir insan, o kolyeleri taktığında yanlış bir şey mi yapmış oluyor?

ADNAN OKTAR: Haç mı?

SUNUCU: Haç şeklinde bir kolye takmıştı.

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: Yani bizim bildiğimiz klasik haç mı yoksa haçı andıran bir mücevher mi?

OKTAR BABUNA: Klasik haç, onu zaten klasik haç olarak da biraz savunma üslubuyla da konuştu galiba.

ADNAN OKTAR: Ne diyor onun için?

OKTAR BABUNA: Ben takarım böyle şeyler, niye takmayayım ki gibi bir savunması galiba olmuştu.

SUNUCU: Evet onun gibi, ona benzer bir savunması olmuştu.

ADNAN OKTAR: Yani onun bilgisi eksik, Hülya Avşar’a ben çok kitap gönderdim, bizim kitaplardan. Vakti olmuyor anladığım kadarıyla kitap okumaya. Biraz okusa, araştırsa yani konuşmalarından bilgisinin çok eksik olduğu anlaşılıyor. Araştırsa çok zeki normalde bayağı iyi kavrar, vicdanlı da; ama etrafın etkisinde kalmaması lazım, insanların çok etkisinde kalıyor gibi. Yani benim çevrem şöyle düşünüyor, benim çevrem böyle düşünüyor yani onlara önem vermemesi lazım. Çünkü hakikaten, kaç yaşında şu an Hülya Avşar?

OKTAR BABUNA: 46 yaşında, 45-46 yaşında.

SUNUCU: 45-46 yaşlarında.

OKTAR BABUNA: 64 doğumlu bildiğim kadarıyla.

ADNAN OKTAR: 56- 66 işte, iki 10 sene yani o kadar. Değil mi? İki 10 sene göz açıp kapayıncaya kadar geçecek bir vakit. Allah tabii hayırlısı, ömrünü uzun etsin ama dünya çok geçicidir, dünyada bir şey yok, hırs etmeyecek, bilgisini kültürünü çok artırması lazım, Kuran’ı bir kere baştan sona okuması lazım. Benim bildiğim okumamış Kuran’ı, baştan sona hepsini bir okuması lazım, Peygamberimizin hayatını okuması lazım, genel kültür olarak bilmesi mutlaka gerekiyor. Hatta bir Müslümanın Hıristiyanlık hakkında da, Musevilik hakkında da bilgisi olması lazım. Çünkü sosyal bir bayan, yani değil mi, halka yönelik açıklamalar yapabilen bir insan. Onun kültürlü olması çok faydalı olur, onun için mutlaka araştırmacı olmasında fayda var, inşaAllah okur, kitap okur, bilgisini artırır.

OKTAR BABUNA: Haçın şekli hoşuma gidiyor demiş, öyle savunmuş.

ADNAN OKTAR: Haçın şekli? Şekli değişik olan birçok şey var, niye haç olmasına gerek var, değil mi? İlginçlik olsun diye söylemiştir, ama yanlış tabii inşaAllah.

SUNUCU: Sanırım Ahmet Özhan da o yüzden bu tür sözleri sarf etmiş olabilir, Hülya Avşar hakkında.

ADNAN OKTAR: Ama güzel konuşmuş Ahmet Özhan yani yanlış bir sözü yok. Enaniyete karşı uyarmış değil mi? Kendi kendine kural koyma diyor, kendi kendine kanun çıkartma, Allah’ın hükmüne uy, Kuran’a uy diyor. Değil mi? Güzel maşaAllah, iyi.

SUNUCU: Bundan sonrak iyi düşün demek istemiş herhalde Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, bu kazadan önce mi oldu bu, sonra mı?

OKTAR BABUNA: Evet Hocam, kazadan önce. Bugün taburcu olmuş Hülya Avşar, ameliyat olup bugün taburcu etmişler.

ADNAN OKTAR: Taburcu olmuş, geçmiş olsun. Geçmiş olsun derken Allah şifa versin inşaAllah. İşte bol bol kitap okuması, bilgisini artırması çok iyi olur. Yani kültürlü bir hanım olursa bilgisi artmış bir insan olursa yani konuşmalarından kültürünün az olduğu anlaşılıyor. Kendi de söylüyor zaten “ben bilmem” diyor, halbuki biz Müslüman bir ülkedeyiz, İslamiyet’i çok iyi bilmesi lazım, Hıristiyanlığı da bilmesi lazım, Museviliği de bilmesi lazım. En azından özet bilgi olarak bilmesi lazım ki çünkü tartışma programlarına katılıyor değil mi? Tartışamaya giriyor, o zaman bilgisiz nasıl tartışmaya giriyor, olmaz. Yani mutlaka genel kültürü olması lazım yani özellikle din hakkında, İslamiyet hakkında genel kültürü olması hayati, inşaAllah.

SUNUCU: Yine Mehdi (a.s)’yle ilgili bazı sorularımız var, dediğim gibi. “Adnan Hocam; siz Nostradamus’un hadislerden faydalanarak görüşlerini aktardığını söylemiştiniz. Bir mektubunda da Mehdi (a.s)’nin gelişinden ve İslam’ın hakimiyetinden bahsediyor gibi geldi bana, siz ne dersiniz?” Şu şekilde demiş ve yazmış; “Sırada önce bir Güneş tutulması var, sonra kavmin arasından biri çıkacak, sınırlarla bölünmüş ve parçalanmış olan insanlar arasında büyük bir barış, birleşme ve geçim ortamı sağlanacak. Bu barış çeşitli hükümetlerce öylesine perçinleşecek ki farklı dünya görüşlerine mensup savaş çığırtkanları, güçleri ellerinden alınmış bir durumda kalmaya mahkum olacaklar. Bilge rolünde çıkan kuduzun imparatorluğu da ele geçirilecek.” Gazanfer Onaran.

ADNAN OKTAR: Bunu Nostradamus mu söylüyormuş? Bu genellikle Muhyiddin Arabi’nin eserlerinden alarak söylemiş, Peygamberimizin hadislerini yorumlayarak söylüyor ama verdiği tarih doğru Nostradamus’un. Yani bu tarihleri veriyor, yani 2000’lerden sonraki tarihleri veriyor. Yani 2060’lara kadar falan bir hakimiyetten bahsediyor. O şaşırtıcı, onu bilmesi tabii.

SUNUCU: Evet Hocam sizin de anlatmış olduğunuz gibi, barışın geleceğini orada anlatmış yani.

ADNAN OKTAR: Çok acayip, “sırada önce bir Güneş tutulması var” diyor mesela bunu bilmesi acayip, bu hadislerde var, onu bilmiş. “Biri çıkacak sınırlarda bölünmüş, parçalanmış olarak insanların arasında büyük bir barış birleşme ve geçim ortamı sağlanacak.” Hakikaten İslam alemi paramparça, onlar birleşecek ve geçim ortamı sağlayacak. Ekonomiyi düzeltecek, bir sosyal adalet sağlayacak diyor. “Bu barış çeşitli hükümetlerce öylesine perçinleşecek ki farklı dünya görüşlerine mensup savaş çığırtkanları” işte Hıristiyan olsun, Musevi olsun, Müslüman olsun savaş çıkartmaya meraklı olanlar, “ellerinden alınmış bir durumda kalmaya mahkum olacaklar.” Savaşları durduracak diyor, “bilge rolünde çıkan kuduzun imparatorluğunu da ele geçirecek.” Yani Darwinist, materyalist sistemi, o komünist sistemi kuduz bir varlığa benzetiyor. Kuduz, saldırgan bir varlığa benzetiyor, onların imparatorluğunu da yıkacak diyor Mehdi (a.s). Çok güzel, inşaAllah öyle olacak. Bakın Nostradamus’a varıncaya kadar herkes Mehdi (a.s)’nin çıkacağının farkında, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Zamanda da hep ittifak var zaten Hocam, hepsi, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak ne diyor Said Nursi; “Böyle olduğu halde, ilmî, imanî ve ciddî eserler olan Risale-i Nur, o kadar büyük bir şevk ve aşkla ve o kadar sonsuz bir hazla okunuyor ki, sadık okuyucularını defalarca okumak gibi kuvvetli bir arzuya sahip ediyor. Risale-i Nur’u yazıp okuyanlar, mahkeme kapılarında hayatları tehlikeye düştüğü halde, bu harika eserleri okuduklarını itiraf ve okuyacaklarını ilân ediyorlar. İdam kararı verileceğini bilseler dahi, bu sebatlarını izhar etmekten çekinmiyorlar. İşte Risale-i Nur’un birçok harikalarından şu hususiyeti, sizlere şu kanaati veriyor: ‘İtiraf edenler acaba canlarını yolda mı buldular?’ Demek Risale-i Nur’da ve Bediüzzaman’da, öyle yüksek bir hakikat var ki ve bunlarda zararlı bir şey yokmuş ki, inkâr etmediler." diye devam ediyor.

Oktar Hocam sen anlattıklarına devam et.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, kanatlardan bahsetmiştiniz, ufak kanatlardan. Uçmanın ne kadar mucize olduğunu söylemiştiniz biraz önce Hocam inşaAllah. Onunla ilgili bir deney yapmışlar; sineklerin saniye içerisinde 1000’e yakın yüzlerce kere kanat çırpmaları zannedildiği gibi aşağı yukarı değil, bakın öne arkaya doğru hareket yapıyor. Bunu çok ağır çekimde fotoğraflayarak araştırmışlar nasıl uçabiliyor diye böyle, öne arkaya yapılan hareketlerle; son derece milimetrik bir hareket sistemleri var. Bakın burada ağır çekimde görülüyor.

ADNAN OKTAR: Garip bir yöntem kullanıyor değil mi bu öne arkaya doğru.

OKTAR BABUNA: Öne arkaya hareket ettiriyor.

ADNAN OKTAR: Özel bir yöntem kullanıyor.

OKTAR BABUNA: Evet Hocam maşaAllah, çok özel bir anlamı varmış bunun, hatta yeni aerodinamik kanunlar keşfediyorlar. Şimdi bunun aynısını bir sıvı içerisinde, yağ, hidrolik içerisine yerleştirilmiş yapay kanatlarla yapacaklar şimdi, ondan çıkan hareketleri ortaya koyacaklar, nasıl bir hava hareketi oluşuyor diye, bakın hareket bu şekilde. Ağır çekimde gösteriyor.

ADNAN OKTAR: Bayağı zor, yani bu insanın yapması bile çok zor.

OKTAR BABUNA: Fakat bu kanatların etrafında bakın görüldüğü gibi girdaplar oluşuyor, işte bu çok önemliymiş, inşaAllah. Havada da bu şekilde dalgalar oluşuyor. Bakın ön kenarı öne alarak getiriyor, ondan sonra arkaya alarak geriye götürüyor.

ADNAN OKTAR: Yani çok özel bir yöntem.

OKTAR BABUNA: Oluşan bakın hava kabarcıkları görüyorsunuz, burada yağın içerisinde gösteriyor onu, son derece özel dalgalar oluşuyor. İşte bu dalgalardan ön kenarda gerçekleşenler, onu yukarı kaldırmaya yarıyormuş. Bu orteks hareketi, tam bir girdap hareketi oluşturuyor, bu kanadın ön kısmında oluşan girdap işte bunun çok büyük kaldırıcı etkisi varmış. Aynı zamanda kanadı geriye alırken de bu motor dalgalarının arkasında oluşan, evet devam ediyor bakın ağır çekimde gerçek uçma hareketi bu işte oluşan girdap, kanadın ön kısmında oluşan girdap kaldırıcı etkisi var. Böceği yükselten buymuş Hocam inşaAllah. Fakat bunu saniyede 1000 kere çırpan sinekler var. Bunu 1000 kere çırparken de hiç hata yapmıyorlar Hocam. Çok keskin, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, çok keskin hareketler yapabiliyorlar havada, sağa dönebiliyor ani bir hareketle, elinizi uzattığınızda kaçma hareketi yapabiliyor, tavana mesela konabiliyor, duvara konabiliyor. Yani çok yumuşak bir şekilde de konabiliyor, gidip çarpmıyor bir tarafa; muhteşem bir teknik. Bununla da yeni aerodinamik kanunları keşfetmişler Hocam, inşaAllah. Ama sinekler bunu milyonlarca yıldır yapıyor, ilk doğduğu andan itibaren.

ADNAN OKTAR: O hakikaten çok zor yapılan, taklidi bile çok zor. Adam hiç sektirmeden, bir de bunu 1 saniyenin içerisinde 500 kere ve 1000 kere yapıyor. Yani bir insanın dikkati dağılır yani bir saniye içerisinde yaparken bile dikkatini veremez ona, çünkü çok özel bir hareket değil mi?

OKTAR BABUNA: Zaten onun resimleyemiyorlar Hocam, o kadar aşırı süratli olduğu için.

ADNAN OKTAR: Bir de bu bakın 1 saniyenin içerisinde 1000 kere, bakın 1 saniye bak, tik tak: 1000 kere oluyor. Motor olsa yanar değil mi? Bir de tam nereye gitmek isterse ona göre kanadını ayarlıyor. Yani gideceği yönü kendi karar veriyor. Ona göre, çırpmanın ona göre olması lazım çünkü kanat çırptı mı şuursuz bir şekilde alıp fırlatır atar onu ileriye; ama o düşünüyor, nereye gitmek isterse ona göre hareket ediyor. Mesela sıcak varsa sıcaktan uzaklaşıyor, güzel bir koku varsa oraya doğru gidiyor. Yiyecek varsa oraya doğru, tehlikeli bir şey varsa oradan kaçıyor. Rahatsız edecek bir şey varsa oradan uzaklaşıyor.

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, ters de uçuyor tavana konuyor mesela, ters dönmüş oluyor vücudu, uçarak tavana konuyor.

ADNAN OKTAR: Tabii o da çok zor, ters uçmak, jet uçağı gibi yani maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Hocamızın Sivrisinek Mucizesi isimli bir kitabı var. İzleyicilerimiz oradan da bakabilirler. Sivrisinekte daha da mucizeler var tabii uçmanın dışında, onu da okuyabilirler ayrıca ücretsiz olarak, Harunyahya.org sitesinden.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Oktar Hocam var mı senin anlatacağın bir şey bana?

OKTAR BABUNA: Eğer uygun görürseniz fosiller var Hocam. Gösterelim mi onları?

ADNAN OKTAR: Anlat da şu Darwinistleri şöyle biraz, midelerinde, neyse mideleriyle ilgili bir şey söylemeyeyim şimdi.

OKTAR BABUNA: Onunla ilgili bir haber var aslında, onu söyleyelim mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Bir göreyim bakayım.

OKTAR BABUNA: Bilkent Üniversitesi’nde bir konferans düzenliyorlarmış. Evrim konferansı. Evrimciler yapıyor bunu. Bu konferansta Hocam, tanıtım broşürüne sizin isminizi koymuşlar, Harun Yahya diye. Okul yönetimi de çıkarttırmış. Buna da Darwinistler bayağı kızmışlar. “Bilkent’te bilimsel düşünceye sansür” gibi bir haber yapmışlar böyle. Halbuki, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, sizin adınızın bilimsel, zaten konferansa izin veriyorlar yani istedikleri gibi fikirlerini anlatıyorlar. Sadece sizin isminizi çıkarttırmışlar, nasıl kullandılarsa onu, tam olarak bilmiyorum. Harun Yahya diye.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi Darwinizm dedin mi, bu Darwinizmi ezen bir balyoz var, değil mi? Tepelerine böyle balyoz etkisi yapan bir güç var. Bunun adına Harun Yahya deniyor. Adamlar da biz diyorlar bu balyozun altında ezildik. Bizi kurtarın bundan diyorlar özetle. Kurtulmaları mümkün değil. Çünkü bilimsel gerçekler tepelerinden hiçbir zaman için eksik kalmayacak. 300 milyon fosil, bir kere bundan kurtulamazlar. Bir de bir proteinin oluşması için nelere ihtiyaç var Oktar Hocam, say?

OKTAR BABUNA: En az 60’a yakın başka protein gerekiyor, protein sentezlenmesinde görev alan. Bunların hepsinin DNA’da şifrelenmiş olması gerekiyor. Dolayısıyla bir DNA gerekiyor, mükemmel bir DNA gerekiyor bütün proteinlerin şifreleriyle. Bu da yetmiyor, DNA’daki hataları düzeltecek başka proteinler gerekiyor. Bu da yetmiyor, protein fabrikası olan ribozom gerekiyor proteinin sentezlenmesi için. Bunlar da yeterli değil. Bu da bir şey ifade etmiyor. Mutlaka mitokondri gerekiyor yani enerjiye ihtiyaç var, enerji üretilmesi gerekiyor. Bunun için de çok kompleks yapısıyla, tam yapısıyla mitokondri gerekiyor. Bu da yeterli değil, endoplazmik retikulum gerekiyor ki; protein zincirleri üçe katlansın çok özel bir biçimde. Bunu da endoplazmik retikulumla gerçekleştiriyor. Bunu yapan ayrı proteinler var. Şaperon proteinleri, bunlar gerekiyor, mutlaka olması gerekiyor. Proteinlerin doğru adrese gönderilmesi gerekiyor. Bunun için golgi cisimciği gerekiyor ve bunların hepsini ortamdan, dış ortamdan izole edecek mükemmel bir hücre zarı ve mükemmel bir hücre gerekiyor. Dolayısıyla tabii bu Darwinizmi kökten bitiriyor.

ADNAN OKTAR: Bilkent Üniversitesi’nde Marksist öğrenciler böyle bir şey yapmışlar. Harun Yahya, Harun Yahya’ya karşı olmanız sizi kurtarmaz ki. Bilimsel gerçekler başlarında duruyor.

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bu tip konferanslar da genelde ağlama üslubunda oluyor. İşte Harun Yahya bizi şöyle yaptı, böyle yaptı diye. Mesela Richard Dawkins bir konferans vermişti. 40 dakika Hocam sırf sizden ve Yaratılış Atlası’ndan bahsediyor. Mahvolduk, bittik falan böyle. Bir tek oltalı şeyi koymuş böyle. Orada da siz söylemiştiniz; oltaya geldi orda da.

ADNAN OKTAR: Küçük bir kurbağacık gibi geldi takıldı oltaya. Ben böceğin aslını değil de plastik modelini koydum ama böceğin aynısı zaten var. Ama plastik modeli, böyle oltalı bir tane plastik modelini koydum. O da böyle küçük bir sinek gibi takıldı oraya ve kitabı orada meşhur etti. Yani herkese gitti, anlattı. Bak bunu koymuş, bunu koymuş diye. Benim tam istediğim plana uygun hareket etmiş oldu. Böylece de kitap çok güzel tanınmış oldu, maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Zaten hiçbir fosile orada karşı çıkmıyor yani. Kabul ediyor bütün fosilleri. O, zaten evrimi bitiriyor. Yaratılış Atlası’nın özelliği, milyonlarca yıllık fosilleri çok detaylı olarak fotoğraflarıyla ve günümüzdeki halleriyle kıyaslayarak evrimin olmadığını gösteriyor. Yani ilk çıktığı hal ile bir canlının milyonlarca, yüz milyonlarca yıl sonraki hali arasında hiçbir fark yok. Bu da evrimle falan olmadığını gösteriyor zaten dolayısıyla.

ADNAN OKTAR: Bakara Suresi 248; şeytandan Allah’a sığınırım: Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır." Kuran’da bahsedilen bu tabut, bu kutu, altından kutu bulunacak. Bak “'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar var” diyor. Aht-i Atik sandukası deniliyor buna. Yüce Rabbimiz Kuran’da bildirdiği gibi içinde Hz. Musa (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.)’dan eşyalar barındıran değerli bir sandık bu. Bu, Mehdi (a.s.) devrinde bulunacak inşaAllah. Milattan önce 587 yılından beri nerede olduğu bilinemiyor. Saklı şu an inşaAllah. Milattan önce 587 yılından beri. Tevrat’ta da var: “ve Sina Dağı’nda, Musa ile söyleşmeyi bitirince, şahadetinin iki levhasını ona verdi” diyor Cenab-ı Allah o zaman. Kitab-ı Mukaddes, Çıkış, Bap 31’de. “İsrailoğulları Mısır'dan çıktıkları zaman, Rabbin onlarla ahdettiği Horeb Dağı’nda, sandığın içine Musa'nın koymuş olduğu iki levhadan başka içinde bir şey yoktu." İlk anda öyle sandık, Horeb Dağı’nda. Kitabı Mukaddes, Tarihler Bölümü’nde var. Bu inşaAllah Taberiye Gölü’nde. Şu an balçığın altında. Mehdi (a.s.) devrinde çıkarılacak bu. "Hz. Mehdi, Tabut-u Sekine'yi (Kutsal Sandığı) Taberiye gölünden çıkaracak." Hadis, Peygamberimiz (s.a.v.)’den. (Ikdı'd Dürer, sf.51) “Ona Hz. Mehdi denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir. Antakya denilen bir yerden Tabut'u (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır." Orada da emanetler var, ona işaret edilmiş, Suyuti’de. “Ona Hz. Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni; Şam’da bulunan dağlardan birine yönelmesidir. Oradan gerçek Tevrat Kitaplarını çıkaracak, Yahudilere delil getirecektir.” İnşaAllah, Suyuti söylüyor bunu gene. Taberiye, Şam'a yakın bir yerdedir ve Şam, ahir zaman hadislerindeki anlatımlarda uzak bir yer, Mekke ve Medine'ye uzak olan anlamını da taşır. Bu benzetme, Taberiye için de söz konusudur. Hatta buradan yola çıkan bazı yorumcu ve araştırmacılar, sandığın Kudüs'te, Mekke'de, Taberiye'de, Hatay'da olabileceğine dikkat çeker ve ek olarak İstanbul'a da işaret ederler, diyor. Kudüs’te var, Mekke’de de var kutsal emanetler, Taberiye’de de var doğru, Hatay’da da var, İstanbul’da da var; bunların hepsi doğru, inşaAllah.

SUNUCU: “Sevgili Hocam, ‘yüzyılın başında Hz. Mehdi (a.s)’nin çıkması gerekir yoksa Hz. Mehdi (a.s) çıkmaz’ gibi yanlış bir düşüncesi olan kişilere karşı Berzenci Hazretlerinin bir sözünü aktarmak istiyorum. ‘Hz. Mehdi (a.s)’nin yüzyıldan 7, 9 veya 30 sene evvel çıkması onun yüzyılın başında çıkacağını önleyemez. Bu müddetten sonraya kalsa yine durum aynı olur.’ Hocam, bu açıklamaya göre Mehdi 1400’de çıkacak fakat açıkça belli olması yani İslamiyetin hakim olması belli bir süreyi alacak diyebilir miyiz?”

ADNAN OKTAR: Bak orada Berzenci diyor, 30 sene geçse de fark etmez, diyor. 30 sene geçse de. Çünkü Hz. Musa (a.s.) çölde 40 yıl gezdi biliyorsunuz. 40 yıl sonra bir ferec oluştu. Orada da buna işaret var. Ama bak Berzenci diyor, 30 yıl geçmiş olsa dahi diyor, fark etmez diyor, inşaAllah.

Oktar Hocam sen fosillerine başla.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Tamam başladı inşaAllah, fosillerin değişmemesi evrimi kesin olarak yalanlıyor. Mesela 60 milyon yıllık Gelincik Kafatası görüyoruz burada, çok detaylı olarak kafatasının tamamı neredeyse var, dişlerini görüyoruz burada.

ADNAN OKTAR: 50 milyon yıldan beri gelincik, gelincik değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet, burada da günümüzdeki hali, tıpatıp aynısı. Mesela levrek balığı; bakın bütün kılçıklarıyla, omurgasıyla bütün detaylarıyla korunmuş, yüzgeçleri, burada görüldüğü gibi daha detaylı çekim, daha yakın plandan çekim, günümüzdeki hali tıpatıp aynısı, kafasının şekli, yüzgeçleri, vücut yapısı. Semender bu, kurbağa gibi bir canlı.

ADNAN OKTAR: 290 milyon yıllık.

OKTAR BABUNA: Evet, kertenkeleye benziyor hatta. 290 milyon yıllık, günümüzdeki hali tıpatıp aynısı. Zebra kafatası, yine bu 70-40 milyon yıllık. Bakın dişleri, her şeyi olduğu gibi korunmuş. Günümüzdeki hali, milimetresi milimetresine aynı. En ufak bir değişiklik yok. Yani evrim yok. Kabuk böceği, 50 milyon yıllık amber içerisinde korunmuş. Tüyleri bile görünüyor en detaylı şekilde. Günümüzdeki hali bakın. Tıpa tıp aynısı. Kozalak, 60 milyon yıllık. Bakın yakından görülüyor detayları. 60 milyon yıl önce ne ise, günümüzde de tıpa tıp aynısı. Kelebek, bakın amber içerisinde korunmuş gene bütün detaylarıyla bacakları, kanatları, hatta bacaklarındaki tüylere varıncaya kadar. Günümüzdeki hali, kelebek hep kelebekmiş. Hiç evrim falan geçirmemiş. Kurbağa iskeleti burada bakın, bacaklarının yapısını görüyoruz yine. Daha yakın plandaki çekimi. Günümüzdeki hali, her şeyiyle aynı.

ADNAN OKTAR: Değil mi? Milyonlarca yıldan beri değişmemiş evet.

OKTAR BABUNA: Çekirge, 100 küsur milyon yıllık. Bakın burada görüyoruz kanatlarıyla.

ADNAN OKTAR: Jilet gibi aynısı.

OKTAR BABUNA: Hiç değişikliğe uğramamış. Yani hiç evrim geçirmemiş. Benekli fok kafatası, 84 milyon yıllık. Bu da çok güzel korunmuş. Evet, günümüzdeki hali aynı. Kaplumbağa, 65 milyon yıllık. En ufak bir değişikliğe uğramıyor 65 milyon yıl boyunca. Bunu kanıtlıyor, bakın günümüzdeki hali. En ufak bir değişiklik yok. Yani en ufak bir evrim geçirmemiş. 50 milyon yıllık yarasa, yarasa bir memelidir. Ultrasonik sistemlerle uçan, çok mucizevi yönleri var bu canlıların da. Günümüzdeki hali, hiçbir değişikliğe uğramamış. Ringa balığı 150 milyon yıllık. Bunları tabii çok uzun süre canlılar için. En ufak bir değişiklik yok. Birazdan göreceğiz. Günümüzdeki hali bakın, tıpa tıp aynısı. 5 ile 23 milyon yıl arası yengeç. Kıskaçlarını gördük yakın planda. Günümüzdeki hali, hiçbir değişikliğe uğramamış. Kadın balığı.

ADNAN OKTAR: Şimdi Darwinistlerin midesinde ekşime başlamıştır şu an, değil mi? Üstüne şimdi bir karbonat falan almaları lazım. Evet devam et.

OKTAR BABUNA: Kadın balığı, 95 milyon yıllık bu balığın yakın plan fosili çekimi. Bakın bütün kılçıklarıyla, her şeyiyle son derece detaylı olarak korunmuş günümüzdeki hali. Hiçbir değişikliğe uğramamış. Güneş mercanı 375 milyon yıllık. Çok çok uzun süreler tabii bunlar, canlılar aleminde. En ufak bir değişiklik yok. Bakın günümüzdeki haliyle, biraz önceki fosil hali. Hiçbir değişikliğe uğramamış 300 milyon yıl boyunca. Evet, çınar yaprağı fosil halini gördük. Günümüzdeki hali, milimetrik olarak aynı. Yaban arısı, bakın bütün detayları var. Kanatları, antenleri, bacakları, başı, gözleri, mükemmel olarak korunmuş, amber içerisinde canlılar bütün detaylarıyla korunuyor. Bu da günümüzdeki hali. Bakın tıpa tıp aynısı. Sumak yaprağı 50 milyon yıllık. Bakın detaylarına, son derece detaylı damarlarıyla, her şeyiyle korunmuş kenarları olduğu gibi. Suikastçı böcek, bakın bütün tüyleri dahi korunmuş. Amberde çok net olarak korunuyor. 25 milyon yıllık ve günümüzdeki hali. En ufak bir değişiklik yok. Sabun ağacı yaprağı 93 milyon yıllık fosili. Bakın görüyorsunuz, çok detaylı olarak bu da korunmuş ve günümüzdeki hali. Tıpa tıp aynısı. Bütün canlılar için geçerli bu. 300 milyon yıllık denizlalesi. Bakın bütün detayları mevcut. Son derece detaylı olarak korunmuş ve günümüzdeki hali. Hiçbir değişikliğe uğramamış 93 milyon yıl boyunca. Evet, daha çok bilgi için www.yaratilismuzesi.com‘a giren izleyicilerimiz, fosillerin daha kapsamlı detaylarını ulaşabilirler. Allah’ın yarattığını kesin olarak ispatlıyor Hocam maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu internette bu yaratilis işine bir çözüm bulamadı mı? Rum şivesi gibi böyle. Abe komşi falan der gibi. Ona çözüm bulunsun. Yaratılış normal olması lazım. Ona bir çözüm olması gerekiyor. İnşaAllah. Bu Vanga denilen bir adam var mı öyle? Tanıyor musun sen?

OKTAR BABUNA: Çıkaramadım Hocam.

ADNAN OKTAR: Şu nedir? Kim bu?

OKTAR BABUNA: Vanga Nine. Bir kehanette bulunan birisiydi galiba. Büyücü gibi miydi? Bakayım Hocam, şimdi bakayım.

ADNAN OKTAR: Bak adam ne diyor; 2043’te Müslüman bir devlet yeniden Avrupa’nın tek hükümdarı olacak diyor. Bu adamın dedikleri hep çıkmış şu ana kadar, ama bu da hadislere dayandırarak söylemiştir.

OKTAR BABUNA: Bulgar kahin diyor, Vanga Nine.

ADNAN OKTAR: Bulgar kahin? Hadislere dayanarak söylüyordur, değil mi? 2043’te Müslüman bir devlet yeniden Avrupa’nın hükümdarı olacak. Ama birçok dediği çıkmış. Fakat hadislere dayandırarak söylediği için çıkıyor tabii ki.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu sizin söyledikleriniz de birer birer gerçekleşiyor Hocam inşaAllah. Onlarla ilgili haberlerimiz var yine.

ADNAN OKTAR: Evet göreyim.

OKTAR BABUNA: Ermenistan’la dost olmamız gerektiğine işaret etmiştiniz Hocam. Türk-İslam Birliği’nde Ermenistan’ın da olacağını. Sarkisyan’ın da yeni bir açıklaması olmuş; “Türkiye ile daha ileri gitmeliyiz” diye. “Ermenistan Cumhurbaşkanı, Türkiye ile ilişkilerde kararlı şekilde ilerleme sağlamanın ve gelecek nesiller için istikrarlı bir bölge işaret etmenin zamanın bugün olduğunu söyledi.” Bu, hep siz söyledikten sonra oldu Hocam. İlk defa siz söylediğinizde. Evet. Kiliseler Birliği’nin Hz. Muhammed kararı. Avrupa Kiliseler Birliği'nin "Kuran'ın Allah Kelâmı ve Hz. Muhammed'in ise Hz. İbrahim'den beri gelen Peygamberler zincirinin bir halkası olduğunu ve asla sahte Peygamber olamayacağını itiraf ettik" dediği belirtilmiş Hocam maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Avrupa Kiliseler Birliği'nin "Kuran'ın Allah Kelâmı ve Hz. Muhammed'in ise (s.a.v.) Hz. İbrahim'den beri gelen Peygamberler zincirinin bir devamı olduğunu ve asla sahte Peygamber olamayacağını itiraf ettik" demişler, Kiliseler Birliği. Tarihi karar. İşte bu da Hz. İsa (a.s.)’ın inişinin yaklaştığını, çıkışının, -inişi tamam da- çıkışının yaklaştığını gösteriyor.

OKTAR BABUNA: Bunun, tam bu şekilde Hocam size gelen Musevi hahamlar da söylemişti inşaAllah. Kuran’ın Hak Kitap olduğunu kabul ettiklerini, Hz. Muhammed (s.a.v)’in de Peygamber olduğunu kabul ettiklerini söylemişlerdi Hocam. MaşaAllah.

2010 demiş Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanı Sayın Bardakoğlu; “2010, Kuran ve Peygamber yılı olacak.” MaşaAllah. Ankara’da Hocam Türk Hükümet görevlileri ve Başbakan ve Davutoğlu etkisinde, eski Yugoslavya’nın parçalanması sonucu yakın tarihte, Avrupa’da en kanlı iç savaşın taraftarları olan Sırbistan ile Bosna Hersek arasında tarihi bir uzlaşıya ev sahipliği yaptı, diyor. Bu şekilde bir araya getirmişler Hocam Türkiye’de, maşaAllah. “Balkan barışı için eller kenetlendi” Siz Türkiye’nin önemine işaret çekmiştiniz, aynen gerçekleşiyor Hocam. Nevzat Yalçıntaş da; “Avrupa Birliği yerine Türk Birliği” demiş.

ADNAN OKTAR: Nevzat Yalçıntaş çok muhterem, çok değerli bir insan. Çok saygılı. Mesela benim yaşım ondan çok küçük. İlmi seviyesi de çok yüksek bir insan, profesör, çok değerli bir insan. Bize, fakirhaneye gelmişti, ziyaretime gelmişti. İçeriye geldim, ayağa kalktı saygı olarak. Allah razı olsun. Çıktım bir işim vardı gittim, gene geldim gene ayağa kalktı. Bakın bu kadar değerli ve bu kadar efendi, bu kadar Osmanlı terbiyesiyle, bu kadar güzel devlet terbiyesiyle yetişmiş böyle nezih bir insan. Ben yani yaş olarak küçüğüm, ilim olarak da yani onun binde biri bir ilmim yok yani. Çok alim bir insan, çok değerli bir insan. MaşaAllah. Ve çok hürmetkar bir insan, çok saygılı ve nezih bir insan. MaşaAllah.

OKTAR BABUNA: Jim Rogers, piyasaya yön veren yatırımcılardan bir tanesi. “Çok ülke batacak, Türkiye çıkacak” diye bir açıklama yapmış Hocam. Avrupa’yı sarsan borç krizinin daha da derinleşeceğini savunarak, “bu yıl ülkeler ve şirket bazında daha çok iflas görürüz” iddiasında bulunurken Türkiye için de bir müjde vermiş Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ben ne dedim? Ekonomik kriz Türkiye’ye etki etmeyecek ama Avrupa’yı batıracak dedim. Ne diyor adam? Çok ülke batacak, Türkiye çıkacak. Ben bunu 2 sene önce söyledim. Bak adam sözümün aynısı söylüyor.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Asıl siz Hocam, ekonomik kriz 2014’e kadar sürecek dediniz. IMF bunu, hiçbir veriye dayanmadan, yani hiçbir teknik sebep göstermeden ki böyle 5 yıllık bir şeyde bulunmazlar asla, 2014’e kadar sürecek dedi. Bundan sonra CIA’in önde gelen isimlerinden birisi tekrar etti bunu. Türkiye’de Merkez Bankası Başkanı eski başkanlarından tekrar ettiler. Şu anda o kabul ediliyor Hocam. Sizin söylediğiniz kabul ediliyor bütün dünyada maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Daha önce atıyorlardı. Bu sene bitecek, bir dahaki sene bitecek. Yok dedim ben, 7 yıl sürecek göreceksiniz dedim. Bütün dünya benim dediğimi kabul etti. MaşaAllah. Doğru, dediğim doğru, net. Mümkün değil.

Oktar Hocam 8 dakikamız kalmış.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bir haber daha vardı. “Dünyanın en tehlikeli kentini Türk askerleri yönetiyor” diye. Irak’tan sonra ikinci büyük savaş alanı Kabil’in güvenliği Türk Birliği’ne emanet. ISAF Bölge Komutanı Tuğgeneral Çolak; “silahlarımız her zaman aşağıya bakıyor” dedi. MaşaAllah. Türkler çok itibar görüyor Hocam, siz Türkiye lider devlet demiştiniz. Hakikaten bu, bu şekilde kabul ediliyor. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah bütün İslam dünyasında.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Müslümana silah kalkmaz. Müslümana silah çekilmez, Müslüman Müslümana silah çekmez. Onun için ne diyor yiğit askerimiz? Silahımız yere bakıyor diyor. Diğer ülkeler milletin alnına alnına doğrultuyorlar. Bak o diyor, biz yere diyor. MaşaAllah.

OKTAR BABUNA: Bir de soru gelmiş Hocam. Okuyayım mı?

ADNAN OKTAR: Sor.

OKTAR BABUNA: “Kuran’da İsrailoğulları ve Ademoğulları diye iki topluluktan bahsediliyor. Mehdi (a.s.) bunların hangisindendir?” Gamze Gül.

ADNAN OKTAR: İsrailoğulları ve Ademoğulları. Hem Ademoğullarındandır hem de Davut soyundandır, hem de Hz. İbrahim’in soyundandır. Dolayısıyla da Peygamberimiz (s.a.v) soyundandır. Tabii. Seyittir Mehdi (a.s). ve ahir zamanın en büyük olayıdır. En büyük olaylarından bir tanesidir. Ve şu an bunun içindeyiz. Tabii. Ve önümüzdeki senelerde bu gittikçe daha da artarak devam edecek. İnsanlar bu şaşırtıcı gelişmeyi görecekler inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı.” Münafıklar. “Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi.” İhbar etmek, oyun oynamak, kalleşlik yapmak, küfürle işbirliği yapmak. ”Sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi” Yani İslam’ın gücü ortaya çıktı. ”Ve Allah'ın emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı.” Bu Mehdi (a.s.)’ye de işaret eden bir ayet. Bak çünkü ”sonunda onlar, istemedikleri halde” Mehdi (a.s)’nin hakimiyetini ister mi onlar? İstemez. Ama buna rağmen diyor “hak geldi” Mehdi (a.s) geldi, İslamiyet geldi. ”Ve Allah’ın emri ortaya çıkıp üstünlük sağladı.” Hakim oldu diyor. ”Sana bir iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır,” Yani zenginlik, güç, imkan, sağlık, sıhhat böyle iyilik; bu, onları fenalaştırır diyor münafıkları, din düşmanlarını. “Bir musibet isabet edince ise” yani size diyor bir mesela bir operasyon, aleyhinize bir haber, bir iftira olduğunda, böyle bir durumda ise diyor; “biz önceden tedbirimizi almıştık derler ve sevinç içinde dönüp giderler” diyor. İyi ki onlarla beraber değilmişiz diyorlar, Allah bizi korudu derler diyor.

“De ki: ‘Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez.’” Yani bir operasyon, bir olay, bir fitne, bir hakaret, bir iftira varsa mutlaka Allah onu kaderde meydana getirmiştir. Bunun dışında bir şey olmaz bize diyorlar. “O bizim Mevlamızdır.” Allah bizim Mevlamızdır. “Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." Biz Allah’a teslim olduk, değil mi? “Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı.” Münafıklar, saklanacak bir buldular mı, yani onlara bakacak, imkan sağlayacak bir yer buldu mu hemen Müslümanlara kahpelik yapıp, o tarafa yöneliyorlar. Kuran buna işaret ediyor. “İçlerinden Peygamberi incitenler ve: ‘O (her sözü dinleyen) bir kulaktır’" O istihbaratçıdır diyorlar Peygamber (s.a.v.)’e, her türlü haberi toplar, dinleme sistemi vardır onun diyorlar. “De ki: ‘O sizin için bir hayır kulağıdır.’” Hayır yönünde bilgi topluyor diyor. “Allah'a iman eder ve müminlere inanıp-güvenir.” Müslümanları sever diyor Allah. “Sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azap vardır." Aynı şekilde Mehdi (a.s.)’ye de yöneliktir bu. İçlerinden Mehdi (a.s)’yi eza edenler vardır, o bir kulaktır diyenler vardır. Yani haber toplar, istihbarat ağı vardır diyenler vardır. “De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder, müminlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın Mehdi’sine eziyet edenler... Onlar için acı bir azap vardır." Kuran’ın bir yönü de Mehdi (a.s.)’ye bakar yönü de budur. Yani Allah intikam alacağım, mutlaka belalarını vereceğim diyor, uğraşanların. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile uğraşanların mutlaka Allah belasını verdi. Ebu Cehiller, Ebu Lehebler hepsinin Allah belasını verdi. Mehdi (a.s.) ile uğraşanların da Allah belasını verecek. Kuran buna işaret ediyor, inşaAllah. Evet, 3 dakikamız kalmış. Ne yapalım?

SUNUCU: Dilerseniz programımızı bitirelim. Sevgili izleyicilerimiz, bir programın daha sonuna geldik. Bir sonraki sohbetimizde görüşmek üzere, hayırlı akşamlar.

ADNAN OKTAR: Ben de milletimize sağlık, sıhhat, hayır ve güzellik diliyorum inşaAllah. Bir ayet okuyacağım son olarak. Araf Suresi 157: “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar;” Bak Tevrat’ta ve İncil’de. Tevrat’ta ve İncil’de Peygamber Efendimizin (s.a.v.) geleceği belirtilmiştir, buna bir işaret var. Ama Mehdi (a.s.) ile ilgili çok kapsamlı bilgi var Tevrat’ta. Çok çok kapsamlıdır Tevrat’ta. Aleni olarak Mehdi (a.s.) çok açık anlatılır. Yani yaklaşık 200-300 tane izah var. Ve Mehdi (a.s.) de ümmidir. Çünkü Arapça pek bilmez diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). O da ümmidir. Ebcedi 2025 tarihini veriyor. MaşaAllah. “Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır.” İşte bu da Mehdi (a.s)’ye yardımcı olan ahir zamanda Musevi kavimdir, Musevilerden oluşan topluluktur. Bak “Musa’nın kavminden” şeytandan Allah’a sığınırım. “hakka yönelten” yani Ben-i İsrail’den “ve onunla adaletle davranan bir topluluk vardır.” İnşaAllah. Evet. Bugünkü programımızda da böyle güzel şeyler anlatmaya gayret ettik inşaAllah. Allah yarın daha da güzel, daha faydalı hayırlı şeyler anlatmayı bizlere nasip etsin. Milletimize bereket, bolluk, neşe, sevinç, birbirlerine karşı hürmet, saygı ve sevgi nasip etsin. Allah hepimize derin hidayet nasip etsin. Derin ahlak, derin güzellikler nasip etsin. Bizleri doğru yoldan ayırmasın. İnşaAllah. Kuran’ın yolundan, güzel ahlaktan ayırmasın. Türk-İslam Birliği’ni en kısa zamanda görmeyi Allah nasip etsin. Hepimize inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Size çok sayıda selam söyleyenler de oluyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Ve hepsine aleyküm selam. Tamam, ben de şu an programı bitiriyorum. Hadi bakalım. İnşaAllah.

Bu eser 1.027 kez incelendi.

Post To MySpace!
Mp4 dosyası (.mp4) - 51 download
404.85 MB
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
maddeninardindak... - Web Sitesi
Adnan Oktar'dan Ramazan'a Özel: Ölüm Gerçeğinin Farkında Olmak Dünyaya Bağlanmayı Engeller - Makale
Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (9 Şubat 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri'deki Canlı Röportajı (10 Şubat 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Allan Handelmann Show, Fm Talk WZTK, Kuzey Carolina, ABD Röportajı (9 Şubat 2010) - Haber
Ölüm Kıyamet Cehennem - Kitap
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1234 download
Dinler Terörü Lanetler - 1185 download
Dinler Terörü Lanetler - 1102 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1050 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.