Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (9 Şubat 2010)
Şubat 2010
SUNUCU: İyi akşamlar. Adnan Oktar’la Başbaşa programına hoş geldiniz. Yanımda birbirinden kıymetli konuklarımız var. Milli Değerleri Koruma Başkanı Tarkan Yavaş. Hoş geldiniz.
TARKAN YAVAŞ: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk. Ve tüm dünyada kitapları ilgi ile takip edilen ve büyük yankılar uyandıran yazar Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz.
SUNUCU: Teşekkürler, çok sağolun. Bu akşam KOCAELİ TV ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyeceğiniz Radyo İstasyonları ve internet sitelerini sizlere söylemek istiyorum. Radyolar; MAVİ KARADENİZ RADYO 106.4, RADYO STAR 94.0 AKSARAY, EMEK RADYO 101 MARDİN, KEYİF FM 92.7 NEVŞEHİR, ASIR FM 96.0 ADIYAMAN, OSMANCIK FM 106.0 ÇORUM, ENERJİ RADYO 90.0 ORDU, KOZAN FM 90.0 ADANA, ŞAFAK RADYO 105.5 KAYSERİ. Ayrıca internet sitelerimiz; www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv, www.selamhaber.com, www.yenihareket.com, www.bizimantalya.com.
Hocam nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Nasıl başlayalım Tarkan Hocam?
TARKAN YAVAŞ: Hocam nasıl uygun görürseniz… Günlük haberler var. Sevimli canlıların görüntüleri var.
ADNAN OKTAR: Tam donanım hazırsın sen. Cihat Hocamla karşılaştığımız olaylarla inşaAllah senle karşılaşmayız.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Umuyorum, inşaAllah. Genel konulardan da anlatayım da sonra inşaAllah geçeriz. Bu arada da yeni çıkan kitabımı göstereyim. Kuran Fihristi 8. Baskı. Şahane, Kuran’ın içerisindeki her türlü bilgi var. Bir de ucuz da. Tek cilt içerisinde, son baskısı bayağı güzel…
Şimdi bazı internet sitelerinde, ben bakmıyorum da bakanlar bana getiriyor. ‘’Hocam, şöyle diyenler var, böyle diyenler var’’ diye. İlginç, önemli gördüklerim var onları söyleyeyim. Diyorlar ki; ‘’Filistinli gençlere Adnan Hoca terörist’’dedi. Kardeşim şimdi mazlum çoluk çocuğu, kadını öldüren adam, Müslüman olsun, Hıristiyan olsun, Musevi olsun kim olursa olsu teröristtir. Bir savaş yoksa durduk yere, devletlerle savaş yoksa gidip bir genç kızı öldürdüğünde, çoluk çocuğun arasına bomba koyup öldürüp, yaralıyorsa, buna ne denir bana bir söylesinler? Teröristten başka karşılığı yok bunun. Ama ben cezaevindeki Filistinli kardeşlerimizin kurtulmasını canı gönülden istediğimi belirttim, hepsinin. Özellikle genç kızların ve çocukların… Ama çıktıklarında dedim; “melek gibi” çıksınlar. Güzel huylu yani hiçbir şekilde ellerini kana bulamayan, bombalama olaylarına girmeyen, terör tarzı olaylara girmeden, sıcak, güzel huylu iyi insanlar olarak çıksınlar dedim. Bu Kuran’ın emri. Ben ne diyeyim yani? Oradan çıktıklarında milleti bombalamaya devam etsinler. Tuttuklarını assınlar, kessinler, intihar bombacı olsunlar; düğünlere gitsinler, genç kızları, çoluk çocuğu gidip bombalasınlar... bunu mu diyeyim yani ne diyeceğim? Tabiî ki böyle diyeceğim. Haramdır aksi. Çünkü Ehli Kitap gayet rahat yaşıyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında. Sahabeler onları bombalamayı düşünmüyordu. Katliam yapmıyorlardı. Asıp, kesmiyorlardı. Rahat rahat yaşıyorlardı. Bu insanların da rahat yaşama hakkı var. Rahat huzurlu yaşasınlar diyorum. Olay bu. Bunu devlet yaparsa dedim. Bakın, devlet yaparsa hangi devlet yaparsa yapsın o da teröristtir dedim. Bu çok hayati bir konu… Şahsi terör de, devlet terörü de karşı olduğum husus dedim. Bunun üzerine ne olur? Ben kan dökülmesini istemiyorum. Masum kanı dökülmesin. Savaş nasıl olur? İki devlet karar verir. Derler ki; ‘’biz savaşacağız’’ İki tarafın kararı alınır ve kuralları vardır savaşın Kuran’a göre. Mesela çocuklara dokunulmaz, kadınlara dokunulmaz. Askerler savaşır. Kıran kırana savaşırlar, kim yenerse o galiptir. Öbür taraf da mağluptur. Mağlup olup da canlı olan kişilere de esir denir. Ve anlaşma şartlarını da karşı taraf belirler ve anlaşırlar. Bu kadar. Barış olduktan sonra, barış yaptıktan sonra adam savaşa devam ediyorsa buna terör denir. Barış yapıldıktan sonra savaş devam etmez. O zaman şöyle; biz diyeceğiz ki falanca ülkeye savaş açtık, sonra barıştık. Savaş bitti, belirli gruplar adam öldürmeye başladılar, bombalamaya başlar. Onlar da gelir bizi bombalamaya başlarlar. İsrailli denen adamlar gelir Müslümanların camisine, evine bomba koyar uçurur havaya, şahsi olarak. Bu da terördür. Devlet bunu yaparsa, zulmen yaparsa savaş olmadığı halde bunu yaparsa bu da terördür. Ben bunların tamamına karşıyım. Ben Mehdiyetin gölgesi altındayım. Mehdiyetin nurani ışığının altındayım. Biz Mehdiyete tabiyiz. Kuran’a tabiyiz. Dolayısıyla kan kabul etmiyoruz. Şiddet kabul etmiyoruz. Barışla, sevgiyle, dostlukla kardeşlikle bu konuları halletmek istiyoruz, inşaAllah. Bunu ben demiyorum Resulullah (s.a.v.) diyor; ‘’Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kimsenin burnu kanamayacak’’diyor. Benim kendi şahsi fikrim değil. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında terör yok, kan yok. Ben de Hz. Mehdi (a.s.) talebesiyim. Hz. Mehdi (a.s.)’a uyduğuma göre Mehdi (a.s.)’ın emrini ifa ediyorum, Kuran’ın emrini ifa ediyorum. Olay bu.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah Hocam, biz yıllardır şahidiz. Her zaman hem eserlerinizde, hem konuşmalarınızda hep barışa davet ediyorsunuz. Bir de her kesimin hakkını savunuyorsunuz. Hem Yahudilerin, hem Müslümanların, hem Hıristiyanların. Ve onlar da sizi adil buldukları için hep size gelip arabulucu olmanızı istiyorlar hem de barış için sizden yardım istiyorlar.
ADNAN OKTAR: Mesela o gün dediler ki adamlar, otelde toplantı yaptığımız gün; “İsrail terör yapıyor, katliam yapıyor, kan akıtıyor.” Onlar da dedi; “siz de kan akıtıyorsunuz.” karşı taraf da kan akıtıyor. Ben de her iki tarafı da susturdum. Dedim ki; kardeşim kan kim akıtırsa akıtsın kabul edilmez. Yani terörü kim yaparsa yapsın kabul edilmez. Devlet de yaparsa kabul etmem, şahıs da yaparsa kabul etmem dedim. Her iki taraf da sustu. Bu kadar. Bunun usulü budur. Savaş açtın mı, göğüs göğüse delikanlıca açıkça olur. Kalleşçe savaş olmaz. Net askerler savaşır buna savaş denir. Savaş bittikten sonra barış vardır. Kuran’da da bu açıklanır. Barış olduktan sonra yeniden savaşa devam eden, ferdi olarak devam eden adama “terörist”denir. Terör çıkartıyor demektir. Olmaz öyle şey. Savaşırsan topyekûn savaşırsın. Topyekûn karar alınır. Mesela Türkiye İngiltere’ye savaş açmıştı Çanakkale’de. Topyekûn savaştık. Ferdi, çete savaşı olmadı orada. Topyekün savaş vardı. Onun için böyle yeni yeni usuller, kaideler çıkartmaya gerek yok, inşaAllah. Barış yaptıysan barışa uyacaksın. Hem barış yapacaksın, hem de alttan alttan savaşacaksın. O da seni gelir bombalar o zaman. O da gelir çoluk çocuk öldürür. Kadınları öldürür. O da intihar bombacısı gönderir. Olur mu öyle şey? İki taraf da savaşacaksa net savaşması lazım, Barışsa tam barış olması lazım. Ama artık savaş çağı bitti. Savaşlık bir şey yok. Savaşılacak bir olay da yok. Bundan sonra Kuran’ın şefkati, merhameti ve sevgisi hâkim olacak. Mehdiyet hâkim olacak, inşaAllah. Savaşlar devri; 1. Dünya Harbi, 2. Dünya Harbi. O devrilerde bitti, çoktan kapandı.
TARKAN YAVAŞ: Hocam Darwinizm’i, materyalizmi fikren yok olmasına vesile olduğunuz için inşaAllah, Türkiye’de ve dünyada bu çatışmaların da, savaşların da engellenmesine vesile olmuş oluyorsunuz aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: Zaten savaşların nedeni; Darwinizm ve materyalizmdi. Sapkın felsefeler yüzünden savaş oluyordu. O felsefeler yıkıldıktan sonra, Darwinizm yıkıldıktan sonra artık savaşın bir gerekçesi kalmadı. Mantığı da kalmadı, anlamı da kalmadı. Dolayısıyla burada bunu düşünenler mantıklı olacaklar. 2 ülke, bakın barış imzalamışlar. ‘’Savaşıyoruz dese’’ ben bir şey demem. Savaş halindeler deriz. Ama diyor ki iki taraf da; ‘’biz barıştık’’ diyor. Ama fert fert adamlar, bir o kan akıtmaya kalkarsa, bir bu kan akıtmaya kalkarsa bunun adına “terör” denir. Yani burada lafı uzatmaya gerek yok. Değil mi? İnşaAllah.
Evet, başka neydi bana bir şeyler gösteriyorlardı arada sırada. “Allah nerede?” Ben diyorum ki; kardeşim Allah her yerdedir. Yok, dünyada yok Allah diyor. Nasıl peki diyoruz? İlmi var Allah’ın diyor. İlmi ile kuşatmıştır diyor. Allah nerede? diyoruz. Bilmiyoruz diyor. Gökte diyor mesela. Ya kardeşim, ya Allah her yerde olur, değil mi? (Haşa) Ya belirli bir yerde olur. Bunun üçüncü bir açıklaması var mı? Ya her yerdedir ya belirli bir yerdedir. Biz diyoruz ki; her yerdedir Allah. Ama nasıl her yerde? Mekandan münezzeh olarak, zamandan münezzeh olarak. Bizler mekânlı ve zamanlıyız. Allah zamansız ve mekânsız. Zamansız ve mekânsız olarak Allah her yerdedir. Yani adam, ben bunu anlayamıyorum diyor, anlayamadığı daha çok şey var. Sonsuzluğu da anlayamaz. Birçok şeyi anlayamaz, inşaAllah. Bakın, zamansız ve mekânsız olarak, Allah her yerdedir. Biz mutlak varlık değiliz. Biz gölge varlığız. Allah’ın tecellisiyiz. Allah’ın kendisi mutlak varlıktır. Ama mekândan münezzeh olarak, zamandan münezzeh olarak. Bu kadar, yani bunun açıklaması budur ve her yerdedir Allah. Evet.
SUNUCU: Hocam, küçük bir hatırlatma yapabilir miyim? www.harunyahya.tv sitesinden, 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Birkaç sorumuz var Hocam, internet sitesinden, arzu ederseniz?
ADNAN OKTAR: Tamam, yalnız sunucu kardeşlerimize ben söylemeyi unuttum. Bu www’lar onları yoruyor, onları söylemeyelim. Direkt mesela şu internet sitesi, bu internet sitesi diyelim. Anlaşıldı mı? O ilaveler çünkü bayağı yorucu oluyor. Bir de çok fazla olduğu için. Evet, senden bir soru almak çok güzel bir şey. Alalım, inşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederim Hocam. Kırgızistan’dan Yunus Bey diyor ki: “Hocam, Allah’ın her şeyde tecelli etmesini anlatır mısınız?”
ADNAN OKTAR: Mesela bak, sende Allah tecelli ediyor. Bende Allah tecelli ediyor. Balıklarda tecelli ediyor. Balık, böyle kendinden, hiçbir şekilde hareket edemez. Böyle rengi de olmaz. Onu bize Allah gösterir, balığı. Rengini de Allah göstertir. Onun göstereceği her türlü aklı da Allah yaratır. Buna, Allah’ın tecellisi deriz. Mesela ben konuşuyorum, ben konuşamam, Allah konuşturur. Ben nasıl konuşayım, gölge varlığım. Elimi, kolumu da hareket ettiremem, Allah hareket ettirir. İşte bu Allah’ın tecellisidir. Mesela sen soru sordun. Onu Allah sordu. Seni vesile etti Allah. Yani sesini, Allah yarattı. Mesela demin konuşuyoruz, bunların tamamını Allah yaratıyor. Yani biz, tek bir harf dahi ilave edemeyiz, tek bir harf çıkaramayız. Milimi milimine aynısını yaparız. Sonsuza kadar da bu böyledir. Yani sonsuz evvelde de Cenab-ı Allah bu konuşmayı bu şekilde yaratmıştır. Bak, sonsuz evvelde ve sonsuz sonrada da bu, bu şekildeydi bu konuşma. Yani bir de bunu yanlış biliyorlar. Mesela diyorlar ki, Sufiler’in bazı inançlarında var bu. Allah, yalnızdı. Bir gün hiçlik perdesine baktı ve kendini gördü ve bilinmeyi istedi. Yani yalnız olmaktan rahatsız oldu Allah diyorlar. Böyle bir şey olması için, zaman olması lazım. Allah zamansız, böyle şey olur mu? Yani Allah, bekledi bekledi bekledi diyorlar (haşa), bir gün insanların olmasını istedi. Yani yalnızlığı istemedi. Böyle bir şey yok, tek bir an vardır. Allah, herşeyi tek bir an içersinde yaratmıştır ve bitmiştir herşey. Tek bir anın içerisinde, sonsuz önce ve sonsuz sonra vardır. Bakın, sonsuz önce ve sonsuz sonra, tek bir anın içersindedir. Dolayısı ile, Allah’ın belirli bir süre bekleyip, bekledikten sonra bir şey yaratması diye bir konu yok. Yani mesela Adem (a.s.)’i, sonsuz evvelde yaratmıştır ve sonsuz sonrada da yaratmıştır. O vakitte de yaratmıştır. Yani an olduğu için, sonsuz evvel, sonsuz sonra ve o an arasında bir fark yok. Tek bir an var çünkü. Anlaşıldı mı? Dolayısı ile, Allah’ın bir şey beklemeye ihtiyacı yok. Yani bir şeyi gözlemleyip, sonradan tespit etmesi diye bir konu yok Allah için. Hepsini yapıp-bitirmiştir Allah. Yani sonsuz evvel ve sonsuz sonra, tek bir an içerisinde olduğunu hiç kimsenin unutmaması lazım.
SUNUCU: Hatice Abdulraif, Beylikdüzü’nden soruyor Hocam. Muhterem Hocam. Ben sizin Türk İslam Birliği mücadelenize katılıyorum ve tam destek veriyorum. Bazı arkadaşlarım evlenip, çocuk sahibi olmazsak, İslam yolundaki mücadelemizi kim devam ettirecek diyorlar. Bu bana samimiyetsizce geliyor. Sizin fikrinizi de öğrenebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Hz. Nuh (a.s.)’ın oğlu vardı, Peygamber olduğu halde oğlu kafirdi, laf dinlemedi, söz dinlemedi. Hz. İbrahim (a.s.)’ın babası Azer, kafirdi, laf söz dinlemedi. Hz. Nuh (a.s.)’ın hanımı, evli olduğu hanımı kafirdi, laf söz dinlemedi. Laf demeyeyim, Allah affetsin, söz dinlemedi. Kuran’ı, yani Allah’ın hükümlerini dinlemedi. Yani mesela, Habil-Kabil Kıssası’nda da bunu görüyoruz. Her evlat normal adam olacak diye bir konu yok. Benim mesela çocuğum yok. Ama milyonlarca evladım var, manevi evladım var, milyonlarca. Ben nasıl yetiştirdim onları peki, değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Hatta siz söylemiştiniz Hocam. Mimar Sinan’da iken böyle konular olduğunu, kendi vicdanınıza başvurduğunuzu ve kendiniz aile edinip, çocuk edindiğiniz takdirde yapacağınız tebliğin daha zorlaşacağını görüp, vicdanen inşaAllah bu şekilde devam etmeyi uygun gördüğünüzü anlatmıştınız daha önce Hocam bize.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben Akademi’ye geldiğimde, burada bizim ev hazırdı. Ben tek gelmiştim buraya. Yani istesem, burada evlenip, çoluğa-çocuğa karışabilirdim, işime gücüme bakabilirdim. Yani okulu da bitirip, bir iş sahibi de olabilirdim. Ama öyle yapmadım ben. Tüm vaktimi, bütün dikkatimi İslam’a, Kuran’a, İslam’a hizmete ayırdım, inşaAllah. Ve çok da isabetli ettim bunu yapmakla, değil mi?
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah. Evet Hocam, inşaAllah. Samimiyetinizle maşaAllah çok etkili oldunuz.
ADNAN OKTAR: Sen göstereceğin şeyleri göster bize bakalım.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah Hocam. Bir haber vardı. “Doğu’daki Kanaat Önderlerinden, Diyanet’e Çarpıcı Öneriler” diye. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, üç gün süren Diyarbakır temasları kapsamında, bir ilke imza attı. Diyarbakır, Batman, Siirt, Mardin, Şırnak ve Şanlıurfa’dan, yaklaşık 60 kanaat önderi ile bir araya geldi. Hocam, burada Sayın Bardakoğlu kanaat önderleri ile bir araya gelerek, bölgede dinin önemini vurgulamışlar birlikte. Bu kanaat önderleri de Bardakoğlu’na, İslam dininin, İslam ahlakının bölgede mutlaka gösterilmesi, eğitiminin verilmesi ve bu şekilde bu bölgeye huzur ve bereket geleceğini söylemişler Hocam. Siz bu konuda, yıllardır söylediğiniz bir konuydu bu. Dinin, Doğu’ya, Güneydoğu’ya birlik beraberlik bereket getireceğini söylüyordunuz. Bugün Ali Bardakoğlu, sizin de daha önce belirttiğiniz gibi, böyle bir girişimde bulunmuş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu esaslı bir gelişme. Ali Bardakoğlu maşaAllah, Hocamız son günlerde atak üzerine atak yapıyor. Hep hayırlı faaliyetlerde bulunuyor. Bu üslubundan dolayı da gene tebrik ediyorum. Yani böyle atıl bir konumdan çıkıp canlı bir konuma gelmiş oldu kurum bir yönüyle. Yani bir yönü ile atıldı, yani daha önce benim gördüğüm. Ama şu an, çok canlı, değil mi? Hareketli ve faydalı bir tavır içerisinde inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Evet, maşaAllah. Birkaç haber daha vardı Hocam, onları da geçeyim mi? “Karzai’den Türkiye övgüsü”. Türkiye’nin son dönemdeki gelişmelerini öven Karzai, “Türkiye, Hindistan ve Pakistan’ın çabaları da çok önemli” diye bir vurguda bulunmuş. Yine Türk İslam Birliği’nin, Türkiye öncülüğünde kurulacağına işaret eden cümlelerden bir tanesi. “Türkiye, Küresel Güç Olma Yolunda” diye gene MÜSİAD’ın başkanının bir demeci olmuş bugün. Yine başka bir gazetede, “Türkiye Küresel Güç Olma Yolunda” şeklinde haber çıktı. Bir başka haberde, “Her şeyimizi Kuran’a borçluyuz”. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, “Rabbimiz, Kuran’ı korudu, Kuran da 14 asırdır bizi korumakta. Kuran’a her şeyimizi borçluyuz”, dedi.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Hocamız manen coşmuş, Ali Bardakoğlu Hocamız. Çok çok güzel.
SUNUCU: Hocam, ufak bir hatırlatma yapayım ben tekrar, hazır elinize soruları almışken. Soru ve görüşlerinizi bize, ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz.
TARKAN YAVAŞ: Hocam, bir haber daha vardı, gene Ali Bardakoğlu ile ilgili. “Kuran Okuyun Tavsiyesi, Karanlıklara Yakılan Kandildir”. Diyanet İşleri Başkanlığı, Kuran okuyun tavsiyesinin, sulandırılarak magazin malzemesi haline getirilmesine tepki gösterdi. Diyanet’ten yapılan açıklamada, cami cemaatine ve hatta tüm insanlığa yönelik Kuran okuyun tavsiyesinin, kuyuya atılan bir taş değil, karanlıklara yakılan bir kandil olduğu aktarıldı. Bu sanal dünyalardan, hakikat dünyasına bir çağrıdır, diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bugün soru değil de, genel konulardan konuşuruz inşaAllah. Daha iyi olur inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Son olarak da Hocam, “Barajlar Doldu”, şeklinde böyle müjdeli bir haber vardı. Daha önce “Küresel Isınma” diyorlardı. Yağmurların azalacağını ve felakete doğru gidildiğini söylüyorlardı. MaşaAllah, bugün barajlar dolu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, o çok iyi bir tekzip oldu, o küresel ısınmacılara. Bırakın dedim böyle. Direkt atıyorsunuz dedik. Israrla söyledim. Bak doğru söylemiyorsunuz dedim. Yok dediler, biz doğru söylüyoruz dediler. Bak Allah onları yalancı çıkarttı. Şu an bak geceli-gündüzlü yağmur yağıyor görüyorsun. Son derece bereketli, güzel bir ortam oluştu inşaAllah.
Tarkan Hocam, bu Mehdi (a.s.) ile ilgili alametler tamamen çıktığı halde, epey bir insan bunu anlamazlıktan geliyor. Said Nursi de, açıkça Mehdi (a.s.) bu yüzyılda geleceğini söylediği halde, benden sonra gelecek dediği halde, gene anlamazlıktan geliyorlar. Bunun hikmeti ne sence?
TARKAN YAVAŞ: Hocam, Allahualem çıkarlarına dokunacağını düşündükleri için, pek yanaşmıyorlar böyle bir gerçeğe. Kendileri de çok iyi bildiği halde, buna yanaşmıyorlar. Kendi konumlarını kaybedeceklerini düşünüyorlar Allahualem. Kendi ortamlarını, rahatlığını, huzurunu, mevki ve makamlarını kaybedeceklerini düşünüyorlar.
ADNAN OKTAR: Şimdi mesela Fırat’ın suyun kesildi. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, Mehdi (a.s.) zamanında, Fırat’ın suyu kesilecek. Ama bu, bir kere kesilmeden bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.), bir kere. Ve tarihte de bir kere Fırat’ın suyu kesildi. İkinci kesilme kastedilmiyor burada. Şimdi bu adamlar diyor ki, bu kesilmeyi biz saymıyoruz, bir kesilme daha olacak sonradan diyorlar. Şimdi Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, bir kuyruklu yıldız diyor doğacak, aynı dönemde iki uçlu bir kuyruklu yıldız doğacak diyor. İki uçlu kuyruklu yıldız, 1000 yıl sonra doğacak, öbür yıldız. Bakın, 1000 yıl sonra. Yani onların dediği hesaplara hiç uymuyor. Yani en şeyi bile 570 sene diyor, yani en sivri düşüneni bile 570 sene diyor, gene ona da uymuyor, çünkü 1000 yıl sonra gelecek bu kuyruklu yıldız, yani çift uçlu olan. Lulin kuyruklu yıldızı. İki kuyruklu yıldızın aynı anda olması ve çift uçlu kuyruklu yıldız, zaten olacak bir olay değil. Yani rastlanan bir olay değil. 1000 küsur sene sonra belki bir araya gelecekler. 1000 küsür sene sonra. Biz diyorlar, bunu da saymıyoruz diyorlar. Bakın bu oldu, Peygamber (s.a.v.)’in dediği bu alamet oldu, ama biz bunu saymıyoruz diyorlar. Bir kere daha olması lazım diyorlar bakın. Peygamber (s.a.v.) diyor ki, binalar yükselecek diyor, gökdelenler oluştu biliyorsunuz, yani yüzlerce metre. Biz bunu da saymıyoruz diyorlar. Bir başka, yeniden gökdelen yapacaklar, onu kabul ederiz biz diyorlar. Bu gökdelenleri saymıyoruz diyorlar. Tarihte bir kere Kâbe baskını oldu, hac engellenecek şekilde, bir kere. Mehdi (a.s.) zamanında diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.), bir kere Hac anında Kâbe basılacak, kan akıtılacak, Cemretül Akabe üzerine kanları akacak diyor ve büyük olay çıkacak diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Hac engellenecek diyor. Bu olay tarihte bir kere oldu, hicri 1400’den itibaren. Hicri 1400’deyiz, 1400 yıl içerisinde bir kere oldu. Adamlar diyor ki, tamam diyorlar, bir kere, ilk olan olayı kastediyor Peygamber (s.a.v.) diyorlar. Ve ilk defada bu oldu doğru. Ama bir kere daha biz diyorlar, bunu kabul etmiyoruz. bir kere daha Hac yolu kesilecek, Kâbe gene basılacak, Kâbe’de kan akıtılacak, bu alameti biz kabul ederiz, bu alameti kabul etmiyoruz biz diyorlar. Şimdi Ramazan Ayı’nda, ay ve güneş tutulmaları oldu. Bu da bin yıl sonra olabilecek bir şey, yani Ramazan Ayı’nda aynı ana rast gelmesi, bakın ay ve güneş tutulmalarının, 15 gün ara ile. Bir kere oldu, hicri 1400’den sonra, yani 1981 ve 82’de oldu. İki Ramazan üst üste, hadiste de öyle diyor zaten. İki yıl üst üste olacak diyor, ay ve güneş tutulmaları. Bu ikisi de oldu. Biz diyorlar, bunu da kabul etmiyoruz. Bir kere daha olması lazım diyorlar. Yani bir daha olacak diyorlar, o zaman kabul edeceğiz diyorlar. O devirde diyor ki Peygamber (s.a.v.), Irak işgal olacak. Para birimi kalkacak. Irak ordusu bir gece içinde ortadan kaybolacak diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Irak yenilecek, yabancı ülkeler saldıracak Irak’a diyorlar. O alamet oldu, tam anlamıyla oldu değil mi? Herkes biliyor bunu. Biz bunu da saymıyoruz arkadaş diyor. Bir daha olması lazım diyorlar. Bir daha olacak, o Mehdi (a.s.)’ın alameti olacak diyorlar. Bu sayılmaz diyorlar. Peygamber (s.a.v.) diyor ki, Afganistan o dönemde işgal olacak diyor. Afganistan işgal oldu. Biz bunu da saymıyoruz diyorlar. Bir daha olması lazım diyorlar. Azerbaycan işgal olacak diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Biz onu da saymıyoruz diyorlar. Böyle saymadıkları yüze yakın alamet var çıkmış, Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği. Saysam şimdi, sabaha kadar devam eder. Bunların hiçbiri geçerli değil diyorlar. Aynısı bir daha tekrar ettiğinde, o zaman kabul edeceğiz, şu an kabul etmiyoruz diyorlar. Kardeşim, sen bu seferinde kabul etmeyen adam, ikinci sefer niye kabul edesin? Ona da bir bahane bulursun sen. Yani bu kadar alameti görmüş adam, kabul etmek istemiyorsa, onu da kabul etmez.
TARKAN YAVAŞ: Hocam, siz daha önce söylemiştiniz. Fırat’ın suyu bir kere kesilir demiştiniz. Zaten hakikaten Fırat’ın suyu bir kere kesilirse, bir kere kesilmiş olur. İlk kesilme, zaten o kesilme olmuş olur.
ADNAN OKTAR: Yani başka, öbürünü demiyor Peygamber (s.a.v.), bir kere olacak diyor. Yok diyorlar, bir kere olması olmaz diyorlar. İkinci kere olsun diyorlar.
TARKAN YAVAŞ: Bununla ilgili kupürler de vardı. “Fırat’ın Yatağı İlk Kez Kuruyor” diye, zaten bu haberler de o yöndeydi Hocam inşaAllah. “Koca Fırat Doğduğu Yerde Durdu”.
ADNAN OKTAR: İşte budur Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in belirttiği. Bak, “Koca Fırat” diyor, “Doğduğu yerde durdu”. İlk defa olmuştur tarihte. Onlar, bir daha olacak diyorlar.
Şimdi Bediüzzaman diyor ki, Mehdi (a.s.) gelecek, Darwinizm’i, Materyalizm’i yerle bir edecek diyor. Şimdi Darwinizm, Materyalizm dünya çapında yerle bir olmuş durumda. Bu olmaz diyorlar. Şimdi Darwinizm, Materyalizm yenilecek, bir daha Darwinizm olacak, yeniden olacak. Bir daha Materyalizm olacak, Mehdi (a.s.) onu yenecek diyor. Bu birinci yenmesi olmaz diyor yani. Şu an dünyadan yıkılması olmaz diyor. Yıkıldıysa bir daha nasıl olsun onun yerine Darwinizm, Materyalizm, değil mi? Yıkıldıysa, bitmiştir.
TARKAN YAVAŞ: Hiç ayağa kalkacak bir durumları da kalmadı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Biz bunu saymayız diyor. Bir daha olacak diyor. Bediüzzaman diyor ki mesela, Mehdi (a.s.)’ın üç görevi olacak diyor. Yok, öyle demiş olması önemli değil diyorlar Bediüzzaman’ın. Mehdi (a.s.)’ın bir tane görevi olacak diyorlar. Çünkü Said Nursi zaten birinci görevi yaptı diyorlar. O gelse, Siyaset Mehdi si olacak diyorlar. Bediüzzaman da diyor ki, o hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat aleminde Mehdi (a.s.) olacak diyor. Yok arkadaş diyor, öyle bir şey yok diyor. Biz biliriz diyor. Bizim Hocalarımız var. Ona sorarsın diyor. Onlar biliyorlar diyor. Yani Said Nursi’nin açık ifadelerini kabul etmiyorlar, yani sarih izahlarını. Verdiği tarihi kabul etmiyorlar. Diyor ki mesela, bir yüzyıl sonra, benden bir yüzyıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek diyor. Hicri 1300’de gelmişti Said Nursi, bir yüzyıl sonra, hicri 1400 ediyor. Hatta kafaları almayanları da biraz hesaba katarak Bediüzzaman, 1400 yıl sonra gelecek bir hakikati diyor. Bak, Mehdi (a.s.) için, net tarih veriyor. 1399 da demiyor, 1405, 1403 de demiyor. Tam tarihini veriyor. 1400 yıl sonra gelecek bir hakikati, diye Mehdi (a.s.)’ın tam tarihini vermiş oluyor. Bütün bunlara rağmen, Mehdiyet anlaşılmazlıktan geliniyor. Niye? Çünkü Allah bir perde ile Mehdiyeti örtüyor. Yani bir mucize meydana geliyor. İnsanlar buna şaşacaklar, yani bu kadar aleni alametler olmasına rağmen. Bu kadar net, sarih olmasına rağmen, gözlerinin önünde bu kadar alamet gelişmesine rağmen, kabul etmedikleri için buna şaşıracaklar. Çünkü bunu kabul etmeyecekleri, Peygamber (s.a.v.) tarafından hadiste belirtiliyor. 300 kişi kabul edecek diyor Peygamberimiz (s.a.v.). 313 kişi, o kadar. Onun dışında hiç kimse kabul etmeyecek, yani aleni olmasına rağmen. Ve diyor, o 313 kişi ile ben dünyaya hakim edeceğim diyor Allah. İslam’ı dünyaya hakim edeceğim diyor 313 kişi ile.
TARKAN YAVAŞ: Bir de Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Aleni olmasına rağmen, iftiralara maruz kalıyor. Böyle eziyete maruz kalıyor. Hapse maruz kalıyor. O da mucize inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi mesela insan düşünür, yahu bu kadar alamet olunca, insan nasıl bilmez Mehdi (a.s.)’ı. Ben olsam en azından Mehdi (a.s.) geldi derim. Bu kadar alamet olunca. Bakın, bir mucize de burada meydana geliyor. Mesela Peygamberimizin(s.a.v.) anlattıklarının hepsi mucizedir, tamamı mucizedir. Ama bu gözle görülür dehşetli bir mucize. Bak kardeşim diyoruz bütün alametler çıktı mı, çıktı diyoruz. Sen ehli sünnet inancısın, tamam doğru diyor. Bu hadisler de doğru mu? Bu da doğru diyor. Oluşmuş diyoruz, olabilir diyor. Bir daha olması gerekiyor diyor. İşte bu, mucize bu. Yani bunu normalde dememesi lazım. Hakikaten alametleri çıkmış, gerçekten Mehdi (a.s.) bir yerde demesi lazım. Bunu diyemiyor. Bunda bir acayiplik var.
Bismillahirrahmanirrahim. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz inşaAllah. İbrahim Suresi, 14. sure. Onu açmışsın, 34. “Allah size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, -şeytandan Allah’a sığınırım- onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.” diyor Allah. Yani nimetleri saya saya bitiremezsiniz diyor. Ama gerçek şu ki diyor Allah, insanlar zalimdir diyor ve nankör. Allah’ın bu nimetlerini görmezden geliyorlar diyor. Bu kadar nimet verdiğim halde. Mesela bakıyorum televizyona, bugün de yine baktım, konuşuyorlar. Kanalları açıyorum, yabancı kanallarda özellikle, mesela 70 yaşında, 75 yaşında böyle, artık eprimiş yani, öldü ölecek tipler. Böyle takmış takıştırmış moda muhabbeti yapıyor. Yani işte böyle “very elegant” bilmem ne… Böyle pozlara giriyor ama iki büklüm. Onun artık kim bilir ne rahatsızlıkları vardır. Artık romatizması ayrı, efendim tansiyonu ayrı, kalbi ayrı otuz çeşit ilaçla ayakta duruyorlar. Yani öldü ölecek böyle, tek kelime Allah’tan bahsetmiyor. Yani aklının ucundan geçmiyor sanki. Hiç ölüm insanın aklına nasıl gelmez? Yani 75 yaşında artık 80’e gelmiş, yahut 90 yaşında daha hala artistlik peşinde. Yani böyle tripleri, üslupları, şunu bunu falan karşı tarafa böyle sükse olsun tarzında, suni. O manken kızlara falan bakıyorum, çocuklara delikanlılara baktım. Onu geçende de söylemiştim. Yüzlerinden birçoğunun asalet alınmış. Böyle insani derinlik, yani böyle insan ışığı alınmış. Böyle et, kemik haline gelmişler. Güzel ama çok basit, çok sıradan, insan saygı duyamıyor, değer veremiyor. Yani mesela insan hayranlıkla bakmak ister, değer vererek bakmak ister. Ama mimiklerine bakıyorum çok adi, üslubuna bakıyorum çok adi. Yani adi olduğunu kabul etmiş. Adama kabul ettirmişler adiliğini. Birçoğu öyle, iyi olanlar da var onları tenzih ederim. Mesela gençleri görüyorum çocuklar sanki böyle kurulmuş robot. Yani böyle plastikten yapılmış, yüzünde en ufak bir insan ifadesi yok. Ne bir derinlik, ne bir şahsiyet, ne bir karakter. Bomboş adamlar. Kızları diziyorlar. Sıradan geliyorlar böyle. Sanki toprağın altından çıkmış da geliyor gibi. Hani var ya Allah yaratıyor, topraktan yaratıyor. Topraktan yaratılmış böyle bir grup geliyor. Bir grup da toprağa gidiyor. Bir yandan kayboluyorlar, bir yerden kayboluyorlar. Bakın siz de bakın, aynı o tarzda. Mesela yürüyüş nizamına bakın, topraktan çıkıyor olarak geliyorlar. Geri toprağa dönüyorlar, oradan dönüp dolaşıp toprak onları geri yutuyor. Toprağın içinden çıkanlar toprağın içine geri giriyorlar. O gözle bakabilirsiniz. Hemen hemen büyük bir çoğunluğunda derinlik, tutku, böyle güzelliğin verdiği heyecan, aşk asaleti göremiyorum. Çok yüzeysel yani plastikten yapmış gibiler. Özellikle bazı moda şirketleri de bunları böyle insanlıktan çıkarttılar, bir kısmını. Mekanik insanlar elde ettiler ve gittikçe onları robotlaştırıyorlar. Onların kişiliklerini bozuyorlar, şahsiyetlerini bozuyorlar, derinliklerini ellerinden alıyorlar. O da topluma da yansıyor, çünkü onları öbürleri de örnek alıyor. Mesela şarkıcıları örnek alıyorlar, bilmem şunu bunu örnek alıyorlar. Onların yapmacık haraketlerini, onların insani olmayan donukluklarını, Allah’ı unutmuş hallerini, yahut züppe tavırlarını, deli ve çılgın haraketlerini örnek alıyorlar. Halbuki bunların hepsi ölüme gidiyor. Mesela eski ünlü sanatçıların büyük bölümü öldü şu an. Bir aralar muazzam şöhrettiler bunlar, hepsi öldüler. Kimse de bahsetmiyor, yani ne kadar çabuk unutuyorlar. Yani mesela benim zamanımda, yine mesela filmlerde olsun, sanatçılarda olsun bir asalet vardı. Ama şu an daha azaldı o, yani eski gücü kalmadı. Eski yabancı artistler de daha kişilikliydiler, daha şahsiyetliydiler. Şimdi ne sanatçı çıkıyor artık. Ne güzel bir film hazırlayabiliyorlar. Ne bir sanata ait birşey elde edebiliyorlar. Ne güzel bir resim yapabiliyorlar. Hemen hemen sanatın tamamı donmuş durumda. Bu da Allah sevgisinden uzaklaşmaktan oldu. Ekonomik kriz bütün şiddetiyle dünyayı sarmaya başladı. İtalya’ya da sıçradı, daha şiddetlendi. Yunanistan’ı çökertmişti, şimdi İtalya’yı çökertiyor. Oradan Fransa’ya, Avrupa’yı çökertmeye yönelik. Çünkü sevgisizlik, Allah sevgisinden uzak olmak, amaçsız olmak, hiçbir gayesi olmamak insanları, büyük bir bölümünü böyle zombi haline getirdi. Yaşayan ölü haline geldiler. Ruhları boşaldı. O zaman işte ne çalışma istekleri oluyor, ne yaratıcı güçleri oluyor, ne heyecan duyabiliyorlar, ne sanat güçleri oluyor, hiçbir şey ortaya çıkmıyor. Bu öyle bir hale gelecek ki artık, insanlık yaşayamayacak hale gelecek. İşte o ortamda Mehdi (a.s.) zuhur edecek. Yani bunun gücü gittikçe artacak. Bu sevgisizliğin verdiği azap, bu çöküntü her yeri sarmaya başlayacak ve buna çözüm bulamayacaklar. Yani bu kart kaşar kültürü, azgınlık, kavgacılık, saldırganlık, terslik, sevgisizlik insanların ruhunu gittikçe kemiriyor. Ve bir süre sonra insanların bünyesinde bu, ciddi bir çökmeye sebep olacak dünya çapında. Sonunda mecbur olacaklar Allah’a dönmeye, Allah’tan yine Allah’a sığınacaklar. Yoksa şu anda, bu bir anda oluşmaz tabi. Bediüzzaman da diyor, vukuatı ahir zaman diyor uzun bir süredir diyor, uzundur diyor. Biz bir faslındayız diyor. Yani ahir zamanın bir faslındayız diyor inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah Hocam, sevimli canlılar vardı.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Bu nedir onun yavrusu mu o? Ama bayağı büyümüş bu. Bu çok şeker işte bu. Bir de kolları da tombiş tombiş acayip gürbüz oluyorlar. Ama bunun şakası olmaz, bayağı gelişmiş bu, çete olmuş bu artık. MaşaAllah çok güzelmiş at maşaAllah. Mesela bu sevilir bu kerata kulakları falan ısırmaya müsait. Şu beyaz deve çok şekermiş. Öbürü de çok güzel. Allah Allah ne kadar sevimli bu herifler maşaAllah. Bunların böyle güzel geçinmeleri de ahir zaman alameti. Söylemiştik.
TARKAN YAVAŞ: Son zamanlarda Hocam dediğiniz gibi çok fazla böyle hayvanların birbirleriyle geçindiklerine yönelik fotoğraflar vardı.
ADNAN OKTAR: Bunlar, şu çok şahane olmuş bunların pozu. Ahbap olmaları insanın çok hoşuna gidiyor. Bu da çok yakışmış maşaAllah. Bu da annesinin sırtına mı çıkmış ne yapmış öyle? Bu felaket şekermiş. Tam sevmelik kucakta acayip tatlı oluyor bunlar. MaşaAllah. Bayağı bir yemek yemiş bu. Göbiş doymuş. MaşaAllah. Bunun da gürbüzlüğü çok şahane. Bunlar küçükken böyle beyaz mı oluyor nedir böyle? MaşaAllah renk şahane. Bayağı güzel. Yüzündeki o salaklık çok şahane. MaşaAllah. Bu da Roma’lı askerlere benziyor. Darwin ne diyordu bu tavus kuşlarına?
TARKAN YAVAŞ: Beni deli ediyor diyordu.
ADNAN OKTAR: Niye delirtiyormuş?
TARKAN YAVAŞ: Bu kanatlarını görünce onların muhteşem güzelliklerin onların nasıl olduğunu olabileceğini düşündüğünde yaratışın dışında bir şey aklına gelmediği için bunlar beni delirtiyor diye söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani evrime uygun olmadığı için evrim teorisiyle çeliştiği için. Evet. Mesela bu tamam bu sevilir bu herif. Hiç bundan sorun çıkmaz.
Evet 3 dakikamız varmış.
Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız." Yani burada da işte Mehdi’lerin liderlerin önemine dikkat çekiliyor. Bak Hz. Musa (a.s.) olmadığında sapıtıyorlar. Ama Hz. Musa (a.s.) olduğunda yapamıyorlar. Bak biz o gelinceye kadar bunu yapacağız diyorlar. İşte diyorlar ki adamlar neden Mehdi (a.s.)’ın önemi oluyor? Neden Hz. İsa (a.s.)’ın gelmesi gerekiyor? İşte bu nedenle gelmesi gerekiyor. Yani insanların daima bir lidere ihtiyacı oluyor. Manevi öndere ihtiyacı oluyor. Tek başlarına yapamıyorlar.
(Musa da gelince:) "Ey Harun" demişti. "Onların saptıklarını gördüğün zaman seni alıkoyan neydi?" "Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?"
De ki: "Ey annemin oğlu” Yani onu en hassas yerinden yakalıyor. Hz. Musa (a.s.)’ı. Çünkü anneden kardeşi. Ona şefkat duyacağını düşünüyor. Onun o yönüyle de biraz etkilemeye çalışıyor. “Sakalımı ve başımı tutup-yolma.” Demek ki sakalı ve saçı uzun o dönemde. Yani tutulacak kadar bir sakalı var. Saçı da tutulacak kadar. “Tutup yolma”. Bir hayli sinirlenmiş demek ki Hz. Musa (a.s.).
“Ben, senin: "İsrail oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum.”
O da abisinden çekiniyor. Hz. Musa (a.s.) yani bayağı heybetli biri. “(Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri?"” Oranın, o devrin münafığı. “Dedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi." O devrin münafığı sahtekarlık yapıyor. Kendince Hz. Musa (a.s.)’ı kandırmaya çalışıyor kendi üslubuyla. Fakat tabi en ağır şekilde cezalandırılıyor.
“Dedi ki: “Haydi çekip git, artık senin hayatta (hak ettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir.” Yani tecrit ediyor onu Hz. Musa (a.s.), uzaklaştırıyor.
Tarkan Hocam sen yine bilgisayarına bakıyorsun. Bir şeyler var herhalde orada. Neler var?
TARKAN YAVAŞ: Hocam fosillerle ilgili bir film vardı. Onu gösterelim uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Nasıl bir film?
TARKAN YAVAŞ: Fosillerin Hocam milyonlarca yıldır hiç değişmediğini bize gösteriyor. Burada 300 milyon yıllık bir karides fosili var. Bundan sonra 67 milyon yıllık çizgili sırtlan kafatası var.
ADNAN OKTAR: Bu oldu. Dişler mişler olduğu gibi duruyor. 67 milyon yıllık.
TARKAN YAVAŞ: Bu da günümüzde yaşayan çizgili sırtlan. 95 milyon yıllık kedi balığı fosili.
ADNAN OKTAR: Evet değişikliğe uğramamış.
TARKAN YAVAŞ: Ve günümüzdeki kedi balığı hiçbir değişiklik yok.
ADNAN OKTAR: Bu evrimcilere nasıl böyle damla damla asit gibi değil mi? Ciğerlerine çok rahatsızlık veriyordur.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah. 50 milyon yıllık cüce altı gözlü örümcek.
ADNAN OKTAR: Nedir bu?
TARKAN YAVAŞ: Bu Hocam katsura yaprağı. Bu günümüzde yaşayanı.
ADNAN OKTAR: Tamam fosilini göreyim.
TARKAN YAVAŞ: Fosili bu.
ADNAN OKTAR: Evet değişiklik yok, doğru.
TARKAN YAVAŞ: Hiçbir değişikliğe uğramamış. Bu da 50 milyon yıllık cüce altı gözlü örümcek fosili. Görüntüsü bu. O da hiç bir değişikliğe uğramamış. Bütün detayları gözüküyor burada. Bu da günümüzde yaşayanı. Aynı şekilde hiçbir değişikliğe uğramamış. İlk günden beri aynı. 300 milyon yıllık karides.
ADNAN OKTAR: Bu mesela net. Kızıl kurt kafatası. Diş yapısı kafatasıyla hakikaten kızıl kurt kafatası aynısı. Göster hayvanın kendini de göster. Özellikle dişleri değil mi tam anlamıyla kalmış? Ne soylu hayvan maşaAllah. Acayip güzel. Gözleri şahane oluyor bunların. Badem gözlü falan çok güzel oluyorlar.
TARKAN YAVAŞ: 95 milyon yıllık kertenkele balığı fosili.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bak kalıp gibi kalmış.
TARKAN YAVAŞ: Tamamen bütün detaylar var. Bugünkü ile aynı hiç değişmemiş. Sekoya dalı. Bu da 50 milyon yıllık. Burada fosili. Detaylı çekimi.
ADNAN OKTAR: Bak fotoğraf gibi maşaAllah. Tabii.
TARKAN YAVAŞ: Bu da günümüzdeki aynı desenler aynı görüntü. MaşaAllah hiçbir değişikliğe uğramamış. 25 milyon yıllık “kulağa kaçan” diye bir canlı. Amber içerisinde.
ADNAN OKTAR: Bu amber ama çok şahane oluyor. Onların hiç hesaplamadığı birşey. Amberde vücut dokusu da olduğu gibi kalıyor. Yani sırf kemik olarak değil. Her şeyi kalıyor. Yani dış görünümüyle de kalıyor.
TARKAN YAVAŞ: Bu da bugünkü Hocam. Yine hiçbir değişikliğe uğramamış. Aynı görüntü. Bir örümcek 50 milyon yıllık yine amber içinde. Bütün detaylarıyla gözüküyor. Bu da yakın çekimde. Ve bu günümüzdekiyle tıpatıp aynı. 58 milyon yıllık kara ağaç yaprağı.
ADNAN OKTAR: Ağaç yaprakları sonradan insana dönüşmemiş, değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Dönüşmemiş Hocam. Görüldüğü gibi aynı şekliyle bugün de tüm güzelliğiyle duruyor. 50 milyon yıllık örümcek, yine fosil. 5 milyon yıllık bir örümcek fosili.
ADNAN OKTAR: Bak hep örümcek olarak kalmış. Yani sonradan herkül gibi bir adama dönüşmemiş, özetle.
TARKAN YAVAŞ: Bugünkü görüntüsü de yine bu şekilde. Hiçbir değişiklik yok. Bir tatarcık yine 50 milyon yıllık ve günümüzdeki hali yine hiçbir değişikliğe uğramadan duruyor. 125 milyon yıllık bir yusufçuk fosili burada apaçık gözüküyor. Kanatları muhteşem maşaAllah. Ve günümüzdeki yusufçuk. O da tüm güzelliğiyle hiçbir değişime uğramamış. 206 ile 144 milyon yıllık Alleculinae diye bir canlı. Onun fosili ve bugünkü hali yine tıpatıp benzer. 33 milyon yıllık tavşan.
ADNAN OKTAR: Kerata kim bilir ne yapıyordu o anda. Ani yakalanmış anladığım kadarıyla. Neyse şimdilik bu kadar yeter.
“Hz. Mehdi (a.s) diyor ki; kuru bir ağacı diktiğinde o ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır.” Ağaçlara da sevgisi olacak Mehdi (a.s)’ın, bunu gösteriyor. “Onun hilafetinden yer ve gök ehli, bütün yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile razı olacaktır.” Yani balıklar bile onu sevecek diyor, Mehdi (a.s)’ı. Bakın diyor ki hatta diyor hatta denizdeki balıklar bile razı olacaklar. Onlar da bir ümmet çünkü. Onların da Allah içlerine bir ilham veriyor. Yabani hayvanlar, kuşlar, gök ehli herkes onu sevecek diyor, onun bulunduğu ortamı. “O kimsenin bilmediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine "Mehdi (a.s.)" denilmiştir”. Yalnız bu kaynaklar sağlam kaynaklar. Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman. Yani El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar. Mesela bu değerli bir eserdir, inşaAllah. “Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın, O Mehdi (a.s.)'dır." Bak Muhammed ümmetinin en hayırlısı. Yani o devrin en iyi insanıdır diyor Peygamberimiz (a.s.). “Sizin zorluklarınızı gideren veliniz” Hayat pahalılığını, sevgisizliği, kavgaları savaşları gideren veliniz “olan kimseye katılın, O Mehdi (a.s.)'dır.” “Devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır.” Bu ne demektir? İşte “Kutbul İrşad” kutup olduğu yani en büyük mürşid diyor ya Said Nursi kastedilen budur. “Mehdi (a.s.) (zamanındaki) insanların en hayırlısıdır.” Yine ona bakıyor. Yalnız bunların hepsi Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman isimli eserden. “Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (sav)'in sancağı, gömleği, kılıcı, işaretleri, nuru ve güzel ifadesiyle yatsı vaktinde çıkar” Mehdi (a.s.)’ın faaliyetleri hep yatsı vaktinde. Hadislerde ona dikkat çekilmiş. Gündüzleri pek ortada yoktur diyor Peygamberimiz (s.a.v). Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sancağı nerede?
TARKAN YAVAŞ: Topkapı Sarayı’nda İstanbul’da.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak onu da çarpıtmaya çalışıyorlar. Halbuki burada çok açık seçik olarak Peygamberimiz (s.a.v.)’in alametleri var. O sancak, o sancak değil diyor. Halbuki bu hadislerde detay değil, orada kastedilen bir sancaktan bahsediliyor. Sancak sancaktır. İşte sancağın kenarı şöyleydi, bezi böyleydi, kumaşı böyleydi. Hadislerdeki bu detaylara girilmemesi gerekir. Sadece ilgili kısım önemlidir. Yani bir sancak, Peygamberimiz (s.a.v)’in sancağı, mesela kılıcı. Topkapı’daki kılıç değil o diyor, başka bir kılıç. Nereden biliyorsun öyle olduğunu? Peygamberimiz (s.a.v)’in 2 tane kılıcı var, ikisi de orada. Topkapı’da. Bak “nuru ve güzel ifadesiyle yatsı vaktinde çıkar” diyor. Demek ki Mehdi (a.s)’ın hem nuru olacak, hem de yüzünde de güzel bir ifade olacak buna dikkat çekilmiş. “Geceleri ibadetle meşgul olup, faaliyet yapacak” diyor, “gündüzleri gizli olacak…” Pek görülmeyecek yani Mehdi (a.s.). Buna dikkat çekiliyor.
Sen oku bana istersen buradan hadislerden bana sor. Ne dersin? Öyle bir dene bakalım, nasıl olacak?
SUNUCU: Olur Hocam.
ADNAN OKTAR: Herhangi bir yerden oku bana sor.
SUNUCU: Tamam. Hz. Mehdi (a.s.)’ın gözlerden uzak olması.
ADNAN OKTAR: İnsanlardan gizlenecektir, Hz. Musa (a.s)’aa benzer diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Çünkü risk ve tehlike altında olduğu için, ölüm tehdidi altında olacağı için Mehdi (a.s) gizlenecektir. Yani gaybet olacaktır. İki tane gaybeti olacaktır ve gözlerden gizlenecektir. Peygamberimiz (s.a.v).’e soruyorlar Hz. Musa (a.s)’aa hangi yönü ile benzer diyorlar, gizlenme yönüyle diyor ve korku yönüyle. Yani etraf korku dolu olacaktır, O da ona karşı tedbirli olup gizlenecektir diyor. Birçok hadiste bu şekilde belirtilmiş.
SUNUCU: Hz. Mehdi (a.s.)'ın sıkıntı ve zorluklarla karşılaşması.
ADNAN OKTAR: Mehdi hapse girecek bir. Hakarete uğrayacak iki. İftiraya uğrayacak üç. Toplum tarafından baskı görecek dört. Ulemanın, alim bilinen kişilerin baskısına uğrayacak. Ondan sonra, “ehli sünnetim” diyen “alimim” diyen bir alimin İstanbul’da çıkacak bir kişinin iftirasına maruz kalacak. Diyecek ki o kişi; İmam Rabbani diyor bunu Mektubat’ında Mehdi (a.s.)çıktığı vakit İstanbul’daki yani Medine’deki o alim, güya alim tabi, sahtekar alim Mehdi (a.s.) için bu bizim dinimizi kaldırdı diyecek diyor İmam Rabbani Mektubat’ın da, Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadiste. Ve bu adam sapkındır diyor, yani dinsizdir diyecek diyor, Medine’deki alim Mehdi (a.s.) da onu etkisiz hale getirecek diyor, Peygamberimiz (s.a.v). Çok fazla baskı ve zorlukla karşılaşacaktır Mehdi (a.s). Ve deccalin adamları onu izleyecek diyor. Deccalin silahlı adamları onu izler diyor Mehdi (a.s)’ı. Hatta Mehdi (a.s)’ye işkence yaparlar diyor. Hatta diyorlar bir rivayette de Mehdi (a.s) diyor işkenceye uğrar sırtı dövüle dövüle gittikçe genişler sırtı diyor. Yani ona saldırıldıkça yani basında televizyonda her yerde saldırıldıkça ünü ve şanı yayılacak, diyor. Yani aleyhine her faaliyet onun ününü ve şanını yayacak. Saldırılar onun lehine olacak diyor Peygamberimiz (s.a.v). Çünkü bir insanın vücudu vurdukça yayılsa zaten ölür öyle bir insan. Yani o anlamda değil, yani işkence yapıldıkça üzerine varıldıkça iftira edildikçe, hakaret edildikçe ünü ve şanı yayılacak. Herkes onu tanıyacak yani gücünü, azmini ve kararlığını da insanlar görecekler o anlamda inşaAllah.
SUNUCU: İnsanların bereketine vesile olması, diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s) geldiğinde ekonomik krizi ortadan kaldıracak, Mehdi öncesinde bir ekonomik kriz var 7 yıl sürecek o hadislerde belirtilmiş. Şu an başladı o ekonomik kriz. Bak Peygamber (s.a.v.) söylüyor ekonomik kriz başlayacak diyor. Vakit geliyor tam tarihinde bak başlıyor. 2007’de başladı ve 7 yıl sürecek. Bakın durduramıyorlar. 7 yıldır devam ediyor şu an ve gittikçe katlanıp devam ediyor. Ekonomik krizi kaldıracak, hayat pahalılığı ortadan kalkacak, insanlardan borçlu olan hiç kimse kalmayacak herkesin borçlarının ödenmesini sağlayacak Mehdi (a.s). Mal bolluğu olacak, gıda bolluğu olacak, yiyecek bolluğu olacak, sevinç meydana gelecek, insanların kalbine Allah sevgisini koyacak, aşkı tutkuyu sevgiyi insanlara öğretecek, inşaAllah.
SUNUCU: Diyor ki Hocam burada “Ebced ilmini bilmesi”.
ADNAN OKTAR: Kuran’daki ebcedleri bileceğini bir açıklamada oradaki izahta görüyoruz. Mehdi (a.s) Kuran’ın sırlarını, Kuran’daki harf olarak belirtilen ebced ilmini bilecek. Yani ahir zamanda olayları işari olarak anlatan bu ilmi insanlara gösterecek, anlatacak inşaAllah.
SUNUCU: “Alnının açık ve geniş olması.”
ADNAN OKTAR: Fiziki anlamda alnı normal geniş. Ama yani Cübbeli’nin dediği gibi enseye kadar genişlik değil bu. Yani alnında hiç tüy olmayacak gibi bir şey. Abuk subuk bir izahlar. Alnı geniş deyince alnı geniştir bir adamın, bilinir. Geniş alınlı bir insan bilinir. Bunu oturup çarpıtmaya gerek yok.
SUNUCU: Uylukları uzundur diyor.
ADNAN OKTAR: Bir rivayette de uylukları geniştir diyor. Yani boydan boya geniş. Omuzları geniş, alnı geniş Mehdi (a.s.)’ın, karnı geniş, karnı geniştir diyor Mehdi (a.s.)’ın yani boydan boya bir genişlik görüyoruz izahlarda, hadislerde.
SUNUCU: Yürüyüşü?
ADNAN OKTAR: Dışarı doğru basar diyor, Peygamberimiz (s.a.v), adımlarını dışarı dışarı basar diyor.
SUNUCU: Yaşı?
ADNAN OKTAR: Yaşı 30’la 40 yaş arasında çıkacaktır diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Yani Hicri 1400’de çıkacaktır, inşaAllah. 30’la 40 yaş arasında çıkacaktır, inşaAllah.
SUNUCU: “Kaşları ve gözleri burnu güzeldir.”
ADNAN OKTAR: Kaşları kavislidir diyor, burnu küçüktür diyor Peygamberimiz (s.a.v). Ufak bir burnu vardır diyor. Cübbeli onu da değiştirdi, uzun böyle bir burun değiştirdi. Kaşları kavislidir diyor. Güzel yüzlüdür Mehdi (a.s). Yanağında bir ben vardır. Fakat siyah bir ben değil diyor Peygamberimiz (s.a.v). Işıklı cilt renginde bir bendir diyor. Yanağında bir ben vardır diyor. Alnında kaş çatma çizgisi vardır, tektir o diyor. Birçok insanda olur. Alnı tektir yani ortadan. Birçok insanda iki tanedir kaş çatma, bazı insanda da tek olur, Mehdi (a.s)’da tektir diyor, kaş çatma çizgisi. Alnından bir yara izi vardır diyor Mehdi (a.s)’ın. Bir insanı bu kadar çok detaylı belirtmek bir tek Mehdi (a.s)’a mahsus olarak bildirilmiştir. Yani o kadar fazla detay var ki Mehdi (a.s)’da mesela Hz. İsa (a.s) da bildiriliyor ama Hz. İsa (a.s)’ın detayları azdır. Mesela deccalın de azdır. Deccal hakkında mesela Kahtani az belirtmiştir, mesela topal bir insandan bahsedilir. Sadece topal olduğundan belirtilip bahsediliyor. O kadar. Siperden fırlıyor Mehdi (a.s)’a karşı topal bir insan. Mesela bir Kenane var ahir zamanda. Sadece ismi verilmiş bak başka bir bilgi verilmemiş. Kahtani hakkında hiçbir bilgi yok zaten. Mehdi (a.s)’a yardımcı olan bir sarışın yardımcısı var. Onun hakkında da çok kısa bir bilgi vardır. Ama Mehdi (a.s.)’da alabildiğine geniştir. Çok detaylıdır. Mesela saçlarının rengi. Saçları siyahtır diyor. Yüzünün nuru saçlarına ve sakalına yansır diyor. Yani saçında ve sakalında beyazlıklar olacağı anlaşılıyor. Hadisin izahından bu anlaşılıyor. Alnı geniş, kaşları kavisli, burnu küçüktür diyor. Ten rengi Arabidir diyor. Cübbeli onu koyu esmer yaptı. Yani böyle zencimsi, zenci gibi yaptı. Koyu esmer deyince bizim aklımıza ne geliyor. Değil mi? Yani siyah ciltli bir insan aklımıza gelir. Halbuki Arabi demek pembe beyaz demek. Beyazla kırmızı arasıdır. Yani Arabi. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hilye-i şerifine bakın. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını, onun dış görünümünü anlatan hilye-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v.)’in rengi için Arabiydi diyor. Arabi ne demek açıklıyor orada. Şerh ediyor yani ünlü eserlerin hepsinde görebilirsiniz, Arabiden kasıt diyor, beyaz olup güneşin etkisiyle teninin kırmızı olmasıdır, diyor. Kırmızıya çalar olmasıdır. Yani pembe beyaz, kırmızıya çalar beyaz, budur.
SUNUCU: Boyu hakkında Hocam.
ADNAN OKTAR: Orta boyludur diyor Mehdi (a.s). Orta boylu. Yani uzun da değil, kısa da değil. Orta boylu.
SUNUCU: “Zalime karşı Hakkı müdafaa etmesi.”
ADNAN OKTAR: İşte Darwinizm’e, materyalizme, komünizme, faşizme, satanizme bütün sapkınlıklara karşı ve zulme karşı insanları ezen her türlü sisteme karşı mücadele verecek, inşaAllah.
SUNUCU: Cömert olması.
ADNAN OKTAR: Onun zamanında muazzam mal bolluğu oluyor. Herkese mal dağıtacak. Hatta diyor kişi insanlardan hepsine mal dağıtılıp bütün insanlar doyar diyor. Bir kişi diyor aç gözlü olarak malı olduğu halde gider diyor mal ister diyor. Aldıktan sonra utanır diyor. Yani malın çokluğundan dolayı. Mesela evini doldurur diyor, bu sefer utanır Ya Mehdi (a.s.) ben bunu geri iade etmek istiyorum der, o da der ki biz ihsan ettiğimiz malı geri almayız, der diyor ve geri almaz diyor. Mal onda kalıyor almıyor. Borçlu hiç kimse kalmayacak diyor Mehdi (a.s.) devrinde yani muazzam bir mal bolluğu olacak diyor. Hatta verginin kalkacağı hadislerde belirtilmiştir. Devlet vergi almayacak vatandaştan, Mehdi (a.s.) devrinde yani mal bolluğundan dolayı. Çünkü savaşlar kalkıyor. Silaha yatırım, ekonomiye kaydırılıyor. Savaş tamamen duruyor. Savaş hiç yok. Silah sanayi yok. Silaha yapılan harcama, buzdolabına, çamaşır makinesine işte elektrik süpürgesine böyle faydalı şeylere kaydırılıyor. Dolayısıyla muazzam bir zenginlik ve mal bolluğu oluyor. Yani bir yönüyle bu tabi asıl Allah’ın bereket vermesidir. Yani o, bir sebebi o.
SUNUCU: “İhtiyaçlarını insanlara bildirmez.”
ADNAN OKTAR: Evet Mehdi (a.s) asil bir insandır. Yani mesela zorda da kalsa söylemez. Mesela aç da kalsa söylemez. Acı çekse de söylemez. Yani bazı insanlar vardır farfaradır biliyorsunuz. Mesela ekonomik bir zorluğa girer, bağırır, çağırır, değil mi? Hastalanır yeri göğü birbirine katar. Veyahut mesela tehdit altındadır. İşte muazzam yardım ister, çok korkar tedirgin olur. Mehdi (a.s) böyle değildir. Yani Mehdi (a.s) hiçbir şeyini hissettirmeyecek hiç kimseye. Yani asil bir tavır gösterecek. Soylu bir insandır. İnsanlar ona muhtaç olur diyor Peygamberimiz (s.a.v.), ama o hiç kimseye muhtaç olmaz diyor. Mehdi (a.s)’ın bir vasfıdır.
SUNUCU: “Kimseye tenezzül etmemesi.”
ADNAN OKTAR: Evet. Kimseye tenezzül etmemesi.
SUNUCU: “Sorumluluğu üstüne alması.”
ADNAN OKTAR: Evet. Bütün ümmetin sorumluluğunu üstüne alıyor Mehdi (a.s). Her şeyden her olaydan kendini sorumlu hissediyor. Ümmetin çektiği acıları, hepsini kendine alıyor. Onların çektiği zorlukları kendisine alıyor. Vicdani, kendini müthiş bir sorumluluk altında görüyor ve var gücüyle gayret ediyor o yüzden. Hatta diyor, dağlar önüne çıkar, dağların kenarından bir yol bulur geçer Mehdi (a.s) diyor.
SUNUCU: “Vakarlı, halim ve heybetli olması.”
ADNAN OKTAR: Evet. O Hz. Ali (r.a) gibi inşaAllah. Böyle soylu, asil bir görünümü olacak inşaAllah. Heybetli olacak, yani böyle diğer insanlardan biraz farklı olacak. Aklın ihtiyarını kaldıracak gibi değil ama, görenin biraz farklı birisi olduğunu bileceği bir insan olacak. Yani biraz şaşırtıcıdır görünümü Mehdi (a.s)’ın.
SUNUCU: “İslamı koruma hissinin güçlü olması.”
ADNAN OKTAR: Bütün hayatını İslam’a vakfedecek. Hatta Bediüzzaman diyor, kitap okumaya araştırmaya bile vakti olmaz diyor. Ondan evvel diyor, bir taifenin uzun tasdikatıyla hazırladıkları eserleri yani bilimsel çalışmalar yapan bilim adamlarının eserlerini alır bir araya getirir. Onlarla bir eserler hazırlar, kitaplar hazırlar, onunla o birinci vazifeyi yapar diyor. Bizzat kendisinin araştırma yapmaya vakti ve hali müsaade etmez diyor. Ben diyor Said Nursi bunları açıklarken yalnız şuna çok önemle dikkat çekiyor. Ben diyor, görmediğim bir şeyi anlatmıyorum diyor. Gözümle gördüklerimi anlatıyorum diyor. Yani Mehdi (a.s)’ı ben bizzat gördüm, zaman kalktı bana diyor, mekan kalktı. Tayyi zaman, tayyi mekan oldu. Mehdi (a.s)’ın devrine geçtim, Mehdi (a.s)’ı bizzat gördüm gördüklerimi anlatıyorum diyor. Yani, hayali bir şey anlatmıyorum diyor. Bakın darwinizmi, materyalizmi yok edecek diyor, 70 sene önce söylüyor bunları. Darwinizmi, materyalizmi yok edecek. Hicri 1400’de çıkacak diyor. Siyasete karışmayacak diyor, siyasetle ilgilenmeyecek. Onu diyor Hz. İsa (a.s)’ya bırakacak diyor siyaseti. O ilgilenmez, dünya siyasetiyle ilgilenmeyecek diyor. Sadece imani konulara ağırlık verecek diyor. Özellikle yüksek tahsile hitap edeceğini belirtiyor. Yani aydın kesime hitap edeceğini, fakat halkın da avamın da imanını kurtarmak için ona da gayret edecek diyor. Bakın burada detaylar var. Bir de vakit de, hali de müsaade etmez diyor. Yani vakti çok dardır Mehdi (a.s)’ın. Daha Mehdi (a.s)’ın adı yokken bunu söylüyor. Yani daha doğmamışken bunları söylüyor Said Nursi. Ve İstanbul’da çıkacak diyor Mehdi (a.s). İstanbul’da faaliyet yapacak diyor. Küçük bir talebe topluluğu olacak diyor. Talebelerinin sayısı diyor, her ne kadar az da olsa diyor, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetlidir diyor. Çok fazla güçlü olacaklar diyor. Nur talebesi olmayacak diyor. Bunu Sungur ağabey de söyledi. Ben Sungur ağabey’e Kılıç Ali Paşa Camii’nde. Sungur ağabey bizim çocuklar herkes oturmuşlardı. Biz o zamanlar sarıkla namaz kılıyorduk, herkesin başında sarık. Böyle sırtımızın arasından sarkıyordu bel hizasından. Böyle papatya tarlası gibiydi caminin içine doluşmuştuk. Sungur ağabey de ziyaretimize geldi oraya. Bediüzzaman’ın talebelerinden, yani büyük ünlü talebelerinden. Adımı sordu, adım Adnan dedim. Soyadımı sordu Oktar dedim. Sonra cebinden defter kalem çıkarttı. Bir ebced hesabı yaptı. Bir rakamlar yazdı, bir şey yazdı. Sonra biraz ilerledi Sungur ağabey. Hocam dedim ben size bir şey soracağım, dedim. Mehdi (a.s.) dedim Nur talebesi mi olacak dedim. Bediüzzaman’ın naklettiği şekliyle, Bediüzzaman söyledi dedi bambaşka olacak dedi. Böyle hani, ayrı bir vurgu yaparak bambaşka olacaktır dedi. Ben çok heyecanlandım. Normalde hiçbir şekilde söylemezler böyle bir şeyi. Yani hiç kimseye bildirmez. Bak bambaşka olacak. Çünkü Bediüzzaman Mehdi (a.s) olarak tanıtılıyordu normalde dershanelerde. Yani bunu bana söylemesi, bana çok güvendiğini göstertiyor. Yani çok çok güvendiğini. Bambaşka olacak dedi. Ondan sonra bir daha sormadım. Çünkü ayıp olur artık tedirgin olur diye. Aslında biraz keşke sorsaydım bir hayır vardı. Allah kaderde öyle nasip etti. Fazla da soramadım. Bambaşka olacak dedi. Yani Nur talebesi olmayacak. Fakat Said Nursi diyor ki; Risale-i Nur Külliyatı’nın yani bu eserlerin, şu eserlerin gerçek sahibi olacak diyor. Yani bu eserler, bana diyor ilhamla yazdırdı Cenab-ı Allah diyor. Ama Mehdi (a.s) ve talebeleri Risale-i Nur Külliyatı’nın gerçek sahipleridir diyor. O diyor, gerçeklerini anlayacak diyor Risale-i Nur Külliyatı’nın. O gerçek anlamda sahip çıkacak diyor. Mehdi (a.s)’dan sonra bu Risale-i Nur Külliyatı çok ünlü olacaktır dünyada. Mehdi (a.s)’ın zuhurundan sonra. Şimdi o kadar bilinmiyor. Şu an o kadar tanınmıyor. Mesela şu Şualar adlı eser. Said Nursi’nin çok ünlü, önemli bir eseridir. Evet. Dünyanın birçok yerinde yasaklanmıştır. Mesela Rusya’da da yasak şu an. Birçok yerde yasak. Fakat Mehdi (a.s) devrinde en çok okunan eserlerden bir tanesi olacaktır. Ve bizzat sahibidir diyor Said Nursi. Gerçek sahibidir diyor. Devam edelim.
SUNUCU: “Hz. Mehdi (a.s)’ın Allah’tan çok korkması.”
ADNAN OKTAR: Evet. Bir kuşun titremesi, gerges kuşunun titremesi gibi Allah’tan korkar ve titrer diyor. Çok titiz olacak diyor din konusunda Mehdi (a.s). Allah’tan şiddetle korkacak, kendini tam adayacağı anlaşılıyor. Yani Allah’a tam adayacağı, hayatın bütün sosyal yönlerinden çekileceği Bediüzzaman’ın izahlarından da anlaşılıyor. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) de öyleydi biliyorsunuz. Hayatın bütün sosyal yönlerinden çekildi. Allah’ın emri var ona. “… Her şeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel.” diyor Allah. “Bak herşeyden kendini çek, yalnızca Rabbine yönel” diyor şeytandan Allah’a sığınırım. Mehdi (a.s) da öyle olacaktır. Herşeyden kendini çekip, sadece Rabbine yönelecektir. Onun için diyor Said Nursi, vakit ve hal müsaade etmez diye. Yani başka şeyle uğraşmaya vakti yoktur. Uğraşma demeyeyim de, Allah affetsin. Yani onunla ilgilenmeye vakti olmaz diyor başka şeylerle.
SUNUCU: “Mehdi (a.s)’ın çok merhametli olması.”
ADNAN OKTAR: Evet bütün insanlara, bütün hayvanlara, kuşlara, bitkilere karşı hepsine karşı çok şefkatli ve merhametli olacak. Resulullah (s.a.v.)’ın torunu olduğu için aynı Peygamberimiz (s.a.v)’in ahlakı gibi olacak. Peygamberimiz (s.a.v) diyor; dış görünümü bana benzemez diyor beni İsrail görünümde diyor. İsrailli insanlara benzer diyor. Heybetli ve acar diyor. Yani İsrailli insanları bildiği için genellikle İsraillilerin görünümünü, görünüm olarak birçok rivayette o şekilde vurgulamış. İsraillere benzer diyor. Ben-i İsrail görünümündedir. Hatta onlardan bir recül diyor, yani İsrailli bir Resul gibi görüntüsü vardır diyor. İsrail Peygamberlerini andırır diyor görünüşü. Fakat diyor, ahlaken bana benzer diyor. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) gibi merhametli, şefkatli, sevecen ve şakacı olacak Mehdi (a.s). Bunu anlıyoruz.
SUNUCU: “Mehdi (a.s)’ın amelinde ayıp ve zulüm olmaması.”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s) ahkam da masum. İlhamla hareket ediyor. O diyor, hata yaptığı yerde onu doğrultan bir meleği vardır diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Cebrail, Mikail ve İsrafil (a.s) Mehdi (a.s)’ye yardımcı ve binlerce Melek ona yardım edecek diyor. Fakat görünmeyecek şekilde. Yani hiç yanlarından ayrılmıyor mesela Cebrail, Mikail, İsrafil hiç ayrılmıyorlar. Sürekli beraberler. Hata yaptığı yerde diyor, onu düzeltirler. Onun için Mehdi (a.s) bilinir. Ahkam da masumdur. Yani hata yaptı zannedersin, doğru yapmıştır. Mutlaka doğru hareket eder Mehdi (a.s).
SUNUCU: “Hz. Mehdi (a.s)’ın bayrağı.”
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bayrağı, yani şu Topkapı’daki bayraktır. İnşaAllah. İleriki dönemde İslam’ın, Müslümanların, Türk-İslam Birliği’nin oluştuğu dönemde inşaAllah Topkapı’da tören yapılacak. İlk tören oradadır Ayasofya’da inşaAllah. Sağ elinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in sancağı olacak Mehdi (a.s)’ın. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hırkası teberrüken üstünde olacak, üstüne giyecek. Yani kıyafetin üstüne onu giyecek. Peygamberimiz (s.a.v.)‘in kılıncını kuşanacak. Zaten, Peygamberimiz (s.a.v)’e benzer diyor. Ne yönden benzer dendiğinde? Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıncını taşıması yönüyle benzer diyor. Bir benzemesi de odur. Hem ahlaken benziyor, hem kılıncını taşıması yönüyle. O da teberrüken. Biat yapılacaktır yani, bütün Müslüman aleminin lideri olduğu kabul edilecektir. O gün halas günü işte, kurtuluş günü. İslam alemi yıkılacak o gün işte. Yer yerinden oynayacak. O günleri gördüğünüzde hatırlarsınız. İnşaAllah.
SUNUCU: “Hz. Mehdi (a.s)’ın İstanbul’u manen fethetmesi.”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s) kültürel faaliyet yapacak. Allah’ı anarak, tekbirlerle, Allah’ı anarak İslam’ı anlatır diyor. Mehdi (a.s) uyuyan kişiyi uyandırmaz, kan akıtmaz diyor. Bak, uyuyan kişi uyumasına devam ediyor. Ellemeyin diyor uyusun diyor. Kan akıtmaz, insanların burnu dahi kanamaz diyor. Sadece Allah’ı anarak kaleleri yıkar diyor. Kaleler nedir? Küfür kaleleri işte Darwinizm, materyalizm, ateist akımlar. Onlara karşı kültürel faaliyet yapacak diyor Said Nursi. Bilimsel faaliyet. Dolayısıyla İstanbul’u manen fethedecek. İnşaAllah.
SUNUCU: “Hz. Mehdi (a.s) halifenin olmadığı bir dönemde çıkar.”
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) gelmeden önce, halifelik özellikle Allah tarafından kaldırılıyor. Çünkü halife varken, Mehdi (a.s) gelmiş olsa ben Mehdiyim diye birisi zaten demeyecektir de. Yani bir başka insanı lider ilan etmek mümkün değildir. Çünkü Müslümanların zaten lideri var. Lider varken, lider ihdas etmek Buhari’de de, Müslim’de de haramdır. Açıkça belirtilmiştir. Öyle bir şey olmaz. O yüzden Allah, hilafeti kaldırmıştır. Hz. Hızır (a.s.) bizzat bunda görev almıştır, hilafetin kaldırılmasında. Hz. Mehdi (a.s.)’ın görev alması için, Mehdi (a.s)’a devredilmiştir. Hilafet alınmıştır ve Mehdi (a.s.)’a devredilmiştir. Hz. Mehdi (a.s.)’a, manen devredilmiştir. Ve onun üstündedir şu an hilafet görevi. Mehdi (a.s.)’ın üstündedir. Yani, hiçbir zaman için hilafet o anlamda kalkmaz. Manevi olarak kalkmaz. Yani, kalktığı an Mehdi (a.s.)’a devredilmiştir. Mesela Nakşibendi tarikatı Ali Haydar Efendi’ye kadar devam etti. İmam-ı Rabbani kolu. Çok ünlü bir koldur. Ali Haydar Efendi hilafeti durdurdu. Yani halife tayin etmedi. Niye tayin etmedi? Çünkü Mehdi (a.s.)’a tevdi etti hilafeti. Hz. Hızır (a.s.)’dan da Mehdi (a.s.)’a tevdi edilmiştir hilafet. Yani Müslümanların halifeliği. İnşaAllah. Yani manevi halifelik ondadır. İnşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Bütün büyük alimler, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Hepsi Mehdi (a.s.)’a bırakıyor.
ADNAN OKTAR: Tabi mesela bütün yani bütün 12 büyük tarikat da dahil olmak üzere. Hepsi teker teker hilafeti Hicri 1400 öncesinde Mehdi (a.s.)’a teslim ettiler. Hepsi. Yani bütün Nakişibendi tarikatları, bütün Kadiri, Şazeli, Mevlevi tarikatları, tamamı böyledir. Yani hiçbiri şu an halife tayin etmiyor. Mehdi (a.s.)’a bırakıldığı için.
SUNUCU: Devam edeyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: “Allah Hz. Mehdi (a.s.)’ı bir gecede ıslah edecektir.”
ADNAN OKTAR: Bir gece yani herhangi bir gece Mehdi (a.s.) olağanüstü bir olayla karşılaşacak. Bunu anlıyoruz yani günlerden bir gün. Olağanüstü bir olayla karşılaşacak ve onun hayatında dönüm noktası olacak bu. Ve olağanüstü ilimlerle mücehheze olacak. Yani Allah ona vehbi ilim verecek, ledün ilmi verecek ve insanların hiç bilmediği bir sırrı bilecek diyor Mehdi (a.s.). Bir bilim, bir ilim bilecek diyor. Ama kimsenin bilmediği gizli bir ilme vakıf olacak diyor. Bir gecenin içerisinde, insanların bilmediği bir ilim. Rivayetlerde bu açık açık geçiyor. İnşaAllah Mehdi (a.s.) ile karşılaştığımızda bunu anlayacağız. Yalnız hilafet deyince tabi insanlar bunu tam anlayamıyor olabilir. Bütün Halifelere, Hz. Ömer (r.a.)’a, Hz. Ebu Bekir (r.a)’a Halifet-i Resulullah deniliyordu. Halifet-i Resulullah, Resulullah (s.a.v.)’in halifesi. Hepsi Resulullah (s.a.v.)’in halifesidir. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki benden sonra halifeler gelecek. Hepsi diyor benim halifelerim olacak. Ama Mehdi (a.s.) Allah’ın halifesi olacak diyor. Yani doğrudan Allah’ın halifesidir diyor Mehdi (a.s.), evlatlarımdan Mehdi (a.s.). Onun halifeliği manevi güzelliklerin, sevginin, muhabbetin, tecelligahı olması yönüyle yani bütün dünyanın halifesi. Hıristiyan aleminin de, Musevilerin de, Müslümanların da halifesi olacak. Yani bütün insanlığın halifesidir. Bütün insanlara sahip çıkacak Mehdi (a.s.). Hepsine şefkat duyacak, hepsini koruyup, kollayacak. Bütün dünyanın kutbudur. Yani sırf Müslümanların değil. Hepsine iyilik, güzellik ve sevgiyi, barışı ve kardeşliğisağlamaya çalışacaktır. Allah onun kanalıyla insanlığı ihya edecektir, Mehdi (a.s.)’ın kanalıyla. Böyle bir halifeliktir bu inşaAllah.
SUNUCU: “Hz. Mehdi (a.s.)’ın insanlar tarafından çok sevilmesi.”
ADNAN OKTAR: Zamanla, bu olacaktır. Yani ilk önce müthiş öfke ve nefret duyacaklardır Mehdi (a.s.)’a karşı. Hapsedilecek, ezilecek, sapkınlıkla suçlanacak. İstanbul’daki o alim, meşhur o psikopat alim, o karaktersiz, kansız alim Mehdi (a.s.)’a karşı tavır alacak, İstanbul’da. Medine’deki alim diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve birçok mesela 70 bin sarıklı diyor, deccale tabi olacak. Dolayısıyla 70 bin sarıklı da Mehdi (a.s.)’a karşı tavır alacaklar. Çünkü deccale taraftar olduğuna göre Mehdi (a.s.)’a karşı da tavır almış olacak. Mehdi (a.s.)’a karşı bir asker olmuş olacaklar, 70 bin sarıklı. Hatta diyor başlarını tıraş etmiş diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) açıklıyor ve bunların işte asıl başında ağa babaları olan kişi için de Peygamberimiz (s.a.v.), onun diyor gözleri siyahtır diyor. İşte ellerini de tarif etmiş, ellerini de tarif etmiş. Detay veriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). O da diyor Mehdi (a.s.)’a karşı büyük bir mücadele verecek. Yani Mehdi (a.s.)’an vasfını kabul etmeyecek. Onu dinsizlikle, sapkınlıkla suçlayacak diyor. Bunu İmam Rabbani söylüyor Mektubat’ında. Hadislerden naklederek, Peygamberimiz (s.a.v.)’den naklederek bu şekilde söylüyor.
SUNUCU: “Mehdi (a.s.)’ın gözetlenmesi, takip edilmesi.”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) o zaman deccalin taraftarlarınca, hatta deccalin diyor silahlı adamları diyor, onu takip ederler, gözlenecektir diyor. Yani ne yapıyor, ne ediyor, bütün hareketleri izlenecek diyor, deccalin silahlıları diyor. Allahualem iddia edilen Ergenekon örgütü kastediliyor burada. Yani Mehdi (a.s.)’a karşı tavır alacaklar diyor. Hatta ona işkence yapacakları belirtiliyor. İşte o deccalin silahlı adamları yakalayıp onu götürüyorlar ve işkence yapıyorlar. Hatta diyor ya, sırtı dövüle dövüle genişler. Yani ünü ve şanı yayılacak diyor.
SUNUCU: “İki defa kaybolacak.”
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) onu Hz. Yusuf (a.s.)’a benzetiyor. Bütün Peygamberlerin özetidir Mehdi (a.s.). Bütün Peygamberlerin özeti yani özüdür. Her Peygambere benzer diyor Peygamberimiz (s.a.v.) Eyyüb (a.s.)’a da, Hz. İbrahim (a.s.)’a da , bana da benzer diyor. Herkese benzer diyor, bütün Peygamberlere. Hz. Yusuf (a.s.)’a hangi yönden benzer Ya Resulullah (s.a.v.) diyorlar. Zindan yönüyle benzer diyor. Ama Hz. Yusuf (a.s.) gibi de güzeldir Mehdi (a.s.). Yani Hz. Yusuf (a.s.)’ın başına gelenler de Mehdi (a.s.)’ın başına gelecektir. Buna işaret edilmiş oluyor. Zaten Yusuf kıssası Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor aynı zamanda Kuran’da. Mesela Kehf Suresi baştan sona kadar Mehdiyeti anlatır. Dikkatlice bakılırsa ebcedlerine varıncaya kadar tam anlamıyla Mehdiyete hakimdir sure. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; deccalle karşılaştığınız vakit Kehf Suresi’ni okuyun diyor. Ne demek bu? Mehdiyet onun içinde diyor. Çok fazla hadis vardır bakın deccalle karşılaştığınızda Kehf Suresi’ni okuyun. Deccaliyete karşı savaşın, mücadelenin sırlarını ve Mehdiyeti Kehf Suresi’nin içinde bulacaksınız diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Özetle bu anlama geliyor.
SUNUCU: “Az kardeşi olacağı.”
ADNAN OKTAR: Az denilince tabi en az akla gelir. Bir kardeşi olacağını anlıyoruz. İnşaAllah.
SUNUCU: “Ahlakının inananlara örnek olması.”
ADNAN OKTAR: Evet şefkatiyle, merhametiyle, sevgisiyle, sıcakkanlılığıyla, dost canlılığıyla, cömertliğiyle Müslümanlara örnek olacak inşaAllah.
SUNUCU: “Zalime karşı hakkı müdafaa etmesi.”
ADNAN OKTAR: Var gücüyle mücadele edecek. Dinsizliğe karşı, komünizme karşı, ateizme, iddia edilen Ergenekon örgütüne, satanizme, her türlü sapkın felsefeye karşı var gücüyle, var benliğiyle mücadele verecek.
TARKAN YAVAŞ: Hocam bu akşam bir televizyon programınız vardı, inşaAllah Amerika’da bir radyo. Saat 12’de canlı yayın. Uygun görürseniz buradan linkini de göstermek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Akşam 12’de bu radyoda ben konuşma yapacağım öyle mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet inşaAllah Hocam. Canlı olarak Amerika’da yayın yapan bir radyo
ADNAN OKTAR: Amerika’nın ünlü radyolarından bir tanesi bu. Büyük radyolarından bir tanesi.
TARKAN YAVAŞ: Evet büyük radyolarından bir tanesinde bu akşam yayınınız olacak inşaAllah. Bu internet sitesinden girildiğinde…
ADNAN OKTAR: Adresini ver bakayım. Ama bir duyayım sen söyle.
TARKAN YAVAŞ: www.fmtalk1011.com. Tek tek harfleri telaffuz edeyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet bir daha söyle.
TARKAN YAVAŞ: www.fmtalk1011.com. Okunuşu Fm Talk 101.1 şeklinde radyo, 101.1 radyo.
ADNAN OKTAR: Şimdi yeni kalem kağıt almış kişiler olabilir. Bir kere daha söyle.
TARKAN YAVAŞ: Tamam inşaAllah. www.fmtalk1011.com. Bu linki tıkladıklarında açılıp orada “Live listen” diye bir bölüm var. Orada canlı yayın bölümü o tıklandığında dinlemeye başlayabiliyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama o önemli onu da söyle o zaman. Amerika’nın en iyi 100 programından bir tanesi öyle mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet. Burada ben açtım şimdi o deminki linke bastım. Basınca bu internet sitesi çıktı, deminki internet sitesi. Fmtalk101.1 diye. Tam altında solda üstte “Listen live” diye yazıyor, tam şu kırmızı yer. Evet, buraya tıklandığında zaten hemen dinlemeye başlayacaklar.
ADNAN OKTAR: Tamam. Türkçe tercüme olacağı için dinleyebiliyorlar.
Şeytandan Allah’a sığınırım “Ey iman edenler” diyor Cenab-ı Allah, Maide Suresi 87’de. “Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.” Bakın bir daha söylüyorum. “Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın.” Bir takım yobaz takımı çıkıyor, şu helaldir, şu haramdır diye Allah adına yalan söylüyorlar. Allah da buna dikkat çekiyor. Yalan söylemeyin diyor. Benim helal kıldığım bir şeyi haram kılmayın diyor. Değil mi? Meryem Suresi’nden de bir konu vardı. Onu anlatacaktım ama bir dahaki sefere olsun inşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam. Yarın bizi 22:00 ile 24:00 saatleri arasında Tv Kayseri’den takip edebilirsiniz. İyi akşamlar diliyoruz.
ADNAN OKTAR: Allah hepimize iyilik, güzellik, sağlık nasip etsin. Türk-İslam Birliği’ni görmekle Allah bizi şereflendirsin. Herkesi Türk-İslam Birliği’nin oluşması için dua etmeye de davet ediyorum inşaAllah. Gece gündüz dua etsinler namazdan sonra. Ya Rabbi desinler Türk-İslam Birliği’ni bize göster. Biz hayatta iken bu güzelliği görelim desinler. Mehdi (a.s.)’ı görmek için dua etsinler. Hz. İsa (a.s.)’ı görmek için dua etsinler. Her ikisini de görecekler. Mehdi (a.s.)’ı da, Hz. İsa (a.s.)’ı da görecekler inşaAllah.