Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15868 tanesi Türkçe, toplam 19166 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Kanal 35, TV Kayseri ve Kanal Avrupa'daki Canlı Röportajı (7 Şubat 2010)
Şubat 2010
SUNUCU: Hayırlı günler değerli izleyenlerimiz ve değerli dinleyenlerimiz. “Adnan Oktar’la Başbaşa” programına hoş geldiniz. Bugün sizlere birçok yerden sesleniyoruz. Bizi takip edebileceğiniz kanalları, radyoları ve internet sitelerini sizlere hatırlatmak istiyorum. Kanallarımızı hatırlatalım daha önce: Kanal 35, Kanal Avrupa, TV Kayseri, Özege TV Uşak, Venüs TV Bilecik, Gözde TV Samsun, Polatlı TV Ankara, Iğdır TV, Ahi TV Kırşehir, ART Amasya, Sun TV Konya, CRT Ceyhan, Destan TV Kütahya, Sefa TV Tokat, Elif TV Kayseri, ORT Ordu, BRT Hatay, Kapadokya TV, Gece TV Tokat, Kanal 78 Karabük, Süper TV Tokat, MRT Osmaniye, Can TV Erzincan, Kanal 19 Çorum, Karahisar TV, Otağ TV Adana, Güney TV Hatay, Can TV Diyarbakır, Trabzon TV, ORT Osmaniye, Çağdaş TV Karaman, 2000 TV Samsun, Kanal 23 Elazığ, Mega TV Gaziantep, Mersin TV, BGRT, Söz TV Diyarbakır, Kırşehir TV, Seyelan TV Ankara, Kanal G Giresun, Düzce TV Düzce, Güneş TV Tokat, Sun TV Mersin, Kanal59 Tekirdağ, Genç TV Karaman ve ART Uşak.
Radyolarımızı hatırlatalım: Mavi Karadeniz FM 106.4, Yıldız FM 87.7 Tekirdağ, Can Radyo 100.0 Diyarbakır, Genç Radyo 95.5 Hatay, Adıyaman'ın Sesi Radyosu ASR FM 96.0, Kafkas FM 95.5 Kars, Amasya Radyo Gül 102.5, Iğdır FM 93.0, Bingöl FM 102.0, Kahramanmaraş Best FM, Emek Radyo Mardin 101.0, Siverek Radyo Urfa, Renk Radyo Karaman, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Radyo Star 94.0 Aksaray, Aktiv Radyo Hatay 102.0, Nur FM 96.5 Diyarbakır, Siirt FM 98.0 ve Ufuk FM Yozgat. İnternet sitelerimizi de hatırlatalım. Bizleri buralardan takip edebilirsiniz. www.HarunYahya.tv, www.HaberHilal.com, www.DiplomatHaber.com, www.SelamHaber.com, www.BizimAntalya.com, www.HaberDem.com, www.VaranHaber.com, www.ObjektifBakis.com, www.HaberName.com, www.TeleRadioFM.com, www.yenihareket.com ve yine bize, yayınlarımıza www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat ulaşabilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz.
Yine Adnan Oktar Hocam ve Sayın Oktar Babuna’yla beraber programımıza başlayalım. Hocam nasılsınız? Hoş geldiniz.
SUNUCU: Bizler de iyiyiz Hocam, teşekkür ederiz. Siz nasılsınız Oktar Bey?
OKTAR BABUNA: Allah’a çok şükür çok iyiyim.
SUNUCU: Aynı zamanda programımızın başında da hatırlatalım, sonunda tekrar söyleyeceğiz ama yarın bizleri 22: 00 ile 24: 00 saatleri arasında Adıyaman Asu ve Kral Karadeniz ekranlarından takip edebilirsiniz. Bugünkü programımıza başlayalım isterseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, benim yiğidim çok güzel huylu abisi, çok efendi, çok hanım, çok nezaketli, saygılı, bir de Çerkez kızı tam tipik, maşaAllah. Onlarda biliyorsun bir de örf vardır ayrıca Çerkez örfü de vardır. Babası da çok efendi bir insan maşaAllah.
Oktar Hocam ne anlatalım, ne konuşalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, Kuran okuyorsunuz, katlamalı anlamlarıyla maşaAllah ayetlerin, o bir kere zaten çok büyük ferahlık veriyor, kalplerde çok etkili oluyor.
Bir tek Siirt Kanal 56’yı unutmuşuz Hocam. Onu da ekleyelim. Siirt Kanal 56.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, Siirt’in aslanları, Güneydoğu’nun yiğit kardeşleri, bizim canımız ciğerimiz onlar inşaAllah. Gönülleri çok çok rahat olsun, çok güzel bir kurtuluşa doğru gidiyor bütün İslam ümmeti, bütün Türklük alemi, o koç yiğitler de çok rahat edecekler inşaAllah. Birbirini çok iyi sevsinler, koruyup kollasınlar, kültürlerini bilgilerini artırsınlar, her şeye çok insancıl yaklaşsınlar, gönülleri çok rahat olsun. Sonunda tam bir kurtuluşa gidecek, inşaAllah. Ama bakın ben dün mesela sabah Kuran okuyordum, baktım; hep Allah kavimlerin helaklarından bahsediliyor, işte Ad kavmi, Semud kavmi işte, Firavun kavmi Allah’ın sözünü dinlememişler, hep bir felakete uğramışlar ama Allah’ın hep aradığı bir şey var, üstünde durduğu bir şey var. Yani çile olmadan, zorluk olmadan Allah o dini kabul etmiyor. Halk arasında yanlış bir klasik geleneksel bir yapı oturdu. Zannediyorlar ki doğarlar, büyürler, okula giderler, namazlarını kılarlar, sakin halim selim bir hayatları olur. Gerekirse Avrupa’da da okurlar, bir işleri olur, evlenirler, ürerler, namazlarını kılarlar ve ölürler. Ben böyle bir hayat göremedim Kuran’da, yani gören varsa bana söylesin, böyle bir şey yok. Bilakis Allah diyor; “daha öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden hemen Cennete girebileceğinizi mi zannettiniz” diyor Cenab-ı Allah. “Onlara öyle dayanılmaz zorluklar geldi ki” diyor değil mi, şeytandan Allah’a sığınırım. Tabii, çok şiddetli imtihanlardan geçiyor müminler. Dolayısıyla yani böyle rahat hayat herkes seçebilir, ben de yapabilirdim bunu, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri de yapabilirdi. Bediüzzaman da yapabilirdi, değil mi? Abdulhakim Arvasi Hazretleri yapabilirdi, Ali Haydar Efendi yapabilirdi; hiçbiri yapmamışlar. “Mübarekler onlar yapsın, biz seyredelim”; böyle bir şey yok, yani onlar kendi kurtuluşunu sağlamış olur, kendi kurtulur. Yani onların bizim kurtuluşumuza bir etkisi olmaz, böyle bir şey yok. Dolayısıyla herkesin ayrı ayrı Bediüzzaman ruhunda, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin ruhunda, Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin ruhunda olması gerekir. Tabii. Ben uyarıyorum, yani bak doğrusunu söylüyorum. Çünkü bak Mehdiyet çağındayız, Mehdiyet çağında çok büyük olaylar var. Çok büyük çile ortamları olacaktır. Bir de Müslümanlara bak en kolayı söylüyorum, bir kere Müslümanları bir kere sevsinler, bunun ne zorluğu var? Birbirlerine kuşku ile bakıyorlar, bir kere bu cemaat ayrılıkları, mezhep ayrılıklarından kaynaklanan öfke ve ayrılığı tamamen gidermeleri lazım. Bakın en kolayını söylüyorum, bunu yapamıyorum diyemez, bunda bir çile var mı? Zorluk var mı? Gidecek selamünaleyküm - aleykümselam kardeşim nasılsın diyecek. Yemek yiyecek, sohbet edecek bakın en kolayını söylüyorum. Bu çok büyük bir fitnedir, bir kere bunun ortadan kalkması lazım. Müslümanlara hüsn-ü zan olması lazım. Dedikoduya çok yatkın Müslümanlar, epey bir bölümü böyle, iyi olanlar da var, onları tenzih ederim de. Hatta mesela bir ders ortamı, bir şey oldu mu, hemen cemaatlerin dedikodusuna başlıyorlar. Ben bunu çok gördüm. En tatlı gelen şeylerden bir tanesi bu oluyor. Yani iki kişi bir araya gelse hemen dedikoduya başlıyorlar. Dedikodu haramdır, Allah Müslümanın etini yemeye benzetiyor. Ve bu bereketsizlik, uğursuzluk getirir. Çok kötü bir şey, inşaAllah. Bunun dışında da İslam’ın dünyaya hakimiyeti için dua edilmesi lazım. Mesela internet sitesi; herkes sitesine koysun, “Ya Rabbi, Türk-İslam Birliği’ni görmeyi bizlere nasip et.” Değil mi? “Bütün Müslümanların birlikte yaşadığını görmeyi bizlere nasip et.” “Ya Rabbi mesela Mehdi (a.s.)’nin zuhurunu bizlere nasip et.” Birçok başlık koyabilirler. Onların sitesine giren, onunla karşılaşsın. Bu dua bir yayılsın. Yani bu yüzyılda İslam’ın hakimiyetini isteyen çok az insan var. Bir tek Cübbeli değil. Başka cemaatler de var, isim vermiyorum. Mesela “İmam Rabbani, 500 yıl sonra Mehdi gelecek dedi” diyor, Cübbeli durduk yere onu çıkartmıyor. Var onun ekibi yani böyle tembel takımı var, adam holding kurmuş, işi gücü yerinde, rahatı yerinde; şimdi Mehdi çıkarsa holdingi moldingi, şeyhi, mürşidi her şeyi falan ortalık karışacak, rahatı da kaçacak, şimdi adamın arabasına binmiş numune dağıtıyor, bilmem ne yapıyor. Ticaret yapıyor, işinde gücünde, şimdi bir de Mehdi ortaya çıkartıp Hz. İsa (a.s.)’yı da bahsederse bütün sistem karışacak. Ne yapsın? Hemen 500 yıl geriye attırıyor. Ki biliyor mesela bütün alametlerin çıktığını bildiği halde, olağanüstü bir ortam olduğunu bildiği halde, bunu anlamazlıktan geliyorlar. Bir de bunu İmam Rabbani’ye yükleyerek, “sen ona karşı mı geliyorsun mübareğe, bak o söylüyor” diyor. İmam Rabbani adına da sahtekarlık yapıyorlar, yalan söylüyorlar ve samimiyetsizlik yapıyorlar. Bir kere İmam Rabbani bakın çok önemli bir şey söylüyor, diyor ki; Peygamberimiz (s.a.v.) irtihalinden sonra, vefatından sonra, aradan 1000 yıl geçtikten sonra Mehdi (a.s.) gelecek, diyor. 1000 yıl yani ikinci 1000 yılda gelecek diyor, 1000 yıl. 1000’i 1 gün geçtiğinde ikinci 1000 yıla girilmiş olur. Bunlar da sahtekarlık yapıyorlar, Hicri değil de, Miladi 2000’den sonraya alıyorlar. Dolayısıyla da 2000’e de yeni girdiğimize göre anlaşıldı mı, yani üçüncü 1000 yılda çıkmış olacak. Gene o demelerine göre de uygun düşüyor; ama anlamazdan geliyorlar. Sonra da 500 sene de ilave ediyorlar üzerine. Müslümanlar buna bir kere şüphe ile baksın, bu insanların samimiyetsizlikleri. Peki bak bir de şu çok önemli: tamam kardeşim 500 yıl sonra gelecek, kabul ettik desinler. Peki biz o 500 seneyi bekleyene kadar bu yüzyılda İslam’ın hakim etsek Allah’ın izniyle değil mi? Mehdi (a.s.) gelmeden hakim etsek, Mehdi (a.s.) gelince de bir daha hakim etse çünkü bozuluyor zaten zamanla, bozulabiliyor değil mi? Biz hakim edelim değil mi, ortamını hazırlayalım veyahut var gücümüzle gayret edelim, Allah hakim etmezse etmez; ama biz diyelim ki “İslam dünyaya hakim olsun” diye ortaya çıkalım. Cenab-ı Allah hakim etmezse etmez, ama edebilir de. Var gücümüzle gayret edelim, demesi lazım. Bakın bunu bu adamlar demiyor, çok hayati bir şey var yani, diyemiyor adam.
OKTAR BABUNA: Bu cümleyi kuramıyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu cümleyi kuramıyor adam. Böyle bir adama nasıl saygı duyuyor bu insanlar, yani nasıl bunlara alim diyor yahut hoca diyor, ben anlamıyorum. Yani buradan onları denesinler, Hocam desinler bu yüzyılda İslam dünyaya hakim olmalı mı? Gayret etmeli miyiz? Ve gayret edeceksen ne derece gayret etmemiz gerekir; yani usulen bir gayret mi yoksa geceli gündüzlü aşkla şevkle bir gayret mi? Usulen bir gayret diyorsa, o zaman ona da bir nokta koymak lazım. Ama geceli gündüzlü, yani uykudan, yemekten artan bütün vaktimizde, can havliyle Allah rızası için gayret etmemiz gerekiyor diyorsa o adam tamam. O, “Mehdi 500 yıl sonra gelecek” diyorsa bile onun bir zararı yok. O diyebilir o, bir şey yok onda, zaten gelecek belli; çünkü onun demesiyle değişmez. 500 yıl demesi ile değişmez. Azami cehaletinden demiş olur.
OKTAR BABUNA: Siz hep Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını örnek veriyorsunuz Hocam. O, döneminde İslam hakim değil ama ölene kadar üstelik hasta, hapiste, çile ortamında sürekli mücadele ediyor. Bu şekilde, dediğiniz şekilde Hocam hiç bırakmadan.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, bir de siz, herkes Türk-İslam Birliği için dua etse, istese zaten hemen olur demiştiniz. O şekilde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bütün İslam alemi şimdi, tamamı yani yüzde 80-90’ı “İslam dünyaya hakim olsun” dediğinde nasıl hakim olmasın? Zaten her yer kabul edilmiş oluyor. Yani herkes kabul etmiş oluyor. Edince artık geriye sadece usulü uygulamalar kalmış oluyor. Bunu istemedikleri için hakim olmuyor, istemiyorlar. İsteyen insanların sayısının artmasıyla ilgili bir şey bu. Bir de böyle anlı şanlı cemaat dediğiniz kişiler kabul etmiyorlar yani komple kabul etmiyorlar, bayağı böyle vakalar var. İstemiyor adam, yani niye istemiyor o da belli değil. Neden dolayı istemiyor belli değil ama böyle kokoş teyzeler oluyor onların gruplarında, böyle bıngıl bıngıl 110 kilo, 120 kilo falan hep. Mümin olup 120 kilolu olanları tenzih ederim, yani Allah rızası için gayret edenleri tenzih ederim de. Böyle tam bilmem ne bacı, bilmem ne Rukiye teyze falan havasındalar. Ne yaparsın teyzem diyorsun, ben diyor adam evlendiririm diyor. Var mı diyor, bekar mısın yavrum, seni de evlendireyim diyor. Yani kardeşim memleketin başka sorunu yok mu Türkiye’nin, dünyanın değil mi? Akşama kadar kapı kapı kaya porsuğu gibi milleti evlendirmek için uğraşacağına İslam’ın hakim olması için uğraşsana değil mi? Kapı kapı git, mesela al bir tane Kuran al, 3-4 tane, git komşularına dağıt, Allah’ın dinini tebliğ et, değil mi? Ben illa benim kitaplarımı anlatsın da demiyorum yani beğendiği herhangi bir hoca efendinin de kitabını götürüp dağıtsın, anlatsın değil mi? Ezberlediği bilgileri izah etsin, Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini izah etsin. Varsa yoksa üremek, doğurmak, evlenen bayanlara akıl vermek, işte daha da olmazsa kafasına kurşun döküyor bilmem ne ipsiz sapsız abuk sabuk, oraya buraya bez çaput bağlayarak falan böyle zibil gibi tipler vardır ve bunlara da saygı duyuyorlar. Şimdi Cübbeli’nin izahları aklıma geliyor, geçenlerde bir hoca efendi çıktı televizyonda çıktı anlattı ya onun yaptığı hareketleri, üslubunu falan. Bak diyor ki Cenab-ı Peygamber (s.a.v.); “Doğudan başları tıraşlı kavimler çıkacak” kafayı kazıtmışlar bir şekilde, “dilleri ile Kuran okuyacaklar (fakat) boğazlarından aşağı geçmeyecek.” Yani Kuran’ı bambaşka amaçlar için okuyacaklar, yani dünyaya İslam’ın, Kuran’ın hakimiyeti için uğraşmayacaklar, gayret etmeyecekler. “Onlar dinden, yaydan okun çıktığı gibi çıkacaklar” diyor. Başka bir rivayette; “söz ve ilimleri vasıtasıyla rızık elde edecekler” yani sattığı kitaplarla, CDlerle yahut yaptığı konferanslarla, sohbetleri; onun sonucunda para toplayacak milletten, para karşılığı. Tabii o parayı toplarken de cami yaptıracağız, bilmem ne başka bir şeyler yaptıracağız gibisinden, bilmem ne derken Allah affetsin yani oraya bir ilave, meşruta bir şey yaptırırlar. Bak “söz ve ilimleri vasıtasıyla rızık elde edecekler” yani bunu bahane edecekler, cami yaptıracağım diye para topluyor ama kendine kullanıyor. Zekat parası diye topluyor onu da kendisine kullanıyor. “Dini alet ederek dünyalık edinecekler, işte bir gözü kör deccalin uyduları bunlardır.” Deccale hizmet edecekler diyor. “Ümmetimden başları sarıklı 7000 kişi deccale tabi olacaktır,” bir de üstelik başlarında sarık olacaktır bunların, diyor. Fakat deccale tabi oluyor, Müslümanları dünyaya çekiyorlar, İslam’ın dünya hakimiyetini istemiyor, dünyanın dünyaya hakimiyetini istiyor. Nefsin dünyaya hakimiyetini istiyor ama bunu din adına yapıyor. Hatta bak bu Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek şahıs hakkında da daha detaylı da bilgi var. İstanbul’da çıkacak, Konstantiniyye’de çıkacak diyor ki; bakın bir rivayette gözünün kara olduğu belirtiliyor, siyah gözlü kara, koyu renkli gözlüdür, diyor bir rivayette. Nebevi şerhinde inşaAllah. “Ahir zamanda türemeler çıkacak, beyinleri çalışmayacak” yani tam avanak, diyoruz ya ahmak, avanak böyle tam klasik ahmak yani “beyinleri çalışmayacak” yani et kafa, kemik kafa. “Konuşurken çok güzel konuşacaklar” böyle dilbaz, çenesi düşük derler ya böyle dır dır dır dır böyle mahalle bilmem neyi derler ya böyle hani sürekli konuşur. Fakat hiç özü, hikmeti yoktur, bak konuşurken çok güzel konuşacaklar diyor yani tam geveze, lafazan böyle. “Kuran okuyacaklar” diyor, Kuran bilgileri de var, “fakat imanları gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek.” Yani İslam’ın dünyaya hakimiyeti, Kuran’ın dünyaya hakimiyeti konularına hiç girmeyecekler, diyor inşaAllah. Nerede bu biliyor musun? Buhari’de, sahih Buhari’de, Müslim’de, Davud’da, Ahmet İbni Hanbeli Müsnedi’nde, açıp baksınlar. “Kıyametin alametlerinden biri de, ilmin ortadan kalkması ve cehaletin yaygınlık kazanmasıdır.” Cehalet de küfrün rahat hareket etmesini sağlıyor. Mesela Darwinizm, materyalizm konusunda bir bilgisi yok. Adam onu rahatça eziyor. Olur mu ya diyor, öyle diyor, hiç diyor. Bilmem ne kemikleri falan varmış diyor, nereden çıktı öyle bir şey diyor. Böyle yuvarlak geçiştiriyor. Halbuki ilmi olarak akılcı karşısındakini ikna etmesi lazım. Mikrobiyoloji de bilmesi lazım, paleontolojiden de bilgisi olması lazım her konuda bilgisi olması lazım. Cehaletin yaygınlık kazanması İslam’ın aleyhinedir, Müslümanların aleyhinedir. Kültürün, bilginin, görgünün artması da İslam’ın, dinin lehinedir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin maşaAllah Hocam, kitaplarınız da büyük ölçüde buna vesile oluyor zaten. Yani 300 kitabınız var ama hemen hemen Allah’ın dilemesiyle her konuda eser verdiniz Hocam bugüne kadar. Okuyan herkesin de bilgisini bu şekilde artırıyor maşaAllah.
SUNUCU: Seyircilerimizin yine soruları var. Uğur Güney Adana’dan yazmış bize. “Adnan Hocam, sizin programlarınız sayesinde Allah’ın varlığının delilleri olan iman hakikatlerine ilgim çok arttı. Bugün öğrendiğim bir iman hakikatini size aktarmak istiyorum izninizle. Göğüs kafesinin büyümesi durduğu halde eğer kalp büyümeye devam etseydi göğüs kafesi kalbi ezecek ve bu durum ölümle sonuçlanacaktı. Ancak Allah’ın kusursuz yaratmasının bir tecellisi olarak bu iki organın büyümesi çok orantılı oluyor. Her iki organı oluşturan hücreler de nerede durmaları gerektiklerini çok iyi biliyorlar. Hocam Darwinistlere sorsak bu harika yaratılışa da sadece kör bir tesadüf derler mi?” demiş.
ADNAN OKTAR: E tabii, mesela burun, belirli bir dereceye kadar gelişiyor, ondan sonra duruyor. İstese burun ileriye doğru ilerler, 1 metre bile ileri gidebilir. Kulak da istediği kadar gelişir, aşağıya kadar sarkar. Hücre bu, bilmez ki yani gelişirken. Parmaklar da öyle. Parmak kemikleri de, mafsallar da öyle. Mesela aralıkları tam birbirine uyumlu ve çok net. O uzunluğa ulaştığında zınk diye duruyor. Enine de zınk diye duruyor. Mesela göz çeperi, belirli büyüklüğe kavuştuktan sonra duruyor. Ne küçük kalıyor, ne büyük kalıyor. Tam ayarında kalıyor. Mesela kaş tüyleri de, belirli bir oranda uzuyor. Mesela kirpik de öyle. Taa dipten biliyor kirpik. Belirli bir noktaya geldikten sonra uzayan kirpiği kesseler bile, belirli bir noktaya geldikten sonra gene uzuyor, orada duruyor. Ondan sonra ilerlemiyor. Yani o ucun ne kadar uzadığını dip biliyor. Yani dipteki hücrelerin bunu bilmemesi lazım, habire uzatması lazım. Yani nereden biliyorsun onu belirli bir uzunluğa kavuştuğunu? Yani santimiyle, milimiyle biliyor, değil mi? Mesela dişler de öyle. Tavşan dişi gibi bayağı upuzun uzayabilir. Hatta ağzını açamayacak hale gelebilir.
OKTAR BABUNA: Bir milimetre bile uzasa, kapatamıyor insan ağzını. Dişçiler hep, bayağı bir hassas çalışmayla ancak düzeltebiliyorlar onu dolgu yaptıkları zaman mesela. 1 milimetre bile bozuyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. İç organlar da öyle. Mide mesela aşırı gelişmiş olsa, parçalar insanın vücudunu. Mesela kaburgalar öyle, gelişmiş olsa yani inceliği de çapı da tam ayarında yani. Hepsinde bir ölçü tespiti var. Bütün hücreler ne kadar büyüyeceğini ve bütün organların ne kadar büyüyeceğini çok iyi biliyorlar. Ne 1 milim geri, ne 1 milim ileri. Yani kromozomdaki kodlandığı şeklini tam muhafaza etmiş oluyor. Yani tabii imanı anlayan bir insan için, yani imanın katrilyonlarca, sonsuz delili var. Anlamak istemeyen, özel yaratılıyor o yani. Adam kavrıyor da anlamıyor değil. Zaten anlamayacak şekilde yaratıyor Allah onu. “Gözü var görmez” diyor, “kulağı vardır işitmez” diyor. “Onlar ölüdürler, siz onları diri zannedersiniz” diyor Allah. Yani yok adam. Ölü. İnşaAllah.
SUNUCU: Sami Bey Kayseri’den yazmış. “Saygıdeğer Hocam, Bediüzzaman Efendimiz Hazretleri Ahiret hayatının yanında dünya hayatıyla yetinmeyi, ani bir şimşek ışığını güneşin aydınlığına tercih etmeye benzetiyor. Her gün yüzlerce insan öldüğü halde, neden insanlar asla ölmeyecekmiş gibi davranıyorlar? Değerli Hocam, neden Ahiret yerine dünyayı tercih ediyorlar? İnsanların bu konudaki aldanışlarında, sizin belirttiğiniz gibi 2012 manevi ayağa kalkış ile sona erecek mi?”
ADNAN OKTAR: Onunla başlayacak, sona ermeyecek. 2012’de başlamış oluyor. Ama insanları Allah böyle yaratmıştır, bütün Hz. Adem (a.s.)’den itibaren böyledir. İmtihan için böyle bir sistem gerekiyor zaten. Yani bütün insanların uyanık ve çok akıllı, takva olursa, herkes namazında niyazında tam Allah’a kendisini teslim etmiş olursa zaten imtihan ortamı olmaz dünyada. Yani imtihan ortamı olması için mutlaka küfre ihtiyaç var. Mutlaka Nemrutlara, Firavunlara, Darwinlere ihtiyaç var. Öbür türlü olmaz imtihan. Yani zalim olmadan mazlum anlaşılmıyor. Kötü olmadan, iyi anlaşılmaz. Herkes iyi olursa iyiler, yani Cennet gibi yaşarsın. İmtihan ortamı olmaz. Bu özel yaratılan, Allah’ın özel yaratışıdır. Yani mesela ahir zamanda fitne özel yaratılmıştır. Darwin özel yaratıldı, Marks, Lenin, Hegel, Stalin hepsi. İnşaAllah.
SUNUCU: Ali Baki Demirtaş Hatay’dan yazmış bizlere. “Adıyaman’dan saygılar sevgili Hocam. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında bütün mezheplerin kalkacağını söylediniz. Benim merak ettiğim, şu an birilerine muhalif olan bazı taraflar, o dönem geldiğinde nasıl değişecekler? Ne olacak da, bütün dünya Müslümanları bağlı oldukları mezheplerden vazgeçecekler?”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’yi çok sevecekler. Dürüstlüğüne inanacaklar. Anlattıklarının doğru olduğunu görecekler. Mehdi (a.s.)’nin zaten ispatlıdır anlattıkları. Yani net ayetten, hadisten net ispat edecek. Fiilen görecekler doğru olduğunu. Mehdi (a.s.)’nin her sözüne kanaat getirecekler. Yani çünkü bütün hayatı dürüst olduğu için. Bir de Allah onların kalbine ilham edecek yani Mehdi (a.s.)’ye itaati kalplerine ilham edecek. Doğal olarak Mehdi (a.s.)’yi sevecekler. Yani doğal olarak bağlanacaklar. Zaten böyle bir coşkun sevgi olmadan hayat durur, yani dünyada şu an mesela hayat durdu, felç oldu dünya. Sevgi kalktığı için sevgiyi kimse hareketlendiremiyor şu an dünyada. Demeçler var ama “insanı, hadi birbirimizi sevelim” diye ama olmuyor. Yani sevgisizlik gittikçe yayılıyor. Ve sevgisizlik de bünyeyi öldüren bir zehirdir. Mesela ekonomik krizin kökeninde de sevgisizlik vardır, egoistlik, bencillik vardır. Allah sevgisi gittiği için insan sevgisi de kalmadı insanlarda. Yani bir tek Türkiye’de, bazı İslam ülkelerinde bir direnç ve güç var maşaAllah. Şimdi, mesela Türk-İslam Birliği için çalışmalar yapılıyor. Vizeler kalktı. Vize kalktı diye hiç kimse bir yere gitmiyor. Kimsenin bir yere gittiği yok. Arkasından şimdi pasaportlar da kalkacak. Gene gitmez insanlar çünkü ruh üfürülmedi daha. Sevginin ruhu üfürülmedi. Yani binayı hazırlıyorsun, binayı badana yapıyorsun, eşyalar yerleştiriyorsun; ama evi cıvıl cıvıl yapacak sevgi dolu insanlar gerekiyor ki ev bir şeye benzesin. Vizeyi kaldırmakla bir şey olmaz. Pasaport kaldırmakla da bir şey olmaz. Yani bahçeler, bağlar da yaparsın gene bir şey olmaz. Yani onu sevgiyle kucaklayacak, ondan hoşnut olacak insanlar gerekiyor. Yani sevgiden zevk alacak insanlar gerekiyor. O yüzden de mesela adamlar, mesela farz edelim bir lokanta sahibi, lokantasını güzelleştirmek istemiyor çünkü sevgi yok. Adam yani, sadece yemek yemek istediğine göre bu adam diyor, ben buna çelik masa koyayım diyor. Çelik bardak da koyayım diyor, yemeğini yesin, çeksin gitsin adam diyor çünkü amacı bu olduğuna göre. Ama sevgi hakim olursa, masalarda da bir sanat olur, sevgi olur. Örtülerde bir sevgi olur. Gelenlerin kıyafetleri mesela çok şık olur, sevgi gerekir. Adam, niye şık giyineyim ki diyor yani, niye güzel giyineyim? Yani kimi mutlu edeceğim diyor ben giyinip diyor, anladın mı? Yani niçin yapayım diyor? Niye güler yüzlü olayım diyor? Yani sevmiyorum ki, o da beni sevmiyor diyor. Niye güler yüzlü olayım diyor. Yani niye nezaketli davranayım? Niye selam vereyim diyor? Niye yaptığım yemeği güzel yapayım? Niye sattığım mal güzel olsun ki diyor. Sadece kar edeceğim kadar mal yaparım ben diyor. Yani en ucuz malzemeden, en kaba şekliyle yapar atarım ben diyor. Ben karışmam ondan gerisine diyor. Ben kime yapıyorum ki diyor. Birçok insan böyle. O yüzden malın kalitesi düşüyor. Güzelliğin kalitesi düşüyor. Her yerde bir ölüm yayılıyor. Bunu ortadan kaldıracak işte Mehdi (a.s.)’dir. Yani bir irade, bir aklın en yukarıda durması gerekiyor yani Allah’ın tecellisi olarak bir aklın. Yani insanlara, Allah’ın o sevgi ruhunu verecek birisinin olması gerekiyor. Bu da herkesin kabul edeceği, herkesin seveceği birisi olması lazım. Allah’ın gönderdiği, Peygamberimizin (s.a.v.) bildirdiği bir insan olması lazım. Herhangi bir insana kimse uymaz. Yani böyle bir sevgisizlik ortamında, Mısır’dan mesela bir alim çıksa kimse itaat etmez. Türkiye’den her hangi bir alim çıksa hiçbir şekilde muhatap olmazlar yani. Var Türkiye’de mesela adamın yetmiş türlü muhalifi olur. İran’dan bir alim çıkacak, demediklerini bırakmazlar. Ama Mehdi (a.s.) olduğunda bütün ortalık diz çöker. Yani konu kapanır. Mehdi (a.s.)’nin bir alametidir, mesela bak oradan anlayacağız Peygamberimizin (s.a.v.)’in sancağı sağ elinde olacaktır. Hiçbir insana bu nasip olmaz. Mehdi (a.s.)’ye nasip olacaktır ahir zamanda. Resulullahın (s.a.v.) hırkasını giyecektir. Hiç kimseye bu nasip olmaz. Anlayacağız ki o Mehdi (a.s.), bak alametlerinden biri de budur. Teberrüken Peygamberimizin (s.a.v.) kılıncını kuşanacaktır, teberrüken. Yoksa kan akıtmayacak Mehdi (a.s.), yani damla kan akıtmaz. Uyuyan kişiyi de uyandırmaz ama teberrüken. Bakacağız belinde Resulullah’ın (s.a.v.) kılıncı var, elinde sancak-ı şerif var, üstünde hırkası var. Allahualem herhalde o diyeceğiz. Alametlerinden biri de budur. Ama Mesih (a.s.) ile beraber namaz kıldığında da artık açıklaması yok. Allahualem diyeceğiz, gene o diyeceğiz inşaAllah. Bunlar, çok şiddetli coşku meydana getiren olaylardır. Bu sevgiyle ancak kalpler açılır. O zaman lokantacı en güzel örtülerini kullanır. En güzel tabaklar gelir, sanatlı tabaklar gelir. Oraya gelen müşteriler, en güzel kıyafetlerle gelirler. En güzel güler yüzler göstertilir. En güzel yemekler yapılır. Kıyafetlerin en güzelleri hazırlanır. En güzel şekilde oralar kokar. Bahçeler, bağlar; çünkü bahçenin bir anlamı olur adam için. Adam şimdi çiçek yetiştirecek, adam çiğniyor, üstünden geçiyor ve muhatap olmuyor. Yani bahçe yapmaya ihtiyaç duymuyor, güzelliğe ihtiyaç duymuyor. Yani çünkü arz talep dengesi vardır. Talep yok ki adam arz etsin. Bak şimdi talep etse bile, eğer sevgiyi hissetmezse gene yapmaz. Mesela bir kadın da eşini çok seviyorsa, neşeli ve güzeldir, gösterişlidir, hoştur. Yoksa kadın çöker. Ne yaparsa yapsın, istediği kadar kendine baksın çöker sevgi yoksa. Ancak sevgiyle güzelleşir kadın da. Mesela çocuk da sevgiyle güzelleşir, neşesi gelir. Mesela sevgi yoksa bir çocuk pısar bir köşeye, dehşet içinde bakar. Yani her şey ölür. Mesela hayvanlar bile, sevgi yoksa hayvan, içine kapanıyor hayvan. Mesela kedi köpek bile hayvanın huzuru kaçıyor, sağlığı bozuluyor.
SUNUCU: Bitkiler de öyle Hocam.
ADNAN OKTAR: Bitkiler? Doğrudur yani.
SUNUCU: Onlar bile sevgiyi hissediyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii. Hakikaten öyle, doğru yani çünkü ben, bizim kendi evimizin bahçesine bakıyorum. Mesela bizim şu an mesela, şu mevsimde birçok şeyin çiçeği bayağı sağlıklı olarak açtı. Şaşıyorum yani maşaAllah. Oktar Hocam, sen konuşma da en iyisi bir şeyler göster.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bitkilerden gösterelim mi Hocam, güzel ağaçlar?
ADNAN OKTAR: Göster.
ADNAN OKTAR: Bak ne kadar şahane renkleri. Hakikaten değil mi, baharda bunlar böyle açtığında. Evet, maşaAllah. Dehşetli güzel olmuş maşaAllah. Ama işte buna bakıp geçiyorsa adam, adam bunu ekmek istemez işte, yapmak istemez. Evet. Bu da çok güzel. Mesela bak, bayağı şahane. İnsan doya doya bakar. Adam altında hamburger yiyor, burnunu çekerek çekip gidiyor altından. Haberi bile yok. Allah mesela ona muazzam bir güzellik vermiş, muhatap olmuyor. Hayır hamburger, onun da farkında değil yediğinin yani. Onun da Allah’ın güzel yarattığını, lezzetli yarattığının farkında değil. İçgüdüyle yiyor böyle gözünde son derece anlamsız bir ifadeyle. Yani ona da şükretmiyor. Ona da hamd etmiyor. Mesela bak, şuraya baksana, şu güzelliğe. Mesela bak şu. Tavus kuşu gibi maşaAllah. MaşaAllah. İnsan bakmaya doyamaz. MaşaAllah. İşte bunlar Allah’ın tecellisi. Allah çiçek olarak tecelli eder, kelebek olarak tecelli eder. İnsan olarak tecelli eder. O tecellilerden yoğun zevk alınması lazım. Bu sevgiyi, bu aşkı işte Hz. Mesih (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) insanların kalbine yerleştirecek. Onun için İslam’ın dünyaya hâkimiyetini istemek, dünyada da nefsen de bir lükstür. Bak nefisin de en çok hoşlanacağı ortam meydana gelecektir. Ahiret için de en makbul hareketlerden birini yapmış olacak şahıslar o zaman.
SUNUCU: Nefis kendi de rahat edecektir.
ADNAN OKTAR: Tabii nefsen de bütün insanların çünkü hem zengin olacaklar, hem adalet gelecek, hem güven gelecek mesela korku içinde yaşamak, korku kalkacak. Sosyal adalet olacak, ekonomik yönden müthiş zengin olacaklar diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hatta malı artık alan geri vermek isteyecek diyor, o kadar bol mal olacak diyor. Sırf güven bile çok büyük bir lükstür. Yani bütün güler yüzlü insanlarla karşılaşmak, sokakta herkesin birbirini sevmesi, herkesin birbirine selam vermesi çok büyük bir nimettir. Müslümanlar bununla karşılaşacaklar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Burada olmak öyle büyük bir nimet ki hayal bile edemeyeceğim bir şey, Allah’a çok şükrediyorum. Sizin yanınızda bütün insanlara böyle tebliğ oluyor. Allah anılıyor elhamdülillah. Olabilecek en büyük şeref zaten burada inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şereflerden bir tanesi, en büyük şereflerden bir tanesi inşaAllah. Evet.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrar beraberiz.
Kısa bir aranın ardından yeniden beraberiz. Hocam Oktar Bey’i yolcu ettik inşaAllah. Cihat Beyle devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Yani evet gönderdik.
SUNUCU: Allah şifa versin.
ADNAN OKTAR: Cihat Bey hoş geldiniz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocamın bilgisayarına el koymuşsun gördüğüm kadarıyla.
CİHAT GÜNDOĞDU: Kaldığı yerden devam etmek için inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam bir deneyelim bakalım neler anlatabileceksin.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bu 114 milyon yıllık bir fosil var, nautilus denilen bir canlı. Bugünkü yaşayan örneğiyle arasında hiçbir fark olmadığını görüyoruz. Bu canlının çok değişik özellikleri de var. Hiç de öyle ilkel bir canlı olmadığını saptamış durumda bilim adamları. Şöyle ki denizin derinliklerinde oldukça yaklaşık 1000 metre derinlikte rahatlıkla yaşayabiliyor ve şöyle bir yapısı var sergilediği özel yapılar var. Suyun içindeki gazları, sıvı halden gaz haline çevirip yüksekliğini ayarlayabiliyor. Denizin derinliğindeki derinliğini bu şekilde ayarlayabiliyor yani tıpkı bir denizaltının yaptığı gibi.
ADNAN OKTAR: Allah, Allah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet bu günkü denizaltı teknolojisinde kullanılan teknolojiyi yaklaşık 114 milyon yıldır zaten kullanıyor nautilus.
ADNAN OKTAR: Hatta öyle bir denizaltı da var değil mi? İsmi var öyle.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. İlk yapılan, imal edilen şeylere o ismi vermişlerdi. İlk denizaltına o ismi vermişlerdi zaten.
ADNAN OKTAR: Evet, devam edelim başka?
CİHAT GÜNDOĞDU: Yine bu günkü örnekleri hiç değişmediğini gördüğümüz canlı fosilleri var, 490 milyon yıllık denizyıldızı var.
ADNAN OKTAR: 490 milyon yıl.
CİHAT GÜNDOĞDU: 490 milyon yıl önce neyse bugün de hiçbir değişiklik olmadığını görüyoruz bugünkü yaşayan örneğiyle karşılaştırdığımız zaman.
ADNAN OKTAR: Daha önce bunlar kol, bacak oldu, insan bundan türedi falan diyorlardı değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, 54 milyon yıllık vatoz fosili var. Yine hiçbir farkı yok bugünkü örneğiyle. Bütün özellikleri incelendiğinde detaylı olarak aynı olduğunu gösteriyor. Çulluk balığı fosili var 6 milyon yıllık. Bunlar tamamen sizin Yaratılış Atlası kitabınızdan alınma. Mayıs sineği larvası var, bugün yaşayan örneğiyle karşılaştırıldığında, reçinenin içinde kalmış örneğiyle hiçbir farkının olmadığını görüyoruz.
ADNAN OKTAR: 150 milyon yıldan beri değişmemiş.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, karides fosili var 155 milyon yıllık, hiçbir değişiklik olmadığını görüyoruz. Bugünkü örneği tamamen aynı, çeşitli karidesler var. Örümcek yine hiçbir değişiklik olmadığını görüyoruz. 50 milyon yıl önce neyse yine aynısı. 90 milyon yıllık örnekleri de var. 23 milyon yıllık yengeç var, hiç değişiklik olmadığını görüyoruz. Hiç ekleminde, hiçbir bacağında hiçbir fark yok. Yine balıklardan çeşitli örnekler var, güneş balığı, yine başka bir örnek, hiçbir değişiklik yok.
ADNAN OKTAR: Ama çok şekermiş o da, bayağı sevimli bir şey.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet maşaAllah. 25 milyon yıllık akrep var. Buna yalancı akrep diyorlar.
ADNAN OKTAR: 25 milyon yıllık.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, hiçbir değişiklik yok, yeterli olarak incelendiğinde.
ADNAN OKTAR: Bu iyi kalpli akrep herhalde, sokmuyordur bu?
CİHAT GÜNDOĞDU: Olabilir, bu şekildeydi.
ADNAN OKTAR: Benden bu kadar diyorsun.
CİHAT GÜNDOĞDU: Açan bir gülün yavaş çekimde nasıl açtığını gösteriyorlar. Ona ait bir filmimiz var.
ADNAN OKTAR: Tamam görelim. Şeyh Nazım Kıbrısi de, Bediüzzaman da aynı bu şekilde açıklıyor Mehdiyet olayını, bir gül goncasının yavaş yavaş açılması gibi, evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah, kara topraktan böyle bir renklerle güzellik dolu bir şeyin bu şekilde açıyor olması, çok büyük bir mucize zaten başlı başına.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ayrıca Kuran’da da açılmış bir güle benzetiyor gökyüzündeki o kıyamette oluşacak olayı, değil mi? Ama görünüşü çok mükemmel gülün, Allah onu müthiş sanatla yaratmış yani insan bakmaya doyamıyor görünüşü, fakat kokusu o güzelliği müthiş bütünlüyor. Yani şahane bir kokusu var, gül kokusu maşaAllah. Tamam, şimdilik bu kadar olsun.
SUNUCU: Sorularımızla devam edelim. Saygın Şanlı, Kıyıköy’den bize yazmış: “Sayın Hocam, merak ettiğim bir konu var, insan farkında olmadan gizli şirke girebilir mi?” demiş, kendisi.
ADNAN OKTAR: Hem de nasıl, çok fazla var. Yani bir kere her şeyi ben yapıyorum, ben ediyorum demek şirktir. Allah yapar. Mesela elbiseyi ben yaptım diyor. Allah “Elbiseyi ben yaptım” diyor Kuran’da, adam da diyor ki; “ben yaptım” diyor. Biz, Allah’ın dediğine inanıyoruz. Allah “ben yaptım” diyor. Mesela; “Gemileri ben yüzdürüyorum” diyor. Kaptan diyor ki; “ben yüzdürüyorum” diyor. Allah “ben yüzdürüyorum” diyor. Bize beynimizde onu gösteriyor, geminin gittiğini gösteriyor Allah. “Giyimlikler var ettik” diyor, “size” diyor Allah. Mesela adam diyor ki; “bu mal benim” diyor. Allah da “benim” diyor. Biz, Allah’ın dediğine inanırız. Mülk Allah’ındır. Benim derse şirk olur. Biz bekçisiyiz diyecek. Allah beni vesile etti diyecek. Her şeyde Allah beni vesile etti diyecek, yani ben yaptım, ben ettim olmaz; bu şirktir. Ama en büyük şirklerden bir tanesi, millet çocuğunu putlaştırıyor. Karısını putlaştırıyor, karıları da kocalarını putlaştırıyorlar. Onu dün de anlattım; mesela evliliği din haline getirmiş, hayatının tek gayesi evlenmek oluyor. Mesela kız çocuğunu küçük yaşta yetiştiriyorlar, bütün hayatı evliliğe göre yetiştiriliyor. Yemesi, içmesi, oturması, kalkması, kanaviçe öğretiyorlar, şunu öğretiyorlar, bunu öğretiyorlar. İşte kocasına nasıl davranacak, ne yapacak falan, bütün olay ona göre planlanıyor. Hâlbuki Hz. Meryem (a.s.) diyor “ailesinden çekildi, bir perde çekti” diyor ailesine, kendini tamamen Allah’a adıyor Hz. Meryem (a.s.). O bilmiyor mu? Değil mi? “Âlemlere üstün kıldık” diyor Cenab-ı Allah Hz. Meryem(a.s.)’i. Neden? Takvasından dolayı; çünkü bütün hayatını, bütün yönleriyle Allah’a adamış. İffetli, çok mübarek, muhterem bir annemiz inşaAllah. Mesela bak Cibril insan suretine giriyor. “Senden Allah’a sığınırım” diyor. Tabii ki akıl almaz iftira atmışlardır o mübarek kadına, mübarek annemize değil mi? Gayri meşru ilişki iftirası atılmıştır ki çok zor bir iftira. Hz. Yusuf (a.s.)’a da öyle gayri meşru, cinselliğe yönelik iftiralar atılmıştır, inşaAllah. Hz. Musa (a.s.)’ya da iftira atılmıştır. “Allah onların suçlarından onu” diyor, “temizledi” diyor Allah. Müberra kıldı diyor. Hz. Musa(a.s.)’ya da ona benzer iftiralar atıyorlar. Bütün Allah yolunda mücadele edenlere iftira atılır. Ama evinde karısıyla beraber mutluca televizyonun başında yemek yiyorsa, pilavını yiyip, ondan sonra üstüne hoşafını içiyorsa, ondan sonra pijamasıyla, atletle yan gelip yatıyorsa o adama zaten bir şey olmaz. Hiçbir sorun çıkmaz. Çıkıp bir de kafasına bir tülbent sarıyor, onunla da beraber namaz kılıyorlar, böyle tiplerde hiçbir sorun çıkmaz. Küfrü karşısına aldıysa sorun çıkar. Darwinistleri, masonları, iddia edilen Ergenekon örgütünü, komünistleri, ateistleri, satanistleri, inançsız bütün ekolleri, bütün düşünceleri karşısına aldıysa, o zaman onlarla göğüs göğse ilmi bir mücadele içindeyse, o zaman bela yağmur gibi yağar. Fakat diyor, biz mutaassıp aileyiz ağabey diyor, öyle şeylere biz girmeyiz diyor. Sakın sakın diyor. Aman yavrum diyor, sakın görüşme o adamlarla diyor. Mesela yapan da varsa, sakın diyor, onlar fitne çıkarıyorlar diyor, görmüyor musun? Sana ne elalemin masonundan, komünistinden, dinsizinden. Sen namazını kıl, işine bak yavrum diyor. Camiye git sabah namazını kıl, camiden de eve gel diyor, bu kadar. Dikkat ederseniz bu tip hocaları ön plana çıkartmaya başladılar. Yani cami mücahidi, ev mücahidi bunlar, yani kimseye dokunmaz. Mesela, Darwinistler’e dokunmaz, materyalistlere dokunmaz, dokunsa da komik duruma düşüyor. Güya mücadele ediyor ama rezalet yani adamlar yerlere yatarak gülüyorlar. Yani tam klasik soytarı böyle, sirk soytarısı ve tescilli soytarı yani önüne gelen diyor ki; hakikaten beni çok eğlendiriyor adam diyor, soytarı diyor. Ama ona da sorsan; ben diyor, çok şahane tebliğ yapıyorum diyor. Bir komedyen gibi çıkıp tebliğ yapıyorum diyor. Hem kendini aşağılıyor hem de İslamiyet’e, Kuran’a da laf söyletiyor. Ve ona da tebliğ diyor. Ve buna da inanan tipler var. Bu sözüne inanan tipler var ve saygı duyuyor adam. Çok şahane şeyler yapıyor diyor. Mesela karikatür dergisi çıkarıyorlar. Dine, mukaddese saldırıyor. Müslüman çıkarıyor, bak Müslüman karikatür dergisi çıkarıyor güya; namazla alay ediyor haşa, Ahiretle, Cennetle, Cehennemle alay ediyor, Meleklerle alay ediyor, hep alay eden yani dinle alay eden karikatürler; onlara o kirli, sarı dişleriyle yerlere yatarak gülüyorlar. Eğleniyor adam onunla. Benim bildiğim, ateistlerin yaptığı bir yöntemdi bu; birçok Müslüman, ateistleri kat kat katlamış vaziyette. Bir araya geldiklerinde ya Meleklerle alay eden haşa, ya Cebrail’le ya Ahiret ile alay eden konuşmalar. Bir de bu moda şeklinde yaygın Müslümanlar arasında, birçok Müslüman arasında yaygın. İyi olanları tenzih ederim. Bakın bu, çok büyük bir ahlaksızlık ve terbiyesizliktir. Dinle, mukaddesatla alay etmek ahlaksızlıktır, terbiyesizliktir, vicdansızlıktır yani.
CİHAT GÜNDOĞDU: Sizin Hocam, estağfurullah, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bu konuda zaten Dinde Pasifizm denilen bir kitabınız da var. Yaklaşık siz, ben sizi 20 senedir tanıyorum, bu konunun üzerinde zaten sık sık durduğunuz bir konu bu. Müslümanları bu şekilde pasifize etmeye çalışmaları, kendi içlerinde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Yahudilik ve Masonluk kitabında da ben o zamanlar onlardan kısa kısa pasajlar şeklinde ben açıklıyordum. Birçok bazı Müslümanlarda aşağılık kompleksi var. Ezik; züppelik yaparak onu gidermeye çalışıyor. Yani mesela züppe tavırlar göstererek o ezikliğini üzerinden atmaya çalışıyor. Mesela arkadaşlarının yanına gidiyor, ateistin arkadaşının yanına; kendisi alay ediyor mesela dinle, mukaddesatla. Yani züppelik yaparak onlara uyum sağlamaya çalışıyor. Onlar da onun o züppeliğinden şaşırıyorlar, onu kısmen aralarına kabul ediyorlar. O da ondan rahatlıyor, hoşuna gidiyor. Halbuki onun karaktersiz olduğunu zaten orada anlıyor onlar, yani kafir de olsa karaktersizi anlar. Çünkü kendi davasına saygısı olmayan adama, kimsenin saygısı olmaz değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir ayeti kerimede, Nisa Suresi 72. ayette Allah şöyle buyuruyor Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: ‘Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım’ der.” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu, çok yaygın işte, mesela Resulullah (s.a.v.) zamanında var. Said Nursi’nin zamanında olmuştur. Said Nursi ile beraber tutuklanan talebeleri vardı, mesela 100 kişi beraber tutuklanıp hapse giriyorlar. Allah korudu bizi diyor. Adam diyor, anormal diyor. Biz de eğer ona uysaydık diyor, biz de şu an içerideydik diyor. Yani onun çok büyük hata yaptığı kanaatinde. Mesela Resulullah (s.a.v.) zamanında da; Allah korudu diyor, ya biz de onlara iltihak etseydik diyor, Resulullah (s.a.v.)’ın grubuna. Bak diyor falanca şehit oldu, falancanın kolu koptu diyor. Kim bilir bize de ne olacaktı diyor. Allah korudu diyor, Allah bizi çocuğumuza, çoluğumuza bağışladı diyor.
SUNUCU: Kendini kurtuluşta sanıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, kurtuluşta zannediyor kendini. Çok büyük marifet ettiği kanaatinde. Halbuki Cehennemin en dibine gidecek, münafık konumunda. Kendini çok iyi zannederler diyor, Allah bunu da ayette belirtiyor, yani kendini çok iyi zannederken çok kötü konumda olduğunu anlıyorlar. Ve diyor; “onların fitneleri; biz müşriklerden değildik demelerinden başka olmadı” diyor Allah ayette ve “onların bütün yapıp-ettikleri boşa gitmiştir” diyor Allah. “Bir kısmını” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “putlarına verirler” yani kendi çıkarları için, kendi heva hevesleri, “bir kısmını da Allah’a ayırırlar” diyor. “Tamamı” diyor, yaptıkları ne varsa diyor, hepsi diyor, “putlarına gider” diyor. Ben diyor hiçbir şey almam onlardan diyor Allah. Bana verdiklerinden hiçbir şeyi kabul etmem diyor. Hepsi putlarına gider diyor. Onun için sorun burada; bir klasik Müslümanlık anlayışı yayıldı birçok İslam ülkesinde. Namaz kılıp, evinde oturup, çoluğuyla çocuğuyla mutlu bir şekilde yaşayınca, Hacca da gittiyse Cennet’e gideceğini zannediyor. Böyle bir şeyi Kuran’da görmüyoruz biz. Varsa bana göstersinler. Bak Allah açıkça söylüyor. Bütün Müslümanlara hitap ediyor. “Daha öncekilerin başına gelenler” diyor bakın, “sizin başınıza gelmeden hemen Cennete gireceğinizi mi zannettiniz?” diyor. Daha önce başına gelenleri de Kuran belirtiyor. Eğer bunlar yoksa Ben Cennet’e sokmam sizi diyor Allah, bu. İslam’ın şartı 5 diye insanları pasifize ediyorlar yani işte namaz kılarsın, oruç tutarsın, zekat verirsin konu biter. Böyle bir şey yok. İslam’ın şartı 6. İslam’ın dünyaya hakimiyeti var ve bunun için gayret etmek, cihad var, cehd etmek, gayret etmek var, Allah yolunda mücadele etmek var. Emr-i bi'l ma'ruf var, nehy-i anil münker var. Yani münker, yanlış olanı insanlardan sakındırmak, doğruyu insanlara ifade etmek, anlatmak. Bu olmadığında Allah ülkeleri helaka uğratıyorum Ben diyor, ülkeleri çökertiyorum diyor. Bak bütün Peygamberlerde, bütün olaylarda bunu görürsünüz. “Onlardan” diyor, “varlıklı ve fazilet sahibi kişiler” diyor, “insanları uyarması gerekmez miydi?” diyor Allah ayette. Bu, bir helak sebebidir. Mesela Mehdi (a.s.) gelmemiş olsa kıyamet kopacak normalde dünyada. Kıyameti geciktiriyor Mehdi(a.s.), Allah Mehdi(a.s.) sebebiyle durduruyor kıyameti. Bak diyor; “kıyametin kopmasına bir gün dahi kalsa” diyor, “Allah o günü uzatacak” diyor, “Mehdi(a.s.)’nin gelmesi sebebiyle” diyor. Hadis bu ve sahih hadis bu ve çok fazla bu konuda hadis var. Evet anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yine başka bir ayet-i kerimede Allah şöyle buyuruyor. Tevbe Suresi 19. ayette; “Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve Ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez” diye buyuruyor Allah. Burada sizin dediğiniz gibi Hocam, yani pasif hareketler değil, yeryüzünde sizin de belirttiğiniz gibi fitne kalmayıncaya kadar mücadele etmeyi Allah emrediyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o ayeti bir daha oku.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve Ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihat edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez”
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela falanca yere bir sebil, çeşme yaptırdım diyor. Bir de bilmem nereye cami yaptırdım diyor. Böyle Hacı Emmiler var. Gönlüm çok rahat diyor, namazlarımı da kıldım diyor. Allah cehdin, cihadın üstünde duruyor. Bütün Peygamberler cihat etmiştir, sahabeler cihat etmiştir, tabiin cihat etmiştir. Tebe-i Tabiin cihat etmiştir yani onların yolunda olmamız gerekiyor, onlar gibi olmamız gerekiyor. Onun için de dinin etrafa yayılması gerekiyor. Dinin hakim olmamasının sebebi; cihadın kalkmasıdır, cehdin kalkmasıdır, gayretin kalkmasıdır. Cihat olmayınca din hakim olmuyor ve sürünme ve bela kayıyor insanların üstüne. Ve bu bela ve zilleti kabul ederek yaşıyorlar. Nefsi adına bile yapmış olsa, Allah vermesin, gene onun için çok büyük bir konfor. Bir kere acıdan kurtulacak, baskıdan kurtulacak, güven gelecek, sosyal adalet gelecek, neşe gelecek, sevinç gelecek, güzellik gelecek. Refah gelecek, acıdan kurtulacak. Ezim ezim eziliyor. Mesela kapıyı açıyorlar, adam ağzına-suratına kurşun sıkıyor. Yüzlerce Müslüman’ı öldürüyorlar camiler bombalanıyor, daha hala geğirerek Hacı Emmiler işinde gücünde. Ya ne oluyor demiyorlar, bunu durduracak bir şey yapalım demiyorlar. Bunu durduracak şey, Türk-İslam Birliği’dir. Müslümanların birbirini sevmesi, koruyup kollamasıdır. Böyle mahallelerde dedikodu yapan bayanlar gibi böyle, bayanlar olur; mahalle aralarında akşama kadar dedikoduyla vakit kaybederler. Oturuyorlar, Müslümanların dedikodusuyla vakit kaybediyorlar. Güzel, hayırlı faaliyetler yapsanıza. Boş yere paralarını harcıyorlar. Habire evse bir ev daha, arabaysa bir araba daha, işte karısının bilezikleri 10 taneyse 5 tane daha alıp 15 tane, o kolu doluysa öbür kolunu da dolduruyor. Böyle mücevherat dükkanı gibi böyle, kuyumcu dükkanı gibi. Kilo hesabıyla.
CİHAT GÜNDOĞDU: Dediğiniz gibi hocam inşaAllah savaşa çıkmayı hoş görmüyorlar, beğenmiyorlar. Bu da yine ayette Allah belirtmiş Hocam, bildirmiş Tevbe Suresi, 81. ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: ‘Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın’ dediler. De ki: ‘Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir.’ Bir kavrayıp-anlasalardı.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah. Ama tabii imanı güçlü olan için bu bir şey ifade eder, bu ifade. Şimdi imanı zayıf adama biz bunu anlatsak bile pinekleyerek dinler. Yani Allah’tan korkmadı mı zaten etkilenmez. Onun için Allah’tan korkmaları için de ilim gerekiyor. İlim için de iman hakikatleri gerekiyor. İman hakikatleri anlattıkça insanların imanları güçleniyor. İmanı güçlenince Allah korkusu artıyor. Allah korkusu artınca cihat aşkı, Allah’ın dinini hakim etme arzusu güçleniyor. Ama yani kendini doğru yolda sananlara uyarı olarak ben bunu anlatıyorum. Çünkü Ahirette çok şaşıracaklar. Ayet var: “Kendilerini doğru iş yapmakta olduklarını zannederler” diyor Allah ayette. Allah onu kabul etmiyor inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Zaten daha önce de belirtmiştiniz Hocam, söylemiştiniz. Ahirete inanmıyorsa zaten istediğimiz kadar anlatalım, bir anlam ifade etmiyor zaten anlattığımız şeyler.
ADNAN OKTAR: Evet ama tabii böyle insanlar özel yaratılır. Mesela Mehdiyet 313 kişi olması için cihadı yapmayan bir topluluğa ihtiyaç var. Yani bizim anladığımız anlamda, mükemmel anlamda yapmayan bir topluluğa ihtiyaç var. Eğer mükemmel cihat yapıyorsa, mükemmel bir tebliğ çalışması varsa zaten Mehdi (a.s.)’nin gelmesi diye bir konu olmaz. Mehdi (a.s.) seçilemez zaten o ortam içerisinde. Mehdi (a.s.)’nin seçilebilmesi için böyle bir ortam zaten şart. Mesela Darwinizm, materyalizm hakim olmazsa Mehdi (a.s.) neyi anlatsın? Önce Darwinizmin hakim olması lazım, materyalizmin hakim olması lazım. Zulmün hakim olması lazım, acının hakim olması lazım, terör-anarşinin hakim olması gerekiyor. Ondan sonra Mehdi (a.s.) geliyor. Yani karanlık olmadan aydınlık olmuyor. O zaman Hz. İsa (a.s.)’nın inmesi de dikkat çekmez, Mehdi (a.s.)’nin gelmesi de dikkat çekmez. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) geldiği dönemde fitne, fücur, anarşi kol geziyordu. Yani muazzam rezalet bir ortam vardı. O gelince nur gibi aydınlandı. Ama orada mükemmel bir din yaşanmış olsa Peygamberimiz (s.a.v.) o kadar dikkat çekmeyebilirdi. Anlaşıldı mı? Belki Allah yeni bir din göndermezdi, yani hak din devam etmiş olsaydı belki. Takdir Cenab-ı Allah’ın. Ama tahrif oluyor din. Ama tabii yeni hükümler gelince Allah yeni din getiriyor. Her halükarda yeni bir din getiriyor Cenab-ı Allah ara ara. Fakat insanlar zannediyorlar ki küfür tesadüfen meydana geliyor. Halbuki küfür Allah’ın bir sanatıdır. Yani özel meydana getirir onu. Yani mesela dinsiz adam mucizedir. Dinsiz adam özel yaratılır. Yani dünyadaki en zor iştir dinsiz olmak ve çok ızdıraplıdır, çok acı ve insanı çıldırtacak bir şey, delirtir insanı dinsizlik.
SUNUCU: İnananların da imanını kuvvetlendirmek için aslında değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii.
SUNUCU: Yani onu anlatan biri aslında hem ona anlatmış oluyor hem de zaten inananların da imanını kuvvetlendirmiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Anlatan, zaten kendine de anlatmış oluyor aynı zamanda. Hem kendine hem etrafına anlatmış oluyor. Mesela karlı, buzlu bir ev olsa, dışarısı da soğuk; evin içi ısıtıldığında ev çok hoş bir hale geliyor ama dışarısı soğuk olmak şartıyla. O zaman insan mutlu oluyor değil mi? Mesela dağ evinde olduğunu düşün, ev çok sıcaksa, kar-tipi varsa dışarıda, insanların hoşuna gider. Ama dışarı günlük-güneşlikse, evin içi de çok sıcaksa; bir anlamı yok. Cenab-ı Allah bunu imtihan için özel yaratıyor mesela Mehdiyet’in sevilmesi için, Hz. İsa (a.s.)’nın daha dikkat çekmesi için. Önce Hıristiyanlığı Allah bozuyor. Mesela teslis inancı meydana geliyor. Onu da Allah yaratmıştır, teslis inancını. Hıristiyan aleminin tamamını bozmuştur ki Mesih’in gelmesine zemin olsun; çünkü Mesih geldiğinde bir şey yapması lazım. Mehdi (a.s.) gelmeden önce mesela bütün İslam alemini Allah paramparça ediyor önce. İslam alemi bütün olsa, başlarında da halifeleri olsa Mehdi (a.s.) gelemez ki zaten. Yani Mehdi (a.s.)’ye vazife verilemez. Halife var çünkü başta. Yani haram olur. Önce Halifeliği kaldırıyor Allah. İslam alemini parçalıyor ki parçaları birleştirsin. Yani Mehdi (a.s.)’nin gelmesi için İslam alemi parçalanmıştır, onu bütünleştirmesi için.
CİHAT GÜNDOĞDU: Allah zaten başka bir ayette de yine, o günleri leyhte ve aleyhte çeviririz diyor inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım.
ADNAN OKTAR: Evet. Bir hakimiyet, bir yıkım. Bir hakimiyet, bir yıkım. Mesela Mehdiyet’ten sonra, Mesihiyet’ten sonra, gene yıkım geliyor. Bu sefer de tam Kıyamet. Devam et.
CİHAT GÜNDOĞDU: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan bir topluluk da: ‘Gerçekten evlerimiz açıktır’ diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.” diye buyuruyor, inşaAllah. Başka bir ayette de, şeytandan Allah’a sığınırım. ”Eğer güç yetirseydik, muhakkak seninle birlikte çıkardık.” diyorlar inşaAllah. Burada, aslında herkesin mutlaka elinden gelen bir fayda vardır. Burada samimiyetsizliklerini Allah bize tarif etmiş oluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Münafıklar ile ilgili ayetler var mı sende?
CİHAT GÜNDOĞDU: Hemen bulayım inşaAllah.
SUNUCU: Hocam bende, tam da buna uygun bir soru var. Eğer izin verirseniz, seyircimizin sorusunu aktarayım.
“Hocam, münafıklar ile ilgili bir ayet okudum: ‘Tamam kabul derler, ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup karanlıkta senin söylediklerinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir, Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.’ Nisa Suresi, 81. ayet. Mehmet Can Yüce, Osmaniye’den bize sorusunu şöyle aktarmış. Münafıklar önce, Peygamber(s.a.v.)’lerinin dediklerini kabul ediyorlar, inanıyorlar ama kendi başlarına kalınca inkâr ediyorlar. Bir insan, nasıl böyle ikiyüzlü, samimiyetsiz olabilir? İnkâr ediyorlarsa neden müminler ile beraberler? Münafıkları nasıl anlarız ve onlardan nasıl sakınabiliriz Hocam?” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok uzun bir soru. Kuran’da, münafıkların uzun uzun alametleri vardır. Münafıklar zora gelmezler. En açık alameti odur. Zordan çok kaçınırlar. Yani canları tatlıdır. Ama namaz kılar münafık, oruç tutar, zekât verir. Yani zorlu mücadelelere gelemiyorlar. Buldun mu?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kaç ayet var toplam?
CİHAT GÜNDOĞDU: Çok var Hocam.
ADNAN OKTAR: Hepsini teker teker, yavaş yavaş oku. Ben sonra açıklama yapacağım.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır. Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır.” Bu, Tevbe Suresi, 67 ve 68. ayetlerdi.
Nisa Suresinde yine Allah münafıklardan bahsediyor. “Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar. Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla. Allah kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın.” Yine Muhammed Suresi’nde, “işte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı. Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar? Eğer Biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir.” İnşaAllah. Bakara Suresi’nde gene aynı şekilde. Şeytandan Allah’a sığınırım; “insanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve Ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.” diye buyuruyor Allah. Bu şekilde tabii, tamamen iman eden bir insan tipi var karşımızda ama tabii ki samimiyetsizliği ön planda. Adnan Bey’in de hep üzerinde durduğu konu, zaten samimiyet bugüne kadar. İnsanın kendi kendini bu şekilde değerlendirip, samimiyet noktasında kendine önce kanaatinin gelmesi gerekiyor ki münafık tavrı zaten sergilemesin, inşaAllah.
SUNUCU: Açıkça kabul etmiyoruz demiyorlar. Tamam kabul, diyorlar. Ama samimiyetsiz bir şekilde dedikleri için.
CİHAT GÜNDOĞDU: Amellerde de bunu diyorlar, ama Allah amellerini boşa çıkaracağını söylüyor, inşaAllah. Bunun ile beraber.
ADNAN OKTAR: Evet, Cihat Hocam, seni dinliyoruz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Sayılı ayetler vardı, onları bitirdim şimdi.
ADNAN OKTAR: Peki, tamam. O zaman ben devam edeyim.
CİHAT GÜNDOĞDU: Devam edebilirim isterseniz.
ADNAN OKTAR: Evet, devam et.
CİHAT GÜNDOĞDU: Münafikun Suresi; “Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.” “Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -Allah'ın ipine ve insanların ipine (ahdine) sığınanlar başka- onlara zillet (zorluk damgası) vurulmuştur.” Kuran’ı anlamadıkları ifade ediliyor. “Sana Kitab’ı indiren O'dur. Ondan, Kitab’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: ‘Biz ona inandık, tümü Rabbimiz'in Katındandır’ derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez” diye buyruluyor, Al-i İmran Suresi, 7. ayette.
ADNAN OKTAR: Münafıklarda işte en bariz, benim günlerden beri anlattığım odur. Bak, evlilik sünnetini iyi yapar münafık. Yemek yeme ile ilgili bütün sünnetleri çok iyi yapar. Hac’da gezme gibi, gider onu çok iyi yapar. Namaz kılar, “onları namazları bir gösteriştir” diyor. Tehlikeye giremez, yani mesela Allah uğrunda hapse düşmek, hakarete uğramak, iftiraya uğramak, ezilmek, böyle tecrit edilmek, sosyal baskı görmek, işinden atılmak, evlenememek gibi zorluklara giremez. Yani, mesela mesleğine bir şey demiyorsan, malına mülküne bir zarar gelmiyorsa, namaz kılar yani namazdan bir şey kaybetmez o. Oruç da tutuyor yani, hata birçok yerde, iş yerinde veyahut oruç tutuyorsa, dinsizler de oruç tutuyorlar, yani onlarla beraber çünkü mecbur hissediyor kendini. Yani ben de tutayım, ayıp olur gibisinden tutuyor. Veyahut da iyi geliyor sağlığıma diyor, kilo almıştım biraz diyor. Diyet olarak tutuyor tabii. Hakikaten iyi geliyor bana diyor, açılıyorum diyor, oruç tutuğumda diyor. Yemek yemek vaktimi alıyor diyor. Oruç tuttuğumda vaktim de iyi oluyor diyor. Ama zorlu savaşlara gelemiyorlar, zorlu mücadelelere. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sahabeler ile yaptığı bir mücadele var. İki taraftan sıkıştırılıyor Müslümanlar; bir üstten ve alttan, iki taraftan. Sapır sapır münafıklar dökülmeye başlıyor böyle ortamda. Diyorlar ki, bir kısmı diyor ki, Allah hakkında zanlara başladılar diyor, Allah hakkında. Allah var mı, yok mu, onu şey yapıyor. Bir kısmı Resulullah (s.a.v.) hakkında zanlara başlıyorlar. Bir kısmı da, Peygamber (s.a.v.)’in onları kandırdığını söylüyor. Yani bak diyor işte, bugün artık bittik diyor, her taraftan sarıldık, bizi öldürecekler diyor. Hani Allah vardı diyor, hani Peygamber (s.a.v.) doğruydu diyor (haşa). Peygamber (s.a.v.) bizi kandırdı diyor. Sonunda Müslümanlar gene zafer kazanıyorlar ki şehit de olabilirler orada, hepsi şehit de olabilir, o da bir hayırdır. Sonra kişilikleri ortaya çıkmış oluyor işte o ortamda. Yani mesela hicrette ortaya çıkıyor, Peygamber (s.a.v.) ile birlikte hicret etmek istemiyorlar. Malı var, mülkü var, karısı var bırakmak istemiyor, çoluğu çocuğu. Yani putunu bırakamıyor.
SUNUCU: Samimiyetli olanlar o zaman ayrışıyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, onda ayrışıyor. Yoksa onun dışında, zor görmenin dışında bir müminin ortaya çıkması olmuyor, inşaAllah. Cihat Hocam, anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU: Kuran’ı anlamadıkları başka bir ayette şöyle bildirilmiş. Tevbe Suresi, 124. ayet. “Bir sûre indirildiğinde onlardan bazısı: ‘Bu hanginizin imanını arttırdı?’ der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.” inşaAllah.
Yine başka bir ayette, “Bir sûre indirildiğinde bazısı bazısına bakar (ve): ‘Sizi bir kimse görüyor mu?’ (der.) Sonra sırt çevirir giderler. Gerçekten onlar kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla Allah onların kalblerini çevirmiştir.” diye buyruluyor. Allah’ı çok az andıkları bildiriliyor Kuran’da sık sık. “Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük ibadettir.” diye bildirilirken müminler için Ankebut Suresinde; “Gerçek şu ki münafıklar (sözde) Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar.” diye bildiriliyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela ünlü böyle bir şahıs vardı, tanınan, böyle ağabey olarak bilinen biri. Yahu diyor, şu ayak yıkama olmasa diyor, o kadar rahat namaz kılarım ki diyor. Yani bayağı bilinen bir insan yani. O yüzden diyor mübarek. Bir de onun böyle sırıtarak anlatıyor, sanki bir espri konusuymuş gibi. Ayak yıkama olduğu için rahatsız oluyormuş namaz kılmaktan. Yoksa çok rahat kılarım diyor, namazı diyor. Ona desen ki, her namaz başına sana 1 milyar vereceğiz, ayağını yüz kere yıkar o. 1 milyar da değil, çok az bir paraya bile yapar. İman zayıflığı buna sebep oluyor. Ama bu da işte imtihanın bir gereği olmuş oluyor. Cenab-ı Allah, onları özel yaratır böyle insanları.
SUNUCU: Hocam, insanın kendindeki samimiyetini ölçüp, tartıp ya da anlaması açısından, seyircimizin bir sorusu var.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Yani şahsen ben de kendisinin sorduğu soruyu size sormak isterdim. “Allah hayırlı günler versin Adnan Hocam. İnsan vicdanına uyduğunu veya tam olarak dinde samimi olduğunu kendi kendine nasıl anlar?” Ceren Yılmaz, Erzincan’dan sormuş.
ADNAN OKTAR: Ruhunda ona Allah ilham eder, vahyeder kalbine. Vicdan odur. Allah’ın vahyidir vicdan. Her insana doğruyu Allah bildirir. İnsan onu yapmaz, tevil eder. Mesela farz edelim Bediüzzaman ile beraber mücadele edecek. Aman diyor, sen akılcı adamsın diyor; bu mantıktır. Ama mücadele ediyorsa, bu vicdandır. Bunu gibi. Sen ayetler varsa gene devam et.
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabii. Münafıkların kibirli oldukları bildiriliyor özellikle. Enaniyetli oldukları anlatılıyor, inşaAllah. “Hayır, gerçekten insan azar. Kendini müstağni gördüğünden.” diye bildirmiş Alak Suresinde.
ADNAN OKTAR: Bak, müstağni görüyor kendini, ben mükemmelim diyor, evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: ”Çünkü onlara Allah’tan başka ilah yoktur, denildiği zaman büyüklük taslarlardı.” diye bildiriliyor. “Ona: ‘Allah'tan kork’ denildiği zaman büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine Cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” Bakara Suresi 206. ayet. “Onlara: ‘Gelin Allah'ın Resûlü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin’ denildiği zaman başlarını yana çevirdiler. Sen onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün. “ Münafikun Suresi, 5. ayet.
ADNAN OKTAR: Bunlarda genellikle büyüklük hissi oluyor. Yani böyle kendini mükemmel, ahlaken, kişilik her yönden mükemmel görüyorlar. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Kalplerinde olmayanı söyledikleri bildiriliyor Kuran’da yine. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan bir topluluk da, gerçekten evlerimiz açıktır, diye Peygamberden izin istiyordu. Oysa onların evleri açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı. Eğer güç yetirseydik, muhakkak sizinle birlikte savaşa çıkardık, diye sana Allah adına yemin edecekler.” Tevbe Suresi’nden.
ADNAN OKTAR: Mesela bak bu korku, görüyor musun? Zoru görüyor, hemen yalan söylüyor.
SUNUCU: Benim gücüm yetmez, diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, gücüm yetmez diyor, yalan o. Ama kendini kandırıyor. Mantıklı cevap veriyor, vicdanen cevap vermiyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Fetih Suresi, 11. ayette de, “Bedevilerden savaştan geride bırakılanlar sana diyecekler ki: ‘Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile.’ Onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: ‘Şimdi Allah size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Hayır Allah yaptıklarınızı haber alandır.’"
ADNAN OKTAR: Bak, mallarımız, ailelerimiz diyorlar değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Meşgul etti diyorlar, evet, inşaAllah. Allah da; “...onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar.” diye cevap veriyor inşaAllah. Dediğiniz gibi, iyiliği emredip kötülükten men etmek için çalışıyor müminler. Münafıklar ise böyle bir çabaları olmuyor inşaAllah. İyiliğe, tam tersine engel oluyorlar; kötülük için, kötülük yapmak için yarışıyorlar. Tevbe Suresi, 67. ayet: “Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar...”
ADNAN OKTAR: Cimriler yani.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. “...Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.” İnşaAllah. Allah’ın beğendiklerini çirkin görüyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İşte böyle; çünkü gerçekten onlar Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah) amellerini boşa çıkardı.” Muhammed Suresi, 28. ayet. Nankör oldukları bildiriliyor Kuran’da. “Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” İnşaAllah. Ve hem fiziksel, hem de manevi yönden pis oldukları bildiriliyor, inşaAllah. Tevbe Suresi, 125. ayet. “Allah, kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.” diye bildiriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hakikaten fizik olarak da pis oluyorlar bunlar. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Sürekli tedirginlik içersinde oldukları Kuran’da yine bildiriliyor. “(Münafıklar) Onlara seslenirler: ‘Biz sizlerle birlikte değil miydik?’ Derler ki: ‘Evet ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldatıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu.’"
ADNAN OKTAR: Bir daha oku bu ayeti.
CİHAT GÜNDOĞDU: ”Onlara seslenirler: ‘Biz sizlerle birlikte değil miydik?’ Derler ki: ‘Evet ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz gözetip-beklediniz kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri geliverdi; ve o aldatıcı da sizi Allah ile aldatmış oldu.’"
ADNAN OKTAR: İşte, münafıkları tam tarif eden ayetlerden bir tanesi. Evet. Yani ruh hallerini, kişiliklerini tam, detaylı olarak tarif ediyor. Bunların tek tek düşünülmesi lazım, inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Gene Münafikun Suresi, 4. ayette; ”Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar” diye Allah bildiriyor.
ADNAN OKTAR: O yüzden de, aman aman işte bu işlere karışmayalım. Bu aleyhimize diyor, mesela bir çağrı oluyor, aleyhimize. Gel Müsmanlar toplansın bir yere, sohbet etsin, aleyhine zannediyor. Bir şey söylüyorsun, mesela kitap dağıtın. Onu da aleyhine zannediyor. Bir yerden bir haber duyuyor, onu da aleyhine zannediyor. Yani sürekli kendini savunma halinde. O bir önceki ayeti şerh ederek açılayabilir misin? Hani iki kere okuttum ya.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. “Biz sizlerle birlikte değil miydik?" derler. "Evet ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz ...” Yani Müslümanlar ile beraber bir süre yaşamışlar. Belki de belli amellerde de bulunmuşlar. Belli işler de yapmış olabilirler. İnşaAllah. “...Evet ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, gözetip-beklediniz...” Normalde Müslümanları uzak bir köşeden, geride kalarak beklemeye başlıyorlar.
ADNAN OKTAR: Ayrılıyorlar ve onlara yapılacak bir operasyon veyahut onlara yapılacak bir saldırı, bir hakaret, bir iftira onları bekliyorlar. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. “...kuşkulara kapıldınız...” Demek ki Allah’a iman noktasında çok büyük kuşkuları var. “...Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı...” Demek şeytan devamlı vesvese veriyor, kuruntuya kaptırıyor. Şeytanın kabuk gibi bağlamış olması da mevzubahis burada. “...Sonunda Allah'ın emri (Olan ölüm) geliverdi;...” Parantez içinde yazılmış ‘olan ölüm’ diye. “Allah’ın emri geliverdi ve o aldatıcı da sizi Allah ile aldatmış oldu." Demek ki buradan anladığımız, Allah’ın adıyla da şeytanın bu şekilde insanları saptırabileceği.
ADNAN OKTAR: Ve şeytanın yolunda adamlar var, Allah’ın adını kullanarak değil mi? Cihattan, İslam’dan Müslümanları soğutan, İslam’ın dünya hakimiyetinden insanları soğutmaya çalışan.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yine Allah’ın adını kullanarak bu şekilde saptırabiliyorlar demek ki, bunu anlamış oluyoruz, inşaAllah. Kolaylıkla ümitsizliğe kapıldıkları da Kuran’da belirtiliyor, inşaAllah. Yusuf Suresi, 87. ayette; “...kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez." diye bildiriliyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Rahatça umut kesebiliyorlar, evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, müminler ise devamlı ümitvar oluyorlar. Allah’ın rahmetinden ümit kesmiyorlar. Muhammed Suresi, 21. ayet: “...Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah'a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu.”
ADNAN OKTAR: Zor bir durumda, evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Allah’ın vaadi haktır diye düşünüp, bu şekilde Allah’a bağlılıkta devam etmek, sebat etmek gerekiyor Allah’ın izniyle, inşaAllah.
Müminlere karşı devamlı bir korku ve tedirginlikleri var, bu da Kuran’da bildirilmiş. ”Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur. Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı.” Devamlı bir korkuları var kendilerine nereden zarar geleceği hususunda. Herhangi bir yerde çıkan bir haber bunları tedirgin etmeye yetiyor inşaAllah. “Herhalde içlerinde 'dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından' siz, Allah'tan daha çetinsiniz. Bu, şüphesiz onların 'derin bir kavrayışa sahip olmamaları' dolayısıyla böyledir.” Müminlerden oldukça korkuyorlar, başta Peygamber olmak üzere, Hz. Muhammed olmak üzere. O zamanki münafıklar da, özellikle O’ndan çok korkuyorlar. Allah’tan değil de, daha çok müminlerden bu şekilde korkmuş, tedirgin olmuş oluyorlar. İnşaAllah. Mümin topluluğunun içinden çıkacakları zaten Kuran’da bildirilmiş yine. Nur Suresi 11. ayet: “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur” diye bildiriyor inşaAllah. İman etmedikleri halde, iman etmiş gibi gözüktükleri tarif edilmiş. Tevbe Suresi 109.ayet; “Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.” Burada Allah korkusu olmadan, imanın çok zayıf olacağı ve insanı münafıklığa sürükleyeceği tarif edilmiş inşaAllah. “Sizi hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler; oysa mümin iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve elçisi daha layıktır.” Tevbe Suresi 62.ayet. Burada müminleri devamlı memnun etmeye ve kendilerinin de onlardan olduğuna inandırmaya çalışmaları var burada. Burada hiçbir şekilde sözle değil, davranışla insanın kendini zaten ispatlaması gerekiyor, o da Allah’a ispatlaması gerekiyor zaten. İnşaAllah. İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi bir ara verelim.
SUNUCU: Kısa bir ara verelim, daha sonra tekrar beraberiz.
Yeniden birlikteyiz. Münafıkların özelliklerini ayetlere beraber konuşuyoruz. Buyurun.
CİHAT GÜNDOĞDU: Devam edelim mi?
ADNAN OKTAR: Evet, Cihat Hocam şerh ederek devam edelim. İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Münafıklar, mümin topluluğundan ayrıldıktan sonra bir kin ve nefretleri var müminlere karşı olan. Bu yüzden bir intikam alma çabaları oluyor ciddi anlamda. Bunun için ciddi çabalar sergiliyorlar. Bu da Kuran’da belirtilmiş. Şeytandan Allah’a sığınırım, Tevbe Suresi 74.ayet, “Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu.”
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) onların zengin olmasına vesile oluyor, onlar Peygamberimizden (s.a.v.) nefret ediyorlar haşa. Mehdi (a.s.)’de de öyle olacaktır. Mehdi (a.s.), o, insanların rahatlığına, huzuruna vesile olacaktır, fakat o onları azdırıp Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır almalarına sebep olacaktır. İnşaAllah, evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ciddi bir intikam çalışmaları var, bunun için ellerinden geleni yapıyorlar. Bütün hatta mallarını bile harcayabilecek, Allah yolunda harcamazken, bu şekilde ciddi çabalar sergileyebiliyorlar, inşaAllah. Yine başka bir, Al-i İmran Suresi 120.ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, “Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.” Allah, hileli düzenler kuracaklarını haber veriyor. Planlar, komplolar kurabileceklerinden bizi haberdar etmiş oluyor. Bunlara karşı müminlerin de yine Allah’a tevekkül etmeleri bildirilmiş oluyor, haber verilmiş oluyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii her halükarda hepsini yaratan Allah çünkü.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. İnkarcılarla işbirliği halinde oldukları bildiriliyor Kuran-ı Kerim’de, şeytandan Allah’a sığınırım, “Münafıklara müjde ver: Onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır. Onlar, müminleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” Bir kuvvet, bir yere dayanma ihtiyaçları var, bu yüzden de küfrü daha güçlü görüyorlar kendilerince.
ADNAN OKTAR: Mehdi(a.s.)’nin yanından ayrılan münafıklar da öyle yapacaklar değil mi? Gidip küfürde destekçi arayacaklardır. Gidip münafıklara sığınacaklardır. Bir de münafıklar kendi aralarında bir kavim oluyorlar, ayrılamıyorlar münafıklar, o çok acayip. Münafık normalde kafirlerle gidip işbirliği yapması gerekirken, ayrılıp bir araya gelip yeni bir cemaat oluşturuyor münafıklar.
SUNUCU: Birbirlerini buluyorlar demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Birbirlerini mesela çok acayip, mucize bu. Normalde birbirlerinden nefret ederler diyor Allah Kuran’da, buna rağmen, kalpleri parça parçadır diyor, birbirlerinden nefret ederler ama birlikte hareket ederler diyor. Kafir topluluğuna girmiyorlar, gene ayrı bir kavim oluşturuyorlar. Büyük mucize.
CİHAT GÜNDOĞDU: Şeytandan Allah’a sığınırım, “Münafıklık edenleri görmüyor musun ki, Kitap Ehlinden inkar eden kardeşlerine derler ki: "Andolsun, eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz. "Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Allah, şahidlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancıdırlar.”
ADNAN OKTAR: İşte kafirlere diyorlar, biz sizinle ittifak ederiz onlara karşı, Müslümanlara karşı diyorlar. Ama bir durum olduğunda kafirleri de bırakıyorlar, onlara da destek olmuyorlar. Kendi dertlerinin peşine düşüyorlar. Münafık çok eşeddli, çok azgın bir mahluktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da vardılar. Ayrı mescit kuruyorlar, bak namaz kılıyor, mescit var camiye gidiyor bunlar, Hac yapıyorlar, oruç tutuyor, evlilik konusunda da çok titizler. Sırf cihat ve zorlu olaylara girmiyorlar yani tehlikeli, mesela ailesine zarar verecek, dikkat edersen ailesini ve çocuklarını bahane ediyorlar. Kuran ayetlerini demin okumuştuk dikkat ettiyseniz, orada hep evimiz açıkta, çocuklarımız, ailemiz aman diyorlar. Allah ayette diyor ki, “Eğer -diyor- eşleriniz, çocuklarınız, aileniz, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret, içinde oturduğunuz evler ve aşiretiniz -diyor, etrafındaki daha geniş çevreniz- size Allah’tan ve Resul’unden, Allah yolunda mücadele etmekten –yani cihat, tehlikeli, riskli işlere girmekten- daha hayırlıysa -diyor-bekleyedurun diyor.” Yani intikam alacağım diyor Allah sizden. Ama tabii bunlar da özel yaratıldıkları için intikam olduğunda da gene şuursuzlar, gene şuuruna varmıyorlar. Münafık, müminlerin kıymetini artırmak için özel yaratılmış bir ekiptir. Münafık olmazsa müminin değeri bir parça düşer. Münafık, müminin değerini artıran bir mahluk taifesidir. Onlarla kıyaslayarak Allah insanların gözünde onların değerli olduğunu gösteriyor. Mesela Mehdi(a.s.) cemaatinden de münafıklar çıkacaktır, sonra bunlar çok meşhur olacaktır bu münafıklar, bütün insanlık bilecek. Resimleriyle, isimleriyle, şahıslarıyla bütün dünyaya ibret olacaktır bütün münafıklar. Yani Ahirette de bütün insanlara ibret olacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki münafıklar da, Hz. Musa (a.s.) devrindeki münafıklar da, bunlar ünlüdür. Mesela Samiri vardır, ünlü, tarihe geçmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki münafıklar tarihe geçmiştir. Mehdi (a.s.) devrindeki münafıklar da tarihe geçeceklerdir. Yani herkes tarafından bilinecektir. Herkesin aşağıladığı, şerefsiz, haysiyetsiz gördüğü mahluklar olarak bilineceklerdir. O devirde Mehdi (a.s.) talebelerinin ne kadar gayretli olduğu anlatılacak ve münafıkların da onlara karşı yaptığı faaliyetler anlatılacak. Onlara karşı verdikleri mücadele anlatılacak. Bu her ikisi de tarihe geçecektir. Nasıl Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanı tarihe geçtiyse, Hz. İbrahim (a.s.) devri tarihe geçtiyse, bu da tarihe geçecektir, inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Müminlerin içinden kendilerine benzer kişileri seçip kendilerine çağırmaları da var. Hatta bunun için dediğiniz gibi mescit kuruyorlar. Özel mescit kuruyorlar ve kendilerine doğru eleman toplamaya çalışıyorlar, taraftar çağırıyorlar.
ADNAN OKTAR: Müminlerin felaket haberlerini dışarıdan bekliyorlar bak dikkat ederseniz. Bu nedir? Müslümanlara yapılacak bir operasyon, bir saldırı, bir hakaret, bir oyun. Bunu dehşet içinde dışarıdan izliyorlar, ama dışarıda oldukları için de kendilerini güvende görüyorlar. Müslümanların o göğüs göğse mücadelesine uzaktan seyirciler. Müslümanlar galip olduğunda gıpta ediyorlar yani haset ediyorlar, keşke biz de olsaydık diye. Ama Müslümanlara bir saldırı olduğunda acayip hoşlarına gidiyor, tabii Allah bizi korudu diyorlar, çok iyi oldu diyorlar.
SUNUCU: Kendilerini korudular diye.
ADNAN OKTAR: Yani böyle ürkmüş bir kuduz köpek gibi yani bütün meseleyi, Müslüman cemaatinden ayrı olmakta görüyorlar. Ama gene de etrafındakileri kandırmak için ayrıldıktan sonra namazlarına gene devam ediyorlar, gene oruç tutuyorlar, bir arada birbirlerini kandırıyorlar yani münafık topluluğunun özelliği. Biz zaten Müslümanız diyorlar, onlardan ayrıyız ama Müslümanız diyorlar yani küfre karışmıyorlar. Yani küfür karakterinde olduğu halde, İslam’dan nefret ettikleri halde, Müslümanlardan nefret ettikleri halde gene o münafıklığın gereği olarak namazlarına, oruçlarına, ibadetlerine devam ederek gene bir cemaat halinde, grup halinde yaşıyorlar ayrı bir şey olarak. Ve bütün görevleri de, Müslümanlara karşı mücadele oluyor. Bakın bu çok acayip. Yani ana amacı, yani bilinçaltından bu bir türlü gitmiyor. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i hep şehit etmeye çalışmıştır münafıklar. Çünkü Peygamberimiz durduğu müddetçe vicdan azabı çekiyorlar, rahatsızlar. O mesela savaşa gidiyor, cihada gidiyor her seferinde vidan azabı çekiyorlar, rahatsız oluyorlar. Çünkü aşağılanmış oluyorlar. Onun için kalben müthiş nefret ediyorlar. Peygamberimizin sohbeti oluyor, sohbet halindeyken bir başkası çıkarken onu siper ediniyor. Kuran ayeti var. Ona gizlenerek mesela bir kişi gidiyor ya, onun arkasına o çıkarken onun yanından o da gidiyor görünmeyecek şekilde kendince. Ayet onu belirtiyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Başka bir ayet-i kerimede Ahzab Suresi 13. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım.
"Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün" diye haber gönderiyorlar müminlere.
ADNAN OKTAR: Bakın işte burada Müslümanlara bir saldırı var. Hakaretler, iftiralar, fiili saldırı o devrin işte silahlı gücü neyse, o Müslümanlara saldırıyorlar. Ekonomik ambargo uygulanıyor, hem tecrit ediyorlar, hem sosyal tecrit var. Kimse konuşmuyor, görüşmüyor, kimse yanlarına yanaşmak istemiyor. Tehlikeli görüyorlar. Bu saldırı ortamında artık dayanacak durumunuz kalmadı diyor münafıklar. Yani artık dağılın diyorlar yani Müslümanlara. Yani yapacak bir şey yok diyorlar. Her yönden kuşatıldığınız. Gücünüz yok, bak herkes size karşı, siz artık bu direnmeyi bu mücadeleyi, bu cihadı bırakın diyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Müminler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah'ın ve Resul'ünün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resulü doğru söylemiştir." Ve (bu) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı”.
ADNAN OKTAR: Bak bu saldırıdan bilakis memnun oluyorlar. Mesela tutuklanıyorlar, gözaltına alınıyorlar, hapsediliyorlar, eziliyorlar, şehit ediliyorlar, dövülüp sövülüyorlar, hakarete uğruyorlar. Bu, Allah zaten bize bunu vaat etmişti diyorlar, bu zaten oluştu, Allah’a hamd olsun diyorlar. Münafıklar da büyük bir dehşet içerisinde ailesine, kendine, malına mülküne zarar gelmediği için heyecanla olaya seyrediyor ve onların içinde olmadığı için de müthiş seviniyor ve kendinin çok akıllı olduğunu düşünüyor. Yani Müslümanların akılsız olduğunu ve akılsız olduğu için böyle başlarına bunların geldiğini düşünüyor. Kendisi de çok tedbirli, akıllı, tutarlı birisi olduğu için de hiçbir şey olmadığını düşünüyor.
“Müminlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler. Çünkü Allah, sadıkları sadakatlerinden dolayı mükafaatlandıracak, münafıkları da dilerse azablandıracak veya tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”
ADNAN OKTAR: Gene de Allah bir yol açıyor ki dönmek isteyen, münafıkların içine karışmış müminler oluyor bazen gafil olarak. Onların kurtuluşu için Allah gene bir yol açıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, çünkü münafığın özelliği o zaten. Fakat kendini çok akıllı zanneder münafık. Yani malı koruma, aileyi koruma, çoluk çocuğu koruma bu konularda çok titizdir münafık. Dini korumaz, Allah’ı korumaz, Peygamberi korumaz, dinin değerlerini korumaz ama ailesine, malına mülküne falan çok titizdir, münafığın ana özelliğidir bu. Halbuki Allah yolunda insan çoluğunu çocuğunu da cihadın içine sürer, kendi de cihadın içerisine girer ve kendisi de Allah yolunda gerekirse şehit olur ki bak orada ayette, şehit olmuş ve şehit olmak üzere öbürlerini bekliyor. O ayeti şerh et, oku onu. O anlamda o ayet.
CİHAT GÜNDOĞDU: ”Böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir.”
ADNAN OKTAR: İşte bu şehit olmuş, kimi de şehit olmayı bekliyor Allah yolunda değil ki malı mülkü, ailesi. Mesela Ashab-ı Kehf, ailesini tamamen bırakıyorlar, mağaraya çekiliyor, değil mi? Eşlerini bırakıyor, çocuğunu bırakıyor. Yani dünyada bu muazzam bir şehvettir, aile şehveti. Onun için insan da bunu put ediniyor yani ailesi, evlenmek ve üremek. Bütün sistem bunun üstüne kuruluyor. Dini de buna alet ediyor. Dini de bunun için kullanıyor, ailesini muhafaza için kullanıyor dini, evlenmek için kullanıyor dini, üremek için kullanıyor dini.
CİHAT GÜNDOĞDU: Dediğiniz gibi savaştan geri kalmayı hoş görüyorlar, beğeniyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırım. Tevbe Suresi 81. ayet: “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.”
ADNAN OKTAR: Bak bilmişlik yapıyorlar görüyor musun? Bu sıcakta savaş olur mu diyorlar, sanki serin olsa savaşacakmış gibi. Ona da bir bahane bulur zaten yani çünkü canı kıymetli. Halbuki Müslümanın canı kıymetli değil. Allah yolunda, her türlü zorluğa giriyor çünkü Allah’ın aşkı onu kuşatmış. Sadece Allah’ın rızasını istiyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah ve münafıkların aslında zarar verebilecekleri de Kuran’da haber veriliyor. Yani bizimle birlikte, müminlerle beraber savaşa çıkmış olsalardı diyerek inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir.” “Andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı. Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi ve Allah'ın emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı.” Aynı zamanda müminler içinde haber taşıyanlar olacağı da haber veriliyor. Yani müminlerin içinde devamlı yine münafıklığa eğilimi olan kişiler olabileceği bildirilmiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Yani Müslümanların içinde olunca, Müslümanlar mesela seviniyorlar kalabalık olunca, halbuki bu iyi değil diyor Allah. Yani münafığın gitmesi iyidir. Yani Müslümanların içinde bulunsalar diyor Allah, fitne çıkarırlar, baş belası olurlar diyor. Karşı tarafla iş birliği yapıyorlar, haber götürüyorlar, Müslümanları ürkütmeye çalışıyorlar, moralini bozmaya çalışıyor yani baş belasıdır münafık. Münafığın gitmesi iyidir. Gider ama orada da boş durmaz münafık, gene faaliyet yapar Müslümanlara karşı.
SUNUCU: Yani aranızda değilim demesinde bile hayır var. Gelmemesinde.
ADNAN OKTAR: Tabii, gelmemesi daha hayırlıdır. Gelmemesi daha hayırlı.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah zorluk anını da Allah özellikle yaratıyor ki münafık zaten ortaya çıksın diye inşaAllah. Ali-i İmran Suresinde bu anlatılmış, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu, Allah'ın) mü'minleri ayırt etmesi; Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela asrımızda da diyoruz ki; Darwinizme, materyalizme karşı mücadele edelim, dinsizliğe karşı mücadele edelim. Çok tehlikeli adamlar diyor, şimdi çoluk çocuk var diyor. Ben okuyorum diyor, bir öğrenseler beni diyor, okuldan atarlar diyor. Ben yapamam diyor. Ama siz maşaAllah çok iyi faaliyet yapıyorsunuz diyor. Teşekkür ediyorum size diyor. Tebrik ediyorum diyor. Siz devam edin kaldığınız yerden diyor. Yani bununla da kalmıyor. Bakıyorsun gene Müslümanların dedikodusunu yapıyor. Allah bizi koruyor diyor, çok tehlikeli adamlar diyor. Ne işimiz var diyor. Niye masonları biz karşımıza alalım, niye dinsizleri, niye PKK’yı karşımıza alalım, iddia edilen Ergenekon örgütünü niye karşımıza alalım diyor adam. Benim çoluk çocuğum, ailem var diyor, bayağı tehlikeli olur benim için diyor. Öyle olunca da işte İslam hakim olmuyor. İslam hakim olmayınca da kendi hayat kaliteleri de düşüyor. Kendileri de sürünüyorlar, kendileri de acı içinde. Korku ve dehşet içinde yaşıyorlar. Zaten ayette diyor ya, izlerler haberlerinizi dışarıdan diyor ama korkuyla izliyor, panik halinde. Kafirlerden de korkuyorlar. Onlara da katılamıyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı” diye şeytandan Allah’a sığınırım, Allah onu söylüyor inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.”
ADNAN OKTAR: Bak ev gene, evlilik işte, ailesi, çoluk çocuk gene onun derdindeler. Yani böyle mutaassıp aileyiz biz falan diyor, aman işte çoluk çocuk böyle yani sürü psikolojisi, onu muhafaza etmenin derdinde. Halbuki insanın çoluğu çocuğu da Allah içindir, eşi de Allah içindir, kendi de Allah içindir. Yani hepsi ölecek. Çünkü çocuğu dediği şeyler, yani yaşayacak değil ki, onlar da etten kemikten oluşmuş varlıklar. Yarın bir gün hepsi mezarda çürüyüp ölecekler. Kendi de çürüyüp ölecek, karısı da çürüyüp ölecek, evi de bir süre sonra yıkılıp gidecek. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Müminler zaten direkt olarak salih amellerde bulunuyorlar, savaşıyorlar, mücadele ediyorlar. Münafıklar ise devamlı surette işte ‘yapacağım’, ‘edeceğim’ şeklinde yeminlerde bulunuyor inşaAllah. Bakara Suresi 204. ayette Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Kalbindekine rağmen Allah’ı şahit getirir, oysa o azılı bir düşmandır.” diye bildiriyor inşaAllah münafıklar için.
ADNAN OKTAR: Bir de bak Allah’ı da şahit getiriyor. Allah’ı çok anar onlar, münafıklar.
SUNUCU: Hocam yemin etmek buna girer mi? Yani mesela çokça yemin eden insanların da...
ADNAN OKTAR: İşte yalan olarak yemin ediyor. Yani sürekli yemin eder. Sürekli ‘Allah şahidimdir’ der. Halbuki sahtekarlık yapıyor. Tabii.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yine Tevbe Suresi 42. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım: "‘Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık.’ diye sana Allah adına yemin edecekler.” diye Allah bildiriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela ‘Bilgimiz yok’ diyor. Halbuki canı istiyor, üniversitede doktora yapıyor, doçent de oluyor. Yani mesela kendine çıkar sağlaması gerektiğinde, üniversite imtihanlarına sabahlara kadar çalışıyor. Su gibi ezberliyor kitapları. Mesela tıp kitaplarını, şunları, bunları, hepsini hukuk kitaplarını, hepsini su gibi ezberliyor ama Kuran’ı bir kere baştan sona oku desen, yanaşmaz. Çünkü ondan bir çıkarı yok onun kendi kafasına göre; ama Kuran’ın yüz misli eseri, kitabı okumak durumunda kalıyor, hepsini ezberliyor bir parça maaş alabilmek için, az bir para kazanabilmek için. Yani bak mesela Ahirette sonsuz hayatına vesile olacaktır Kuran ama ona yanaşmıyor. Bu, özel yaratılışı işte onun.
SUNUCU: Ne kazanacağının farkında değil, ne kaybettiğinin.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani. Tabii, ne kaybedeceğinin farkında da değil. Kuran’a göre yaşasa ne kazanacağının da farkında değil.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ve savaş zamanı da zaten savaşın neden ortaya çıktığını, niye cihat etme ortamı olduğundan şikayetçi olmaya başlıyorlar. Şöyle buyrulmuş Kuran-ı Kerim’de. Nisa Suresi 77. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım: “Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: ‘Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?’ dediler.”
ADNAN OKTAR: Mesela şimdi asrımızda da mesela basından korkuyor veyahut herhangi bir şekilde hukuki bir müdahale yapılmasından korkuyor veyahut kendine bir iftira edilmesinden korkuyor. Bir laf söylenmesinden korkuyor, bir söz olmasından. Yani evliliğinin engellenmesi, mesleğinin engellenmesi, yemesinin, içmesinin, keyfinin engellenmesi yani bunlar en korktukları konu oluyor. Bu, dinin çok üstünde oluyor onlar için. Kuran buna işaret etmiş oluyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Samimiyetsizlikleri her halükarda zaten anlatılmış oluyor Kuran’da. Allah bildirmiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela onun için mesela Mehdi konusu çok rahatsız eder münafıkları. Yani mesela Mehdi’nin varlığından çok çok rahatsız olur. Çünkü Mehdi demek; İslam’ın dünyaya hakimiyeti demek. Bütün çıkarlarının sarsılacağını düşünüyor. Mesela holdingi varsa holdinginin sarsılacağını düşünüyor. Mesela kendi şeyhiyle, talebeleriyle bir mutlu hayat kurmuş. Bir sistem kurmuş. Paralar muntazam akış halinde geliyor. İtibarı var onların içerisinde. Bir hayat şekli kurmuş. Mehdi’yi kabul etmek ne demektir biliyor musun? Tamamını yıkacak bir sistem olarak görüyor. Yani ne şeyhinin itibarı kalır diye düşünüyor, ne kendi itibarının kalacağını düşünüyor. Bir de gelir kapısının da kapanacağını düşünüyor. Çünkü Mehdi gelince mezhepleri kaldırıyor. Değil mi? Yani onun bütün anlattıkları başka bir konuma gelmiş olacak o zaman. Sistemi ve birisine itaat etmiş olacak. Bu yüzden istemez. Hz. İsa (a.s.)’ın inişini istemez. Mesela onu bir kabus gibi görüyor Hz. İsa’nın inişini. Hatta Hıristiyan münafıklar da var. Onlar da diyorlar ki; Hz. İsa gerçekten gelse de diyorlar, biz kendi sistemimizi değiştirmeyiz diyorlar. Yani bu kilise sistemi ve teslis inancına karşıysa diyorlar Hz. İsa, biz onu kabul etmeyiz diyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Vatikan’ın o şekilde açıklaması var.
ADNAN OKTAR: Tabii, Vatikan’ın açıklaması var. Yani gerçekten gelse de kabul etmeyiz diyorlar İsa’yı diyorlar. Hakikaten O da olsa kabul etmeyiz diyorlar. Biz bu sistemi savunuyoruz diyorlar. Mesela bu da bir münafık açıklaması, münafıkane. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Münafıklar kendilerinin iyi yolda olduklarına inanıyorlar. Bu şekilde tarif ediyorlar kendilerini de. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: ‘Biz iyilikten başka bir şey istemedik’ diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ayrı mescit bak. Bir de mescit ediniyor değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Mescit edinmişler.
ADNAN OKTAR: Namazlar tamam, ibadet tamam, kıyafet tamam. Sarık, cübbe hepsi var bunlarda, o devrin münafıklarında.
CİHAT GÜNDOĞDU: Müminlerin başına gelecek olan bir operasyonu gözlüyor olabilirler.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku o ayeti baştan oku. Ayetleri sen bütün olarak okuyorsun. Öyle değil de bölüm bölüm okursan daha iyi vurgularsın.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. “Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler...”
ADNAN OKTAR: Hatta kelime kelime açıklaman lazım. Yani orada birçok kelimeyi geçmiş oluyorsun.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela zarar vermek. Müslümanlara zarar vermek; bir. İki:
CİHAT GÜNDOĞDU: “İnkarı pekiştirmek...”
ADNAN OKTAR: Mesela küfrü pekiştirmeye çalışıyor. Çünkü küfür yayılacak ki münafık rahat etsin. Müslümanlık olduğu müddetçe, din yayıldığı müddetçe münafığın keyfi kaçar, rahatı kaçar.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Müminlerin arasını ayırmak...”
ADNAN OKTAR: Mesela müminleri cemaatlere bölmek, guruplara bölmek ve bir arada olmalarını istememek, yani birleşmelerini istememek. Savaşacak ki Müslümanlar kendi içinde, münafığın malzemesi çıksın. Ona iş çıksın, imkan çıksın. Onun için inkarın pekişmesi onlar için çok önemli oluyor. Küfrün güçlenmesi çok önemli oluyor. Müslümanların birbirine düşmesi çok önemli oluyor. Onun için münafık dinle sürekli alay eder. Kuran’la alay eder haşa. Yani öyle karikatürleri yayınlar. Müslüman, din aleyhinde, İslam aleyhinde, Cennet, Cehennem ile ilgili fıkralar anlatır. Yani İslam’ı haşa kendince küçük düşürmeye çalışır ki, kendi sistemi güçlensin. Ona ihtiyaç duyulsun. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: “...ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için...”
ADNAN OKTAR: Yani Müslümanlara yapılan mesela operasyon yapılıyorsa, Müslümanlara bir saldırı varsa herhangi bir yerden, mesela ‘iddia edilen Ergenekon örgütü’ olabilir asrımızda, küfürden herhangi bir şey olabilir. Onu gözlüyor. Acaba ne zaman saldıracaklar? Ne gün bunlara karşı bir hareket yapılacak? Ne gün tutuklanacaklar? Ne gün ezilecekler? Bunun hesapları peşinde.
CİHAT GÜNDOĞDU: “...Gözlemek için mescid edinenler ve...”
ADNAN OKTAR: Bir de mescit, bak mescit ediniyor. Allah’ı anıyorlar, toplanıp Kuran okuyorlar. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: “...ve: ‘Biz iyilikten başka bir şey istemedik’ diye yemin edenler...”
ADNAN OKTAR: Bir de dışarıya çıkıp iyilik arıyoruz biz, Allah rızası için iyilik olsun diye biz bunu yapıyoruz diyor. Mesela Mehdi’ye karşı çıkacak kişi de bunu yapacaktır. O İstanbul’da çıkacak olan o münafık; iyilik yapıyorum ben diyor, güzellik yapıyorum diyor. Bu, Mehdi değil diyor. Mehdiyet diye de bir konu yok diyor. Bu, bizim dinimizi değiştirmek için gelmiş birisi diyor. Mehdi bambaşka bir insan diyor. Bu böyle değil diyor Mehdiyet diyor.
SUNUCU: Yalanlayacak.
ADNAN OKTAR: Tabii, yalanlayacak. Bu, dinimizi değiştiren bir adam diyor. Bambaşka birisi bu diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.”
ADNAN OKTAR: Allah onların, evet. Bizzat Allah, yalancı olduklarını açıklıyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Yine başka bir ayette de yine münafıklar hakkında şu bildirilmiş. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Kendilerine: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde...” Demek ki fesat çıkarıyorlar, bozgunculuk çıkarıyorlar, müminlerin arasını ayırıyorlar dediğiniz gibi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Fesat nasıl çıkarıyor? Müslümanları mezhep düşmanlığına itiyor. Mesela şunları asın, şunları kesin, şu cemaate saldırın. Yani Müslümanları birbirine düşüyor. Ayrı ayrı parçalara, parça ayırıcılar diye geçiyor zaten Kuran’da. Fitne çıkartıyor yani.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah "… denildiğinde, ‘biz sadece ıslah edicileriz’ derler.”
ADNAN OKTAR: Tabii biz doğruya çekiyoruz diyor yani. Hak olan çizgiye çekmeye çalışıyoruz diyor. O yüzden biz bunları yapıyoruz diyor, bu fitneyi.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.”
ADNAN OKTAR: Bak fesat çıkarttığından, Müslümanlara zarar verdiğinden haberi bile yok. Mesela çıkıyor şaklabanlık, soytarılık yapıyor, dine ağır şekilde saldırıyor, o diyor ben sempati topluyorum böyle diyor.
SUNUCU: Hocam, İsrail’in yaptığı da aslında buna bir örnek. Hani İsrail, Irak’taki o faaliyetlerin tamamına kalkıp şey dedi; biz burayı sulh etmeye geldik. Hani burada aslında barışı sağlamaya geldik. Demokrasiyi sağlamaya geldik.
ADNAN OKTAR: Amerika’nın mesela Afganistan’daki, Irak’taki faaliyetleri asıldır. Orada zibil gibi, sel gibi kan akıttı. Eğer halkı eğitmek istiyorsan kitap dağıt. Değil mi? Ehl-i sünnet inancını, Müslümanlığı anlat. Sevgiyi, barışı, kardeşliği anlat. Bunla ilgili alimler gönder, hocalar gönder; anlatsınlar halka. Değil mi? Onları kültürel yönden yönlendir, faydalı olmaya çalış. Asıp keserek olur mu? İşgal ederek olur mu? Onların doğal kaynaklarına el koyarak olur mu? Değil mi? Mesela halen de öyle. Zorla ve şiddetle Müslüman ülke düzelir mi? Müslümanın anlayacağı Kuran’dır, Kuran ahlakıdır. İslam Birliği’ni teşvik etmesi lazım eğer düzelmelerini istiyorlarsa, iyi olmalarını istiyorsa. Diyecek ki; Ey Irak halkı, niye İslam Birliği’ni istemiyorsunuz? Müslümanlara birleşin demesi lazım eğer huzur ve mutluluk istiyorsa.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bu iftira konusunda da normalde müminlere gelen bir haber olduğunda, mümin topluluğuna, o haberi etraflıca değerlendirip iftira olabileceğine kanaat getirmeleri Kuran’da tarif edilmiş.
ADNAN OKTAR: Oku ayeti.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yaygınlaştırmamaları gerektiği tarif ediliyor inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla –zina iftirasıyla- gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur.”
ADNAN OKTAR: Şimdi Allah yolunda mücadele edenlere ne yapılabilir? En iyi iftira ne halk arasında? İnsanların en önem verdiği şey, cinselliktir. Ahlakidir. En hayati budur. O zaman oradan saldıralım diyorlar. Mesela Hz. Yusuf’ta nedir? Cinsellikle ilgili mesela. Tecavüz iddiasıyla Hz. Yusuf hapse konmuştur. Yani ırza tasaddi suçuyla. Cinsellik iftirasıyla, tecavüz suçuyla yedi yıl hapiste tutulmuştur. Hz. Meryem’e de aynı şekilde gayri meşru kadın iftirası atılmıştır. Değil mi? Bu da Müslümanların karşılaşacağı bir şeydir. Münafıkların da bir silahıdır bu. Yani Müslümanları sindirmede, hak yolunda mücadele eden insanları sindirmede bir yöntemdir. Münafıklar da böyle iddialara inanırlar işte. Müslümanların içindeki münafıklar da ‘Allah Allah, doğru yahu’ diyorlar. Halbuki Allah diyor ki; “Dört tane şahit getirmeleri gerekmez miydi?” diyor. Şahide gerek yok münafık için. Münafık direkt inanır ve yayar. Allah diyor mesela; “Bir fasıktan size haber geldiğinde onu iyice araştırın” diyor. Yani gözünüzle görün, kulağınızla duyun. Bunun dışında inanmayın diyor. Ama münafık için o öyle değil. O bir kafirden, bir İslam düşmanından haber geldiğinde onu özlü ve doğru haber olarak kabul ediyor ve ona uyuyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: “...siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır.”
ADNAN OKTAR: Tabii, Müslümanların sevap kazanmasına, makamlarının yükselmesine sebep olur.
SUNUCU: Hocam programımız sona eriyor.
Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bize gönderebilirsiniz. Yarın bizi 22:00 ile 24:00 saatleri arasında Adıyaman ASU ve Kral Karadeniz ekranlarından takip edebilirsiniz sayın seyirciler. Hayırlı günler diliyoruz.
ADNAN OKTAR: Hayırlı günler diyelim ama son olarak bir şey diyecek misin doktorum? Şöyle olabilir; sadece bir ayet okuyayım. “Ey insan” diyor, “Bu, senin ellerinin önden takdim ettikleridir.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz Allah, kullar için zulmedici değildir.” Müslümanlar hata yapmaktan Allah’a sığınacaklar, doğru ve dürüst, samimi davranacaklar, vicdanlarına göre hareket edecekler. Çıkarlarına göre hareket etmeyecekler. Evet. Burada bitirebiliriz. Evet, inşaAllah.
SUNUCU: Hayırlı günler değerli izleyenlerimiz ve değerli dinleyenlerimiz. “Adnan Oktar’la Başbaşa” programına hoş geldiniz. Bugün sizlere birçok yerden sesleniyoruz. Bizi takip edebileceğiniz kanalları, radyoları ve internet sitelerini sizlere hatırlatmak istiyorum. Kanallarımızı hatırlatalım daha önce: Kanal 35, Kanal Avrupa, TV Kayseri, Özege TV Uşak, Venüs TV Bilecik, Gözde TV Samsun, Polatlı TV Ankara, Iğdır TV, Ahi TV Kırşehir, ART Amasya, Sun TV Konya, CRT Ceyhan, Destan TV Kütahya, Sefa TV Tokat, Elif TV Kayseri, ORT Ordu, BRT Hatay, Kapadokya TV, Gece TV Tokat, Kanal 78 Karabük, Süper TV Tokat, MRT Osmaniye, Can TV Erzincan, Kanal 19 Çorum, Karahisar TV, Otağ TV Adana, Güney TV Hatay, Can TV Diyarbakır, Trabzon TV, ORT Osmaniye, Çağdaş TV Karaman, 2000 TV Samsun, Kanal 23 Elazığ, Mega TV Gaziantep, Mersin TV, BGRT, Söz TV Diyarbakır, Kırşehir TV, Seyelan TV Ankara, Kanal G Giresun, Düzce TV Düzce, Güneş TV Tokat, Sun TV Mersin, Kanal59 Tekirdağ, Genç TV Karaman ve ART Uşak.
Radyolarımızı hatırlatalım: Mavi Karadeniz FM 106.4, Yıldız FM 87.7 Tekirdağ, Can Radyo 100.0 Diyarbakır, Genç Radyo 95.5 Hatay, Adıyaman'ın Sesi Radyosu ASR FM 96.0, Kafkas FM 95.5 Kars, Amasya Radyo Gül 102.5, Iğdır FM 93.0, Bingöl FM 102.0, Kahramanmaraş Best FM, Emek Radyo Mardin 101.0, Siverek Radyo Urfa, Renk Radyo Karaman, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Radyo Star 94.0 Aksaray, Aktiv Radyo Hatay 102.0, Nur FM 96.5 Diyarbakır, Siirt FM 98.0 ve Ufuk FM Yozgat. İnternet sitelerimizi de hatırlatalım. Bizleri buralardan takip edebilirsiniz. www.HarunYahya.tv, www.HaberHilal.com, www.DiplomatHaber.com, www.SelamHaber.com, www.BizimAntalya.com, www.HaberDem.com, www.VaranHaber.com, www.ObjektifBakis,com, www.HaberName.com, www.TeleRadioFM.com, www.yenihareket.com ve yine bize, yayınlarımıza www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat ulaşabilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz.
Yine Adnan Oktar Hocam ve Sayın Oktar Babuna’yla beraber programımıza başlayalım. Hocam nasılsınız? Hoş geldiniz.
SUNUCU: Bizler de iyiyiz Hocam, teşekkür ederiz. Siz nasılsınız Oktar Bey?
OKTAR BABUNA: Allah’a çok şükür çok iyiyim.
SUNUCU: Aynı zamanda programımızın başında da hatırlatalım, sonunda tekrar söyleyeceğiz ama yarın bizleri 22: 00 ile 24: 00 saatleri arasında Adıyaman Asu ve Kral Karadeniz ekranlarından takip edebilirsiniz. Bugünkü programımıza başlayalım isterseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, benim yiğidim çok güzel huylu abisi, çok efendi, çok hanım, çok nezaketli, saygılı, bir de Çerkez kızı tam tipik, maşaAllah. Onlarda biliyorsun bir de örf vardır ayrıca Çerkez örfü de vardır. Babası da çok efendi bir insan maşaAllah.
Oktar Hocam ne anlatalım, ne konuşalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, Kuran okuyorsunuz, katlamalı anlamlarıyla maşaAllah ayetlerin, o bir kere zaten çok büyük ferahlık veriyor, kalplerde çok etkili oluyor.
Bir tek Siirt Kanal 56’yı unutmuşuz Hocam. Onu da ekleyelim. Siirt Kanal 56.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, Siirt’in aslanları, Güneydoğu’nun yiğit kardeşleri, bizim canımız ciğerimiz onlar inşaAllah. Gönülleri çok çok rahat olsun, çok güzel bir kurtuluşa doğru gidiyor bütün İslam ümmeti, bütün Türklük alemi, o koç yiğitler de çok rahat edecekler inşaAllah. Birbirini çok iyi sevsinler, koruyup kollasınlar, kültürlerini bilgilerini artırsınlar, her şeye çok insancıl yaklaşsınlar, gönülleri çok rahat olsun. Sonunda tam bir kurtuluşa gidecek, inşaAllah. Ama bakın ben dün mesela sabah Kuran okuyordum, baktım; hep Allah kavimlerin helaklarından bahsediliyor, işte Ad kavmi, Semud kavmi işte, Firavun kavmi Allah’ın sözünü dinlememişler, hep bir felakete uğramışlar ama Allah’ın hep aradığı bir şey var, üstünde durduğu bir şey var. Yani çile olmadan, zorluk olmadan Allah o dini kabul etmiyor. Halk arasında yanlış bir klasik geleneksel bir yapı oturdu. Zannediyorlar ki doğarlar, büyürler, okula giderler, namazlarını kılarlar, sakin halim selim bir hayatları olur. Gerekirse Avrupa’da da okurlar, bir işleri olur, evlenirler, ürerler, namazlarını kılarlar ve ölürler. Ben böyle bir hayat göremedim Kuran’da, yani gören varsa bana söylesin, böyle bir şey yok. Bilakis Allah diyor; “daha öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden hemen Cennete girebileceğinizi mi zannettiniz” diyor Cenab-ı Allah. “Onlara öyle dayanılmaz zorluklar geldi ki” diyor değil mi, şeytandan Allah’a sığınırım. Tabii, çok şiddetli imtihanlardan geçiyor müminler. Dolayısıyla yani böyle rahat hayat herkes seçebilir, ben de yapabilirdim bunu, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri de yapabilirdi. Bediüzzaman da yapabilirdi, değil mi? Abdulhakim Arvasi Hazretleri yapabilirdi, Ali Haydar Efendi yapabilirdi; hiçbiri yapmamışlar. “Mübarekler onlar yapsın, biz seyredelim”; böyle bir şey yok, yani onlar kendi kurtuluşunu sağlamış olur, kendi kurtulur. Yani onların bizim kurtuluşumuza bir etkisi olmaz, böyle bir şey yok. Dolayısıyla herkesin ayrı ayrı Bediüzzaman ruhunda, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin ruhunda, Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin ruhunda olması gerekir. Tabii. Ben uyarıyorum, yani bak doğrusunu söylüyorum. Çünkü bak Mehdiyet çağındayız, Mehdiyet çağında çok büyük olaylar var. Çok büyük çile ortamları olacaktır. Bir de Müslümanlara bak en kolayı söylüyorum, bir kere Müslümanları bir kere sevsinler, bunun ne zorluğu var? Birbirlerine kuşku ile bakıyorlar, bir kere bu cemaat ayrılıkları, mezhep ayrılıklarından kaynaklanan öfke ve ayrılığı tamamen gidermeleri lazım. Bakın en kolayını söylüyorum, bunu yapamıyorum diyemez, bunda bir çile var mı? Zorluk var mı? Gidecek selamünaleyküm - aleykümselam kardeşim nasılsın diyecek. Yemek yiyecek, sohbet edecek bakın en kolayını söylüyorum. Bu çok büyük bir fitnedir, bir kere bunun ortadan kalkması lazım. Müslümanlara hüsn-ü zan olması lazım. Dedikoduya çok yatkın Müslümanlar, epey bir bölümü böyle, iyi olanlar da var, onları tenzih ederim de. Hatta mesela bir ders ortamı, bir şey oldu mu, hemen cemaatlerin dedikodusuna başlıyorlar. Ben bunu çok gördüm. En tatlı gelen şeylerden bir tanesi bu oluyor. Yani iki kişi bir araya gelse hemen dedikoduya başlıyorlar. Dedikodu haramdır, Allah Müslümanın etini yemeye benzetiyor. Ve bu bereketsizlik, uğursuzluk getirir. Çok kötü bir şey, inşaAllah. Bunun dışında da İslam’ın dünyaya hakimiyeti için dua edilmesi lazım. Mesela internet sitesi; herkes sitesine koysun, “Ya Rabbi, Türk-İslam Birliği’ni görmeyi bizlere nasip et.” Değil mi? “Bütün Müslümanların birlikte yaşadığını görmeyi bizlere nasip et.” “Ya Rabbi mesela Mehdi (a.s.)’nin zuhurunu bizlere nasip et.” Birçok başlık koyabilirler. Onların sitesine giren, onunla karşılaşsın. Bu dua bir yayılsın. Yani bu yüzyılda İslam’ın hakimiyetini isteyen çok az insan var. Bir tek Cübbeli değil. Başka cemaatler de var, isim vermiyorum. Mesela “İmam Rabbani, 500 yıl sonra Mehdi gelecek dedi” diyor, Cübbeli durduk yere onu çıkartmıyor. Var onun ekibi yani böyle tembel takımı var, adam holding kurmuş, işi gücü yerinde, rahatı yerinde; şimdi Mehdi çıkarsa holdingi moldingi, şeyhi, mürşidi her şeyi falan ortalık karışacak, rahatı da kaçacak, şimdi adamın arabasına binmiş numune dağıtıyor, bilmem ne yapıyor. Ticaret yapıyor, işinde gücünde, şimdi bir de Mehdi ortaya çıkartıp Hz. İsa (a.s.)’yı da bahsederse bütün sistem karışacak. Ne yapsın? Hemen 500 yıl geriye attırıyor. Ki biliyor mesela bütün alametlerin çıktığını bildiği halde, olağanüstü bir ortam olduğunu bildiği halde, bunu anlamazlıktan geliyorlar. Bir de bunu İmam Rabbani’ye yükleyerek, “sen ona karşı mı geliyorsun mübareğe, bak o söylüyor” diyor. İmam Rabbani adına da sahtekarlık yapıyorlar, yalan söylüyorlar ve samimiyetsizlik yapıyorlar. Bir kere İmam Rabbani bakın çok önemli bir şey söylüyor, diyor ki; Peygamberimiz (s.a.v.) irtihalinden sonra, vefatından sonra, aradan 1000 yıl geçtikten sonra Mehdi (a.s.) gelecek, diyor. 1000 yıl yani ikinci 1000 yılda gelecek diyor, 1000 yıl. 1000’i 1 gün geçtiğinde ikinci 1000 yıla girilmiş olur. Bunlar da sahtekarlık yapıyorlar, Hicri değil de, Miladi 2000’den sonraya alıyorlar. Dolayısıyla da 2000’e de yeni girdiğimize göre anlaşıldı mı, yani üçüncü 1000 yılda çıkmış olacak. Gene o demelerine göre de uygun düşüyor; ama anlamazdan geliyorlar. Sonra da 500 sene de ilave ediyorlar üzerine. Müslümanlar buna bir kere şüphe ile baksın, bu insanların samimiyetsizlikleri. Peki bak bir de şu çok önemli: tamam kardeşim 500 yıl sonra gelecek, kabul ettik desinler. Peki biz o 500 seneyi bekleyene kadar bu yüzyılda İslam’ın hakim etsek Allah’ın izniyle değil mi? Mehdi (a.s.) gelmeden hakim etsek, Mehdi (a.s.) gelince de bir daha hakim etse çünkü bozuluyor zaten zamanla, bozulabiliyor değil mi? Biz hakim edelim değil mi, ortamını hazırlayalım veyahut var gücümüzle gayret edelim, Allah hakim etmezse etmez; ama biz diyelim ki “İslam dünyaya hakim olsun” diye ortaya çıkalım. Cenab-ı Allah hakim etmezse etmez, ama edebilir de. Var gücümüzle gayret edelim, demesi lazım. Bakın bunu bu adamlar demiyor, çok hayati bir şey var yani, diyemiyor adam.
OKTAR BABUNA: Bu cümleyi kuramıyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu cümleyi kuramıyor adam. Böyle bir adama nasıl saygı duyuyor bu insanlar, yani nasıl bunlara alim diyor yahut hoca diyor, ben anlamıyorum. Yani buradan onları denesinler, Hocam desinler bu yüzyılda İslam dünyaya hakim olmalı mı? Gayret etmeli miyiz? Ve gayret edeceksen ne derece gayret etmemiz gerekir; yani usulen bir gayret mi yoksa geceli gündüzlü aşkla şevkle bir gayret mi? Usulen bir gayret diyorsa, o zaman ona da bir nokta koymak lazım. Ama geceli gündüzlü, yani uykudan, yemekten artan bütün vaktimizde, can havliyle Allah rızası için gayret etmemiz gerekiyor diyorsa o adam tamam. O, “Mehdi 500 yıl sonra gelecek” diyorsa bile onun bir zararı yok. O diyebilir o, bir şey yok onda, zaten gelecek belli; çünkü onun demesiyle değişmez. 500 yıl demesi ile değişmez. Azami cehaletinden demiş olur.
OKTAR BABUNA: Siz hep Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını örnek veriyorsunuz Hocam. O, döneminde İslam hakim değil ama ölene kadar üstelik hasta, hapiste, çile ortamında sürekli mücadele ediyor. Bu şekilde, dediğiniz şekilde Hocam hiç bırakmadan.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, bir de siz, herkes Türk-İslam Birliği için dua etse, istese zaten hemen olur demiştiniz. O şekilde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bütün İslam alemi şimdi, tamamı yani yüzde 80-90’ı “İslam dünyaya hakim olsun” dediğinde nasıl hakim olmasın? Zaten her yer kabul edilmiş oluyor. Yani herkes kabul etmiş oluyor. Edince artık geriye sadece usulü uygulamalar kalmış oluyor. Bunu istemedikleri için hakim olmuyor, istemiyorlar. İsteyen insanların sayısının artmasıyla ilgili bir şey bu. Bir de böyle anlı şanlı cemaat dediğiniz kişiler kabul etmiyorlar yani komple kabul etmiyorlar, bayağı böyle vakalar var. İstemiyor adam, yani niye istemiyor o da belli değil. Neden dolayı istemiyor belli değil ama böyle kokoş teyzeler oluyor onların gruplarında, böyle bıngıl bıngıl 110 kilo, 120 kilo falan hep. Mümin olup 120 kilolu olanları tenzih ederim, yani Allah rızası için gayret edenleri tenzih ederim de. Böyle tam bilmem ne bacı, bilmem ne Rukiye teyze falan havasındalar. Ne yaparsın teyzem diyorsun, ben diyor adam evlendiririm diyor. Var mı diyor, bekar mısın yavrum, seni de evlendireyim diyor. Yani kardeşim memleketin başka sorunu yok mu Türkiye’nin, dünyanın değil mi? Akşama kadar kapı kapı kaya porsuğu gibi milleti evlendirmek için uğraşacağına İslam’ın hakim olması için uğraşsana değil mi? Kapı kapı git, mesela al bir tane Kuran al, 3-4 tane, git komşularına dağıt, Allah’ın dinini tebliğ et, değil mi? Ben illa benim kitaplarımı anlatsın da demiyorum yani beğendiği herhangi bir hoca efendinin de kitabını götürüp dağıtsın, anlatsın değil mi? Ezberlediği bilgileri izah etsin, Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini izah etsin. Varsa yoksa üremek, doğurmak, evlenen bayanlara akıl vermek, işte daha da olmazsa kafasına kurşun döküyor bilmem ne ipsiz sapsız abuk sabuk, oraya buraya bez çaput bağlayarak falan böyle zibil gibi tipler vardır ve bunlara da saygı duyuyorlar. Şimdi Cübbeli’nin izahları aklıma geliyor, geçenlerde bir hoca efendi çıktı televizyonda çıktı anlattı ya onun yaptığı hareketleri, üslubunu falan. Bak diyor ki Cenab-ı Peygamber (s.a.v.); “Doğudan başları tıraşlı kavimler çıkacak” kafayı kazıtmışlar bir şekilde, “dilleri ile Kuran okuyacaklar (fakat) boğazlarından aşağı geçmeyecek.” Yani Kuran’ı bambaşka amaçlar için okuyacaklar, yani dünyaya İslam’ın, Kuran’ın hakimiyeti için uğraşmayacaklar, gayret etmeyecekler. “Onlar dinden, yaydan okun çıktığı gibi çıkacaklar” diyor. Başka bir rivayette; “söz ve ilimleri vasıtasıyla rızık elde edecekler” yani sattığı kitaplarla, CDlerle yahut yaptığı konferanslarla, sohbetleri; onun sonucunda para toplayacak milletten, para karşılığı. Tabii o parayı toplarken de cami yaptıracağız, bilmem ne başka bir şeyler yaptıracağız gibisinden, bilmem ne derken Allah affetsin yani oraya bir ilave, meşruta bir şey yaptırırlar. Bak “söz ve ilimleri vasıtasıyla rızık elde edecekler” yani bunu bahane edecekler, cami yaptıracağım diye para topluyor ama kendine kullanıyor. Zekat parası diye topluyor onu da kendisine kullanıyor. “Dini alet ederek dünyalık edinecekler, işte bir gözü kör deccalin uyduları bunlardır.” Deccale hizmet edecekler diyor. “Ümmetimden başları sarıklı 7000 kişi deccale tabi olacaktır,” bir de üstelik başlarında sarık olacaktır bunların, diyor. Fakat deccale tabi oluyor, Müslümanları dünyaya çekiyorlar, İslam’ın dünya hakimiyetini istemiyor, dünyanın dünyaya hakimiyetini istiyor. Nefsin dünyaya hakimiyetini istiyor ama bunu din adına yapıyor. Hatta bak bu Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek şahıs hakkında da daha detaylı da bilgi var. İstanbul’da çıkacak, Konstantiniyye’de çıkacak diyor ki; bakın bir rivayette gözünün kara olduğu belirtiliyor, siyah gözlü kara, koyu renkli gözlüdür, diyor bir rivayette. Nebevi şerhinde inşaAllah. “Ahir zamanda türemeler çıkacak, beyinleri çalışmayacak” yani tam avanak, diyoruz ya ahmak, avanak böyle tam klasik ahmak yani “beyinleri çalışmayacak” yani et kafa, kemik kafa. “Konuşurken çok güzel konuşacaklar” böyle dilbaz, çenesi düşük derler ya böyle dır dır dır dır böyle mahalle bilmem neyi derler ya böyle hani sürekli konuşur. Fakat hiç özü, hikmeti yoktur, bak konuşurken çok güzel konuşacaklar diyor yani tam geveze, lafazan böyle. “Kuran okuyacaklar” diyor, Kuran bilgileri de var, “fakat imanları gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek.” Yani İslam’ın dünyaya hakimiyeti, Kuran’ın dünyaya hakimiyeti konularına hiç girmeyecekler, diyor inşaAllah. Nerede bu biliyor musun? Buhari’de, sahih Buhari’de, Müslim’de, Davud’da, Ahmet İbni Hanbeli Müsnedi’nde, açıp baksınlar. “Kıyametin alametlerinden biri de, ilmin ortadan kalkması ve cehaletin yaygınlık kazanmasıdır.” Cehalet de küfrün rahat hareket etmesini sağlıyor. Mesela Darwinizm, materyalizm konusunda bir bilgisi yok. Adam onu rahatça eziyor. Olur mu ya diyor, öyle diyor, hiç diyor. Bilmem ne kemikleri falan varmış diyor, nereden çıktı öyle bir şey diyor. Böyle yuvarlak geçiştiriyor. Halbuki ilmi olarak akılcı karşısındakini ikna etmesi lazım. Mikrobiyoloji de bilmesi lazım, paleontolojiden de bilgisi olması lazım her konuda bilgisi olması lazım. Cehaletin yaygınlık kazanması İslam’ın aleyhinedir, Müslümanların aleyhinedir. Kültürün, bilginin, görgünün artması da İslam’ın, dinin lehinedir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin maşaAllah Hocam, kitaplarınız da büyük ölçüde buna vesile oluyor zaten. Yani 300 kitabınız var ama hemen hemen Allah’ın dilemesiyle her konuda eser verdiniz Hocam bugüne kadar. Okuyan herkesin de bilgisini bu şekilde artırıyor maşaAllah.
SUNUCU: Seyircilerimizin yine soruları var. Uğur Güney Adana’dan yazmış bize. “Adnan Hocam, sizin programlarınız sayesinde Allah’ın varlığının delilleri olan iman hakikatlerine ilgim çok arttı. Bugün öğrendiğim bir iman hakikatini size aktarmak istiyorum izninizle. Göğüs kafesinin büyümesi durduğu halde eğer kalp büyümeye devam etseydi göğüs kafesi kalbi ezecek ve bu durum ölümle sonuçlanacaktı. Ancak Allah’ın kusursuz yaratmasının bir tecellisi olarak bu iki organın büyümesi çok orantılı oluyor. Her iki organı oluşturan hücreler de nerede durmaları gerektiklerini çok iyi biliyorlar. Hocam Darwinistlere sorsak bu harika yaratılışa da sadece kör bir tesadüf derler mi?” demiş.
ADNAN OKTAR: E tabii, mesela burun, belirli bir dereceye kadar gelişiyor, ondan sonra duruyor. İstese burun ileriye doğru ilerler, 1 metre bile ileri gidebilir. Kulak da istediği kadar gelişir, aşağıya kadar sarkar. Hücre bu, bilmez ki yani gelişirken. Parmaklar da öyle. Parmak kemikleri de, mafsallar da öyle. Mesela aralıkları tam birbirine uyumlu ve çok net. O uzunluğa ulaştığında zınk diye duruyor. Enine de zınk diye duruyor. Mesela göz çeperi, belirli büyüklüğe kavuştuktan sonra duruyor. Ne küçük kalıyor, ne büyük kalıyor. Tam ayarında kalıyor. Mesela kaş tüyleri de, belirli bir oranda uzuyor. Mesela kirpik de öyle. Taa dipten biliyor kirpik. Belirli bir noktaya geldikten sonra uzayan kirpiği kesseler bile, belirli bir noktaya geldikten sonra gene uzuyor, orada duruyor. Ondan sonra ilerlemiyor. Yani o ucun ne kadar uzadığını dip biliyor. Yani dipteki hücrelerin bunu bilmemesi lazım, habire uzatması lazım. Yani nereden biliyorsun onu belirli bir uzunluğa kavuştuğunu? Yani santimiyle, milimiyle biliyor, değil mi? Mesela dişler de öyle. Tavşan dişi gibi bayağı upuzun uzayabilir. Hatta ağzını açamayacak hale gelebilir.
OKTAR BABUNA: Bir milimetre bile uzasa, kapatamıyor insan ağzını. Dişçiler hep, bayağı bir hassas çalışmayla ancak düzeltebiliyorlar onu dolgu yaptıkları zaman mesela. 1 milimetre bile bozuyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. İç organlar da öyle. Mide mesela aşırı gelişmiş olsa, parçalar insanın vücudunu. Mesela kaburgalar öyle, gelişmiş olsa yani inceliği de çapı da tam ayarında yani. Hepsinde bir ölçü tespiti var. Bütün hücreler ne kadar büyüyeceğini ve bütün organların ne kadar büyüyeceğini çok iyi biliyorlar. Ne 1 milim geri, ne 1 milim ileri. Yani kromozomdaki kodlandığı şeklini tam muhafaza etmiş oluyor. Yani tabii imanı anlayan bir insan için, yani imanın katrilyonlarca, sonsuz delili var. Anlamak istemeyen, özel yaratılıyor o yani. Adam kavrıyor da anlamıyor değil. Zaten anlamayacak şekilde yaratıyor Allah onu. “Gözü var görmez” diyor, “kulağı vardır işitmez” diyor. “Onlar ölüdürler, siz onları diri zannedersiniz” diyor Allah. Yani yok adam. Ölü. İnşaAllah.
SUNUCU: Sami Bey Kayseri’den yazmış. “Saygıdeğer Hocam, Bediüzzaman Efendimiz Hazretleri Ahiret hayatının yanında dünya hayatıyla yetinmeyi, ani bir şimşek ışığını güneşin aydınlığına tercih etmeye benzetiyor. Her gün yüzlerce insan öldüğü halde, neden insanlar asla ölmeyecekmiş gibi davranıyorlar? Değerli Hocam, neden Ahiret yerine dünyayı tercih ediyorlar? İnsanların bu konudaki aldanışlarında, sizin belirttiğiniz gibi 2012 manevi ayağa kalkış ile sona erecek mi?”
ADNAN OKTAR: Onunla başlayacak, sona ermeyecek. 2012’de başlamış oluyor. Ama insanları Allah böyle yaratmıştır, bütün Hz. Adem (a.s.)’den itibaren böyledir. İmtihan için böyle bir sistem gerekiyor zaten. Yani bütün insanların uyanık ve çok akıllı, takva olursa, herkes namazında niyazında tam Allah’a kendisini teslim etmiş olursa zaten imtihan ortamı olmaz dünyada. Yani imtihan ortamı olması için mutlaka küfre ihtiyaç var. Mutlaka Nemrutlara, Firavunlara, Darwinlere ihtiyaç var. Öbür türlü olmaz imtihan. Yani zalim olmadan mazlum anlaşılmıyor. Kötü olmadan, iyi anlaşılmaz. Herkes iyi olursa iyiler, yani Cennet gibi yaşarsın. İmtihan ortamı olmaz. Bu özel yaratılan, Allah’ın özel yaratışıdır. Yani mesela ahir zamanda fitne özel yaratılmıştır. Darwin özel yaratıldı, Marks, Lenin, Hegel, Stalin hepsi. İnşaAllah.
SUNUCU: Ali Baki Demirtaş Hatay’dan yazmış bizlere. “Adıyaman’dan saygılar sevgili Hocam. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında bütün mezheplerin kalkacağını söylediniz. Benim merak ettiğim, şu an birilerine muhalif olan bazı taraflar, o dönem geldiğinde nasıl değişecekler? Ne olacak da, bütün dünya Müslümanları bağlı oldukları mezheplerden vazgeçecekler?”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’yi çok sevecekler. Dürüstlüğüne inanacaklar. Anlattıklarının doğru olduğunu görecekler. Mehdi (a.s.)’nin zaten ispatlıdır anlattıkları. Yani net ayetten, hadisten net ispat edecek. Fiilen görecekler doğru olduğunu. Mehdi (a.s.)’nin her sözüne kanaat getirecekler. Yani çünkü bütün hayatı dürüst olduğu için. Bir de Allah onların kalbine ilham edecek yani Mehdi (a.s.)’ye itaati kalplerine ilham edecek. Doğal olarak Mehdi (a.s.)’yi sevecekler. Yani doğal olarak bağlanacaklar. Zaten böyle bir coşkun sevgi olmadan hayat durur, yani dünyada şu an mesela hayat durdu, felç oldu dünya. Sevgi kalktığı için sevgiyi kimse hareketlendiremiyor şu an dünyada. Demeçler var ama “insanı, hadi birbirimizi sevelim” diye ama olmuyor. Yani sevgisizlik gittikçe yayılıyor. Ve sevgisizlik de bünyeyi öldüren bir zehirdir. Mesela ekonomik krizin kökeninde de sevgisizlik vardır, egoistlik, bencillik vardır. Allah sevgisi gittiği için insan sevgisi de kalmadı insanlarda. Yani bir tek Türkiye’de, bazı İslam ülkelerinde bir direnç ve güç var maşaAllah. Şimdi, mesela Türk-İslam Birliği için çalışmalar yapılıyor. Vizeler kalktı. Vize kalktı diye hiç kimse bir yere gitmiyor. Kimsenin bir yere gittiği yok. Arkasından şimdi pasaportlar da kalkacak. Gene gitmez insanlar çünkü ruh üfürülmedi daha. Sevginin ruhu üfürülmedi. Yani binayı hazırlıyorsun, binayı badana yapıyorsun, eşyalar yerleştiriyorsun; ama evi cıvıl cıvıl yapacak sevgi dolu insanlar gerekiyor ki ev bir şeye benzesin. Vizeyi kaldırmakla bir şey olmaz. Pasaport kaldırmakla da bir şey olmaz. Yani bahçeler, bağlar da yaparsın gene bir şey olmaz. Yani onu sevgiyle kucaklayacak, ondan hoşnut olacak insanlar gerekiyor. Yani sevgiden zevk alacak insanlar gerekiyor. O yüzden de mesela adamlar, mesela farz edelim bir lokanta sahibi, lokantasını güzelleştirmek istemiyor çünkü sevgi yok. Adam yani, sadece yemek yemek istediğine göre bu adam diyor, ben buna çelik masa koyayım diyor. Çelik bardak da koyayım diyor, yemeğini yesin, çeksin gitsin adam diyor çünkü amacı bu olduğuna göre. Ama sevgi hakim olursa, masalarda da bir sanat olur, sevgi olur. Örtülerde bir sevgi olur. Gelenlerin kıyafetleri mesela çok şık olur, sevgi gerekir. Adam, niye şık giyineyim ki diyor yani, niye güzel giyineyim? Yani kimi mutlu edeceğim diyor ben giyinip diyor, anladın mı? Yani niçin yapayım diyor? Niye güler yüzlü olayım diyor? Yani sevmiyorum ki, o da beni sevmiyor diyor. Niye güler yüzlü olayım diyor. Yani niye nezaketli davranayım? Niye selam vereyim diyor? Niye yaptığım yemeği güzel yapayım? Niye sattığım mal güzel olsun ki diyor. Sadece kar edeceğim kadar mal yaparım ben diyor. Yani en ucuz malzemeden, en kaba şekliyle yapar atarım ben diyor. Ben karışmam ondan gerisine diyor. Ben kime yapıyorum ki diyor. Birçok insan böyle. O yüzden malın kalitesi düşüyor. Güzelliğin kalitesi düşüyor. Her yerde bir ölüm yayılıyor. Bunu ortadan kaldıracak işte Mehdi (a.s.)’dir. Yani bir irade, bir aklın en yukarıda durması gerekiyor yani Allah’ın tecellisi olarak bir aklın. Yani insanlara, Allah’ın o sevgi ruhunu verecek birisinin olması gerekiyor. Bu da herkesin kabul edeceği, herkesin seveceği birisi olması lazım. Allah’ın gönderdiği, Peygamberimizin (s.a.v.) bildirdiği bir insan olması lazım. Herhangi bir insana kimse uymaz. Yani böyle bir sevgisizlik ortamında, Mısır’dan mesela bir alim çıksa kimse itaat etmez. Türkiye’den her hangi bir alim çıksa hiçbir şekilde muhatap olmazlar yani. Var Türkiye’de mesela adamın yetmiş türlü muhalifi olur. İran’dan bir alim çıkacak, demediklerini bırakmazlar. Ama Mehdi (a.s.) olduğunda bütün ortalık diz çöker. Yani konu kapanır. Mehdi (a.s.)’nin bir alametidir, mesela bak oradan anlayacağız Peygamberimizin (s.a.v.)’in sancağı sağ elinde olacaktır. Hiçbir insana bu nasip olmaz. Mehdi (a.s.)’ye nasip olacaktır ahir zamanda. Resulullahın (s.a.v.) hırkasını giyecektir. Hiç kimseye bu nasip olmaz. Anlayacağız ki o Mehdi (a.s.), bak alametlerinden biri de budur. Teberrüken Peygamberimizin (s.a.v.) kılıncını kuşanacaktır, teberrüken. Yoksa kan akıtmayacak Mehdi (a.s.), yani damla kan akıtmaz. Uyuyan kişiyi de uyandırmaz ama teberrüken. Bakacağız belinde Resulullah’ın (s.a.v.) kılıncı var, elinde sancak-ı şerif var, üstünde hırkası var. Allahualem herhalde o diyeceğiz. Alametlerinden biri de budur. Ama Mesih (a.s.) ile beraber namaz kıldığında da artık açıklaması yok. Allahualem diyeceğiz, gene o diyeceğiz inşaAllah. Bunlar, çok şiddetli coşku meydana getiren olaylardır. Bu sevgiyle ancak kalpler açılır. O zaman lokantacı en güzel örtülerini kullanır. En güzel tabaklar gelir, sanatlı tabaklar gelir. Oraya gelen müşteriler, en güzel kıyafetlerle gelirler. En güzel güler yüzler göstertilir. En güzel yemekler yapılır. Kıyafetlerin en güzelleri hazırlanır. En güzel şekilde oralar kokar. Bahçeler, bağlar; çünkü bahçenin bir anlamı olur adam için. Adam şimdi çiçek yetiştirecek, adam çiğniyor, üstünden geçiyor ve muhatap olmuyor. Yani bahçe yapmaya ihtiyaç duymuyor, güzelliğe ihtiyaç duymuyor. Yani çünkü arz talep dengesi vardır. Talep yok ki adam arz etsin. Bak şimdi talep etse bile, eğer sevgiyi hissetmezse gene yapmaz. Mesela bir kadın da eşini çok seviyorsa, neşeli ve güzeldir, gösterişlidir, hoştur. Yoksa kadın çöker. Ne yaparsa yapsın, istediği kadar kendine baksın çöker sevgi yoksa. Ancak sevgiyle güzelleşir kadın da. Mesela çocuk da sevgiyle güzelleşir, neşesi gelir. Mesela sevgi yoksa bir çocuk pısar bir köşeye, dehşet içinde bakar. Yani her şey ölür. Mesela hayvanlar bile, sevgi yoksa hayvan, içine kapanıyor hayvan. Mesela kedi köpek bile hayvanın huzuru kaçıyor, sağlığı bozuluyor.
SUNUCU: Bitkiler de öyle Hocam.
ADNAN OKTAR: Bitkiler? Doğrudur yani.
SUNUCU: Onlar bile sevgiyi hissediyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii. Hakikaten öyle, doğru yani çünkü ben, bizim kendi evimizin bahçesine bakıyorum. Mesela bizim şu an mesela, şu mevsimde birçok şeyin çiçeği bayağı sağlıklı olarak açtı. Şaşıyorum yani maşaAllah. Oktar Hocam, sen konuşma da en iyisi bir şeyler göster.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bitkilerden gösterelim mi Hocam, güzel ağaçlar?
ADNAN OKTAR: Göster.
ADNAN OKTAR: Bak ne kadar şahane renkleri. Hakikaten değil mi, baharda bunlar böyle açtığında. Evet, maşaAllah. Dehşetli güzel olmuş maşaAllah. Ama işte buna bakıp geçiyorsa adam, adam bunu ekmek istemez işte, yapmak istemez. Evet. Bu da çok güzel. Mesela bak, bayağı şahane. İnsan doya doya bakar. Adam altında hamburger yiyor, burnunu çekerek çekip gidiyor altından. Haberi bile yok. Allah mesela ona muazzam bir güzellik vermiş, muhatap olmuyor. Hayır hamburger, onun da farkında değil yediğinin yani. Onun da Allah’ın güzel yarattığını, lezzetli yarattığının farkında değil. İçgüdüyle yiyor böyle gözünde son derece anlamsız bir ifadeyle. Yani ona da şükretmiyor. Ona da hamd etmiyor. Mesela bak, şuraya baksana, şu güzelliğe. Mesela bak şu. Tavus kuşu gibi maşaAllah. MaşaAllah. İnsan bakmaya doyamaz. MaşaAllah. İşte bunlar Allah’ın tecellisi. Allah çiçek olarak tecelli eder, kelebek olarak tecelli eder. İnsan olarak tecelli eder. O tecellilerden yoğun zevk alınması lazım. Bu sevgiyi, bu aşkı işte Hz. Mesih (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) insanların kalbine yerleştirecek. Onun için İslam’ın dünyaya hâkimiyetini istemek, dünyada da nefsen de bir lükstür. Bak nefisin de en çok hoşlanacağı ortam meydana gelecektir. Ahiret için de en makbul hareketlerden birini yapmış olacak şahıslar o zaman.
SUNUCU: Nefis kendi de rahat edecektir.
ADNAN OKTAR: Tabii nefsen de bütün insanların çünkü hem zengin olacaklar, hem adalet gelecek, hem güven gelecek mesela korku içinde yaşamak, korku kalkacak. Sosyal adalet olacak, ekonomik yönden müthiş zengin olacaklar diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hatta malı artık alan geri vermek isteyecek diyor, o kadar bol mal olacak diyor. Sırf güven bile çok büyük bir lükstür. Yani bütün güler yüzlü insanlarla karşılaşmak, sokakta herkesin birbirini sevmesi, herkesin birbirine selam vermesi çok büyük bir nimettir. Müslümanlar bununla karşılaşacaklar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Burada olmak öyle büyük bir nimet ki hayal bile edemeyeceğim bir şey, Allah’a çok şükrediyorum. Sizin yanınızda bütün insanlara böyle tebliğ oluyor. Allah anılıyor elhamdülillah. Olabilecek en büyük şeref zaten burada inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şereflerden bir tanesi, en büyük şereflerden bir tanesi inşaAllah. Evet.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrar beraberiz.
Kısa bir aranın ardından yeniden beraberiz. Hocam Oktar Bey’i yolcu ettik inşaAllah. Cihat Beyle devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Yani evet gönderdik.
SUNUCU: Allah şifa versin.
ADNAN OKTAR: Cihat Bey hoş geldiniz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocamın bilgisayarına el koymuşsun gördüğüm kadarıyla.
CİHAT GÜNDOĞDU: Kaldığı yerden devam etmek için inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam bir deneyelim bakalım neler anlatabileceksin.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bu 114 milyon yıllık bir fosil var, nautilus denilen bir canlı. Bugünkü yaşayan örneğiyle arasında hiçbir fark olmadığını görüyoruz. Bu canlının çok değişik özellikleri de var. Hiç de öyle ilkel bir canlı olmadığını saptamış durumda bilim adamları. Şöyle ki denizin derinliklerinde oldukça yaklaşık 1000 metre derinlikte rahatlıkla yaşayabiliyor ve şöyle bir yapısı var sergilediği özel yapılar var. Suyun içindeki gazları, sıvı halden gaz haline çevirip yüksekliğini ayarlayabiliyor. Denizin derinliğindeki derinliğini bu şekilde ayarlayabiliyor yani tıpkı bir denizaltının yaptığı gibi.
ADNAN OKTAR: Allah, Allah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet bu günkü denizaltı teknolojisinde kullanılan teknolojiyi yaklaşık 114 milyon yıldır zaten kullanıyor nautilus.
ADNAN OKTAR: Hatta öyle bir denizaltı da var değil mi? İsmi var öyle.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. İlk yapılan, imal edilen şeylere o ismi vermişlerdi. İlk denizaltına o ismi vermişlerdi zaten.
ADNAN OKTAR: Evet, devam edelim başka?
CİHAT GÜNDOĞDU: Yine bu günkü örnekleri hiç değişmediğini gördüğümüz canlı fosilleri var, 490 milyon yıllık denizyıldızı var.
ADNAN OKTAR: 490 milyon yıl.
CİHAT GÜNDOĞDU: 490 milyon yıl önce neyse bugün de hiçbir değişiklik olmadığını görüyoruz bugünkü yaşayan örneğiyle karşılaştırdığımız zaman.
ADNAN OKTAR: Daha önce bunlar kol, bacak oldu, insan bundan türedi falan diyorlardı değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, 54 milyon yıllık vatoz fosili var. Yine hiçbir farkı yok bugünkü örneğiyle. Bütün özellikleri incelendiğinde detaylı olarak aynı olduğunu gösteriyor. Çulluk balığı fosili var 6 milyon yıllık. Bunlar tamamen sizin Yaratılış Atlası kitabınızdan alınma. Mayıs sineği larvası var, bugün yaşayan örneğiyle karşılaştırıldığında, reçinenin içinde kalmış örneğiyle hiçbir farkının olmadığını görüyoruz.
ADNAN OKTAR: 150 milyon yıldan beri değişmemiş.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, karides fosili var 155 milyon yıllık, hiçbir değişiklik olmadığını görüyoruz. Bugünkü örneği tamamen aynı, çeşitli karidesler var. Örümcek yine hiçbir değişiklik olmadığını görüyoruz. 50 milyon yıl önce neyse yine aynısı. 90 milyon yıllık örnekleri de var. 23 milyon yıllık yengeç var, hiç değişiklik olmadığını görüyoruz. Hiç ekleminde, hiçbir bacağında hiçbir fark yok. Yine balıklardan çeşitli örnekler var, güneş balığı, yine başka bir örnek, hiçbir değişiklik yok.
ADNAN OKTAR: Ama çok şekermiş o da, bayağı sevimli bir şey.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet maşaAllah. 25 milyon yıllık akrep var. Buna yalancı akrep diyorlar.
ADNAN OKTAR: 25 milyon yıllık.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, hiçbir değişiklik yok, yeterli olarak incelendiğinde.
ADNAN OKTAR: Bu iyi kalpli akrep herhalde, sokmuyordur bu?
CİHAT GÜNDOĞDU: Olabilir, bu şekildeydi.
ADNAN OKTAR: Benden bu kadar diyorsun.
CİHAT GÜNDOĞDU: Açan bir gülün yavaş çekimde nasıl açtığını gösteriyorlar. Ona ait bir filmimiz var.
ADNAN OKTAR: Tamam görelim. Şeyh Nazım Kıbrısi de, Bediüzzaman da aynı bu şekilde açıklıyor Mehdiyet olayını, bir gül goncasının yavaş yavaş açılması gibi, evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah, kara topraktan böyle bir renklerle güzellik dolu bir şeyin bu şekilde açıyor olması, çok büyük bir mucize zaten başlı başına.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ayrıca Kuran’da da açılmış bir güle benzetiyor gökyüzündeki o kıyamette oluşacak olayı, değil mi? Ama görünüşü çok mükemmel gülün, Allah onu müthiş sanatla yaratmış yani insan bakmaya doyamıyor görünüşü, fakat kokusu o güzelliği müthiş bütünlüyor. Yani şahane bir kokusu var, gül kokusu maşaAllah. Tamam, şimdilik bu kadar olsun.
SUNUCU: Sorularımızla devam edelim. Saygın Şanlı, Kıyıköy’den bize yazmış: “Sayın Hocam, merak ettiğim bir konu var, insan farkında olmadan gizli şirke girebilir mi?” demiş, kendisi.
ADNAN OKTAR: Hem de nasıl, çok fazla var. Yani bir kere her şeyi ben yapıyorum, ben ediyorum demek şirktir. Allah yapar. Mesela elbiseyi ben yaptım diyor. Allah “Elbiseyi ben yaptım” diyor Kuran’da, adam da diyor ki; “ben yaptım” diyor. Biz, Allah’ın dediğine inanıyoruz. Allah “ben yaptım” diyor. Mesela; “Gemileri ben yüzdürüyorum” diyor. Kaptan diyor ki; “ben yüzdürüyorum” diyor. Allah “ben yüzdürüyorum” diyor. Bize beynimizde onu gösteriyor, geminin gittiğini gösteriyor Allah. “Giyimlikler var ettik” diyor, “size” diyor Allah. Mesela adam diyor ki; “bu mal benim” diyor. Allah da “benim” diyor. Biz, Allah’ın dediğine inanırız. Mülk Allah’ındır. Benim derse şirk olur. Biz bekçisiyiz diyecek. Allah beni vesile etti diyecek. Her şeyde Allah beni vesile etti diyecek, yani ben yaptım, ben ettim olmaz; bu şirktir. Ama en büyük şirklerden bir tanesi, millet çocuğunu putlaştırıyor. Karısını putlaştırıyor, karıları da kocalarını putlaştırıyorlar. Onu dün de anlattım; mesela evliliği din haline getirmiş, hayatının tek gayesi evlenmek oluyor. Mesela kız çocuğunu küçük yaşta yetiştiriyorlar, bütün hayatı evliliğe göre yetiştiriliyor. Yemesi, içmesi, oturması, kalkması, kanaviçe öğretiyorlar, şunu öğretiyorlar, bunu öğretiyorlar. İşte kocasına nasıl davranacak, ne yapacak falan, bütün olay ona göre planlanıyor. Hâlbuki Hz. Meryem (a.s.) diyor “ailesinden çekildi, bir perde çekti” diyor ailesine, kendini tamamen Allah’a adıyor Hz. Meryem (a.s.). O bilmiyor mu? Değil mi? “Âlemlere üstün kıldık” diyor Cenab-ı Allah Hz. Meryem(a.s.)’i. Neden? Takvasından dolayı; çünkü bütün hayatını, bütün yönleriyle Allah’a adamış. İffetli, çok mübarek, muhterem bir annemiz inşaAllah. Mesela bak Cibril insan suretine giriyor. “Senden Allah’a sığınırım” diyor. Tabii ki akıl almaz iftira atmışlardır o mübarek kadına, mübarek annemize değil mi? Gayri meşru ilişki iftirası atılmıştır ki çok zor bir iftira. Hz. Yusuf (a.s.)’a da öyle gayri meşru, cinselliğe yönelik iftiralar atılmıştır, inşaAllah. Hz. Musa (a.s.)’ya da iftira atılmıştır. “Allah onların suçlarından onu” diyor, “temizledi” diyor Allah. Müberra kıldı diyor. Hz. Musa(a.s.)’ya da ona benzer iftiralar atıyorlar. Bütün Allah yolunda mücadele edenlere iftira atılır. Ama evinde karısıyla beraber mutluca televizyonun başında yemek yiyorsa, pilavını yiyip, ondan sonra üstüne hoşafını içiyorsa, ondan sonra pijamasıyla, atletle yan gelip yatıyorsa o adama zaten bir şey olmaz. Hiçbir sorun çıkmaz. Çıkıp bir de kafasına bir tülbent sarıyor, onunla da beraber namaz kılıyorlar, böyle tiplerde hiçbir sorun çıkmaz. Küfrü karşısına aldıysa sorun çıkar. Darwinistleri, masonları, iddia edilen Ergenekon örgütünü, komünistleri, ateistleri, satanistleri, inançsız bütün ekolleri, bütün düşünceleri karşısına aldıysa, o zaman onlarla göğüs göğse ilmi bir mücadele içindeyse, o zaman bela yağmur gibi yağar. Fakat diyor, biz mutaassıp aileyiz ağabey diyor, öyle şeylere biz girmeyiz diyor. Sakın sakın diyor. Aman yavrum diyor, sakın görüşme o adamlarla diyor. Mesela yapan da varsa, sakın diyor, onlar fitne çıkarıyorlar diyor, görmüyor musun? Sana ne elalemin masonundan, komünistinden, dinsizinden. Sen namazını kıl, işine bak yavrum diyor. Camiye git sabah namazını kıl, camiden de eve gel diyor, bu kadar. Dikkat ederseniz bu tip hocaları ön plana çıkartmaya başladılar. Yani cami mücahidi, ev mücahidi bunlar, yani kimseye dokunmaz. Mesela, Darwinistler’e dokunmaz, materyalistlere dokunmaz, dokunsa da komik duruma düşüyor. Güya mücadele ediyor ama rezalet yani adamlar yerlere yatarak gülüyorlar. Yani tam klasik soytarı böyle, sirk soytarısı ve tescilli soytarı yani önüne gelen diyor ki; hakikaten beni çok eğlendiriyor adam diyor, soytarı diyor. Ama ona da sorsan; ben diyor, çok şahane tebliğ yapıyorum diyor. Bir komedyen gibi çıkıp tebliğ yapıyorum diyor. Hem kendini aşağılıyor hem de İslamiyet’e, Kuran’a da laf söyletiyor. Ve ona da tebliğ diyor. Ve buna da inanan tipler var. Bu sözüne inanan tipler var ve saygı duyuyor adam. Çok şahane şeyler yapıyor diyor. Mesela karikatür dergisi çıkarıyorlar. Dine, mukaddese saldırıyor. Müslüman çıkarıyor, bak Müslüman karikatür dergisi çıkarıyor güya; namazla alay ediyor haşa, Ahiretle, Cennetle, Cehennemle alay ediyor, Meleklerle alay ediyor, hep alay eden yani dinle alay eden karikatürler; onlara o kirli, sarı dişleriyle yerlere yatarak gülüyorlar. Eğleniyor adam onunla. Benim bildiğim, ateistlerin yaptığı bir yöntemdi bu; birçok Müslüman, ateistleri kat kat katlamış vaziyette. Bir araya geldiklerinde ya Meleklerle alay eden haşa, ya Cebrail’le ya Ahiret ile alay eden konuşmalar. Bir de bu moda şeklinde yaygın Müslümanlar arasında, birçok Müslüman arasında yaygın. İyi olanları tenzih ederim. Bakın bu, çok büyük bir ahlaksızlık ve terbiyesizliktir. Dinle, mukaddesatla alay etmek ahlaksızlıktır, terbiyesizliktir, vicdansızlıktır yani.
CİHAT GÜNDOĞDU: Sizin Hocam, estağfurullah, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bu konuda zaten Dinde Pasifizm denilen bir kitabınız da var. Yaklaşık siz, ben sizi 20 senedir tanıyorum, bu konunun üzerinde zaten sık sık durduğunuz bir konu bu. Müslümanları bu şekilde pasifize etmeye çalışmaları, kendi içlerinde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Yahudilik ve Masonluk kitabında da ben o zamanlar onlardan kısa kısa pasajlar şeklinde ben açıklıyordum. Birçok bazı Müslümanlarda aşağılık kompleksi var. Ezik; züppelik yaparak onu gidermeye çalışıyor. Yani mesela züppe tavırlar göstererek o ezikliğini üzerinden atmaya çalışıyor. Mesela arkadaşlarının yanına gidiyor, ateistin arkadaşının yanına; kendisi alay ediyor mesela dinle, mukaddesatla. Yani züppelik yaparak onlara uyum sağlamaya çalışıyor. Onlar da onun o züppeliğinden şaşırıyorlar, onu kısmen aralarına kabul ediyorlar. O da ondan rahatlıyor, hoşuna gidiyor. Halbuki onun karaktersiz olduğunu zaten orada anlıyor onlar, yani kafir de olsa karaktersizi anlar. Çünkü kendi davasına saygısı olmayan adama, kimsenin saygısı olmaz değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir ayeti kerimede, Nisa Suresi 72. ayette Allah şöyle buyuruyor Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: ‘Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım’ der.” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu, çok yaygın işte, mesela Resulullah (s.a.v.) zamanında var. Said Nursi’nin zamanında olmuştur. Said Nursi ile beraber tutuklanan talebeleri vardı, mesela 100 kişi beraber tutuklanıp hapse giriyorlar. Allah korudu bizi diyor. Adam diyor, anormal diyor. Biz de eğer ona uysaydık diyor, biz de şu an içerideydik diyor. Yani onun çok büyük hata yaptığı kanaatinde. Mesela Resulullah (s.a.v.) zamanında da; Allah korudu diyor, ya biz de onlara iltihak etseydik diyor, Resulullah (s.a.v.)’ın grubuna. Bak diyor falanca şehit oldu, falancanın kolu koptu diyor. Kim bilir bize de ne olacaktı diyor. Allah korudu diyor, Allah bizi çocuğumuza, çoluğumuza bağışladı diyor.
SUNUCU: Kendini kurtuluşta sanıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, kurtuluşta zannediyor kendini. Çok büyük marifet ettiği kanaatinde. Halbuki Cehennemin en dibine gidecek, münafık konumunda. Kendini çok iyi zannederler diyor, Allah bunu da ayette belirtiyor, yani kendini çok iyi zannederken çok kötü konumda olduğunu anlıyorlar. Ve diyor; “onların fitneleri; biz müşriklerden değildik demelerinden başka olmadı” diyor Allah ayette ve “onların bütün yapıp-ettikleri boşa gitmiştir” diyor Allah. “Bir kısmını” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “putlarına verirler” yani kendi çıkarları için, kendi heva hevesleri, “bir kısmını da Allah’a ayırırlar” diyor. “Tamamı” diyor, yaptıkları ne varsa diyor, hepsi diyor, “putlarına gider” diyor. Ben diyor hiçbir şey almam onlardan diyor Allah. Bana verdiklerinden hiçbir şeyi kabul etmem diyor. Hepsi putlarına gider diyor. Onun için sorun burada; bir klasik Müslümanlık anlayışı yayıldı birçok İslam ülkesinde. Namaz kılıp, evinde oturup, çoluğuyla çocuğuyla mutlu bir şekilde yaşayınca, Hacca da gittiyse Cennet’e gideceğini zannediyor. Böyle bir şeyi Kuran’da görmüyoruz biz. Varsa bana göstersinler. Bak Allah açıkça söylüyor. Bütün Müslümanlara hitap ediyor. “Daha öncekilerin başına gelenler” diyor bakın, “sizin başınıza gelmeden hemen Cennete gireceğinizi mi zannettiniz?” diyor. Daha önce başına gelenleri de Kuran belirtiyor. Eğer bunlar yoksa Ben Cennet’e sokmam sizi diyor Allah, bu. İslam’ın şartı 5 diye insanları pasifize ediyorlar yani işte namaz kılarsın, oruç tutarsın, zekat verirsin konu biter. Böyle bir şey yok. İslam’ın şartı 6. İslam’ın dünyaya hakimiyeti var ve bunun için gayret etmek, cihad var, cehd etmek, gayret etmek var, Allah yolunda mücadele etmek var. Emr-i bi'l ma'ruf var, nehy-i anil münker var. Yani münker, yanlış olanı insanlardan sakındırmak, doğruyu insanlara ifade etmek, anlatmak. Bu olmadığında Allah ülkeleri helaka uğratıyorum Ben diyor, ülkeleri çökertiyorum diyor. Bak bütün Peygamberlerde, bütün olaylarda bunu görürsünüz. “Onlardan” diyor, “varlıklı ve fazilet sahibi kişiler” diyor, “insanları uyarması gerekmez miydi?” diyor Allah ayette. Bu, bir helak sebebidir. Mesela Mehdi (a.s.) gelmemiş olsa kıyamet kopacak normalde dünyada. Kıyameti geciktiriyor Mehdi(a.s.), Allah Mehdi(a.s.) sebebiyle durduruyor kıyameti. Bak diyor; “kıyametin kopmasına bir gün dahi kalsa” diyor, “Allah o günü uzatacak” diyor, “Mehdi(a.s.)’nin gelmesi sebebiyle” diyor. Hadis bu ve sahih hadis bu ve çok fazla bu konuda hadis var. Evet anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yine başka bir ayet-i kerimede Allah şöyle buyuruyor. Tevbe Suresi 19. ayette; “Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve Ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez” diye buyuruyor Allah. Burada sizin dediğiniz gibi Hocam, yani pasif hareketler değil, yeryüzünde sizin de belirttiğiniz gibi fitne kalmayıncaya kadar mücadele etmeyi Allah emrediyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o ayeti bir daha oku.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve Ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihat edenin (yaptıkları) gibi mi saydınız? (Bunlar) Allah Katında bir olmazlar. Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez”
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela falanca yere bir sebil, çeşme yaptırdım diyor. Bir de bilmem nereye cami yaptırdım diyor. Böyle Hacı Emmiler var. Gönlüm çok rahat diyor, namazlarımı da kıldım diyor. Allah cehdin, cihadın üstünde duruyor. Bütün Peygamberler cihat etmiştir, sahabeler cihat etmiştir, tabiin cihat etmiştir. Tebe-i Tabiin cihat etmiştir yani onların yolunda olmamız gerekiyor, onlar gibi olmamız gerekiyor. Onun için de dinin etrafa yayılması gerekiyor. Dinin hakim olmamasının sebebi; cihadın kalkmasıdır, cehdin kalkmasıdır, gayretin kalkmasıdır. Cihat olmayınca din hakim olmuyor ve sürünme ve bela kayıyor insanların üstüne. Ve bu bela ve zilleti kabul ederek yaşıyorlar. Nefsi adına bile yapmış olsa, Allah vermesin, gene onun için çok büyük bir konfor. Bir kere acıdan kurtulacak, baskıdan kurtulacak, güven gelecek, sosyal adalet gelecek, neşe gelecek, sevinç gelecek, güzellik gelecek. Refah gelecek, acıdan kurtulacak. Ezim ezim eziliyor. Mesela kapıyı açıyorlar, adam ağzına-suratına kurşun sıkıyor. Yüzlerce Müslüman’ı öldürüyorlar camiler bombalanıyor, daha hala geğirerek Hacı Emmiler işinde gücünde. Ya ne oluyor demiyorlar, bunu durduracak bir şey yapalım demiyorlar. Bunu durduracak şey, Türk-İslam Birliği’dir. Müslümanların birbirini sevmesi, koruyup kollamasıdır. Böyle mahallelerde dedikodu yapan bayanlar gibi böyle, bayanlar olur; mahalle aralarında akşama kadar dedikoduyla vakit kaybederler. Oturuyorlar, Müslümanların dedikodusuyla vakit kaybediyorlar. Güzel, hayırlı faaliyetler yapsanıza. Boş yere paralarını harcıyorlar. Habire evse bir ev daha, arabaysa bir araba daha, işte karısının bilezikleri 10 taneyse 5 tane daha alıp 15 tane, o kolu doluysa öbür kolunu da dolduruyor. Böyle mücevherat dükkanı gibi böyle, kuyumcu dükkanı gibi. Kilo hesabıyla.
CİHAT GÜNDOĞDU: Dediğiniz gibi hocam inşaAllah savaşa çıkmayı hoş görmüyorlar, beğenmiyorlar. Bu da yine ayette Allah belirtmiş Hocam, bildirmiş Tevbe Suresi, 81. ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: ‘Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın’ dediler. De ki: ‘Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir.’ Bir kavrayıp-anlasalardı.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah. Ama tabii imanı güçlü olan için bu bir şey ifade eder, bu ifade. Şimdi imanı zayıf adama biz bunu anlatsak bile pinekleyerek dinler. Yani Allah’tan korkmadı mı zaten etkilenmez. Onun için Allah’tan korkmaları için de ilim gerekiyor. İlim için de iman hakikatleri gerekiyor. İman hakikatleri anlattıkça insanların imanları güçleniyor. İmanı güçlenince Allah korkusu artıyor. Allah korkusu artınca cihat aşkı, Allah’ın dinini hakim etme arzusu güçleniyor. Ama yani kendini doğru yolda sananlara uyarı olarak ben bunu anlatıyorum. Çünkü Ahirette çok şaşıracaklar. Ayet var: “Kendilerini doğru iş yapmakta olduklarını zannederler” diyor Allah ayette. Allah onu kabul etmiyor inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Zaten daha önce de belirtmiştiniz Hocam, söylemiştiniz. Ahirete inanmıyorsa zaten istediğimiz kadar anlatalım, bir anlam ifade etmiyor zaten anlattığımız şeyler.
ADNAN OKTAR: Evet ama tabii böyle insanlar özel yaratılır. Mesela Mehdiyet 313 kişi olması için cihadı yapmayan bir topluluğa ihtiyaç var. Yani bizim anladığımız anlamda, mükemmel anlamda yapmayan bir topluluğa ihtiyaç var. Eğer mükemmel cihat yapıyorsa, mükemmel bir tebliğ çalışması varsa zaten Mehdi (a.s.)’nin gelmesi diye bir konu olmaz. Mehdi (a.s.) seçilemez zaten o ortam içerisinde. Mehdi (a.s.)’nin seçilebilmesi için böyle bir ortam zaten şart. Mesela Darwinizm, materyalizm hakim olmazsa Mehdi (a.s.) neyi anlatsın? Önce Darwinizmin hakim olması lazım, materyalizmin hakim olması lazım. Zulmün hakim olması lazım, acının hakim olması lazım, terör-anarşinin hakim olması gerekiyor. Ondan sonra Mehdi (a.s.) geliyor. Yani karanlık olmadan aydınlık olmuyor. O zaman Hz. İsa (a.s.)’nın inmesi de dikkat çekmez, Mehdi (a.s.)’nin gelmesi de dikkat çekmez. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) geldiği dönemde fitne, fücur, anarşi kol geziyordu. Yani muazzam rezalet bir ortam vardı. O gelince nur gibi aydınlandı. Ama orada mükemmel bir din yaşanmış olsa Peygamberimiz (s.a.v.) o kadar dikkat çekmeyebilirdi. Anlaşıldı mı? Belki Allah yeni bir din göndermezdi, yani hak din devam etmiş olsaydı belki. Takdir Cenab-ı Allah’ın. Ama tahrif oluyor din. Ama tabii yeni hükümler gelince Allah yeni din getiriyor. Her halükarda yeni bir din getiriyor Cenab-ı Allah ara ara. Fakat insanlar zannediyorlar ki küfür tesadüfen meydana geliyor. Halbuki küfür Allah’ın bir sanatıdır. Yani özel meydana getirir onu. Yani mesela dinsiz adam mucizedir. Dinsiz adam özel yaratılır. Yani dünyadaki en zor iştir dinsiz olmak ve çok ızdıraplıdır, çok acı ve insanı çıldırtacak bir şey, delirtir insanı dinsizlik.
SUNUCU: İnananların da imanını kuvvetlendirmek için aslında değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii.
SUNUCU: Yani onu anlatan biri aslında hem ona anlatmış oluyor hem de zaten inananların da imanını kuvvetlendirmiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Anlatan, zaten kendine de anlatmış oluyor aynı zamanda. Hem kendine hem etrafına anlatmış oluyor. Mesela karlı, buzlu bir ev olsa, dışarısı da soğuk; evin içi ısıtıldığında ev çok hoş bir hale geliyor ama dışarısı soğuk olmak şartıyla. O zaman insan mutlu oluyor değil mi? Mesela dağ evinde olduğunu düşün, ev çok sıcaksa, kar-tipi varsa dışarıda, insanların hoşuna gider. Ama dışarı günlük-güneşlikse, evin içi de çok sıcaksa; bir anlamı yok. Cenab-ı Allah bunu imtihan için özel yaratıyor mesela Mehdiyet’in sevilmesi için, Hz. İsa (a.s.)’nın daha dikkat çekmesi için. Önce Hıristiyanlığı Allah bozuyor. Mesela teslis inancı meydana geliyor. Onu da Allah yaratmıştır, teslis inancını. Hıristiyan aleminin tamamını bozmuştur ki Mesih’in gelmesine zemin olsun; çünkü Mesih geldiğinde bir şey yapması lazım. Mehdi (a.s.) gelmeden önce mesela bütün İslam alemini Allah paramparça ediyor önce. İslam alemi bütün olsa, başlarında da halifeleri olsa Mehdi (a.s.) gelemez ki zaten. Yani Mehdi (a.s.)’ye vazife verilemez. Halife var çünkü başta. Yani haram olur. Önce Halifeliği kaldırıyor Allah. İslam alemini parçalıyor ki parçaları birleştirsin. Yani Mehdi (a.s.)’nin gelmesi için İslam alemi parçalanmıştır, onu bütünleştirmesi için.
CİHAT GÜNDOĞDU: Allah zaten başka bir ayette de yine, o günleri leyhte ve aleyhte çeviririz diyor inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım.
ADNAN OKTAR: Evet. Bir hakimiyet, bir yıkım. Bir hakimiyet, bir yıkım. Mesela Mehdiyet’ten sonra, Mesihiyet’ten sonra, gene yıkım geliyor. Bu sefer de tam Kıyamet. Devam et.
CİHAT GÜNDOĞDU: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan bir topluluk da: ‘Gerçekten evlerimiz açıktır’ diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.” diye buyuruyor, inşaAllah. Başka bir ayette de, şeytandan Allah’a sığınırım. ”Eğer güç yetirseydik, muhakkak seninle birlikte çıkardık.” diyorlar inşaAllah. Burada, aslında herkesin mutlaka elinden gelen bir fayda vardır. Burada samimiyetsizliklerini Allah bize tarif etmiş oluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Münafıklar ile ilgili ayetler var mı sende?
CİHAT GÜNDOĞDU: Hemen bulayım inşaAllah.
SUNUCU: Hocam bende, tam da buna uygun bir soru var. Eğer izin verirseniz, seyircimizin sorusunu aktarayım.
“Hocam, münafıklar ile ilgili bir ayet okudum: ‘Tamam kabul derler, ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup karanlıkta senin söylediklerinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir, Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.’ Nisa Suresi, 81. ayet. Mehmet Can Yüce, Osmaniye’den bize sorusunu şöyle aktarmış. Münafıklar önce, Peygamber(s.a.v.)’lerinin dediklerini kabul ediyorlar, inanıyorlar ama kendi başlarına kalınca inkâr ediyorlar. Bir insan, nasıl böyle ikiyüzlü, samimiyetsiz olabilir? İnkâr ediyorlarsa neden müminler ile beraberler? Münafıkları nasıl anlarız ve onlardan nasıl sakınabiliriz Hocam?” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok uzun bir soru. Kuran’da, münafıkların uzun uzun alametleri vardır. Münafıklar zora gelmezler. En açık alameti odur. Zordan çok kaçınırlar. Yani canları tatlıdır. Ama namaz kılar münafık, oruç tutar, zekât verir. Yani zorlu mücadelelere gelemiyorlar. Buldun mu?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kaç ayet var toplam?
CİHAT GÜNDOĞDU: Çok var Hocam.
ADNAN OKTAR: Hepsini teker teker, yavaş yavaş oku. Ben sonra açıklama yapacağım.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır. Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır.” Bu, Tevbe Suresi, 67 ve 68. ayetlerdi.
Nisa Suresinde yine Allah münafıklardan bahsediyor. “Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar. Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla. Allah kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın.” Yine Muhammed Suresi’nde, “işte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı. Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar? Eğer Biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir.” İnşaAllah. Bakara Suresi’nde gene aynı şekilde. Şeytandan Allah’a sığınırım; “insanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve Ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.” diye buyuruyor Allah. Bu şekilde tabii, tamamen iman eden bir insan tipi var karşımızda ama tabii ki samimiyetsizliği ön planda. Adnan Bey’in de hep üzerinde durduğu konu, zaten samimiyet bugüne kadar. İnsanın kendi kendini bu şekilde değerlendirip, samimiyet noktasında kendine önce kanaatinin gelmesi gerekiyor ki münafık tavrı zaten sergilemesin, inşaAllah.
SUNUCU: Açıkça kabul etmiyoruz demiyorlar. Tamam kabul, diyorlar. Ama samimiyetsiz bir şekilde dedikleri için.
CİHAT GÜNDOĞDU: Amellerde de bunu diyorlar, ama Allah amellerini boşa çıkaracağını söylüyor, inşaAllah. Bunun ile beraber.
ADNAN OKTAR: Evet, Cihat Hocam, seni dinliyoruz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Sayılı ayetler vardı, onları bitirdim şimdi.
ADNAN OKTAR: Peki, tamam. O zaman ben devam edeyim.
CİHAT GÜNDOĞDU: Devam edebilirim isterseniz.
ADNAN OKTAR: Evet, devam et.
CİHAT GÜNDOĞDU: Münafikun Suresi; “Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.” “Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -Allah'ın ipine ve insanların ipine (ahdine) sığınanlar başka- onlara zillet (zorluk damgası) vurulmuştur.” Kuran’ı anlamadıkları ifade ediliyor. “Sana Kitab’ı indiren O'dur. Ondan, Kitab’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: ‘Biz ona inandık, tümü Rabbimiz'in Katındandır’ derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez” diye buyruluyor, Al-i İmran Suresi, 7. ayette.
ADNAN OKTAR: Münafıklarda işte en bariz, benim günlerden beri anlattığım odur. Bak, evlilik sünnetini iyi yapar münafık. Yemek yeme ile ilgili bütün sünnetleri çok iyi yapar. Hac’da gezme gibi, gider onu çok iyi yapar. Namaz kılar, “onları namazları bir gösteriştir” diyor. Tehlikeye giremez, yani mesela Allah uğrunda hapse düşmek, hakarete uğramak, iftiraya uğramak, ezilmek, böyle tecrit edilmek, sosyal baskı görmek, işinden atılmak, evlenememek gibi zorluklara giremez. Yani, mesela mesleğine bir şey demiyorsan, malına mülküne bir zarar gelmiyorsa, namaz kılar yani namazdan bir şey kaybetmez o. Oruç da tutuyor yani, hata birçok yerde, iş yerinde veyahut oruç tutuyorsa, dinsizler de oruç tutuyorlar, yani onlarla beraber çünkü mecbur hissediyor kendini. Yani ben de tutayım, ayıp olur gibisinden tutuyor. Veyahut da iyi geliyor sağlığıma diyor, kilo almıştım biraz diyor. Diyet olarak tutuyor tabii. Hakikaten iyi geliyor bana diyor, açılıyorum diyor, oruç tutuğumda diyor. Yemek yemek vaktimi alıyor diyor. Oruç tuttuğumda vaktim de iyi oluyor diyor. Ama zorlu savaşlara gelemiyorlar, zorlu mücadelelere. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sahabeler ile yaptığı bir mücadele var. İki taraftan sıkıştırılıyor Müslümanlar; bir üstten ve alttan, iki taraftan. Sapır sapır münafıklar dökülmeye başlıyor böyle ortamda. Diyorlar ki, bir kısmı diyor ki, Allah hakkında zanlara başladılar diyor, Allah hakkında. Allah var mı, yok mu, onu şey yapıyor. Bir kısmı Resulullah (s.a.v.) hakkında zanlara başlıyorlar. Bir kısmı da, Peygamber (s.a.v.)’in onları kandırdığını söylüyor. Yani bak diyor işte, bugün artık bittik diyor, her taraftan sarıldık, bizi öldürecekler diyor. Hani Allah vardı diyor, hani Peygamber (s.a.v.) doğruydu diyor (haşa). Peygamber (s.a.v.) bizi kandırdı diyor. Sonunda Müslümanlar gene zafer kazanıyorlar ki şehit de olabilirler orada, hepsi şehit de olabilir, o da bir hayırdır. Sonra kişilikleri ortaya çıkmış oluyor işte o ortamda. Yani mesela hicrette ortaya çıkıyor, Peygamber (s.a.v.) ile birlikte hicret etmek istemiyorlar. Malı var, mülkü var, karısı var bırakmak istemiyor, çoluğu çocuğu. Yani putunu bırakamıyor.
SUNUCU: Samimiyetli olanlar o zaman ayrışıyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, onda ayrışıyor. Yoksa onun dışında, zor görmenin dışında bir müminin ortaya çıkması olmuyor, inşaAllah. Cihat Hocam, anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU: Kuran’ı anlamadıkları başka bir ayette şöyle bildirilmiş. Tevbe Suresi, 124. ayet. “Bir sûre indirildiğinde onlardan bazısı: ‘Bu hanginizin imanını arttırdı?’ der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.” inşaAllah.
Yine başka bir ayette, “Bir sûre indirildiğinde bazısı bazısına bakar (ve): ‘Sizi bir kimse görüyor mu?’ (der.) Sonra sırt çevirir giderler. Gerçekten onlar kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla Allah onların kalblerini çevirmiştir.” diye buyruluyor. Allah’ı çok az andıkları bildiriliyor Kuran’da sık sık. “Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük ibadettir.” diye bildirilirken müminler için Ankebut Suresinde; “Gerçek şu ki münafıklar (sözde) Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar.” diye bildiriliyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela ünlü böyle bir şahıs vardı, tanınan, böyle ağabey olarak bilinen biri. Yahu diyor, şu ayak yıkama olmasa diyor, o kadar rahat namaz kılarım ki diyor. Yani bayağı bilinen bir insan yani. O yüzden diyor mübarek. Bir de onun böyle sırıtarak anlatıyor, sanki bir espri konusuymuş gibi. Ayak yıkama olduğu için rahatsız oluyormuş namaz kılmaktan. Yoksa çok rahat kılarım diyor, namazı diyor. Ona desen ki, her namaz başına sana 1 milyar vereceğiz, ayağını yüz kere yıkar o. 1 milyar da değil, çok az bir paraya bile yapar. İman zayıflığı buna sebep oluyor. Ama bu da işte imtihanın bir gereği olmuş oluyor. Cenab-ı Allah, onları özel yaratır böyle insanları.
SUNUCU: Hocam, insanın kendindeki samimiyetini ölçüp, tartıp ya da anlaması açısından, seyircimizin bir sorusu var.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Yani şahsen ben de kendisinin sorduğu soruyu size sormak isterdim. “Allah hayırlı günler versin Adnan Hocam. İnsan vicdanına uyduğunu veya tam olarak dinde samimi olduğunu kendi kendine nasıl anlar?” Ceren Yılmaz, Erzincan’dan sormuş.
ADNAN OKTAR: Ruhunda ona Allah ilham eder, vahyeder kalbine. Vicdan odur. Allah’ın vahyidir vicdan. Her insana doğruyu Allah bildirir. İnsan onu yapmaz, tevil eder. Mesela farz edelim Bediüzzaman ile beraber mücadele edecek. Aman diyor, sen akılcı adamsın diyor; bu mantıktır. Ama mücadele ediyorsa, bu vicdandır. Bunu gibi. Sen ayetler varsa gene devam et.
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabii. Münafıkların kibirli oldukları bildiriliyor özellikle. Enaniyetli oldukları anlatılıyor, inşaAllah. “Hayır, gerçekten insan azar. Kendini müstağni gördüğünden.” diye bildirmiş Alak Suresinde.
ADNAN OKTAR: Bak, müstağni görüyor kendini, ben mükemmelim diyor, evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: ”Çünkü onlara Allah’tan başka ilah yoktur, denildiği zaman büyüklük taslarlardı.” diye bildiriliyor. “Ona: ‘Allah'tan kork’ denildiği zaman büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine Cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” Bakara Suresi 206. ayet. “Onlara: ‘Gelin Allah'ın Resûlü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin’ denildiği zaman başlarını yana çevirdiler. Sen onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün. “ Münafikun Suresi, 5. ayet.
ADNAN OKTAR: Bunlarda genellikle büyüklük hissi oluyor. Yani böyle kendini mükemmel, ahlaken, kişilik her yönden mükemmel görüyorlar. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Kalplerinde olmayanı söyledikleri bildiriliyor Kuran’da yine. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan bir topluluk da, gerçekten evlerimiz açıktır, diye Peygamberden izin istiyordu. Oysa onların evleri açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı. Eğer güç yetirseydik, muhakkak sizinle birlikte savaşa çıkardık, diye sana Allah adına yemin edecekler.” Tevbe Suresi’nden.
ADNAN OKTAR: Mesela bak bu korku, görüyor musun? Zoru görüyor, hemen yalan söylüyor.
SUNUCU: Benim gücüm yetmez, diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, gücüm yetmez diyor, yalan o. Ama kendini kandırıyor. Mantıklı cevap veriyor, vicdanen cevap vermiyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Fetih Suresi, 11. ayette de, “Bedevilerden savaştan geride bırakılanlar sana diyecekler ki: ‘Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile.’ Onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: ‘Şimdi Allah size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Hayır Allah yaptıklarınızı haber alandır.’"
ADNAN OKTAR: Bak, mallarımız, ailelerimiz diyorlar değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Meşgul etti diyorlar, evet, inşaAllah. Allah da; “...onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar.” diye cevap veriyor inşaAllah. Dediğiniz gibi, iyiliği emredip kötülükten men etmek için çalışıyor müminler. Münafıklar ise böyle bir çabaları olmuyor inşaAllah. İyiliğe, tam tersine engel oluyorlar; kötülük için, kötülük yapmak için yarışıyorlar. Tevbe Suresi, 67. ayet: “Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar...”
ADNAN OKTAR: Cimriler yani.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. “...Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.” İnşaAllah. Allah’ın beğendiklerini çirkin görüyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İşte böyle; çünkü gerçekten onlar Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah) amellerini boşa çıkardı.” Muhammed Suresi, 28. ayet. Nankör oldukları bildiriliyor Kuran’da. “Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” İnşaAllah. Ve hem fiziksel, hem de manevi yönden pis oldukları bildiriliyor, inşaAllah. Tevbe Suresi, 125. ayet. “Allah, kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.” diye bildiriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hakikaten fizik olarak da pis oluyorlar bunlar. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Sürekli tedirginlik içersinde oldukları Kuran’da yine bildiriliyor. “(Münafıklar) Onlara seslenirler: ‘Biz sizlerle birlikte değil miydik?’ Derler ki: ‘Evet ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldatıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu.’"
ADNAN OKTAR: Bir daha oku bu ayeti.
CİHAT GÜNDOĞDU: ”Onlara seslenirler: ‘Biz sizlerle birlikte değil miydik?’ Derler ki: ‘Evet ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz gözetip-beklediniz kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri geliverdi; ve o aldatıcı da sizi Allah ile aldatmış oldu.’"
ADNAN OKTAR: İşte, münafıkları tam tarif eden ayetlerden bir tanesi. Evet. Yani ruh hallerini, kişiliklerini tam, detaylı olarak tarif ediyor. Bunların tek tek düşünülmesi lazım, inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Gene Münafikun Suresi, 4. ayette; ”Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar” diye Allah bildiriyor.
ADNAN OKTAR: O yüzden de, aman aman işte bu işlere karışmayalım. Bu aleyhimize diyor, mesela bir çağrı oluyor, aleyhimize. Gel Müsmanlar toplansın bir yere, sohbet etsin, aleyhine zannediyor. Bir şey söylüyorsun, mesela kitap dağıtın. Onu da aleyhine zannediyor. Bir yerden bir haber duyuyor, onu da aleyhine zannediyor. Yani sürekli kendini savunma halinde. O bir önceki ayeti şerh ederek açılayabilir misin? Hani iki kere okuttum ya.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. “Biz sizlerle birlikte değil miydik?" derler. "Evet ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz ...” Yani Müslümanlar ile beraber bir süre yaşamışlar. Belki de belli amellerde de bulunmuşlar. Belli işler de yapmış olabilirler. İnşaAllah. “...Evet ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, gözetip-beklediniz...” Normalde Müslümanları uzak bir köşeden, geride kalarak beklemeye başlıyorlar.
ADNAN OKTAR: Ayrılıyorlar ve onlara yapılacak bir operasyon veyahut onlara yapılacak bir saldırı, bir hakaret, bir iftira onları bekliyorlar. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. “...kuşkulara kapıldınız...” Demek ki Allah’a iman noktasında çok büyük kuşkuları var. “...Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı...” Demek şeytan devamlı vesvese veriyor, kuruntuya kaptırıyor. Şeytanın kabuk gibi bağlamış olması da mevzubahis burada. “...Sonunda Allah'ın emri (Olan ölüm) geliverdi;...” Parantez içinde yazılmış ‘olan ölüm’ diye. “Allah’ın emri geliverdi ve o aldatıcı da sizi Allah ile aldatmış oldu." Demek ki buradan anladığımız, Allah’ın adıyla da şeytanın bu şekilde insanları saptırabileceği.
ADNAN OKTAR: Ve şeytanın yolunda adamlar var, Allah’ın adını kullanarak değil mi? Cihattan, İslam’dan Müslümanları soğutan, İslam’ın dünya hakimiyetinden insanları soğutmaya çalışan.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yine Allah’ın adını kullanarak bu şekilde saptırabiliyorlar demek ki, bunu anlamış oluyoruz, inşaAllah. Kolaylıkla ümitsizliğe kapıldıkları da Kuran’da belirtiliyor, inşaAllah. Yusuf Suresi, 87. ayette; “...kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez." diye bildiriliyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Rahatça umut kesebiliyorlar, evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, müminler ise devamlı ümitvar oluyorlar. Allah’ın rahmetinden ümit kesmiyorlar. Muhammed Suresi, 21. ayet: “...Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah'a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu.”
ADNAN OKTAR: Zor bir durumda, evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Allah’ın vaadi haktır diye düşünüp, bu şekilde Allah’a bağlılıkta devam etmek, sebat etmek gerekiyor Allah’ın izniyle, inşaAllah.
Müminlere karşı devamlı bir korku ve tedirginlikleri var, bu da Kuran’da bildirilmiş. ”Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur. Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı.” Devamlı bir korkuları var kendilerine nereden zarar geleceği hususunda. Herhangi bir yerde çıkan bir haber bunları tedirgin etmeye yetiyor inşaAllah. “Herhalde içlerinde 'dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından' siz, Allah'tan daha çetinsiniz. Bu, şüphesiz onların 'derin bir kavrayışa sahip olmamaları' dolayısıyla böyledir.” Müminlerden oldukça korkuyorlar, başta Peygamber olmak üzere, Hz. Muhammed olmak üzere. O zamanki münafıklar da, özellikle O’ndan çok korkuyorlar. Allah’tan değil de, daha çok müminlerden bu şekilde korkmuş, tedirgin olmuş oluyorlar. İnşaAllah. Mümin topluluğunun içinden çıkacakları zaten Kuran’da bildirilmiş yine. Nur Suresi 11. ayet: “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur” diye bildiriyor inşaAllah. İman etmedikleri halde, iman etmiş gibi gözüktükleri tarif edilmiş. Tevbe Suresi 109.ayet; “Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.” Burada Allah korkusu olmadan, imanın çok zayıf olacağı ve insanı münafıklığa sürükleyeceği tarif edilmiş inşaAllah. “Sizi hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler; oysa mümin iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve elçisi daha layıktır.” Tevbe Suresi 62.ayet. Burada müminleri devamlı memnun etmeye ve kendilerinin de onlardan olduğuna inandırmaya çalışmaları var burada. Burada hiçbir şekilde sözle değil, davranışla insanın kendini zaten ispatlaması gerekiyor, o da Allah’a ispatlaması gerekiyor zaten. İnşaAllah. İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi bir ara verelim.
SUNUCU: Kısa bir ara verelim, daha sonra tekrar beraberiz.
Yeniden birlikteyiz. Münafıkların özelliklerini ayetlere beraber konuşuyoruz. Buyurun.
CİHAT GÜNDOĞDU: Devam edelim mi?
ADNAN OKTAR: Evet, Cihat Hocam şerh ederek devam edelim. İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Münafıklar, mümin topluluğundan ayrıldıktan sonra bir kin ve nefretleri var müminlere karşı olan. Bu yüzden bir intikam alma çabaları oluyor ciddi anlamda. Bunun için ciddi çabalar sergiliyorlar. Bu da Kuran’da belirtilmiş. Şeytandan Allah’a sığınırım, Tevbe Suresi 74.ayet, “Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu.”
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) onların zengin olmasına vesile oluyor, onlar Peygamberimizden (s.a.v.) nefret ediyorlar haşa. Mehdi (a.s.)’de de öyle olacaktır. Mehdi (a.s.), o, insanların rahatlığına, huzuruna vesile olacaktır, fakat o onları azdırıp Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır almalarına sebep olacaktır. İnşaAllah, evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ciddi bir intikam çalışmaları var, bunun için ellerinden geleni yapıyorlar. Bütün hatta mallarını bile harcayabilecek, Allah yolunda harcamazken, bu şekilde ciddi çabalar sergileyebiliyorlar, inşaAllah. Yine başka bir, Al-i İmran Suresi 120.ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, “Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.” Allah, hileli düzenler kuracaklarını haber veriyor. Planlar, komplolar kurabileceklerinden bizi haberdar etmiş oluyor. Bunlara karşı müminlerin de yine Allah’a tevekkül etmeleri bildirilmiş oluyor, haber verilmiş oluyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii her halükarda hepsini yaratan Allah çünkü.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. İnkarcılarla işbirliği halinde oldukları bildiriliyor Kuran-ı Kerim’de, şeytandan Allah’a sığınırım, “Münafıklara müjde ver: Onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır. Onlar, müminleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” Bir kuvvet, bir yere dayanma ihtiyaçları var, bu yüzden de küfrü daha güçlü görüyorlar kendilerince.
ADNAN OKTAR: Mehdi(a.s.)’nin yanından ayrılan münafıklar da öyle yapacaklar değil mi? Gidip küfürde destekçi arayacaklardır. Gidip münafıklara sığınacaklardır. Bir de münafıklar kendi aralarında bir kavim oluyorlar, ayrılamıyorlar münafıklar, o çok acayip. Münafık normalde kafirlerle gidip işbirliği yapması gerekirken, ayrılıp bir araya gelip yeni bir cemaat oluşturuyor münafıklar.
SUNUCU: Birbirlerini buluyorlar demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Birbirlerini mesela çok acayip, mucize bu. Normalde birbirlerinden nefret ederler diyor Allah Kuran’da, buna rağmen, kalpleri parça parçadır diyor, birbirlerinden nefret ederler ama birlikte hareket ederler diyor. Kafir topluluğuna girmiyorlar, gene ayrı bir kavim oluşturuyorlar. Büyük mucize.
CİHAT GÜNDOĞDU: Şeytandan Allah’a sığınırım, “Münafıklık edenleri görmüyor musun ki, Kitap Ehlinden inkar eden kardeşlerine derler ki: "Andolsun, eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz. "Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz." Oysa Allah, şahidlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancıdırlar.”
ADNAN OKTAR: İşte kafirlere diyorlar, biz sizinle ittifak ederiz onlara karşı, Müslümanlara karşı diyorlar. Ama bir durum olduğunda kafirleri de bırakıyorlar, onlara da destek olmuyorlar. Kendi dertlerinin peşine düşüyorlar. Münafık çok eşeddli, çok azgın bir mahluktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da vardılar. Ayrı mescit kuruyorlar, bak namaz kılıyor, mescit var camiye gidiyor bunlar, Hac yapıyorlar, oruç tutuyor, evlilik konusunda da çok titizler. Sırf cihat ve zorlu olaylara girmiyorlar yani tehlikeli, mesela ailesine zarar verecek, dikkat edersen ailesini ve çocuklarını bahane ediyorlar. Kuran ayetlerini demin okumuştuk dikkat ettiyseniz, orada hep evimiz açıkta, çocuklarımız, ailemiz aman diyorlar. Allah ayette diyor ki, “Eğer -diyor- eşleriniz, çocuklarınız, aileniz, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret, içinde oturduğunuz evler ve aşiretiniz -diyor, etrafındaki daha geniş çevreniz- size Allah’tan ve Resul’unden, Allah yolunda mücadele etmekten –yani cihat, tehlikeli, riskli işlere girmekten- daha hayırlıysa -diyor-bekleyedurun diyor.” Yani intikam alacağım diyor Allah sizden. Ama tabii bunlar da özel yaratıldıkları için intikam olduğunda da gene şuursuzlar, gene şuuruna varmıyorlar. Münafık, müminlerin kıymetini artırmak için özel yaratılmış bir ekiptir. Münafık olmazsa müminin değeri bir parça düşer. Münafık, müminin değerini artıran bir mahluk taifesidir. Onlarla kıyaslayarak Allah insanların gözünde onların değerli olduğunu gösteriyor. Mesela Mehdi(a.s.) cemaatinden de münafıklar çıkacaktır, sonra bunlar çok meşhur olacaktır bu münafıklar, bütün insanlık bilecek. Resimleriyle, isimleriyle, şahıslarıyla bütün dünyaya ibret olacaktır bütün münafıklar. Yani Ahirette de bütün insanlara ibret olacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki münafıklar da, Hz. Musa (a.s.) devrindeki münafıklar da, bunlar ünlüdür. Mesela Samiri vardır, ünlü, tarihe geçmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki münafıklar tarihe geçmiştir. Mehdi (a.s.) devrindeki münafıklar da tarihe geçeceklerdir. Yani herkes tarafından bilinecektir. Herkesin aşağıladığı, şerefsiz, haysiyetsiz gördüğü mahluklar olarak bilineceklerdir. O devirde Mehdi (a.s.) talebelerinin ne kadar gayretli olduğu anlatılacak ve münafıkların da onlara karşı yaptığı faaliyetler anlatılacak. Onlara karşı verdikleri mücadele anlatılacak. Bu her ikisi de tarihe geçecektir. Nasıl Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanı tarihe geçtiyse, Hz. İbrahim (a.s.) devri tarihe geçtiyse, bu da tarihe geçecektir, inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Müminlerin içinden kendilerine benzer kişileri seçip kendilerine çağırmaları da var. Hatta bunun için dediğiniz gibi mescit kuruyorlar. Özel mescit kuruyorlar ve kendilerine doğru eleman toplamaya çalışıyorlar, taraftar çağırıyorlar.
ADNAN OKTAR: Müminlerin felaket haberlerini dışarıdan bekliyorlar bak dikkat ederseniz. Bu nedir? Müslümanlara yapılacak bir operasyon, bir saldırı, bir hakaret, bir oyun. Bunu dehşet içinde dışarıdan izliyorlar, ama dışarıda oldukları için de kendilerini güvende görüyorlar. Müslümanların o göğüs göğse mücadelesine uzaktan seyirciler. Müslümanlar galip olduğunda gıpta ediyorlar yani haset ediyorlar, keşke biz de olsaydık diye. Ama Müslümanlara bir saldırı olduğunda acayip hoşlarına gidiyor, tabii Allah bizi korudu diyorlar, çok iyi oldu diyorlar.
SUNUCU: Kendilerini korudular diye.
ADNAN OKTAR: Yani böyle ürkmüş bir kuduz köpek gibi yani bütün meseleyi, Müslüman cemaatinden ayrı olmakta görüyorlar. Ama gene de etrafındakileri kandırmak için ayrıldıktan sonra namazlarına gene devam ediyorlar, gene oruç tutuyorlar, bir arada birbirlerini kandırıyorlar yani münafık topluluğunun özelliği. Biz zaten Müslümanız diyorlar, onlardan ayrıyız ama Müslümanız diyorlar yani küfre karışmıyorlar. Yani küfür karakterinde olduğu halde, İslam’dan nefret ettikleri halde, Müslümanlardan nefret ettikleri halde gene o münafıklığın gereği olarak namazlarına, oruçlarına, ibadetlerine devam ederek gene bir cemaat halinde, grup halinde yaşıyorlar ayrı bir şey olarak. Ve bütün görevleri de, Müslümanlara karşı mücadele oluyor. Bakın bu çok acayip. Yani ana amacı, yani bilinçaltından bu bir türlü gitmiyor. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i hep şehit etmeye çalışmıştır münafıklar. Çünkü Peygamberimiz durduğu müddetçe vicdan azabı çekiyorlar, rahatsızlar. O mesela savaşa gidiyor, cihada gidiyor her seferinde vidan azabı çekiyorlar, rahatsız oluyorlar. Çünkü aşağılanmış oluyorlar. Onun için kalben müthiş nefret ediyorlar. Peygamberimizin sohbeti oluyor, sohbet halindeyken bir başkası çıkarken onu siper ediniyor. Kuran ayeti var. Ona gizlenerek mesela bir kişi gidiyor ya, onun arkasına o çıkarken onun yanından o da gidiyor görünmeyecek şekilde kendince. Ayet onu belirtiyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Başka bir ayet-i kerimede Ahzab Suresi 13. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım.
"Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün" diye haber gönderiyorlar müminlere.
ADNAN OKTAR: Bakın işte burada Müslümanlara bir saldırı var. Hakaretler, iftiralar, fiili saldırı o devrin işte silahlı gücü neyse, o Müslümanlara saldırıyorlar. Ekonomik ambargo uygulanıyor, hem tecrit ediyorlar, hem sosyal tecrit var. Kimse konuşmuyor, görüşmüyor, kimse yanlarına yanaşmak istemiyor. Tehlikeli görüyorlar. Bu saldırı ortamında artık dayanacak durumunuz kalmadı diyor münafıklar. Yani artık dağılın diyorlar yani Müslümanlara. Yani yapacak bir şey yok diyorlar. Her yönden kuşatıldığınız. Gücünüz yok, bak herkes size karşı, siz artık bu direnmeyi bu mücadeleyi, bu cihadı bırakın diyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Müminler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah'ın ve Resul'ünün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resulü doğru söylemiştir." Ve (bu) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı”.
ADNAN OKTAR: Bak bu saldırıdan bilakis memnun oluyorlar. Mesela tutuklanıyorlar, gözaltına alınıyorlar, hapsediliyorlar, eziliyorlar, şehit ediliyorlar, dövülüp sövülüyorlar, hakarete uğruyorlar. Bu, Allah zaten bize bunu vaat etmişti diyorlar, bu zaten oluştu, Allah’a hamd olsun diyorlar. Münafıklar da büyük bir dehşet içerisinde ailesine, kendine, malına mülküne zarar gelmediği için heyecanla olaya seyrediyor ve onların içinde olmadığı için de müthiş seviniyor ve kendinin çok akıllı olduğunu düşünüyor. Yani Müslümanların akılsız olduğunu ve akılsız olduğu için böyle başlarına bunların geldiğini düşünüyor. Kendisi de çok tedbirli, akıllı, tutarlı birisi olduğu için de hiçbir şey olmadığını düşünüyor.
“Müminlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler. Çünkü Allah, sadıkları sadakatlerinden dolayı mükafaatlandıracak, münafıkları da dilerse azablandıracak veya tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”
ADNAN OKTAR: Gene de Allah bir yol açıyor ki dönmek isteyen, münafıkların içine karışmış müminler oluyor bazen gafil olarak. Onların kurtuluşu için Allah gene bir yol açıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, çünkü münafığın özelliği o zaten. Fakat kendini çok akıllı zanneder münafık. Yani malı koruma, aileyi koruma, çoluk çocuğu koruma bu konularda çok titizdir münafık. Dini korumaz, Allah’ı korumaz, Peygamberi korumaz, dinin değerlerini korumaz ama ailesine, malına mülküne falan çok titizdir, münafığın ana özelliğidir bu. Halbuki Allah yolunda insan çoluğunu çocuğunu da cihadın içine sürer, kendi de cihadın içerisine girer ve kendisi de Allah yolunda gerekirse şehit olur ki bak orada ayette, şehit olmuş ve şehit olmak üzere öbürlerini bekliyor. O ayeti şerh et, oku onu. O anlamda o ayet.
CİHAT GÜNDOĞDU: ”Böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir.”
ADNAN OKTAR: İşte bu şehit olmuş, kimi de şehit olmayı bekliyor Allah yolunda değil ki malı mülkü, ailesi. Mesela Ashab-ı Kehf, ailesini tamamen bırakıyorlar, mağaraya çekiliyor, değil mi? Eşlerini bırakıyor, çocuğunu bırakıyor. Yani dünyada bu muazzam bir şehvettir, aile şehveti. Onun için insan da bunu put ediniyor yani ailesi, evlenmek ve üremek. Bütün sistem bunun üstüne kuruluyor. Dini de buna alet ediyor. Dini de bunun için kullanıyor, ailesini muhafaza için kullanıyor dini, evlenmek için kullanıyor dini, üremek için kullanıyor dini.
CİHAT GÜNDOĞDU: Dediğiniz gibi savaştan geri kalmayı hoş görüyorlar, beğeniyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırım. Tevbe Suresi 81. ayet: “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.”
ADNAN OKTAR: Bak bilmişlik yapıyorlar görüyor musun? Bu sıcakta savaş olur mu diyorlar, sanki serin olsa savaşacakmış gibi. Ona da bir bahane bulur zaten yani çünkü canı kıymetli. Halbuki Müslümanın canı kıymetli değil. Allah yolunda, her türlü zorluğa giriyor çünkü Allah’ın aşkı onu kuşatmış. Sadece Allah’ın rızasını istiyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah ve münafıkların aslında zarar verebilecekleri de Kuran’da haber veriliyor. Yani bizimle birlikte, müminlerle beraber savaşa çıkmış olsalardı diyerek inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir.” “Andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı. Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi ve Allah'ın emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı.” Aynı zamanda müminler içinde haber taşıyanlar olacağı da haber veriliyor. Yani müminlerin içinde devamlı yine münafıklığa eğilimi olan kişiler olabileceği bildirilmiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Yani Müslümanların içinde olunca, Müslümanlar mesela seviniyorlar kalabalık olunca, halbuki bu iyi değil diyor Allah. Yani münafığın gitmesi iyidir. Yani Müslümanların içinde bulunsalar diyor Allah, fitne çıkarırlar, baş belası olurlar diyor. Karşı tarafla iş birliği yapıyorlar, haber götürüyorlar, Müslümanları ürkütmeye çalışıyorlar, moralini bozmaya çalışıyor yani baş belasıdır münafık. Münafığın gitmesi iyidir. Gider ama orada da boş durmaz münafık, gene faaliyet yapar Müslümanlara karşı.
SUNUCU: Yani aranızda değilim demesinde bile hayır var. Gelmemesinde.
ADNAN OKTAR: Tabii, gelmemesi daha hayırlıdır. Gelmemesi daha hayırlı.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah zorluk anını da Allah özellikle yaratıyor ki münafık zaten ortaya çıksın diye inşaAllah. Ali-i İmran Suresinde bu anlatılmış, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu, Allah'ın) mü'minleri ayırt etmesi; Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela asrımızda da diyoruz ki; Darwinizme, materyalizme karşı mücadele edelim, dinsizliğe karşı mücadele edelim. Çok tehlikeli adamlar diyor, şimdi çoluk çocuk var diyor. Ben okuyorum diyor, bir öğrenseler beni diyor, okuldan atarlar diyor. Ben yapamam diyor. Ama siz maşaAllah çok iyi faaliyet yapıyorsunuz diyor. Teşekkür ediyorum size diyor. Tebrik ediyorum diyor. Siz devam edin kaldığınız yerden diyor. Yani bununla da kalmıyor. Bakıyorsun gene Müslümanların dedikodusunu yapıyor. Allah bizi koruyor diyor, çok tehlikeli adamlar diyor. Ne işimiz var diyor. Niye masonları biz karşımıza alalım, niye dinsizleri, niye PKK’yı karşımıza alalım, iddia edilen Ergenekon örgütünü niye karşımıza alalım diyor adam. Benim çoluk çocuğum, ailem var diyor, bayağı tehlikeli olur benim için diyor. Öyle olunca da işte İslam hakim olmuyor. İslam hakim olmayınca da kendi hayat kaliteleri de düşüyor. Kendileri de sürünüyorlar, kendileri de acı içinde. Korku ve dehşet içinde yaşıyorlar. Zaten ayette diyor ya, izlerler haberlerinizi dışarıdan diyor ama korkuyla izliyor, panik halinde. Kafirlerden de korkuyorlar. Onlara da katılamıyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı” diye şeytandan Allah’a sığınırım, Allah onu söylüyor inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.”
ADNAN OKTAR: Bak ev gene, evlilik işte, ailesi, çoluk çocuk gene onun derdindeler. Yani böyle mutaassıp aileyiz biz falan diyor, aman işte çoluk çocuk böyle yani sürü psikolojisi, onu muhafaza etmenin derdinde. Halbuki insanın çoluğu çocuğu da Allah içindir, eşi de Allah içindir, kendi de Allah içindir. Yani hepsi ölecek. Çünkü çocuğu dediği şeyler, yani yaşayacak değil ki, onlar da etten kemikten oluşmuş varlıklar. Yarın bir gün hepsi mezarda çürüyüp ölecekler. Kendi de çürüyüp ölecek, karısı da çürüyüp ölecek, evi de bir süre sonra yıkılıp gidecek. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Müminler zaten direkt olarak salih amellerde bulunuyorlar, savaşıyorlar, mücadele ediyorlar. Münafıklar ise devamlı surette işte ‘yapacağım’, ‘edeceğim’ şeklinde yeminlerde bulunuyor inşaAllah. Bakara Suresi 204. ayette Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Kalbindekine rağmen Allah’ı şahit getirir, oysa o azılı bir düşmandır.” diye bildiriyor inşaAllah münafıklar için.
ADNAN OKTAR: Bir de bak Allah’ı da şahit getiriyor. Allah’ı çok anar onlar, münafıklar.
SUNUCU: Hocam yemin etmek buna girer mi? Yani mesela çokça yemin eden insanların da...
ADNAN OKTAR: İşte yalan olarak yemin ediyor. Yani sürekli yemin eder. Sürekli ‘Allah şahidimdir’ der. Halbuki sahtekarlık yapıyor. Tabii.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yine Tevbe Suresi 42. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım: "‘Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık.’ diye sana Allah adına yemin edecekler.” diye Allah bildiriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela ‘Bilgimiz yok’ diyor. Halbuki canı istiyor, üniversitede doktora yapıyor, doçent de oluyor. Yani mesela kendine çıkar sağlaması gerektiğinde, üniversite imtihanlarına sabahlara kadar çalışıyor. Su gibi ezberliyor kitapları. Mesela tıp kitaplarını, şunları, bunları, hepsini hukuk kitaplarını, hepsini su gibi ezberliyor ama Kuran’ı bir kere baştan sona oku desen, yanaşmaz. Çünkü ondan bir çıkarı yok onun kendi kafasına göre; ama Kuran’ın yüz misli eseri, kitabı okumak durumunda kalıyor, hepsini ezberliyor bir parça maaş alabilmek için, az bir para kazanabilmek için. Yani bak mesela Ahirette sonsuz hayatına vesile olacaktır Kuran ama ona yanaşmıyor. Bu, özel yaratılışı işte onun.
SUNUCU: Ne kazanacağının farkında değil, ne kaybettiğinin.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani. Tabii, ne kaybedeceğinin farkında da değil. Kuran’a göre yaşasa ne kazanacağının da farkında değil.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ve savaş zamanı da zaten savaşın neden ortaya çıktığını, niye cihat etme ortamı olduğundan şikayetçi olmaya başlıyorlar. Şöyle buyrulmuş Kuran-ı Kerim’de. Nisa Suresi 77. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım: “Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: ‘Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?’ dediler.”
ADNAN OKTAR: Mesela şimdi asrımızda da mesela basından korkuyor veyahut herhangi bir şekilde hukuki bir müdahale yapılmasından korkuyor veyahut kendine bir iftira edilmesinden korkuyor. Bir laf söylenmesinden korkuyor, bir söz olmasından. Yani evliliğinin engellenmesi, mesleğinin engellenmesi, yemesinin, içmesinin, keyfinin engellenmesi yani bunlar en korktukları konu oluyor. Bu, dinin çok üstünde oluyor onlar için. Kuran buna işaret etmiş oluyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Samimiyetsizlikleri her halükarda zaten anlatılmış oluyor Kuran’da. Allah bildirmiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela onun için mesela Mehdi konusu çok rahatsız eder münafıkları. Yani mesela Mehdi’nin varlığından çok çok rahatsız olur. Çünkü Mehdi demek; İslam’ın dünyaya hakimiyeti demek. Bütün çıkarlarının sarsılacağını düşünüyor. Mesela holdingi varsa holdinginin sarsılacağını düşünüyor. Mesela kendi şeyhiyle, talebeleriyle bir mutlu hayat kurmuş. Bir sistem kurmuş. Paralar muntazam akış halinde geliyor. İtibarı var onların içerisinde. Bir hayat şekli kurmuş. Mehdi’yi kabul etmek ne demektir biliyor musun? Tamamını yıkacak bir sistem olarak görüyor. Yani ne şeyhinin itibarı kalır diye düşünüyor, ne kendi itibarının kalacağını düşünüyor. Bir de gelir kapısının da kapanacağını düşünüyor. Çünkü Mehdi gelince mezhepleri kaldırıyor. Değil mi? Yani onun bütün anlattıkları başka bir konuma gelmiş olacak o zaman. Sistemi ve birisine itaat etmiş olacak. Bu yüzden istemez. Hz. İsa (a.s.)’ın inişini istemez. Mesela onu bir kabus gibi görüyor Hz. İsa’nın inişini. Hatta Hıristiyan münafıklar da var. Onlar da diyorlar ki; Hz. İsa gerçekten gelse de diyorlar, biz kendi sistemimizi değiştirmeyiz diyorlar. Yani bu kilise sistemi ve teslis inancına karşıysa diyorlar Hz. İsa, biz onu kabul etmeyiz diyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Vatikan’ın o şekilde açıklaması var.
ADNAN OKTAR: Tabii, Vatikan’ın açıklaması var. Yani gerçekten gelse de kabul etmeyiz diyorlar İsa’yı diyorlar. Hakikaten O da olsa kabul etmeyiz diyorlar. Biz bu sistemi savunuyoruz diyorlar. Mesela bu da bir münafık açıklaması, münafıkane. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Münafıklar kendilerinin iyi yolda olduklarına inanıyorlar. Bu şekilde tarif ediyorlar kendilerini de. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: ‘Biz iyilikten başka bir şey istemedik’ diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ayrı mescit bak. Bir de mescit ediniyor değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Mescit edinmişler.
ADNAN OKTAR: Namazlar tamam, ibadet tamam, kıyafet tamam. Sarık, cübbe hepsi var bunlarda, o devrin münafıklarında.
CİHAT GÜNDOĞDU: Müminlerin başına gelecek olan bir operasyonu gözlüyor olabilirler.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku o ayeti baştan oku. Ayetleri sen bütün olarak okuyorsun. Öyle değil de bölüm bölüm okursan daha iyi vurgularsın.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. “Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler...”
ADNAN OKTAR: Hatta kelime kelime açıklaman lazım. Yani orada birçok kelimeyi geçmiş oluyorsun.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela zarar vermek. Müslümanlara zarar vermek; bir. İki:
CİHAT GÜNDOĞDU: “İnkarı pekiştirmek...”
ADNAN OKTAR: Mesela küfrü pekiştirmeye çalışıyor. Çünkü küfür yayılacak ki münafık rahat etsin. Müslümanlık olduğu müddetçe, din yayıldığı müddetçe münafığın keyfi kaçar, rahatı kaçar.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Müminlerin arasını ayırmak...”
ADNAN OKTAR: Mesela müminleri cemaatlere bölmek, guruplara bölmek ve bir arada olmalarını istememek, yani birleşmelerini istememek. Savaşacak ki Müslümanlar kendi içinde, münafığın malzemesi çıksın. Ona iş çıksın, imkan çıksın. Onun için inkarın pekişmesi onlar için çok önemli oluyor. Küfrün güçlenmesi çok önemli oluyor. Müslümanların birbirine düşmesi çok önemli oluyor. Onun için münafık dinle sürekli alay eder. Kuran’la alay eder haşa. Yani öyle karikatürleri yayınlar. Müslüman, din aleyhinde, İslam aleyhinde, Cennet, Cehennem ile ilgili fıkralar anlatır. Yani İslam’ı haşa kendince küçük düşürmeye çalışır ki, kendi sistemi güçlensin. Ona ihtiyaç duyulsun. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: “...ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için...”
ADNAN OKTAR: Yani Müslümanlara yapılan mesela operasyon yapılıyorsa, Müslümanlara bir saldırı varsa herhangi bir yerden, mesela ‘iddia edilen Ergenekon örgütü’ olabilir asrımızda, küfürden herhangi bir şey olabilir. Onu gözlüyor. Acaba ne zaman saldıracaklar? Ne gün bunlara karşı bir hareket yapılacak? Ne gün tutuklanacaklar? Ne gün ezilecekler? Bunun hesapları peşinde.
CİHAT GÜNDOĞDU: “...Gözlemek için mescid edinenler ve...”
ADNAN OKTAR: Bir de mescit, bak mescit ediniyor. Allah’ı anıyorlar, toplanıp Kuran okuyorlar. Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: “...ve: ‘Biz iyilikten başka bir şey istemedik’ diye yemin edenler...”
ADNAN OKTAR: Bir de dışarıya çıkıp iyilik arıyoruz biz, Allah rızası için iyilik olsun diye biz bunu yapıyoruz diyor. Mesela Mehdi’ye karşı çıkacak kişi de bunu yapacaktır. O İstanbul’da çıkacak olan o münafık; iyilik yapıyorum ben diyor, güzellik yapıyorum diyor. Bu, Mehdi değil diyor. Mehdiyet diye de bir konu yok diyor. Bu, bizim dinimizi değiştirmek için gelmiş birisi diyor. Mehdi bambaşka bir insan diyor. Bu böyle değil diyor Mehdiyet diyor.
SUNUCU: Yalanlayacak.
ADNAN OKTAR: Tabii, yalanlayacak. Bu, dinimizi değiştiren bir adam diyor. Bambaşka birisi bu diyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.”
ADNAN OKTAR: Allah onların, evet. Bizzat Allah, yalancı olduklarını açıklıyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Yine başka bir ayette de yine münafıklar hakkında şu bildirilmiş. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Kendilerine: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde...” Demek ki fesat çıkarıyorlar, bozgunculuk çıkarıyorlar, müminlerin arasını ayırıyorlar dediğiniz gibi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Fesat nasıl çıkarıyor? Müslümanları mezhep düşmanlığına itiyor. Mesela şunları asın, şunları kesin, şu cemaate saldırın. Yani Müslümanları birbirine düşüyor. Ayrı ayrı parçalara, parça ayırıcılar diye geçiyor zaten Kuran’da. Fitne çıkartıyor yani.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah "… denildiğinde, ‘biz sadece ıslah edicileriz’ derler.”
ADNAN OKTAR: Tabii biz doğruya çekiyoruz diyor yani. Hak olan çizgiye çekmeye çalışıyoruz diyor. O yüzden biz bunları yapıyoruz diyor, bu fitneyi.
CİHAT GÜNDOĞDU: “Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.”
ADNAN OKTAR: Bak fesat çıkarttığından, Müslümanlara zarar verdiğinden haberi bile yok. Mesela çıkıyor şaklabanlık, soytarılık yapıyor, dine ağır şekilde saldırıyor, o diyor ben sempati topluyorum böyle diyor.
SUNUCU: Hocam, İsrail’in yaptığı da aslında buna bir örnek. Hani İsrail, Irak’taki o faaliyetlerin tamamına kalkıp şey dedi; biz burayı sulh etmeye geldik. Hani burada aslında barışı sağlamaya geldik. Demokrasiyi sağlamaya geldik.
ADNAN OKTAR: Amerika’nın mesela Afganistan’daki, Irak’taki faaliyetleri asıldır. Orada zibil gibi, sel gibi kan akıttı. Eğer halkı eğitmek istiyorsan kitap dağıt. Değil mi? Ehl-i sünnet inancını, Müslümanlığı anlat. Sevgiyi, barışı, kardeşliği anlat. Bunla ilgili alimler gönder, hocalar gönder; anlatsınlar halka. Değil mi? Onları kültürel yönden yönlendir, faydalı olmaya çalış. Asıp keserek olur mu? İşgal ederek olur mu? Onların doğal kaynaklarına el koyarak olur mu? Değil mi? Mesela halen de öyle. Zorla ve şiddetle Müslüman ülke düzelir mi? Müslümanın anlayacağı Kuran’dır, Kuran ahlakıdır. İslam Birliği’ni teşvik etmesi lazım eğer düzelmelerini istiyorlarsa, iyi olmalarını istiyorsa. Diyecek ki; Ey Irak halkı, niye İslam Birliği’ni istemiyorsunuz? Müslümanlara birleşin demesi lazım eğer huzur ve mutluluk istiyorsa.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bu iftira konusunda da normalde müminlere gelen bir haber olduğunda, mümin topluluğuna, o haberi etraflıca değerlendirip iftira olabileceğine kanaat getirmeleri Kuran’da tarif edilmiş.
ADNAN OKTAR: Oku ayeti.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yaygınlaştırmamaları gerektiği tarif ediliyor inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla –zina iftirasıyla- gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur.”
ADNAN OKTAR: Şimdi Allah yolunda mücadele edenlere ne yapılabilir? En iyi iftira ne halk arasında? İnsanların en önem verdiği şey, cinselliktir. Ahlakidir. En hayati budur. O zaman oradan saldıralım diyorlar. Mesela Hz. Yusuf’ta nedir? Cinsellikle ilgili mesela. Tecavüz iddiasıyla Hz. Yusuf hapse konmuştur. Yani ırza tasaddi suçuyla. Cinsellik iftirasıyla, tecavüz suçuyla yedi yıl hapiste tutulmuştur. Hz. Meryem’e de aynı şekilde gayri meşru kadın iftirası atılmıştır. Değil mi? Bu da Müslümanların karşılaşacağı bir şeydir. Münafıkların da bir silahıdır bu. Yani Müslümanları sindirmede, hak yolunda mücadele eden insanları sindirmede bir yöntemdir. Münafıklar da böyle iddialara inanırlar işte. Müslümanların içindeki münafıklar da ‘Allah Allah, doğru yahu’ diyorlar. Halbuki Allah diyor ki; “Dört tane şahit getirmeleri gerekmez miydi?” diyor. Şahide gerek yok münafık için. Münafık direkt inanır ve yayar. Allah diyor mesela; “Bir fasıktan size haber geldiğinde onu iyice araştırın” diyor. Yani gözünüzle görün, kulağınızla duyun. Bunun dışında inanmayın diyor. Ama münafık için o öyle değil. O bir kafirden, bir İslam düşmanından haber geldiğinde onu özlü ve doğru haber olarak kabul ediyor ve ona uyuyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: “...siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır.”
ADNAN OKTAR: Tabii, Müslümanların sevap kazanmasına, makamlarının yükselmesine sebep olur.
SUNUCU: Hocam programımız sona eriyor.
Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bize gönderebilirsiniz. Yarın bizi 22:00 ile 24:00 saatleri arasında Adıyaman ASU ve Kral Karadeniz ekranlarından takip edebilirsiniz sayın seyirciler. Hayırlı günler diliyoruz.
ADNAN OKTAR: Hayırlı günler diyelim ama son olarak bir şey diyecek misin doktorum? Şöyle olabilir; sadece bir ayet okuyayım. “Ey insan” diyor, “Bu, senin ellerinin önden takdim ettikleridir.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz Allah, kullar için zulmedici değildir.” Müslümanlar hata yapmaktan Allah’a sığınacaklar, doğru ve dürüst, samimi davranacaklar, vicdanlarına göre hareket edecekler. Çıkarlarına göre hareket etmeyecekler. Evet. Burada bitirebiliriz. Evet, inşaAllah.