Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 11672 tanesi Türkçe, toplam 14551 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Gaziantep Olay TV'deki Canlı Röportajı (6 Şubat 2010)
Şubat 2010
SUNUCU: Hayırlı akşamlar sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz, bu akşam da her akşam canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Başbaşa programına hoş geldiniz. Yanımda birbirinden kıymetli konuklarımız var, Sayın Oktar Babuna ve tüm dünyada kitapları büyük bir ilgi ile takip edilen Sayın yazarımız Adnan Oktar. Hoş geldiniz Hocam. İyisiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Siz de hoş geldiniz, sefa geldiniz. Allah’a hamdolsun, sizler de iyisiniz?
SUNUCU: İyiyiz hamdolsun, siz nasılsınız Oktar Bey?
OKTAR BABUNA: Çok iyiyim çok şükür, siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Sizlere bu akşam Gaziantep Olay Tv ekranlarından sesleniyoruz, ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonlarını ve internet sitelerini hatırlatmak istiyorum. Radyolar Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Emek Radyo 101.0 Mardin, Keyif FM 92.7 Nevşehir, ASR FM 96.0 Adıyaman, Osmancık FM 106.0 Çorum, Genç Radyo 105.5 Hatay, Güneydoğu Radyo 99.6 Şanlıurfa, Can Radyo 100.0 Diyarbakır. İnternet sitelerimiz; www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv, www.selamhaber.com, www.yenihareket.com, www.bizimantalya.com.
Hocam nasıl başlamak istersiniz? Sorularımız var yine izleyicilerimizden, isterseniz onlarla başlayalım, isterseniz siz buyurun, nasıl isterseniz.
ADNAN OKTAR: Evet haydi bakalım, soru ile başlayalım.
SUNUCU: Seyircilerimizden gelen sorularla devam ediyoruz; “Sayın Hocam, imanıma vesile olan insan olmanız sebebi ile size çok büyük bir saygı ve sevgi duyuyorum. Çevremdeki bazı insanların Allah’ın yaratmasındaki üstünlüğü ve detayları iyi kavramadıklarını düşünüyorum. Dağları, güzel bir manzarayı, bir elmayı, Allah’ın yarattığını düşünüyorlar ve bu nimetleri gördüklerinde Allah’ı anıp şükrediyorlar. Fakat bilgisayarı, interneti, arabayı, yolları ve bunun gibi teknoloji ile ilişkili pek çok eşya ve konuyu Allah’ın yarattığını kavramıyor gibi gözüküyorlar. Bu konuda sizin görüşlerinizi öğrenebilir miyim?” demiş İzmir’den Buğra Bey.
ADNAN OKTAR: Maddenin nerede oluştuğunu bilmiyorlar da ondan yani madde dışarıda zannediyorlar. Beyninin içinde görüntünün oluştuğunu bilmiyorlar, dışarıda madde var da onunla muhatap olmuyor insanlar. Yani sadece beyninin içindekiyle muhatap oluyor. Bunu biz tarif ettik, anlattık. Ama bunun kavranılması biraz vakit alacak gibi görünüyor o yüzden. Mesela kelebek var, bunu mesela bir teknoloji bilgisayarın üzerine kelebek konuyor, bunu Allah yarattı diyor kelebeği ama beyninin içinde görüyor yalnız kelebeği, bilgisayarı da beyninin içinde görüyor, onu insanın yarattığı kanaatinde bilgisayarı, kelebeği de Allah’ın yarattığı kanaatinde. Halbuki ikisi de aynı yerde tek ekranda oluşuyor, tek ekranda renkli olarak gösteren Allah, bir tane görüntü var, değil mi? Dolayısıyla tamamı onların Allah’a aittir. Bunu bilmiyorlar. Ama asıl insanların aklının açılamamasının nedeni; Allah’a tam anlamıyla teslim olmaya insanlar yanaşmıyorlar. Dünyayı seviyorlar, şöyle seviyorlar; biraz Cennet özelliği vermiştir Allah dünyaya, bir parça. Üremeye çok önem veriyor insanlar yani evlenmek ve üremek. Yani onu ilahlaştırmışlar, putlaştırmışlar adeta. Mesela kadınlar kocalarını putlaştırmışlar, mesela kocası diyor ki koca adayı olan adam mesela ben diyor Museviyim diyor, tamam ben de Musevi olayım diyor kadın. Hıristiyanım diyor, tamam Hıristiyan olalım diyor beraber, veya Budist diyor vazgeçtim, ben de Budist olayım diyor. Neyse o, mesela adam zenginse paralı ise eli yüzü de düzgünse onun için sorun yok, zaten ben onu dindar yaparım diyor. Kendini kandırıyor. Yani Müslüman yaparız diyor, anlatırım ben ona diyor. Onun için bakın dikkat edin, toplumda kadınların en önemli konusu eşidir yani Allah’tan Kitap’tan.. birçok kadın için böyledir. Bazı takva olan, derin düşünen kadınları tenzih ederim. Eşi onun haşa ilahı olmuştur. Her şeyini ona göre yapar, mesela akşam işte eve gelmesi, istikbale ait geleceğe ait düşünceleri, hayatı, dini inançları, mesela eşi hangi dini inançta ise o da o dini inançta oluyor. Veyahut hangi cemaate mensup ise o da o cemaate mensup oluyor.
SUNUCU: Oy verirken de böyle değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii oy verirken bile. Mesela eşi bir partiye oy veriyorsa o da o aynı partiye oy veriyor. Yani onun uydusu gibi. Erkekler de yine onlar da eşlerini putlaştırıyor. Yani adeta karısına tapıyor. Mesela kadın otur diyor oturuyor, kalk diyor kalkıyor. Hani derler ya kılıbık erkekler, onun daha değişik versiyonları oluyorlar böyle değişik. Kadını çocuk üreten bir kuluçka makinesi gibi görüyor o. Yani hem onun vücudunun atıklarını alan, hem ona yemek hazırlayan, bulaşığını yıkayan, ütüsünü yapan, çamaşırını yıkayan ve ihtiyacı olan çocukları ona veren bir makine gibi görüyor. Ve dolayısıyla o makinenin kendine ait olması üzerinde de çok duruyor. Sırf kendisine ait olması. Bazen de sırf bu sebeple dindar oldukları oluyor. Dindar kadınsa; daha dün de söylemiştim bu sağlam diyor, bundan bir şey çıkmaz diyor, bana ait olur diyor. Kadın da böyle serkeş bir tip aramıyor. Mesela kadınlar yakışıklı erkeklerle evlenmezler. Uyanıklık yaparlar. Derler ki bu durmaz, değil mi? Mesela zengin, çok zenginse ona bir şey yapmaz. Zengin fakat tipinin biraz bozuk olmasını daha çok tercih ederler. Hem zengin, hem de eli yüzü düzgünse tehlikeli görüyorlar. Onu sakat olarak görüyor. Çünkü ahlakına önem vermediği için, imanına önem vermediği için ne olur ne olmaz gibisinden böyle sağlama almaya çalışıyor. Zaten boşandığında da ondan alacağı nafakayı falan da biliyor o. Yani kanuni haklarını biliyor. Ayrıca ondan evvel de zaten bir senet düzenliyor; boşanma durumunda neler olacak. Evlenmeden önce de zaten sağlama alıyor. Bana şunu alacaksın, bunu alacaksın feşmekan gibisinden. Daha Türkçesi işte evlilik bir din halini almıştır Ahir zamanda. Hangi İslam ülkesine giderseniz gidin istersen Pakistan’a git, Malezya’ya git, Mısır’a git ana konu, mesela bir genç kız, Müslüman bir genç kıza baktığın vakit bütün hayatını evlenmeye göre tekzif ettiğini görürsünüz. Yani İslam’ın dünyaya hakimiyetine göre tekzif etmez. Allah’ın rızasına göre yaşamaya kendini tekzif etmez.
(Mümin müminin artığını içer, öyle olmaz o yanlış biliniyor. Mümin müminin artığını da yer. Artık da değildir o, tertemiz nurdur. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) özellikle ona özen gösteriyordu böyle. Sahabelerden artan yemekleri kendisi özellikle yerdi sofraya konduğunda inşaAllah. Peygamberimiz(s.a.v.)’den artan yemekleri de sahabeler kapışırlardı bereket olsun diye. Bir lokma da olsa kapışırlardı. Onun için öyle Müslüman Müslüman’dan çekinmez, tertemizdir Müslüman. Allah müminler Tahir’dir diyor; temizdir inşaAllah. Kuran’da Allah, Cenab-ı Allah garanti vermiş.)
Evet, bir kere mesela bu evliliğin, evlilik düşüncesinin ve üreme düşüncesinin haşa Allah’tan daha büyük görülmesi düşüncesinin ortadan kalkması gerekiyor. Birçok insanda bu böyle. Mesela adam kızını yetiştiriyor, tek amacı onun iyi bir evlilik yapması. Tek amacı halbuki onun Ahireti ve Allah rızası için çok mükemmel bir Müslüman olması gerekirken, yani bu şekilde bir hedefi olması gerekirken; çok iyi bir mücahit, cihat insanı, tebliğ insanı olmasını düşünmesi gerekirken; cihat derken cehd etmek, gayret. Yani asıp kesip doğramak değil. Bambaşka bir kafada oluyor. Mesela oğlunu yetiştiriyor, zannediyorsun ki sen adam yani hakikaten Allah’ın rızası için. Bakıyorsun yine orda da üreme düşüncesi var. İyi bir okula götürüyor, iyi bir araba alıyor. İyi bir araba, iyi bir okul ne demektir; tahsilli, paralı bir kız alma demektir. Yani para parayı getirir derler ya onlarda da böyle bir şey oluyor, düşünce oluyor. Mesela kızına hemen araba alıyor; arabalı biriyle evlenebilmesi için, yani denge olmuş oluyor. Kızında araba varsa damat da arabalı olmuş oluyor. Kızının evi varsa, ona da ev alıyor; damadın da evi olmuş oluyor. Mecburen, yani değerini yükseltmiş oluyor ve bütün sistemde namus anlayışı da bunun üzerine kurulmuş oluyor. Halbuki din namustur. Sadece cinselliği namus olarak alıyor. Tamam o namustur. Peki İslam’a saldırıldığında savunmuyorsa, bu namus mudur? Gördüğü halde ses çıkartmıyorsa, bu ahlaksızlıktır değil mi? Yani Kuran’a, İslam’a dil uzatıldığını gördüğü halde ses çıkartmıyor ise bu da ahlaksızlıktır, namussuzluktur. Namusu kirlenmiştir artık onun. Eğer bunu kabul ediyorsa haysiyeti, şerefi beş paralık olmuş demektir. Bunu kabul eden o kadar çok insan var ki. Cinsel namusunda çok titiz. Yani ona laf söyletmiyor. Karısına, kızına hepsine çok titiz. Peki Allah’ın dinine saldırıyorlar. Resullullah’a (s.a.v.) saldırıyorlar. Allah’a saldırıyorlar haşa, değil mi Kuran’ın hükümlerine saldırıyorlar. Orada bana ne ben karışmam diyor. Ama ben burada namusluyum. Yok sen orada namussuzsun kardeşim. Sıfır numara namussuzsun sen. Namusun gitti senin. Ben namusluyum diye geçinmeyeceksin sen. Eğer öyle yapıyorsan namussuzsun sen. Yani adam diyor ki; ben diyor mesela hırsızlık yaparım, cinayet de işlerim, her türlü ahlaksızlık yaparım, ama namaz kılarım diyor. Olmadı, sen ahlaksızsın değil mi? Ben şunu yaparım, bunu yaparım işte ırzına titiz. Karısının, kızının ırzına titiz. Ama dini korumak yok. Olmadı, yani sıfır numara namussuzdur. Dine muazzam saldırı var bütün dünyada. Ben hatta internete giriyorum, bakıyorum. Müslüman genç kızlar, Müslüman delikanlıların internet sitelerine giriyorum. Mesela bir tanesine girdim, baktım onu da ayırdım şimdi internette, yani ibretlik. Güya böyle pis karalamalar İslam’a, Kuran’a yönelik. Hep Cebrail(a.s), Azrail(a.s), Cennet, Cehennem gibi Müslümanlarla güya alay eden karikatür bozuntuları. Müslüman genç kız almış, doldurmuş sitesini ve eğleniyor onunla ve başörtülü. Arkadaşlarına tavsiye etmiş onlar da almışlar. İbret olsun diye ayırdım onu yani. Bakıyorum ağızları çok bozuk, kendi aralarında konuşmaları. O ona hakaret ediyor, o ona küfrediyor. Dinle, imanla, İslamla çok nadir izah var. Ya şarkı söyleyen adamların kasetlerini koymuşlar, duygusal parçalar. Onu koyacağına Allah dini dünyaya hakim etsin, desene. Allah’ın hükümleri uygulanmıyor dünyada, değil mi. Güzel ahlak uygulanmıyor. Bu uygulansın desene, bir dua koysana üzerine, bunu istesene, Allah’ın hükümlerini istesene. Bak ne diyor Kuran’da Cenab-ı Allah; “din Allah’ın oluncaya kadar ve fitne yeryüzünde kalmayıncaya kadar” diyor, “mücadele edin” diyor Allah. Din Allah’ın mı şu an dünyada?
OKTAR BABUNA: Değil Hocam tabii ki inşaAllah.
ADNAN OKTAR : Olmadı şu an. Fitne yeryüzünden kalktı mı?
OKTAR BABUNA: Kalkmadı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR : Kaynıyor ortalık, adamı hiçbir şey ilgilendirmiyor. İslam ahlakı dünyaya hakim olmadan Müslüman’a dört saat, beş saat uykunun dışında vakit yok. Geceli, gündüzlü bununla uğraşacak. Bizim eğlenceyle, çalgıyla, çengiyle uğraşacak halimiz yok. Oturmuşlar işte bilmem ne şarkı söylüyor diyor. Böyle duygusal parçalar, duygusal şarkılar onları dinliyor. Pis pis böyle karikatür bozuntularını birbirine gönderiyorlar. İpsiz sapsız facebook’da böyle adeta bir batağa batmışlar. O ona, o ona, o ona, o ona. Güzel çok faydalı şeyler var onlarla uğraşsanıza. İmani, Kurani çok güzel faydalı şeyler. Ama bak en vahimi İslam’ın dünyaya hakimiyetini adamlar istemiyor. O kadar çok insan var ki, bir de utanmadan Müslüman’ım diyor. Kardeşim sen Kuran’ı istemiyorsan, Kuran ahlakının dünyaya hakimiyetini istemiyorsan nasıl Müslüman oluyorsun sen? Yüzüne teneke çakılmış. Bir de sarık takıyor, cübbe takıyor üzerine, sakal göbeğinde ama İslam’ın dünyaya hakimiyetini istiyor musun deyince; yok istemiyorum diyor. Niye, yok bilmiyorsun, sebep de yok, niye istemediğini de bilmiyorsun. Karısının, kızının iffetine titiz ama Kuran’ın iffetine, Kuran’ın namusuna titiz değil. Bu onu ilgilendirmiyor.
SUNUCU: Benimsememiş o yüzden.
ADNAN OKTAR : Bu çok korkunç bir şey. Müslümanım diyen adamın bunu yapmaması ahlaksızlıktır, başka bir açıklaması yok bunun. Bir de enaniyetli, kibirliler, kendilerini de beğeniyorlar. Mesela bak konuşuyorlar falan azametten böyle büyük dağları ben yarattım der gibi üslupları. Kendilerini sünnetlerle kandırıyorlar. Mesela belirli 3-5 tane sünnet, ben bilirim bir genç kız vardı yıllar önce. Gitti ta Avustralya mı ne, bir yerde, bir herif, tanımaz bilmez, sırf okumak için elin herifiyle gitti evlendi, gitti. Adam da ahlaksız çıktı. Bunu bir hayli ezmiş. Ama yıllarca adamın yanında okudu bak. Kendini aşağılattı adama. Biz dedi çok dine titiziz, çok takvayız. Nereden dedim. Evde dedi hiç eşya tutmuyoruz. Bütün yerler halıdır bizde dedi, dümdüz dedi. Her şeyi yerde yapıyoruz, yemek yiyoruz dedi. Ve her namazı, evin içinde dedi, babası da konuştu, babası da anlatıyor, biz diyor mesela evin içinde hep sarıkla gezeriz diyor. Çocuklar bile sarıkla geziyor diyor. Peki sen tanımadığın, bilmediğin elin herifine kızını alıp sırf okusun diye gönderiyorsun. Ve dinle alakam yok dedi adam. Peki, ne halt etmeye gidiyorsun yanına. Bir de Müslümanım diyorsun arkasından. Bir görseniz azametlerinden geçilmiyor, enaniyetlerinden geçilmiyor. Yani bu tipler yepyeni bir din anlayışı ortaya çıkardılar ve Osmanlı’nın yıkılmasına sebep olan ve bütün İslam ülkelerinde yıkılışının ve felaketin kökeni olan bir yapılanma var. Afganistan’da da var, Pakistan’da da var, Mısır’da da var, her yerde var, Türkiye’de de var, birçok yerde var. İyi olan Müslüman çoktur Türkiye’de ayrı mesele ama diğer ülkelerde daha yoğun. Bir kere Kuran’da çile ve acı çekilmeden, büyük olaylar olmadan hiçbir Peygambere hakimiyet verilmemiş. Mesela Resulullah’a olağanüstü bir çile sunulmuş Allah tarafından. Hicret ediyor, mağaraya sığınıyor. Hakaret ediyorlar, saldırıyorlar, yüzlerce şehit, binlerce şehit veriliyor, aç kalıyorlar, susuz kalıyorlar, iki taraftan sıkıştırılıyorlar ve yıllarca. Ondan sonra Allah hakimiyeti nasip ediyor. Bunun dışında bu ahkam kesenlerin hiçbirisine saygı duymasınlar. Yani çile yoksa, zorluk yoksa, Allah’a tam teslim olma yoksa dinin hakimiyeti diye bir konu olmuyor, olmaz. Yani Allah’ın sünnetullahına aykırı, öyle bir konu yok. Bak Mehdi (a.s.) konusundan bile ödleri kopuyor birçoğunun. Bediüzzaman alenen ve açıkça Mehdi (a.s.)gelecek dediği halde binlerce, onbinlerce adam bunu gizliyor. Dil eğip bükerek çok aleni ifadelerle, alenen kapatıyorlar. Ve bir insanın yüzüne baka baka alenen yalan söylüyorlar. Bediüzzaman diyor ki, benden bir asır sonra gelecek Mehdi (a.s.)diyor. Yok canım o anlamda demedi diyor. 3 görevi beraber yapacak diyor. Yok öyle bir şey yok diyor. Tek bir görevi yapacak diyor. Seyyid olacak Mehdi (a.s.) diyor. Yok, öyle bir şey yok. Şahs-ı manevidir, yanlış anlıyorsunuz diyor. İsa (a.s.) ile birlikte namaz kılacak diyor. İslam dünyaya hakim olacak diyor. Hakimdir diyor Mehdi (a.s.), hakim. Yok, hakimden kasıt o anlamda değil diyor. Zaten her yerde hakimler var, onu kastetmiyor Üstad diyor. Daha da sıkıştırsan şart-ı muallak denen bir konu vardır diyor. Şartları oluşmadı, İslam da hakim olmuyor tabii ki diyor. Bir de bazen Üstad öyle söyler de bazen çıkmadığı da olmuştur diyor. Yanlış çıkar Üstad’ın sözleri diyor. Şimdi ağzıma dolu dolu geliyor. Ne söyleyeceğimi şaşırıyorum. Kardeşim desene benim imanım zayıf, bana dua et. Allah bana hidayet versin de. Sen Üstad’a ne iftira atıyorsun. Üstad kendi kafasından söylemiyor ki zaten, Peygamber’in hadislerinden söylüyor. Kuran’ın işaretinden söylüyor Allah. “Allah nurunu tamamlayacaktır” diyor. Açık ayet var. Nur Suresi’nin 55. ayetinde dünya hakimiyetinden bahsediliyor açıkça. Bu ayetleri de anlamazdan gelmeye çalışıyorlar, örtbas etmeye çalışıyorlar. Böyle bir sıkıntı var. Kendi kendilerini aldatıyorlar. Bir araya toplanıyorlar. Çaylı toplantılar falan yapılıyor. İşte Üstad Kastamonu’dayken mahkemede nasıl müdafaat yapmış bir anlat bakalım diyorlar. Hay maşaAllah diyor. Kardeşim tamam da sendeki o ruhun olması çok önemli. En ufak haklarında bir soruşturma açılsa bet beniz kül gibi oluyor. Masanın altına giriyorlar bir çoğu.
OKTAR BABUNA: Halbuki Üstad’ın hayatının örnek olması gerekiyor. 30 sene Hocam, siz anlatmıştınız defaatle sürekli çile, hapis, mahkeme, sürgün, mahkeme, sürgün.
ADNAN OKTAR: Mesela buraya gelsek, birisi gazel okusa bayılırlar, bayağı bir kesim. Böyle ben gökyüzüne falan bakarak ruh gibi bir üslupla falan konuşacağım, arada şiirler, menkıbeler, divanlar, evliya kerametleri anlatacağız. Ağzınızdan bal akıyor Hocam falan diyecekler. Uyuşturuyorlar kendilerini böyle bir üslupla, akıl almaz, yalan keramet hikayeleri. Bir tek Bediüzzaman’ın kerametleri doğru. O da, attıkları da var, yalan söyledikleri de var. Risale-i Nur’da geçenler doğru, Bediüzzaman’ın kendi söyledikleri. Birçoğu da atış, yani bir kısmı da. Üsluplarından anlaşılıyor. Ama bayağı bir kısmı doğru. Üstad’ın, asıl doğru olan, hepsi Risale-i Nur’da geçmiştir. Üstad tasdik etmiştir. Kendi tasdik etmediği sözleri geçerli değildir. Mesela Üstad ben seyyid değilim diyor. Yalan söylüyor Said Nursi diyor. Bize aslını söyledi. Seyyidim dedi diyor. Kardeşim ne zoru, niye yalan söylesin? Sen kimsin de sana yalan söylemek durumunda kalsın? Çünkü seyyid olanın ben seyyid değilim demesi haram. Bunu kim diyor, Said Nursi diyor. Neye dayandırarak söylüyor? Hadise dayandırarak söylüyor. Seyyid olanın da seyyidliğini gizlemesi haramdır diyor. Bunu da hadise dayandırarak Said Nursi söylüyor. Niye böyle galiz bir haramın içine girsin bu insan? Ne zoru? Gayet kolay. Ben Mehdi (a.s.) değilim der, konu biter. Yüzlerce sayfa yalan söylemesine niye ihtiyaç olsun.
SUNUCU: Bir de saklanabilesi bir şey değil. Saklanması gereken bir şey değil kendisi açısından.
ADNAN OKTAR: Hayır canım, tabii ki Mehdilik zaten iddia etmez. Zaten iddia etmez de ama sadece şunu demek yeterlidir; ben Mehdi (a.s.) değilim der. Ama 100 yıl sonra gelecek Mehdi niye desin? Hakim olacak niye desin? Ve bütün İslam uleması onu destekleyecek diyor. Bütün seyyidler onu destekleyecek. İslam orduları oluşacak diyor. Askeri ordular oluşacak, onların başkumandanı olacak diyor. En büyük kumandandır diyor Mehdi. Kardeşim böyle bir yalana niye ihtiyaç duysun. Peygamberin hadislerine dayandırarak söylüyor. Ve İttihat-ı İslam olacak diyor. İslam Birliği olacak diyor. Böyle tipler var, kafasında takkeli, kelebek bıyıklı, evlerde yaşıyorlar. İnanılmaz yalanlarla bunu örtüyor. Yani akla hayale gelmeyecek izahlarla adeta insanın beynini uyuşturan bir üslupla aleni yalanlarla, bu kadar açık, net, sarih ifadeleri yok hükmüne getiriyor. Yok hükmünde oluyor yani. O yüzden de bir bereketsizlik oluyor. Halbuki Üstad’a tam uymuş olsalardı, Mehdi (a.s.) beklenmiş olsaydı; bu muazzam bir heyecan meydana getirecekti. Ama niye böyle oldu? Hayır var da onun için oldu. Çünkü bu Mehdi (a.s.)’nin örtüsüydü. Yani bir mucize meydana getirdi Allah. Mesela aleni belki gündeme getirseler başka türlü olacaktı. Kader böyle. Çünkü Said Nursi diyor; “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri Mehdi (a.s.) ve şakirdleridir” diyor. “Nur talebeleri sahibi değildir” diyor. Biri çıksa dese ki kardeşim sen yalan söylüyorsun, yanlış söylüyorsun dese bir göreceğim. Kimsenin bir şey dediği de yok. Bak ben diyorum; Mehdi (a.s.) konusunda yalan söylüyorlar diyorum Nur talebelerinden birçok kişi yalan söylüyor. Asıl sen yalan söylüyorsun doğrusu böyle değil Said Nursi böyle demedi diyen bir kişi çıkmadı.
OKTAR BABUNA: Siz delil gösteriyorsunuz Hocam sürekli olarak.
ADNAN OKTAR: Hayır dese üzerine para da vereceğim, yani inanın 30-40 milyar, 100 milyar vereyim yani. Çıtlarını çıkarmıyorlar. Mesela Bediüzzaman’ın Mehdi olmaması konumunda mesela sen de söyledin ya geçen gün, değeri gidecek zannediyorlar. Kardeşim Mehdi ve Üstad iç içe olan varlıklar bunlar bir bütün Hz. İsa (a.s). Şimdi Hz. Mehdi (a.s)’ye Hz. İsa (a.s) tabi oluyor, veziri oluyor. Bu Hz. İsa (a.s)’nın değerini yok mu ediyor bu durumda. Bak Said Nursi de Mehdi (a.s)’nin veziridir. Hz. İsa (a.s) da veziridir. Hz. İsa (a.s)’nın değerini düşürür mü böyle bir şey, bak Hz. İsa (a.s)’nın değerini nasıl vezir olmak düşürmüyorsa, Said Nursi Hazretleri’nin de değerini düşürmez böyle bir durum. Bunu anlamıyorlar, diyor tamam Mehdi (a.s) gelecek ama makamı Said Nursi’den daha düşük olacak diyor, sen bunun derdine düşme, ne korkuyorsun daha şimdiden hazırlık yapıyorsun, şimdiden bir Mehdi nefreti var, korkuyor. Üstad’dan daha değişik olacak, daha üstün olacak diye korkuyor. Yani üstünlük Allah Katı’nda, sen ne biliyorsun kimin ne olduğunu. Mehdi (a.s) için de, biz Mehdi dediğimiz kişi için bile Cennet veya Cehenneme gidecek diye garanti veremeyiz. Üstad’ın da Cennete veya Cehenneme gideceğine garanti veremeyiz biz. Kimseye garanti veremeyiz, peygamberlerin dışında. Üstad her zaman Cehennemden korkmuştur, Allah’a sığınıyor, değil mi. Cehennem korkusu içinde, Allah korkusunu yaşamıştır. Dolayısıyla asıl sorun çileden kaçınıp, evliliği, dünya hayatını, üremeyi din haline getiren bazı Müslüman kardeşlerimiz yüzünden İslam dünya’ya hakim olmuyor, sorun bu, bundan vazgeçecekler. Kuran’da muazzam çile ortamı var, her paygamberde, Hz. Musa’da, İbrahim’de, Yusuf’ta, ve ondan sonra Allah iktidar meydana getiriyor. Yani baksınlar Kuran’a açık bu. Yani o sahabeler çay içip ev sohbeti yapıp İslam’ı dünyaya hakim etmediler. Hz. İbrahim de istese evinde sohbet ederdi, çay içerdi, İslam dünyaya hakim olurdu. Yahut Zülkarneyn olsun, Hz. Yusuf olsun, değil mi? Kadın ona saldırdığında sesini çıkarmaz otururdu ama kaçtı ve direndi. Çileye talip oldu hapishane’de 7 yıl ırz düşmanı olarak tanıtıldı Hz. Yusuf. Bütün mahkumlara halka, yani kadınlara tecavüz eden insan olarak tanıtıldı. Tecavüzden tutuklandı zaten, kadına tecevüzden tutuklandı. 7 yıl halk onu tecavüzde bulunan yani ırzı namusu paimal eden bir insan olarak tanıtıldı ve öyle tanındı ve bunu kabul etti Allah rızası için. Hakkı olmadığı halde iftira oldu o devirdeki inananlar da öyle mi falan diyorlardı. Çok ağır bir imtihan, Hz. Meryem’e de öyle. Onu da gayrimeşru ilişkiye giren gayrimeşru bir kadın olarak tanıttılar yıllarca. Ve eza ettiler o mübarek kadına. Bu Müslümanların karşılaştığı mühim çilelerdendir, mühim olaylardandır. Mesela Müslümanlar şimdi evinde oturuyor adam höpürdeterek çayını içiyor, televizyonda çıkarıyorlar Müslümanları farz edelim Baron çıkıyor. Baron’un gazatesinde Müslümanlar hakkında şöyle şöyle yapmışlar diyor vay be diyor, hem göbeğini kaşıyor böyle pijamayı falan da şöyle bir çekiştiriyor, sakalını sıvazlıyor. Neler yapmış görüyor musun hanım diyor kızları falan tembihliyor bak adamı görüyor musun çok tehlikeli, süper tehlikeli bir şey var diyor. Baron adamın mürşidi olmuş, ağızı açık onun uşağı konumunda. Yani Baron diyor ki şöyle adam olman lazım diyor; öyle mi Baron diyor, tamam diyor dediğini yapayım diyor. Falanca kişi böyledir diyor, Baron dedi ise doğrudur diyor. Haşa adam Kuran gibi, Allah’ın hükmü gibi kabul ediyor Baron’un sözünü, istediği kadar Müslümanlığı anlatsın ne olursa olsun. Halbuki Allah diyor siz diyor, “bir fasıktan haber geldiğinde araştırın, tatkik edin”. Hiç gerek yok onlar için, Baron söylüyorsa doğrudur onlar için. Allah’ın hükmünün üzerinde görüyorlar Baron’un hükmünü.
OKTAR BABUNA: Hatta siz daha iyi bilirsiniz, etrafa da anlatıyorlar, özel konuşmalarında da onu naklediyorlar gerçekmiş gibi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela geçenlerde bir Nur talebesi kardeşimiz, eski Nur talebesi, hala da Nur talebesi. Bir mürşitleri var, onu da Mehdi biliyorlar. Olabilir insanlık hali. Bir hatalı ekole girdi, hatalı bir yönteme girdi, tutukladılar onu. Baktım haberlerde seks kasetleri ele geçti diyor, ya kardeşim ne alaka yani yüzlerce insan inandı hemen “vay be yapar yani hakkikaten yapar” diyor. Kimileri diyor ki tokat yedi diyor, niye tokat yesin? Onda da bir hayır var. Cahillik yapmış ama onda da bir hayır var. Niye tokat yesin yani ne amaçla yapmış olabilir onu dünya çıkarı için mi yaptı? Sonunda mal mülk kazanayım diye mi yaptı, cahilce de olsa Allah rızası için yapmış sonunda. Yanlış yapmış o ayrı mesele. Tokat yedi demek ahlaka uygun bir tavır değil. Bir hayır vardır denecek. Sevinilmez ona çünkü tokat yedi diyenler daha önce başkasına demişlerdi, bir de baktık ki onu diyenin kendi tokat yedi arkasından. Hem de ne tokat günlerce, tokat tokat tokat her gün duyduk yani inşaAllah ki bana göre o da tokat değil. Ama bir nevi tokat olmuş olur tabii o söze karşılık. Yani onu söylememiş olsa söylemese ben onu tokat kabul etmezdim. Niye tokat yesin Müslüman? İftiraya da uğrar, hakarete de uğrar, baskıya da. Cihat kolay mı, mücadele kolay mı? Tabii ki birçok olayla karşılaşacak Müslüman. Ama cihat deyince tabii insanın hep aklına kesme, doğrama geliyor. Kitap dağıtmak cihattır, sabırlı olmak cihattır, şefkat, merhamet cihattır. Temizlik, etrafı güzel tutmak cihattır. Gönül alıcı bir üslup cihattır. Zaten bu devirde medenilere diyor Said Nursi, ilimle, telkinle diyor İslam’ı anlatın. Medenilere yani şiddet kullanılmaz. Vahşi adam olsa laf söz dinlemeyen, yani böyle derler ya hani orman kaçkını gibi falan belki onu yani bir zaptetmek için önüne bir tahta baraka çekebilirsin. Ama, laftan sözden anlayan bir insana, yani konuşmadan, laf demeyelim, laf güzel bir söz değil, sözden anlayan bir insana sözle hitap etmek gerekir. Güzel sözle, güzel konuşarak hitap etmek lazım. Mesela bak bizim anlatma stilimiz çok güzel oldu. Bilimsel delile dayalı, mantıki delile ve iknaya ve hakikaten yüzde 100 kanaati getireceği şekilde anlatıyoruz. Mesela biz Mehdi (a.s) havalarda uçacak, işte deccalin eşeğine binecek, deccalin 30 metrelik kulakları olacak diye ortaya çıkmadık. Böyle yapmış olsak, dine muazzam zarar verirdik. Yani masonlardan, komünistlerden çok daha fazla zarar vermiş olurduk. Yani dine savaş açmış olurduk. Ama bak biz, tam özünü ve doğrusunu anlattık. Ne dedik, burada Resulullah (s.a.v) uçağa işaret ediyor. Çünkü tam anlamı, bakır var diyor. Bakır eşekte bakır ne arar, değil mi? Bakırdan kürsüsü var diyor. Uçakta kullanılır bakır, alüminyum, metal değil mi? Mesela Mehdi (a.s)’nin gelişiyle ilgili alametleri saydık, her alameti ispat ettik. Bütün alametleri ispat ettik, tamamını. Ve tek tek belgelendirdik. Mesela Ay tutulması buyurun dedik, Güneş tutulması buyurun. Lulin kuyruklu yıldızı, alın resmini dedik buyurun. Halley kuyruklu yıldızı buyurun. Barajlar suyun kesilmesi buyurun dedik. Kabe baskını, ispat ettik. Hepsini ispat ettik. Şimdi Müslümanların hiçbir bahanesi kalmadı Mehdiyet konusunda. Bence anlamayan hiç kimse kalmadı. Çok net anladılar, tabii. Hz. İsa (a.s)’nın gelişini söylüyorum mesela, insan müthiş heyecan duyar. 2000 yıl sonra ulül azim bir Peygamber geliyor. Yani onun heyecanı içerisinde olur. Sanki adeta istemiyor gelmesini Hz. İsa (a.s)’nın gelmesini, rahatsız. Mehdi (a.s)’nin gelmesini de istemiyor gibi rahatsız üslup. Böyle olunca da Allah belayı yağmur gibi yağdırıyor işte İslam ülkelerine. Değil mi, her yerde çile ve kan.
Şimdi mesela bak Türk askeri gitti Afganistan’a. Şimdi fiili görev vermişler, o çok riskli eğer doğruysa. Yani, fiili çatışmaya göre diyor gazetedeki haber. Yani inşaAllah doğru değildir. Yani çünkü Müslümanın, Müslüman kanı akıtması haram olur. Yani onlar Türk askerinin kanını akıtırsa, harama girerler. Türk askeri de onların kanını akıtırsa harama girer. Müslüman Müslümana kurşun sıkmaz. Bu oyunun, en azından gazetelerde bu şekilde yer almış olması bile çok vahim. Yani bunun mutlaka düzeltilmesi lazım. Geride görev alabilir Türk askeri. Tabii ki askerimiz çok daha güzel bilir, daha iyi bilir, takdir eder ama, bu haber beni rahatsız etti. Bu haberin mutlaka düzeltilmesi lazım. Yani fiili çatışmaya göre, çünkü uzun süreden beri bunu söylüyorlardı. Böyle bir şey olmaz. Bu çok büyük bir felakete sebep olur. Yani Müslümanın Müslümanla çatışması haramdır. Allah diyor, “gücünüz elden gider” diyor. Allah insanın aklını alır. Gücünü alır, feraset, basiret hiçbir şey kalmaz. Beyni, ruhu boşalır insanın. Çok tehlikeli bir şeydir. Biz Afganistan’la çatışmaya değil, fikirle Afganistan’a hakim olmayı düşünüyoruz. Sevgiyle, şefkatle, merhametle. Döverek, asarak, keserek olmaz. Bir kere Amerikan birlikleri oradan çekilecek, Afganistan’dan. Ne işleri var Afganistan’da yani? Doğrudan Türklere teslim etsinler, gerisine karışmasınlar. Ama Amerikan, İngiliz askeri var bilmem ne. Adamlar orada kendisini haklı görebilir o zaman ve çatışmaya girebilirler. Orada Türk askeri de bu olayın içine, ateşin içine sürülmüş olacak. Burada bir acayiplik var. Ben böyle bir şeyin olduğuna inanmıyorum. Bu gazete haberinin düzeltilmesini istiyorum inşaAllah.
SUNUCU: Seyircimiz Özkan Turcan, “selamunaleyküm Adnan Hocamız ve talebelerinden Allah razı olsun inşaAllah. Derecelerini de yükseltsin”, demiş. “Hocam, size bir sorum olacak, geçende bir arkadaşımla sohbetteyken bir soru sordu, dedi ki; benim seçim yapma hakkım olsaydı, yaratılmak ve imtihan edilmek istemezdim. Ben de konuyu kendisine ayetlerle biraz açtım ama bu sorunun cevabını sizden tam olarak öğrenmek istiyorum. İki bebeğim var, resimlerini gönderdim, dualarınızı da istiyorum inşaAllah” demiş.
ADNAN OKTAR: O bebekleri Allah halis, muhlis, samimi Müslüman olarak yetiştirsin inşaAllah. Cennette bizlere kardeş etsin. Annesinin, babasının da ve bütün milletimiz, bütün Türk milletine, bütün Müslümanlara, bütün inanlara, inşaAllah, güzel huylu her insana. İmtihan olmak mı istemiyormuş?
SUNUCU: “Benim seçim yapma hakkım olsaydı, yaratılmak ve imtihan edilmek istemezdim”, demiş.
ADNAN OKTAR: Niye istemiyormuş?
SUNUCU: Zor gelmiş herhalde.
ADNAN OKTAR: Tembelliğinden. Ne güzel yaratılmak, varlık... olur mu. Ne kadar anormal bir şey. Ne güzel aşık olmak, deli aşık olmak. Sonsuza kadar yaşamak, Allah aşkıyla yaşamak. Yok olmak çok korkunç, Allah vermesin. Çok dehşet verici mutlak yokluk, değil mi? Yok olmak çok korkunçtur. Sonsuza kadar Allah aşkıyla yaşamak. Düşünün, yüz katrilyon sene geçiyor, deli aşık olarak daha hala, muhabbetle, aşkla sevmeye devam ediyor adam. Bir yüz trilyon daha, hala demeyeyim Allah affetsin, yani aşkla, muhabbetle, sevgiyi yaşamak, ne kadar zevkli şey aşk, tutku. O gelsin bana, ben ona sevgiyi öğreteyim, inşaAllah. Değil mi, güzel ahlakı yaşarsa, Allah aşkını yaşarsa, Allah’a aşık olursa bunu söyleyemez, o daha Allah’a aşık olmamış da onun için. Bir deli aşık olsun da bak bakayım ne oluyor, divane olur divane.
OKTAR BABUNA: Siz söylemiştiniz Hocam daha önce, her şey Allah’la güzel inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama çok vahim tabii sözü bunun. Halbuki ne güzel, mesela bak şu anda bizi konuşturan Allah, seni yaratan Allah, bize bak mesela Allah böyle bir imkan veriyor. Televizyonda insanlara hitap etme imkanı veriyor, ki bu da bir mucize yani, hiç aklımızın ucundan geçmezdi bizim 1978’lerde, 80’lerde, hiç tahmin etmediğimiz şey. Ben 2010’lara kadar yaşayacağımı bile bilemezdim ben yani ve Allah muntazam başarıyla ve tırmanış şeklinde devam ettirdi. Benim Darwinizmi yıkacağım, aklımın ucundan geçmezdi, bilmiyordum ben, başka şeyler olacak zannediyordum. Allah hiç bilmediğim mecralara bizi götürdü. Ama tutku ve aşk çok güzeldir, kardeşimiz bunun tadına bir varsa.
SUNUCU: Hocam, acıklı olan bir kelime var orada, sorusunun içerisinde, cümlesinin, seçim yapma hakkım olsaydı, yani kendisine seçim yapma hakkı verilmediğini, hani sorulsaydı bana, ben var olmak istemezdim ya da bu imtihanı belki istemeyecektim, anlamı çıkıyor oradan.
ADNAN OKTAR: Canım işte yine Allah aşkı olmadığı için, Allah böyle bir şey sorsa, aşık; ben Sen’den ne gelirse ona razıyım Yarabbi der, değil mi? O güzelliği, o zevki, o derinliği elde edemediği için, yani karamsar olduğu için, biraz da tabii burada karamsarlıktan da artık, çökmüş içine artık, içine çökmüş. Yani manevi ölüm oluşmuş, onu yeniden diriltmek lazım, ölü kalbini yeniden diriltmek lazım. Allah, onun kalbini açsın, nurundan ona kalbine ışıklandırsın, feyz versin inşaAllah, Cenneti gördüğünde bu sözü böyle olmayacak.
SUNUCU: Keşke demeseydim.
ADNAN OKTAR: Tabii, imtihan ona zor geliyor. Halbuki imtihan da çok tatlıdır, imtihan çok zevklidir, yani Cennette olmayan tek zevktir imtihan. Çile, delikanlılık, deli aşık olmak, Allah yolunda deli olmak, dünyanın zevkidir, Cennette böyle bir imkan yok. Bir kere olacak bu. Alabildiğine yiğitlik, alabildiğine cesaret, vefa, sadakat, sabır, bunlar her biri birbirinden güzel aşık alametleridir. Bu olmadığında insan mutlak yokluk olmuş olur yani, dümdüz bir şey olmuş olur, duvar gibi bir şey olur ama kardeşimiz manen ölmüş. Yani şu an ölü olarak bunu söylüyor. Dirildikten sonraki fikir önemlidir. Yani şu an bir ölünün konuşması var, ölünün konuşması geçerli olmaz. Yani önce onu bir dirilteceğiz Allah’ın izniyle. Kum bi-iznillah diyeceğiz, Allah’ın izniyle ölü halinden kalkacak Allah’ın dilemesiyle, dirilecek inşaAllah, manevi dirilme olacak ama bu tarzdaki kardeşlerimiz eğer samimiyse, bizimle bağlantı kurarlarsa ben yardımcı olabilirim. Yani internetten doğrudan bizimle bağlantıya geçebilirlerse, ben bizzat, doğrudan konuşabilirim de. Yani samimi olarak benimle konuşan bir insanın ikinci bir yolu olmaz söyleyeyim. Yani mümkün değildir, yani çünkü ben şu ana kadar ikinci bir ihtimal görmedim. Benimle candan, samimi konuşup da iman etmeyen bir insan ben görmedim. Allah aşığı olmayan bir insan da görmedim. Ama bana karşı soğuksa, sevgisizse, bana karşı kinli ise, zaten ya munafık oluyor, ya bir şey oluyor, ya bilmem ne oluyor, karmakarışık işler oluyor. Çünkü Allah, kalbinden o sevgiyi aldıysa, ona bir sözümüz yok. Ama bana güveniyorsa, Allah’ın dilemesi ile ben onu diriltirim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sade sizinle doğrudan değil, sizin kitaplarınız vesilesi ile milyonlarca insan var Hocam dünya çapında. Ben de bizzat, defalarca yaşadım bunu, gittiğim konferanslarda yurtdışında, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Evet. Nasıl oldun yeni dizaynımız?
SUNUCU: Çok güzel olmuş.
ADNAN OKTAR: Karar verdim, dedim hemen düzeltin, yeni bir düzenleme yapalım dedim. Yaklaşık 1.5-2 saatin içerisinde yaptık hemen.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Hocam sizi tanımayanlar için söyleyeyim, bilmeyenler, sizde hiç durağanlık yok, maşaAllah. Biz hep buna şahit oluyoruz, yıllardır. Sürekli değişim ve ileriye doğru ve güzele doğru değişim oluyor inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ev eşyası falan oldu mu, mutlaka değiştirttiririm, mutlaka bir şekle şemale... en fazla 6 aydır. Hayır, israf yapmam. Ama şeklini şemalini değiştirttiririm. Yepyeni bir model meydana getiririm. Daha iç açıcı oluyor. Bir daha, yeniden. Bir daha, yeniden, değil mi. İnşaAllah, mesela tebliğ yöntemlerini değiştiriyorum, kitap tekniklerini değiştiriyorum, anlatım yöntemlerini değiştiriyorum, durağanlık olmaz, değil mi.
OKTAR BABUNA: Hep daha iyiyiye doğru, daha iyisini arıyorsunuz, sürekli Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, öyle kelebek bıyıklı Naci Dayı metodları yok. Akılcı olacaksın. Ufku geniş olacak Müslüman’ın. Yani zehir gibi olacak. İnsanların aklına, hayaline gelmedik teknoloji geliştirecek. Akla hayale gelmedik yöntemler geliştirecek. Dünyanın en ileri teknolojisinden daha ileride olacak. Mesela diyorlar ki, CIA’yi kimse geçemez, onu 10 kere geçeceksin. Amerika’nın bilmem ne araştırma enstitüsünü kimse geçemez diyor, onu bin kere geçeceksin, değil mi. Efendim Mosad’ın bilmem ne yöntemleri var, o senin yanında çoluk çocuk kalacak, değil mi. Bilmem ne araştırma enstitüsünün ilmi verilerini bin kere katlayacaksın. Ve muazzam teknoloji, muazzam bir akıl ve muazzam bir telkin kabiliyeti geliştireceksin. Yani Müslümanda eziklik olmaz, garibanlık olmaz. Ufku ve aklı alabildiğine açacak. Çünkü Allah veriyor o aklı zaten. Kendinin bir şey yapacağı, bir şey yok zaten. O aşk ile o gayret ile gayret ederse tamamdır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hayatınızda Hocam, çok güzel örnekler var maşaAllah. Mesela evrime başladığınızda da bir kitap belki iki kitap yazıp durabilirdiniz. Bugün 300 kitabınız var, bunun yaklaşık 40 kadarı sırf evrimi çürütmeye yönelik, bilimsel bir şekilde. Orada da durmadınız, mesela Yaratılış Atlası’nı yaptırdınız. Orada da durmadınız, 7 cilt 14 cilte doğru gidiyor şimdi böyle, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvelAllah. Şimdi hiç akıllarına, hayallerine gelmeyecek şeyler yapacağım yine aynı şekilde, inşaAllah.
SUNUCU: Necmettin Kaya, Isparta’dan yazmış bizlere; “Sevgili Hocam. Adalet Bakanlığı’nın 2008 yılı istatistiklerine göre, Yerel Mahkemelerin verdiği her iki karardan biri, Yargıtay’dan dönmüş. Yargıtay 2008 yılında, mahkemelerin verdiği yaklaşık 140 bin kararı, yasalara aykırı bularak bozmuş. Hocam, sizin davanızın da, Yargıtay’dan döndüğü ile ilgili haberler okudum. Bu konuda bilgi verirmisiniz?”
ADNAN OKTAR: Bizim davamız Yargıtay’dan döndü ama, Fatih Altaylı ne dedi çıktı? Koskoca bir haber yapmış gazetesinde; Adnan Oktar’ın diyor, davası diyor, zaman aşımına girdi, Yargıtay da onu bozdu, yeniden yargılayın, dedi diyor. Kardeşim, Fatih Bey kardeşim, etme gözünü yiyeyim. Yani böyle bir yalan habere ne gerek var? Bütün Türkiye biliyor bunu. Daha önce böyle bir olay olmuştu, mahkeme 3 yıl ceza verdi. Ama Yargıtay dedi ki: “Bu mahkeme, birçok yönden hata yaptı” dedi. Dolayısı ile ben bu mahkumiyet kararını bozuyorum, çok fazla da hatası var diyor, bu hataları düzeltin diyor ve geri gönderiyor. Olay bundan ibaret. Fatih Bey de herhalde biraz gastride sebep oldu bu olay, anladığım kadarı ile veyahut mide ülseri gibi, hafif bir yanma falan oluşturmuş olabilir. Haberi bambaşka yapıp, yayınladı. Çok çok çok ayıp, çok ayıp. Türk Milleti’ne, böyle gözlerinin içine baka baka yalan haber yapmak, çok ayıp. Nerenin zaman aşımı? Üç yıl ceza verdiler yani ve bu cezayı bozdu diyorum Yargıtay. Ve çok fazla nedenden bozdu. Çok fazla hatan var diyor mahkemeye. Yanlışlık yaptın diyor. Ve verdiğim mahkumiyeti de kaldırıyorum dedi Yargıtay. Bu verdiğin mahkumiyeti kabul etmiyorum dedi ve geri gönderdi değil mi? Şu an bozuldu mahkumiyet.
OKTAR BABUNA: Yani normalde özür dilemesi lazım Fatih Altaylı’nın. Yeniden haber yapıp, yanlış biliyormuşum deyip.
SUNUCU: Düzeltme yapması lazım.
ADNAN OKTAR: Fatih Altaylı yani artık kendi bilir, bilmiyorum. Allah hidayetini arttırsın. Ama Habertürk’te bir sarışın, sevimli bir kız var, hanım kız. Geçenlerde ismini söylemiştiniz.
OKTAR BABUNA: Soyadı Çiftçi de, ismi Pelin Çiftçi.
ADNAN OKTAR: Pelin Çiftçi. O hanımı ben tebrik ediyorum. Çok şeker bir şey o. Hep imani programlar yapıyor. Taşkın Tuna Hocamızı çıkardı geçen gün, şahane. Gayet güzel. Bu tarz programlar Habertürk’e yakışıyor, gayet güzel. Saba Tümer, o da çok sevimli bir şey. Ama o başka bir yerde herhalde. Başka bir kanalda olması lazım onun. Evet, CNN’de herhalde değil mi, CNN’de, evet. Ama ben onu çoktan beri göremiyorum. Eskiden Habertürk’te iken sık görüyordum ben onu. Şimdi nasıl onun programları? Sen takip ediyor musun?
OKTAR BABUNA: Ben de epeydir görmedim, evet dediğiniz gibi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Böyle imani, Kuran’i programlar yapsa bana haber verirler. Herhalde böyle boş konulara giriyor anladığım kadarı ile. Çünkü öyle haberler bana hemen gelir telefonla. Şurada şu haber var, bak diyorlar. Bakıyorum ama, o da eski çizgisine inşaAllah dönsün. CNN kimin?
OKTAR BABUNA: Doğan Grubu’nun.
ADNAN OKTAR: Aydın Doğan’ın galiba. Yine kendi bilir tabii artık, ne diyelim. Biz temennide bulunabiliriz ancak yani, inşaAllah.
SUNUCU: “Pek saygıdeğer Adnan Bey. İnternet sayfanız, büyük bir kütüphane gibi adeta, maşaAllah. Allah sizden razı olsun. Ben size bir hadis hakkında yorumunuzu sormak istiyorum. İmam Cafer Sadık’tan rivayet edilen hadiste şu şekilde belirtiliyor: “Hz. Mehdi (a.s.) bir şey bilmediği, irade etmediği zaman, Allah o şey hakkında onu haberdar eder.” Bu hadiste kastedilen, Mehdi (a.s.)’nin kalbine bir bilginin ilham edilmesi şeklinde mi? Metafizik bir bilgi mi? Bilgi vermeniz mümkün mü? Kastamonu’dan Burhanettin Altundağ”.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, Cebrail (a.s.) bir tarafında, Mikail (a.s.) bir tarafında, İsrafil (a.s.) bir tarafında. Hata yaptığında onu, bir Melek diyor sürekli doğrultur, Mehdi (a.s.)’yi. Şimdi nasıl doğrultur, vahy eder. Başka türlü nasıl olsun değil mi, vahy eder. Cebrail (a.s.), Mikail (a.s.) niçin yanında duruyor? İsrafil (a.s.) niçin yanında duruyor? Vahyediyorlar. Ama bu vahyi, mesela Allah arıya da vahyediyor. Yani o, vahyi bilmez o, kalbine vahyedilir. Fakat onun vahiy olduğunu hissetmez Mehdi (a.s.), o tarz. Ve tabii o gelen bilgiden de insanlar sorumlu olmaz. Yani bir hüküm değildir o. Allah, insanlara da vahyeder, farkına varmaz insanlar. Tabii, mesela vahyeder Allah kalbine, bilmez yani, birçok insan. Olabilir, vahyedilebilir. Ama farkına varmaz. Ama burada Mehdi (a.s.) konusunda çok, Mehdi (a.s.) zaten ahkâmda masum bir kere. Her hata yapacağı vakit, yanında onu doğrultan bir Meleği vardır diyor rivayette. Cebrail (a.s.), Mikail (a.s.), İsrafil (a.s.) onun yanında ve binlerce Melek ordusu ile destekleniyor Mehdi (a.s.). Olağanüstü bir varlıktır Mehdi (a.s.). Dolayısı ile, o aldığı ilhama, yani ilhama vahiy diyebiliriz. Yani aynı anlam zaten, ilham da vahiy de. Yani Cenab-ı Allah onun kalbine, onu hissettirecek, doğrusunu hissetirecek, Meleği kanalıyla hissettirecek, inşaAllah. Tabii bu, bizim milletimizin bir kısmı Müslümanlar, böyle şeye çok hazırlar. Sanki bizden böyle anormal bir söz çıkacakmış gibi. Böyle yampirik kafalı tipler oluyor böyle yambul yumbul tipler. Her şeyin en iyisini bilen, yani mesela Mehdi (a.s.) vahiy alıyor, hemen işte Peygamberlik iddiası. Öyle bir konu yok. Arıya da Allah vahyediyor, Mehdi (a.s.)’ye de vahyeder, insana da vahy eder. İnsan mesela vicdan, vicdan nedir? Allah insanlara vahyediyor, doğrusunu bildiriyor Allah, bu.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Hz Musa (a.s.)’nın annesine de vahyettiğini bildiriyor.
ADNAN OKTAR: Mesela, tabii. Yani Allah, Hz. Musa (a.s.)’nın annesine vahyediyor. Hz. Meryem (r.a.)’e de mesela, tabii. Peygamber mi onlar, değiller. Allah’ın kulu yani, inşaAllah. O tarz vahiy inşaAllah. Dolayısı ile mesela benim bir gün böyle Mehdilik iddia edeceğimi falan. Bir kere ben son derece akılcı bir adamım. Böyle orasının burasını yıkamaktan aciz adamlar, oturup bana akıl vermeye kalkmasınlar. Ben en makul, en doğru, en dengeli olan tavrı daima savunurum. Bana abuk subuk adamlar, böyle insanlıktan bihaber, sevgiden bihaber, insan düşmanı, sevgi düşmanı mahlukların bana akıl vermesine gerek yok. Ama samimi candan insanlar, Müslüman kardeşim olarak beni uyarabilir bir şey anlattığım zaman. Doğruysa Allah razı olsun uyarız, niçin olmasın. Ben eleştiriye açığım. Yani faydalı, güzel bir bilgi olursa, iftahar ederim. Ama böyle alçakça, sevgisizlikten kaynaklanan, kin ve hasetten kaynaklanan, nefretten kaynaklanan bilgilere benim gönlüm kapalı. Onlarla muhatap olmam ben. Yani ama tabii her Müslüman eleştiriye de açık olması gerekir. Yani doğruyu, güzeli görmesi için. Fakat sevgi ile, şefkat ile, merhamet ile, dostça, kardeşçe ve iyi niyetli olması gerekiyor.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz, bizden ayrılmayın.
Kısa bir aranın ardından yeniden beraberiz. Hocam, hoş geldiniz. Sorumla devam edeceğim. Bilal Yavuz Beyefendi, “Hz. Mehdi (a.s.) geldiyse, inşaAllah onun talebesi olmak isteyenler, başka bir tarikata bağlı olmadan bekleyebilirler mi?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Yani zaten en önemli şey, demin anlattığım tarz. Yani en zor, en çileli olanı kabul etmek. Yoksa ev Müslümanı olmak, cami Müslümanı olmak kolaydır. Evde toplanıyorlar, arabalar kapının önüne diziliyor. Bir kişi yüksek bir yere çıkıyor, açıyor Risale-i Nur’u veyahut Kuran’ı açıyor, okuyor. Herkes çayını, kahvesini içiyor sonra evine gidiyorlar. Eşleri kapıda karşılıyor, pilav, tavuk falan yiyiyorlar. Ondan sonra pijamasını giyiyor, vuruyor kafayı yatıyor. Bu ev Müslümanı, ev cihadı bunlar. Veyahut camide bazen, haftada bir kere gidiyorlar. O gün imam efendi herkesi topluyor. Var gücü ile onlara bağırıyor. İşte onların hatalarını, yanlışlarını... yani iyice deşarj oluyor, var gücü ile bağırıyor. O da cami mücahidi. O da, o konuşmadan sonra yorgun argın evine dönüyor. O da pilavını yiyiyor, kavunu da üzerine çekiyor böyle, vuruyor kafayı yatıyor. O da gönlü çok müsterih oluyor. Ondan sonra maaşını alıyor, işine bakıyor. Böyle değil, yani Kuran’da böyle bir şey yok. Hz. İbrahim (a.s.) istese putları kırmazdı ve çok akılcı davranıyor. Bak, büyük putu kırmıyor. Diğerlerini kırıyor ama. Bir tek ona dokunmuyor Hz. İbrahim (a.s.). Bu ledün ilmidir, “ilm-i ledün”, inşaAllah. Mesela ben hastayım diyor, herkes kaçıyor ondan sonra. Bu da ledün ilmidir. İlm-i ledün, inşaAllah. Hz. Yusuf (a.s.), kardeşinin yükünün içerisine tas koyuyor, kıymetli bir tas. Çok riskli bir şeydir bu. Bu da ledün ilmidir. Yani böyle kuş gibi Müslüman olmuyor, bayağı akıllı oluyor Müslüman. Çok yaman oluyorlar.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce de anlatmıştınız, Hz. Yusuf (a.s.), hapishanede de bayağı bir kontrolü altına aldığını söylemiştiniz Hocam hapishaneyi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, ırza tesaddi suçundan, kadınlara tecavüz suçu ile getiriliyor cezaevine ve 7 yıl halk onu o şekilde biliyor, 7 yıl. İnanıyorlar, iftiraya inanıyorlar. Yani Allah’ı tenzih ederiz, bu bir iftiradır demiyorlar. O devrin baronları, bu böyledir diyor, inanıyor adamlar. Geğirerek böyle sofrasında adam, Hz. Yusuf (a.s.) ile ilgili durum değerlendirmesi yapıyor. Mazlum Müslüman, o an imkanı yok, kendini savunamıyor, savunsa da inanmıyorlar zaten, değil mi. Hz. Meryem (a.s.)’e de inanmadılar. Ben mazlumum diyor, inanmıyorlar. Mühim olan, Allah sevgisi ile kalbinin dolu olması, fedakâr olması. Delikanlı ruhu olacak, fedakâr olacak, yiğit olacak, evlenme dininin, üreme dininin müridi olmayacak, inşaAllah. Adın ne dersen adama, evlenme diyor. Soyadın, üreme. Tabii, adamın nüfus cüzdanında yazıyor, adı evlenme, soyadı üreme. Başka bir konu yok, selamunaleyküm. Mesela başörtüsünü, evlenebilmek için örtüyor. Arabayı, evlenebilmek için alıyor. Hazırlanıyor, çocuğun bilmem ne malzemelerini hazırlıyor. Okula onun için gidiyor. Allah rızası için gidilir okula. Başörtüsü, Allah rızası için takılır. İlim, irfam, mesela Kuran kursuna gönderiyor kızını, iyi bir kocaya kavuşabilmesi için. Yani kızın bir vasfı olarak diyor ki, ben bak ne özellikleri var, sana sayayım diyor. İyi bulaşık yıkar, çamaşır yıkar. Kuran kursuna gönderdim diyor. Güzel diyor tecvit ile Kuran okur diyor. Onun da zaten ihtiyacı var ya o tip şeye, yani gösterişe, gösteriş olarak. Başı da örtülü diyor, sağlam diyor. Hiç yani, ben garanti de veriyorum diyor her yönden. Ondan sonra, bir de üzerine ev yaptım diyor. Altında arabasını zaten görüyorsun diyor. Şöyle bir gitsin, gezsinler çocuklar diyor, birbirlerini bir tanısınlar diyor. Daha haftasına, daha sen doğurmadın mı diyor. Ne bekliyorsun diyor hemen. Yani sen dini tebliğ ettin mi, İslam’ı, Kuran’ı yaydın mı? Bu adam aldı, mesela zıpır elin kütük gibi herifini alıp getiriyorsun, bunun ne özelliği var? İslam’a, dine hizmet etmiş mi değil mi? Allah’a kendini adamış mı? Cehd ehli mi, cihat ehli mi? Ne gibi bir hizmeti olmuş, o onu ilgilendirmiyor. İşyeri, arabası, parası, maaşı, tahsili, tipi, bu kadar. Ondan sonra da başlıyorlar diğer Müslümaları eleştirmeye. Durum değerlendirmesi yapmaya başlıyorlar. Böyle olmaz. Tarikattan gaye, eğer gidip bir eve, içine girip kendi kendine öyle sürekli zikir çekmekse, bunu herkes yapar. Gidip Firavun’un sarayında zikir çekmek çok önemlidir, değil mi. Bak, Hz. Musa (a.s.)’ya Allah, değil mi, git dedi Firavun’un sarayına, orada tebliğ yapacaksın dedi. Bak ondan çekindi Hz. Musa (a.s.), Ya Rabbi dedi, benim dilim dolaşıyor dedi. Dilim dolaşıyor ve göğsüm daralıyor dedi. Yani çarpıntı, muhtemelen tansiyonu yükseliyor, rahatsız. Veya heyecandan da dili, konuşma gücüne etki ediyor. Yani şiddetli bir heyecan yaşıyor. Cenab-ı Allah kabul ediyor, kardeşin Harun (a.s.)’u veriyorum sana diyor, yanına, değil mi. Ve birlikte gidiyorlar. Hz. Musa (a.s.) da istese, kendi kavminin içerisinde zikir yapardı, otururdu. Gidiyor Firavun’un sarayında tebliğ yapıyor değil mi? Halkı topluyorlar, en tehlikeli şeyleri yapıyorlar. Hz. İbrahim (a.s.) gidiyor putları kırıyor ve adamlara durumlarını açıklıyor, tebliğ yapıyor, açıklıyor, izah ediyor. En zor işlerin içerisine giriyorlar. Dolayısı ile, yani tabii ki zikir çekmek çok güzel bir şeydir. Ama sünnete uygun bir zikir vardır. Fakat işte sabaha kadar zikir çektim. Sen sabaha kadar ilim, irfan yapsan, tebliğ yapsan, çok çok daha makbul olur, değil mi. Kitap hazırlasan, mesela ben diyor, çok para kazandım diyor. Şimdi diyor işte, bilmem ne mahallesine bir cami yaptırıyorum diyor. Kaç tane camiye gelen var diyorsun, 4 kişi geliyor diyor. İmam ile beraber 5 kişi. Ama dev bir cami. Na kadara mal oldu, bir trilyona mal oldu diyor. Sen bir trilyonluk kitap dağıtsan değil mi? O caminin içini dolduracak, yüzlerce cemaat oluşturmuş olursun. Camiden önce, cemaatinin alıştırılması, hazırlanması lazım. Boş binadan bir şey olmaz. Ben mesela geçenlerde bir semte gittim. Bilmiyorum neresiydi, yolda bir camiye girdik, uçsuz bucaksız bir cami. Akşam vaktinde gittik. İmam müthiş şaşırdı biz gelince. Hocam dedi, hiçkimse gelmez bu camiye dedi, Allah razı olsun geldiniz dedi. Bomboş burası dedi böyle. Yapıldı işte dedi, bilmem kaç sene olmuş yapılmış, bomboş, kimse yok. Yani uçsuz bucaksız bir imkanı var. Mesela birçok cami böyle. Öksüz camiler, birçoğu. Mesela Kuran alıp dağıtmak veyahut mesela imani konuları anlatan eserler, Darwinizm’i çürüten eserler dağıtmak çok güzel hizmet olur. Yani hiçbir şey yoksa, internetten değil mi, bilgi indirsin, bir CD’ye doldursun, bir arkadaşına versin. Onun için, böyle kendini kandıran üsluptan kaçınmak lazım. İşte ben evde eşya bulundurmuyorum, sakalımı göbeğime kadar uzattım, sabaha kadar zikir yapıyorum. Uyuyor zaten zikir yaparken. Zaten diyor bak; zikir yaparsanız, iyi uykunuz gelir diyor. Uykuya çok faydalıdır diyor. Bir de Kuran okumak da çok iyi gelir uykuya diyor. Baktınız uykunuz gelmiyor, hemen Kuran okumaya başlayın diyor. Adam Kuran’ı uykuya bir ilaç olarak görüyor. Kendini eğitmek, Allah’ın bize emirlerini dinlemek, cihad etmek, kalbini geliştirmek, imani derinlik amaçlı değil de uykuyu ne sağlar acaba diye. Onun için zikir yapın diyor. Böyle olunca da Allah belasını veriyor insanların işte. Böyle olmaz. Tam Allah’a kendini adayacak, samimi olacak.
SUNUCU: Ne aradığına bağlı aslında, yani Kuran’a ne için açıp baktığına bağlı. Yani o insanın demek ki, kendisi okurken içine ağırlık çöküyor. Bir başkasına da uyuması için tavsiye edebiliyor bunu. Hani daha iyi uykuya geçebilmen için önce bunu oku.
ADNAN OKTAR: Tabii, halbuki Kuran okuyunca uyku tutmaz bizi. Müslümanların halini görüyoruz, o sahabelerin yaptığı zor hayatı görüyoruz. O bize muazzam bir heyecan verir. Yani içimiz kaynar bizim adeta. Yerimizde duramayız. Bize niye uyku versin Kuran? Bizi açar inşaAllah. Nereye baksak, hep çile, hep zorluklar, hep mücadele. Allah bunun üzerine kurmuş sistemi. Bunun sonucunda güzellik ve sevgi oluyor. Sevgisizlik bak, bütün dünyayı kaplamış durumda. Geçenlerde söyledim; Ali Bardakoğlu Bey açıkladı, hakikaten benim konuşmamın ardından; sevginin insanların kalbinden alındığını ve çok büyük bir fitne olduğunu söyledim ve çok büyük bir kayıp olduğunu söyledim. Bunu anlattım, birkaç gün sonra da Ali Bardakoğlu bunu açıkladı. Sorunların nedenlerinden biri sevgisizlik diyor. Gidiyorum dışarıya bakıyorum, geçenlerde de anlattım; mesela lokantada oturuyor insanlar, bütün dikkatini tabağındaki balığa, salatalara ve domatese, şuna buna teksif etmiş. Korku dolu gözlerle etrafa bakıyor. Niye, orada mutlu olduğun ne var diyorsun, sadece önüne koyulan yemekten mutlu oluyor. Midesinden ve ağzından aldığı lezzet, o kadar. Onun için orada mutlu. Halbuki oralara insan sevgisi için gidilir. Dostluk için gidilir. Arkadaşlık için gidilir. Herkesi seversin. Oradaki esnafa muhabbet gösterirsin, halka muhabbet gösterirsin, selamlaşırsın, hal hatır sorarsın, değil mi? Bir coşku olur. Onun için sevgi olmadan olan bir İslam Birliği, hiçbir şey elde edilmez. Mesela, vizeler kalkıyor. Vizeleri kaldır, hiçbir şey çıkmaz vizelerin kalkmasıyla. Pasaportu da kaldırırsın, gelmez adam. Türkistan’dan buraya gelmez. Buradan da kimse oraya gitmez. Mesela buradan Kazakistan’a gider adam, ağzını, burnunu kırıyorlar Türklerin gittiğinde. Buraya geliyor adam, burada da kavga çıkartıyorlar. Sevgi yok, değil mi? Adam canına güvenip gidebilir mi şimdi? Mesela hiç bilmediği Özbekistan’a nasıl gitsin? Yahut Mısır’a nasıl gitsin? Ne olacağı belli değil. Mısır polisi alır adamı içeri sokar yani bilemiyorsun. Önce, sevgi, güven, coşku, aşk, muhabbet. Bunlar olunca, pasaport kalkmasının, vize kalkmasının bir anlamı olur. Yoksa ne alaka, istediğin kadar kaldır. Mesela, Türkiye’de de her yere gitmek serbest. Herkes her yere gidiyor mu? Biz Konya’ya mı gidiyoruz buradan, Konya’dan buraya mı geliyorlar? Çok mecbur olursa millet gidip geliyorlar. Herkes evinde oturuyor. Dolayısıyla, bu bir hedef değildir. Bu Mehdiyete bir kolaylıktır sadece, zemindir. Hz. Mehdi (a.s ) aşkın anahtarıdır. Allah aşkının, Allah sevgisinin anahtarıdır. O anahtar açtığında, o kapı açılacak inşaAllah. Sevgi, coşku geldiğinde İslam alemine, Türklük alemine, ruh gelmiş olacak. Allah dilemesiyle o ruhu üfürecek Hz. Mehdi (a.s ). Bütün İslam alemine ve tek merkezden çok sevilen bir insanın sevgisi ve şefkati ve tavsiyeleri herkes tarafından uygulanacağı için bir anda bir bayram yerine dönüşecek ortalık. Herkes herkesi sevecek. Bir insana bağlanılması çok hayatidir. İnsan fıtratında vardır bu. Başsız oldu mu toplum, beyni olmamış gibi oluyor. Hasta oluyor. Mesela İslam aleminin başı yok şu an. Beyni olmayan bir insan gibi ve divane oldu İslam alemi. Bak bir oraya çarpıyorlar, bir oraya çarpıyorlar. Denge tutturamıyor, ayakta duramıyor. Hz. Mehdi İslam aleminin işte beynidir, başıdır. Mehdi(a.s.)’ye bağlandıklarında bedene can gelmiş olacak, inşaAllah. O zaman vizelerin kalkmasının bir anlamı olur, pasaportun kalkmasının bir anlamı olur. Dostluk, kardeşlik, hepsi bir anda canlanacaktır. Yoksa resmi olarak hiçbir şey elde edilemiyor. Mesela İslam Birliği toplantıları yapılıyor. Ekmelettin İslamoğlu, değil mi, yanlış mı biliyorum? Mesela başkanı, toplanıyorlar, yemek yiyorlar, çay pasta içiyorlar, dağılıyorlar. Yıllardan beri yeni Türkiye’ye geldi başkanlık. Daha önce de oluyordu. Kimi cübbeli, kimi sarıklı, kimi entarili insanlar geliyor. Kimi zenci, kimi Japon. Hiçbir şey olmuyor. Gelip gelip gidiyorlar. Çünkü Mehdiyetin aşkı, aşk ruhu verilemiyor, olmuyor. Yani Allah ona müsaade etmiyor. Mesela Hz. Mesih gelmeden de Hıristiyan alemi dirilemiyor. İllaki Hz. Mesih’in gelmesi gerekiyor. Mesela bak, Mehdi orada görevli değil, Hıristiyan aleminde. Hz. Mehdi istidat meydana getirecek diyor. Yani Hıristiyanlık İslamiyet’e tam kalp olma, yani ona dönme istidadındayken diyor. Nedir isim?
ADNAN OKTAR: Ekmelettin İhsanoğlu, pardon evet. Hocamızın ismini bilmediğim için şimdi bana kızıyordur. Halbuki benim onun ismini ezberden bilmem lazımdı, değil mi? Herkesin bilmesi lazım. Birçok insan bilmiyor. Çünkü o anlamda önemli bir müessese olarak bilinmiyor. Çünkü resmi bir ruh var. O anlamda resmi bir ruh var. Olmuyor o. Toplantı yapıyorlar; açılış, gündem, konuşmalar, ondan sonra tedbirler, ondan sonra divan toplantısı, kurul toplantısı ve kapanış. Ya böyle toplantı olur mu? Aşkla başlanır, aşkla bitirilir. Öyle olunca da hiçbir netice alınmıyor tabii ki. Evli evine, köylü köyüne herkes kendi yerinde rahat etmenin peşinde oluyor o zaman. Mesela, şimdi Türk İslam Birliği ortak pazarı ve NATO’su oluşturacaklar, hiçbir işe yaramaz, Mehdi (a.s.) olmadıktan sonra. Hiç kimse o ticareti yapmaz. Hiçbir netice olmaz. O NATO’da belki Amerika tarafından kullanılmaya kalkılır. Belki Amerikan menfaatleri için, Müslümanları ezmede bazen belki kullanacaklardır, kullanılabilir. Başka da bir işe yaramaz. Ki böyle bir birlik de olmaz zaten. Onun için Mehdi(a.s.)’nin gelişi için, Mehdi(a.s.)’nin zuhuru için Müslümanlar dua etmesi gerekir. Mehdi diyemiyorsa, “Yarabbi başımıza bir lider, başkan” desinler. Mehdi kelimesinden korkuyorlarsa, İslam aleminin birleşmesini istesinler. Birlik olalım desinler. Bunu da demiyorlarsa, artık ben onları Allah’a bırakıyorum yani. Allah gereğini yapar, inşaAllah.
SUNUCU: “Selamun aleyküm”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Kuran’da yer alan ayetlerde, farklı zaman boyutlarının varlığından haberdar ediliyoruz. Sadece tek bir insanın Kuran ahlakına göre denenmesini zaman boyutu açısından yorumlayamadım. Bu zaman boyutunu anlayabilmem için nasıl düşünmem gerekiyor?”
ADNAN OKTAR: Nasıl anlayamadım?
SUNUCU: Sadece tek bir insanın Kuran Ahlakına göre denenmesini, bu zaman boyutunu anlayamamış seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben dünyaya geldim. Işıklı bir alem var, görüntü çok net. Allah’ın varlığı hemen anlaşılıyor, hemen. Konuşma var, ses var, duygular var, düşünce var. Hemen anlaşılıyor. Kuran’a bakıyorum. İncil, Tevrat baktım ben. Hak olduğu hemen anlaşılıyor Kuran’ın, öyle zor olmuyor ki, hemen anlaşılıyor. 2 dakika İncil’ e baksın, 2 dakika Tevrat’a baksın, 2 dakika da Kuran’a baksın, hemen anlar. Yani vicdanın öyle zorlanacağı, kavramakta sıkıntı çekeceğimiz bir ortam yok. Zaman da izafi tabii. Mesela biz, ahirete gittiğimizde, kimi insanlar tek bir an kaldığını düşünüyor. Göz açıp kapama vakti kadar kaldık diyorlar. Yani gözümü açtık, kapadık bitti diyorlar, o kadar. Kimi bir 10 gün kadar kaldık diyorlar. Kimi bir gün diyor. Bir günün bir vakti kadar diyorlar. Onları demeleri önemli değil zaten, diyeceklerdir. Önemli de yani veya önemli diyeyim Allah affetsin, o şekilde yanlış anlaşılabilir. Mühim olan Allah’ın varlığının farkına varılması, farkına varacak şekilde olan insanlar zaten öyle yaratılıyorlar. Onu da dert edinmeye gerek yok, nasıl adamı inandıracaksın. Mesela şimdi Mehdi(a.s.) zuhur etmiyor şu an vakit gelmediği için. Telaşlı mesela bir kısım kardeşlerimiz İslam Birliği’nin oluşması için. Vakti gelmeden hiçbir şey olmaz, yani istediğini yap. Yeri yerinden oynat, bütün televizyonlarda propaganda yap, anlat, herkese anlasın, olmaz; vakti gelecek onun. Vakti gelince oluyor, olur o kadar. Mesela benim Yaratılış Atlası’nın vakti vardı, biz yıllardan beri anlatıyoruz ama vakti gelince Allah onu çıkarttı. Vakti gelince yerle bir etti Avrupa’da Darwinizmi Allah. Vakti gelmeden yıkmadı. Mesela interneti vakti gelince ortaya çıkarttı Allah, istese 40 yıl önce çıkartırdı interneti. Şu an çıkarttı Allah, vakti geldi, Müslümanların emrine verdi. Sırf dünyaya hakim olması için İslam’ın. Mesela televizyonları , interneti, radyoları. O kadar çok radyo var ki. Hepsi şu an islamın dünyaya hakimiyeti için bir vasıta halindeler. Ama en önemli konu insanların kendi çıkarlarını din diye, dinin hükmü diye ortaya koyup, Allah’ın rızasının en çoğunu aramamaları. Mesela tamam evlilik Kuran’da var, çocuk da var, ama Allah yolunda cihat bunların hepsinin üzerinde. Ben diyor Allah’ın emrinin hepsini yapamam diyor, Allah’ın aciz kuluyuz diyor. Önce ben diyor evlilik sünnetini yapıyorum diyor, çocukla ilgili sünneti yapıyorum diyor, pilav sünnetini yapabilirim diyor, misvak sünnetini yaparım, kavun sünnetini yaparım diyor. Efendim işte hurmayla yemeği yerim diyor, tuzla açarım diyor, ben bu kadarını yaparım diyor, 10-15 tanesini yapabilirim diyor. Ha bir de kendi nefsimle cihat ediyorum diyor, onu da yapıyorum, en büyük cihat o zaten diyor, onu da yapıyorum. Ondan gerisini de artık Allah affetsin diyor, ben bu kadarını yaparım diyor. İşte burada bir aldatmaca var, burada bir oyun var. En zor olandan başlanması gerekiyor. Allah’ın rızasının en çoğu hangisindeyse onu yapmak lazım. Mesela bizim kitap çalışmaları bize çok pahalıya maloldu. Yani hemen hemen hiçbirimizin evi yok arkadaşlarımızın, malımız yok bizim yani. Kimsenin malı mülkü yok. Hep Allah yolunda harcadık, ne varsa elimize geçen harcıyoruz, halen de öyle, ne gelirse harcıyoruz. Ama birçok insan habire biriktirmenin peşinde. Niye biriktiriyorsun diyorsun, çoluk çocuk ne yapacak yarın öbür gün diyor. Allah evlerden bahsediyor Kuran’da diyor, Ahirette iman, dünyada mekan diyor. Evlilik de sünnet olduğuna göre. Umre’ye de gidiyoruz diyor, çoluk çocuk toplanıp, her iki yılda bir, bir yılda bir. Geziyoruz diyor güzelce orada, alışveriş de yapıp geliyoruz diyor, daha ne yapalım biz diyor. Yani burada bir oyun var, Müslümanların bunu görmesi lazım. Bakın Bediüzzaman diyor ki, Mehdi(a.s.) kesin gelecek diyor, açıklıyor. Yok diyor öyle bir şey yok diyor, yanlış anlıyorsun sen onu diyor. Burada da bir oyun var. Bir samimiyetsizlik var. Mesela Bediüzzaman’ı olduğu gibi kabul etmek, hadisleri olduğu gibi, Kuran’ı olduğu gibi kabul edip, en zordan başlanılması lazım. Benim gücüm yetmiyor diyor, o zaman dürüst konuşacak, ben evliyayım diye ortaya çıkmasın. Ben aciz zavallıyım bana yardım edin demesi lazım. Ben en iyiyim, ben işte süperim diye ortaya çıkıyor bu tipler. Kendini asrın müceddidi olarak görüyor, müştehidi olarak görüyor, en büyük benim diyor adam inşaAllah, burada bir anormallik var.
OKTAR BABUNA: Mesela Hocam siz geldiğinizde İstanbul’a en zorunu... siz defalarca anlattınız ama, en zorunu seçiyorsunuz. Akademiye gidiyorsunuz, en güvensiz ortama, en çok inanmayanların olduğu bir ortama giriyorsunuz. Ondan sonra yazdığınız kitapla hemen akabinde zaten başlıyor. Akıl hastanesi oluyor, hapis oluyor, ondan sonra kokain komplosu oluyor, ondan sonra tekrar hapis oluyor, suikast girişimleri var. Yani hiç bitmeden devam eden bir mücadelenin içine giriyorsunuz. Siz demiştiniz önce evleneyim, mimar olayım, çoluk çocuk sahibi olayım, sonra tebliğ yapabilirim diye düşünebilirdim demiştiniz ama bu çok samimiyetsiz olur demiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak kaç yıldan beri her sene çete davası açıyorlar bize, her sene. Topluluk; bir arada olduğumuz için, arkadaş grubuyuz biz doğru var, görüşüyoruz da. Diyor organize bir birlik. Yani bir holding organize değil mi? Bir aile organize değil mi? Bütün vakıflar, dernekler organize topluluk değil mi? Cemaatler, Hıristiyan cemaatler organize topluluk değil mi? Tabii ki bir telefon bağı olur, tabii ki görüşecek, nasıl olsun bu öbür türlü? Mesela Trabzon’lu kardeşlerimiz organize bir birlik değil mi? Trabzonlular Derneği diyor mesela, organize bir birliktir bu. Ve güzel bir şey bu, nasıl olması lazım? Görüşmeyecekler mi? Bağlantı kurmamaları mı lazım? Museviler; dernekleri var toplanıyorlar, bir organize birliktir, masonlar organize birliktir. Siz de diyor, toplanıp görüşüyorsunuz organize birliksiniz. Nasıl yapalım yani görüşmeyelim mi? Müslüman Müslümanla görüşmeyecek mi, konuşmayacak mı? Konuşacağız tabii, birbirimize danışıp sohbet edeceğiz, bir iki kitap çıkaracağız. Birine bir zarar geldiğinde birlikte birbirimize yardım edip kurtarmaya çalışacağız. İşte bunu da aleyhimize kullanıyorlar. Ama biz bundan şikayetçi değiliz yani, zaten onlar onu yapacak ki biz sevap alalım. Yoksa sevap olamaz. Öbür türlü uyuyacağız demek ki evde veyahut namazımızı kılıp, duracağız. Allah bir hareketlilik, canlılık veriyor. Bu bizim için bir şereftir. Mesela bizimle uğraşanlar en büyük acıyı yaşayacaklar. Allah onlara içler acısı bir azaba döndürecek bunu. Yani sonsuza kadar unutamayacakları bir acı olacak. Onlar Allah yolunda mücadele edenlerle mücadele etmenin ne demek olduğunu tam anlamadılar. Bu onların ciğerine oturacak, onlar hafif bir şey zannediyorlar, halbuki sonsuza kadar bunun azabını çekecekler, acısını çekecekler. Ne yaptıklarının farkında değil onlar. Yani yaptıkları zulmün, kendilerine de zulüm ediyorlar farkında değiller. Ama zamanı gelecek farkına varacaklar, eyvahlar bize diyecekler ama çok geç olmuş olacak.
SUNUCU: Kendileriyle kaldıkları zaman diyorlardır zaten Hocam bence, sadece kendisiyle konuştuğu zaman diyordur.
ADNAN OKTAR: Tabii, vicdanen hisseder. Bak diyor Cenab-ı Allah, İsra suresi 16’da: “Bir ülkeyi -şeytandan Allah’a sığınırım- helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz”, böyle halk arasında işte bunların çeşitli isimleri vardır, “böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar”. Bak “varlık ve güç sahibi önde gelenleri bozgunculuk çıkarırlar” diyor. “Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz” diyor, belalarını veririz diyor Allah, inşaAllah. İşte bunlar da, varlık ve güç sahibi, habire para ve mal toplama peşinde, habire üreme, habire çoğalma, bütün dikkatini buna vermiş. Fakat sonunda bunlar bu hırsla, dünya hırsıyla bozgunculuk çıkarıyorlar, rahat durmuyorlar ve Allah intikam alıyorum diyor. “Kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz”. Allah soruyor ben Mehdimi(a.s.) gönderdim mi size diyor, tebliğ yapıldı mı? Yapıldı diyorlar. Anlamadığınız bir husus kaldı mı? Kalmadı diyorlar, hepsini anlattı. Niye yapmadınız diyor Cenab-ı Allah? Yapmadık diyor. O zaman zaten kabul etmiş oluyor zaten neticeyi, inşaAllah. Bak, Allah bir şehri örnek verdi diyor, Nahl Suresi’nde: “(Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi”, hepsini halletmişler, evlenmiş, yemiş,içmiş, her şeyi halletmiş. fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük etti. Kuran hükümlerini uygulamıyor, Allah’ın dediği o çileye, o zorluğa girmiyor. “Böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak onlara açlık ve korku elbisesini tattırdı Ekonomik kriz çıkartacağım diyor Allah, savaş çıkaracağım ve belanızı vereceğim diyor Allah. “Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti”, kendi memleketlerinden, kendi içlerinden bir tebliğci gelmişti. “Fakat onu yalanladılar”, dinlemediler diyor Allah. “Böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azap onları yakaladı” diyor Allah. Ebcedi 2007.
SUNUCU: “Hocam geçenlerde Golden Globe ödül töreni oldu”. Mo’Nique, Robert Downey Jr. gibi bir film yıldızının ve daha nicelerinin ödülü teslim aldıklarında “önce Allah’a teşekkür ediyorum” diye sözlerle başladıkları dikkatini çekmiş izleyicimizin. “Genelde bunun gibi ödül törenlerinde bazı sanatçıların yeteneklerini kendilerine veren, onların kendi mesleklerinde başarılı olmalarına vesile olanların, başta Allah olduğunu bilerek konuşuyorlar. Bu benim çok hoşuma gidiyor. Ben de kendi imkanlarımla ulaşabildiğim kişilere sizin eserlerinizi tavsiye ediyorum. Çok mutlu oluyorlar” demiş İstanbul’dan Dilay kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Güzel, iyi takip ediyor demekki olayları. Hakikaten yabancı sanatçılardan Allah’a saygıyla bağlanan insanlar var. Üslupları güzel hoşuma gidiyor benim de, zaman zaman duyuyorum. Senin üslubun güzel. Şurayı bana bir okur musun Üstad’ın? Biraz dili ağırdır ama bilimiyorum nasıl yapacaksın. Şu çerçeve içinde olan kısım.
SUNUCU: “İkinci vazifesi: Hilafet-i, Muhammediye ünvanı ile, Peygamberimiz (s.a.v.)'in halifesi ünvanı ile Şeair-i İslamiye’yi, İslam ahlakının esaslarını ihya etmektir, yeniden canlandırmaktır. Alem-i İslam'ın vahdetini, İslam aleminin birliğini nokta-i istinad edip, yani dayanak noktası yapıp beşeriyeti, insanlığı maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi'den, Allah'ın azabından kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı, yani dayanak noktası ve hadimleri hizmetkarları, milyonlarla efradı, fertleri bulunan ordular lazımdır”, Emirdağ Lahikası, sayfa 259.
ADNAN OKTAR: Kimden bahsediyor burada Said Nursi?
SUNUCU: Mehdi’den.
ADNAN OKTAR: Evet. İkinci vazifesi. Bak bir birinci vazifesi var. İmani vazifeleri. Darwinizm’i, materyalizmi çökertip iman hakikatleri anlatmak. Bu da ikinci vazifesi. Bakın diyor ki: “İslam’ın vahdetini, İslam birliğini, bütün İslam alemini birleştirip, beşeriyeti; bütün insanlığı, maddi ve manevi tehlikelerden ve gadab-ı İlahi’den, Allah’ın azabından kurtarmaktır”. Kıyametten kurtarıyor dünyayı. Büyün insanlığı beladan kurtaracak diyor Mehdi. Bak maddi ve manevi tehlikelerden kurtaracak diyor bir; Mehdi(a.s.)’nin özelliğidir bak; “maddi ve manevi tehlikelerden insanlığı kurtarmak, ayrıca bütün beşeriyeti gadab-ı İlahi’den”, Kıyametten kurtarıyor. Kıyametin ertelenmesine vesiledir Mehdi(a.s.). Hadiste bu açıkça belirtiliyor, değil mi? Nasıl hadis söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: “Bir gün bile kalsa Allah onu Mehdi(a.s.) için uzatacaktır” diyor hadiste inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sahih hadistir bunlar. Evet, bak; “bu vazifenin, nokta-i istinadı, dayanak noktası ve hadimleri, hizmetkarı milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır”. Mehdi zamanında milyonlarca diyor askerden oluşan ordu var olacak diyor. Bediüzzaman zamanında oldu mu bu? Var mıydı öyle bir şey? Yoktu. Ve baş kumandanları diyor bütün orduların baş kumandanıdır. Said Nursi başkumandanlık yaptı mı hiç? Değil mi, filli bir olaydan bahsediliyor. “Birinci vazife” diyor “maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad” güçlü bir iman, Mehdi(a.s.)’nin özellikleri; ihlas, samimiyet ve sadakatle. Bir de sadık Mehdi(a.s.). Üç özelliğinden bahsediyor Said Nursi. “Bu ikinci vazife, gayet büyük bir maddi bir kuvvet ve hakimiyet lazım ki, ikinci vazife tatbik edilebilsin, yerine getirilebilsin”, Tasdik-i Gaybi, sayfa 9. Bak bir de İsevi ruhanilerle ittifak edip, ayrı bir çalışması daha var, üçüncü vazifesi. Said Nursi böyle bir şey yaptı mı? “Din-i İslam'a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla, milyonların fedakarane katılımıyla”, bak, “milyonların fedakarane katılımlarıyla tatbik edilebilir, yerine getirilebilir”. Bu da olmadı. Mehdi (a.s.) zamanında olacak bu da. Bak üçüncü vazifesi diyor; “o zat bütün ehl-i imanın, manevi yardımlarıyla”, bak bir kısmı demiyor; “bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla”, Mehdi(a.s.)’ye bütün ehl-i iman yardım edecektir. “Ve ittihad-ı İslam'ın muavenetiyle” bir kere ittihad-ı İslam oluşacak diyor. Müslüman birliği oluşacak. “Onun muavenetiyle, yardımlaşmasıyla bütün ulema ve evliyanın” bak bütün alimler, ulema. Bir kısmı demiyor, bütün ulema ve evliya. Bütün tarikat büyükleri, bütün alimler; “ve bilhassa al-i Beyt neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin” Peygamber soyundan seyyidlerin, “iltihaklarıyla” bu Mehdi (a.s.) cemaatine katılmalarıyla. Bak bütün ulema katılıyor diyor. Bütün evliya katılıyor. “İttihad-ı İslam Birliği”, bütün İslam Birliği katılacak bu birliğe diyor. “O vazife-i uzmayı, büyük vazifeyi Mehdi yapmaya çalışır” diyor, Emirdağ Lahikası sayfa 264. Said Nursi zamanında bunlar oldu mu?
OKTAR BABUNA: Hiçbiri olmadı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunun tevil edilecek bir yönü var mı? Bilmiyorum, ben yanlış mı anlıyorum? Sen nasıl anlıyorsun?
SUNUCU: Anlattığınız gibi anlıyorum.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Ben zaman zaman kendimden şüphe ediyorum. Acaba ben mi yanlış anlıyorum yani. Hayır, birisi çıksın kardeşim internetten bize desin; “sen yanlış anlıyorsun Hocam bu böyle değil”. Bana bir anlatsınlar doğrusunu anlayayım neyse bunun.
OKTAR BABUNA: İşte o zaten delili Hocam doğru söylediğinizin, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki: “Ahir zamanda şeriat-i Muhammediye’yi, Peygamberimiz (s.a.v.)'in yolunu, Kuran ahlakını, hakikat-i Furkaniye’yi, Kuran ahlakının esaslarını, ve sünnet-i Ahmediye’yi, Peygamberimiz (s.a.v.)'in sünnetini, ihya ile, yeniden canlandırma, ilan”; Said Nursi ilan etti mi böyle bir şey? “Ve icra, uygulama” ile diyor. “Başkumandanları olan” diyor, Said Nursi başkumandan oldu mu hiç? "Büyük Mehdi"nin kemal-i adaletini” bir kere hakim. Yani hakimler hakimi Allah’ın dilemesiyle. Bütün hakimlerin üzerinde. “Kemal-i adaletini ve hakkaniyetini, dürüstlüğünü dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım” diyor. “Ve zaruri, illa ki ihtiyaçtır diyor. “Ve hayat-i içtimaiyeyi insaniyedeki düsturların, cemiyet hayatına ait kuralların muktezasıdır, gereğidir”. Mutlaka olacak diyor Said Nursi inşaAllah. Bunlar oldu mu? Bu Mehdi zamanında olacak. Buna dua edilmesi ve Said Nursi’ye de itimat edilmesi lazım. Ne dediyse çıkmış, değil mi? Onun için lafı böyle çevirmek, laf demeyeyim de sözü çevirmek, Müslümanları kandırmak haramdır. Yanlış, yalan sözler söylemek haramdır. Dürüst ve doğru konuşacaklar. Tam doğrusu böyle, bu şekilde. Yanlışsam bana anlatın. Ben eleştiriye açığım. Yani adresimiz de belli, söylesinler. Said Nursi bunu demek istemedi, sen yanlış anlıyorsun desinler ben düzelteyim ama ben Türkçe biliyorum. O da Türkçe yazmış. Çok net, sarih, açık bir ifade var burada. Anlaşılmayacak bir yönü var mı bunun? Tevil edip kapanacak gibi mi bu? Mehdiyet devrinde her ülke kendi içerisinde bağımsız olacak, heryer. Bu bir İslam kardeşliği. Mehdi sevgiyi, aşkı, muhabbeti insanlara öğretecek ve onun nazı herkese geçecek. Sözü herkese geçecek. Yani diyecekler; o söylediyse tamamdır diyecekler. Dolayısıyla ne kavga olacak, ne niza olacak, ne kargaşa olacak. Sosyal adalet tam anlamıyla uygulanmış olacak. Yani bütün İslam aleminin başındaki Müslümanların büyüğüdür. Yani sevdiği bir insandır. Mehdi demeyebilir bir insan isterse. Yani sevdiğimiz bir kardeşimiz diyebilir. Muhterem ağabeyimiz diyebilir, muhterem kardeşimiz diyebilir. Yani illa Mehdi denecek diye bir konu yok ki. Ama biliriz onun o olduğunu yani inşaAllah.
10 dakikamız varmış.
SUNUCU: Var sorumuz. Gerçi konumuzla alakalı değil ama seyircimiz sormuş. “Hocam geçenlerde bir kick boks maçından aldığı darbeler sonucu bir kişi beyin kanaması geçirerek öldü. Bu tarz dövüşçü sporlarının yapılması doğru mudur? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” Hülya Gürsoy.
ADNAN OKTAR: Kick boks, normal boks da bunlar çok tehlikeli şeyler. Daha önce söylemiştim ben bunu. Kardeşim işte karşısına adam çıkarıyor, adam yani mesela vurdu mu ağacı devirecek kadar kuvvetli. Çalışıyor yani adaleleri gelişmiş adamın. Yani kahredici bir güce sahip. Zaten o özellikte, karşısındaki de öyle. Şimdi adamın var gücüyle kafasına vuruyor. Yani vurdu mu mesela 50 kiloluk torbayı adam çevirttiriyor böyle etrafında, değil mi? Vurdu mu muazzam bir güçle vuruyor. İnsan kafası nedir, et kemikten oluşuyor. Bir avuç bir şey. Var gücüyle bir insanın yumrukla kafasına vurdun mu, bu öldürme amacı taşıyor gibi görünmez mi bu? Ne amaçla vurulur bir insanın kafasına böyle? Karaciğere var gücüyle tekme niçin atılır? Var gücüyle kafasına tekme niçin vurulur bir insanın, beynine kafatasına? Bu nasıl spor oluyor? Hayır şimdi sokakta kavga ediyorlar. Adam adliyede, vuran adam suçlu oluyor. Orada: ne güzel şey yapıyorsun, eline sağlık ne güzel yaptın, diyorlar.
OKTAR BABUNA: Etrafını iple çevirince bambaşka bir şey oluyor.
ADNAN OKTAR: O suç olmuş oluyor, o da çok güzel bir şey olmuş oluyor. Spor olmuş oluyor. Böyle spor olmaz. Bunun hemen yasaklanması lazım. Boks da kick boks da, hangisi olursa olsun, bu tip şeyler yani. Rezalet, yani ağzını burnunu kırıp darmakeşan, beyin kanaması, genellikle hep beyin kanaması, beyin sarsıntısı sakatlanıyorlar, böyle şey olur mu?
OKTAR BABUNA: Zaten nakavt demek, siz daha iyi bilirsiniz Hocam beyin sarsıntısı demek. Yani o beyin sarsıntısı olduğu için o an şuurunu kaybediyor, yere düşüyor.
ADNAN OKTAR: Yani nakavt olursa tebrik ediyor adamı. Mesela adama grogi oluyor adam, tebrik ediyorlar böyle adam sayıyor; mesela 10-9-8-7-6-5. Tebrik ederim diyor helal olsun diyor, tamam bitirdin adamı diyor. Adam tekzif olamıyor artık yani beyin fonksiyonları bozuluyor, bakamıyor, elini kaldıramıyor. Yahut adamı perişan ediyorlar döve döve artık adam ayakta duramayacak hale geliyor, onun yardımcısı adam havlu atıyor diyorlar tamam bak helal olsun kazandı diyorlar. Yahut adamı vurdu mu, dümdüz yatırıyor. Adam yani bir anlamda komaya giriyor. Nakavt etti diyorlar, yani artık bu tuş diyorlar helal olsun. En makbul yenme o oluyor zaten nakavtla yendi diyor. Yani sayıyla yenerse o daha gurur kırıcı oluyor. Ama tabii nakavtla yenerse, helal olsun diyor, aslanım benim diyor. Eline sağlık diyor. Bak adamı komaya soktun diyor. Yani böyle spor olur mu? Yani inanılır gibi değil. Nasıl buna devlet müsaade eder böyle bir şeye? Bunun hemen yasaklanması lazım.
Oktar Hocam senin resimlerin vardı. Göster görelim.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah olur Hocam inşaAllah. Vahşi hayvanlar arasında dostlukla ilgili Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Mehdi devrinde vahşi hayvanlar insanlarla böyle yakın olacağı Tevrat’ta da geçiyor hadislerde de var.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. “Ahir öyle ki, arslanlar develerle, kaplanlar sığırlarla birlikte yayılacak”, Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi. Tam söylendiği gibi Hocam. “Akreplerin zehirleri olmayacak”, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani, 5.cilt. Hakikaten günümüzde çok örnekleri görülüyor Hocam bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Daha o vakte var, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Yılanların zehirleri olmayacak”, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani, 5.cilt. “3 yıldır pitonla uyuyorum” demiş.
ADNAN OKTAR: Kim bunu diyen?
OKTAR BABUNA: Kızın biri bu mayıs ayında, geçtiğimiz mayıs ayında, pitonla yatıyormuş. “Çocuklar yılanlarla oynayacak ve yılanlar çocuklara zarar vermeyecek”, Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi.
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda Mehdi devrinde olan olaylar, evet.
OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah. “Hatta bir çocuk eliyle yılanla oynayacak da yılan onu sokmayacak. Bu da Büyük Hadis Külliyatı Rudani’de geçiyor. “Oynamazsam küserler” demiş çocuk. “Çiftliklerinde vahşi hayvanlarla birlikte yaşayan Suriyeli Yara, onlarla oynamazsan benimden küserler diyor. Yara oyuncaklardan çok, sırtlan ve yılanları sevdiğini söylüyor”. Aşağıda da vahşi hayvanları göstermiş. “Yeryüzüne öyle bir emniyet (güvence) gelecektir ki, yılanlar develerle, kaplanlar ineklerle, kurtlar da koyunlarla beraber otlayacak” Ahmet İbni Hanbel.
ADNAN OKTAR: Evet, bu sahih bir hadis.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. “Kurt koyunla otlayacak da koyuna bir zararı dokunmayacak”, Kıyamet alametleri. Bu da geçtiğimiz günlerde oldu.
ADNAN OKTAR: Okşuyor mu ne yapıyor onu?
OKTAR BABUNA: Okşuyor Hocam, normalde yemeleri gerekirken arkadaş olmuşlar. “Kurt koyunlar arasında sanki bir çoban köpeğiymiş gibi bekleyip duracak”, Büyük hadis Külliyatı, Rüdani, 5. Cilt. Bu da aslanı öpmüş. “İnsanlar arasındaki düşmanlıklar ve kin kalkacak, kız çocuğu aslanı kaçırmaya zorlayacak da aslan ona ilişmeyecek”, Büyük hadis Külliyatı, Rüdani.
ADNAN OKTAR: Şakalaşıyorlar.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, evet. Bu da bir timsahla dostluk kurmuş. “Costa Rica’lı balıkçının hayvanlar aleminden en yakın dostu bir köpek ya da bir kedi değil” diyor. “450 kilo ağarlığında bir timsah”. Oynuyor, maşaAllah “İmkansız aşk” diye başlık atmışlar. Arkadaşlıklarını, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sen bana Kuran’dan bir sayfa aç, onu okuyayım ben haydi.
ADNAN OKTAR: Kasas Suresi tamam. Şeytandan Allah’a sığınırım; “O gün (Allah) onlara seslenerek: "Gönderilen (elçilere) ne cevap verdiniz? der”. Yani size gelen Mehdilere, mürşidlere, peygamberlere ne cevap verdiniz? “Artık o gün, haberler onlar için körelmiştir; birbirlerine de soramazlar”. Artık birbirleriyle de durum değerlendirmesi yapamıyorlar. “Ancak kim tevbe edip iman eder ve salih amellerde bulunursa artık kurtuluşa erenlerden olmayı umabilir”. “Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir”. Allah istediğini Mehdi seçer, istediğini değil mi peygamber seçer. “Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir, Yücedir.” “Rabbin onların göğüslerinin sakladıklarını ve açığa vurduklarını bilir”. Mesela kalplerdeki öfke ve kin ve nefreti de bilir diyor Allah; yahut iyi duyguları ve açığa vurduklarını da bilir. Alelen söylediklerini de bilir. “O, Allah'tır ki, Kendisi'nden başka İlah yoktur”. Yani Darwinizmin, Marks’ın şunun bunun izah ettiği gibi maddenin atomların ilahlaştırılması gibi bir şey yoktur diyor Allah. Sadece Ben İlah’ım diyor. “İlkte de, sonda da hamd O'nundur”. Yani sonsuz evvel ve sonsuz sonra da hepsi Benim diyor Allah. “Hamd da O’nundur”. Hamd ettiğiniz vakit sadece bana hamd edersiniz diyor. “Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz”. Bütün hükümlerin üstündedir Allah’ın hükmü.
SUNUCU: Bizlere www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip ederek ulaşabilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz. www.harunyahya.org veya www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Yarın bizi 14:00 ile 16:30 saatleri arasında kanal Avrupa, kanal 35, TV Kayseri ve 100’ün üzerinde radyo ve televizyon, internet adreslerinden takip edebilirsiniz. Bir Adnan Oktar’la Başbaşa programının daha sonuna geldik. Hepinize hayırlı akşamlar diliyoruz efendim.