Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 11707 tanesi Türkçe, toplam 14588 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (2 Şubat 2010)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (275)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (13)
Dergiler (229)
Belgeseller (317)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (11)
Web Siteleri (415)
Makaleler (8451)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (1149)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (321)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
ramazansayfalari.com
harunyahya.net
online-arama.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (2 Şubat 2010)
Şubat 2010


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın seyirciler. Bir Adnan Oktar ile Başbaşa programına daha hoş geldiniz. Çok değerli konuklarımız var. Sayın Hocamız, Sayın Adnan Oktar Beyefendi ve ‘Milli Değerleri Koruma Vakfı’ eski başkanı, sayın Altuğ Berker. Hoş geldiniz.

ALTUĞ BERKER: Hoş bulduk.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Sen de hoş geldin.

OKTAR BABUNA: Hocam her şeyden önce bugün sizin doğum gününüz, dünyada yüz milyonlarca sizi sevenler adına ve yaptığınız çalışmaların devamıyla inşaAllah, Allah nice hayırlı uzun ömürler nasip etsin diyerek başlıyorum.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, inşaAllah hepimize.

OKTAR BABUNA: Gittikçe de gençleşiyorsunuz maşaAllah. Her doğum gününde daha da gençleşiyorsunuz maşaAllah.

ALTUĞ BERKER: 2 Şubat 1956.

ADNAN OKTAR: Evet 02.02.1956, maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Bu akşam bizi, Mavi Karadeniz Radyo 106.4’de, Radyo Star Aksaray 94.0’da, Güneydoğu radyo 99.6 Şanlıurfa, Emek radyo 101 Mardin, Enerji radyo 90.0 Ordu, Keyif fm 92.7 Nevşehir, Radyo37 95.2 Kastamonu, ASR fm 96.0 Adıyaman, Ilgın fm 97.4 Konya, Genç rodyo 95.5 Hatay, Osmancık fm 106.0 Çorum ve ayrıca Kocaeli tv’den ayrıca internet sitelerimiz www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv ayrıca selamhaber.com, yenihareket.com, www.bizimantalya.com dan canlı olarak izleyebilirsiniz. www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet. Oktar Hocam neler yapalım, ne anlatalım?

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam nasıl uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Evet şimdi en önemli konu, dünyada Türkiye’nin konumudur. Allah vermesin Türkiye’ye bir şey olsa bütün bölge gider. İslam alemi de darmakeşan olur, Türklük alemi de darmakeşan olur. Ama Türkiye büyük olursa, lider olursa İslam alemi de kurtulur, Türklük alemi de kurtulur. Büyümeyen her ülke küçülür söyleyeyim. Yani bu bir kanundur. Büyüme-gelişme yoksa bir canlıda da öyle büyüme-gelişme yoksa o, yavaş yavaş yaşlanıp çökmeye doğru gider. Onun için bölgede Türk-İslam Birliği’nin kurulması çok hayati bir konu. Yani bütün Türk aleminin bütün İslam aleminin en hayati konusu olması gerekir, en candan ve en kararlı uygulamayı biz, bu konularda yapacağız inşaAllah. İman, Allah korkusu, Allah sevgisi ve Türk-İslam Birliği inşaAllah. Çünkü Türk-İslam Birliği olmadığında Allah esirgesin Türkiye paramparça olur. Ben söyleyeyim, olabilir yani çünkü kavmiyetçilik ortaya çıkmış durumda. Kürt kavmiyetçiliği var, başka kavmiyet düşünceleri var. Ve insanların birbirine rabıtası kalmaz. Yani millet olmanın bir anlamı kalmaz. Eğer din güçlü olarak toplumda yaşanmazsa, vatan-millet sevgisi gelişmezse ülkeler bölünür-parçalanır Allah esirgesin. Onun için bu konunun hafife alınmaması lazım. Yani çok hayati konu olarak, milli politika olarak izlenmesi lazım Türk-İslam Birliği’nin. Türk-İslam Birliği oluştuğunda, bölünme tehlikesi bir kere sıfır olur. Büyüme alabildiğine olur, ekonomik zenginlik, kültürel zenginlik, sanatta, bilimde, estetikte, herşeyde çok çok mükemmel olur. Şimdi bunu niye anlatıyoruz? Sebebe sarılmak için anlatıyoruz. Çünkü biz bunu anlatsak da, anlatmasak da bu iş olacak. Yani bunun başka bir ikinci ihtimali yok. Yani bir kısım insanlar zannediyor ki, gayret etmezsek olmaz zannediyorlar. Gayret etmesek de olur. Yani çünkü olup bitti, görenler de, gördüler olup bitmişliğini. Anlaşıldı mı? Yani çok fazla gören var. Peygamberimiz (s.a.v) başta, Evliyaullahın da görüşleri olmuştur. Said Nursi hazretleri de görmüştür. Bitmiş olayı anlatıyor, olacak olayı anlatmıyor. Gözümle görmediğim hiçbir şeyi anlatmadım diyor. Allah en büyük tehlikeyi ortadan kaldırdı. Deccaliyet Darwinizm’i ortadan kaldırdı. Bundan sonra yollar açık, bundan sonra çok kolay ama tabii, ahlaki, vicdani yönün iyi gelişmesi çok önemli. Mesela Bediüzzaman Said Nursi zamanında, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri zamanında, Esseyid Abdülhakim Arvasi zamanında bu değerli alimlere yeteri kadar destek verilmedi o zamanlar. Ali Haydar Efendi’ye de öyle. Yani halk genellikle ulemayı hep seyrettiler. Büyük bir bölümü bayağı bir kısmı yani onların böyle anlı-şanlı mücadelesini hadi bakalım siz devam edin -hani Peygamberimiz (s.a.v.)in döneminde de bu olaylar olmuştur fakat Hz. Musa (a.s) devrinde de olmuştur. Hz. Musa(a.s)’ya diyorlar ya; Şeytan’dan Allah’a sığınırım,” Sen ve Rabbin ikiniz gidin, birlikte savaşın diyorlar. Biz gelmeyeceğiz diyorlar.” Birçok yerde böyle yapılar olmuştur. Seyretme olayları... Mesela Bediüzzaman’a o devirde ciddi şekilde sahip çıkılmış olsaydı, çok büyük olay olurdu. Mesela Süleyman Efendi’ye yeteri kadar sahip çıkılmış olsaydı, çok büyük olay olurdu. Mesela Abdülhakim Arvasi Hazretlerine de sahip çıkılmadı o dönemde. Seyrettiler yani maşaAllah mübarek ne kadar güzel gayret ediyor diyorlar. Peki sizden bir gayret var mı? Yok. Hatta dergaha geliyor, Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin dergahına geliyor. ‘Efendim diyor benim çocuk diyor, okula gidecek diyor, para yok diyor okula gönderemiyorum bir himmet bulunsanız diyor.’ Kardeşim Allah’tan kork. O, mübarek insanın hedefi ne? Senin zorun ne? Değil mi? İşte çocuğunun evlenmesi, falancanın bilmem neyi, işte iş yerinin kapanmış olması, onu açtırmak için gidip müracaat ediyorlar. Böyle değerli insanları, böyle zorlu işlere sokmak yahut bu işlerle onları meşgul etmeye kalkmak. Aklın vicdanın alacağı şeyler değil. Yani her yönden destek olmaları gerekirken, mesela Bediüzzaman Hazretlerini çok zor durumda yaşattılar. O insana, o mübareğe insan var gücüyle gayret eder. Ben mesela evim olsa evimi satar verirdim. Ne yapar yapar kendi arabam ile götürürdüm. Mübarek kendi arabasına biniyor, kendi maaşı ile hatta talebelerine para veriyor. Talebelerinin bir tanesinde gördüm. Eski bir liralıklar vardı, gümüş bir liralıklar vardı, gümüş karışım hala saklıyor. Üstad vermiş o zamanlar ona, bizim çocukluğumuzda da vardı. O, bir liralıklar, gümüş gibi evet. Gibi derken gümüş de olabilir bilmiyorum, gümüş karışımdı Allah-u alem. Fakat seyretmişlerdir üstadı. Mesela Ankara’ya geliyor otelde kalıyor, kardeşim al götürsene evine, değil mi? Konak gibi evin var. Ee ne oldu götürmedin de Üstadı? Öldün gittin işte evin de yıkıldı gitti. Sonunda kazandın yani inşaAllah. Mesela Süleyman Efendi Hazretleri de, Kuran kursları açıyor gayret ediyor. Kardeşim ver bir evini, Allah rızası için hizmet etsinler. Dört tane, beş tane evin var mesela, ver bir tanesini hizmet etsinler. Laf söyletmemeleri lazım. Gazeteler, basın falan bir şey söylediğinde laf söyletme. Bediüzzaman ile ilgili gazetelerde haber çıktı. O zaman çıkıyor, adamlar satır satır okuyorlar. Vay anasını diyorlar, şu memleketin haline bak, neler oluyor. İnanıyor ona yani samimi olarak inanıyor. Yoksa o devirde Bediüzzaman’a candan bir muhabbet, destek olmuş olsa, böyle bir şey olur muydu? Kardeşim daha da net olanı Adnan Menderes rahmetli, aldılar götürdüler o mübareği. Adamcağıza akıl almaz zulüm; bebek davası, göbek davası, bilmem ne, ipsiz sapsız işte baktık şunu bulduk bunu bulduk. Halk da seyrediyor, yani büyük bir kitle seyretti. Kardeşim ne oluyorsunuz, devletin Başbakanına siz ne yapıyorsunuz denilse, değil mi? Bir dakika burası dağ başı mı denilse, olayın şekli bambaşka bir şekle girerdi. Herkes olmasa bile büyük bir kitle pıstı. Ta ki o mübarek asılıncaya kadar beklediler. Kardeşim rahatsızız dersiniz, yani hoşnut olmadığınızı vurgulayın değil mi? Ne alkışlarsınız adamları yani, neyini alkışlıyorsun? Şak şak, alkışlıyor al işte asıyor adam da seni. Değil mi? Devletin Başbakanı’nı asmak ne demek? Ne yapmış, gasp mı yapmış? Adam mı öldürmüş? Ne yapmış yani? O kadar suni iddialar ki kardeşim, yani mesela bayağı mazlum bir insandı. Gerçi Bediüzzaman’a o devirde sahip çıkmadı yani o yönden çok büyük bir hatası oldu, yanlışlığı oldu ama. Bu seyretme ruhu çok kötü bir şeydir, çok yanlış bir şeydir. Kardeşim elinde imkan var. Mesela benim elimde ne imkanım var? Mesela burada yayın imkanım var. Bediüzzaman olsa getirir konuştururum ben burada. Süleyman Efendi’yi getirir konuştururum. Esseyid Abdurhakim Arvasi, hem de başımızın üstünde taşırdık yani getirir konuştururum. Efendim kitapları da basalım derim. Feda olsun Allah rızası için. Niye seyredeyim? Mahkemesi olsa gider en önde otururum. Rahatsızlığımı hissettiririm. Dilekçe yazarım. Efendim derim; “ben bu mahkemede bu kişinin haklı olduğuna inanıyorum” derim. “Benim vatandaş olarak kanaatim bu” derim. Mesela Adnan Menderes’te de bütün herkes evinden mektup yazsa, “biz asılmasını istemiyoruz efendim’’ diye. Asamazlar inşaAllah. Bu kadar can tatlı olması normal bir şey değil. E baktılar millet tırsmış, bayağı bir kitle. Rahat rahat astılar. O diğer insanlar da çok değerli insanlardı asılanlar. O havf korku damarı çok kötü bir şey. Biz gitsinler olay çıkartsınlar demiyoruz ki, iki satır vatandaş olarak dilekçe. “Biz mahkemenin Adnan Menderes konusunda adaletli olacağına inanıyoruz’’ mesela. “Adaletinize güveniyoruz. Adnan Menderesi severiz biz” dersin, gönderirsin suç da yok bunda. Herkes gönderir. Gazeteler de öyle, en azından haber çıkarmasalar bile rahatsızlıklarını belli etmiş olurlar. Yani illa böyle açık aleni bir şeye de gerek yok. Adnan Menderes’in mesela güler yüzlü bir resmini koyarsın gazeteye, mesela “Adnan Bey Yargılanıyor” dersin. “Başbakan Adnan Bey Yargılanıyor”. Orada bir mesaj olur, rahatsız olduğunu vurgulayan. Yolu mu yok kardeşim? Bir avuç adamdan korkuyorlar. Mesela bu iddia edilen Ergenekon Örgütü, it-kopuk takımı, köpekler bütün insanları korkutmuşlardı zamanında. Demirel’i sindirdiler adeta. Geçenlerde anlattım ya, feci şekilde dövmüşlerdi. Mesut Yılmaz’ı feci şekilde dövdüler, tanınmayacak hale getirdiler. Hiç kimse sesini çıkartamadı. Ecevit’e havaalanında suikast yaptılar, hatırlıyorum. Özal’a kurşun sıktılar. Kardeşi de çıktı Korkut; “ben söyleyemem, söyleyemiyorum’’ dedi. Rahmetli o da söyleyemedi. “Biliyorum ama söyleyemem’’ dedi. Kardeşim korku dağları bekler, ne alaka? Müslüman Türk evladının nasıl olacağını biz biliriz. İlla ki gitsin, kendi canını tehlikeye atsın demiyoruz. Nezaketiyle karşı duruş vardır. Bu çok önemlidir. Seyretmek çok büyük hatadır. Farz edelim, Demokrat Parti yayın organı var. Ben protesto için gider o gazeteyi alırım. Sırf protesto etmek için 20 tane alırım. 20 tane alır, dağıtırım. Var mı suçu? Yok. Destekliyorum… Böyle bir ruh gerekir, yani çaresizlik ruhu çok yanlıştır. Mutlaka bir yol vardır. Mutlaka bir usül vardır. Kimi de daha yiğit olur, daha cesur olur. O devirdeki tavır, güzel tavır koyanları tenzih ediyorum ama bozuktu. Birçok kişi de bozuktu. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” kafası çok anormal bir harekettir. Aklı başında bir insanın yapacağı bir şey değildir. Bozulmalara karşı çok atak ve kararlı olmak lazım... Şimdi mesela internet Allah nasip etti. Bir kere internette muazzam bir sofra kurulabilir, dostluk sofrası. Türklüğe, Türk İslam Birliği’ne gönül vermiş, İslam ahlakına, Kuran’a gönül vermiş Allah âşıkları birbirini mutlaka bulsunlar internette. Geniş dostluk grupları oluştursunlar. Samimi arkadaşça… Ama internet diline girmeyelim, internet dilini protesto edelim. Mesela; “inşaAllah’’ diyecek, “inş.’’ Yahu “inşaAllah” desene. Allah’ı ansana güzelce, yaz. Elin mi kopar. Niye “inş’’ yani?

OKTAR BABUNA: ‘’Selam’’ diyecek; ‘’slm’’.

ADNAN OKTAR: Kardeşim ‘’selam’’desene. Bu kelime bir duyulsun ya. Bir okunsun, kalbe ferahlık versin. O harf yazsın. Onun her harfine bir sevap alırsın sen. Ne üşeniyorsun? Uzun, uzun boş şeyleri iki saat yazan adamlar bunu yazamıyorlar. Bir kere bu internet diline Türk İslam aleminde bir protesto tavrı koyması lazım. Biz güzel Türkçemizi cayır cayır orada kullanacağız. İnternet dili kullanmayacağız. Bir de o işaretler var ya böyle korkma işareti mi? Ürkme işareti mi? Baktım, bana gösterdiler listesini, her şeyin bir işareti var kardeşim. İki nokta sağa, bilmem ne imiş, iki nokta sola bilmem ne, üç nokta çapraz bilmem ne… Bunlar nedir, Mors alfabesi gibi böyle? Mısır yazıları gibi, bir de bu çıktı. Bunlara tenezzül etmesinler. Şaşırdıysa “şaşırdım’’ desin, Türkçe yazsın. Yani hoşuna gittiyse “hoşuma gitti’’ desin, yazsın. Anlamadıysa “anlamadım’’ diye yazsın. Ama bu kısaltmalar, anormal işaretler, garip konuşmalar… Hadi bir de onun üzerine, psikopat üslubu da var. Onları da gördüm. Deli gibi böyle, ne olduğu anlaşılamayan, kendini gizemli göstermeye çalışan cins üslup. Kardeşim bunlar ruhu karartır. Sevgi dolu adam gibi konuşsanıza değil mi? Hoş şeyler konuşsanıza, çirkin sözlere ne gerek. Tedirgin edecek sözlere ne gerek. Değil mi? Ruhu karartacak sözlere ne gerek. İç açıcı, güzel sevgi sözcükleri kullan. Muhabbet sözcükleri kullan. Dostluk ifadeleri kullan. Bizim Türkçemiz çok zengin, inşaAllah. Onun için, internette o ruh, beyinleri pişirir. Ona da yanaşılmaması lazım. Sevgi ruhuna ağırlık verilmesi lazım. Sevgi ruhunda da o üslup olmaz. Dil önemlidir. Mesela; bir insan ruhundaki güzel düşünceleri, eğer internet dilinde anlatmaya kalkarsa o boğulur. İnternet dili apayrı bir âlem. Türk İslam düşüncesi ile o beraber gitmez. Bir de buna özenmek, bizim milletimize de yakışmaz. Onlar bize özensin kardeşim. Ne zevki ne anlamı var bunun? “İnşaAllah”ı dolu dolu yazmak varken, ben niye öyle yazayım? Değil mi?

OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi saatlerce yazan onu niye kısaltıyor?

ADNAN OKTAR: Kardeşim sabaha kadar yazdığına göre, hatta günlerce yanından ayrılmadığına göre, kısaltmaya ne gerek var? Güzel, hikmetli, dolu dolu, iç açıcı, candan konuşmalar olması lazım. Bir kere bizim burada tavrımız koymamız lazım, bu bir. İkincisi internet bahçeleri, internet sofraları kurulması lazım... Madem Cenab-ı Allah komşuya çat kapı girme imkânı vermiş, değil mi, ziline basıyorsun, ‘’Buyurun’’diyor. ‘’Selamun aleyküm, ben falancayım’’ diyorsun. ‘’Buyurun evimize girin’’ diyor. Kitaplarını görebiliyorsun, evini görebiliyorsun değil mi? Yemeğini görebiliyorsun, hepsini görebilme imkânın var. Muhatap oluyorsun. Ne güzel. Ama tabii bunun çok disiplinli ve dolu dolu olması lazım. Farz edelim güzel bir kitap, mesela Kuran’dan 10 tane ayet. 10 arkadaşına onu hediye etsin, göndersin. Açıklasın, şevkini anlatsın. Onlara akşamsa, içlerini açacak mesajlar göndersin. Onların hoşuna gidecek. Değil mi? Güzel resimler göndersin. Güzel konuşmalar göndersin iç açıcı. Mesela; adam diyor ki; “ben sana güzel bir yazı göndereceğim’’diyor. “İnş’’ diye cevap veriyor. Kardeşim bu adama sen ne yapmış oluyorsun karşıdakine? “İnşaAllah, Allah’a hamd olsun’’ desen karşındakine, yaz. Sevgi, dostluk için bunun kullanılması lazım. Türk İslam Birliği konusu, Türk İslam Birliği oluştuktan sonra hızla devam ettirilmesi gereken konudur. Zannediyorlar ki şimdi “evi kuruncaya’’ kadar. Ev kurduktan sonra bıraktın mı, ev çöker bırakırsan. Yani Türk İslam Birliği nazlı gül gibidir. Öyle bırakmaya gelmez. Her gün suyunu vereceksin. Her gün güneşe çıkaracaksın, toprağını çapalayacaksın, ona güzel hitap edeceksin, güzel konuşacaksın. O gül öyle gelişir canlı kalır. Bırakırsan ölür o, olmaz. Türk İslam Birliği’ni savunanlar-koruyanlar, gül bahçesinde gül yetiştirir gibi itinayla yetiştirecekler, her gün bakımını yapacaklar. İnternette, televizyon imkanları olan, mesela televizyon imkanlarını sonuna kadar kullansın. Televizyonları var mesela boş işlerle vakit geçiriyorlar. İşte Selim amca seninle memlekette nasıl beraber kuş avlardık anlat bakalım. İki saat işte ördek avını anlatıyor, kardeşim ördek avının muhabbeti yapılacak vakit mi? Türk İslam Birliği’nin gırtlağına küfür pençesini dayamış, her gün 100, 150, 200 insan şehit ediliyor. Birçok yer işgal altında, şimdi ördek avı muhabbetinin sırası mı? Televizyon imkanları olanların da en iyi şekilde bu imkanı kullanması lazım. Allah Ahiret’te sorar. Televizyon bir imkandır, radyo bir imkandır, efendim gazete bir imkandır. Tabii ben kendi inancımda olanları kastediyorum, inşaAllah. Bu imkanlarını sonuna kadar kullanması gerekiyor. Mesela olumsuz bir konuşmanın hiç yapılmaması lazım. Şimdi insanın ruhu şöyledir, mesela yüz tane iyi konuşursun, bir tane kötüyle bir insanı çökertebilirsin. Mesela akşama kadar iltifat eder gönlünü alırsın ama bir tane kötü söz onu çökertir. Değil mi. Bakın kötü sözle iyi söz arasında çok büyük fark vardır. Yüz tane iyi söz, bir tane kötü sözü kurtaramıyor. Bir kötü söz yüz taneyi çökertir, iyiyi çökertir yani. Onun için Müslüman konuşurken hep olumlu, hep müsbet. Mesela ben bugün yorgunum; bu denmez. Yorgunum deyince adama da öğretmiş olursun, “sen de yorgunum de” anlamına gelir bu. Ona bir üslup, ahlak öğretmiş olursun. Git elini yüzünü yıka, ne gereği var yani, yorgunum demenin ne gereği var? Adam diyor ki mesela konuşalım diyor, ben yatacağım çok özür dilerim dersin, yarına yetiştirmem gereken bir işim var dersin, yorgunum sözüne gerek yok. Ben korktum, ben işte şaşırdım, ben üzgünüm, ben işte ümitsizim, bunlar anormal sözler. Bunu Müslüman kullanmayacak, Kuran’da yasaklanmıştır. Üzülmek haramdır. Korkmak haramdır. Ümitsizlik haramdır. Yani bunlar normal bir insanın konuşması gibi konuşulmaz. Hatta insan hastalıklarından sadece doktora bahseder. “Selamün aleyküm, yine romatizmalarım tuttu”. Adam doktor değil ki kardeşim ne yapsın romatizmana senin? Yani ne alaka? Adam çözüm getirecekse söyle, çözüm getirmeyeceğine göre niye söylersin?

ALTUĞ BERKER: Hocam, Cenab-ı Allah Kuran’da çok güzel bir benzetmeyle bir ayet-i kerime’de mealen şöyle buyuruyor, “güzel bir söz kökleri sağlam, dalları göğe uzanmış bir ağaca benzer, her zaman meyvesini verir” diyor Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii her zaman meyvesini verir, insanın içini açar. Onun için Müslümanların daima ümitvar olacakları şekilde, böyle neşelerini arttıracak şekilde, şevklerini arttıracak şekilde konuşmak lazım. Normalde insanlar ancak bağlantı kurabiliyorlar. Negatifi devreyi soktuk mu, onu yeniden ayağa kaldırmak çok zordur. Mutlaka olumlu konuşulması lazım. İnsan zayıf yaratılmıştır ayet var. Böyle olumsuz bir ifadeyi karşıdaki insanın düzeltmesi çok zordur. Mesela diyor ki ben, hiç şevkim yok diyor. Olur mu öyle şey, onu dedin mi kendini de batırırsın, karşıdakini de batırırsın. “Ben çok şevkliyim, kararlıyım, azimliyim” diyecek. Türk İslam Birliği böyle oluşur inşaAllah. Herkes radyosunu, televizyonunu, gazetesini, hatta defteri varsa kendi yazdığı yazı defterini, onu bile olumlu kullanacak. Arkadaşları göster diyor ya bazen not alıyor falan, yazdığı mektubu. Şimdi herkesin bilgisayarı var aşağı yukarı, herkesin bilgisayarı ne demektir biliyor musun? Adamın bir kere bir gazetesi var, benim gazetem yok diyemez interneti olan, bilgisayarı olan. Televizyonum yok da diyemez, adam yayın yapabiliyor oradan, televizyonu da var. Kitabım defterim yok diyemez, istediği yerden kitap indirebiliyor, kütüphanem yok diyemez, her kütüphaneye girip indirebiliyor. Şimdi bakın bütün kütüphaneleri İslam için kullanabilecek durumda, televizyonu da kullanacak durumda. Radyom yok diyemez, en alasından radyodur internet, her yere yayın yapabiliyor adam. Bunları en mükemmel şekliyle kullanacak. İnşaAllah. Olumsuz kelimeden şiddetle kaçınacak. Adam yamuk olduğunu söylüyor, hadi düzelt. Kardeşim yamuğu düzeltmek kolay mı? Yani düzle muhatap ancak insanın gücünün yeteceği bir şeydir, yamuğu düzeltmek olmaz. Olur da çok zor olur. İnsan düzle ancak yaşayacak gibi yaratılmıştır. Yamuğa uyum gösterecek gibi bir durumu yok insanın, çok zordur. Yamuğu önce düzeltecek, düz hale getirecek ondan sonra bağlantı kuracak. Adamın kafası yerde, önce yavaş yavaş belinden tutup havaya kaldıracaksın, adamın yüzünü tam yüzüne getireceksin ondan sonra konuşmaya başlayacaksın. Kafa yerde gezilmez, yüz yüze geleceksin.

ALTUĞ BERKER: MaşaAllah bu konuda siz çok güzel bir örneksiniz Hocam. Yani yıllardan beri hiç en ufak bir, olumsuz şartlara rağmen bile her zaman ümitvar konuşmalar, her zaman müsbet konuşmalar yapıp ruhlara güzel hitab ediyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii bir de şöyle var mesela, “ümitvar olun”. Şimdi bu halk arasında şöyle bilinir; yani aslında pek kurtuluşun yok ama, ümitvar olmakta da fayda var, böyle değil. Ümitvar olmaktan kasıt; kesin olacak olan olayın içindesin gidiyorsun. Ümitvar budur, ümit hazırdır sen ümide doğru gidiyorsun. İnşaAllah. Budur yani “ümitvar”da bir risk yoktur, ikinci bir ihtimal yoktur. Mesela Türk İslam Birliği’nde ikinci bir ihtimal yoktur. Mesela derler ya; adamın bir konusu vardır işte biz kadere boyun eğeceğiz der. Sanki olumsuz bir şeyle karşılaşacak da, o da ona tahammül ediyor gibi bir üslup. Hayır yani sözü doğru da fakat Türkçe’de kullanılışını ruh hali olarak insanlar yanlış biliyorlar. Kadere tevekkül etmek, boyun eğmek ne demek biliyor musun? Allah’ın dediği en mükemmel şey olacak, en mutlu olacağın, Ahiret’in, dünyan için en mükemmel olaya doğru gidiyorsun demektir. Çünkü Allah kaderde asla hata yapmaz, olaylarda asla hata yapmaz. Mesela Habertürk çıktı, işte “Adnan Hoca yeniden yargılanacak” diyor, kötü haber diyor. Kardeşim bir kere benim mahkumiyet kararım bozulmuş, bu bir mucizedir, harikadır yani. Bu kadar olumsuz propagandaya rağmen, bu kadar uğraşılmasına rağmen değil mi, elinden geleni ardına koymamalarına rağmen, iddia edilen Ergenekon örgütü, efendim masonu, iti kopuğu, Darwinisti hepsi uğraşmalarına rağmen bu davayı devletin Yargıtay’ı bozdu. Ne dedi? Verilen hükümde yanlışlık var dedi. Yanlışlıklar var. Dolayısıyla bu dava ve birçok yanlışlık var dedi, bu dava yeniden görülecek dedi ve gönderdi. Bu nasıl benim aleyhime oluyor. Şimdi aslında onlar da biliyorlar bizim lehimize çok şaşırtıcı, mucize bir karar olduğunu da biliyorlar, fakat nasıl haber versin? Yani şimdi ağlasın mı? Ne diyecek işte, böyle haber veriyor. Güya kurnazlık ettiğini zannediyor. Kurnazlıkları boşa, yani bıraksınlar bunları bıraksınlar. Zaten yazının en altında yazmış bakın çok fazla bozma nedeni var, bu çok büyük olaydır. Çünkü savcı da söylemişti bunu, kendi mahkememizin savcısı. Ne dedi? Bu kişilerin dedi, dosyasında bu şahısların aleyhinde delil yok dedi. Aleyhte hiçbir delil yok dedi, bir. İkincisi, polis işkencesi ile ve yanlarında avukat olmadan ifadeler alınmış, bu ifadeler geçersizdir dedi. Üçüncü olarak da dedi ki, Bülent Tatlıcan ve arkadaşları, ki bizim zamanımızda beraber yaşadığımız, 15 yıl yanımda olan bir insandı Bülent Tatlıcan değil mi? 15 yıl yanımızda kaldı. Her işimizle ilgilenir, her türlü bağlantıları kurar, akşamdan sabaha kadar yanımdaydı değil mi? Benim kaldığım ev neredeyse, o da orada sürekli yanımda, yardımcı oluyordu. Bu insan, gece-gündüz beraber olduğumuz, faaliyet yaptığımız, her türlü faaliyette değil mi? Kardeşler ile iç içe gayret eden bir insan, imam olma iddiası ile yargılandı, diğer arkadaşlar ile beraber. Mahkeme ne yaptı? Beraat ettirdi. Ne dedi? Dosyadaki delillere dayanarak, bakarak dedi, hiçbir suç unsuru olmadığı için beraat ettiriyorum dedi. Savcı da ne dedi? Efendim dedi, siz bu çocukları beraat ettirdiniz, imam olarak da bu kişiyi beraat ettirdiniz. Bunlar aynı suç, aynı iddialar dedi, aynı dosya, her şeyleri aynı dedi. Siz bunları beraat ettirdiğinize göre, bu kişiyi beraat ettirdiğinize göre, bu kişilerin de beraat etmesi gerekir dedi. Dolayısı ile bütün bu nedenlerden dolayı dedi, hepsinin beraat etmesi gerekiyor dedi. Yargıtay da ne dedi? Bu mahkumiyeti biz kabul etmiyoruz dediler, yani mahkumiyet kararını. Geri gönderiyoruz dediler. Çok yönde yanlışlık, hata var dediler. Yargıtay dedi bunu değil mi? Çok yönde ve geri gönderdiler. Bu benim nasıl aleyhime oluyor Fatih Altaylı Beyefendi? Yahu şöyle desene: “benim ciğerime biraz şey yaptı, rahatsızlık vermiş olabilir belki” değil mi? “Ben de bunu başka türlü ifade edecek kelime bulamıyorum, bu şekilde ifade ettim” de, değil mi? Tabii, Adnan Hoca kötü örnek. Bir de kardeşim, velev ki öyle olsa, dese ki Hz. Yusuf (a.s.) gibi 7 yıl yatacak dense, ben göklere uçarım. Ne büyük şereftir benim için. Hz. Yusuf (a.s.)’un makamı yani, değil mi? Yani hiçbir yönden kötü haber olamıyor, nasıl olacak bu iş? En iyisi, Fatih Altaylı Beyefendi’nin bu konudaki bu öfkeli, efendim husumetli tavrından vazgeçmesi. Kardeşim, 11 yıl oldu artık, insaf. Ben onunla ilgili iddialardan beraat ettim. Bak devlet beraat ettirdi, mahkeme beraat ettirdi. Yargıtay onadı, beraat ettim. Buna rağmen kardeşim bu ne dinmez öfke böyle değil mi? Çok acayip. Çok çok acayip. Cübbeli’ye de iki büklüm olup, elini öpüyorlar. Yani biraz garip, şaşırtıcı, hayret verici. Evet.

ALTUĞ BERKER: Hocam, Bediüzzaman Hazretleri de, siz de onu çok seversiniz, hep ifade ediyorsunuz. O da sizin gibi böyle çok ümitvar konuşmalar yapılması taraftarıydı. Kendisi de mesela, “Ümitvar olunuz, ileride en yüksek ve gür seda, İslam’ın sedası olacaktır” diye, o şartlarda, yani Dünya Savaşları’nda.

ADNAN OKTAR: Ama bak, şimdi burada yine bu, bu kelime, bu konuşma yanlış anlaşılır. Bu ümitvar olma, genellikle mesela kanser hastasıdır, adama der ki, ümitvar olun derler. Ama adam ölecektir değil mi? Öyle bilinir. Bu anlamda bir ümitvarlık değil bu. Bediüzzaman ne diyor biliyor musun? Ben diyor, gözümle gördüm, zamanın dışına çıktım diyor. Tai mekan, tai zaman oldu diyor. Zaman ve mekan boyutunun dışına çıktım, olayları Allah’ın dilemesi ile gördüm. Mehdi (a.s.)’yi de gördüm, olayları da gördüm. İslam hakim oldu diyor, ben gördüm. Gelip şimdi anlatıyorum diyor. Ümitvar olunuz diyor, olacak diyor. Bu anlamda diyor. Olmuş bir şeyi anlatıyor. Genellikle bu yanlış uygulandığı için, yani bunun arasıra biraz anlatılmasında fayda var. Tabii, mesela ümitvar olunuz, duyan hani tamamen neşeni kaybetme. Tamam bitti ama bu iş, ama umutsuz da olma, var gücünle yine gayret et, ama bitti tabii, gibi. Öyle anlaşılır. Böyle bir şey yok. Bediüzzaman’ın anlattığı bu değil. Bediüzzaman, bizzat Mehdi (a.s.) ile görüşmüş insandır. Yani yüz yüze görüşmüş insandır Mehdi (a.s.) ile.

ALTUĞ BERKER: İsmini de veririm ama diyor şimdi vermem...

ADNAN OKTAR: Tabii, yüz yüze görüşmüş bir insandır. Hepsini biliyor. Mehdi (a.s.)’nin doğum tarihini de biliyor, nerede ne faaliyet yapacağını biliyor, hangi tür faaliyet yapacağını biliyor, ne zamana kadar faaliyet yapacağını biliyor, ne zaman vefat edeceğini biliyor. Talebelerini biliyor, nelerle karşılaşacağını biliyor, hepsini anlatmış. Dolayısı ile öyle bir, yani o anlamda ümitvar olunuz demiyor Üstad. Acayip sakindir Bediüzzaman tabii. Süleyman Efendi de öyledir, Süleyman Hilmi Tuna Hazeretleri de. Yani o da 2011’leri işaret etmiştir, 2011’leri tabii. Yani Mehdi (a.s.) için, inşaAllah. Efendim, diyor ki kardeşlerimiz, geçenlerde bize bir yazı geldi. Sen, bilmiyorum şey oldu mu, bana gösterdi internetten. Efendim dediler, Şeyh Mehdi (a.s.) Nakşibendi tarikatından olacak, doğru, şöyle. Ali Haydar Efendi Hazretleri, Halidiye kolundan, bildiğim kadarı ile. Tariki, halifeliği Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır. Ne olmuş oluyor bu? Nakşibendi Tarikatı’nın değil mi? Halifeliğini ona bırakmıştır ve onunla hitam buluyor. Hatem el Veli’dir. Kadiri Tarikatı, Kadiri Tarikatı, emaneti ona teslim ediyor, onunla hitam buluyor. Şaziri Tarikatı, emaneti ona teslim ediyor, onunla hitam buluyor. Bütün tarikatlar Mehdi (a.s.)’de toplanıyor. Bir tek Nakşibendi değil. Kadiri, Şaziri, bütün Hak Sünni tarikatların hepsi Mehdi (a.s.) ‘de toplanıp, hitam bulmuştur. Yani bütün büyük tarikatların tamamını meyz etmiş, almıştır Mehdi (a.s.) ve hepsinin üzerinde, en büyük mürşid ve en büyük müceddiddir, en büyük müçtehiddir. En büyük Mehdi (a.s.), hem mürşid, hem Mehdi (a.s.), hem Kutb-u Azam olarak diyor. Bir zat-ı Nurani’yi göndericek, o da Ehl-i Beyt’i Nebevi’den olacaktır diyor. Kadiri yönü de vardır Mehdi (a.s.)’nin, Şazeli yönü de vardır, Nakşi yönü de vardır. Ve bütün tarikatlar onda meyz edip toplanmıştır ve onunla hitam bulmuştur. Hatem el Veli’dir.

OKTAR BABUNA: Siz şeyi de söylemiştiniz Hocam. Mezheplerin üzerindedir diye inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerinin tamamı ona bağlanmıştır. Yani bütün mezhep imamları ona bağlanmıştır. Ve dolayısı ile onun zamanında mezhepler de kalkıyor. Tarikat da kalkıyor, çünkü en büyük Mürşid. Yani Şah’ı Nakşibend’ten çok daha büyüktür. Abdülkadir Geylâni’den çok daha büyüktür. Hepsi ona bağlanmış. Zaten İmam Rabbani, iki büklüm oluyor Mehdi (a.s.)’den bahsederken. Onun mürşididir. Yani İmam Rabbani Hazretleri’nin mürşididir Mehdi (a.s.). Onun Hocasıdır. Yani ona bağlıdır o, mürşid olarak. Abdülkadir Geylâni, Mehdi (a.s.)’ye intisaflıdır. Yani Kâlû Belâ’da ona intisaflıdır. Dolayısı ile o yönü ile kardeşimizin sözü doğrudur, inşaAllah. İnşaAllah.

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Nur yönünden de Üstad Hazretleri de öyle tabir ediyor. Pişdar bir neferiyim diyor ben Mehdi (a.s.)’nin, yani kendilerinin.

ADNAN OKTAR: Tabii, mesela Üstad da Mehdi (a.s.)’nin talebesidir.

OKTAR BABUNA: Gerçek sahipleri diyor Risale-i Nur’un.

ADNAN OKTAR: Bak diyor, “Hiçbir cihette” diyor. “Hiçbir cihette, ahir zamanın o acip,” bak “acip şahsı gibi olamam.” diyor. Hiçbir cihette olamam onun gibi diyor, Mehdi (a.s.)’yi kastediyor. Gerçek sahipleri diyor, Risale-i Nur Külliyatı’nın gerçek sahipleri, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelir, Cenab-ı Hakk’ın izni ile diyor bu değil mi? Tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden şükrederiz, Allah’a hamd ederiz diyor, inşaAllah. Onun için Cenab-ı Allah halifeliği de kaldırtmıştır. Hz. Hızır (a.s.) görev almıştır halifeliğin kalkmasında. Tabii, ve halifeliğin kalkması ile, Mehdi (a.s.)’nin zemini açılmıştır. Yani halife varken, halife seçilir mi? Fitnedir bu, haramdır. Allah önce halifeyi kaldırıyor, Mehdi (.a.s.) gelmeden hemen önce kaldırılmıştır, yani o yüzyılda kaldırılmıştır ve arkasından Mehdi (a.s.) gönderiliyor. Çünkü olmaz o, ikisi birlikte olmaz. İslam aleminin lideri varken, yeni bir lider olmaz, inşaAllah. Ama Allah, önce onu kaldırmıştır. Ama hiç kimsenin biatı üzerinde olmayacaktır diyor Mehdi (a.s.)’nin. Çünkü bütün mürşidler Mehdi (a.s.)’ye bağlanır. Mehdi (a.s.), hiçbir mürşide bağlı değildir, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Hocam, balıklar dört dönüyordu siz gelene kadar. Siz odaya girdiniz dikkat ettim, şu köşedeki balık yerini aldı, hiç kıpırdamadan dinliyor sizi.

ADNAN OKTAR: Ah severim onu. Abisini o çok seviyor abisi. O çok uslu, her seferinde dinliyor o öyle.

OKTAR BABUNA: Evet, siz yokken dört dönüyordu.

ADNAN OKTAR: Biliyorum, ben yokken de havalarda geziniyordu. Tur atıyordu. Her derste öyle, uslu uslu orada, oraya gelip, tombik orada oturup dinliyor öyle. Abisi yesin onu, ağzını, burnunu her şeyini, burnunu, kulaklarını. Çok terbiyeli abisi o. Demin hakikaten ortalarda uçan daire gibi geziyordu. MaşaAllah.

OKTAR BABUNA: Kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız inşaAllah.

Hocam bir haber aldık şimdi. Mavi Karadeniz TV’nin reklam işlerinden sorumlu Beyefendinin sözcüsü Melek Hanım rahatsızlanmış. Yanmış duyduğumuz kadarıyla. Çapa’ya götürüyorlar. Biz de yardımcı olmak isteriz. Eğer en ufak bir ihtiyaçları varsa yardımcı oluruz. Ben de yayından sonra oraya geçebilirim. Allah şifa versin.

ADNAN OKTAR: Mavi Karadeniz televizyonunun reklam yayın işlerinin müdürünün sözcüsü, yanmış Allah yardımcısı olsun. Allah şifa versin. Çapa’ya kaldırılmış. Tamam, biz zaten orayı tavsiye ettik, oraya kaldırdılar. Sen de yayından sonra gidebilirsin. İnşaAllah. Tamam? Ama yani zaten gereken müdahale şu an yapılıyor. Evet. Vardır bir hayır inşaAllah. İnşaAllah, bir güzellik olur inşaAllah. Sağlık, sıhhate kavuşur inşaAllah.

Evet. Anlat, neler var?

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Alemleri gösteren bir görüntümüz vardı. Uygun olur mu inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Göreyim.

OKTAR BABUNA: Samanyolu’ndan 10 milyon ışık yılı uzaktan görüntüsü bu karenin içinde görüldüğü şekilde. Devam ediyoruz. Samanyolu’na 1 milyon ışık yılı. Yaklaşıyor. 100 bin ışık yılı görüntüsü. 10 bin ışık yılı görüntüsü Samanyolu’nun. 1000 ışık yılı görüntüsü. 100 ışık yılı görüntüsü. Daha da yaklaşıyor. 10, 1 ışık yılı. 1 trilyon km uzaktan görüntüsü. 100 milyar km. Daha yaklaşıyor. 10 milyar km. Bu şekilde yaklaşarak devam ediyor. Hemen şunu söyleyelim 1 ışık yılı demek saniyede 300 bin km yol alıyor ışık. Bunun bir sene süresince alacağı, yani akıl almaz bir mesafe ortaya çıkıyor. Daha da yaklaşıyor. 1 milyon km. 100 bin km uzaklıktan Dünya. Dünya’ya yaklaşıyor. 1000 km uzaklıktan Güneydoğu Amerika. 100 km uzaklıktan yaklaşıyor, iyice yaklaşıyor. 100 mt uzaklıktan, 10 mt uzaklıktan. Bir meşe ağacına geliyor. Meşe ağacının yapraklarını incelemeye başlıyor. 1 cm uzaklığa kadar iniyor. Bakın daha da yaklaşıyor. Mikroskobik düzeye iniyor. 10 mikron uzaklıktan, 1 mikron uzaklığa ve 1000 angström uzaklıktan DNA sarmalları. Pikometre uzaklığa geliyor. 10 ferm uzaklıktan. 1000 ferm uzaklıktan. Tek bir protonun görüntüsü. Allah bir ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Haberiniz olsun yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.”.

ADNAN OKTAR: Evet. Biz tabii atomu küçük görüyoruz. Atomun içerisinde kaç yüzbin alem var biz bilmiyoruz. Yani belki bir Samanyolu gibi veyahut uzay büyüklüğünde bir alem atomun çekirdeğinin içerisinde var. Biz bilmiyoruz. Yani büyük küçük diye bir konu yok ki. En küçük en büyükten farkı olmuyor. Yani izafidir. Kıyasla oluyor. Mesela bütün Samanyolu galaksisi uzaktan bakılığında şu kadarcık oluyor. Şu kadar, ufacık. Biraz daha uzaklaşırsan iğne ucu kadar oluyor Samanyolu. Yaklaştığında uçsuz bucaksız büyük görülüyor. Tamamen izafidir. Yani algıya bağlıdır. Yani kıyasa ve algıya bağlıdır. İnşaAllah. Ahiret’teki hayatta da bu oluşacaktır. Yani izafiyet. Zamanın izafi olması... Mesela insanlar diriliyorlar. ‘Ne kadar kaldınız?’ deniyor. Her biri ayrı bir şey söylüyorlar. Çeşit çeşit... Mesela biri on gün kaldık diyor, biri bir gün kaldık diyor, biri bir günün bir vakti kadar kaldık diyor. Bir kısmı da bir göz açıp kapama vakti kadar kaldık diyorlar. Yani gözünü açıp kapama kadar. Hiçbiri değil. Allah diyor; normal sürelerinde kaldılar diyor. Gereği kadar kaldılar diyor. Ama Allah da açıklamıyor. Yani kastedilen, Cenab-ı Allah’ın katında olan bir vakit. Hepsi doğru asılnda. On gün doğru. On gün de doğru, bir gün de doğru. Allah istese 10 gün olarak da onları insanlara gösterebilir. Bir gün olarak gösterebilir, bir günün bir vakti kadar... Göz açıp kapama vakti kadar, o da doğru. O da izafi. Algıya bağlı. Tabii.

SUNUCU: Hemen bir tane soru yönelteyim. Süleyman Pakel, Trabzon’dan. “Saygıdeğer Hocam ben sizin vesilenizle öğrendim ve tüm çevremde de bu yüzyılda inşaAllah İslam’ın hakim olacağını, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur ettiği ve Darwinizm’in geçersizliğini anlatıyorum. Fakat bazı kişiler neden sürekli Mehdiyet’ten bahsediyorsun? Darwinizm’i anlatmaya ne gerek var? ‘Topluma faydalı olmak için karakter değiştirmeye yönelik konulardan bahsedebilirsin’ gibi -bence cahilce olan- bazı yorumlarda bulunuyorlar. Bu kişilere ne gibi bir cevap vereyim Hocam?”

ADNAN OKTAR: Hayır, şimdi tabii her sözün bir doğru yönü vardır da fakat sıralamayı yanlış yapmış o arkadaş onu söyleyen. Önce tabii ki putun kırılması lazım. Darwinizm’in indirilmesi lazım. Sonra Allah’ın varlığı anlatılır. Allah’ın varlığı-birliği anlatılır. Kuran hakikatleri, Kuran’ın mucizeleri anlatılır. Allah korkusu anlatılır. Ondan sonra toplumdaki bozukluklar anlatılır. Yoksa ateist bir adama işte toplumda insanlar birbirini sevmiyor, egoist bencil insanlar var dersen adam sana boş boş bakıp güler yani. Yani çünkü ahlakın kaynağı dindir. Sen hangi ahlak anlayışını savunuyorsun? Ahlakı o izafi görür ve geçerli olmaz onun için. Onun için geçerli olması için önce Allah’a inanması lazım. Ama genellikle tabii güçleri yetmediği için, yani Darwinizm’e gücü yetmeyenler Darwinizm’e karşı pasif savunma yapıyorlar. Diyorlar ki; Darwinizm diye bir şey mi var? Kardeşim ‘Darwinizm diye bir şey var mı?’ ne demek? Yani şimdi sen bütün İslam alemi bir ara komünistlerin eline teslim oldu mu? Mısır’dan tut, Fas, Tunus, Cezayir, Filistin, Irak, Suriye hepsi komünistlerin eline teslim oldu değil mi? Peki Darwinist olduklarından olmadı mı bu? Oldu. O zaman niye oturup boş konuşuyorsun? Burada bir mantık yok. İbn-i Miskeveyhler bilmem ne falan o avanak herifi de bir ara İbn-i Miskeveyh diye alim diye ortaya çıkartmaya kalktılar Darwinist alim diye. Onun da efendim, o hurma dalını ona yutturduk. Hurmadan oluyordu insanlar diyordu. Değil mi? O hurmayı ona yedirttirdik böyle bir güzel.

OKTAR BABUNA: Cihaz diye birini de çıkardılar.

ADNAN OKTAR: Cihaz, al birini vur ötekine. Aynı kafadalar tabii. Atatürk bu konuda çok güzel tespitlerde bulunmuştur zamanında. Türk Birliği’nin önemini vurgulamıştır, İslam Birliği’nin önemini vurgulamıştır. Bugünleri görmüştür Atatürk. Dolayısıyla Türk İslam Birliği, Mehdiyet’le iç içedir. Yani arkadaşımızın oradaki sözü yanlış. Bir de ‘Mehdiyet’i niçin gündeme getiriyorsunuz?’ diyorlar. Kardeşim o zaman siz Kuran’ın, Kuran ahlakının dünyaya hakimiyetini de niye gündeme getiriyorsunuz anlamına geliyor. Türk İslam Birliği oluştuğunda, bütün dünyaya hakimiyet olduğunda, bu büyük birliğin bir lideri olmaz mı? NATO’nun lideri oluyor. Değil mi? Masonların lideri var. Hıristiyanların lideri var. Musevilerin lideri oluyor. Her toplumun bir lideri oluyor. Nasıl Müslümanların lideri olmuyor? Tabii ki bir manevi lideri olacak. Bunda şaşacak ne var? Buna istersen Mehdi de, ister lider de, ister başkan de. Ne dersen de ama bu yüzyılda İslam dünyaya hakim olacaktır. İslam’ın dünyaya hakimiyetinden rahatsız olanlar olabilir o ayrı ama bu yüzde yüz olacak bir olaydır. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) bunu hadislerde belirtmiş. Hatta bir ara Cübbeli de 1996’larda savunuyordu. Değil mi? Mehdi (a.s)’ın her an geleceğini, her zaman bunun mümkün olduğunu söylüyordu. Onunla ilgili de bir şey, film olması gerekiyordu gerekiyordu bizde. Varsa onu yayınlasınlar ben bir göreyim.

OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam.

(Cübbeli VTR)

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

OKTAR BABUNA: Hocam yani bu kadar olur maşaAllah. Mehdi (a.s.) geldiğinde tanımama durumuna düşeceklerini çünkü bidatları kaldırır, dinimizi kaldırır deriz diyor. Medineli alim diyor, ona karşı diyor, bir şeyi olacak diyor.

ADNAN OKTAR: Tavrı olacak diyor. Allah’tan Mehdi (a.s.)’ye yetişmeyi istiyor değil mi? Mehdi (a.s.) ile görüştür bizi Yarabbi diyor. Mehdi (a.s.)’nin zamanına bizi rast getir diyor, sonra da 500 yıl ilerisine şimdi erteledi Mehdi (a.s.)’i. Kardeşim madem Mehdi (a.s.) ile sen görüşmek istiyorsun, niye 500 yıl erteliyorsun o zaman? Niye şu an istiyorsun o zaman? 500 yıl sonra görüşeceksen zaten görüşemeyeceksin demektir. O zaman niye dua ediyorsun bak 500 yıl sonraya, madem böyle eminsen niye böyle dua ediyorsun?

OKTAR BABUNA: Tanımama için de korktuğunu söylüyor, korkarım diyor.

ADNAN OKTAR: O Vtr’yi bir daha yayınlayın bakayım. Bir daha bakayım. Şimdi bak Mehdi (a.s.)’yi bize gönder Yarabbi diye dua ediyor değil mi? Aşkla, şevkle dua ediyor. Mehdi (a.s.)’yi gönder diye. Şimdi 500 yıl sonra geleceğinden emin olan bir insan Mehdi (a.s.)’yi gönder diye dua eder mi? Demek ki çıkacağından emin. Bu yüzyılda çıkacağından emin. Yani “her an çıkabilir” diyor başka bir konuşmasında, “her an çıkabilir” diyor. Sonra diyor ki bu değil diyen anormal adamlar çıkacak diyor böyle. Mehdi (a.s.) çıktığında Mehdi (a.s.) bu değil diyen sapıklar çıkacak diyor. Mehdi (a.s.)’yi reddedecekler diyor. Adamın işine gelmeyecek diyor. Hatta maddesine dokunacak diyor, maddesine dokunacak. Menfaatine dokunacak, onun çıkarlarıyla çelişecek diyor ve Mehdi (a.s.)’yi dinsizlikle, sapkınlıkla suçlayacak diyor değil mi? Acaba bunu kim diyecek? Yani Mehdi (a.s.) çıkacak da, acaba öyle biri çıktı dedi de, bu konuşmaları yaptı da Cübbeli’nin haberi mi yok yoksa? Böyle bir şey olmuş olabilir mi? Ben bundan şüphe ediyorum yani belki Mehdi (a.s.) çıktı, belki bunu diyen adamlar da çıktı. Fakat Cübbeli’nin bundan haberi yok herhalde, değil mi? Belki birilerinin maddesine dokundu. Belki çıkarına dokundu değil mi? Bak nasıl aşkla dua ediyor? Çıkacağından emin.

OKTAR BABUNA: Bir de başımıza gelecek diyor yani olacak bir şeyi söylüyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, bu başımıza gelecek, karşılaşacağız diyor. Maddesine dokunacak adamın diyor. Çıkarına dokunacak diyor ve reddedecek Mehdi (a.s.)’yi diyor ve onu sapkınlıkla, dinsizlikle itham edecek diyor özetle, değil mi? Acaba böyle birileri çıktı da Cübbeli’nin haberi mi yok? Bu çok önemli. Çünkü diyor “Yarabbi bize bu yüzyılda Mehdi (a.s.)’yi gönder” diyor daha önce. Her an çıkabilir diyor, şöyle söylüyor, bu cümleyi şöyle söylüyor; arkadaşlar diyor oradaki Müslümanlara, onun da Vtr’si var ama sonra gösteririz gerekirse. Her an çıkabilir ne demek biliyor musun? Bugün, yarın, şu saat, her an olabilir. Bunu diyor ve sonra da bak ne hale geldi. Benim kanaatim Mehdi (a.s.)’nin geldiğinin farkında Cübbeli. Yani bunu böyle söyleyen bir insanın 180 derece dönmesinin bir açıklaması yok. 180 derece dönmüş.

SUNUCU: Ankara’dan Muhammed Yürekli. “Hocam değerli fikirleriniz için Allah razı olsun. Ben elimden geldiğince Mehdi (a.s.) ve ahir zaman konularını konuştuğum herkese anlatıyorum. İslam’ın da hakim olacağını şevkle söylüyorum. Ama bazı büyüklerim bana sen böyle konuları bırak, seni aşar, bu konuları tarikat ehline bırak, onların anlatacağı konular diye susturup dinlemiyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz Hocam?”

ADNAN OKTAR: Tarikat ehli işte Cübbeli Ahmet Hocamız var, tarikat ehlidir, anlatıyor. Anlatıyor ama yani bilgisi noksan. Değişik ifadeler kullanıyor. Önce gelecek diyor, her an çıkabilir diyor. Sonra da 500 yıl sonra çıkacak diyor. Sonra da 200 yıl sonra çıkacak demeye başladı şu anda da. Yani hep böyle yüzlerce sene oynuyor böyle. Bak 500 sene nerede, 570 sene, 500 sene, 200 seneye indirdi bu sefer. Yani biraz bir acayiplik var. Tarikat ehline değil, şöyle diyecek, ilim ehline sor diyecek, ilim ehline inşaAllah. Mehdiyeti en güzel Mehdi (a.s.) tarif edecektir. Risale-i Nur’u en güzel Mehdi (a.s.) anlatacaktır. Risale-i Nur Külliyatı’nın en derin sırlarını Mehdi (a.s.) açıklayacaktır. Kuran’ın sırlarını Mehdi (a.s.) açıklayacaktır. Deccali, deccaliyeti Mehdi (a.s.) açıklayacaktır. Hıristiyan alemini Kuran’a davette Mehdi (a.s.) etkili olacaktır. Musevileri İslamiyet’e davette Mehdi (a.s.) etkili olacaktır. Allah’a inananları bir araya getirmede Mehdi (a.s.) görevli olacaktır. Türk-İslam Birliği’ni kurmayı Mehdi (a.s.) meydana getirecektir. Bu dediklerimi yarı yarıya ispat ettim, gördünüz. Yani gelişmelerle gördü insanlar. Geri kalan kısmı içinde bir 10 yıla ihtiyaç var. Ben buradayım, bu cd’leri saklıyorlar, filmleri de görüyorlar. Dediklerimin kelime kelime aynı olduğunu görecekler. Bu onların müthiş hoşuna gidecek ama. Bak düşünün bir insan söylüyor ve aynısı çıkıyor. Daha önce söylediklerimin de bakın aynısının çıkmasından bir bağlantı kursunlar. Bakın dediler ki; küresel ısınma var dediler yağmurlar kesilecek dediler. Dedim ki; küresel ısınma yok, bu hadislerde belirtilmiş bir olaydır, Mehdi (a.s.) devrinde çıkmış bir olaydır. Kuyruklu yıldızdan sonra, kuyruklu yıldız Lulin’in çıkışından sonra yağmurlar artacak dedim. Türkiye’de şu an barajlar yüzde 100 doldu. Bak 2 yıl sonra 41 kent susuz diyor o zamanlar. Dünya ısınıyor, afetler kapıda, o zaman bakın, kuraklık alarmı diyorlardı, Porsuk kupkuru diyorlardı, Tuz Çölü diyorlardı, burası baraj mesela bak takır takır kurumuş. Barajlar bu hale geldi, Kıyamet çok yakın diyorlardı. İşte korkutan erime, asıl felaket 2009 yılında diyorlardı. Değil mi? Kıyamet yakın diyorlardı. Bakın 2009 yılında tam tersi oldu. Bakın benim dediğim doğru çıktı. Değil mi?

OKTAR BABUNA: Tam doğru çıktı Hocam maşaAllah. Bir de siz hadisleri de açıklamıştınız Hocam. Lulin kuyruklu yıldızının çıkışı ile başlıyor yağmurlarının bollaşması. Hadiste bildirildiği gibi.

ADNAN OKTAR: Bak ekonomik kriz ile ilgili dediler. Bu sene biter dediler ekonomik kriz. 7 yıl sürecek dedim. Bütün dünya benim dediğimi kabul etti. 7 yıl olduğunu kabul etti. Yani bir kişi desin ki arkadaş yalan söylüyorsun, doğru değil bu dediğin desinler. Bana mesaj göndersinler. Bir Allah’ın kulu bana söylesin. Hiç kimse bunun aksini söyleyemez. Yıllar önce söyledim. Aynen dediğim gibi doğru çıktı. Bak dedim ki; net altını çizdim, vizeler kalkacak dedim bakın vizeler. Daha hiç adı, sanı yoktu ortada, daha hiç duyulmamıştı. Kaç ülkenin vizesi kalktı?

OKTAR BABUNA: 57 Hocam.

ADNAN OKTAR: 57 ülkenin vizesi kalktı.

SUNUCU: Kimsenin de aklına gelmezdi.

ADNAN OKTAR: Tabii. Akıldan, hayalinden geçmeyecek bir konuydu.

OKTAR BABUNA: Önce adapte olamadılar zaten, anlayamadılar, öyle şey olur mu gibi bir şey oldu, süre oldu. Siz söyledikten 6 ay sonra başladı zaten kalkmaya.

ADNAN OKTAR: Bir de Türk-İslam Birliği ile ilgili muazzam gelişmeler olacak dedim. Yüzlerce siyasi gelişme oldu. Zincirleme ve halen de devam ediyor. Dolayısıyla bunun sonucunda insanlık bir mutlu, güzel çağa girecek, hoş bir ortama girecek ama bunu yaparken tabii el birlik yapacağız, özellikle gençlere çok büyük iş düşüyor. Özellikle interneti kullananlar, Allah’ın verdiği bu nimeti çok iyi değerlendirecekler. İnternet bizim sohbet odamız, büyük evimiz. Yani Müslümanlara Allah bir ev kurdu; oda oda. Komşusunun kapısını çalacak, hu komşu ben geldim diyecek, değil mi, kimsininiz diyecek, Allah misafiri diyecek. Allah misafiri. Nedir istediğin diyecek. Ben Türk-İslam Birliği’nin diyecek, gariban bir yolcusuyum. Gelin ittifak edelim diyecek. Kazakistan, Azerbaycan, her yerden dostları olsun kardeşlerimizin, her yerden. Tek dil, mesela Türk Devletleri ile Türkçe konuşmak çok rahat, bağlantı kurmak mümkün. Bir de İslami eserleri, faydalı eserleri, faydalı makaleleri mutlaka tercüme etsin kardeşlerimiz. Benden ne olacak demesin. Mesela bir yazı var, herhangi bir yazı, bak Türkçe yazı, faydalı, güzel bir yazı. Kendi internet sitesinde onu tercüme etsin, koysun ve söylesin, desin, ben böyle bir tercüme var bende, istifade etmek isteyen var mı, haber versin etrafına. Onları bir araya getiren insanlar olur ve onlardan büyük kütüphaneler oluşur. Yani değil mi? Damlaya damlaya göl olur derler. Tercüme gücü yeten tercüme yapsın, resim yapabilen resim yapsın, güzel. Site yapabilenler site oluştursunlar, blog siteler oluştursunlar. Ev toplantıları da çok önemlidir. Mesela güzel evi var tertemiz. 10 tane arkadaş, 10 tane güzel, sevimli arkadaş edinsinler. Bir araya gelsinler, sevgiden, dostluktan, kardeşlikten, böyle güzel dem vursun, onlardan sohbet etsinler. Ama birbirlerinden çıkar sağlamaya çalışmasınlar yani bu işin tadını kaçırır. Kimseye yük olmamak lazım. Kimse kimseye yük olmamaya gayret etsin. Ama Allah vermesin bazen hakikaten fakir olan olur, biz onu, insanlar onu sezerler. Fakir, utanması lazım. Utanan fakir çok iyidir. Utansın, onları etrafındaki insanlar bulsunlar, çevresindekileri bulsunlar. Dolayısıyla bu tip sohbetlerin böyle tadını kaçıracak üsluptan kaçınmak lazım. Ne gururlarına, ne onurlarına, ne haysiyetlerine dokunmamak, büyük ideallerde birleşmek lazım, yüksek ideallerde birleşmek lazım. Yani yüksek duyguları yaşamak lazım. Toplantılar asil olsun, soylu toplantılar olsun. Güzel sohbetler olsun yani onun soyluluğuna zarar getirecek, halal getirecek şeylerden kaçınmak lazım. Değil mi? İnsan bir yarım ekmek yer, az bir şey peynir yer yine de kendini muhtaç göstermez. Yani dik başlı olmak güzeldir. Boyun eğici olmak insana yakışmaz, asaletini kırar insanın, değil mi? Gani gönüllü olmak lazım. Veysel Karani gibi. Bak çölde deli aşıktı böyle. Değil mi Resullah (s.a.v)’in aşığıydı. Asrın kutbuydu o aynı zamanda, kutuptu o. Kutbul aktab, Kutbul irşad vardır. O asrının kutbuydu inşaAllah. Resulullah (s.a.v)’ın aşığıydı, yollara düştü, fakirdi o. Fakir aşık böyle, gani gönüllü. Bilali Habeşi, hep böyle mesela değil mi? Peygamberimiz (s.a.v)’in kölesi Zeyd bunlar deli aşıklar. Bizim dünyadan bir istediğimiz yok, Allah aşkını istiyoruz biz. En zevkli şey Allah aşkıdır dünyada. Tabii yani onun dışında öyle insanı mutlu edebilecek bir şey bulamazsın. Dünyadan bir şey çıkmaz inşaAllah. Zaten ona göre yaratılmıştır dünya. Öyle bir şey çıkacak gibi yaratılmamıştır. Sadece biraz tanıtım amaçlı çok az bir şeyler gösterilmiştir. Hükmen, usulen. Yani dünyaya kendini kaptırmak çok büyük akılsızlıktır.

OKTAR BABUNA: Bu arada Hocam size üzerimde sorumluluk kalmasın Azerbaycan’dan Türkiye’nin her tarafından Avrupa ülkelerinden, Amerika’dan selam gönderenler var.

ADNAN OKTAR: Hepsine ve aleyna ve aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatuhu. Allah’ın rahmeti, selamı, bereketi hepsinin üzerine olsun. Hepsinin selamını aldım inşaAllah şu anda hiçbirinizde sorumluluk kalmış olmadı, hepsini alıyorum.

OKTAR BABUNA: Bir okuyucu sorusu var. Sorayım mı?

ADNAN OKTAR: Sor hadi bakayım.

OKTAR BABUNA: “Selamün aleyküm Hocam”.

ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam.

OKTAR BABUNA: “Kitaplarınızı cd’lerinizi sürekli okuyan izleyen ve internetten de kitaplarınızı okuyan ayrıca televizyon yayınlarında sizi yakından takip eden bir izleyicinizim. Bazen 2014’den, 2017’den, 2020’den bazen de 2025’den tarihler veriyorsunuz. Bu tarihlerde ne olacak? Bir de Hz. İsa (a.s)’ın geleceği tarih olarak bizlere ve sizleri takip eden Müslüman kardeşlerimize bir müjde verirseniz çok mutlu olacağız.” Gebze’den İsmail Bey.

ADNAN OKTAR: Gebze’nin aslanı İsmail maşaAllah. İsmail şöyle yapsın, ben buradayım İstanbul’dayım. Bak yıllar ne çabuk geçiyor 2009 hemen 2010 oldu. 2010 kısa sürede 2011 olacak. Sürekli şaşıracak ve bu davayı sürekli takip edeceğim söz veriyorum inşaAllah. Allah’ın izniyle Cenab-ı Allah sağlık sıhhat verirse 11’ler, 12’ler, 13’ler, 14’ler... Yalnız Allah aşıkları belalı olur ona söyleyeyim. Yani bela akar üstlerinden, Allah aşıklarının üstlerinden. Sakın beladan korkmayacak. Bu çok önemlidir, yağmur gibi bela yağar, aşığın özelliğidir inşaAllah. Mecnun ne yaptı? Çöllerde sürünüyordu değil mi? Aşık özelliğidir. Asfalt yolda gitse o Mecnun olur muydu? Araba ile gitse, olmazdı. Çölde süründüğü için o Mecnun oldu. Yüzükoyun süründü böyle aç susuz. Mecnunları görecek daha o inşaAllah. Korkmayacak büyük olaylar olacak. Büyük sarsıntılar olacak fakat korkmayacak inşaAllah. Biraz sabrederse benim yüzümü her yerde görecek inşaAllah. Toprağın altında, üstünde, betonun arkasında, betonun dışında yanında, üstünde mutlaka yüzümü görür inşaAllah. Takip etsin inşaAllah. Adım adım, adım, adım, adım, adım geliştiğini görecek ve şaşıracak. Diyecek: Adnan Hocamız Allah’ın gariban bir kuluydu, hayret, dedikleri aynısı ile çıktı, diyecek. Şaşkınlıktan şaşkınlığa düşecek inşaAllah. Hiç şaşırmasın ben demiyorum Resulullah (s.a.v) diyor, Resulullah (s.a.v)’ın yetiştirdiği evliyalar diyor. Biz onlardan naklediyoruz. Ama evliya kol geziyor İstanbul’da onu da söyleyeyim. Yani hiç tahmin etmedikleri insanlar, hiç tahmin etmedikleri kılıkta İstanbul’da kol geziyorlar. Hızır (a.s) da burada onu da söyleyeyim inşaAllah.

Bak bak bak maşaAllah. Taha Suresi. Neyse ben bu sana bir sayfa açtırayım da daha iyi olur. Önce açtığım için o şeyde düşünebilirler. Ya Allah Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz inşaAllah. Bakın diyor ki şeytandan Allah’a sığınırım. Enam Suresi 158. Şeytandan Allah’a sığınıyorum yani Kuran okurken insanın şeytandan Allah’a sığınması gerekir onun için hatırlatıyorum. “Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce iman etmemişse veya imanlarında bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: ‘Bekleyin, biz de elbette beklemekteyiz’”. İnşaAllah. “Meleklerin gelmesini mi”. Cübbeli diyor ki Meleğin gelmesini bekliyoruz. Mehdi (a.s)’ın başının üstünde bir bulut olacak bir melek gelecek diyor bu Mehdi (a.s.)’dir diyecek diyor. Allah diyor öyle bir şey olduğunda perişan ederim sizi diyor. Yani o büyük bir beladır, Melek geldi mi, görünür hale geldi mi? Değil mi? Melek görünmez. Mesela binlerce Melek Mehdi (a.s)’ye yardım ediyor, hiç kimse görmeyecektir. Hızır (a.s) Mehdi (a.s.)’ye sürekli yardım edecek. Cebrail, Mikail, İsrafil (a.s), Mehdi (a.s) ile sürekli beraberler kimse görmez, inşaAllah. “Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar,” bak bir daha söylüyorum, “Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar,” ne demek istediğimi herkes anlamıştır. “Sen hiçbir şeyde onlardan değilsin.” Sen onların ekibinde değilsin, diyor Cenab-ı Allah. “Onların işi ancak Allah'adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir”, demekki dinde bölünme yok, haram. “Kim bir iyilikle gelirse,” diyor Cenab-ı Allah “kendisine bunun on katı vardır,” diyor on katı sevap veririm diyor Allah. “Kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz” Allah şefkatinden tam misli kadar ceza veririm diyor ama iyilik yapana on mislini veririm diyor. “Ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.” Biz Rabbimizden razıyız, elhamdülillah. “De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti, dimdik duran bir dine, İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine. O, müşriklerden değildi". Biz aynı zamanda İbrahimiyiz inşaAllah. “De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim” diri halim, Allah yolundaki bütün mücadelelerim “ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır.". Her şeyimi Allah’a verdim diyor, değil mi? "O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben Müslüman olanların ilkiyim". İlk Müslüman’ım diyor. “De ki: "O, her şeyin Rabbi iken, ben Allah'tan başka bir Rab mi arayayım?” başka bir ilah mı arayayım? “Hiçbir nefis, kendisinden başkasının aleyhine (günah) kazanamaz”, hani diyor günah benim üzerime olsun, böyle bir şey olmaz diyor Allah. “Hiçbir günahkar olan bir başkasının günah yükünü taşımaz”. Hani günahı bana yap, et diyorlar, olmaz diyor Allah. “Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir. O sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek için kiminizi kiminize göre derecelerle yükseltti”. Kiminiz daha yüksek makamdadır, kiminiz daha alçak makamdadır. “Şüphesiz senin Rabbin, sonuçlandırması pek çabuk olandır ve şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir.”

Şimdi sen bir sayfa daha aç ver bana bakalım. Şeytandan Allah’a sığınırım. İsra Suresi. “De ki: ‘Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.’” 81. ayet net olarak Mehdi (a.s)’ye bakıyor. Bak "Hak geldi, batıl yok oldu”. Bütün batıl dünyada yok olacaktır, tamamı. “Hiç şüphesiz batıl yok olucudur” yani Peygamberimiz (s.a.v) dönemine ve Kuran’a işaret etmekle beraber, ikinci sarih anlamı Mehdi (a.s)’dir. “Kuran'dan mü'minler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz”. Kuran’a tam uyan çok sağlıklı oluyor, şifadır “ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz”. Yani ruhen ve bedenen çok sağlıklı olur Kuran’a uyan. “Oysa o, zalimlere kayıplardan başkasını arttırmaz.” Onları da manen çökertir yani böyle psikolojik buhranlar, hastalıklar, vesveseler, acılar ve fiziki rahatsızlıklarla Allah çökertirim onları diyor. “İnsana bir nimet verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer” diyor Allah. Bak nimet veriyor mesela üniversite imtihanlarını kazanıyor, para veriyor, imkan veriyor falan o kuduruyor azıyor, yapan için tabii. “Ona bir şer dokunduğu zaman da umutsuzluğa kapılır”. Bir anda çöküyor bu seferde yani ikisi de karaktersizlik olduğu için Allah onu vurguluyor. “Her insan-grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün,” Mehdi (a.s)’de ahir zamanda kendi talebeleri ile Ahiret’te yerini alacaktır. Peygamberimizin (s.a.v) sancağının yanında inşaAllah. “Artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar”, Müslümanların sağ eline küçük bir şey veriliyor. Bütün hayatını içinde bulundurulan bir şey zaten o sağ eline aldı mı, bitti. Sağlam demektir, Kuran bilgisi olan Müslümanlar onu anlayacaklar yani doğrudan ona Cennetliksin denmiyor fakat güzel karşılanmaktan anlıyorlar. Mesela ölürken çok güzel canları alınıyor, sevgiyle canları alınıyor. Sağ ellerine veriliyor. Bakıyor ki sağ elinde tamam, bilgisi olduğu için Kuran’dan bilgisi olduğu için, sol eline verilirse felaket ama sağ elinden aldıysa tamam. “Sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir 'hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar.”. Hiçbir şekilde Allah üzmem diyor. Ne tedirgin ederim. Ne korkuturum, ne huzursuz olurlar, ne keyifleri kaçar, hiçbir şey olmaz diyor Allah. Hurmanın üzerinde böyle incecik iplikçik var ya, Allah bak detay veriyor o kadar bile biz rahatsızlık vermeyeceğim diyor Allah. Yani Müslümanlar son derece rahat olsunlar diyor çünkü Allah sürekli Cehennem’le korkuttuğu için küfrü, Müslümanlara da bir şey olacak diyorlar. Hiçbir şey olmayacak diyor Allah. Yani Kıyamet anında da siz diyor, rahat, neşeli, huzurlu olacaksınız diyor, ölümünüzde de çok neşeli, rahat, huzurlu olacaksınız. Her safhada size güzel davranacağım diyor Allah. Müminlere güzel davranılacak. O Müslümanın iman etmesi gerekir buna yani bunu bilecek çünkü zaten görecek bunun olduğunu görecek. Öldüğü anda da görür, dirildiği anda da görecek. Yani gereksiz bir korku yaşamaması için Allah önceden bunu bildiriyor inşaAllah. İyi Kuran bilgisi olan zaten hiç rahatsız olmaz. Yani mesela Ahiret’e gidince ben ne yapacağım demez, ona zaten mihmandan verilecek o onu bilir. Yani onun yanına sürücü veriliyor, onu götürecek kişi veriliyor mesela önünde bir ışık karanlık ortam fakat önünde ışık var, önünde ve sağında ışık var. Onun korkacağı bir şey yok. Küfür dehşetli ızdırap çekiyor çok rahatsızlar. Önce anlamıyorlar ne olduğunu yani öldüğünü anlamıyor. Kalkıyorlar, komadan kalktılar bir şey oldu zannediyorlar bir deprem veyahut ona benzer kaçırılma olayı tam olayı kavrayamıyorlar. Arazi de dümdüz olduğu için. Bizi diyorlar yattığımız yerden kim kaldırdı diyorlar, birbirlerine soruyorlar, çıkaramıyorlar olayı. Sonra çağırıcı, çok uzaktan birisi onları çağırıyor. Oraya topluca koşmaya başlıyorlar hepsi. Oraya gidince, orada açıklanıyor eyvah diyorlar bu din günü diyorlar, öldük hepimiz diyorlar. Orada anlaşılıyor öldükleri. Allah hepsini diz üstü çöktürüyor, artık diyor sesler kesilmiştir, bir hırıltıdan başka bir şey duymazsın diyor. Dizüstü çöküyorlar, müminler de aslında Cehennem’in arazisine giriyorlar, onlar da görecekler yani Cehennem herkese gösteriliyor. Sonra müminlere Cenab-ı Allah diyor hepiniz geçin diyor, gelin diyor. Onlar 7 kapıdan Cennet’e giriyorlar ama şimdi kapı deyince insanın aklına hemen metal bir kapı geliyor, öyle değil. Bizim hiç tahmin etmediğimiz çok şaşırdığımız kanallardan gireceğiz. Kanal. Onu orada görecek insanlar yani hiç kafada tasavvur ettiği gibi olmuyor çoğu. Mesela ışık denince her halükarda lamba olacak zannediyor, değil, yani bambaşka bir şeydir. Mesela terazi, Ahiret terazisi var. İnsanlar normal terazi... Alakası yok bunun yani ikisinin değerlendirilmesi, durum değerlendirilmesi yapılıyor. Mümini onore etmek için Allah sorguluyor. Sen diyor mesela “tebliğ yaptın mı şu gün” diyor. “Yaptım Ya Rabbi” diyor, mesela “şu fakire para verdin mi o gün” diyor. “Verdim Ya rabbi” diyor. Sırf onore etme amaçlıdır, mümine uzun böyle bir sorgulama var. Ama en son sorgulaması olan ilk yapıldığını zannediyor. Burada amaç onun kendini sevmesi ve onore edilmesi, hatırlamadıkları da var, onları da hatırlatıyor Allah. Mesela çocukluğundan itibaren hatırlatılıyor, sen şuraya güzel bir şey yapmıştın diyor, “bunu yaptın mı?” diyor, “yaptım” diyor hatırlıyor, tek tek. Küfrünki çok dehşet yani yıllarca sürüyor, bitip tükenmek yani acayip ızdırap çekecekler. Terler akar diyor aşağıya doğru böyle. Her şey tek tek soruluyor mesela Kuran ayetleri soruluyor, böcekler soruluyor, hayvanlar, bitkiler bütün nimetler; oksijen, dünyanın yapısı, aldığı kültürle orantılı olarak hepsi soruluyor tek tek. “Sana bilgi geldi mi?” deniyor, diyor Cenab- ı Allah; “geldi” diyor. Niye kabul etmedin deniyor, en sonunda diyor ki “ben hak ettim ya Rabbi” diyor. “Ben” diyor “tam zalimim” diyor. “Yani tam hakkım bu” diyor, “gerçekten hakkım benim” diyor. Ama diyor ki bu sefer de “beni bir dünyaya gönder Ya Rabbi” diyor, “çok iyi şeyler yapacağım” diyor. “Yaparım” diyor. Allah diyor ki; “gitse yine aynısını yapar” diyor. Ama bak o zannediyor ki o şartlarda oraya gidecek zannediyor, halbuki unutturulup gidecek. Gitsin mesela hatta hatırlasa bile kabus gördüğünü zanneder o, rüya gördüğünü zanneder. Daha beter azgınlaşır yani daha da azar. O bilmiyor onu öyle olacağını. Ama tabii ki dönüşü yoktur tabii öyle bir konu yoktur, gitti mi kalır o. Müminlere yardım müminlere destek berekettir. Müslümanlarla uğraşmak uğursuzluk getirir. Bak diyor Müslüman’la uğraşmak uğursuzluk getirir, çok büyük uğursuzluk getirir, Müslüman’la uğraşılmaz. Bela kanalları açılır. Yani tahmin edemeyeceği belalara uğrar insanlar, tahmin tahayyül edemeyeceği, Allah insanın içini yakar. İman ehli ile uğraşılmaz. Hal ehli ile uğraşılmaz. Hiç ummadığı insan veli çıkar, hiç tahmin etmediğin bir insan veli çıkar, Allah’ın gücüne gider çok büyük intikam alır. Onun için dünyanın çıkarına göz dikip, dünya hırsına göz dikip, bir şey olmayacak zannedip Müslümanlar’la uğraşmaya kalkmak manevi çok büyük azaba ve belaya sebep olabilir. Bak altını çizerek söylüyorum. Tabii bu konuda çok titiz oluruz, durduk yere birçok insan kendi zevkini, mutluluğunu, huzurunu kaçırabilir inşaAllah. Bereketi gider, bolluğu gider, Allah ayaklarına dolandırır. Malını mülkünü kaybeder. Huzurunu kaybeder. Aklını kaybeder. Sağlığını kaybeder. Yani tahmin tahayyül edemeyeceği yerden bela akar. Yani iman ehli ile uğraşılmaz inşaAllah.

Bir sayfa daha aç bakayım. Ya Allah, Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Süleyman’a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan ordular toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı”. Bir, Süleyman (a.s)’ın ordusunda kimler var? Cinler, insanlar ve kuşlar. “Bunlar bölükler halinde dağıtıldı. Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: ‘Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin,’” kaçın diyorlar yani bir yerden o yuvaya doğru gideceksiniz diyor karıncalara. “ ‘Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin.’". Yani Süleyman sizin ölümünüze vesile olmasın. Bir şey yapın, gidin kaybolun diyor. Mehdi (a.s), Hz. Süleyman (a.s) gibidir. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisinde belirtilmiştir. Süleyman (a.s) ve Zülkarneyn (a.s) gibi de dünyaya hakim olacak diyor. Resullulah (s.a.v)’in o nurlu üslubuyla, nurlu ağzı ile dolayısıyla Mehdi (a.s)’de bu tarz olayların olacağını anlıyoruz. Yani Süleyman’ın bir benzeri olacak Hz. Süleyman (a.s)’ın. Aynı olaylar olacaktır inşaAllah. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. “(Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı” yani samimi tavırlar göstermemi “ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat". Hep bak samimiyet. Bütün Peygamberler samimiyetten bahsediyor. Allah samimiyetten bahsediyor. Samimi olunacak. Bu sahtekar üsluplar, yapmacık üsluplar bereketsizlik getirir ve çok büyük bir akılsızlıktır, aklı alır. Alabildiğine samimi olmak lazım her şeyde. “Kuşları denetledikten sonra dedi ki: "Hüdhüd'ü neden göremiyorum, yoksa kaybolanlardan mı oldu?". Şimdi bizim gördüğümüz Hüdhüd Allahu alem cin, kuş biçiminde bir cin. Çünkü iman ehli, iman teklif ediliyor. Cine iman teklif edilebilir. Hayvan zaten imanla mükellef değildir. Bu da gösteriyor ki; Hz. Süleyman (a.s)’ın muazzam bir istihbarat gücü var, cinlerden oluşan. Bu da gösteriyor ki Mehdi (a.s)’nin de böyle bir gücü olacak, cinlerden oluşan bir ekibi olacak. Buna Kuran dikkat çekiyor inşaAllah.

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, “Ta, sin. Bunlar Kur'an'ın ve apaçık olan Kitab'ın ayetleridir. Mü'minler için bir hidayet ve bir müjdedir.”. Allah Hadi ismiyle tecelli ediyor ve bir müjdedir. “Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar,” 5 vakit tadili erkanla “zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler.”. Net olarak iman ederler Ahiret’e diyor Cenab-ı Allah. “Ahirete inanmayanlara gelince; Biz onlara kendi yaptıklarını süslemişiz,” yani yaptıkları avanaklıkları onlara güzel gösteriyoruz diyor Allah, anormal hareketleri, hoşnut oluyor adam, çok doğru yolda olduğu kanaatinde. Günahlarına seviniyor yani mutlu oluyor onlarla. Diyor ki Allah, onu süsledik biz onu ona zaten. Hoşuna gider diyor. “Böylece onlar, 'körlük içinde şaşkınca dolaşırlar.'” Bir manevi körlük içinde olacaklar diyor Allah ve şaşkındırlar diyor ve sürekli dolaşırlar diyor, bir oraya, bir oraya giderler. “İşte onlar; en kötü azap onlarındır ve ahirette en büyük kayba uğrayanlardır. Hiç şüphesiz, bu Kur'an, sana, hüküm ve hikmet sahibi olan, (ve her şeyi gerçeğiyle) bilen (Allah'ın) Katından ilka edilmektedir.”. Ben sana vahyediyorum diyor Kuran’ı.

Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım, Enam Suresi. “De ki: "Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın;” efendim, o devrin mahkemeleriyle, efendim o devrin imkanlarıyla, o devrin efendim iti-kopuğuyla, çakalıyla, neyse o devrin mafyasıyla, "Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz ben de yapıyorum. Bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir, bilip-öğreneceksiniz.”. Bu ahir zamanda aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye de bakıyor. Bu devirde de iddia edilen Ergenekon örgütü de, it-kopuk takımı da, çakallar da, münafıklar da, sahtekarlar da Mehdi (a.s.)’ye karşı bir toplu hücuma geçeceklerdir. “Bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir, bilip-öğreneceksiniz”, ebcedi 1993 tarihini veriyor, net. Mehdi (a.s.)’nin yoğun faaliyette olduğu devri ve Mehdi (a.s.)’ye saldırıların yoğun olduğu devri veriyor. Bakın Mehdi (a.s.)’ye saldırıların yoğun olduğu bir devirdir 1993. “Gerçekten zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir". Allah iflahlarını keseceğim onların diyor inşaAllah. “Müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler”. Şimdi de, şu anda da çocuk öldürüyorlar değil mi? Gençleri de öldürüyorlar. “Hem onları helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için”, İslam’ı da karmakarışık hale getirmeye çalışıyorlar. “Hiç şüphesiz” diyor Cenab-ı Allah, “size vadedilen mutlaka gelecektir”. Kimleri vaad ediyor Allah? Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.). “Ve siz” diyor Allah küfre, hitap ediyor, “bizi aciz bırakacak değilsiniz”. Bunu engelleyemezsiniz diyor Allah. Mehdi (a.s.)’yi de çıkaracağım, Hz. İsa (a.s.)’yı da indireceğim, Kıyamet’i de koparacağım diyor Allah. Ne bilim, ne teknoloji hiçbiri engelleyemez çünkü bilimi de teknolojiyi de Ben yaratıyorum diyor Allah. Hatta yaptığınız oyunları da diyor, yaptığınız tuzakları da Ben yaratıyorum diyor. Her şeyi Ben yaratıyorum diyor inşaAllah.

Bir ayet de ben açayım. Ya Allah, Bismillah. Yasin, Yasin Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin)”. Bak, “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin). Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar.”, inanmıyorlar diyor Allah. “Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır”. Enaniyet ve kibir içindedirler diyor Allah, azgınlık içindedir. “Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan” yani Allah’ı görmediği halde Allah’a inanan ve korkan, “kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele” diyor Cenab-ı Allah.

Evet bir ayet daha okuyabilirim. Tamam sen aç hadi. Ya Allah Bismillah. Furkan Suresi, 56, 57. “Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik” diyor. Bunu daha önce de söylemiştim. 56 çarpı 25 Hicri 1400 tarihini veriyor. Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik” diyor. Ebcedi de 1981’i veriyor. Aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye bakan bir ayettir inşaAllah. İki tarafta uyuyor bakın. 56. ayet, 25 ile çarptığımızda 1400 yapıyor, Hicri 1400. Ebcedi 1981. De ki: "Ben buna karşılık,” bu hizmetlerime, İslam’ı yaymaya karşılık, “Rabbime doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum". Sadece iman edin yeter diyor. Başka bir şey istemiyorum diyor. Mehdi (a.s.) de aynısını söyleyecektir. “Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et” sana saldırsalar da, hakaret etseler, iftira atsalar da, “O'nu hamd ile tesbih et”. Elhamdülillah de, elhamdülillah. “Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter”. Ben hepsini biliyorum diyor Allah, ne yaptıklarını, ne ettiklerini.

Evet bitmiş vaktimiz.

SUNUCU: O zaman internet sitemizi hemen söylüyorum. www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Yarın bizi 22:30 ile 00:30 saatleri arasında Samsun Aks ve Tv Kayseri ekranlarından takip edebilirsiniz. İyi geceler.

Bu eser 257 kez incelendi.

Post To MySpace!
Mp4 dosyası (.mp4) - 13 download
372.82 MB
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV ve Tempo TV'deki Canlı Röportajı (29 Ocak 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Gaziantep Olay TV'deki Canlı Röportajı (30 Ocak 2010) - Haber
turkislambirligi... - Web Sitesi
Sayın Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz ve Adıyaman Asu'daki Canlı Röportajı (1 Şubat 2010) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Ücretsiz 75 Adet MP3
Bedava mp3ler
Harun Yahya Eserleri Ramazan Ayı Boyunca Okuyucuları İle Buluşacak
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1162 download
Dinler Terörü Lanetler - 1096 download
Dinler Terörü Lanetler - 1024 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 970 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.