 |
kesinbilgiyleiman.com
İslam ahlakına göre “gerçek iyiliğin” ne olduğunu Rabbimiz Kuran’da bildirerek tüm müminlere sahip olmaları gereken üstün ahlakı haber vermiştir. Bu, çok büyük bir rahmettir. Çünkü gerçek iyilik, toplumda bazı insanlar tarafından algılanan şeklinden tamamen farklıdır.
Kuran ahlakını yaşamayan kimseler iyiliği, insanın istediği zaman, karşı tarafa bir lütuf olarak bir yardımda bulunması şeklinde algılarlar. Öncelikle bu, kişinin sürekli olarak yaptığı bir davranış değil ancak zaman zaman uyguladığı bir tavırdır. Genellikle bu iyilikler yolda görülen bir dilenciye para vermek ya da yolculukta yaşlılara yer vermek gibi örneklerle sınırlıdır. Kuşkusuz bunlar da güzel davranışlardır. Ancak bunlar çoğu zaman kişinin menfaatlerini fazla zedelememesi şartıyla kabul edilir. Oysa Kuran’da iyiliğin gerçekte ne olduğu şöyle haber verilmiştir:
“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve mücadelenin kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.” (Bakara Suresi, 177)
Gerçek İyiliğin Kaynağı Allah’a İmandır
Müslümanın rehberi olan Kuran ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnet-i şerifleri, kişiye iyilik konusunda da yol gösterir. Allah’tan korkan bir kişi, karşısına çıkan her olayda Allah‘ın rızasına ve Kuran ahlakına uygun tavır gösterecektir. Daima dürüst olacak, insanların hakkını yemeyecek, ahirette hesap vereceğini bilerek hareket edecek ve bu nedenle daima karşısındakinin iyiliğini düşünecektir.
Çevresinde olup biten tüm olayların Allah’ın hakimiyetinde geliştiğini bilmesi, her şeye hayır ve hikmet gözüyle bakması, gizli ve açık yaptığı her tavrın ahirette karşısına çıkacağını düşünmesi kişiyi sürekli olarak doğru düşünmeye ve güzel davranışlarda bulunmaya sevk eder. Dolayısıyla iyiliğin gerçek anlamıyla yaşanabilmesi için insanın; “Allah’tan korkması, ahirete inanması ve kendisine Allah’ın rızasını kazanmayı amaç edinmiş olması” gerekir. Bu özellikler olmadan yapılan davranışlar, Kuran’a göre gerçek iyilik değildir. Kuran’da gerçek iyiliğin Allah’tan korkan ve Allah’ın sınırlarını koruyan kimselerin davranışları olduğu bildirilmiştir:
“... ama iyilik sakınan(ın tutumudur)...” (Bakara Suresi, 189)
Kötülüğe İyilikle Karşılık Vermek
Yüce Allah’a gönülden teslim olan müminlerin yaşamları boyunca rehber edindikleri Kuran’da ve Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde tarif edilen güzel ahlak özellikleri birçok hikmet içermektedir. Bu hikmetlerden biri de “kötülüğe iyilikle karşılık vermek”tir. İman etmeyen insanların anlayışına son derece aykırı olan bu tutum, İslam ahlakında barış, hoşgörü ve tevazunun önemini ve müminlerin yüksek ahlakını gözler önüne sermektedir.
İman edenler hayatları boyunca çok farklı karakterlerde insanlarla karşılaşabilirler. Ama karşılarındaki insanların tavırlarına göre, ahlak anlayışlarını değiştirmezler. Örneğin;
Karşı taraf alaycı konuşabilir, çirkin sözler sarf edebilir, öfkelenebilir, kötülükte bulunabilir ya da düşmanca tavırlar sergileyebilir. Ancak müminin efendiliği, tevazusu, merhametli ve yumuşak başlı tavrı hiçbir zaman değişmez.
Kendisine söylenen kötü bir söze kötü sözle karşılık vermez. Alay edene alayla, öfkeye öfkeyle cevap vermez. Öfkelenen bir insana karşı sakin ve itidalli olur. Kırıcı bir tavra karşılık, onu yaptığından utandıracak, güzel ahlaka özendirecek bir hoşgörü ve merhamet anlayışıyla hareket eder.
Karşı tarafın kötü bir ahlak göstermesi kişinin kendisinin de kötü ahlak göstermesine bir gerekçe değildir. Her insan yaptıklarından Allah’a karşı tek başına sorumludur. Dahası kötü bir tavra karşı şefkat, merhamet ve güzel ahlak gösterebilmek, Kuran ahlakına göre üstün bir kişiliğin göstergesidir. Çünkü müminin bu güzel tutumu, onun Allah’a olan bağlılığının gücünü gösterir. Söz konusu kişi, bu ahlakı sadece Allah’ın razı olması için sabırla uygulamaktadır.
Peygamberimiz (sav)’in bize tavsiye ettiği ahlak da budur. Peygamberimiz (sav) bir hadisinde müminlere bu konuyu şöyle hatırlatmıştır:
“Hiçbiriniz: “Ben insanlarla beraberim. İnsanlar iyilik yaparsa ben de yaparım, kötü davranırsa ben de kötü davranırım” diyen şahsiyetsiz kimselerden olmasın!’ Aksine insanlar iyilik yaparlarsa iyilik yapmak, kötü davranırlarsa, haksızlık etmemek için nefsinizi terbiye edin.” (Tırmizi, Rudani, Büyük Hadis Külliyatı Cem’ul-fevaid, cilt 5, No: 9692, İz Yayıncılık, İstanbul, s. 323)
Yüce Allah, kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi, güzelliğe ise daha güzeliyle karşılık vermeyi güzel ahlak özelliği olarak bildirmiştir:
“İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.“ (Fussilet Suresi, 34)
Müslümanlar İyilikte Kararlıdırlar
Allah’ın kullarına Kuran’da emrettiği ahlak özelliklerinden bir tanesi olan iyilik, Müslümanın sıkı sıkıya bağlanması gereken bir tavırdır. Hayatını Allah rızasını kazanmaya adamış olan bir müminin hal ve hareketleri olaylar karşısında değişiklik göstermez. Mümin, ne olursa olsun Allah’ın beğeneceğini umduğu ahlaktan vazgeçmez, sabır ve kararlılık gösterir. Allah, imanlarından, Allah korkularından ve Kendisine duydukları sevgiden dolayı sürekli iyilik işleyen kullarını seveceğini ve onlara iyilikle karşılık vereceğini şöyle bildirmektedir:
“... Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.” (Nahl Suresi, 30)
Bu, iyilikte bulunarak fedakarlık yapanlara, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ciddi bir çaba gösterenlere Allah’ın Kuran’da bildirdiği bir müjdedir. Allah, hem dünyada hem de ahirette böyle insanları güzel bir hayatla yaşatacağını müjdelemektedir.
Allah, İyilikte Bulunan Kullarına Güzellik Vaad Etmiştir
Allah, müminlerin samimi, katıksız olarak ahiret yurdunu düşünen kanaatkarlıklarına karşılık olarak onları daima rızıklandırır, güzel ve temiz nimetler içinde yaşatır. Bu nimetler ve zenginlikler ise iman edenlerin Allah’a şükredip O’nu anmalarına vesile olur. Allah’ın vaadinin bir sonucu olarak, bu ahlaklarına karşılık her mümin dünyada güzel bir hayat yaşar.
Allah iyilikte bulunan kullarına verdiği karşılığı kat kat artıracağını da vaat etmiştir. Bu konu ile ilgili ayetlerden biri şöyledir:
“Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır...” (En’am Suresi, 160)
Bu dünyada salih olan, iyilik yapan insanlar, kısacık bir ömürde yaptıkları iyiliklere karşılık olarak ahirette sonsuz bir güzellikle mükafatlandırılacaktır. Kutlu Peygamber Efendimiz (sav)’in de hadis-i şeriflerinde bildirdiği gibi, iyilikte bulunanların dünyada ve ahirette mutlaka iyilikle karşılık görecek olmaları, Allah’ın Kuran’da bildirdiği sırlardan biridir. Bu konuyla ilgili ayetlerden biri şöyledir:
“De ki: “Ey iman eden kullarım, Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır. Allah’ın Arz’ı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir.” (Zümer Suresi, 10)
Küçük yaşlardan itibaren bir insanın öğrendiği en önemli kavramlardan biri “iyi insane olmak”tır. Kötülüklerden sakınmak ve gerçek anlamda iyi bir insan olmak için gösterilen bu çaba, gerçekten de son derece önemlidir. Ama her toplumda yaygın olan, ancak içerisinde bazı eksiklikler ve yanlışlıklar bulunan bir iyilik anlayışı vardır. Gerçek iyiliğin ne olduğu ise ancak Kuran ayetlerinden öğrenilebilir. Kuran-ı Kerim’de bildirilen iyilik müminin tüm hayatını kapsar ve tüm yaşamı boyunca uyguladığı bir ibadettir. Hiçbir karşılık beklemeden gösterilen bu güzel tavrın mükafatı da şüphesiz Allah katındadır.
Resul-ü Ekrem Efendimiz(sav) bir hadisinde Allah’ın güzel ahlakla davranan, iyilikte bulunan kimselere vadettiği güzel karşılığı şöyle bildirmiştir:
“Bir kul Müslüman olur ve Müslümanlığı da güzel olursa, Allah onun evvelce işlemiş olduğu her kötülüğü örter. Ondan sonar sıra kısasa (yani mükafat ve mücazata) gelir. Bir hasene (iyilik), ondan yedi yüz kat büyük hasane ile; bir seyyie (yani kötülük) ise yalnız kendi misli ile karşılanır. Meğerki Allah o seyyieyi (kötülüğü) affeder”. (Sahih-I Buhari, cilt 1, s. 193-194)
Kibirlenen birine tevazu göstermek, onu içinde bulunduğu olumsuz durumdan, ona fark ettirmeden çıkarmak, haksızca öfkelenen birini sakinleştirmek ve alttan almak, tartışmak isteyen birine güzel söz söylemek… Kuran ahlakı, bu ahlakı yaşamayan toplumların kavramakta zorlanacağı bunlar gibi pek çok yüksek ahlaki değere sahiptir.
Kuran’da “güzel işler yaptıklarını sanan” ama aslında tüm çabaları boşa çıkan kimselerin ahirette “en çok hüsrana uğrayanlar” oldukları bildirilmiştir:
De ki: “Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?”
“Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar.”Işte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız. (Kehf Suresi, 103-105)
Müminler, Karşılık Beklemeden İyilik Yaparlar
İman edenler, bir yardımda bulunurken, güzel bir tavır sergilerken, ibadet ederken ya da bir fedakarlık yaparken bunu sadece Allah rızasını gözeterek yaparlar. Bir kişinin yaptığı iyiliklerin bilinmesini istemesi ve bunları göstere göstere yapması demek, kişinin insanların rızasını gözetmesi demektir. Samimi bir Müslümanın ise böyle küçük hesapları yoktur. O’nun tek hedefi Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Bu nedenle Kuran ahlakına göre yaşayan bir Müslüman iyilikleri veya fedakarlıkları bir karşılık beklemeksizin sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapar.
inancesaslari.com
sonpeygamberhzmuhammed.com
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 67. sayı (Ocak 2010) 34. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 127 kez incelendi.
|
 |
|