 |
 |
 |
"... evet, her vakit melekleri semâvattan yere gönderen, bazı vakitte Hazret-i Cibril'in Dıhye suretine girmesi gibi onları insan suretine vaz' eden, ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip beşer suretinde temessül ettiren, hattâ ölmüş velilerin ruhlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelâl, değil semâ-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hz. İsâ'yı, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden ceset giydirip dünyaya gönderirdi."
(Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat Sayfa 56-57)
Melekler semavattan yere geldiklerinde şahsı manevi olarak gelmiyorlar, şahıs olarak geliyorlar.
Hz. Cibril (a.s.) yeryüzüne Dıhye suretinde geldiğinde sahsı manevi olarak gelmiyor, şahıs olarak geliyor.
Ruhaniler âlem-i ervahtan insan suresinde geldiklerinde şahsı manevi olarak değil, şahıs olarak geliyorlar.
Ölmüş velilerin ruhları cesed-i misaliyle dünyaya geldiklerinde şahsı manevi olarak değil, şahıs olarak geliyorlar.
Meleklerin semavattan gelmesi, Hz. Cibril (a.s.)'in Dıhye suretinde dünyaya gelmesi, ruhanilerin alem-i ervahtan gelmesi, velilerin ruhlarının cesed-i misaliyle dünyaya gelmeleri nasıl kolaylıkla mümkün oluyorsa, nasıl imkansız değilse Hz. İsa (a.s.)'nın şahsının, dünyadaki bedeniyle yeryüzüne inmesi de o kadar kolay ve makuldür, ve nuzül edecektir.
Hatta gerçekten ölmüş olsaydı dahi Allah yine ona bir beden vererek yeryüzüne indirirdi.
Bütün bu delillerden de açıkça anlaşıldığı gibi Hz. İsa (a.s.) şahsı manevi olarak değil, şahıs olarak gelecektir.
Şam'da Akminareye inmesi, bir atın üzerine binmesi hususları yanlıştır.
Şam'da değil, İstanbul'da zuhur edecektir. Araba, vapur, uçak gibi bu asra ait araçları kullanacaktır.
Bu yeni bilgiler şu lisanlarda da mevcuttur; İngilizce.
Bu eser 1.158 kez incelendi.
|
 |
|