Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri, Samsun AKS TV ve Gaziantep Olay TV'deki Canlı Röportajı (23 Aralık 2009)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (262)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9557)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3940)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
divxvar.com
hayvanlaralemi.net
ramazansayfalari.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri, Samsun AKS TV ve Gaziantep Olay TV'deki Canlı Röportajı (23 Aralık 2009)
Aralık 2009


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyiciler, bir Adnan Oktar ile Başbaşa programına daha hepiniz hoşgeldiniz. Bu akşam sizlere Tv Kayseri, Samsun Aks, Gaziantep Olay Tv’den sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonları ve internet sitelerini de hemen size aktarmak istiyorum; Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0, Genç FM 93.3 Karaman, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR FM 96.0 Adıyaman, Ilgın FM 97.4 Konya ve Güneydoğu Radyosu’ysa 99.6 Şanlıurfa. Ayrıca internet sitelerini hemen sizinle paylaşmak istiyorum; www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv .

Hocam nasıl başlamak istersiniz? Sorularımız var ama.

ADNAN OKTAR: Evet, genel gündemle başlayalım. Benim gördüğüm son günlerde, özellikle bir haftadan beri Türkiye’de bir gerilim meydana getirilmeye çalışılıyor gibi görünüyor. Türkiye’nin %99,99’u sakin, ama %99,99’un dışında bir bölüm var orada bir hareketlenme var. Ve bu sanki bütün Türkiye’ye şamilmiş gibi gösteriliyor, bu çok tehlikeli bir şey. Bir de bütün dünyada ekonomik kriz devletleri çöküntüye doğru götürüyor. Mesela Yunanistan çöktü biliyorsunuz, ekonomik yönden çöktü. Türkiye maşaAllah ayakta ama yani ekonomik krizden Türkiye’nin etkilenmemesi diye bir konu olmaz, Türkiye de etkileniyor. Devletten sürekli para istemek, maaş istemek mümkün değil yani bu olacak iş değil. Halkın o yöndeki bir kısım kardeşlerimizin öfkesini ben anlıyorum, tamam yani aç kalmak istemezler tabii bir çözüm isteyecekler ama, o bir yöntem değil. Devletin o derece parası ve imkânı yok. Dolayısıyla mesela ben Tekel işçilerini gördüm. O kardeşlerimiz çok mağdur durumdalar hakikaten, ama şimdi Tekel’in oturup sigara imal etmesi, rakı imal etmesi böyle bir dönemde yani çok akıl almaz bir hareket, değil mi? Yani tütün tarlalarında sebze meyve yetiştirilsin. Yani halkın yiyecek ihtiyacının karşılanması çok önemli. Yani özellikle tütün ihtiyacı yok ki şu an, milletimizin rakı ihtiyacı da yok, değil mi? Mesela kuru üzüm üretilsin bu çok enerji veren, insanları çok sağlıklı yapan, gün içinde zinde olmalarını sağlayan güzel bir yiyecektir, değil mi? Oturup onu rakı ile zay edileceğine o kadar üzüm ve çok pahalı ve çok karmaşık metodlarla elde edilen bir nesne bu, onun yerine halkı besleyici gıda sanayiine yönelinmesi çok önemli. Yani bu tarz fantezilerin vakti değil, bu fantezileri bu millet kaldırmaz, yani bu sistem de kaldırmaz, dönem de kaldırmaz. O yüzden bu ve buna benzer israfa dayalı olan her türlü çalışmanın normal ayaklarının üzerine oturtulması gerekiyor. Mesela tarım sanayiine ben önem verilmesini söylemiştim. Bakın şimdi o geldi kapıya dayandı şu an. Herkes devletten para istiyor. Devletin de parası olmadığı için mecburen işçi çıkartmak durumunda kalıyor. Bunlar baş olacak gibi değil yani, bu şekilde olmaz. Tarım alanında çok geniş yatırım yaparak tarımda çalışan insan sayısının çok arttırılması gerekiyor. O zaman işsiz insan da kalmaz, hem de insanların beslenme sorunu da ortadan kalkmış olur. Böyle lüks tüketime, böyle garip olaylara da girmemek gerekiyor. Mesela hakikaten diyor Başbakan; Tekel’in işçilerinin yapacağı bir iş yok diyor. Hakikaten bu doğru olabilir, yani az üretim yapılan bir yer olabilir ama üretim de yapsa zaten ya sigara yahut rakı imal ediliyor veya ona benzer, hiç gereksiz olan şeyleri imal ediyor. Tekel geniş çapta bir değişikliğe gitsin. Gıda sanayiine el atsın, tarıma el atsın, çok fazla üretim yapsın, işçiler de dursun. Yani işçiyi atmaya gerek yok, ama çok güçlü üretim yaparak hem halkımızın doyması sağlansın, hem de onlara iş imkânı sağlansın. Ben bunu bir fikir olarak söylüyorum.

SUNUCU: Özellikle de şey var değil mi Hocam, bu genetiği ile oynanmış gıdalar yani hazır şu anda çok gündemdeyken bu konu ve her meyvenin sebzenin gerçekten genetiği ile oynandığı için, daha organik ürünlere de gidilmesi.

ADNAN OKTAR: Aslında ondan biraz geçti o, artık onu yapacakları bir şey yok. Yani o olmuş çünkü yıllardan beri zaten o uygulanıyor. Yani yediğimiz mandalinalar, muzlar başka işte yiyecekler yani buğday bunların hepsinin genetiği ile oynanmış durumda zaten. Genetiği ile oynanmamış olanlar bambaşka bir yapıda yani öyle kullanılmıyor pratikte çok nadir kullanılıyor onlar. Yani genetiği ile oynanmamış denenlerin de aslında genetiğiyle bir şekilde oynanmış oluyor zaten.

SUNUCU: Daha minimal seviyede olduğu için mi böyle söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Ben mesela bazen gidiyorum, dışarı çıkıyorum diyorlar ki, genetiği ile oynanmamış meyve sebze diyor, bakıyorum eciş bücüş meyveler böyle kötü kötü portakallar, kavruk domatesler, eciş bücüş baklalar falan böyle.

SUNUCU: Özellikle limonları çok mandalinaya benzettiler. Yani limon görüntüsü doğru ama tadı kokusu tamamen mandalina. Bu nasıl düzeltilecek Hocam yani nasıl olacak böyle?

ADNAN OKTAR: Artık olanlar olmuş. Ama etkisi olsaydı şu ana kadar olurdu bence, yani ciddi bir etkisi olsaydı. Çünkü çok uzun yıllardan beri kullanılıyor bu herkes de kullanıyor. Özellikle Mısır’da şunda bunda falan, mısırla besleniyor hayvanların büyük bölümü, çoğu değil mi yani artık olanlar olmuş. Şimdi o aslında bir numaralı sorun değil, asıl sorun dünyadaki ekonomik çökme gittikçe yayılacaktır. Ekonomik kriz öyle, ben söylemiştim öyle hafife alınacak bir konu değildir. Mehdi öncesinde büyük bir olaydır bu ve 2014’e kadar katlanarak ve azgınlaşarak devam edecektir. Yani gücü gittikçe artarak devam edecektir. Bunu anlamazlıktan gelmek, bunun Türkiye’ye hiç etkisinin olmayacağını söylemek çok yanlış olur. Türkiye’de etkisi olur, belki şiddetli olmayacak ama etkisi olur. Tarıma yatırım yaparak 2 yıl önce söylemiştim, geçenlerde Başbakanımız söyledi, tarıma ağırlık vereceğiz biz dedi ama yani benim kastettiğim çok geniş çaplı. Yani işsiz kesimin tamamen tarıma yönlendirilmesi ve dolayısıyla çok fazla gıda elde edilmesi ve halkın da rahat beslenmesi durumunda zaten geriye de pek bir şey kalmıyor. Yani asıl sorun beslenmedir. Beslenme, barınma ve ısınmaları. Bunlar, hayati konular bunlardır. Bu sektöre ağırlık verilmesi gerekiyor. Bir de yani sokaklarda bağırma çağırma falan bunlar yani Tekel işçilerini tenzih ederim de, genelde şimdi bir moda çıktı, insanların bir ihtiyacı olduğunda bağırıp çağırıyorlar olay çıkartıyorlar ve o istedikleri yerine geliyor, olay çıkarıyorlar istedikleri yerine geliyor yani.

SUNUCU: Yeni taktik, yöntem bu mu yani?

ADNAN OKTAR: Yani yanlış bir yöntem bu, zaten makulünün yapılması lazım, çünkü bağırma çağırma ile yapıldığına göre bağırma çağırmadan da yapılacaktır demektir bu. Bağırma çağırma olmadan yapılsın, ne gerek var bağırma çağırmaya sanki yapıldı kabul edilsin veyahut, değil mi? En akılcı yol budur, baştan belirlenmesi gerekiyor yani bunlara gerek kalmaması gerekiyor. Fakat Türkiye’de muazzam biz karmaşa varmış havası veriyorlar, bu biraz riskli. Mesela peş peşe intiharlar oluyor, intiharlar haramdır, intihar yani cana kastetmektir. İntiharı makbul gören yahut makul gören bazen üsluplar görüyorum ben; işte onuruna dokundu intihar etti, olmaz. Onurunu hukuk içerisinde arayacak, değil mi kanunlar içerisinde arayacak. İntiharlar çözüm olmaz, intihar da bir cinayet olmuş olur çünkü Allah’ın verdiği cana kıymış oluyor. Bu çok çok yanlış, bir de intihar olup olmadıkları da şüpheli bu olayların. Yani ustaca işlenmiş iddia edilen Ergenekon cinayetleri olması ihtimali üstünde pek durulmuyor. Hemen inanılıyor, intihardır deniyor çekti belli ki tabancasını vurdu deniyor. Bakıyoruz yani şahıs odada tek, ne malum onun yanında birisinin olmadığı. Tabii, vurup pencereden çıkmış olabilir, kapıdan çıkmış olabilir, yani evdekilerin haberi dahi olmuyor. Yani bunu ustaca planlayan bir insan bunu düşünmüş olabilir. Dolayısıyla iddia edilen Ergenekon Örgütü gibi, böyle yılan gibi bir örgütün, böyle basit cinayetleri organize edemeyeceğini düşünmek pek akılcı bir hareket olmaz. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bin yıllık bir tecrübesi var, taa bu Haşhaşinler’den gelme bir kafadır bu, değil mi çok eski bir yapıdır. Dolayısıyla son 150 yıldan beri azgınlaşan bir örgüt. Daha da gittikçe profesyonelleşen örgüt, saray içerisinde cinayetler işlemiştir, paşaları değil mi şehit etmişlerdir, vatandaşlarımızı şehit etmişlerdir. Büyük bölümünde de faili meçhulle yapmışlardır. Zaten iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün en önemli özelliği faili meçhul yapmasıdır. Yani failleri ortada yok, yani şu anda bile sorduğunda biz ne yaptık ki diyorlar zaten, ne yapmışız ki. Yani o bombalar neydi, önemli mi ki diyor, on bin, mesela yüz bin mermi oluyor, ne olur ki yüz bin mermiyle diyor. Mesela üç bin, beş bin silah yakalanıyor; ne olur ki ondan diyor. Yani adam onu böyle leblebi, çekirdek gibi görüyor, çok alelade görmüş oluyor. O yüzden gerilimden kaçınmak gerekiyor bir; bir de Güneydoğu’daki olayda Güneydoğu’yu vermek isteyen çok fazla insan var. Yani teslim etmeyi düşünen çok fazla insan var. Mesela Güneydoğu’nun bölünmesini istemediğini zannettiğim, ben saygı duyduğum insanlara bakıyorum, televizyona çıkıyorlar, Güneydoğu’nun verilmesini açık açık ima ediyorlar. Yani Güneydoğu’daki kardeşlerimiz bizim dostumuz, canımız, ciğerimiz, kardeşlerimiz. Niye ayıralım, yani niye ayrı gayrı olsun? Niye sınır kapılarından geçerek gidelim biz onlara yani? Zaten bölüneceği kadar Türk İslam alemi bölünmüş. Bu yetmiyor gibi daha da bölelim, daha bölelim demenin bir mantığı yok. Bilakis daha da birleştirelim, daha da birleştirelim diyeceğiz. Bölünme konusunu bir kere herkes aklından silip atacak. Bölünme diye bir konu yok. Bilakis birleşme var. Çünkü bölünmeyi isteyen insanların amacı, işte daha rahat edeceklerini düşünüyorlar. Biz onları kat kat daha rahat ettirelim. Daha güzel imkanlar sağlayalım. Daha çok sevgi sunalım, daha çok dostluğumuzu gösterelim. Dolayısıyla böyle bir felakete, gidişe dur diyelim. Bu çok tehlikeli.

Oktar var mı anlatacağın?

OKTAR BABUNA: Var Hocam. İman hakikatleri var gösterebileceğim. Şöyle bir haber var Hocam inşaAllah; “matematik de Allah’ın varlığını ispatladı” diye, bir bilim adamına büyük bir ödül verilmiş. Birleşmiş Milletler’in New York’taki binasında..

ADNAN OKTAR: Şimdi önce yazının bir başını görelim önce. Nerede çıktı bu haber?

OKTAR BABUNA: Mynet haber sitesinde.

ADNAN OKTAR: Evet. Nedir adamın, ismi nedir bu adamın?

OKTAR BABUNA: Polonyalı bilim adamı. Katolik rahip ve aynı zamanda usta bir matematikçi, Profesör Dr. Michael Heller. Matematikle Allah’ın varlığını şu şekilde açıklıyor ispatladığını, diyor ki; “kainatın bir başlangıcı olduğuna göre, bir yaratıcısı olmalıdır ve bu yaratma eylemi uzay ve zaman dışında gerçekleşmiştir”, doğru inşaAllah. “Kainatın yaratılış nedenini soracak olursak, matematik kurallarının nedenlerini sorgulamak zorundayız”. Yani matematik kuralları neden varsa, kainat da aynı sebepler yani sebep-sonuç ilişkilerini ortaya koymuş oluyor. “Bunu yaptığımızda da o tekrardan Allah’ın kaninatı yaratma düşüncesine varıyoruz“.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

OKTAR BABUNA: Büyük ödül vermişler. Siz tabii daha önce de açıklamıştınız; bütün bilimsel deliller, bütün bilim dalları Allah’ın varlığını kesin olarak ispatlıyor. Genetik bilimi, paleontoloji ve diğer bilim dalları.

ADNAN OKTAR: Başka ne var?

OKTAR BABUNA: Hocam güzel bir haber daha var. Bu Gazze Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Dr.Müfit Mughalati Londra’da bir gazeteyle, Vakit Gazetesi’yle konuşuyor. Diyor ki; “Filistin Türkiye’nin bir parçası”. Tam sizin söylediğiniz doğrultuda maşaAllah. Her gün İslam Birliği oluşmasıyla ilgili çok güzel bir haber çıkıyor.

ADNAN OKTAR: Filistin Türkiye’nin parçası, canı ciğeri aynı zamanda, tabii ki.

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Osmanlı oradan çıktığından beri zaten orada bir karmaşa vardı, kan dökülmesi inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet başka. Yani Türk İslam Birliği’nin başladığının bir alameti.

OKTAR BABUNA: Bir alameti daha. Her gün bu şekilde alametler çıkıyor. Ve sizin tam söylediklerinizin doğrultusunda inşaAllah, maşaAllah Hocam.

Bir papağan var Hocam, çok akıl alameti gösteriyor. Onu bir gösterelim mi?

ADNAN OKTAR: Göreyim.

OKTAR BABUNA: Şimdi basit bir şey yapıyorlar önce, bu basit kısmı. İki tane tel sallandırmışlar, birinin ucunda yiyecek var. Papağan gelip bunlardan doğru olanını bulacak. Bu basit kısmı deneyin, bakın görüyorsunuz burada ucunda bir yiyecek var. İki tane papağan var. Bu Keo ismi olan geliyor, doğru olanı seçiyor. Hemen ipi çekerek, yiyeceğe erişiyor. Şimdi biraz sonra çok daha karmaşığını yapacaklar. Ve papağan burada gerçekten önemli bir akıl alameti gösteriyor maşaAllah. Bakın şimdi burada bir yiyecek yine, ona ulaşmaya çalışıyor. Fakat her birinde değişik bir mekanizmayla alta düşürebiliyor. Ve her birinde o mekanizmayı buluyor. Bakın çok çabuk bir şekilde, süratli bir şekilde, nasıl olması gerektiğini, gidip o kolu şimdi aşağıya indirerek çevirdi, düşürdü. Bir altına geldi, bir alttakinde yine farklı bir mekanizma var, onu da keşfetti. Burada da aynı şekilde geliyor, arabayı çekiyor ve içinden alıyor.

ADNAN OKTAR: Herif akıl küpü bu, çok şahane adam bu.

OKTAR BABUNA: Bunu maşaAllah çok süratli bir şekilde gerçekleştiriyor Hocam. İlk defa karşılaştığı bir şey, öğretilmiş bir şey değil, bu şekilde. Güzel sevimli canlılar var, insanlar va, bebekler inşaAllah. Allah çok güzel, altın oranla ve çok sevimli olarak maşaAllah yarattığını gösteren deliller inşaAllah, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben onun güzel gözlerini maşaAllah. Bak Allah’ın nuru, Allah’ın Rahman ve Rahim ismi ve insanlarda Allah’ın istediği o efendilik ve terbiye, temizlik ve güzellik, böyle yazı gibi yüzünde, Allah’ın neyi kastettiğini hemen anlıyoruz bakın, yüzüne bakar bakmaz. Çünkü Allah onu yazmış yüzüne. Yani nasıl bir kişilik istiyor insanlardan, nasıl bir karakter istiyor? Ve Allah’ın Rahman, Rahim isminin tecellisi nasıldır bakınca anlıyoruz, maşaAllah. Baksana keratanın şekerliğine, maşaAllah.

SUNUCU: Bebekler hep birbirlerine benziyorlar sanki.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet. Böyle şiddetli bir nur ve mazlumluk ve masumluk var üzerlerinde maşaAllah. Bu da felaket yakışıklıymış maşaAllah.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Çok sevimli bir canlı var Hocam. Bir sincap limon yiyor göstereyim mi?

ADNAN OKTAR: Bakayım. Limon? Ne şeker adam bu böyle. Ağzım sulandı şimdi.

OKTAR BABUNA: Ekşiyi seviyor herhalde.

ADNAN OKTAR: O göbüşünden falan böyle, kulaklarından her yerinden öpmek lazım, acayip şeker.

SUNUCU: Nasıl hızlı hızlı, ciddi ciddi yiyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka ne var?

OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Bir erik yiyen kirpi var.

ADNAN OKTAR: Bir bakayım.

OKTAR BABUNA: Onu hazırlayamadım, hazırlayayım Hocam hemen inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tamam. Ben o zaman başka bir şey anlatayım. Cübbeli geçen günler ne dedi? Yemin etti değil mi, yemin, ona benzer, işte “ne olursam olayım” dedi, “böyle bir hadis yok” dedi. “Ümmetimden başları sarıklı yetmiş bin kişi Deccal’e tabii olacaktır”, Ebu Bekir Abdürrezzak Bin Hemmam, Abdürrezzak es-San’ani’nin el-Musannef isimli eserinde. 11. Cildi, 393.sayfası. Şimdi yok diyordu değil mi Cübbeli Hocamız? Şimdi bu kitabın orjinalinin, kütüphanedeki orjinalinin kapağı. İç bölümünü de şimdi göstereceğim. Şurası evet, şu kısım. Şimdi bu orjinali, zaten kütüphanede de gidip baktığında bulabilir. Şimdi, bu da yazının geçtiği 393. sayfa. Cübbeli’nin Arabisi iyidir. Bakın şimdi bir yalanını daha ortaya çıkarttım, değil mi orjinali. Daha zoom yapabiliyor musun? Evet daha net görünüyor. Altı, okun olduğu yer, ok işaretinin olduğu yer. Evet, hani yoktu değil mi?

SUNUCU: Hocam bir de, lafınızı kesiyorum ama, konuyla ilgili VTR’miz var. İzleyebilir miyiz onu da?

ADNAN OKTAR: Tamam, bakayım.

(VTR)

ADNAN OKTAR: Burada asma kesme lafı geçti mi? Cübbeli nasıl diyor? Hoca diyor, ne dedi diyor?

OKTAR BABUNA: Yetmiş bin alimin kesileceğini söylediğini, kan akacağını söylediğinizi söylüyor. Önce kan akmayacak dedi diyor, sonra da yetmiş bin alimin kanının akıtılacağını söylediğinizi söylüyor.

ADNAN OKTAR: Ben bu konuşmamda öyle bir şey söylüyor muyum?

OKTAR BABUNA: Hocam yalnız bu değil, yüzlerce var böyle, televizon programları, yurtdışına yaptığınız konuşmalar. Tam tersine bir damla bile kan akıtılmayacağını, yüzlerce kere en az yüzlerce kere söylediniz.

ADNAN OKTAR: Yani bu benim özelliğim zaten değil mi? Ben diyorum, Mehdi hiçbir şekilde kan akıtmayacak, damla kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak değil mi, insanların burnu bile kanamayacak diyorum. Ayrıca bu konuşmada da, böyle bir konuşmada hissettin mi yani böyle bir şey var mı?

OKTAR BABUNA: Hiç yok Hocam. Alakası yok yani dediğiyle.

ADNAN OKTAR: Cübbeli niye böyle diyor, böyle dedi diyor?

OKTAR BABUNA: Yalan söylüyor Hocam. Açıkça yalan söylüyor.

ADNAN OKTAR: Allah’ım, bu Cübbeli. Müsted’de de böyle bir şey yoktu değil mi, şimdi ki konuşmasında? Tamam, şu Müsted’in kapağı. Bu da kütüphaneden alınmış fotokopisi, orjinali Müsted’in, Ahmed Hanbei’in, evet şimdi gördük. Şimdi de bu kitabın Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Kütüphanesi’nde 171.087 numaralı kitap. Oradan gidip bakabilirler. Pardon kitap numarası 127 Dem No:171.087. Buradan açıkça gidip görebilirler. Burada da kitabın ilgili 221. sayfasında hadis. Yani bu Cübbeli’yi böyle tek tek ikna etmek gerekiyor. Yoksa başka türlü pek olmuyor, ok işareti var bakın görüyorsunuz. Orada açıkça geçiyor. Evet, Resullullah (s.a.v) buyurdu: “Deccal ve İsfehan Yahudilerinden çıkacaktır. Onunla birlikte başlarında sarıklı yetmiş bin Yahudi vardır” diyor. Bak “onunla birlikte başlarında sarıklı yetmiş bin Yahudi vardır”. Bu hadisde de; “ümmetimden başları sarıklı yetmiş bin kişi Deccal’e tabii olacaktır” diyor. Bunu da Ebu Bekir Abdürrezzak Bin Hemmam, Abdürrezzak es-San’ani’nin el-Musannef’inde. Musannef’in 11. cildinin 393. sayfasında, demin de gösterdim. Bir daha gösteriyorum. Bu kitabın kapağı, evet, bu da yazının orjinali, evet.

OKTAR BABUNA: Bakalım bundan sonra ne diyecek?

ADNAN OKTAR: Evet. Hep böyle ispat edeceğim. Ne zaman yalan söylerse ispat edeceğiz. Ya bu yalan söylemekten vazgeçecek; ya biz de böyle bu konuları böyle anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz inşaAllah.

SUNUCU: Peki niye Hocam böyle bu kadar çok yalan söyleme gereksinimi duyuyor, neden?

ADNAN OKTAR: Cübbeli bilemiyor, yani çocuklarda olur yalan söyleme. Mesela 3-5 yaşında yalan söylerler de, koskoca adam, 45 yaşında adam, yani niye yalan söylüyor ben anlamıyorum. Mesela bak yedi bin yılla ilgili hadisde de yalan söyledi. “Yedi bin yılla ilgili böyle bir hadis yoktur” dedi. Sonra “yedi bin yılla ilgili hadis vardır” dedi. Kardeşim niye yalan söylüyorsun, ne gerek var? Bu kaçıncı yalanı yani. Başka ne yalanları vardı onun?

OKTAR BABUNA: Lanet edilmez diyor. Ondan sonra kendisi lanet ediyor.

ADNAN OKTAR: Orada sözünden vazgeçmiş oluyor. Sözünün aksini yapmış oluyor, evet. O da bir nevi yalan, tabii evet. Öbürü neydi? Bir de bu Yahudi haham geldi diyor şeye, cezaevine. Buna trilyonlar teklif etmiş, bir şeyler yani, milyarlar teklif etmiş. Sadece Kuran ayetlerini okumayacakmış. Kuran ayetlerinden Musevilerle ilgili bölümü okumayacakmış. Yani milyonlarca Müslüman okuyor, onda bir mahsuru yokmuş. Cübbeli’nin okumaması çok önemliymiş. Eğer okumazsa bir de baş vaiz yapacağım seni demiş. Sanki adam başbakan oldu başıma ya. Bu nasıl Başhahammış? Bir öyle bir Başhaham cezaevine girmiş, bir de öyle bir Başhaham yok, öyle birisi yok. Davıd Asseo muydu, o vatandaştı, 85 yaşında adamdı yani. Öyle hapishaneye falan da girmedi. Sorun isterseniz Başhahamlığa?

SUNUCU: VTR’sine bakalım mı Hocam?

ADNAN OKTAR: Bakalım inşaAllah.

(VTR)

ADNAN OKTAR: Yani Allah hayra tebdil etsin inşaAllah, ben anlamıyorum. Yani ne gerek var bunlara ya, değil mi? Bir de ortaya çıkacağı besbelli değil mi bunların? Önce diyor ki, 7000 yılla ilgili hadis yoktur dedi. Bu sefer Arapçası ile, böyle vurgularını yaparak gayet kapsamlı açıkladı. Madem biliyordun hadisi niye gizliyorsun, niye yok diyorsun, değil mi? Allah hidayet versin, Allah aklını açsın inşaAllah. Yani bir de bakın, iddiaya bak, yani Kuran’da Musevilerle ilgili zaten çok fazla ayet var. Her gün Müslümanlar Kuran’ı açtığında o kısımları okurlar. Yani Cübbeli’nin okuyup okumaması neyi değiştirecek ben bunu anlamadım. Bir de bu kadar buna imkan tanınacak ondan sonra, Amerika’ya götürüyorlar, bilmem ne falan yani bir tahtaravanla gezdirmedikleri kalacakmış yani. Nesine lazım adamın senin, okusan ne olur okumasan ne olur yani, değil mi? Çünkü bütün Müslümanlar okuyor zaten. Yani onun okumaması bizim okumamızı engellemiyor ki, öğrenmemizi de engellemiyor. Milyonlarca Kuran var ve milyonlarca Kuran’da bu konu var zaten. Evet, hayret bak, açınca da tam Hz. Musa ile ilgili kısım çıktı, öyle değil mi böyle, tam. Ama genellikle hep öyle oluyor maşaAllah. Yani seyreden kardeşlerimiz bilir değil mi, Kuran, ilgili konuyu açtığımda mutlaka ilgili yer geliyor maşaAllah. Çok yani, bir kere, iki kere, on kere değil. Her seferinde oluyor yani, herkesin gözü önünde olduğu için bilinen bir şey. Şeytan’dan Allah’a sığınırım, “(Musa) Dedi ki: Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım. Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım”, işte Mehdi bu yönüyle Hz. Musa’ya benziyor, hadis var. Yani korku ortamı olması ve gizlenmek. Mehdi de bu şekilde gizlenecektir. Bununla ilgili hadisi sonra okurum. “Sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen elçilerden kıldı. Bana karşı lütuf dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır". “Sana” diyor, “lütufta bulundum” diyor Firavun. Halbuki köle kılmış zaten o zamanki Müslümanları, Hz. Musa’nın talebelerini. “Firavun dedi ki: Alemlerin Rabbi nedir?”, neyi kastediyorsun Alemlerin Rabbi’nden diyor, onu öğrenmek istiyor. “Dedi ki: Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin Rabbi’dir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)". Yani net, doğru bilgiyle inanıyorsanız, yer, gök, ikisi arasında, yani ayrı ayrı Rabler yoktur yani. Yer için ayrı, gök için ayrı, arasındakiler için ayrı ilah yok, tek bir ilah var diyor. “Çevresindekilere dedi ki: ‘İşitiyor musunuz?’”, züppelik yapıyor böyle var ya, “işitiyor musunuz?” zaten işitiyor, yüksek sesle söylüyor yani. Böyle avamdan insanlar yapar ya böyle etrafındakilere show yaparlar, münasebetsiz. O da öyle züppelik yapıyor. “(Musa:) Dedi ki: O sizin Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbi’dir”. Yani sırf senin değil diyor, geçmişteki ataların da aynı şekilde O Allah’a inanıyorlardı diyor. Ve her zaman hak din vardı, bunu söylüyor, yani din ilk defa ortaya çıkmadı diyor.

SUNUCU: Hep vardı zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii hep vardı. Hz. Adem’den itibaren sürekli vardır. Senin ataların da hak dinleri tanıdılar, gördüler, fakat sen bilmiyorsun diyor. “(Firavun) Dedi ki: Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir”, Hz. Musa’ya deli diyor. Cübbeli de günlerden beri benim deli olduğumu anlatıyor, televizyonda da açmış raporu var diyor böyle heyecanla. Ben iftihar ederim, ben Allah’ın delisiyim, İslam’ın, Kuran’ın delisiyim yani. Bakın Peygamberlerin hepsine hemen hemen deli denmiştir. Resullullah’a da deli denmiştir, değil mi? Bediüzzaman Hazretleri’ne de deli denmiştir. Yani çok, çok makbul bir iftiradır inşaAllah. Ayrıca o raporumuz da bizim askeri hastane de bozuldu. Tam sağlıklı, sıhhatli diye askeri hastanede bozuldu. Bir de Adli Tıp’ın Üst Kurulu’nda bozuldu. Yani iki kere ayrı ayrı bozuldu. Bakın bu da raporumuz. Rapor istiyorsa Cübbeli işte bunu alsın.

OKTAR BABUNA: İmzalı, mühürlü, teşhis sağlam, sapasağlam maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Bu raporu okusun.

OKTAR BABUNA: Ayrıca bütün doktorlar da ben de şahidim o dönemde zaten inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Dedi ki: O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbi’dir. (Firavun) Dedi ki: Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir”. Cübbeli’nin de bana deli demesi, iftihar ederim yani. Çünkü biz Hak aşığıyız, Allah’ın delisiyiz biz inşaAllah, değil mi? Allah aşkının delisiyiz inşaAllah. “Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız”, bakın akıl kullanmak çok önemlidir diyor, değil mi, akıl. “O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin Rabbi’dir" dedi Musa”. Yeniden onu vurguluyor, anlamadı adam çünkü kemik kafa yani odun kafalı. Bu tipler öyledir yani. Anlat mesela, biz söylüyoruz daha önce görüyorsunuz, anlamıyor, yeniden vurguluyor. “Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız”, ne demek istiyor biliyor musun? Sen avanaksın, ahmaksın onun için anlamıyorsun demek istiyor yani, değil mi? Ahmaklığını ama nezaketli bir dille, Peygamberler nezaketli oluyorlar. Bak diyor ki; “Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız”, aklını da kullanmadığına göre adam, kemik kafa, odun kafa olduğuna göre anlamıyor işte. “(Firavun) dedi ki: Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım”. İşte despot, iddia edilen Ergenekon Örgütü zihniyeti. Yani inancı kendi ortaya koyuyor, diyor ki; “ben diyor bir din meydana getirdim. Buna zorla inandıracağım seni. Başka hiçbir inanç kabul etmem. Benim bir inancım var. Ona inanacaksın” diyor. “İnanmazsan ne yaparım” diyor, “seni mutlaka hapse atacağım” ki, bu en hafifi, Firavun’un yine bir en azaltılmış cezalarından. Bak, “benim dışımda bir ilah edinecek olursan”, bunun iddiası ne, Firavun’un iddiası? Bütün insanlık diyor, Nil’in çamurlarından yaratılmıştır, bütün hayvanlar ve bitkiler, yani Darwinist, materyalist. Buna inanacaksın arkadaşım diyor. Eğer inanmazsan seni hapse atarım diyor, bakın hapis, Hz. Yusuf’un mekanı, Hz. Mehdi’nin mekanı. Mehdi de hapsedilecektir. Ya arkadaş diyorlar bizim ideolojimizi savunacaksın, değil mi, anti-Darwinist, anti-materyalist olmayacaksın, ya yoksa hapis. “(Musa) Dedi ki: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?”, yani net delil getirdim ben sana diyor. Mehdi de çok net deliller getirecektir. Fosillerle, bilimin bütün delilleriyle, modern teknolojinin sunduğu bütün imkanlarla net ve kesin deliller meydana getirecektir. Fenin ve felsefenin bütün imkanlarını gözler önüne serecektir inşaAllah. “(Firavun) Dedi ki: Eğer doğru sözlü isen, onu getir” diyor. Madem doğrusun getir bakalım delilini görelim diyor. “Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi”. Ağaç, tahta attığında birden yılan oluyor. Hani evrim vardı? Hani Allah yaratamıyordu da evrimle yaratılıyordu? Hani süreç gerekiyordu? Hani milyonlarca sene gerekiyordu, değil mi? Yavaş yavaş evriliyordu, devriliyordu hani? Saniyesinde, atar atmaz yere, atmasıyla bir kaç saniyenin içerisinde anında yılana dönüşüyor ve Firavun’un evrim inancını yerle bir etmiş oluyor orada işte. Hz. Mehdi’nin de yapacağı da budur, ilk yapacağı budur. Yani nasıl Hz. Musa’nın ilk yaptığı evrimi yok etmek, değil mi, ilk yaptığı, ne yapıyor, ilk evrimi yok ediyor. Hz. Mehdi’nin de ilk yapacağı evrimi yok etmektir, Darwinizmi yok etmektir. Bunu Said Nursi söylüyor Risale-i Nur Külliyatı’nda, 70 sene önce söylüyor. “Geldiği vakit” diyor, “ilk bunu yapacak” diyor. “Darwinizmi, materyalizmi yerle bir edecek” diyor. “Elini de çekip çıkardı”, böyle göğsüne sokuyor, sonra çıkarıyor; “bir de (ne görsün) o, bakanlar için parlayıp aydınlanıvermiş”. Eli bembeyaz çıktığında, onun harikalarındandır, mucizelerindendir. “(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: ‘Bu’ dedi, Doğrusu çok bilen bilgin bir büyücüdür". Çok biliyor ama diyor, büyücü diyor. Yani ikna kabiliyetiyle, sözle sizi etkilemeye çalışıyor diyor. Böyle insanların gözünü boyuyor. Aslında gerçekçi değil diyor. "Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?". Bakın olayı siyasi noktaya getiriyor. Yani bunun amacı din değil diyor. Bunun amacı siyaset. Bu iktidar olmak istiyor diyor, bunun amacı bambaşka diyor. Yani etrafı tahrik edip, yeni bir suç oluşturuyor. Yani amacı, o hidayete, Allah rızası için onu davet ederken, o olayın vasfını tamamen değiştirip yepyeni, apayrı bir kanun maddesine sokuyor. Devlete isyan, devleti ele geçirme, değil mi, buna benzer suçlar. "Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" Büyüsü, nasıl zaten bir avuç Müslüman var orada. Senin dev gibi ordun var, adamların var. Böyle bir amaç olmadığı belli, sahtekarlık yapıyor. “Dediler ki: Bunu ve kardeşini oyala”, yani göz altına al. Nezaketiyle bunu söylüyor. “Şehirlere de toplayıcılar gönder"; ne kadar bilim adamı varsa Darwinist, materyalist, ateist değil mi, atan, tutan takım varsa, hepsini topla getir diyor. "Bütün uzman-bilgin” bakın uzman, bilgin, bilim adamı, “büyücüleri sana getirsinler." Bilim adamlarını toplayın diyor. Bakın bilgin, net, uzman diyor. Büyücüden kastı laf ebeliği yapıp, demagojiyle insanları aldatmak. Büyünün özelliği odur yani tekrarlar yaparak insanları boş bir inanca ikna etmek. Toplum hipnozu meydana getirmek. Mesela Darwinistlerin yaptığı odur. İşte bilmem ne Latince kelimeler, Fransızca kelimeler, formüller, x eşittir 11y demek ki, evrim gerçek. Zx2 alttan işte zeroyu x’den çıkarttığımızda bilmem ne oluyor falan böyle kafalama üslupları o devirde de vardı. "’Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler.’ Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi”. Bütün milietin görebileceği şekilde bir araya getirildiler. Mesela biz nasıl Habertürk’e çıktık, bütün milletin gözü önünde, bizim karşımıza da Darwinistleri, materyalistleri getirdiler. Nasıl onları böyle Isparta halısı gibi dümdüz ettik, yerle bir ettik. O zaman da ona benzer olaylar var orada. “Ve insanlara da: Siz de toplanıyor musunuz dendi". Televizyon otomatik insanları topluyor. O devirde de insanları bir araya getirilip, toplanıyor. Ama televizyon zaten hazır topluluğa hitap eden bir araç. "Umarız ki, eğer galip gelirse, biz de büyücülere uyarız". Eğer diyorlar, galip gelirse, büyücülere uyacaklar, yani bilim adamlarına. “Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi? dediler” diyor. Yani para ve çıkar için o devrin sahtekarları, çünkü bunu çıkar yani o devirde onu geçim vasıtası edinmişlerdir. Adamın yolu o, mesela şimdiki Darwinistler de, tabii ben onların Firavunun ekibidir demiyorum yani, kıyaslamıyorum ama yani tarihi bazı yani ilmi açıdan benzerlik yönünden belirtiyorum. Bakın, o devirde de bir çıkarcılık var, maaş alıyorlar, para alıyorlar. Çünkü mesela, şu anki Darwinistlerde, anlatıyoruz gerçeği, anlıyor ama çıksa adamın bir vasfı kalmayacak, üniversiteden çıkacak. Yani ya gidip erik domates satacak yahut o okullu diye, iş yerinde üniversitede kürsüsünde kalıp Darwinist faaliyetlere devam edecek. O da o zaman sıkı sıkıya onu bırakmıyor, maaşını değil mi, terk etmemek için ne kadar gerçeği görürse görsün bırakmıyor. İnsanlar zannediyor ki bu insanlar hakikaten bir şey biliyor, o yüzden muhafaza ediyorlar bunu.

SUNUCU: İnandığını savunmuyor.

ADNAN OKTAR: İnanmıyor aslında, tabii yani bu kadar delile rağmen nasıl inansın. “Bize bir ücret gerçekten var değil mi” diyorlar. Firavun diyor ki, “evet dedi.” tabii ki zaten para ile tutmuş onları.”..üstelik şüphesiz en yakın kılınanlardan olacaksınız” Yani o devrin sosyetesine sahip olacaksınız, o sosyetenin içine gireceksiniz, kadın, kız, eğlence ne istiyorsa o devirde elde etmiş oluyorlar. Para, yani toplumdan dışlanmamış oluyorlar. Yani o Deccal’in, Firavun Deccal’inin cennetine girmiş oluyorlar bir nevi, onun uydurma cennetine. Sarayda ağırlanıyorlar, saraya girip-çıkıyor, maaş alıyor, yiyecek, içecek, ev her türlü imkanı var. Yakın kılınmanın da bir özelliği bu. Yani mesela devlet dairesinde bir işi oluyor, hemen hallediliyor, yakın kılındığı için. Bir akrabasını bir yere atanması gerekiyor, hemen atanması sağlanıyor. Hem para, hem bu menfaatler, evet.

SUNUCU: Menfaat ve olanak sağlıyorlar..

ADNAN OKTAR: Tabii. “Musa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın." Önce bakayım dökün ne varsa, bir görelim ne diyorsunuz. “Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına,..” Bak Allah adına değil. O zamanın Firavun’u kimse onun adına hareket ediyor, Allah adına yok. Hâlbuki Müslüman Allah adına hareket eder değil mi? “..hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler.” Psikolojik propaganda yapıyorlar, işte biz şöyleyiz, böyle akıllıyız, böyle hallederiz, şöyle bitiririz gibisinden. Şu anda da öyle diyenler var değil mi? Ve atıyor bu adamlar iplerini ve asalarını atıverdiler. Yani ellerindeki delilleri ortaya koyuyorlar, uydurma. “Böylelikle Musa da asasını üzerlerine bırakıverdi,..” diyor Allah. “..bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor.” Bakın, şu an Darwinistler’in üzerine fosilleri biz yağmur gibi yağdırdık. Altında kaldılar böyle, yağmur gibi taş, fosil yağıyor üzerlerine, altında kaldılar, cik-cik alttan sesleri geliyor böyle. Küçük sincap sesi gibi böyle. Daha hala o fosillerin altından bağırıyorlar. Darwin yaşıyor, dedeniz yaşıyor diye. Yani istediğin kadar sen yaşıyor de...inşaAllah. “Anında büyücüler secdeye kapandılar.” Bak La İlahe İllallah diyorlar değil mi? Musa Resullullah diyorlar. La İlahe İllallah Musa Resullullah. O dönemde öyle. Biz de olsaydık, biz de öyle diyecektik. La İlahe İllallah Musa Resullullah diyecektik. Ama Muhammed-i olduğumuz için La İlahe İllallah Muhammed-i Resullullah diyoruz inşaAllah. ” Anında büyücüler secdeye kapandılar. (Ve: ) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler.” Yani parayı, pulu hepsini bir kenara atıyorlar adamlar, karakterli adamlar, kişilikli. "Musa'nın ve Harun'un Rabbine." Bu çok önemli. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in getirdiği Kuran’daki Allah’a biz inanıyoruz. Bir adam mesela bir Allah tarifi yapıyor, sadece gökyüzüne hâkim diyor. O, Allah o değil. Değil mi? Yahut da diyor sırf yerin altında diyor gücü Allah’ın, öyle değil. Kuran’ın tarif ettiği Allah’a biz inanıyoruz. Tevrat’ın, İncil’in, Zebur’un tarif ettiği Allah. Hak İncil’in, Hak Tevrat’ın, Hak Zebur’un ve Hak Kuran’ın tarif ettiği Allah, gerçek Allah’a iman ediyoruz. Onun için Musa (s.a.)’nın ve Harun (a.s.)’un Rabbine diyor. Fir’avn diye geçiyor. Fir’avn evet. “Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız?” Resmi ideoloji var. Sen diyor ne haddine diyor böyle iman etmek, ne haddine, nasıl inanırsınız diyor. Yani benim dediğimi yapacaksınız diyor. “Gerçek şu ki, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür;” Anti-propagandaya başlıyor, yani size bunu, beyninizi yıkadı diyor, büyüğünüzdür. “..Öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim” Bu sefer psikopatlığa geçiyor. Bak daha önce hapis, şimdi psikopatlık safhası, el ve ayak çaprazlama kesmeler. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün var ya böyle domuz bağı şu-bu falan. “..ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım." Tam Ergenekon ağzı. İddia edilen Ergenekon’cuların ağzı. Onlar hep, ip-asma. İşte Adnan Menderes’i asmaları ile övünüyorlar. Daha önceki Başbakan’ları şehit etmeleri ile övünüyorlar. Yani öldürme, asma, kesme iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kafası. Bunların kafası da aynı. Bak, aslanlara bak ne diyorlar. “Hiç zararı yok” diyorlar. Tam anlamıyla delikanlılar. Ne diyorlar, "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz." Elinden geleni yap diyorlar yani. As, kes, öldür ne yapıyorsan yap. Beşer-beşer gel diyorlar yani, değil mi? "Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz." Onlar, günahlarının bağışlanmasının peşindeler, yani onun asıp-kesmesini önemli görmüyorlar. ” Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik.” Mehdi (a.s.) de gece hareket ediyor, biliyorsunuz. ”.. çünkü izleneceksiniz" Yine rivayetlerde Mehdi (a.s.)’nin izleneceği var. Mehdi (a.s.) izlenecektir o devirde. Yani ilgili kimse artık o bu konu ile ilgilenenler, onu sürekli tarassut altında tutacaklardır.

SUNUCU: Kim olduğu bilinmiyor değil mi, ama?

ADNAN OKTAR: Bu iddia edilen Ergenekon Örgütü ve Masonluk olarak ben düşünüyorum. Çünkü silahlı adamları diyor. Silahlı adam. Deccal’in diyor silahlı adamları Mehdi (a.s.)’yi izlerler diyor, izleyecekler. Yani ne yaptı, ne etti, işte telefonda mı konuştu, nereye gitti, oturdu-kalktı, ne yaptı hepsini izleyecekler. “Âlemlerin Rabbine iman ettik, Musa’nın ve Harun’un Rabbine” diyor, evet.. “Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz" diyorlar, “Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik. Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.”E.. bu sefer askeri müdahaleye hazırlanıyor Firavun. “Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur;" Mehdi (a.s.)’nin talebeleri de nasıl azınlık, nasıl azlar, Hz. Musa (a.s.)’nın topluluğu da çok az. Bak ayette bu çok açık belirtiliyor. "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur;" Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü de değil mi, askeri bir yapılanma içersindeler. Emir-komuta zinciri içersinde hareket ediyorlar, silahlı bir güç. İnşaAllah. Ve onbinlerce, hatta milyonlarla taraftarı var, militanları var. "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur; Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler." Yani bunlar diyor, Müslümanlar diyor bizden ediyorlardır diyor. Öfke beslemeliler ki, halkı galeyana getiriyorlar. Yani bunlar tehlikeli adamlar, bunlar öfke dolu adamlar, asar-keserler sizi. Öfke dolular, yani dolayısıyla kendinizi savunun, onlar sizi ezmeden siz onları ezin. Hâlbuki Müslüman onlar, mazlum, yani onların kimse ile bir alıp veremediği yok ki. Hatta bize müsaade edin çıkıp gidelim diyorlar. Asıp-kesme gibi bir iddiaları yok.

SUNUCU: Ama kışkırtmak için..

ADNAN OKTAR: Evet. Onları kışkırtmak için bunu söylüyorlar. “Bir öfke beslemektedir”, yani ondan nefret ettiğine göre, öldürmeye hazmettiğine göre, ondan önce davranıp, o da onu öldürmesi gerekir. Dolayısıyla onları tahrik ediyor. Önce devleti ele geçirmek iddiası var, şimdi de böyle bir iddia. Yani topluluğunuza karşı bir nefret var, dikkat edin ve intikam alın, gereğini yapın mesajı veriyor. 'Biz ise uyanık bir grubuz" Biz, aydınız biz diyor, ilerici, bilgili adamlar. Bak “Biz ise uyanık bir topluluğuz." Onlar, içine kapanmış, gerici, aklı çok çalışmayan adamlar iddiasında. Kuran’ın birçok yerinde var bu iddiaları. 'Biz ise uyanık bir grubuz" (dedi). Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;” Hepsini, hepsi ordu halinde Hz. Musa (a.s.)’nın peşine ve talebelerinin peşine düşüyorlar, topluca. “Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da.” Mesela hazinenin içinde, oradan da adam üstünü-başını, kılıcını giyinip onların peşine takılıyorlar. Yani büyük bir katliam yapacakları için heyecanlanıyorlar. Yani Müslüman katliamı yapacaklar, bunlar da iddia edilen Ergenekon Örgütü 3 milyon Müslüman’ı fişlemişler katletmek üzere. 3 milyon.. Bütün mahallelerde evler falan herkes tespit edilmişti. Başta ben olmak üzere. Bir görelim bakalım yani.. Nasıl oluyormuş bu iş. İnşaAllah. “Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da. İşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık.” Hepsine diyor Allah, dur diyeceğim, onların etkisini yok edeceğim, onların mallarına, mülklerine, imkanlarına Müslümanlar mirasçı olacak. Yani sen, bu ahir zamanda neye bakıyor? Türk İslam Birliği’ne bakıyor. Müslümanların ellerinden değil mi, topraklarını almaya kalkıyorlar, bölmeye, parçalamaya kalkıyorlar, yok etmeye kalkıyorlardı, bilakis hepsine inşaAllah Türk İslam Birliği el koyacak Allah’ın izniyle. Yani büyük bir zenginlik ve güç elde edeceğiz inşaAllah. “Böylece (Firavun ve orduları) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular.” Güneşin doğuş vakti, yani Mehdi (a.s.)’nin çıkış vaktine de işaret ediyor, bu ayet. Yani ikinci işari anlamı. İzleme, yani daha izleme yoğunlaşıyor. 60’ıncı ayet, 60 neyse, 1960’ları düşünecek olursak, Adnan Menderes’in asıldığı dönem, değil mi? İnşaAllah. “İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler.” Eyvah diyorlar, yakalandık diyorlar. Yani Firavun Ordusu’nu görünce, çünkü denizin kenarındalar. Bu taraf deniz, orada da ordu var. Eyvah yakalandık diyorlar. Bak Allah’ın Aslanı’na Hz. Musa (a.s.)’ya, ne diyor. "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle birlikte, beraberdir; bana yol gösterecektir." Asla böyle bir şey olmaz diyor. Bak, "Şüphesiz Rabbim,”, bak şüphesiz diyor. “Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir." Mehdi (a.s.) de böyle. Asla durdurulamaz. Asla. “Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.” diyor. O anda Cenab-ı Allah, ya bir tsunamiyi sebep ediyor yahut ona benzer bir şey yapıyor, deniz tamamen çekiliyor. Ama ikiye ayrılma derken yani böyle beton gibi donma değil. Deniz tamamen çekiliyor. Tsunamide dalgalar çok yüksek olur. Yani muazzam, mesela 5 metre, 10 metreye, 15 metrelik dalga olur, yüksek. Yani muazzam bir dalga yüksekliğinde oluşuyor, geriye çekiliyor. Bu avanaklar zaman-zaman bu tip olayla karşılaştıkları için bir mahsur görmüyorlar. Yani o anda olması zaten çok büyük mucize. Yani, çünkü mesela yılda bir, 10 yılda bir, 5 yılda bir olan bir olay, o anda olmuş oluyor. Yahut da 20-30 yılda olan bir olay. Farkına varmıyorlar. Deniz normal çekiliyor zannediyorlar, med-cezir oldu zannediyorlar hani var ya med-cezir..

ADNAN OKTAR: Normal çekilme, ve ordularını olduğu gibi Hz. Musa (a.s.)’nın talebelerinin peşine, koşarak atlarıyla takılıyorlar. "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle birlikte, beraberdir; bana yol gösterecektir. Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.” Yani dağ gibi deyince, insanlar tabii, mesela 7-8 metrelik bir yol açıldı zannediyorlar. Öyle değil, deniz tamamen açılıyor. İnşaAllah. Aklın ihtiyari kalkmaz hiçbir zaman için. Yani hiçbir mucizede aklın ihtiyari kalkmaz. Yani insanların mecburen iman edeceği bir durum olmaz. Zaten Firavun Kavmi, risksiz görüp peşine takılmıştır. Hz. Musa (a.s.)’nın Kavmi de karşıya geçtikten sonra yine azgınlığına devam etmiştir. Yani aklın ihtiyarini kaldırmadığını anlıyoruz. “Ötekileri de buraya yaklaştırdık” diyor Allah. Firavun’un Ordusu’nu. “Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk. Sonra ötekileri suda boğduk.” Su birden kaplıyor Firavun Ordusu’nu. Atlarla tam girmişken, yani ordunun tamamı Kızıl Deniz’e girmişken, birden kapanıyor su ve tamamını yutuyor.

SUNUCU: Firavun da var mı bunların içinde Hocam.

ADNAN OKTAR: Firavun da var içinde evet. “Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Gerçekten Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir. “Onlara İbrahim'in haberini de aktar-oku: Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti. Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz." Ahir zamanın putu ne? Darwinizm. Materyalizm. Peygamberler ilk nereyi vuruyorlar, putları. Mehdi (a.s.) ilk neyi vuracak, putu. Put nedir ahir zamanın putu? Darwinizm, onu çökertecektir. En büyük puttur, yani dünya tarihinin gelmiş-geçmiş en büyük putu Darwinizm’dir. Hz. Adem (a.s.)’den Kıyamete kadar başka daha büyük bir olay yoktur. Yani Darwinizm, materyalizm fitnesi gibi bütün dünyayı kaplayan ve bütün dünyayı ateist yapan, 350 milyon insanın katledilmesine, binlerce şehrin yerle bir olmasına sebep olan başka hiçbir sapık Deccal-i düşünce olmamıştır. Ve bu kadar geniş çaplı, profesörleri, doçentleri de içine alan, binlerce okulu, üniversiteyi, yüz binlerce okulu, üniversiteyi içine alan böyle bir Deccal-i cereyan hiç olmamıştır. İlk defa oluyor. Ve Mehdi (a.s.)’de bunu tam anlamıyla çökertecektir.

SUNUCU: Bir reklam arası alalım.

ADNAN OKTAR: Evet, ilanlarımızdan sonra buluşuruz.

SUNUCU: Kısa bir reklam arası, ardından biz yine burdayız.. Ve kısa tanıtım filmimizi izledikten sonra programımıza yine devam ediyoruz. Değil mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Bu ayetle devam edelim açıklamasına..

Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hani babasına ve kavmine siz neye kulluk ediyorsunuz demişti. Demişlerdi ki; putlara tapıyoruz. Bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz. Dedi ki peki dua ettiğiniz zaman”– Şeytandan Allah’a sığınırım – “Onlar sizi işitiyorlar mı? Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?” Mesela biz diyoruz, atomların tesadüfler sonucu olduğunu iddia ediyorsunuz değil mi diyoruz. Atom görüyor mu diyoruz atom. Yok görmüyor diyor. Peki, gören bir şeyi nasıl yapıyor atom o zaman? Atom duyuyor mu diyoruz? Duymuyor. E, tesadüfen nasıl bir araya gelip de duyan bir şey yapıyor atom. Değil mi? Hz. İbrahim (a.s.)’de soruyor, diyor ki, bakın, “Dedi ki peki dua ettiğiniz zaman onlar sizin işitiyorlar mı? Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu” diyor. Bizde soruyoruz yani. Bir araya gelme kararını alacak bir akla sahip mi atomlar diyoruz. Yok diyorlar. Peki insan gibi böyle mükemmel bir modeli düşünüp, hafızası olan, gülen, eğlenen değil mi, koklayan, neşelenen, âşık olan değil mi, müzik dinleyen bir varlığı kafasında nasıl tasarlıyor bunlar diyoruz, atomlar tesadüfler sonucu, oluyor diyorlar. “Size yararları veya zararları dokunuyor mu deyince, hayır dediler biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk.”, biz diyoruz Darwinist’ler siz nereden çıkarttınız bunu? Eski Sümerlerde bunu yapıyordu diyor, atalarımız da yapıyordu diyor, Eski Mısır’da yapıyordu diyor. Eski Yunanlılarda yapıyordu diyor, İbn-i Miskeveyh o avanak diyelim yani o da yapıyordu diyor. Değil mi? “İbrahim dedi ki; şimdi neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?” Yani ne kadar mantıksız olduğunuzu anladınız mı diyor. “Hem siz hem de eski atalarınız..” Yani Firavun’da, Eski Sümerler’de, Eski Yunan’da. Hepsinin İbn-i Miskeveyh dâhil hepsinin ne kadar anormal olduğunu anladınız mı gibi sorabiliriz şu anda da değil mi? “İşte bunlar benim gerçekten düşmanlarımdır. Yalnızca Âlemlerin Rabbi hariç.” Yani şirk Müslüman’ın karşıt olduğu bir düşüncedir. Putlar Müslüman’ın karşıt olduğu bir düşüncedir. Müslüman putlara karşıdır.

Yalnızca Âlemlerin Rabbi hariç.” Biz Âlemlerin Rabbi’ne aşığız, tutkuyla. “Ki beni yaratan bana hidayet veren O’dur.” Allah’ın Hadi isminin tecellisi, “..Beni yediren ve içiren O’dur.” Yani nimet veren, güzellik veren, sağlık veren. “Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur. Beni öldürecek sonra diriltecek olan O’dur. Din günü hatalarımı bağışlayacağını umduğumda O’dur.” Yani yeniden beni dirilttiğinde hatalarımı bağışlayacağını umuyorum diyor. “Rabbim bana hüküm ve hikmet bağışla ve beni salih olanlara kat.” Allah’ın bütün vasıflarını anlatıyor. Bakın diyor ki, o zamanın Darwinist’lerine; “ki bana yaratan ve hidayet veren O’dur.” Hidayet verdi diyor bana. “Yediren ve içiren de O’dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur." Hastalandığı vakit,zaman, mesela diyor ki adam, babası, anası ben seni yedirip içiriyorum diyor, Allah yedirir içirir, babasını, anasını vesile eder dimi. Tarladan gelmez, Allah yaratır. Tarlayı Allah vesile olarak yapar. "Beni öldürecek sonra diriltecek olanda O’dur." Biz mesela ölümümüzü Cenab-ı Allah yapar.Trafik kazası oluyor, şu oluyor, bu oluyor, falanca öldürdü diyor, Allah öldürür. Diriltecek olanda Allah’tır. İnşaAllah. Mesela "Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur", ilaç şifa vermez, yani muazzam bir ilaç buldum diyor, kesti attı diyor, hastalığı diyor. Öyle bir şey olmaz. Şifayı Allah yapar, ilacı sebep yapar. Çünkü ilaç, beynimizde görünen şu kadarcık bir şey yaratıyor Allah, küçük bir şey dimi, sert bir cisim küçük, adam onu yutuyor, hastalığı gidiyor. Hayal yani beynimizde görüntü olarak yarttığı bir şey Allah’ın. Dışarıda sadece saydam görünümlü, rengi olmayan bir cisim . Din günü hatalarımı bağışlayacağını umduğumda odur, Allah’tan bağışlanma diliyoruz. Rabbim bana hüküm ve hikmet bağışla ve beni salih olanlara kat. Yani samimi olanlara kat. "Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver." Yani güzel bir dil. "Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl. Babamıda bağışla çünkü o şaşırıp sapanlardandır." Hz. İbrahim’in babası da anormal, cins. Demek ki her baba normal olmuyormuş. Ahlaksız ve deli babalar da oluyor demek ki, dolayısıyla ona da uymak durumunda değil. Bak Hz. İbrahim babasına isyan ediyor ve ayrılıyor ondan. Babandır git yanında dur diye bir konu olmaz. Çünkü ahlaken de ve imanen sapık. "Ve beni insanların dirilecekleri gün küçük düşürme," diyor Cenab-ı Allah, yalvarıyor Allah’tan, ve beni insanların dirilecekleri gün küçük düşürme, rezil rüsvay olarak kalkacaklar ehli küfür. "Malın da, çocukların da bir yarar sağlamadığı günde." Ne malı onu kurtarabilir, ne çocukları kurtarabilir. "Ancak Allah’a salim bir kalp ile gelenler başka, o gün cennet takva sahiplerine yaklaştırılır. Cehennem de azgınlar için sergilenir." İnsanların gözü önüne getiriliyor. "Ve onlara tapmakta olduklarınız nerede denir." Nerede Darwin, Marks, Engels değil mi? efendim diğer takım. Allah’ın dışında olan ilahlar size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu? Hadi Lenin seni orda kurtarsın o zaman denecek yani, inşaAllah. Kurtulamayacak tabii, çünkü oda kendi derdinde olacak. "Artık onlar ve azgınlar içine dökülmüşlerdir ve iblisin bütün orduları da." Yani şeytanın bütün orduları da. "Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki, 'Andolsun Allah’a biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.'" Yani iddiaları bu olacak, ama en son safhada bunu anlıyorlar, inşaAllah. Var mı bana bir sorun?

SUNUCU: Hocam evet ben de onu söyleyecektim şimdi size. Newyork Times gazetesinin bir haberini okumuş izleyicimiz. Bu haberde İslam’ı yanlış yorumlayan bir kişi Müslümanlara iç savaş yaptırılması gerektiğini yazmıştı. Siz bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz diye sormuş, Sayın Ramazan Bey.

ADNAN OKTAR: Müslümanları birbirine düşürmek isteyen çok fazla insan var, çok fazla grup var, çok değişik insanlar var. Fakat bizim Müslümanlarımız, Türkiye’de ki Müslümanlar çok aklı başında, tutarlıdırlar. Yani bölünmeye, parçalanmaya şiddetle karşıdırlar. Alevisiyle, Sünnisiyle biz kardeşiz. Şiiler, caferiler hep onlar bizim canımız, ciğerimiz kardeşlerimiz, vahabiler. Onlara karşı Müslüman kardeşlerimizi kışkırtanlar çok yanlış yoldalar, büyük günaha giriyorlar. Müslümanları parçalamaya, bölmeye yönelik her hareket büyük bir fitnedir. Ahirette karşılığı çok çetin olabilir. Allah’tan tövbe dileyecekler. Mesela Cübbeliyi de biz bu tavır içerisinde görüyoruz. Müslümanları Vahabilerle, Şiilerle karşı karşıya getiren, sanki onlar Müslüman değilmiş gibi bir üslup takınıyor, bu çok korkunç bir şey. Çünkü gelecek olan Mehdi’nin Şiileri, Caferileri, Alevileri, Bektaşileri, Vahabileri pırasa gibi doğrayacağını söylüyor. Bu çok ürkütücü, çok vahim bir şey. Müslüman’ın ağzından çıkacak bir söz değil, bu sözünü düzeltsin, tövbe etsin. Mesela Vakit Gazetesi çok değerli, çok muhterem insanlardan oluşan bir ekip. Çok güzel hizmetler yapıyor. Onları da ehli sünnet harici ilan etti. Böyle aforoz ediyor önüne geleni kendi kafasına göre kendine de halife gibi görüyor. Sanki onun sözüne ehemmiyet yani dini sözleri tenzih ederim, hak olan sözleri tenzih ederim, ehemmiyet veren varmış gibi. Zaten kimsenin o yönde kaale almadığı bir insan. Fakat kendini çok önemli görüyor, kendi kendini öyle şişirmiş. Milli Gazete’yi de ehli sünnet harici ilan etti. Yeni Şafak’ın zaten esamesi okunmuyor. Zaman Gazetesi’ni de yine aynı şekilde aforoz ediyor. Bunlar çok yanlış hareketler. Hepsi ehli sünnet, çok titiz, tertemiz insanlar, hepsini de tanıyorum ben. Mesela Vakit Gazetesi’ni de millete Allahüalem o yapıyor, telefon açtırıyormuş böyle, İşte Harun Yahya ilanlarını yayınlamayın, kendince baskı yapıyor, kendini uyanık zannediyor. Bu yaptıkları da çok anormal. Ali İhsan Karahasanoğlu veya diğer kardeşlerimiz çok değerli insanlar. Zaman zaman iftarlarımıza da geliyorlar, görüşüyoruz. Hakkıyla mücahit, yani cehd eden, gayret eden anlamında, yiğit böyle delikanlı insanlar. Böyle şunun bunun, Cübbeli’nin sözüyle hareket edecek kişiler değiller. Ve birlik ve beraberliği savunan insanlar, Müslümanların birarada olmasını isteyen insanlar, böyle Caferi, Şii diye Müslümanları ayırmazlar, Alevi diye ayırmazlar, hepsine karşı şefkat duyarlar. Dolayısıyla Cübbeli burada boşa debeleniyor, boşa uğraşıyor. Müslümanlar her zaman birlik ve beraberlik içinde olacaklardır. Vahabisiyle, Caferisiyle, Bektaşisiyle, Sünnisiyle biz hep kardeşiz, hepte kardeş olacağız, kıyamete kadar bu böyle olacak inşaAllah.

SUNUCU: Hocam. VTR’miz var Cübbeliyle ilgili izleyebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Tamam bakalım inşaAllah.

VTR

Cübbeli: İran da karışmış diyorlar, bende diyorum Allah karışıklığını artırsın. Hoca niye böyle yapıyorsun diyorlar, İslami gazeteler böyle demiyor. Ha ben başka kafadayım.

Şimdi efendi kardeşlerim Mehdi a.s.’mı bekliyoruz ama, ben neden korkuyorum, çok bekleyenler var yarın Mehdi a.s. gelince onları kesecek en evvela. Mehdi a.s.’mı çok bekleyenler var, Mehdi a.s. gelecek en evvel onları kesecek. Bugün Vehabi mezhebi, bugün Şia mezhebi, Şia mezhebi Mehdi’yi en çok bekleyen mezheptir. Şia mezhebi şimdi Mehdi’ye bekliyor, Mehdi a.s. geldi mi ne yapacak, onları asker mi yapacak acaba, yoksa pırasa gibi doğrayacak mı? Ne yapacak? Vehabiler ha keza.


ADNAN OKTAR: Müslümanları pırasa gibi doğramak, yani bir Müslüman olduğunu iddia eden bir insanın ağzından bunları duymak inanılır gibi değil. İran, Irak, Suriye, yine aşağı kesimler, yani yüz milyonlarca Şii kardeşimiz var. Azerbaycan’ın büyük bölümü Şii’dir. Benim onlar etim, kemiğim, canım, ciğerim kardeşlerim niçin pırasa gibi kesilsinler. Canı pırasa istiyorsa alsın pazardan kessin, zeytinyağlı yapsın değil mi yesin, ama Müslümanlara kimseyi dokundurtmayız. Sıkıysa öyle bir şey yapmaya kalksın, kim bunu yaparsa kolunu ta dibinden kırarız. Büker kırarız, kanun ve hukuk ölçüleri içerisinde, ilimle, fenle, bilgiyle yaparız bunu. Ve mutlaka o dili koparırız Allah’ın izniyle, yine ilimle, fenle, akılla, Kuran’ın gerçekleriyle. Sevgi ve şefkatin dışında böyle bir dili biz kabul etmiyoruz, böyle bir üslubu kabul etmiyoruz. Bakın diyor ki, İran’da karışıklık varmış, Allah karışıklığını daha da artırsın diyor. Hani lanet yoktu, hani beddua yoktu, onu söylüyordu televizyona çıkıp. Diyor Müslüman Müslüman’a lanet etmez diyor. Niye beddua ediyorsun, orda anneler var, çocuklar var, insanlar var, orası yerle bir olunca, orası kan revan içinde olunca senin eline ne geçecek. O karışıklık artarsa, oralar yıkılır viran olursa senin eline ne geçecek. Dua et düzelsin de, daha hayra ulaşsınlar de. Bakın İslami gazeteler böyle demiyor diyor, bak istisnasız hepsi. Yani Milli Gazete, Vakit, Yeni Şafak, Zaman. Yani İslami eğilimi ağırlıklı olan gazetelerin böyle demediğini söylüyor, doğru söylüyorlar tabii, tabii ki kardeşliği savunacaklar, tabii ki sevgiyi savunacaklar, onların üstünde görüyor kendisini. Onların ağzını taklit ederek söylüyor bir de, yani gazeteler ne deseydi, İran’ın karışmasını mı isteyeceklerdi, onların ezilip perişan olmasını mı isteyeceklerdi. Tabii ki kardeşi olarak, Müslüman kardeşi olarak onların birliğini, beraberliğini, mutluluğunu isteyecek. Bunda şaşılacak ne var. İslami gazetelere böyle dil uzatmaktan da vazgeçmesi lazım Cübbeli’nin, aklını başına alması lazım. Etrafındaki insanlar da onu uyarsınlar, kendini kaybetti ne dediğinden de haberi yok adeta…yani konuşma üslubunda adeta kendini kaybetti, yani çok garip sözler etmeye başladı. Bu bir nevi kendini kaybetmedir. Çünkü makul konuşmuyor, Kuran üslubuyla konuşmuyor. Çok acayip bir üslupla konuşuyor

SUNUCU: Yine Hocam, Cübbeli’nin beddua ile ilgili bir VTR’si var.

(VTR)

ADNAN OKTAR: Bak kendini çok akıllı görüyor, görüyor musun? Yani Allah bir bela ve hastalık verirse onu ona saymayacakmışız. Ama bana bir şey olursa bana bela gelmiş olacak. Ama ona gelirse bunu saymayın diyor ve bu tarzda da bir lanetleşme, bak yine lanet okuyor. Hani lanet yoktu. Hani beddua yoktu değil mi? Müslüman lanet eder mi hayır dua etsene güzel sözler söylesene.. Nitekim bunu söyledikten sonra bu lanet okuduktan sonra hastanelik oldu, perişan oldu böyle ayağa kalkamayacak hale geldi, ben belasını bulsun demedim, belasını buldu demedim. Allah’tan şifa diledim sağlık sıhhat olsun dedim. Yani ne konuştuğundan haberi olması lazım, üslubunu düzeltmesi gerekiyor. Etrafındaki insanlar da onu uyarsınlar. Bunun böyle enaniyetini, gururunu, kibirini, böyle körükleyecek üsluptan kaçınmaları lazım. Yazık ediyorlar bu insana değil mi? etrafında 3-5 kişi olsun uyarsınlar, “ne yapıyorsun sen, birleştirici ol, lanet okumalardan vazgeç, mesela çok fazla yalan söylüyor, bir kere yalanı durdurması lazım, yalan haramdır. Kuran’da çok ayet var. Neyse bu konular böyle. Allah hidayet versin Allah aklını arttırsın başka ne diyelim yani. Mesela bu şeyle ilgili iddia edilen Ergenekon Örgütünün dedim ki bazı Hocaları böyle şehit ederek bazı kişilere zemin hazırlıyorlar dedim. Ona da alınmış, yani orda hani onu hedefliyorum gibi, hani iddia edilen Ergenekon Örgütü onun zeminini hazırlamak için bazı din adamlarını, bazı alimleri şehit edip ona zemin hazırlıyor demişim gibi öyle bir konuşma yapmış, halbuki ben onun ne isminden bahsettim, ne onu ima ettim. Ne de öyle bir sözüm oldu. Nerede, hangi âlim yani. Türkiye’de dünyada birçok âlim var hangi âlim, sen nerden biliyorsun? Değil mi hangi âlim? Bir de o alim şehit edildikten sonra yolu açılacak kişi kim? Nerden biliyorsun senin olduğunu? Nerden çıkarırsın bu sözleri. Hani kendi kendine böyle bir şey koyup onlar da teşhis koymuş öyle kendi kendine, inşaAllah. Yarası olan gocunsun. Sen niye oturup derdine düşüyorsun. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü hakikaten birisini ortaya çıkartmak için mason bazı kurumlarla da anlaştılar. Masonluğun kontrolündeki kurumlarla onu hakikaten öne çıkarmaya çalışıyorlar. Şu an onu biz takip ediyoruz görüyoruz ve hakikaten o kişinin yolunu açmak için de bir kısım âlimleri şehit ettiler, bu doğru, ama sen niye yine orda kendi kendine kendi üzerine alınıyorsun? Yarası olan gocunsun, sen niye üstüne alınıyorsun? Sen kim bahsetti de böyle bir konunun içine girdin? Değil mi yüzlerce âlim var, birçok âlim şehit edildi ve birçok kişinin yolu açılmaya çalışılıyor ama sen burada kendin buna sahip çıkıyorsun. Bu da çok garip, inşaAllah. Aklını başına alması lazım, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Siz aslında bunları yaparak onun ahiretine vesile oluyorsunuz yani hatalarını düzeltmesi için bir fırsat olmuş oluyor inşaAllah. Çok hayırlı bir şey.

ADNAN OKTAR: Çünkü iddia edilen Ergenekon terör örgütünün böyle bir ayaklanma içine gireceği, bir kısım sarıklı, Cübbeli Müslüman görünümlü kişileri kullanacağını hadislerde gördük, anlattım. Böyle hadis yok dedi. Bakın kaynağını Arapçasını gösterdim, kütüphaneden fotokopisini çektirdim, getirdim artık inkar edecek hali de kalmadı inşaAllah. 7000 yılla ilgili hadislerde de öyle, reddetti, ispat ettim sonra kabul etti. Bak bunu da iddia ediyor, bunu da ispat ettim. Ama sarıklı cübbeli birçok değerli âlim var. Muhterem insanlar var. Onları ben tenzih ediyorum. Mason olanlar var, masonlara yalakalık edenler var, iddia edilen Ergenekon örgütünün maaşa bağladığı sahtekarlar var. Daha önce it kopukken, sonradan mesela sarık cübbe takılıyor, sakal bırakıyor, klasik çakal, klasik it, hapçılardan, çakallardan ufak bir mafya grubu oluşturuyor, Müslüman’ım diye ortaya çıkıyor, böyle tipler var.Birçok yerde var bu..Türkiye’de de var Türkiye dışında da var. Ben bunları hedefliyorum söylerken yoksa ben Müslüman sarıklı cübbeli Müslüman âlemini hedeflemiyorum. Mesela Ömer Nasubi Bilmen de sarıklıydı, Elmalılı Hamdi’nin de sarığı vardı ama bunlar nurani sarıklar. Mesela diyanetin Hocaları var, onların da sarığı var ben onları tenzih ederim. Ama Deccal’e hizmet edenleri ben burada kast ediyorum. Yani Deccal’in ordularına hizmet edenleri yani iddia edilen Ergenekon terör örgütüne para karşılığı alçakça kendini satanları kast ediyorum. Kimse onlar onlar gocunsun, onlar kendilerini biliyorlar. Ben onları biliyorum, onlar da kendilerini biliyorlar. Yani şerefsizlik yapanlar, alçaklık yapanları, Müslümanları bölüp kardeş kavgasına sürüklemek için iddia edilen Ergenekon örgütüyle planlar yapıp, gece planlar yapıp, bunu uygulamak için uygun zemin hazırlayanları kast ediyorum ben. Kimse o, ben orada isim vermiyorum. Cübbeli bu konuya da kendi kendine bir bağlantı kurmaya kalktı. Benim kast ettiğimi çok açık açıklıyorum ben ve isim de vermiyorum, kimse o. Burada da yarası olan gocunacak değil mi?

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, iddianamede de iddia edilen Ergenekon’un iddianamesinde bunun örnekleri var zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii iddia edilen Ergenekon terör örgütü iddianamesinde savcılık tutanaklarında bir kısım din adamlarını, Hoca denen bir kısım sahtekarları parayla hizmetlerine soktukları, tehditle hizmetlerine soktukları, bir kısmını gebe bırakmışlar, bunları gizli kamerayla filme almışlar bu ahlaksızları korkudan it gibi onların hizmetine girmiş bunlar da yani bir kısmını parayla satın almışlar onlara hizmet ediyorlar, yani bunlar 3-5- 10 kişi değil, daha kalabalıklar, ilgililer kimse ben onları kast ediyorum. İnşaAllah.

SUNUCU: Başka bir soruya geçelim mi? “Merhaba Adnan bey şunu sormak istiyorum ben size: Bir Müslüman bir Müslüman’a küser mi? Yani bir saat veya bir gün Müslüman bir arkadaşla küs kalmak makbul mü” diye sormak istiyorum demiş, Sayın Ceyda Gürpınar, Amasya’dan.

ADNAN OKTAR: Küslük beladır. Küslük sevginin üstüne beton dökmek gibi bir şeydir. Yani gül var mesela, karanfil var, çiçek var, üstüne dört kova çimento dökmüşsün gibi. Böyle bir kin oluştuğunda Müslüman hemen onu yıkayacak, var gücüyle, aman kardeşim diyecek ne istiyorsan yap, ben de ne gerekiyorsa yapayım, bu beladan kurtulalım diyecek. Ama bu karşılıklı olur bir kişinin gayretiyle olmaz, yani biri küsmeye kararlı, öbürü de küsmeye engellemeye çalışıyorsa kurtaramaz. İkisi birden çözüm arayacaklar, diyecek arkadaşım ben seni seviyorum, sen de beni seviyorsun? Allah rızası için birbirimize yardımcı olalım bu beladan çıkalım diyecekler. Yani ben mesela şunlardan rahatsız oluyorum, sen de bana şu konuda yardımcı ol, birlikte Kuran ölçüsü içinde bu beladan yakamızı kurtaralım diyecekler. Yoksa mesela bazen küsen oluyor, bir kişi kurtarmaya çalışıyor, adam zıntır çivisi gibi sağa dönüyor kafasını sola çeviriyor, sola çeviriyor sağa, onunla başa olmaz. İki tarafın eşit şekilde bunu talep etmesini sağlamak lazım, bunun için üçüncü bir şahsın devreye girmesinin gerekliğini Kuran bize emrediyor. Cenab-ı Allah diyor ki; kardeşleriniz küsse aralarını bulun” farzdır bu. Tutacaksın ikisinin kolundan hadi bakayım sarılın diyeceksin, aman diyeceksin nedir aranızda anlaşamadığınız konular, şunlar, sen şunu sen, hakem kılacaklar birini sen şunu yapma sen de şunu yapma bu konu bitsin, denecek. Hakem tayin etmek çok önemlidir. Hakeme de itiraz edilmez. Yani güvendikleri birini hakem kılacaklar, o onların arasını bulacak, hakeme itiraz olmaz. Çünkü Kuran’da ayet var. Aranızda diyor çekiştiğiniz konularda Resul’e geldiğinizde şeytandan Allah’a sığınırım, onun verdiği hükme diyor, hâkimlik görevinde kalbinizde hiçbir burkuntu duymaksızın itaat etmedikçe tam iman etmiş sayılmazsınız diyor Cenab-ı Allah. Bu hâkim kararına saygının delilidir işte, Kuran’da. Hâkim karar verdi mi, çünkü hâkim tayin etmişsin, kabul ediyorsun kararını, amenna diyeceksin, tamam, kabul ettim. Ama hukuki yönden delillerini yine savunursun, açıklarsın, ama hâkimlik müessesesini alaşağı edecek üslup olmaz. Hâkimlik müessesesini yüksek tutmak gerekiyor. İddia edilen Ergenekon örgütü bu mübarek kuruma da el atmıştır, yargıya da el atmıştır. O kanlı, pis kokmuş elini yargıdan söke söke çıkaracağız, yani o kokmuş kolunu kıracağız, birçok hâkimi tehditle baskıyla, başka yöntemlerle kontrol altında tutmaya çalışıyor iddia edilen Ergenekon terör örgütü, bu çok vahimdir. Burada devletimizin var gücüyle hâkimlerimize, yargıya yardımcı olması lazım. Bakın bir haber, şeytani bir örgüt, Ergenekon yani iddia edilen Ergenekon örgütü hâkimleri baskı altına almaya çalışıyor. Biraz oku, eğer mahsurlu bir haber değilse.

OKTAR BABUNA: Ergenekon sanık ve avukatları davayı yürüten hâkimlere yönelik baskı strateji izliyor. Bunu anlatıyor.

ADNAN OKTAR: Yok, asıl bizim kastettiğimiz bu değil, bizim dediğimizde filme alıyorlar çoluğunu -çocuğunu filme almışlar. Tehdit ediyorlar değil mi? Mesela Yargıtay üyelerini etki altına almışlar bir kısmını. Hâkimleri etki altına almışlar. İstedikleri gibi karar çıkarttırmak için onlara baskı yapabiliyorlar. Bu konuda devletimizin çok atak faaliyetleri var, ama vatandaşlarımızın çok yardımcı olması gerekiyor. İhbar ve bilgilendirme çok önemlidir. Yani can yakmak için değil, vatan rahat etsin, millet rahat etsin, toplum rahat etsin diye , yoksa adamların hapse girmesi, sürünmesi o bizi ilgilendirmiyor yani biz ondan mutlu olmayız, biz bu pisliğin durmasını istiyoruz. Bu rezilliğin durmasını istiyoruz, bu ahlaksızlığın bu kanın durmasını istiyoruz o kadar. Yani birbirlerini ihbar etsinler anlatsınlar. Bir kolaylık bulunulur bir yolu bulunur. Birbirlerini yeni yeni ihbar etmeye başladılar tebrik ediyorum maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Siz söyledikten sonra.

ADNAN OKTAR: Kardeşim korkmayın, mesela bak diyor adam, beni zorla diyor iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne zorla soktular diyor. Daha yeni bak bir buçuk yıldan beri daha yeni söylüyor. Korkma ya Allah’tan kork bir şey yok, yani siz hapishanelerde çürüyün kimse bunun meraklısı değil. Vatan kurtulsun devletin,milletin yakasından düşün yani bu kadar. Yani milletin yakasından düşün, inşaAllah. Devleti tenzih ederim, devlet kutsaldır. Evet, hepsi içindeydi tenzih ederim. Öyle demeyeyim de biraz argo oluyor o sözü söylemeyelim, yani vazgeçsinler bu işten, tabii çok çirkin ve acımasız bir örgüt kan döken bir örgüt. Tamam, bir şekilde korkuyla tehditle girmiş olabilirler bir şey demiyoruz, ama bir gerçek var ki vatan, millet menfaati hepsinin üzerinde. Şimdi hapis korkusuyla tedirgin olmaya gerek yok. Ele verin hepsini anlatın millet bir kurtulsun, sonra bir kurtuluş bir yoluna bakılır onun, inşaAllah

OKTAR BABUNA: Burada Hocam siz defalarca anlattınız ama bunların Darwinizm’i ve Materyalizm’in çökmesiyle siz dediniz bunların ben dinlerini yok ettim, onun üzerine böyle çorap söküğü gibi.. çöktükleri için arka arkaya gelmeye başladı, böyle siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Yüz elli yıldır çöreklenmiş devletin her kurumuna sızmış bir örgüttü ama dinlerini elinden alınca böyle bir çökme noktasına geldiler inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aslında o kadar kendilerine güveniyorlardı ki, iddia edilen Ergenekon Örgütü daha önce kendilerini haşa ilah gibi görüyorlardı. Şu an acayip gariban ve zavallılaştılar. Bilmiyorum fark edende fark ediyordur. Zavallının zavallısı oldular eski böyle ukalalıkları, dik başlı tepeden bakmalarının yerini, bir bozgun havası garibanlık ve zavallılık aldı. Çünkü bomboş bir teoriye inandıklarını anladılar. Darwinist ve Materyalist’tiler ve Darwinizm’e saygı ile iman ediyorlardı ve saygıyla derin bir saygı ile iman ediyorladı çok küçük düştüler böyle sıradan ve akıl almaz bir teoriyi savundukları için. Böyle azılı bir yalanı 4 bin yıllık 3 bin yıllık geçmişi olan bir yalanı savundukları için.

SUNUCU: Sıradaki soruma geçebilir miyim Hocam. Hocam benim sorum uyku konusunda olacak çok uyumak faydalı mıdır, çok uyumanın bir zararı olur mu? diye sormuş, Sevil Duru Hanımefendi.

ADNAN OKTAR: Kemikleri iyice eritir faydası o olur, kasları eritir o faydası olur, kansızlık yapar o faydası olur, yani bunu istiyorsa, bitkinlik meydana getirir. Kuran da az uyku tavsiye edilir, “ …onların yanları yataklarından uzaktır diyor” Allah ayette. Dinç tutar insanı ama davası, ülküsü olan bir insan canlı kalır. Yoksa davası, ülküsü yoksa bir insanın bir heyecanı bir hedefi yoksa onun tek kurtarırı uykudur zaten gece-gündüz uyumak ister yani. Tabii, yani yemek yemenin dışında sürekli uyur onlar, mesela pazar günleri özellikle ben birçok kişide bilirim, akşamdan başlar ertesi gün akşama kadar. Değil mi? Sonunda da böyle artık üstüne yağmur yağmış tavuk gibi saç-baş birbirine karışmış perişan bir şekilde, bitkin sapsarı bir yüz halbuki insan kalkar erkenden elini yüzünü yıkar değil mi? Bir koşar şöyle bir temiz hava alırsın, bir spor yap şöyle zinde neşeli bir havayla davana hemen bir sarıl. Bizim davamız nedir? Türk-İslam Birliği davasıdır. Bütün Türk vatanın evlatlarının tek hedefi Türk-İslam Birliği olması lazım. Yani en büyük ülküsü en büyük ideallerinden biri olacak Türk-İslam Birliği, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Başbakanımız da bir açıklama yaptı bu doğrultuda Hocam sizin söylediğiniz doğrultuda Hocam inşaAllah, Avrupa Birliğine karşı İslam Birliği kuruluyor diye.

ADNAN OKTAR: Oku bakayım, maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Başbakan Recep Tayip Erdoğan Türkiye Suriye Türkiye İş Konseyi toplantısında konuştu Türkiye ile Suriye arasındaki yakınlaşmaya dikkat çeken Erdoğan bölgedeki diğer İslam ülkeleri üzerinden mesaj verdi. Şam’da yüksek düzeyli stratejik İş Birliği Konseyi toplantısında İslam Birliği’nin bu şekilde kurulması gerektiğini kurulduğunu ve ifade etti, Hocam inşaAllah, konuşmasında maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii Avrupa Birliği’ne karşı değiliz Sayın Tayip Erdoğan Beyefendi öyle bir şeyi yok ama İslam Birliği”nin Türk-İslam Birliği’nin de bütün dünyanın kurtuluşu olduğunu biliyordur. Ama Avrupa Birliği inşaAllah Türk-İslam Birliği’nin içine girecek. Türk-İslam Birliği’de Avrupa Birliği’nin içine girecek. Yoksa biz çökmüş ekonomik krizden perişan olmuş bir Avrupa Birliği’nin hiçbir şey yapamayacağını gücünün yetmeyeceğini görüyoruz. Yunanistan Avrupa Birliği’ne girdi ne oldu? Ekonomisi çöktü iflas etti şu an perişan vaziyetteler değil mi? aç sefil-perişan vaziyetteler. Dolayısıyla bir kurtuluş olmadığı açık.

Gazze’den bir kardeşimiz yazmış, diyor ki: biz diyor Gazze’deki tünellerden herhalde Mısır, Mısır’dan gelen tünellerden yiyecek içecek ve ilaç geçiriyoruz, fakat diyor İsrail hükümeti diyor bunu engelliyor diyor. Biz buradan İsrail hükümetine istirham ediyoruz. Ben biliyorsunuz Musevileri çok seviyorum, hatta çok çok fazla seviyorum hahamları çok seviyorum oradaki dindar Musevileri çok seviyorum, Müslüman kardeşlerimi çok seviyorum. Benim istirhamım ilaç geçmesine müsaade etsinler. Bu tünellerden geçsin hatta İsrail başında dursun, askerlerde başında dursun, yiyecek geçsin, çocuklar var aç kardeşlerimiz var, ihtiyarlar var, gençler de var yani bunların hepsi yiyecek geçsin, silah mühimmat geçmesin, tamam, bunu engellesinler buna bir şey demiyorum.Yani bunu kabul etmemeleri makul, doğru yani, buna bir şey diyemeyiz yani buradan silah geçsin diyemeyiz. Zaten Allah’ın izniyle silaha da hiç gerek kalmayacak zaten Mesih çıktı, Mehdi çıktı. Onların binlerce yıldan beri beklediği Mehdi –Mesih çıktı zaten. Onları en mükemmel şartlar da yaşatacak Mehdi. Ve en güzel şekilde huzur içersin de bereket içersin de, bolluk içersin de hayatlarını sürdürecekler inşaAllah. Onların o duvarlarını Mesih-Mehdi tamamen yıkacak açacak oraları Ürdün’e kadar, taa bizim değil mi? Güneydoğu’muza her yere gelecekler, orada okullar açacaklar, üniversiteler açacaklar, ticaret yapacaklar, bütün bölgede güvenlik içinde gezecekler, bizzat Mehdi Mesih’in güvencesinde olacaklar inşaAllah. Gönülleri son derece rahat olsun İsrail’de de son derece canları güvenlik içersinde olacak Müslüman kardeşleri ile iç -içe, gönül-gönüle değil mi? Ruh-ruha güzel yaşayacaklar. Ama tabii onlar kendi dinlerini yaşayacaklardır. Ama Mehdi rivayetlerde onlara Tevrat’ın aslı ile hükmedecektir. Musevilere Tevrat’ın aslı ile, Hıristiyanlara İncil’in aslı ile, Müslümanlara Kuran ahlakıyla ve sevgiyle, muhabbetle şefkatle yardımcı olacaktır bir gönül insanıdır Mehdi. Baskı insanı değil siyaset insanı da değil, zor yok Mehdi’de, kan dökmek yok, acı çektirmek yok, sevgi muhabbet nerede Mehdi orada. Yardım severlik-kardeşlik nerede Mehdi orada, Mehdi’nin dünyadan bir alıp-veremediği yok çünkü zorla o göreve getirilecek, bir manevi makamdır o bir sevgi makamıdır. Mesela Nazım Kıbrisi Hoca var, benim canım-ciğerim çok sevdiğim bir hocamdır bana bir şey dese hemen yerine getiririm niye sevdiğim için, korktuğum için mi? Sevdiğim için, değil mi, hürmet ettiğim bir insandır. Yani yine Mahmut Hocayı’da yine aklıma gelmişken söyleyeyim, o da çok değerli bir insandır. Mehmet Talu Hoca var değil mi? O da çok değerli bir insan. Orada ki insanların tamamı çok iyi insan fakat Cübbeli’nin bu tavrı çok yanlış onu uyarmalarını ben istirham ediyorum. Çünkü çok riskli Müslümanların birliği-beraberliği vatanın huzuru açısından bunun önemli olduğunu görmemek için çok eksik olmak gerekir. Onlar âlim ve değerli kişiler olduğuna göre bunu görüyorlardır. Bilmiyorum, ya Cübbeli söz dinlemiyor veyahut başka bir şey var. Fakat inşaAllah biz dua ediyoruz, hidayeti için. Aklını Allah açsın doğru hareket etsin. İsrail’deki kardeşlerimizin de gönülleri rahat olsun. Onların kurtuluşu da inşaAllah çok yakın. Mehdi’nin zuhuruyla Gazze’de o tünellere münellere hiçbir şeye ihtiyaçları kalmayacak. Göğüslerini gere gere geçecekler inşaAllah. Allah’a dua etsinler biran önce Mehdi’yi zuhur ettirmesi için, Mesih’in zuhuru için dua etsinler. Hz. İsa Mesih’in gelişi ayrıdır. Yani Musevilerin beklediği Mesih ile Mehdi aynıdır. Ama Hıristiyanların beklediği Mesih ile bizim beklediğimiz Mesih İsa ayrıdır o. Allah onu göğe aldı, yeniden inşaAllah gelecek. Yalnız gelmiş de olabilir onu da söyleyeyim.

SUNUCU: Bilinmiyor değil mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Bilinmiyor ama sanki öyle gibi bir şey var. Mehdi’nin geldiğini görüyoruz, hissediyoruz ama Mesih’in de geldiğine dair çok fazla alamet var. Hani öyle anlaşılmayacak gibi de değil. Ama İnşaAllah bir kesinlik veremiyoruz. Çünkü onun konumu ve yöntemi çok daha ayrıdır Mehdi’den. Yani vahiy ile hareket edebileceği için, çok şaşırtıcı. Hızır (a.s) benzer Hz. İsa. Hayret edersin yaptığı uygulamalara, müthiş akıllı bir insandır. Onun için aklın ve sırrın tam anlayacağı gibi olmaz onun yaptıkları. Bir süre sonra anlayacağız. Belki de çok yakında gelecek, onu da söyleyeyim. Ama gelmek üzere… Fakat Mehdi şu safhada Müslümanlara bol bol yeter söyleyeyim. Yani Musevilere de yeter, Hıristiyanlara da yeter. Mesih ışığını artıracak. Mevcut ışığı, yani doğmuş güneşin güzelliğini artıracak. Renkleri daha güzelleştirecek. Yoksa Mehdi konuyu bitirecek zaten. Mehdi’nin gelişi ile konu bitiyor. Ne Darwinizm kalacak ne materyalizm olacak, İslam tamamen birleşecek Müslümanlar birleşecekler. Hıristiyanlar kurtulacak, Museviler kurtulacaklar, yani hepsinde bir rahatlık olacak. Dinlerinde özgür olacaklar. Mehdi özgürlüğün insanıdır, sevginin insanıdır. Dostluğun en fazlası, sevginin en fazlası hedeftir Mehdi’de. Şefkatin, yardım severliğin en yükseği hangisi ise odur. Mesela en yüksek sevgi nedir? İnsanlar en fazla 50–60 biliyorsa Mehdi de yüzde yüzdür. Yardımseverlik mesela 30-40 biliyorsa insanlar Mehdi’de yüzde yüz olacaktır. Mal öyle bollaşıyor ki insanlar artık malını geri vermek istiyorlar, utanıyorlar aldıkları maldan. Yani evde koyacak bir yer bulamıyor. Her yer yiyecek, mal, malzeme, mobilya ne istiyorsa var. Geri vermek isteyecekler. Çok fazla biz de israf olmasın diyecekler, fakat Mehdi diyecek ki; ‘’biz verdiğimiz malı geri almayız’’diyecek. İnşaAllah. Hazine söylüyor, geri alınmıyor inşaAllah. Hayvanlara sevgi, insanlara sevgi, nebatat veya bitkilere olan sevgi ne yüksek seviyede olacak. En yüksek çiçek sevgisi, en yüksek hayvan sevgisi, böcek sevgisi.. Denizdeki balıklara olan sevgi ama hepsinin üstünde Allah sevgisi, değil mi? Allah’ın tecellisi olarak insan sevgisi. Herkese şefkatle bakılacaktır. Her fikir ve düşünce özgür ve rahat yaşayacaktır insan inşaAllah. İnşaAllah.

Oktar var mı senin söyleyeceğin bir şeyler?

OKTAR BABUNA: Güzel, erik yiyen bir kirpi var Hocam.

ADNAN OKTAR: Ben de onu yiyeceğim. Eriği ağzına almış, yemeğe çalışıyor. Hayvancağıza küçük küçük parçalar verseler olmuyor mu? Garibim nasıl uğraşıyor baksana. Ağzın burnun aldığı şekillere bak sen. Bir kere o burun net ısırmalık yani. Tebrik ederim hadi bakalım. Afiyet şeker olsun. Ağzın tatlılığına bak şu dilin. O dili de ısırmak lazım. Patiyi görüyor musun? MaşaAllah.

OKTAR BABUNA: Hocam Darwinizm de proteinlerin oluşmasının imkânsızlığını anlatmıştınız, sıfır ihtimal olduğunu. Çünkü bir proteinin sentezlenmesi için hücre gerekiyor. Hücre olmadan protein kesinlikle sentezlenemiyor, hiçbir şekilde oluşmuyor. Birçok evrimcinin de itirafları var proteinin oluşmayacağına dair. Siz biraz önce söylediniz aslında kendileri de inanmıyor Darwinizme yani mutlaka kitabının bir yerinde makalesinin bir yerinde Darwinizmin neden olmadığı mutlaka ifade ediyorlar. Körü körüne inandıkları bir şey aslında, kendileri de biliyorlar olmadığını. Körü körüne inanıyorlar.

ADNAN OKTAR: Adam maaş aldığı için, oradan geçim sağladığı için oradan, kendi kafasınca bırakmak istemiyor ama mühim olan toplumun doğruyu öğrenmesi yoksa adam iş olarak meslek olarak bırakmayabilir. Ama doğru değil tabii yaptıkları. İnsan ne yapar? Gider manavlık yapar, kasaplık yapar yine o işi yapmaz. Türkiye’de iş mi yok. En azından para toplar bir şey yaparız. Söylesin değil mi? açık açık ben açıkta kaldım desin. Para veririz yani ne ihtiyacı varsa. Veyahut da iş buluruz, yani mecbur mu ömür boyu orada takılıp kalmaya? Yanlışlığını anlayınca insan vazgeçer, konuyu bitirir.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Ama bu tabii sizin vesilenizle inşaAllah, delilleri koyunca oldu. Siz biraz önce Musa kıssasını okumuştunuz inşaAllah, orada attığı şey yılan olunca büyücüler iman ediyorlar, yani delilleri gördükten sonra inşaAllah. Tam o delilleri de, fosilleri proteinlerin oluşması imkânsızlığını koyduktan sonra bu şekilde oldu elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Senin bu annenler Ankara’da yine faaliyet yapıyorlarmış değil mi? Bir şeyler duydum.

OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Beni telefonla da aramıştı evvelsi gün.

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

OKTAR BABUNA: Tehditkâr bir üslupla konuştu. ‘’Bu dava Yargıtayda Ocak- Şubat gibi onanacak’’ dedi. ‘’Sen de karın da ceza alacaksınız, hapse gireceksiniz’’dedi. “Karın bu davadan -Yargıtay da onanacak olan davadan-, sen de diğer davadan hapse gireceksiniz’’dedi. Bunun Ocak- Şubat gibi olması için gerekçe olarak da ‘’işkence davası var’’ dedi. ‘’O bitmeden de onu bitirmeye çalışıyoruz’’dedi bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm biraz yukarıdan gitmiş, ama yani fakat Allah hidayet versin. Sen onlara dua et. Allah akıllarını açsın. İnsan kendi gelinin hapsedilmesi için uğraşır mı? İnsan kendi oğlunun, torununun hapsedilmesi için uğraşır mı? Ben dua edeyim de, sen de dua et Allah akıllarını, fikirlerini açsın. Bir de bunları övünerek anlatıyor değil mi sana? Yani seni yıldıracağını falan düşünüyor olabilir belki.

OKTAR BABUNA: Bırak orayı, buraya gel gibi şeyler de söyledi.

ADNAN OKTAR: Tamam gidilir annedir ama böyle bir üslup olmaz. Garip bir üslupla olmaz. Sevgiyle, şefkatle, merhametler olur. Dostane olur. Sen dua et onlara Allah akıllarını, fikirlerini artırsın. Hidayetlerini artırsın.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.

SUNUCU: Hocam Papua Yeni Gine’de aralarında zıplayan örümcek, cıvıldayan kurbağa da bulunduğu söyleniyor. Yeni yeni hayvan türü belirlenmiş.

ADNAN OKTAR: İşte Allah’ın bizlere sunduğu güzelliklerin ucu bucağı olmadığını Allah bize gösteriyor. Her bulunan hayvan bizi sevindiriyor. Onlar zaten var olan varlıklar.

SUNUCU: Yeni bulunmuş.

ADNAN OKTAR: Yeni bulunuyor evet. Mesela balta girmeyen ormanlar derler ya, öyle yerlerde hiç bilinmeyen hayvanlar olabiliyor. Tabii hayvanları rahatsız etmemek lazım. Bazen alıp, hayvanları iğneye geçirip bulduk diye getiriyorlar. Hâlbuki doğal ortamlarında hiç ellememek lazım onları.. Hatta daha rahat yaşamalarını sağlamak gerekiyor. Çok şeker şeyler çıkmış mesela yeni yeni kelebek türleri var, böcek türleri var, kurbağa türleri var. Adamlar rengârenk böyle bayağı sevimliler maşaAllah.

SUNUCU: Hocam programımızın sonuna geldik.

ADNAN OKTAR: Evet Allah bir dahakini nasip etsin bizleri karşılaştırmayı ve güzel sözler konuşmayı Allah bizlere ilham etsin inşaAllah.

SUNUCU: Yarın yine saat 22.00’de Çay TV ve Kahramanmaraş Aksu TV’de biz yine karşınızda olacağız. Programımızı kaçıranlar için tekrar belirtmek istiyorum www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv ‘den bütün bölümleri tekrar tekrar izleyebilirsiniz. Yine www.harunyahya.com ve www.harunyahya.net ‘ten Adnan Bey’in tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Hocam ben iyi akşamlar dilemek istiyorum. Siz bir şey eklemek istiyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Allah hepimize iyi akşamlar nasip etsin, güzel günler nasip etsin tüm milletimize, tüm vatanımıza tüm Müslümanlığa bütün Türklük âlemine inşaAllah.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.

SUNUCU: Yarın yine saat 22.00’de Çay TV’de ve Kahramanmaraş Aksu TV ‘de görüşmek üzere hoşça kalın efendim.

Bu eser 716 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Mehdi ve Altınçağ İslam Ahlakının Dünya Hakimiyeti - Kitap
Hazreti Musa - Kitap
Adnan Oktar'ın Hz. Musa Kıssasıyla İlgili Açıklamaları 1 - Adnan Oktar Anlatıyor
Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri, Samsun AKS TV ve Gaziantep Olay TV'deki Canlı Röportajı (16 Aralık 2009) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV ve Mavi Karadeniz TV'deki Canlı Röportajı (22 Aralık 2009) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1234 download
Dinler Terörü Lanetler - 1185 download
Dinler Terörü Lanetler - 1102 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1050 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.