Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15868 tanesi Türkçe, toplam 19166 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Dem TV ve Tempo TV'deki Canlı Röportajı (11 Aralık 2009)
Aralık 2009
SUNUCU: Dem Özel programından iyi akşamlar sayın seyirciler. Bugünkü konuklarım Sayın Adnan Oktar ve Oktar Babuna. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Efendim bize sorularınız varsa, Dem yazıp boşluk bırakıp mesajınızı yazarak 3929’a yollabiliyorsunuz. Canlı yayında cevaplıyoruz. Efendim bu hafta, tabii hep genel konularla başladık, güncel konularla gidiyoruz. Sıcak bir gündem var bugün biliyorsunuz. Tüm Türkiye’nin merakla beklediği karar açıklandı ve DTP kapatıldı. 37 milletvekiline 5 yıl siyasi yasak getirildi. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
ADNAN OKTAR: DTP bence sembolik bir parti, yani asıl Güneydoğu’da etken olan PKK’dır ve PKK’nın nüfusu esastır yani o dikkati çekiyor. Dolayısıyla kapatılması veya açılması pek bir şey değiştirmez. Orada bir Marksist yapılanma var, bir inanç var, bir ideoloji var, din var. Bununla bir mücadele var. Eğer bu kabul edilmezse, eğer bu kavranılmazsa hiçbir şekilde netice alınması mümkün olmaz. Çünkü Marksist düşünce yenilgiyi kabul eden bir düşünce değildir. Yenmeyi amaçlayan bir düşüncedir Marksist düşünce. Leninist yapıda da cinayet ve bombalama esastır. Çok önemli bir konudur, kutsal görülür Marksist düşüncede. Biz istediğimiz kadar kınayalım, istediğimiz kadar çirkinliğini söyleyelim yani Marksist için bu çok komiktir yani çok mantıksızdır. Mutlaka terör olması gerekir, şiddet gerekir. Devrimin oluşması için şiddetin dışında da bir yol yoktur zaten, Leninizmin bir gereğidir bu. Dolayısıyla kınamalar, ayıplamalar yani sinek vızıltısı kadar bile etki etmez. O yönde devam ederler yani tek çözüm ideolojik mücadeledir, fikri mücadeledir. O da barışçıl ve akılcı bir ortamda yapılması gerekiyor, onun dışında pek olmaz.
SUNUCU: Yani siz DTP kapatılmamalıydı diyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Ben hiçbir yasağı kabul etmem normalde, yani bana kalırsa. Ben yasaklamalardan yana değilim. Masonluk da faaliyet yapsın, komünistler de faaliyet yapsın. Yani herkes fikrini açık açık söylesin. Ama kavga, gürültü, gerilim, şiddet ortamı olmasın. Benim istediğim budur. Yani bağırtı, çağırtı, hakaret, saygısızlık bunlar olmayacak ama her fikrin tam anlamıyla özgür olması gerekir. Ama mahkemenin kararına da tabii saygılıyım, çünkü gerekçeleri var, makul gerekçeleri var. Anayasayla, kanunlarla belirtilmiş maddelerle çelişen durum var gördüğüm kadarıyla. O yüzden mahkemenin kararına herkesin de saygılı olması gerekir zaten.
SUNUCU: Peki biliyorsunuz uzun süreden beri demokratik açılım süreci var. Bu süreçte DTP’nin pek muhatap alınmadığı söyleniyordu ve bunun sonucunda da zaten parti kapatıldı. Peki bundan sonra ne olur? Demokratik süreci, açılım süreci etkiler mi?
ADNAN OKTAR: Demokratik açılım, zaten o mutlaka yapılır yani onu insan hakkıdır o zaten yani makul olan bir şey. O herkes için ihtiyaç olan bir konu. Yani demokrasiye Güneydoğu’nun ihtiyacı var, İstanbul’un ihtiyacı yok mu? Buranın da ihtiyacı var. Her yerde bir düzenleme ve tesviye gerekiyor, bu açık. Dolayısıyla o düzenlemeler devam eder ama oradaki o Marksist hareketi durduracak bir şey olmaz. Yani sıcak çorba edebiyatı hiçbir şekilde etkili olmaz. Yani dönün evinize, evinizde siyaset yapın. Siyaset yapacak ama, Marksist siyaset yapacak. Marksist siyasette de zaten şiddet vardır. Şiddet olmadan zaten dejenere olmuş Leninist düşünce olarak kabul ederler o zaman onu. Yani Leninizm olmaz o. Leninizm varsa mutlaka şiddet gerekir. O yüzden de bunlar bu kafada devam edeceklerdir. Demokratik açılım belki daha ellerini rahatlatacaktır ama yani demokratik kapanım sanki bir çözüm olmaz yani. Onu düşünenler de olabilir, değil mi, sanki o bir çözümmüş gibi de görüyor olabilirler? Kapattıkça yine Marksist düşünce gelişir. Açtıkça yine gelişir. Tek çözüm fikri mücadeledir yani fikri mücadelenin dışında hiçbir çözüm yoktur. Yani engel olalım, baskıyı attıralım denirse 10 ise 100 olur. Demokratik haklar verilsin daha bölgede birçok olaylar düzene sokulsun deniliyorsa o zaman yine 10’sa yine 100 olur. Fikri mücadelede ancak 100’den 10’a düşer, 10’dan da 0’a düşer. Başka türlü olmaz.
SUNUCU: Peki ne yapılması lazım yani öyle olsa bu şekilde olur, baskı olur diyorsunuz. Böyle olsa da kötü olur diyorsunuz. Ne olması lazım?
ADNAN OKTAR: Baskı zaten hiç insani bir hareket değil. Çünkü oradaki vatandaşlarımız bunu hak etmiyor. Yani böyle bir şeyin cezasını halka kimse ödetemez. Güneydoğu’daki halkımız tertemiz, mübarek, muhterem, asil insanlar, çok değerli insanlardır. PKK’nın tehdidinin orada ne kadar şiddetli olduğu belli. Yani niye PKK’ya uyuyorsun diyorlar ama, PKK’nın şiddetini de gözönünde bulundurarak bunu söylemek lazım. Yani can kaygısıyla PKK’ya tabii olan insanların konumunu iyi değerlendirmek lazım. Ve PKK ile de fikri mücadele yapmayıp “ayıp yapıyorsunuz, yakışıyor mu bu size”, işte “gelin evde anneniz size çorba yapsın” mantığıyla yine devam edilirse, bu olay gittikçe daha da gelişir onu da söyleyeyim.
SUNUCU: Peki DTP Güneydoğu’da %50’in üzerinde oy almış bir parti. Peki bundan sonra vatandaşlar buna karşı ne yaparlar sizce, nasıl bir tavır sergilerler, Güneydoğu’daki vatandaşlar?
ADNAN OKTAR: Seçim olsa yine aynı şekilde bağımsız milletvekillerine oy verirler. Yine oy oranlarını muhafaza ederler. Yani herhangi bir partiye, başka partiye oy vermezler. Yani ne yapalım başka çare yok demezler. Çünkü böyle bir çözüm olduğu müddetçe kendi adaylarına oy verecektir oradaki vatandaşlarımız. Ama bu tabii kapatma, açma bunlarla olayın hiç alakası yok. Yani ne sınır ötesi operasyon, ne içeride operasyon, işte yine bazı düşünen, yeni yeni fikirler üreten kişiler var. İşte gideriz bombalarız, alırız, geliriz falan, bunlar, böyle bir şey yok yani. PKK dünya çapında bir harekettir. Yani bölgesel bir hareket değil ki. Yani bir kaç noktada, orada böyle armut gibi bekliyorlar gibi düşünülüyor. Öyle bir konu yok. Yani İran’da da var, Hollanda’da da var, Almanya’da da var, Amerika’da da var, PKK her yerde var, dünyanın her tarafında. Ve gerilla mücadelesi yapıyor ve Marksist gerilla mücadelesi yapıyor. Buna karşı düzenli orduyla, Marksist gerilla hareketine karşı mücadele yapmak, özellikle bölgenin coğrafi konumu da gözönünde bulundurulursa, yani imkansız denilecek derecede zordur ve hiçbir şekilde netice alınmaz. Ancak kontrol altında tutabiilirsin, başka bir şey olmaz. Ama fikri mücadelede bütün bölge tamamen kontrol altına alınır ve kısa sürede biter. Ne kan akar, ne olay çıkar, şefkatle, sevgiyle, merhametle bu konu hallolur. Bizim vatandaşlarımız, özellikle Güneydoğu’daki kardeşlerimiz, gururuna çok düşkün insanlar, onuruna düşkün insanlar. Yani kendisine saygı duyulmasını, değer verilmesini isterler. Yani bunu hissedemezlerse güzel olmaz bu. Yani bu yakışık alan bir tavır da değildir zaten. Orada muhtaç olunan konu, ihtiyaç olunan şey; saygı, sevgi, şefkat, merhamet, vefa, muhabbet, hoşgörü, ılımlılık ve sevecenlik bu.
SUNUCU: Peki DTP Genel Başkanı Ahmet Türk bu kapatılma davasından önce, eğer DTP kapatılırsa sine-i millet yaparız demişti. Sizce bu durumda ne olur, sine-i millet yapılırsa?
ADNAN OKTAR: Muhtemelen erken seçim.
SUNUCU: Erken seçime gidilirse ne olur?
ADNAN OKTAR: Yani partilerin konumu mu ne olur?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Tam bilemiyorum ama, yani tek tek partileri sayayım mı ne olur, o anlamda mı diyorsun?
SUNUCU: Yani hayır Türkiye’nin durumu ne olur sizce?
ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmaz yani, normal seçime gider. Ama anarşi devam eder benim kanaatim, herhalde benim anladığım PKK eski tavrına dönecek. Yine şehit cenazeleri gelmeye başlar benim kanaatim.
SUNUCU: Daha fazla kan akar diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Daha şiddetlenecek olaylar. Yani öyle görülüyor. Şimdi kısa bir bekleme sürecinden sonra bunu tırmandıracaklar gibi görünüyor. Çünkü onlar tekliflerini ilettiler, dediler; “biz burada bir yarı bağımsız bir devlet gibi olmak istiyoruz. Türk bayrağı asıyorsanız asın. Ama bizim ekonomik ihtiyaçlarımızı da karşılayın. Ama bütün yöneticilerimiz, herkes bizden olacak. Biz de kendi dilimizi kullanacağız” diyorlar. Ve “Marksist ideolojiyi biz kendi aramızda anlatacağız. Marksist, otonom bir devlet olmak istiyoruz” diyorlar. Özetle bunu demek istiyorlar. Ama Türkiye’ye de bağlı olmamızın bir mahsuru yok. Bizi askeri yönden koruyorsanız, koruyun zaten. Para da veriyorsanız verin. Yani bir sorun yok diyorlar. Bunu kabul ettirebilirlerse yani bir aşama olarak bir zafer olacak diye düşünüyorlar. Çünkü bir aşama olarak bunu istiyorlar zaten. İkinci aşamada tam bağımsız olmayı isteyeceklerdir. Yani biraz güçlendikten sonra, daha değil mi, gücünü arttırdıktan sonra tam bağımsız olmayı isteyeceklerdir. Dolayısıyla çok açmaz ve kör bir yola girilmiştir. Israrla ve kesinlikle söylüyorum; Darwinizmin geçersizliği anlatılırsa, Marksizmin geçersizliği ilmi metodlarla anlatılırsa, ki tamamen bilimsel metodlarla anlatılsın istiyorum ben. Ama bakın önce Darwinizm çok kapsamlı anlatılsın halka. Marksizm çok kapsamlı anlatılsın, faşizm anlatılsın, materyalist felsefe anlatılsın. Sonra da bunun ilmi eleştirisi yapılsın. Halkımız ne karar veriyorsa versin. Yani böyle bir şeyde %100 başarı elde ederiz. Güneydoğu’da PKK hareketi diye bir şey kalmaz. Ama bu şekilde susulursa, mesela TRT’de Darwinizmin aleyhtarı bir yazı çıktı, bir konuşma oldu, çok büyük olay çıktı ve Darwinizmi bir daha anlatmıyor TRT şu an, yani eleştirmiyor. Bu durumda Marksist düşünce süratle gelişir. Yani anti-Darwinist çalışma suç gibi görüldüğü müddetçe, Allah’tan bahsedilmekten şiddetle kaçınıldığı sürece, Marksizmin önü sonuna kadar açık demektir. Ve karşısında hiçbir güç yok. Yani kahvehaneler, evler her yer okul olmuş durumda şu an. Hatta ben dedim, Kandil’den gelen o şahıslar dedim, öğretmen konumundalar dedim. Gelip halkı eğitirler dedim. Ama onların öyle bir şeye de ihtiyacı yok, çünkü PKK hareketi çok eski bir hareket. Eski Marksistlerin geliştirdiği bir hareket. Dolayısıyla yeni yeni elemana da ihtiyaçları yok. Sokakta çocuklara bile, gençlere, herkese evlerde propaganda yapılıyor. Annelere, falan, kapalı annelere Marksist propaganda yapılıyor. Fakat Marksizmin dine karşı, aileye karşı olan yönü zannediyorum pek üzerinde durulan bir konu olmuyor.
SUNUCU: Siyasi yönü.
ADNAN OKTAR: Evet, siyasi yönü anlatılıyor anladığım kadarıyla. Onun için halk da bunu benimsiyordur, yani rahatça benimseyebilirler. Çünkü sosyal adalet olacak, işte eşit paylaşım olacak, toprakları eşit paylaşacağız, huzur, güven olacak, demokrasi olacak dedin mi insanlar bunu kabul edebilirler.
SUNUCU: Yani kendi dilini konuşmak isteyen bir insana senin kendi dilini konuşman normal dendiği zaman herkes bunu benimser aslında.
ADNAN OKTAR: Yani adama ne desin zaten yani? Sen Kürtçe konuşmak istiyor musun denilecek, e tabii ki istiyorum diyecek. Biz bunu sağlıyoruz derse, bunu da kabul edebilir ama onun arka planını görmüyor işte milletimiz. Yani Marksizmin arkadan getireceği felaketi göremiyor. Yani çünkü din kalkacaktır, aile kalkacaktır, devlet kalkacaktır, ahlak kalkacaktır. Çünkü Marksizm bunları bir engel olarak görür ve mutlaka ortadan kaldırılmasını ister. O yönde zaten faaliyetleri var. Dolayısıyla eğer devletin kontrolünde, güçlü, anti-komünist faaliyet yapılmazsa karşı taraf mutlaka ve mutlaka galip gelir söyleyeyim.
SUNUCU: Anti-komünist faaliyet nasıl yapılmalı sizce?
ADNAN OKTAR: Devletin profesörleri var, doçentleri var.
SUNUCU: Eğitimle mi diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii ki. TRT’de mesela Şeş Tv olabilir, hepsi olabilir, kanallardan. Hayır, yanlış da anlaşılmasın böyle sakın Darwinizmi okutmayın, Marksizmi okutmayın değil. Bilakis çok kapsamlı anlatılması gerekiyor eleştirmemiz için. Yani nasıl eleştireceğiz o zaman? Marksizmin de çok kapsamlı anlatılması lazım. Hatta, değil mi Troçki, Stalinist cereyanların da kapsamlı anlatılması gerekiyor. Ve bunun ilmi eleştirisi yapılması lazım. Dinin gerçeğinin anlatılması lazım. Kuran’ın hakikatlerinin anlatılması lazım. Darwinizmin geçersizliğinin çok kapsamlı izah edilmesi lazım; ama fosillerle, proteinlerin yapısı açıklanarak. Mesela bir proteinin olması için başka bir proteine ihtiyaç var. Bu ne demektir biliyor musunuz? Proteinin oluşması sıfır ihtimal demektir. Yani diyorlar ya hani 1’in yanına 950 tane sıfır konursa o kadarda bir ihtimal. Böyle bir şey yok. Sıfır ihtimal proteinin oluşması. Çünkü bir protein için başka bir proteine ihtiyaç varsa konu bitmiştir zaten, değil mi? Proteinden oluşan bir robot moleküle ihtiyaç var, proteinin oluşması için.
OKTAR BABUNA: Bir de DNA’ya ihtiyaç var.
ADNAN OKTAR: Ve DNA’ya ihtiyaç var. Yani zaten konu bitmiş oluyor. Bu durumda yaratılışın dışında hiçbir düşüncenin olması mümkün değil. Bunlar halka anlatılmazsa nasıl olacak? Onun için kapatmalar, açılmalar, yani bunlar sadece PKK’yı daha biler. Daha haksızlığa uğrama ruhunu insanlarda geliştirir. Çünkü insanlarda, bak, yerli filmlerde falan bile vardır, haksızlığa uğrama insanları müthiş motive eder, yani müthiş hırslandırır. Mesela dövülme, sövülme, aşağılanma, kapatılma, baskı, engellenme, bu tip şeyler daha ters etki yapar. Ve daha haklılık getirir karşı tarafa kendi kafalarına göre. Halbuki korkacak, çekinecek bir şey yok ki oturtturursunuz masaya, arkadaşım dersin, mesela PKK’nın temsilcileri gelsin dersin, oturun şöyle, nezaketen oturttururuz. Anlatın dersiniz, yani ne biliyorsunuz, mesela Marksizm hakkında, Darwinizm hakkında, günlerce anlatabiilirler. Bir de biz anlatacağız deriz. Ve konu biter bu kadar basit, kökünden kapanır konu. Ama böyle yani tartışmaktan çekinen, fikirden çekinen bir görüntü oluşursa, Marksizmin haklılığı imajı ortaya çıkar o zaman. Çünkü anti-Darwinizm hakkında resmi açıklama yapamıyor devlet ama Darwinist açıklamayı göğsünü gere gere yapabiliyor. Yani mesela Bilim Teknik Dergisi’nde olsun, değil mi, okullarda olsun, devlet kitaplarında olsun, bu TRT’de olsun, çok rahat söylenebiliyor ve kimse bir şey demiyor buna, saygı duyuyor. Darwinizm böyle rahatça anlatılabiliyorsa zaten Marksizmin gelişmesinin önü sonuna kadar açılmış oluyor. Eğer yaratılış düşüncesinden utanılırsa, yaratılış düşüncesi örtbas ediliyorsa, bunun konuşulması çirkin görülürse, fakat Darwinizmin anlatılması bilimsellik olarak gösterilirse Marksizmin gelişmesinin dışında başka bir yol olamaz ki zaten. Marksizm gelişince de mutlaka Leninizm gelişir. Leninizm de saf olarak uygulanması gereken bir ideolojidir. Yani Leninizmin yeni bir şekle sokulması, reforme edilmesi diyelim, böyle havalı bir konuşma yapayım, yani yeni bir vaziyete sokulması, böyle yani tırpanlanması olmaz. O zaman Leninizm olmaz o zaten. Mutlaka terörle uygulanması gerekiyor Leninizmin. Kan dökülerek uygulanması gerekiyor onların inancına göre. Bunun modern bilim ile eleştirilmesi konumunda ancak bu hallolabilir. Çünkü bölgede zaten Irak’ta da olsun, eski komünistler zaten ayakta, Stalinizm Irak’ta yok olmadı ki Baas Partisi dimdik ayaktaydı. Saddam son zamanlarda iman ettim dedi ama, yani o bir politik iman etme de olabilir. Köşeye sıkışmış olmanın verdiği bir tavır da olabilir. Çünkü daha önce hiç öyle bir tavrı yoktu. Puro içip kadın oynatıyordu yani süper rahattı. Viskiyi peş peşe deviriyordu böyle, değil mi şişelerle. Oğulları da öyle yani acayip pervasızdılar. Akıl almaz rezaletler çıkarıyorlardı. Birdenbire evliya gibi oldu. Tamam inşaAllah biz ona hüsn-ü zan ediyoruz. İnşaAllah öyle olmuştur ama Suriye’de çaka çaka komünist doludur. Yani bölge son derece müsaittir komünizmin gelişmesi için. İran komünistleri de PKK’ya yardım ediyor. Suriye komünistleri yardım ediyor, Irak komünistleri, Hollanda, Danimarka, Norveç, İsveç, değil mi, İrlanda, İngiltere oradaki bütün komünist partilerin tamamı hayranlıkla ve şevkle PKK’yı destekliyorlar. Böyle bir pratik komünist hareket onlar için çok ilginç, yani çok önemli. Arazi de müsait. O yüzden bu suskun politika, böyle çekingen politika, klasik sağ söylemler hiçbir şekilde olayı durdurmaz. Yani mesela bugün de çıkarttılar, Taha Akyol ve klasik sağcılar, onların izahlarından hiçbir şekilde etkilenmez kimse, yani boş izahlar. Yani ayıplamalar, işte böyle, yani böyle mat izahlar, yani hiçbir amacı olmayan, hiçbir ideolojik zemini olmayan, hemen hemen hiçbir inanca dayanmayan izahlar. Halbuki iki net görüş çarpışıyor dünyada. Marksist düşünce ile inanç çarpışır, yani İslam. Masonlukla İslam. İkisinden birinin galibiyeti mevzu bahistir. Şimdi Türk İslam Birliği ile ilgili gelişmeler başladı Türkiye’de. Görüyorsunuz bütün dünyada bu kendini göstermeye başladı. Ben onu söylemiştim, iki yıl önce söyledim. Süratli onu gördük ve gelişmeye de devam ediyor. Bu işte materyalistlerle, Marksistlerle ve masonlarla yapılan bir savaştır zeminde. Yani fikri bir mücadeledir. Bunun kazanılmasından dolayı İslam gelişiyor şu an. Yani Darwinizmin mağlup olmasından dolayı yolu açıldı. Masonluğun ezilmesinden dolayı yolu açıldı. Darwinizmi de masonluğu da dünyada ezen biziz, Allah’ın dilemesi ile. Yani birçok kurum ve kuruluş var ama pasif savunmadalar. Yani şöyle yapıyorlar, Darwinizm zaten yok, Darwinizim ile ilgilenmezsek Darwinzm kendiliğinden yok olur gibi inançları var. Yani Darwinizmi eğer gündeme getirirsek Darwinizm gelişir. Eğer sesimizi çıkarmazsak Darwinizm kendiliğinden yok olup gider. Sanki cin çöktü üstüne de hani kıpırdamayacak. O bırakırsa bırakır, bırakmazsa bırakmayacak yani böyle karabasan gibi yani anlattıkları çok acayip bir şey. Öyle bir şey olmaz. Yani aslan gibi çıkarsın, söke söke, eze eze yenersin. Bizim yaptığımız da budur. Yani kumun arasına kafasını sokup bekleme ile gitmez o, heyula, o seni boğar orada. Nitekim de bakın dünyanın her tarafında Müslümanları tam cendereye almışlardı. Tam neticeye gidecek gibiydiler, biz ortaya çıkınca çil yavrusu gibi dağıldılar hepsi.
OKTAR BABUNA: Bütün kamuoyu yoklamalarında tepetaklak gidiyor Hocam Darwinizm. İngiltere’de %25’lere düştü. Türkiye’de % 99’ lara çıktı inananların sayısı, maşaAllah. Bir de Hocam sizin söylediğinizi, siz tam olarak yapıyorsunuz. Komünizmin anlatılmasını savunuyor Hocamız ama komünizm ile ilgili kitabı var mesela, o kitapta komünizmi çok detaylı anlatıp, deliller ile çürütüyor. Faşizm ile ilgili kitabı var Hocamızın aynı şekilde, faşizmi çok delillendirerek detaylı olarak anlatıyor ve deliller ile çürütüyor. Yani anlatılmasını söylemişti ya Hocamız, anlatılmasından yanayım diye tam olarak da yapılıyor bu. Hatta eserleri, siz daha iyi bilirsiniz Hocam çok da faydalanılabilir rahatlıkla, dünyada da çok etkili. Bütün dünyanın 200 ülkesinde 70 dilde okunuyor bu kitaplar. Tescil etmiş kendini yani inşaAllah. Çok rahat da faydalanılarak o çalışma yapılabilir. Tabii Hocamız daha iyi bilir inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, İslam aleminde Allah’a çok şükür nokta-i istinad olduk. Bütün Müslümanlar bizlere ilmi yönden güvenerek etrafa meydan okuyabiliyorlar şu an. Daha önce Darwinist düşünceye karşı sadece pasif cevaplar verebiliyorlardı, böyle kaçamak cevaplar. Hatta bir kısmı da çok ilkel cevaplar, o zaman niye etrafta maymunlar yok, işte senin baban maymun, bilmem ne, böyle ipsiz, sapsız izahlar, yani ilmi olmaktan uzak, karşı tarafın daha da gücünü arttıracak izahlar yapıyorlardı. Buna gerek kalmadı şu an. Bir şey olduğunda açın diyorlar, Harun Yahya’nın internet sitesine bakın, konu, oradan anlarsın diyor. Onu demek bile adama yetiyor. Çünkü önce orayı bir yen diyor, sonra bana gel diyor. Oraya geldiğinde de zaten biz onu yutmuş oluyoruz. Aldı mı altımıza alıp eziyoruz. Yani kurtulamaz o oradan. Zaten bizim sitemize girip de, internete girip de, o adamın sağ salim dönmesi mümkün değil. Mutlaka ya ağır yaralı olarak ya ölmüş olarak yani küfri yönü ölmüş olarak çıkar. Yani darbe almadan çıkmaz. Onun için birçok kişi kaçınır yani bizim sitelerimize girmekten, imkansızdır etkilenmemesi. Benle mesela konuşmaktan da şiddetle kaçınır. Mesela sizin Dem Tv’de, yayınlarda, müthiş debelendiler biliyorsunuz, birçok kişi, aman aman çıkartmayın, aman aman konuşturmayın. Benim canlarım, siz gelin, konuşun, ben sizin konuşmanızı istiyorum, siz benim konuşmamdan ne çekiniyorsunuz. Bir de ayrıca ben size sevgi duyuyorum, şefkat de duyuyorum. Yani solcu, molcu beni ilgilendirmez, hepsi benim vatandaşım. Ama bu korkunun arkasında mutlaka yener düşüncesi var. Mesela Habertürk’de de dedik adamlara gelin konuşalım. Aman aman aman dediler.
SUNUCU: Niye kaçıyorlar acaba konuşmaktan?
ADNAN OKTAR: Yani böyle aldım mı, anında, yani saniye hesabıyla sırtüstü vuruyoruz. Neye uğradıklarını şaşırıyorlar. Ama bak diğer mesela profesörler çıkıyor, mesela Darwinist profesörler, onlarla hakikatten sabaha kadar konuşuyorlar. Bir türlü yenişemiyorlar. Ama bizde panterin küçük porsu alıp altında boğması gibi anında konu bitiyor. Ve teslim de oluyorlar anında, kıpırdayamıyorlar dahi. Daha gözlerime bakınca hipnotize oluyorlar yani. Hemen kendini bırakıyor, anında teslim oluyorlar. Yani mutlaka ezeriz. Fikri olarak mümkün değildir yani hangi konuda olursa olsun. Şu ana kadar ben tartıştığım bir insanın elimden normal kurtulduğunu hiç görmedim o anlamda. Mutlaka netice alırım. Onun için aman aman görüşmeyin derler. Hatta birçok kişi tembihler, sakın yanına, 10 dakika dahi konuşma, etkilenirsin derler, bu çok yaygındır halk arasında bu bilinir, tabii. İki dakika bile görüşsem, ona da demişlerdi, değil mi? Bir dakika görüşen bile etkisine giriyor, sakın aman görüşme. Tabii benzetmek gibi olmasın, ben Peygamber Efendimizin tırnağı olmam da, Peygamber Efendimiz için de öyle söyleniyordu o zamanlar, müşrikler öyle diyorlardı. Aman görüşme diyorlardı, bir kere bile gözüne dahi bakma, baktığında etkilenirsin bir daha ayrılamazsın diyorlardı Resullulah (sav)’den. Çünkü o nazarla da etki ediyordu Peygamber Efendimiz, yani nübüvvet nazarı ile bakıyordu. Feyiz akıyordu gözlerinden, bakan insan onun etkisinden kurtulamıyordu. Eğer hidayet ehli ise yani sırf yüzüne bakması yetiyordu Peygamber Efendimiz’in. Onun için birçok aile aman diyorlardı sakın yüz yüze gelme, göz göze gelme bir kere bile bakmasın, bakarsa bir daha kurtulamazsın.
OKTAR BABUNA: Bana da söylemişti Hocam inşaAllah.
SUNUCU: Peki çok iddialısınız. Bu konuda kendinize bilginiz ile mi güveniyorsunuz? İkna kabiliyetinizle mi yoksa nasıl diyeyim, kendinizde nasıl diyeyim, şeytan tüyü olduğuna mı inanıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Şeytanın tüylerini yoluyorum ben. Tabii ki bilimin gücüne, bilimin ezici delillerine, ki Allah çünkü ortaya koymuş. 300 milyon delil vermiş Allah bize, onları ezin diye. Allah mesela 10 tane de delil verebilirdi. Allah bana 300 milyon delil vermiş. Al bunun altında onları ez diye ve 300 milyon fosilin altında kaldılar şu an. Bakın mesela bir proteini dahi açıklayamıyorlar ve şimdi süratle Avrupa’da açıklamaları şu; uzaylılara başvurdular şu an. Süratle uzaylı düşüncesi yayılmaya başladı Dawkins’in öncülüğünde. Bakın yine tekrar ediyorum bakın bir proteinin oluşması için bir başka proteine ihtiyaç var. Bu ne demektir biliyor musunuz, sıfır yani sıfır ihtimal proteinin tesadüfen olması. Mutlaka ve mutlaka yaratılması gerekiyor başka hiçbir çözümü yok. Hem DNA’ya ihtiyaç var, değil mi?
OKTAR BABUNA: Hem de ara proteinlere ihtiyaç var ki, 70 tane falan bir tane de değil İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, yani her konuda çökmüş durumdalar ama yeter ki anlatabiilelim yeter ki konuşabilelim.
SUNUCU: Yani bilginize güveniyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Yani biz şahidiz tabii. Hocamızın adına ben 1000’in üzerinde konferans verdim hatta. İngiltere’nin bütün üniversiteleri Cambridge, Oxford dahil. Amerika’nın bütün dünyanın en önde gelen üniversitelerinde ve yüzde yüz başarı oluyor. Hocamızın tabii kitaplarına dayanarak verdik o konferansları. Son derece etkili yani bildiğiniz gibi değil. Gidip görmeniz lazım hakikaten oradaki profesörlerin gelip de “Allah razı olsun iyi ki Harun Yahya var” dediğini nerdeyse önümüzde düğmelerini ilikliyorlar o şekilde böyle, çok şahit oldum. Hakikaten fikirleri son derece etkili yüzde yüz çürütülemez özelliği var, bu çok net bir şey yani, 300 tane kitabı ile MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sungur abi var. Said Nursi Hazretleri’nin vekillerinden ve sır katiplerinden, öyle diyeyim çok değerli bir insan. Epey oluyor geçenlerde onun yerine gitmiştim orada o söylemişti. Dedi ki “sen” dedi, “Seddi Zülkarneyn gibisin” dedi MaşaAllah. “Sana çarpıyorlar senden bize gelemiyorlar” dedi. “Çünkü seni geçip bize gelmeleri gerekiyor” dedi. “Seni yenemeyince bize gelemiyorlar” dedi. “Dolayısıyla da çok rahat ediyoruz biz de” dedi. Hakikaten tuttuğumuzu aldığımızla, pas pas gibi böyle çiğniyoruz fikren tabii.
SUNUCU: Peki siz konferanslar veriyor musunuz, yoksa Oktar Bey’i vekil olarak mı yolluyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Benim vekillerim çok. Babası da benim vekilimdi de sonradan ihanet etti.
OKTAR BABUNA: Evet, bütün konferanslara Hocamız gönderiyordu. Hocamızın kitaplarını evde ben çünkü aynı evde kalıyorduk. Bütün gün o kitapları okuyordu. TGRT’de biliyorsunuz program yapıyordu. Her gün TGRT’deki programa çıkıp Hocamızın kitaplarından anlatıyordu. Hatta slaytlarını, fotoğraf makinesi vardı, kitaptan çekiyordu resmi. Kitaptaki resimleri slayt haline getiriyordu, programlarını o şekilde hazırlıyordu. Devamlı doküman gönderiyordu, konferansa nereye gideceğini mesela Hocamızın adına İzmir’de Afyon’da başka illerde birçok ilde böyle, bizim arkadaşlarla birlikte konferanslara katıldı. Bütün dökümanlarını, slaytlarını her şeyini Hocamız temin ediyordu. Dediklerini tam olarak yapıyordu. Hatta bir kitap yazdı “İmandan Bilime” diye. O kitabın içinde yani artık şöyle satır satır Hocamızın kitaplarından alıntı yapmıştı, yani mesela Hocamızın bütün kitaplarında Maddenin Ardındaki Sır diye bir bölüm vardır. Birçok kitabın son kısmında. Onu Maddenin Ardı olarak sadece sır kısmını çıkarmış. Bakın okuyun alın o kitabı bakın tamamı tamamına aynı yani arada bir iki cümleyi çıkarmış bazen, o şekilde. Kuran Mucizeleri’ni aynı şekilde olduğu gibi kitaplardan alıntılamıştı. Tabii Hocamız hiç sesini çıkarmadı, çünkü Allah’ın rızası için yaptığı bir hizmetti. Hatta destekliyordu Hocamız o zaman, o şekilde. Biliyorsunuz aslında yani gerçi izin almış almamış meselesi, profesörlükten atıyorlar insanı, intihal diye bir şey suçtur yani. Yani birinin kitabını alıp kopyalamak onu profesörlükten atarlar, ama tabii Allah rızası için yaptığı için Hocamız desteklemişti o zaman.
ADNAN OKTAR: Canım o zamanlar samimi, güzel çalışmaları vardı ve TRT’deki konuşmasını da ben ayarladım. O sohbeti TRT ile görüşüp şey, TGRT. Evet o zaman biz ayarlamıştık. Ama sonradan iddia edilen Ergenekon Örgütü havadan kuş gibi uçarak geldi, bazı evleri bir ziyaret ettiler şöyle. Fakat onlar farkına varmadılar ve otomatik onların etkisine girdiler, yine farkına varmadan. Ama zaten biz buraya, dünyaya mücadeleye geliyoruz. Hayır ve hakkı savunmaya geliyoruz. Bunlar çok normal olacaktır. Haksızlık mutlaka bir yerden döner geri.
SUNUCU: Peki sizin Cevat Babuna ile hala devam eden bir davanız var hazır buna değinmişken.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Bu duruşmalarınız devam ediyor mu?
ADNAN OKTAR: Evet. Davamız var yeni bir tane daha var yeni bir dava daha açtılar.
SUNUCU: Siz gidiyor musunuz peki?
ADNAN OKTAR: Çağırırlarsa gideriz tabii. Mesela annesinin bizim lehimizle ilgili konuşmasını geçen programda zannediyorum yayınlamıştık.
OKTAR BABUNA: Evet evet mektupları var.
ADNAN OKTAR: Evet yine diğer bir hanım daha var değil mi, o da aynı şekilde onunda mektubu yayınlandı.
OKTAR BABUNA: Türkan Akyüzalp.
ADNAN OKTAR: Evet, Türkan Akyüzalp. O da bizi öve öve bitiremiyor. Çok detaylı olarak sevgisini, saygısını, bize olan güvenini çok kapsamlı anlatıyor fakat birden bire o da döndü. Yani ilk baştaki izahları ile son izahlarının arasında adeta uçurum var.
OKTAR BABUNA: Türkan Akyüzalp ceza aldı. Bir Bilim Araştırma Vakfı mensubunu Bülent Sezgin’i ölüm ile tehditten. 6 ay hapis cezası aldı ama ertelediler ilk suçu olduğu için.
ADNAN OKTAR: Var mı onun şeyi sende filmi mi, o nedir?
OKTAR BABUNA: Mektupları mı?
ADNAN OKTAR: Türkan Akyüzalp ile annenin.
OKTAR BABUNA: Var, evet var.
SUNUCU: Ne filmi?
ADNAN OKTAR: Film mi fotograf mı, neydi o?
OKTAR BABUNA: Mektupları var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
OKTAR BABUNA: Sağa sola gönderilmiş.
SUNUCU: Sağa sola gönderilmiş derken?
ADNAN OKTAR: Mahkemeye gönderilmiş.
SUNUCU: Mahkemeye mi?
OKTAR BABUNA: Sağa sola derken, bu operasyon olduğunda savcılara, DGM’ye gönderilmiş mektupları var. BAV mensuplarını öven, ahlaklarını öven, bizzat şahit olduğunu anlatan kendi el yazısı ile yazdığı ve altını imzaladığı. Babam biliyorsunuz Objektif programına çıkmıştı Kadir Çelik’in. 2000 yılında Şubat ayında. Öve öve bitiremiyor. Onun filmi var zaten; Hocamızı, kitapları. Ben diyor arkadaşlarla diyor bir insan diyor, ya seyahatte tanır ya askerlikte. Ben diyor bunlarla gezdim yattım kalktım diyor, BAV mensupları ile konferanslara gidiyordu o zaman. Hepsinin ahlakını, arkadaşlarımızın öve öve bitiremiyor. Bu kitapları diyor Adnan Bey’den başka kimse yazamaz diyor. Ben biliyorum diyor. Uzmanıyım bu konunun diyor. Bu kitapları yazabilecek başka hiç kimse yok diyor. Ve anlata anlata, öve öve bitiremiyor. Bunlar hakikaten gerçek fikirleri. Ben çünkü şahidim aynı evde kaldığımız için. Samimi fikirleri.
ADNAN OKTAR: Annesi de öyle değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: O da mektupta yani çok şiddetli, coşkulu, sevgi dolu ifadeleri var. Türkan Akyüzalp’inde öyle. Yani bana olan güvenlerini, saygılarını, sevgilerini o kadar çok merciye gönderdiler ki. Ama sonradan tam anlamıyla bir dönüş yaptılar. Şimdi de çete davası açtılar. Yani mesela Türkan Akyüzalp bizim evimizde kaldı, kızıyla beraber o kadar güveniyordu. Aylarca bizim evimizde kaldı. Yani gözü ile görüyor bizi, tanıdığı bildiği halde tam aksine yalan ifadeleri oldu. Ama ne diyelim yani. Sadece hukuki bir mücadele verebiliriz.
SUNUCU: Siz Ergenekon’un etkisinde kaldığını söylemiştiniz, önceki haftalarda değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet. Bu Semin Babuna, evet nedir?
OKTAR BABUNA: Evet.
SUNUCU: Anneniz değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. Bakın şurada yazdığı mektup. Bakın Sayın Ahmet Gürses Beyefendi’ye diye.
ADNAN OKTAR: Evet şuradan başla.
OKTAR BABUNA: “Sayın Adnan Oktar’ın fahri başkanı olduğu Bilim Araştırma Vakfı, uzun senelerdir Türkiye’ye büyük hizmetler veren çok saygın bir vakıf. Başta Sayın Adnan Oktar olmak üzere bu vakıfa mensup tüm insanlar, son derece güzel ahlaklı, haysiyetli, milletine ve vatanına bağlı, sevecen, devletine karşı itaatte kusur etmeyen pırıl pırıl vatan evlatları. Hem benim evladım, hem de bu camia mensuplarının Türkiye’nin geleceği için ahlak ve kültür olarak üstün vasıflara sahip, çok erdemli değerler olduğuna inanıyorum.”
ADNAN OKTAR: Tamam son kısmını da oku.
OKTAR BABUNA: “…Bugüne kadar hakkında hiçbir suç delili olmayan, hiçbir camia başında bu kadar tahkir edici, hakaretamiz ifadeler kullanıldığına şahit olmamıştım. Bu nedenle değerli Türk kamuoyu, kızımın da aralarında bulunduğu, güzel ahlakları yüzlerine yansımış, bu tertemiz insanlar konusunda vicdanlı, barışçı ve sevecen olmaya davet ediyorum. Saygılarımla Prof. Dr. Cevat Babuna’nın eşi Semin Babuna”. Bunlar gerçek fikirleri işte evet.
ADNAN OKTAR: Evet. Türkan Akyüzalp’in var mı mektubu?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah.
SUNUCU: Bunlar gerçek fikirleri diyorsunuz. Şu anda etki altında olduğundan bahsediyorsunuz.
OKTAR BABUNA: Evet evet tabii. Yani bunlar Adnan Bey’i yeni tanımıyorlar.
ADNAN OKTAR: Yani 20 yıldan beri tanıyorum ben Cevat Babuna’yı. Yani 20 yıldan beri dostumuzdu. Tabii sonradan çark etti, ayrı.
OKTAR BABUNA: Bu da Türkan Akyüzalp’in aşağıda imzası var yazdığı, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi: “…Bu nedenle, kızımın gözaltına alındığı gece, bulunduğu evde, kendi evimizin güvenli olmaması sebebiyle, kızımla birlikte ben de uzun süre misafir olarak kaldım. Bu süre içinde tanıdığım kişilerin, üstün ahlaklı, vicdanlı, milli ve manevi değerlerine bağlı, kültürlü, yüksek tahsil ve terbiyeli, iyi aile çocukları olduklarını gördüm. Kızımın her hangi bir şekilde ailemizden tecrit edilmesi veya istismarı söz konusu olmamıştır. Bilgilerinize sunarım”.
SUNUCU: Hayatı tehlikede olduğundan bahsediyor kızının değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet, o zamanlar bizim evimize gelip yerleşmişlerdi.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Kızı, bir olayı olmuştu.
SUNUCU: Sizinle birlikte diye mi hayatı tehlikedeydi.
ADNAN OKTAR: Yok, benim bulunduğum eve geldiler zaten.
SUNUCU: Yani hayatı neden tehlikedeydi peki? Başka bir olay mı?
ADNAN OKTAR: Başına gel mektubun. Başında orada izah ediyor, “kızım...” oku oradan.
OKTAR BABUNA: “Kızım Ebru Akyüzalp bir süre önce misafir olarak kaldığı evde, yapılan bir polis baskını sırasında gözaltına alınmıştır. Bilindiği gibi, kızım 1,5 yıl önce Serkan Ciminli’nin katledilmesi olayında yaralanmıştır. Bu olaylardan sonra tehditler almasına rağmen, adaletin yerine gelmesine yardımcı olmak için tüm gördüklerini anlatması sebebiyle kızımın hayatı tehlikededir.”
ADNAN OKTAR: Bu nedenle diyor.
OKTAR BABUNA: “…Bu nedenle kızımın...”.
ADNAN OKTAR: Gelip bizim evimizde kaldı. Yani bize güvendi.
SUNUCU: Siz korudunuz.
ADNAN OKTAR: E tabii.
OKTAR BABUNA: Uzun da bir süre kaldılar Hocam.
ADNAN OKTAR: Aylarca kaldı yani. Bir sene kaldı evet.
SUNUCU: Ebru Akyüzalp ile şu anda davalı mısınız?
ADNAN OKTAR: Yok, o bizim arkadaşımız.
SUNUCU: Şu an görüşüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, görüşüyoruz evet.
SUNUCU: Herhangi bir sorun yok.
ADNAN OKTAR: Yok. Ama annesi Türkan Hanım, yani her olayın içerisinde aşağı yukarı.
OKTAR BABUNA: Bir ceza da aldı aynı zamanda. BAV mensubu Bülent Sezgin’i tehdit ettiği için Türkan Akyüzalp, 6 ay hapis cezası ile cezalandırıldı. Dava sonuçlandı. Fakat ilk suçu olduğu için ertelendi gözetim altına alındı. Eğer ikinci bir defa daha işlerse aynı suçu hapse giriyor o zaman.
ADNAN OKTAR: Türkan Akyüzalp, var mı o şey sende, yok değil mi?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Aldığı ceza kararı burada yazıyor okuyamadım.
SUNUCU: Tehdit suçundan aldığı ceza kararı diyor. Sizi mi tehdit etti?
ADNAN OKTAR: Bülent Sezgin isimli bir arkadaşımız var onu.
SUNUCU: Bülent Sezgin pardon.
ADNAN OKTAR: Onu evet. Ve cezası da onandı yani.
OKTAR BABUNA: Benim annem de eve silahlı saldırıda bulunmuşlardı azmettirici olarak. Ve yargılanıyorlar o davada. Daha başka tehditten de açılmış davalar var. Yani işi zora döktüler, yani böyle mafya metotları ile bizim fikrimizi Atatürkçü, milliyetçi, mütedeyyin fikirlerimizi değiştirmeye çalışan bir duruma girdiler. Yani o samimi fikirlerden, biraz önce gördüğünüz çok seven, çok metheden evinde ağırlayan, Hocamızı defalarca ziyarete gelip gitti babam, gitti ben götürdüm. Birlikte gittik hatta böyle. Annem gitti defalarca.
ADNAN OKTAR: Evet Cevat Hoca ile biz bayağı iyiydik yani çok da faydalı oluyordu.
SUNUCU: Peki acaba bir zarar mı hissettiler? Sizin bir zarar göreceğinizi mi düşündüler neden karşı çıktılar?
ADNAN OKTAR: Birden bire bir kabadayı üsluba girdiler yani hepiniz işte.
SUNUCU: Neden ama yani durup dururken?
ADNAN OKTAR: İşte ben iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün müdahalesi olduğunu düşünüyorum. Çünkü alt yapısı hazırlanmış. Yani adli yönden de her yönden de bir muhasara hazırlığı yapmışlar. İçimize provokatörler de sokmuşlar. Mesela bir satanist genç kız vardı. Biz ona acıyıp içimize almıştık yani görüşüyorduk. Saxo lakaplı böyle, ünlü yani Ataköy’de ünlü bir kız.
OKTAR BABUNA: Evet. Hırsızlığı ile de tanınan.
ADNAN OKTAR: Hırsızlığı ile de tanınan, böyle toplumun dışladığı bir tip. Mahvolmasın, bitmesin diye biz şefkat gösterdik, ilgilendik, alaka gösterttik. Onu devreye soktular, yine onun bir arkadaşı vardı. Biz abisini biz fakiriz dedi, ondan sonra abimi iş yerinize alın dedi, tamam dedik aldık, iş yerine aldık. Bu sefer dedi ki, abisinin kendisiyle işte gayri meşru ilişkiye girmek istediğini, ensest ilişkiye girmek istediğini ve girdiğini daha Türkçesi ve ruhsatsız silah taşıdığını söyledi. Biz de tabii tedirgin olduk, abisini işten çıkardık. Ruhsatsız silah taşıyan, psikopat adamı biz niçin tutalım dedik? Ondan sonra o da bize öfkelendi, tavır aldı. Onu da kendi taraflarına aldılar, o kızı da kendi taraflarına aldılar. Bunları gizli şahit olarak kullandılar. Yine küçük bir kızı kandırmışlar, onu da abuk subuk akıl almaz böyle cinsel fantezilerle, garip izahlar yaptırtmışlar. Onu da kendi içlerine almışlar, bir de ona da demişler ki sen sadece böyle hakaret et, iftira at yani ne diyorsan de, senin zaten ismin de bilinmeyecek hiçbir sorun çıkmayacak demişler. O da insan aklının alamayacağı izahlar yapmış. İşte 150 kişiyle ilişkiye girdiğini, işte vücudunun bozulduğunu, işte benim de onunla ilişkiye girdiğimi, akıl almaz izahlar. Tanımam, bilmem hayatımda görmedim yani kim olduğunu da bilmiyorum. Yani ismini dahi bilmiyorum, şu an değil mi? Evet. Bir de bu kişiyi devreye soktular, buna da para verdiler bu da fakir, bir tek annesi var bu kızın, babası yok. Çok muhtaç durumda. Bunu tatile oraya buraya göndermişler, para vermişler. Öbür kızlar da, mesela Avrupa’ya gitti kız. Yani bunların para bulacak halleri yoktu. O Saxo denilen kızın annesi bizimle ortak olmak istedi önce. Biz dedik öyle bir şeye ihtiyacımız yok dedik. O zaman bize sermaye verin dedi, işi genişletelim dedi biz batıyoruz dedi. Öyle bir şeye de bizim imkanımız yok dedik. Ondan sonra olayın rengi iyice değişti. Yani bunların para talepleri oldu. Ondan sonra bir gözleri dönmüş çizgiye girdiler. Yani onlar bizi böyle olağanüstü paralı falan zannettiler herhalde anladığım kadarıyla. Yani herkese öyle para dağıtan. Bir de esaslı paralar istediler öyle, az buz da değil yani, çok yüksek paralar. Batıyoruz işte, ekonomik yönden çöktük bilmem ne falan filan. O annesi de kızın bana gidip geliyordu böyle. Sonra gidip gelmemeye başladı kadın. Yani ben istemedim daha Türkçesi tavırlarından dolayı. Bu sefer mektup göndermeye başladı kadın bana, daha önce anlatmıştım. Ama sayfalarca, nasıl da iştahı yerinde kadının anlamıyorum yani. Nereden de geliyor, roman gibi yazıyor yani böyle sayfalarca. Bir de müstehcen de izahların çoğu. Bir kere yırttım kızın önünde, bir daha böyle getirmesin dedim. Yine gönderdi kadın, gittikçe daha müstehcenleşti üslubu. Bu sefer de video film çekmiş kendisiyle ilgili, 45 yaşında koskoca kadın. Böyle kendince özenmiş o porno filmlerden falan bir garip danslar manslar bir şeyler yapıyor, onu göndermiş. Bir daha uyardım, bir daha kesinlikle böyle şey yapmasın dedim. Bu sefer biraz da ağzını bozarak, daha sert tehditkâr bir üslupla bir şey gösterdi. Ama yine azimli, yani ben bu kadar azimli insan görmedim yani, bu kadar kararlı.
SUNUCU: Yani bunları yaptıran Oktar Babuna’nın annesi mi diyorsunuz siz, kullanan?
ADNAN OKTAR: Yani böyle tipleri kullanmayacaklar zaten kimi kullanacaklar yani?
SUNUCU: Peki neden? Yani aslında benim merak ettiğim, burada evlatlarını sizden ayırmaya çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Bunun için bir mücadele var. Siz diyorsunuz ki beni, benim evime silahlı saldırıda bulundu diyorsunuz. Bu çok tuhaf geliyor açıkçası. Bunu biraz açıklayabilir miyiz? Yani bir anne neden evladına silahlı saldırıda bulunacak kadar bir şiddet kullanıyor?
OKTAR BABUNA: Doğru. Şimdi şu an anlaşılmıyor, bunlar çok mükemmel insanlardı da, birdenbire böyle tabii olmadılar. Yani, bizim dünya görüşümüz, yapımız çok farklı. Benim ailem dönme bir aile, Sabetaycı bir aile. Çok ahlaksızlıklarına şahit oldum ben, tabii burada açıklama gereği duymuyorum ama.
SUNUCU: Şimdi burada böyle söylemeyelim, hakaret etmeyelim lütfen. Biz burada sizin bu konudaki düşüncelerinizi soruyoruz. Ailenize kesinlikle izin veremem, hakaret etmenize. Çünkü onlar burada yoklar, cevap veremezler size.
OKTAR BABUNA: Cevap veremezler zaten de.
SUNUCU: Ben sadece şunu merak ediyorum, ailenizin düşüncelerini değil, size neden karşı çıktılar? Sırf düşünceleriniz için size neden silahlı saldırıda bulundular?
OKTAR BABUNA: İşte ben de onu anlatmaya çalışıyorum. Yani düşüncelerimiz farklı. Onlar istediğini inanabilirler, bizi hiç ilgilendiren bir konu değil. İnsan, istediğini de inanır, istediği hayatı yaşayabilir. Onlar bizim bu istediğimi hayatı yaşamamızı hazmedemediler, konu bu zaten. Yani onlar bizi, kendi hayatlarına çekmek istediler, ben onların hayatını yaşamam. Hiçbir şekilde yaşamam. Ben Atatürkçü, milliyetçi, mütedeyyin insanlarım. Benim kız kardeşlerim, hepimiz 40 yaşın üzerinde, bir kız kardeşim 35 yaşında sadece. İş hanımları, üniversite mezunu. İstediğimiz hayatı yaşayabiliriz. Yaşamak istediğimiz hayat da çok belli yani biz Müslüman insanlarız. Milliyetçi insanlarız, vatanımızı, milletimizi seven. Ben kesinlikle onların yaşadığı hayatı yaşamam. Onlar bunu hazmedemedikleri için, Hocamızın anlattığı gibi bazı çevrelerin yönlendirmesiyle bu işlere kalkıştılar ve bunu kabul ettiremeyince de, bu sefer mafya metotlarına döktüler. Yani, benim kapım çelik olmasaydı, bugün ben hayatta olmayacaktım.
SUNUCU: İşte neden? Yani sırf düşünce yüzünden olabileceğine açıkçası ben inanmıyorum. Çünkü, bunu yapma etme diyebilirler, uyarabilirler. Ama silahlı saldırıda bulunacak kadar nasıl bir düşünce ki bu?
OKTAR BABUNA: Ben başka olaylar da anlatayım. Mesela ben 6 sene, 7 sene hastalık geçirdim. Ölmek üzereydim yani başka yaşayan hasta yok zaten. O dönem Allah razı olsun Hocamız sahip çıktı bana zaten. Bakın benim annem, bir kere bile Amerika’ya gelmedi. Bütün dünyayı seyahat ediyor. Amerika’ya defalarca gitmiş, İngiltere’ye gidiyor, Bodrum’a gidiyordu. Her tarafa gidiyor. Bir anne, ölmek üzere olan bir oğlunu bir kere gitmez mi Amerika’ya yani? 6 sene boyunca tedavi görüyor, yani ölmeden önce bir kere göreyim der insan yani bir anne. Babam da aynı şekilde, yani babamı biliyor musunuz?
SUNUCU: Ailenizle birlikte görmüştük diye hatırlıyorum ben hep yani, ailenizle birlikte görmüştük sizi?
OKTAR BABUNA: Hayır hiç gelmedi Amerika’ya bir kere bile gelmedi 6 sene boyunca.
SUNUCU: Buradayken?
OKTAR BABUNA: Buradayken ben onların yanına geliyordum tabii. Ama Amerika’da ben tedavi oluyorum, ölmek üzereyim. Yani oraya gelmedi, onu kastediyorum ben. Hatta ben bir kere çağırdım, dedim ki, anne dedim bir kere gelir misin dedim yani 1 hafta kal dedim, kız kardeşlerim bakıyor bana çok üstün ahlaklı insanlar. Bir nefes alsınlar dedim yani, 1 hafta gel. Yok dedi gelemem dedi, işim var dedi. 2 gün sonra Bodrum’a gitti. Bir gün eve telefon açtım ben.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ilanlar mı var, nedir bu? 000 diyor. Var mı öyle bir şey?
SUNUCU: Yok devam edebiliriz.
ADNAN OKTAR: Tamam peki.
OKTAR BABUNA: Eve telefon açtım bir gün, bakın bu da çok enteresan. Onlar aramıyordu, biz arıyorduk zaten. Ben arıyordum. Dedim ki, babam evde mi dedim? Türkiye saatiyle 1-2 gibi. Amerika’da biliyorsunuz daha geri. Yok dedi. Nerede dedim yani, geç saatlere kadar gezmez genelde böyle, o şekilde 2’ye kadar falan. Yok dedi, bir kekeliyor, bir şey diyor falan. Ben üzerine gittim nerede diye, seyahatte dedi. Allah Allah dedim yani, daha birkaç gün önce konuştuk hiç haberimiz yok. Nereye gitti, seyahate falan. Bir türlü söyleyemiyor bana nerede olduğunu. Biraz sıkıştırınca Amerika’daymış. Yani ben Amerika’dayım bakın Houston’dayım, Washington’a gelmiş ve bize haber vermiyor yani insan demez mi ya oğlum bir ihtiyacınız var mı? Ben oraya geliyorum, yanına da bir uğrayacağım. Yani çok yakın bir mesafe zaten. Bulunduğu otele telefon açtım, telefona çıkınca bayağı bir kekeledi şaşırdı böyle. İşte yavrum dedi, ben de bilmem kim amcanla buraya seyahate geldim.
ADNAN OKTAR: Bence olayların kökeninde bunlar hiç yok yani.
SUNUCU: Ne var sizce?
ADNAN OKTAR: Cevat Bey’in normal kişilik yapısıdır yani bu anlattıkları. Onun klasik karakteri yani, klasik kişiliği. Yani, tabii hakaret yönünü ben kabul etmem, zaten kimseye öyle bir şey söylemem de. Bakın bir tane örnek vereyim, Ergenekon dosyasından bir açıklama; polis tespiti:
Adil Serdar Saçan: “Bir şey söyleyeceğim. Kadıköy’de savcı var mı? Basın Savcısı tanıdık mı?”
M.Y: “Basın Savcısı değil de, orada senin tanıdığın, bizim oradayken Zinnur Topçu var. 1. Ağır Ceza Reisi oraya şu anda”.
“Zinnur hangisiydi ya?” diyor.
M.Y: “Ya biz gittik ya, Hicabi Bey falan ayrıldık. Ondan sonra o kaldı, kısa boylu”.
“Hee şu Ağır Ceza’da mı?,
“Hee” diyor.
“1. Ağır Ceza’nın Reisi mi?
“1. Ağır Ceza’nın Başkanı yaa”.
“Haa” diyor.
“Zinnur orada, git yanına git”.
“Gideyim mi? Yardımcı olur mu, tanır mı?”.
“Tanımaz olur mu lan seni?” diyor.
SUNUCU: Bu Cevat Babuna’nın mı dediniz pardon?
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır. Ben açıklayacağım şimdi size. “Tamam peki. Ben bir gideyim bakayım” diyor. Şimdi bize bunun annesi, işte Türkan Akyüzalp falan bu çocukları, demin saydığım kişileri de toplayıp bir dilekçe hazırlatmışlar hepsine. Birine bir çetenin a maddesini yazdırmışlar. Birine b, birine c, birine d, birine e, birine f. Ama abc’yi karıştırtmamışlar. Yani ağız birliği sağlanması için, düzgün olsun gibisinden. Her birine ayrı bir madde söylemişler. Bütün bunlara rağmen Savcı burada bir oyun olduğunu anladı ve bize 4 kere takipsizlik verdi. Fakat bu takipsizlik, Kadıköy’e geldi. Kadıköy’de, yani tasdik olacak olay. Aynı dönemde Adil Serdar Saçan’la da görüşüyorlar bunun annesi falan. Çok samimiler Adil Serdar Saçan’la. Yani olayı biraz daha kavrama için, Adil Serdar Saçan iddia edilen Ergenekon Örgütü tutuklusu biliyorsunuz.
SUNUCU: Evet şu anda tutuklu.
ADNAN OKTAR: Bakın 1.Ağır Ceza’ya geliyor bizim Kadıköy’e geliyor, telefon konuşmasına dikkat edin. “1.Ağır Ceza Reisi mi?”diyor, “Haa” diyor. “Zinnur orada, yanına git”. “Gideyim, yardımcı olur mu, tanır mı?”. “Tanımaz olur mu lan seni? diyor”. Zaten tanışıyor daha önceden. Bakın 2 gün öncesinden bu konuşma var. 2 gün sonra, görüşmenin arkasından bizim takipsizlik kararımız bozuldu. Ve Zinnur Bey Yargıtay’a terfien, Yargıtay’a alındı arkasından. Ben tabii Zinnur Bey’in burada, bu adamların etkisinde kalıp Ergenekon’un etkisiyle, Ergenekoncularla bağlantısından dolayı böyle bir şey yaptı demiyorum. Yani, samimi kendi kanaati olabilir. Ama buna benzer olaylar, yüzlerce, 1 tane 2 tane de değil. Biz 4 klasör dolusu belge verdik mahkemeye bu konularla ilgili. 4 klasör.
OKTAR BABUNA: Emin Şirin’le mahkemeye gelmişlerdi bu aileler. Yalan tanıklıkta bulundular. Davadan beraat verildi daha sonra, Adnan Bey’i de kapsayacak şekilde.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın, Adil Serdar Saçan’ın ajandasında; mesela Taha Akyol diyor. Telefon etmiş anlaşılıyor, Taha Akyol telefon numaralarını vermiş. Mustafa Akyol, Taha Akyol’un oğlu, bizim yanımızda 15 yıl kaldı. Yazar Taha Akyol, oğlu Mustafa Akyol. 15 yıllık talebemdir. Bakın diyor ki; “Mustafa Akyol alınacak”, kendi el yazısıyla, sokaktan, gerekçesiz, Savcılık talimatı olmadan. Yani, fedakarlık olarak hani, hizmet vatandaşa hizmet olsun gibisinden, keyfi. Bakın dikkat edin, “gereği yapılacak”. Görevli olacak kişileri de yazmış altına. İsimlerini söylemiyorum, ilgili polislerin. Yani biz, yani böyle olaylarla iç içeyiz. Ve buna ait yüzlerce belge var. Mesela Emin Şirin’in konuşmaları var, polis tutanakları. Yani akıl almaz izahlar var. Ve Emin Şirin adeta sadece bize çalıştı. Ve iddia edilen Ergenekon Örgütü diyor ki tutanaklar da; bir numaralı hedefimiz diyor, “Harun Yahya ve Bilim Araştırma Vakfı”. Bir numaralı hedefimiz. Bunun için her yeri ayaklandırmışlar. Yani mesela Yargıtay’la ilgili konuşmaları var, Yargıtay mensuplarıyla ilgili, ben burada söylesem hayretler içinde kalırsınız. Yani bir tane, iki tane, on tane değil bak dört klasör belge. Biz bunlarla hukuki yönden mücadeleye çalışıyoruz, ama iddia edilen Ergenekon Örgütü çökertilmeden bizim bunlarla tam anlamıyla baş etmemiz biraz zor görülüyor. Yani biri biter biri başlar, biri biter biri başlar gibi görülüyor. İç içe ve çok girift yapıları var. Onun için babası da, mesela sağcıdır babası, eski ünlü bir şahıstır ve birçok kişiyi de tanır. Yani Emin Şirin’le de ahbaplar. Emin Şirin mesela bunlara gidip gelen bir insan. Mahkemede de birlikteydiler, Emin Şirin’le telefon konuşmaları var iddia edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarında. O konuşmalarda birçok konu çok açık anlatılıyor zaten, izah ediliyor. Dolayısıyla yani sırf böyle baba oğul olayı değil olay, yani Cevat Babuna’ya etki etmişler birileri ve işte Selanikliler’den oluşan bir ekip var.
OKTAR BABUNA : Benim anne babam da o kökenli zaten, o şekilde.
ADNAN OKTAR: Evet, neydi o amcanın ismi? Tanıdık profesör Zaim değil mi?
OKTAR BABUNA : Sabahattin Zaim evet.
ADNAN OKTAR: Sabahattin Zaim, evet. O, İçişleri Bakanı Cemil Çiçek, Taha Akyol, Cevat Babuna. Cevat Babuna’yla asıl Sabahattin Zaim ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek toplantı yapıyorlar, toplantıda ne konuştuklarını biliyoruz ve o zaman bakandı Cemil Çiçek. Bizim mahkememiz 2. Ağır Ceza’da normalde beraata doğru gidiyordu, bakın nereden anlıyoruz beraata doğru gittiğini; görevinden alınan hâkim, yani mahkemenin bitmesine yakın hâkim, reis alındı. Biz bu reise mütalaa vermesi için rica ettik, mütalaasında hiçbir suç delili olmadığını söylüyor, dosyada. Ve ayrıca özel konuşmamızda da mutlaka beraat edilecek bir dava bu dedi, bunda hiçbir suç delili yok dedi. Polis ifadeleri de geçersizdir dedi. Çünkü yanlarında avukat olmadan alınan bir ifade ve işkenceyle alınan ifade olduğu için geçersizdir dedi ve suç delili de yok, beraat etmeleri gerekir dedi. Ayrıca 313. Madde’ye göre yargılanmanız gerekiyor sizin dedi. 313’e göre zaten düşmüş oluyor dava. Yani böyle bir hâkim. Bu hâkim, Cemil Çiçek döneminde görevden alındı, onun yerine Çocuk Mahkemesi’nden Salik Öztürk getirildi. Salih Öztürk muhafazakâr bir insan yani Cemil Çiçek çizgisinde bir insan ve Cemil Çiçek’in de çok iyi tanıdığı bir insan, bayağı samimiler. Yani ben kasten getirildi demiyorum, Cemil Çiçek’ten talimat aldı da demiyorum. Ben bilmiyorum olayın ne olduğunu bilmiyorum. Ama samimi olduklarını biliyorum. Yani ikisi de sağcı ve muhafazakârdır, yani öyle biliniyor. Ben hâkimin kendi samimi kanaatiyle de bunu yaptığını düşünüyorum, yani ben etki altında kaldı demiyorum. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün de bir tehdidi üzerinde var demiyorum. Yani böyle bir iddiam yok benim. Ama olayların genel akışının bilinmesinde, vatandaşlarımızın bilmesinde de fayda var, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah; aynı hâkim heyeti, aynı sevk maddeleriyle, aynı suç isnatlarıyla, yine Bilim Araştırma Vakfı davasında beraat verdiler. Yani bu iki davanın birbirinden hiçbir farkı yoktu.
ADNAN OKTAR: Mesela Salih Öztürk’le Taha Akyol da samimiler, görüşüyorlar, tanışıyorlar. Yani Taha Akyol hakimleri tanımayacak, görüşmeyecek diye bir konu yok zaten. Ona kalırsa Başsavcı’yı da çok iyi tanıyor, çünkü aynı yerde beraber görev yapmışlar. Yani benim bir şeyim yok onda, anormal karşıladığım bir şey yok. Fakat Taha Akyol’la Cemil Çiçek aynı büroda, yıllarca birlikte avukatlık yapmış, canciğer kuzu sarması arkadaşlar. Taha Akyol’la Cemil Çiçek, yıllarca. Yedikleri içtikleri, yattıkları, kalktıkları ayrı gitmemiş yani, iç içe yaşayan insanlar ve birbirlerine nazı çok geçen insanlar. Biz mesela Taha Akyol’a karşı bir dava kazandık, dört mahkeme kararıyla kazandık, dört. Yargıtay onadı, o zamanlar Mustafa Akyol bizdendi, dedi ki ‘babam davayı bozduracağım dedi’ dedi, ‘akşam’. Hazret okumuş, ben bu davayı bozdururum demiş, ertesi gün Ankara’ya gitti, Cemil Çiçek’le görüştü, bir hafta sonra dava düştü, dava bozuldu.
SUNUCU: Dava bozuldu diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Ama ben tabii orada Yargıtay’ın ondan etkilendiğini söylemiyorum, sadece garip tevafuklar var, garip olaylar var, şaşırıyorum.
SUNUCU: Peki, bu ilişkilere değinelim birazdan. Cemil Çiçek’in buradaki rolüne değinelim ama önce kısa bir ara verelim. Kısa bir aranın ardından tekrar birlikteyiz.
Dem Özel devam ediyor değerli izleyenler. Konuklarım Adnan Oktar ve Oktar Babuna. Adnan Oktar birazdan bize eşlik edecek. Sizinle devam edelim. Bu durumdan bahsediyorduk aslında. Ailenizde olan durumdan bahsediyorduk, neler eklemek istersiniz?
OKTAR BABUNA: Yani çok açık ortada. Bahsettiklerimiz samimi fikirleri, hakikaten o şekilde itiraflarda bulundular. Çünkü bizim arkadaşlarımız gerçekten pırıl pırıl insanlar; yani vatanı milleti için çalışan, bölücülüğe karşı Adnan Bey Türkiye’de ve dünyada anarşizme, teröre, komünizme karşı en etkili mücadeleyi veren bir insan. Dünyanın 200 ülkesinde 300 kitabı var, bakın 60 dilin üzerinde tercüme edilmiş bunlar ve okunan bir fikir adamı. Bu böyle dile kolay bir şey, bütün fikirleri dünyada iktidarda. Darwinizm’in belini çatır çatır kırdı, komünizmi aynı şekilde yerle bir etti fikren, anarşiye, teröre karşı en etkili mücadeleyi veriyor. Böyle bir insana karşı yani nasıl olabilir böyle bir şey, yani nasıl? Mesela benim evime silahlı saldırı oluyor, niye olsun? Siz de dediniz ben anlayamadım böyle bir şeyi diye. Yani anlaşılır bir şey değil. Adnan Bey tabii anlattı arka planında çok değişik ilişkiler var, değişik çevrelerin baskısı var.
SUNUCU: Evet, Adnan Bey Ergenekoncular’ın etkisinde olduğundan bahsetti ailenizin. Peki, siz buna katılıyor musunuz? Herhangi bir şey gördünüz mü bununla ilgili, kanıtınız var mı?
OKTAR BABUNA: Ben Adnan Bey’in anlattıklarını tekrarlayayım. Mesela telefon kayıtlarında iddia edilen Ergenekon’un dosyalarından bazı alıntılar okudu dikkat ederseniz. İşte Taha Akyol’la ilgili, oğluyla ilgili, oğlu da hakikaten Adan Bey’le 20 seneye yakın bir beraberliği vardı, o dönemde olan olayları anlattı. Aynı şekilde mahkemeye Emin Şirin’in gelip, ki biliyorsunuz lobi sorumlusu olarak gözaltına alındı, serbest bırakıldı. Annelerle geldi, 3-4 tane anneyle geldi. Bir de şu çok önemli bakın, bu tam olarak anlaşılmamış olabilir. Yani Adnan Bey’e karşı olan bakın 4 tane aile var. Bunlardan bir tanesi işte Türkan Akyüzalp, burada resmini gördüğünüz, biraz önce bahsetmiştik, mektup yazmış olan kızıyla ilgili. Ne kadar memnun olduğunu anlatıyor ondan önce, ondan sonra mahkemeye gelip yalan tanıklıkta bulunuyorlar. 4 tane aile var. Adnan Bey’in arkadaşlarının 250- 300 tane aile var. Şimdi eğer hakikaten bir sorun olsa...
SUNUCU: 4 tane aile dediniz? İtirafta bulunan 4 tane aile mi? Ama bu davalar var, onun dışında tanıklar var. Adnan Bey yalancı tanıklar olduğunu söyledi, itirafçılar olarak basına yansıyan bir sürü aile var. 4 tane ile sınırlı değil…
OKTAR BABUNA: Onların hepsi aile değil yalnız, onlar birtakım kişiler Adnan Bey’in bahsettiği. Fakat mahkemeye gelip Adnan Bey’le ilgili yalan tanıklıkta bulunan yaklaşık 4 tane aile var; 4 ya da 5 tane. 5 de olabilir. Bakın 250 tane aile var ki, Adnan Bey’i çok seven. Basın toplantıları düzenlediler, yakında Ankara’da bir basın toplantısı yaptılar, onun dışında başka basın toplantıları yaptılar, gazeteleri gezerek gazetecilere demeç verdiler. 250 tane aile Adnan Bey’i çok seviyor, ne kadar memnun olduğunu anlatıyor, çocuğunun Adnan Bey’le birlikteliğinin ne kadar hoşlarına gittiğini söylüyorlar, ne kadar pırıl pırıl insanlar olduğunu, ahlaken değerli insanlar olduğunu söylüyorlar. O zaman hangisinin dediği kabul edilir? 250 ailenin söylediği mi kabul edilir, yoksa 4 tane bu şekilde ailenin, bir takım çevrelerin yönlendirmesiyle yaptığı yalan tanıklık mı kabul edilir? E tabii ki 250 aile. Eğer bir sorun olsa, bütün ailelerin şikâyetçi olması lazım. Tam tersine bütün aileler memnun, 2-3 tane aile, aralarından 3-4 tane aile seçilmiş ve bunların yönlendirilerek bu olaylar oluşuyor. Ben olayın arka planını tabii çok iyi biliyorum, size her şeyi detaylı olarak anlatmıyorum ama aynı evde de yaşadığım için Adnan Bey’in bahsettiği konuşmalara ben birebir şahidim. Kelimesi kelimesine neler konuşulduğunu…
SUNUCU: Aynı evde yaşadım? Ailenizle mi?
OKTAR BABUNA : Tabii aynı evde yaşadık biz uzun süre. Yani eve gitmememiz diye bir durum söz konusu değil. Zaten altlı üstlü oturuyorduk o saldırı olayı gerçekleşene kadar ama can emniyetim kalmadığı için tabii evi terk etmek zorunda kaldım 2007 yılının Mayıs ayında. O zamandan beri semte bile uğramıyorum çünkü canım tehlikede.
SUNUCU: Evet, aslında herkesi seven olur, sevmeyen olur yani. Kimse beni sev diye veya sevme diye kimseyi zorlayamaz. Ama burada bizim konuştuğumuz sizin ailenizin size silahlı saldırıda bulunduğundan bahsettiniz. Ve burada fikir çatışmasından bunun çıkması zaten tartıştığımız.
OKTAR BABUNA : Bakın ben size bir örnek daha vereyim. Benim babam konferanslara giderken, Adnan Bey’in konferanslarına, Hocamızın konferanslarına. Bir kalp rahatsızlığı geçirdi, evde yığılıp kaldı. Hastaneye gitmeyi reddetti, Adnan Bey’in zoruyla ambulans getirilerek zorla götürüldü. Gitmeseymiş, acil pil takıldı, acil şartlarda. Hayatının kurtulmasına vesile oldu. Daha sonra baypas ameliyatı geçirdi, koroner hastalığından dolayı. Hiçbir akrabası kan vermedi. Adnan Bey arkadaşlarını gönderdi. Altı ünite kan verdiler. Yani yakınlarda gene rahatsızlandı. Hocamız beni tekrar hastaneye gönderdi ilgilenmem için. Başka bir rahatsızlığı daha oldu. Birkaç hafta önce oldu bu da. Telefon açtırttı. Yani böyle bir merhamet, sevgi şefkat gösteriyor her şeye rağmen.
SUNUCU: Yani bu yakın dönemde dediğiniz, bu olaylar olduktan sonra.
OKTAR BABUNA: Tabii, bir kaç hafta önce yani. Olaylar olduktan sonra.
SUNUCU: Gittiniz mi ailenizin yanına?
OKTAR BABUNA: Tabii, hastaneye gittim. Hastanede ziyarete gittim, durumuna bakmak için. Bir felç geçirmiş, kısmi felç. Ondan sonra, daha sonra da işte tekrar bir rahatsızlandığının haberini aldık. Hemen, Hocamız, hemen ara dedi. Hemen yani aramamı söyledi. Hemen aradım. Bir yardımımız olabilir mi diye, hastaneye götürelim mi diye.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben aslında geçenlerde de bir rahatsızlandı, tedirgin oldum. Hemen gönderelim dedim yani değil mi, böyle söyledim. Gerek yok falan dediler. Ben buna rağmen şey oldum. Yani benim kanlı düşmanım dahi olsa bir insan ben şefkat duyuyorum, acıyorum. Yani özellikle bu gibi konularda, mutlaka onu kurtarmak azminde oluyorum. Yani hiç öyle düşünecek halim olmuyor. Ve çok da hakikaten, bana çok muhalif olan insanlara bizim anında yetiştiğimiz çok oldu.
SUNUCU: Peki bir de barışma söz konusu olabilir mi? Siz hastaneye gönderdiniz Oktar Bey’i.
ADNAN OKTAR: Zaten benim amacım o. Yani görüştürmemden amacım o. Yani barışsınlar, araları iyi olsun, düzelsin istiyorum. Ama çok kararlı bir tavır var. Yani yukarıdan olduğu anlaşılıyor. Çünkü bizim Cevat Babuna’yla bir alıp veremediğimiz yoktu yani.
OKTAR BABUNA: Evet. Tam tersi, çok büyük iyilikleriniz oldu.
ADNAN OKTAR: Tabii, ve yirmi yıldan beri tanıyorum. Birden bire, mesela Türkan Akyüzalp de öyle. Yani bizim evimizde niye kalsın o güvenmiyorsa? Bir yıl falan kaldı evimizde. Yani biz baktık. Her şeyiyle biz ilgilendik. Tam anlamıyla güvendiği insanız. Ama o da çok etkide kaldı, bu kişilerin etkisinde kaldı. Ama biz tabii iyilik yapmaya, doğru hareket etmeye gene devam ederiz yani. Böyle yapıyorlar diye benim onlara karşı bir düşmanlığım, öfkem yok. Mesela biri bitiriyor, biri başlıyor. Yepyeni davalar açıyorlar. Ondan kurtuluyoruz, bir tane daha dava açıyorlar. 99’da başladı biliyorsunuz bu olaylar. 2001, 2002’de gene dava açtılar, beraat ettik. 2003’te açtılar, gene beraat ettik. Yani sürekli bir hukuki bir baskı mevzu bahis. Tabii Türkiye’de hukuk devleti. Biz yani niye dava açıyorsun diyemeyiz. Onlar açacaklar, biz de beraat edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Peki, siz hep iyi yönünden bakıyorsunuz. Ben düşmanlık beslemem diyorsunuz, ama Oktar Bey’in bu konuda hakaretleri var ailesine karşı.
ADNAN OKTAR: O yanlış yapıyor orada. Ben demin de uyardım, yani çok gereksiz bir üslup.
SUNUCU: Uyarıyor musunuz bu konuda?
ADNAN OKTAR: Tabii, yani yanlış olan, hatalı olan yönleri açıkça söyleyebilir ama hakaretamiz bir üslup çok çirkin olur tabii. Yakışık almaz. Demin de ben arada kendisini uyardım. Yani benim üslubum değil yani, stilim değil. Hiçbir şekilde benimsediğim bir şey değil yani.
SUNUCU: Evet. Siz kimseye karşı yani, size ne yapmış olursa olsun dava konusunda bile, ona sevgi yolluyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Bak bana mesela işkence yaptılar mesela. Yedi gün üst üste işkenceye uğradım. Ayak başparmaklarımdan elektrik verdiler, Adil Serdar Saçan. Ben şikayetçi olmadım. Yani mesela yiyeceğime içeceğime kokain karıştırdılar, iftira attılar, beraat ettim ama ben şikayetçi olmadım yine yani “bunu kim yaptı, yakalayın” demedim. Yani çünkü onun da çoluğu çocuğu vardır diye düşünüyor insan. Yani canını yaktırmak istemedim. Yani ben öyle bir şey yapmam.
SUNUCU: Peki siz bu konuda fikir değiştirmeyi düşünüyor musunuz?
OKTAR BABUNA: Yani ben zaten onların altında oturuyordum. Yani altlı üstlü oturuyorduk. Birlikte yaşıyorduk, aynı evde yaşıyorduk. Alt katında oturmaya devam ediyordum. Yani o saldırı olana kadar onların altındaydım ben zaten. Yani saldırı olduktan sonra benim can emniyetim yoksa.
ADNAN OKTAR: Ama bu doğru dediği. Yani o saldırıdan sonra hakikaten orada duramazdı. Yani çok ciddi tehlikeli bir şey o. Yani hadi tamam o saldırı, ama o eve gidip gelemez.
SUNUCU: İşte onlara da sormak lazım aslında. Neden böyle bir saldırı yaptılar? Yani bana çok tuhaf geliyor. Tabii siz ilk olayın içindesiniz, siz daha iyi bilirsiniz ama bir annenin evladına silahlı saldırıda bulunması, bir babanın ya da. Yani bunu fikir çatışması olarak ben açıklayamıyorum.
ADNAN OKTAR: Şimdi hizaya getirme denen bir şey vardır biliyorsunuz. Yani...
SUNUCU: Ama sırf fikir çatışması yüzünden siz inanıyor musunuz silahlı saldırı olsun da illa buna inanacaksın?
ADNAN OKTAR: Fikir çatışması çok altta kalan bir şey. Yani asıl bunun üstünde iddia edilen Ergenekon Örgütü var. Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü için biz ana hedefiz. Çok önemli bir konu. Yani o yan dalı olarak o bu arkadaşları seçtiler. Oktar’ı seçtiler, kardeşlerini seçtiler. Yani güya bana zarar verecekler onları çekerek, etrafımdaki insanları çekerek bu çalışmayla anti-Darwinist, anti-komünist çalışmaları durdurmak ve dolayısıyla iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün önünü açmak. Çünkü bizim vurucu gücümüz dünya çapında. Böyle küçük ailevi kavgalarla olay açıklanacak gibi değil. Yani dev politikalar var bu konuda. Yani masonların dev politikaları var, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün dev politikaları var. Birçok öğrencileri kandırabiliyorlar, gençleri kandırabiliyorlar, aleyhimize ayaklandırabiliyorlar, aileleri ayaklandırıyorlar. Provokasyon yapıyor, iftira atıyor. Yani zaten bunu iddia edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarında bunu açıklamış. Bunları diyor, sindirmek için diyor, sürekli dava açın diyor, aleyhlerinde yalancı şahitler bulunurun diyor. Yani açıklamışlar bunları zaten, nasıl faaliyet yapacaklarını. Ayrıca onların adıyla diyor, onların imzasını taşıyan mektuplar gönderin oraya buraya, yazılar gönderin, hakaret ifade eden ve onlarla insanların arasını açın, kavgalı hale getirin, onlara suni düşmanlar oluşturun diyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün resmi tutanaklarında var bunlar. Aynısını uyguluyorlar.
SUNUCU: Ergenekon Örgütü’nün etkisinde kalıp böyle bir şey yapmalarını, size karşı böyle bir şey yapmalarını anlıyorum. Çünkü sizinle hiçbir kan bağları yok. Sizi tabii ki de tanıyorlar, seviyorlarmış zamanında. Size karşı bunu anlarım ama Oktar Bey onların çocukları. Kan bağı var ve dediğim gibi bu ilişkiyi anlayamadım, bu durumda.
ADNAN OKTAR: Yani şimdi bunlara önce söylediler. Yani ultimatom verdiler önce, ben biliyorum. Yani ayrılacaksınız ve görüşmeyeceksiniz bir daha diye ültimatom verdiler. Bunlar dinlemediler ültimatom. Biz sizi hiza etmeyi biliriz dediler. Yani çeşitli mahkemeler açacaklarını söylediler. Biz öyle laf olsun diye söylüyorlar zannettik. Baktık hakikaten mahkemeler açmaya başladılar, hakikaten şahitler bulmaya başladılar. Açsalar da başarılı olamazlar zannettik. Dava hakikaten açılıyor. Yani hakikaten şahitler var, hakikaten de netice alıyorlar. Çok ciddi bir durum. Ama bunlar buna rağmen etkilenmeyince zannediyorum gözünü korkutmaya çalıştılar. Ben zannetmiyorum, yani bunu öldüreceklerini zannetmiyorum. Yani herhalde döveceklerdi anladığım kadarıyla sadece. Yani dövüp perişan edecekler. O da korkacaktı ve hakikaten bu iş gitmiyor, başka türlü çözüm yok, en iyisi ben görüşmeyeyim diyecekti anladığım kadarıyla. Çünkü bizim kız arkadaşlarımızı da kaçırdılar daha önce. Yani bu bizim aleyhimize şahitlik yapan kişiler aynı zamanda bu kaçırma olaylarına giren kişiler.
SUNUCU: Ergenekon’dan mı bahsediyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Yani Ergenekon organize etmeden olmaz bu işler zaten. Yani onlar farkında değiller ama, bir kere bir kız kaçırmak gündüz gözüyle, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün desteği olmadan olmaz böyle bir şey. Yani polis içinde de uzantısı olması gerekiyor, birçok yerde de uzantısı olması gerekiyor.
SUNUCU: Ama bir sürü yerde görüyoruz çocuklar kaçırılıyor. Hepsi Ergenekon mu diyeceğiz?
ADNAN OKTAR: Ama şimdi yetişkin bir insanı, bütün milletin gözü önünde böyle silahla kaçırmaya kalkmak ve yani olayın biz arka planını söylesek zaten olay çok netleşir şu anda da, tam söylemek istemiyorum ben. Adamlar yani polisle bağlantılarını da açıkladılar orada. Yani polis desteği de var kaçırmalarında, bir kısım polislerin. Adamlar kendileri söylüyorlar yani, yer de belirttiler. Yani o konuda meydan okuyorlardı. Yani istersen gidin şikayet edin diyor, polise diyor. Hatta eğer söz doğruysa, bilmiyorum; “biz geç anons ederiz” demişler. Yani siz kaçırın, biz geç anons ederiz. Siz bu konuda korkmayın, çekinmeyin gibi böyle bir de destek vermişler eğer doğruysa. Nitekim de bayağı bir olaylar oldu. Yani kaçırma çok rahat elde ettiler, yani o kaçırma olayını. Jandarma yakaladı. Yani mesela bu hesapta olmayan bir şeydi, jandarmanın yakalaması. Yani olay hiç planladıkları gibi gelişmedi. Üç araba değiştirmişler bakın, tam mafya metodları. Yani bu özel de, mesela silahlı bir adam var olaya, kaçırma olayına giren kişi. Adama hiçbir şey olmadı mesela. Beraat etti adam. Belinde silahla adam kaçırıyor ve normalde bir başkası yapsa, bir müslüman yapsa yani şu an en az otuz yıl falan hapis yerdi. Yani bu olayı başkası yapsa... Çünkü hepsi var yani. Gasp var, adam kaçırma var, öldürmeye azmetme var, tehdit var, hepsi var. Ama hiçbir şey olmadı.
OKTAR BABUNA: Hiçbir ceza almadı.
ADNAN OKTAR: Ceza almadı. Ellerini kollarını sallayarak geziyorlar şu an. Hatta onlar dava açıyorlar. Ama biz tabii her türlü karara saygılıyız. Çünkü hukukun aldığı bir karar varsa, o bizce tamamdır yani, ona bir sözümüz olmaz.
SUNUCU: Peki bu durumda sizin yanınızda olduğu için Oktar Bey, ailesi ile ters düşmüş gibi oluyor, yani sizin fikirlerinizi savunduğu için. Siz bu konuda bir rahatsızlık duyuyor musunuz?
ADNAN OKTAR : Peygamber Efendimiz’in zamanında, Peygamberimiz’i destekledikleri için müşrikler çocuklarını öldüresiye dövüyorlardı ve birçoğunu ağır yaralamışlardı, Peygamber ile görüşmesinler diye. Hz. İsa zamanında da, Hz. İsa diyor, “benim ismimden dolayı başınız belaya girecek, mahkemelere düşeceksiniz” diyor “ve öldürüleceksiniz” diyor. Dava adamlarını, zaten birbirlerinden ayırmak isterler, bu çok normaldir. Yani her fikirde, her düşüncede olur bu. Yani ilk defa bizde rastlanılan bir konu değildir bu. Hz. Musa döneminde de öyle olmuştur. Hz. Musa ayette var Kuran’da; “çok az bir avuç genç” diyor, “devletin baskısından korkarak halk” diyor “iman etmedi, onların çok az sayıdaki çocukları iman ettiler” diyor Hz. Musa’ya, ayet. Ashab-ı Kehf o zamanlar yine ailelerin azgınlığından kaçınıp bir araya gelen gençleri anlatır. Kuran’da, Kehf Suresi Mehdiyet dönemini anlatır, ahir zamanı anlatır. Ahir zamanda Mehdi cemaatinde de bu şekilde olacaktır. Mehdi cemaatindeki gençler de ailelerinden ayrılıyorlar. Hadis bu, Peygamber Efendimiz’in hadisi; “onların evleri yoktur” diyor, “evleri sırtlarındadır” diyor Peygamberimiz. “Evlerinden ayrılacaklar” diyor ve “her yerde baskı altında olacaklar” diyor. “Kimse onlarla evlenmez” diyor, “cenazelerine gitmezler” diyor, “kimse onlara mal satmaz” diyor. Yani ağır bir psikolojik baskı altında olacaklar diyor Mehdi talebeleri diyor. Ve 313 tane gençten oluşacak diyor Peygamber Efendimiz. Bunlar evlerinden ayrılan gençler olacak zaten, Mehdi cemaati. Biz de onların öncüsü olduğumuza göre, bizde de benzerlikler olur. Yani Resullullah’ta nasıl benzelikler oluyor, Hz. Musa’nın cemaatinde nasıl oluyor, Ashab-ı Kehf’te nasıl varsa, bizde de benzerlikler olur. Yani dava adamıysa bu olacak zaten. Allah, “din konusunda eğer anlaşamıyorsanız onlara itaat etmeyin” diyor Allah, ayette. Din konusunda anlaşamıyorsa itaat yok. Ensest ilişkiye giren anneye babaya itaat olmaz, PKK’lı olan anneye babaya itaat olmaz, Sabetaycı olan anneye babaya itaat olmaz, iddia edilen Ergenekon Örgütü ile içiçe olan, onlarla yıllardan beri faaliyet yapan aile ile ittifak olmaz. Yani olmaz oğlu olmaz, mesela ahlaksızlık yapan müptezel ailelerle de aile bağı olmaz. O çocuk oradan ayrılıp gidecek, kurtulacak. Yani içiçe, “sen aile kutsaldır, sakın ayrılma” denmez. Bu ahlaksızlık olur, yani ahlaksız bir ailenin içinde ahlaklı bir çocuk duramaz. Ben o aileye ahlaksız demiyorum. Ne olduklarını da bilmiyorum. Benim onlarla bir alıp veremediğim yok, genel anlamda diyorum. Ama onlar inançlarından dolayı ayrıldıklarını söylüyorlar, tamam ben saygı duyuyorum. Yani, ben ama ayrılmalarını istemiyorum, zaten görüşmeleri için sürekli teşvik diyorum. Hastaneye de gönderdim değil mi, babasını yanına, görüşmelerini istiyorum, konuşmalarını da istiyorum, bunca yaptıkları kötülüklere rağmen, yine onların ben iyiliğini isterim.
OKTAR BABUNA: Ayrıca, yani ben 47 yaşında bir insanım. Bakın ben beyin cerrahıyım. Dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim gördüm. Benim kız kardeşlerim de aynı şekilde. Hepsi kırk yaşının üzerinde. Evliyim. Ayrıca eşime de açtıkları davadan dolayı 3 yıl mahkumiyet kararı verilmesine vesile oldular bu aileler. Yani bana, sen geri döneceksin, bizim istediğimiz hayatı yaşıyacaksın kim diyebilir bana? Yani ben 47 yaşında beyin cerrahı olan bir insan, aklı başında bir insanım. İstediğim hayatı ki, yani benim yaşamak istediğim hayat, Adnan Bey’in üstün ahlakını, ben kendi ahlakıma örnek olarak alıyorum hakikaten. Adnan Bey’in tavsiye ettiği, Kuran’da ne varsa, onu tavsiye ediyor zaten. Milletini, vatanını son derece seven bir insan, Atatürkçü bir insan. Ben tabii ki onun fikirlerini benimserim. Yani bundan daha doğal ne olabilir? Yani burada zorbalıkla, mafya metodlarıyla, “hayır efendim sen o hayatı yaşamayacaksın, bizim dediğimiz hayatı yaşayacaksın”. Kesinlikle kabul etmem böyle bir şeyi. Ben Allah’ın izniyle, bakın ölene kadar Adnan Bey ile beraberim inşaAllah. Ahirette de sonsuza kadar beraber olmak istiyorum. Yani son derece kararlıyım. Eğer onlar buna anlayış gösterirse, başımın tacı olur. Göstermezse de vız gelir tırıs geçer, hiç ilgilendirmez beni.
SUNUCU: Yani tabii, herkes istediği düşünceyi benimsemekte özgürdür. Yani kimse diyemez ki, sen bu düşünceyi benimseyeceksin. Ama şöyle de bir durum var, cennetin annelerin ayakları altında açıldığı söylenir. Biz burada bu boyutunu tartıştık. Yani siz ailenizle görüşürsünüz, görüşmezsiniz bu sizin isteğiniz, bu sizin düşünceniz. Ama annenize hakaret etmiş olmanız, bu konuya değindik. Umarız tatlıya bağlanır, barışırsınız diyorum ben.
ADNAN OKTAR : Yok hakaret, ben hiçbir zaman için zaten kabul etmem onu, bir mantığı yok. Ama zorla hizaya getirme, bir ahlaki tavır değildir, güzel bir tavır değildir, zorla hizaya olmaz. Mesela, inançlarına saygı duyar, namazına karışmaz, arkadaşlarıyla görüşmesine karışmaz, hakikaten öyle anne baş tacıdır, saygı duyulur. Ama şöyle hareket edeceksin, böyle ibadet edeceksin, şunlarla konuşacaksın, bunlarla konuşmayacaksın, bu olmaz. Yani bunu hiç kimse kabul etmez, tabii onlar da kabul etmiyorlar. Yoksa 20 yıl karışmadılar, hiçbir inanaçlarına, tavırlarına karışmadılar, hiçbir sorun da olmuyordu. Bu, bu şekilde devam edebilirdi. Yani 20 yıl hiçbir şey olmamış da; 20 yıldan sonra mı birden bir şey olmuş yan? 20 yıl nasıl cansiperane, güzel bir beraberlikleri oldu, dostlukları oldu, biz nasıl onlarla arkadaştık dosttuk. Bunu devam ettirmek varken yukarıdan emir geldi diye, bir anda kesin görüşmeyeceksiniz, kopacaksınız, ayrılacaksınız demek, bu anormal. Çünkü aynı anda Emin Şirin devreye girdi, aynı anda Adil Serdar Saçan devreye girdi, aynı anda birçok iddia edilen Ergenekon Örgütü mensubu devreye girdi. Adam kaçırmaları başladı, kız arkadaşlarımızı kaçırmaya başladılar sokaktan. Bir kişi değil kaçırılanlar. Yani 4-5 kişiyi kaçırdılar. Evlerimiz kurşunlanmaya başladı, yani bu Bilim Araştırma Vakfı’nı dağıtacaksın dediler. Bir kere en başta bunu Adil Serdar Saçan dedi. Bu arkadaş grubunu tamamen dağıtacaksın dedi, derin devlet’in bu yönde kararı var dedi, karar aldı devlet dedi, derin devlet. Yani yanında, polislerin yanında söyledi. Diğer arkadaşlarımıza da söyledi, bir tek bana değil. Bunun uygulaması başladı, fiili uygulaması. Ev kurşunlama, adam dövme, tehditler, telefonlar, işte görüşmeyeceksiniz. Biz böyle bir şeye pabuç bırakırsak, yani dava adamı olur muyuz o zaman? Yani en fazla öldürürler yani, şehit ederler, başka da bir şey olmaz. Yani benim davam, büyük dava. Öyle hötle, işte bağırtıyla, çağırtıyla, tehditle, adam kaçırma, kurşunlama. Benim onlardan etkilenmiyeceğim açık, arkadaşlarım da etkilenmezler.
OKTAR BABUNA: EvvelAllah.
ADNAN OKTAR : Kaçırdılar arkadaşımızı, kurtuldu geldi. Evlerimiz kurşunlandı, bize şenlik gibi gelir, istediklerini yapsınlar hiç farketmez yani. Arkadaşımızı da öldürdüler, yani daha önce şehit ettiler. Yani biz onlardan etkilenmeyiz. Mesela Vandan Karatepe’yi öldürdüler, değil mi, sırf bizimle görüştüğü için.
OKTAR BABUNA: Kitaplarınızı okuduğu için.
ADNAN OKTAR : Yaşlı- başlı kadını, eşi çekti vurdu adam, emekli subay.
OKTAR BABUNA: Evet, müebbet hapis yatıyor şimdi.
ADNAN OKTAR : Tabii müebbet hapis yatıyor. Yani biz bunlardan etkilenmeyiz, isterse 100 kişiyi şehit etsinler yani, böyle bir konumuz yok bizim.
SUNUCU: Çok enteresan gerçekten. Sizin kitaplarınızı okuyor diye eşini öldürdü öyle mi?
ADNAN OKTAR : Tabii çekti vurdu adam.
OKTAR BABUNA: Söylüyor yani, hem de şahit de var, birkaç tane şahit var. Niye öldüreceğini de söylüyor, bundan dolayı diyor yani.
ADNAN OKTAR : Tabii, yedi tane falan şahit var mahkemede, yani bizzat duyanlar. Adam açıkça söylüyor, meydan okudu yani. Önceden de uyardı kadını. Git, görüşmeyeceksin dedi, konuşmayacaksın, onun kitaplarını da okumayacaksın dedi. Sonrada iş yerine gitti yağmur gibi kurşun yağdırdı kadıncağıza, şehit etti. Biz yani ne yapacaktık yani, korkup “bizi öldürecekler, vazgeçelim” mi diyeceğiz yani? Daha azimli, daha kararlı olduk.
SUNUCU: Peki siz Türk İslam sentezini savunduğunuz için bunların size yönelik olduğunu düşünüyorsunuz. Sizin dışınızda kimse yok mu? Ya da onlara böyle bir şey, Türk İslam sentezini savunan, onlara böyle bir şey yapılıyor mu acaba? Neden siz?
ADNAN OKTAR : Zamanında Türkeş’i de tabutluklarda, rahmetliyi perişan ettiler. Tırnaklarını söktüler, yani akıl almaz işkenceler yaptılar, hapse koydular. Ülkücülere de öyle, muazzam ızdırap çektirdiler. Mesela Rahmetli Yazıcı’ya, yani akıl almaz işkence yaptılar zamanında aylarca. O da Türk İslam Birliği’ni savunuyordu. Büyük Birlik Partili gençlere akıl almaz ızdıraplar çektirdiler, yani bunlar bilinmeyen konular değil ki.
SUNUCU: Yani sadece size olmadığını söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR : Tabii ki bu, yani bu gayet normal.
SUNUCU: Türk İslam sentezini savunan herkese karşı.
ADNAN OKTAR : Herkese olmuştur, tabii.
SUNUCU: Peki neden, bu kadar kötü bir şey mi Türk İslam sentezi?
ADNAN OKTAR : Yani davalarda bu böyledir. Yani her dava böyledir, hak dava, her zaman. Hz. Musa’nın davası da böyleydi, Resullullah’ın davası da böyleydi, yani böyle olur, çile çeker Müslümanlar. Şehit edilirler, dövülürler, sövülürler, hapsedilirler, iftiraya uğrarlar. Eğer bu yoksa, zaten dava yoktur ki. Yahi şehit, şehitleri yoksa, hapisleri yoksa, dövülmüyorsa, sövülmüyorsa, iftiraya uğramıyorsa zaten o dava değildir, başka bir şeydir o. Dava dedin mi, onun dört ayağı vardır, bu bunların üzerine kuruludur. Yani buna dava denir. Yani çilenin üzerine kurulur ve her dava da çile ile kazanılır zaten. Öyle koltukta oturarak, rahat yaşayarak dava nerede? Dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir, tarihte yok öyle bir şey.
OKTAR BABUNA: Siz, Hocam daha önce zaten, başıma hiçbir şey gelmezse Allah’a yalvarırım ben, Allah’ım bana kusurlarımı göster diye yalvarırım demiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR : Tabii, ben mesela 30 yıldan beri sürekli ya hapishane, ya tutuklama, ya gözaltı, ya tehdit, ya kurşunlama. Daha İstanbul’a yeni geldim, hoşgeldin yedi kurşun sıktılar üzerime. Bir hoş geldin karşılamasıydı o. Ortaköy’de, o manav var bizim, biliyor musun evin önünde?
OKTAR BABUNA: Evet, evet.
ADNAN OKTAR :Orada sıktılar yani, yedi el kurşun sıktılar, bayağı hoşuma gitmişti yani. Ben rahatsız olmam öyle bir şeyden. Allah’a şükür hiç üzerime de gelmedi yani, dokunmadı kurşun. Alttaki komşuyu öldürdüler mesela gözdağı vermek için. O da ülkücüydü. Yani beni korkutmaya yönelik onu öldürmüşlerdi. Şehit ettiler yani.
OKTAR BABUNA: Sizin evinize diye yanlışlıkla sizin komşuya geliyorlar.
ADNAN OKTAR : Bir gün muazzam bir gürültü duydum, bağırtı çağırtı böyle canhıraş kaçışmalar. Kapıyı açtım komşu böyle kan ter içinde kalmış, bana bağırıp çağırıyor, ben tam anlayamadım. En sonra annem gitti, yani nedir dedi olay dedi, çünkü bir türlü sakinleşemiyor. Bizim ev diye komşuya girmişler, adam da koskoca bir saldırmayla girmiş elinde, yani hançer gibi bir şeyle. Beni sormuş içeriye girip. Halbuki benim kapımın üzerinde yazıyor, Allah’tan görememiş yani, hayret edilecek şey, direkt geçmiş. Abimin ismi yazıyor, yani Oktar diye yazıyor yani ve yer belli. Ben kapıyı açsam direkt içeri, ben zaten bizim kapı ev, yolgeçen hanı gibiydi yani. Herkes geliyordu, öyle ben, yani tedbir almıyordum eskiden. Hatta kapı açık yatıyordum hava gelsin diye böyle. Sokak kapısı açık yatıyordum yani. Benim öyle bir koruma tedbirim yoktu. Sonra dikkatimi çekti, yani böyle olaylar. Tehlikeli ve riskli ortam olduğunu sonra farketmiştim. Ben göğsümü gere gere gidiyordum. Yani şakır şakır adam öldürülüyordu o dönemlerde, sabah erken namaza gidiyordum, tenha sokak aralarından geçerek. Komünistler defalarca tehdit ettiler seni öldürürüz diye. Hiç aklımın ucundan dahi geçmedi benim. Yani dava adamı olarak zaten, yani ne yapayım gidip eve saklanayım mı, ne yapacağım yani? Tabii ki de anlatacağım yani. Şehit ediyorsa etsin, yani saklanmak çok küçük düşürücü bir hareket, çok anormal bir harekettir.
SUNUCU: Komşunuzun öldürüldüğünden bahsettiniz, alt komşunuzun ve şehit oldu dediniz. Yani Allah yolunda ölen şehit olmuyor mu? Nasıl şehit oldu?
ADNAN OKTAR : Ülkücüydü kardeşimiz.
SUNUCU: Ülkücüler şehit mi oluyor?
ADNAN OKTAR : Bence öyle, yani Türk İslam Birliği’ni savunan, Müslüman olan, Allah korkusu, Allah sevgisi olan bir insan. Çünkü namazında niyazındaydı o. 5 vakit namazını kılıyordu, tertemiz insandı. Kimseye bir zarı zoru yoktu, bir zalimliği yoktu. Yani kimseye bir kötülüğünü görmedim, gayet insancıl efendi bir insandı. Tabii ki şehit olduğunu umarım. Yani ben bizzat tanıdığım bir insan, son derece merhametli, kibar, saygılı bir insandı. Devlet memuruydu, kendi halinde bir insan. Yani genç bir insandı. Durduk yere, namazında niyazında bir insan, durduk yere öldürülürse, yani şehit edilirse ne diyelim ona, tabii ki şehittir.
SUNUCU: Peki, size çok davalar açıldığından bahsettiniz sürekli. Görüyoruz da zaten basında. Siz Türk İslam sentezini savunuyorsunuz, şu anda iktidarda olan parti de muhafazakar bir parti yani sizinle düşünceleri çok çelişmiyor, bana göre.
ADNAN OKTAR : Bayağı benziyor.
SUNUCU: Sizce çelişen durumlar var mı? Bu iktidar zamanında neden size bu kadar davalar açılıyor?
ADNAN OKTAR : İddia edilen Ergenekon Örgütü, iktidarın da uğraştığı bir örgüt, yani iktidarın da başına bela olmuş bir örgüt. Yani Tayyip Erdoğan ile de, Tayyip Erdoğan Beyefendi’ye de suikast yapmaya hazırlanan bir örgüttü. Rahmetli değil mi, Yazıcı’ya da, mesela ben söyledim. Bir hafta öncesinden, üç gün öncesinden söyledim. Bu aralar dedim, bir siyasi lidere dedim bunlar suikast yapacaklar, siyasi liderler böyle kurşun geçirmez cam arkasından konuşsunlar dedim bu hafta, dikkat etsinler dedim.
ADNAN OKTAR : Tabii tabii gazeteler, her yerde yazmıştı. Yani yapacağız dediler, bir eylem yapılacak diye herkes duymuştu bunu. Ben de bunu ayrıca tavsiye edip söylemiştim. Arkasından suikast oldu. Ama tabii o da onun kaderi, Allah’ın takdiri inşaAllah. Ama bakın, dava demek ki bunları gerektiriyor yani, şehit olunuyor, Hz. Ali’yi şehit etmediler mi, Hz. Hüseyin’i şehit etmediler mi? Tamam, Osman, hepsi şehit edilmedi mi? Bütün Peygamberlerde, sahabelerde bir makamdır bu, özel bir makamdır. Yani mübarek ve muhterem bir makamdır şehitlik. Müslümanın aradığı beğendiği bir şeydir.
SUNUCU: Peki nerede çeliştiğinizi sormuştum ama.
ADNAN OKTAR : Hangi konuda?
SUNUCU: İktidarla nerede çelişiyorsunuz acaba? Siz çeliştiğinizi düşünüyor musunuz yada?
ADNAN OKTAR : Bana kalsa mesela, Darwinizmi, materyalizm’i iktidarın anlatması lazım, hükümetin. Yani devletin anlatması lazım. Mesela bu bir çelişmedir. Antikomünist propaganda yapması gerekir yani.
SUNUCU: TRT’de haberler yapıldı zaten.
ADNAN OKTAR : Ama yani iki kelime, geçti. Öyle olur mu? Yani coelacanth ile ilgili kısa bir haber çıktı, o Darwinizmi anlatma açısından yeterli bir şey mi?
SUNUCU: Ama aslında zaten isteyen, bugün her şeye ulaşmak çok kolay. İsteyen bunu açıp okuyabilir değil mi? Yani bunun propagandasını yapmak doğru mu? Ya da yapmak ne kadar yararlı?
ADNAN OKTAR : Peki, devlet Darwinizmin propagandasını niçin yapıyor? Açsın vatandaş, kendisi öğrensin Darwinizmi. Devlet yapıyor. Resmi himaye altında Darwinizm ve bütün dünyada resmi himaye altında. Amerika’da, İngiltere’de ve kimse toz kondurmuyor. Bakın devletin bir hatası gibi görüyorlar onu TRT’de. Yani nası olur diyorlar, cumhuriyet tarihinde görülmemiş. İlk defa oluyor, nasıl yaparsınız. Zaten orayı bak nereye getiriyorlar en sonunda. Getir, öbür şeyi getir. Bu, bir tanesi bu. Bakın ne diyor? TRT, Adnan Hoca’nın çiftliği değildir. Görüyor musunuz hedefi? Yani hedef TRT de değil. Yine benim ve iftihar ederim.
SUNUCU: Yani siz bunu savunduğunuz için, bu görüşü savunduğunuz için direkt sizi hedef almışlar.
ADNAN OKTAR: Çünkü bunun hamisi benim. Yani anti Darwinist, antikomünist faaliyetin sahibi benim ve arkadaşlarımız. Allah’ın dilemesiyle, vesile ediyor Allah bizi. Bütün dünya çapında bu. Ve bütün İslam aleminin, Türklük aleminin önde gelen böyle yiğit mücahidleriyiz. Yani mücahid demek, cehd eden, gayret edenleriyiz. Ve bu gayreti yaparken de tabii ki her türlü baskıyla karşılaşacağız. Suikast olur, hakaret olur, iftira olur. Bir aralar Hürriyet, Sabah, Milliyet koro halinde biliyorsunuz üstüme geliyorlardı, sür manşetten. Hatta bizim yargıtaydaki olayımızda, iki gün öncesinden Hürriyet haber vermişti, “Adnan Hoca yandı” diye. Daha yargıtayın kararı açıklanmamış, daha mahkeme karar vermemişken yani mahkeme kararı resmi açıklanmamışken kararı açıkladı. Bak bir de yandı diyor. Yani bu ne demektir biliyor musunuz? Bir, bozulacağını haber veriyor erkenden, iki, mahkemede yargılanacağımız ve ceza alacağımı, üç, cezama ilave olacağını da ima ediyor. Çünkü öbür türlü ben hapis yatmayacağım. Evet bak Hürriyet’in mesela sür manşetten verdiği haber bu. Birinci haberiydi Hürrieyet’in. Adnan Hoca şimdi yandı diye. Ben yanarım ama onlar da gündüz gibi aydınlanırlar, yani inşaAllah. Ben yanarım ama küfrü de yakarım aynı zamanda. Tabii, cayır cayır yakarım yani. Küfür de tertemiz olur, inşaAllah. Benim ateşim hepsine yeter. Ve Yargıtay’da da onanacağını söylemiş oluyor Hürriyet. Bak cezanın Yargıtay’da onanacağını söylemiş oluyor. “Yandı”nın anlamı budur. Niçin Hürriyet bunu sür manşetten versin. Bak bu da Evrensel Gazetesi, “Adnan Hoca keşke yansa” diyor. Evrensel de biraz biliyorsunuz, yani malum. Yani Marksist eğilimli bir gazetedir.
SUNUCU: Bu bir köşe yazarının herhalde yazısı değil mi?
ADNAN OKTAR: Evrensel’de evet yayınlanmış. 21 Mayıs 2007’de.
OKTAR BABUNA: İlginç olan bu Hürriyet’te çıkan daha Yargıtay kararı olmadan çıkıyor olması. Yargıtay da reddetti. Kabul etti karar olmadığını.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii biz sorduk Yargıtay’a böyle bir karar var mı dedik, yok dediler öyle bir karar yok nereden çıkarıyorsunuz dediler. Meğer Hürriyet doğru söylüyormuş. İki gün sonra ve bütün gerekçeli kararı açıkladı Hürriyet. Gerekçeli kararı, yani iki gün öncesinden. Aynısının tıpkısı çıktı. Aydın Doğan Beyefendi’yi tabii istihbaratından dolayı tebrik ediyorum, inşaAllah. Aydın Doğan bey ile zaten Taha Akyol da biliyorsunuz içiçedirler. Derin muhabbetleri vardır. Taha Akyol’la Cemil Çiçek’in derin muhabbetleri vardır. Böyle zincirleme bir muhabbet bağı oluyor. Ve böyle ilginç bağlantılar, ilginç olaylar. Ama yüzer yüzer, biner biner gelsinler evelAllah. Yani vız gelir tırıs gider, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evrensel’inki de karardan önce. Karar çünkü 22 Mayıs’ta netleşiyor resmi olarak.
SUNUCU: Bir gün önce.
OKTAR BABUNA: Ve Hocamız daha önce açıkladı. Bu çok aşamalı bir şeyi biliyorlar. Yani o kararın bozulacağını. Siz daha önce açıklamıştınız, Hocamız daha önce açıklamıştı. Geriye döneceğini, tekrar yargılama olacağını ve o yargılamadan mahkumiyet çıkacağını. Ki zaman aşımına uğramıştı, mahkumiyet çıkacağını.
ADNAN OKTAR: İlave olcağını ve Yargıtay’ın da onu tasdik edeceğini söylemek istiyorlar. Yanma budur, bunu kastediyorlar.
SUNUCU: Ama bu yönde olmadı diyorsunuz değil mi? Dava bu yönde olmadı. Demek ki istihbarat bilgisi almamışlar.
ADNAN OKTAR: Hayır, mahkumiyet aldım ya işte.
SUNUCU: Mahkumiyet kararı aldınız. Doğru yani haber.
ADNAN OKTAR: E, tabii.
SUNUCU: O zaman tamam.
ADNAN OKTAR: Tabii bozuldu doğru, ceza aldık doğru, bir yıl ilave oldu, doğru. Yani hemen hemen bütün aşamalarını bildiler. Hani böyle baktım, ne diyorlar durugörü mü diyorlar?
OKTAR BABUNA: Beş aşamayı bilmiş oldular Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama tabii biz bunlar böyledir şöyledir filan bunlara şaşırmıyoruz. Bunlar olmasa ben şaşırırım. Hem ben böyle dava adamı olacağım, hem küfre böyle kök söktüreceğim, masonları darmakeşan edeceğim, Darwinistleri yerle bir edeceğim. Ama bana da onlar eline sağlık diyecekler, tabii ki direneceklerdir.
SUNUCU: Siz Doğan Grubu’nun sizin üzerinize oynadığını söylüyorsunuz benim anladığım kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Doğan Grubu, ben İstanbul’a geldikten sonra zaten biz Aydın Doğan’la karşı karşıya geldik. Yani muntazam başladı ondan sonra. Yani bakın Hürriyet’in arşivlerine bakın. Hep manşettendir. İşte “Adnan Hoca kokainman çıktı”, Adnan Hoca işte şöyle, Adnan Hoca böyle. Olaylarda genellikle birkaç gün öncesinden bilme gücü var Hürriyet’in yani ben onu, Aydın Doğan’ın bu yönünü çok takdir ediyorum. Hayret ediyorum yani şaşırıyorum. Hani derler ya müneccim gibi böyle Allah’ın dilemesiyle. Allah’ın bildirmesiyle, olayları önceden biliyorlar.
SUNUCU: Yok, müneccim demeyelim de. İstihbarat dediniz az önce. İstihbarat bilgisi aldığını söylediniz.
ADNAN OKTAR: Aynı anlamda söyledim. Yani müneccim geleceği bilen. Ama istihbaratla bilen tabii inşaAllah.
SUNUCU: Yani haberi bir yerden aldığını, bir yerden duyduğunu ve duyurduğunu.
ADNAN OKTAR: Evet. Allah’ın dilemesiyle, sebep olmasıyla.
SUNUCU: Peki, Hürriyet’in bunu önceden duyurmuş olmasıyla ilgili bir rahatsızlığınız oldu mu? Bir suç duyurusunda bulundunuz mu?
ADNAN OKTAR: Yani duyursak ne olur? Hiçbir şey olmaz. Yani hiçbir şey çıkmaz. Müneccim derken tabii biraz espritüel bir dille anlatıyorum. Yoksa müneccim tabii ki değildir de. Oradaki komikliği vurgulamak için söylüyorum.
SUNUCU: Peki, bu haftalık da programımızın sonuna geldik. Aslında konuşacağımız daha çok şey vardı ama bunları haftaya saklayalım. Sizin son olarak söylemek istediklerinizi alayım ben.
ADNAN OKTAR: Gaybı Allah bilir tabii. Müneccim derken o anlamda söylemiyorum. Allah’ın bildirmesiyle bilebilirler.
SUNUCU: Yok hayır, ben buradaki istihbarat vurgusunu yapmak için müneccim değil dedim. Hani sizi düzeltmek açısından demedim.
ADNAN OKTAR: Evet, evet inşaAllah.
Hepinizi çok seviyorum. Sizlerden çok memnunum. Çevrenizdeki insanları da çok seviyorum. Solcu gençleri de çok seviyorum. Hepsinin iyi olmasını, güzel olmasını, vatanın birlik, beraberlik, güzelik içinde olmasını istiyorum. Her şey çok güzel olsun inşaAllah.
SUNUCU: Peki, çok teşekkür ediyoruz yayınımıza katıldığınız için.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
SUNUCU: Sayın seyirciler DEM Özel programı burada sona eriyor. Haftaya görüşünceye dek hoşçakalın.