Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15868 tanesi Türkçe, toplam 19166 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz ve Adıyaman Asu TV'deki Canlı Röportajı (7 Aralık 2009)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (261)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9547)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3940)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
harunyahya.net
ilmiarastirma.net
harunyahya.org
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz ve Adıyaman Asu TV'deki Canlı Röportajı (7 Aralık 2009)
Aralık 2009


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: İyi akşamlar sevgili seyirciler ve dinleyiciler. Ekin Tv, Adıyaman Asu Tv ve Kral Karadeniz’den ortak olarak yayın yaptığımız Adnan Oktar ile Baş Başa programına hoş geldiniz. Ortak olarak yayın yaptığımız radyo istasyonlarını saymak istiyorum. Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç Fm 93.3 Karaman, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu. Bizi uydudan izleyemeyen seyircilerimiz için www.harunyahya.tv adresinden bizi canlı olarak izleyebilirler. Soru ve görüşleriniz için de ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere ulaşabilirsiniz. Sayın konuklarımız, Adnan Oktar hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz, lutfettiniz.

SUNUCU: Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Sayın Tarkan Yavaş, siz de hoş geldiniz.

TARKAN YAVAŞ: Hoş bulduk, teşekkür ederim.

SUNUCU: Hocam nasılsınız?

ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun. Elhamdülillah, sizler de iyisiniz?

SUNUCU: Teşekkür ederim. Ben de çok iyiyim.

SUNUCU: Tarkan Bey siz?

TARKAN YAVAŞ: Ben de çok iyiyim, hamd olsun, teşekkürler, siz nasılsınız?

SUNUCU: Teşekkür ederim, ben de iyiyim çok sağolun.

Hocam nasıl başlamak istersiniz?

ADNAN OKTAR: Şimdi en önemli olay neydi, bu işte şu Güneydoğu’da oluşturulan komünist ayaklanma, PKK’nın oluşturduğu Stalinist, komünist ayaklanma. Bu çok önemli bir konu. Geçenlerde TRT için “niye Coelecanth’ı yayınladınız, işte niye Darwinizm’e karşı bir tavır aldınız?” gibi bir yazı çıktı. Türkiye’de Darwinizm yenilmeden, Darwinizm’le ilgili konu hallolmadan anarşinin ve terörün hallolması mümkün değildir. Çünkü bunlar hep zincirleme birbirine bağlı olan şeyler. Gece gündüz anlatıyorum. Ama bunu geç fark ederlerse bu olmaz. Çünkü Darwinizm’in olduğu yerde mutlaka diyalektik düşünce hakim oluyor. Dolayısıyla Marksist düşünce hakim oluyor. Marksist düşünce de otomatik Leninizmi getiriyor. Leninizm de mutlaka terörizmi getirir. Bütün yöntemler, kullanılan yöntemler klasik leninist yöntemlerdir. Ve stalinist bir şiddet uygulanıyor. Buna karşı ilmi mücadelenin dışında hiçbir yol olmaz. Yani işte çocuklarınıza hakim olun, çocuklarınıza taş attırmayın, aileler ne duruyorsunuz, ne biçim ailesiniz demekle olmaz. Çünkü ailelerin üzerinde komünist baskı var. PKK’nın baskısı var. Çocuklarını eğer göndermeseler, taş attırmasalar, PKK da onlara karşı bir eylem yapabiliyor. Bir de aileleri de zaten eğitiyorlar yani. Darwinist ve materyalist olarak eğitiyorlar. Buna karşı suskun durulması bu terörün gelişmesine sebep oluyor. Anarşinin gelişmesine sebep oluyor. TRT, akılcı, samimi ve cesur olarak bir kere Darwinizm’in geçersizliğini net olarak anlatması lazım. Kısa, böyle kaçamak izahmış gibi izahlarla değil de, net, açık, sarih yani bütün kanallarında TRT’nin net anlatılması lazım. Kesin gerçek çünkü Darwinizm’in sahte olduğu, oyun olduğu. Bunu anlatacak bilim adamları da var. Gayet sakin, net anlatılması lazım. Ve Darwinizm’in komünizm ile bağlantısının çok iyi anlatılması lazım. Ve Türklükten Darwin’in nasıl nefret ettiğini, Türklerden nasıl nefret ettiğinin de anlatılması lazım. Bunların hepsi birer bilimsel gerçek. Bunlar anlatılmazsa gerçekler anlatılmamış olur. Var mı anlatacağın bir şeyler?

TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah Hocam. Bir haber vardı bugün Ahmedinejad ile ilgili, İran Cumhurbaşkanı.

ADNAN OKTAR: Göster bakalım ne diyormuş.

TARKAN YAVAŞ: Yabancı bir sitede şunu söylemiş; “Mehdi’nin gelişini Amerika engellemeye çalışıyor” şeklinde.

ADNAN OKTAR: Ahmedinejad, nedir o, orada? Tercüme et bana.

TARKAN YAVAŞ: Ahmedinejad şunu söylüyor Hocam. “Mehdi’nin gelişini Amerika engelleme planları yapıyor” diye böyle bir sözü olmuş bugün. Bu, Ortadoğu’da Mehdi’nin geleceğini, kurtarıcının geleceğini ve bu savaşların da bu sebeple orada çıkarıldığını söylüyor Hocam. Siz daha önce bunlardan bahsetmiştiniz maşaAllah. Bugün de Ahmedinejad bunu tekrar söylemiş.

ADNAN OKTAR: Şimdi ben bunu kaç yıl önce söyledim?

TARKAN YAVAŞ: Çok oldu.

ADNAN OKTAR: Değil mi?

TARKAN YAVAŞ: Bayağı çok oldu, evet.

ADNAN OKTAR: Bakın koskoca İran Devleti’nin resmi lideri olan bir kişi ne diyor?

TARKAN YAVAŞ: Amerika’nın orada bulunmasının amacının Mehdi’nin gelişini engelleme çabasıdır diye söylüyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Ben her programda aşağı yukarı anlatmadım mı bunu yıllardan beri?

TARKAN YAVAŞ: Evet, anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Bakın Ahmedinejad da resmi devlet açıklaması olarak benim dediğimin aynısını yıllar sonra söylüyor, görüyorsunuz. Amerika hakikaten yanlış bir Mehdi inancından dolayı Mehdi’den çekiniyor, tedirgin oluyorlar. Mehdi çıkacak, işte kan dökecek, olay çıkaracak, şu bu falan böyle garip olaylar olacak zannediyorlar. Halbuki Mehdi kan dökmeyecek, kanı durduracak. Şefkati, sevgiyi ve merhameti getirecek. Dostluğu getirecek. Dolayısıyla Amerika’nın tedirgin olmasına hiç gerek yok. Amerika’yı da kurtaracak bir şahıstır Mehdi, Rusya’yı da, Çin’i de, bütün dünyayı da kurtaracak bir şahıstır. Bütün dünyaya feyzler, bereketler, hikmet ve güzel ruh ve nuraniyet Mehdi vesilesiyle gelir. Yani bir trafo gibidir o. Bütün dünyaya oradan elektrik dağılır inşaAllah. Şimdi bunu Ahmedinejad’ın açıklaması ne demektir? Bütün bölgedeki Şii kardeşlerimiz de aynı kanaatteler demektir. Tabii, bütün Şiilerin, bütün Caferilerin ortak kanaatini açıklamış oluyor. Bu çok önemli inşaAllah. Dolayısıyla yakın bir zamanda inşaAllah kurtuluş var. İstediği kadar teröristler ayaklansınlar, olay yapsınlar. Bunların hepsi ahir zamanda olacağı belirtilen olaylardır. Fırat ve Dicle’nin olduğu bölgede yani Fırat’ın kenarında diyor Peygamber Efendimiz çok fazla kan akıtılacak, kan akacak. Çok büyük bir anarşi ve terör olacak. Fakat diyor bu Mehdi’nin çıkış alametidir diyor. Ondan sonra, Mehdi’den sonra ortalığın yatışacağı, düzeleceği, tamamen sakinleşeceği, barış, adalet ve huzurun tesis edileceği belirtiliyor. Başka var mı göstereceğin bir şey?

TARKAN YAVAŞ: Bu şey var Hocam, evrimcilerin ara geçiş formu olarak iddia ettiği resimler var.

ADNAN OKTAR: Getir bakayım, bir göreyim.

TARKAN YAVAŞ: İnsansı böyle.

ADNAN OKTAR: Ha şimdi bunu bir yakın, zoomlayın bakayım. Ya kardeşim biz diyoruz ki millete, bu evrimcilere, siz insanın maymundan geldiğini iddia ediyorsunuz. Yok diyorlar, biz insanın maymundan geldiğini iddia etmiyoruz. Bir kol ayrıldı diyorlar yani bir mahluk kolu ayrıldı, oradan insan gelişti diyorlar. Şimdi işte kastettikleri mahluk bu. Yani ayrılan, ayrıldı denilen kol bu. Bu çok özür dilerim yani bilemiyorum bu neye benziyor bu? Şimdi maymuna benzediği için biz buna maymun desek ne mahsuru var şunun? Ama buna rağmen ben onları kırmayayım, kalpleri kırılmasın, maymun demiyorum, mahluk diyoruz değil mi? Bundan geliştiğini iddia ediyorlar. Bakalım başka neler varmış? Bu da onların kendi atası olduğunu iddia ettikleri, Arnold gibi bir tip yani böyle gördüğüm kadarıyla.

TARKAN YAVAŞ: Evet, en eski atası diyorlar bunun için.

ADNAN OKTAR: Bodyci olduğu anlaşılıyor, yani öyle bir görünümü var. Bunlar hayali çizim değil mi?

TARKAN YAVAŞ: Evet hepsi hayali, hiç böyle bir...

ADNAN OKTAR: Hayali maketler.

TARKAN YAVAŞ: Maket, evet bunların hepsi.

ADNAN OKTAR: Sonra böyle yakışıklı hale mi gelmiş onların kafasına göre?

TARKAN YAVAŞ: Evet, sonra gittikçe böyle evrim geçirerek bu safhaları geçiriyor.

ADNAN OKTAR: Bu da hayali değil mi?

TARKAN YAVAŞ: Bu da hayali, hepsi hayali. Kendileri bizzat oluşturuyorlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, ilk başa gel bakalım.

TARKAN YAVAŞ: Bir de bu vardı.

ADNAN OKTAR: Amanın, bir de çocuklar bunu görürse. Bu da atalarının son aşaması mı?

TARKAN YAVAŞ: Evet, evet. Kendince evet maymundan insana doğru böyle kendilerince yaklaştırıyorlar, gittikçe son aşaması.

ADNAN OKTAR: Sonra Hollywood artisti gibi oldu öyle mi, bir kısım şahıslar? Şimdi en başa gelelim. Şimdi kardeşim bir kere demagoji yapmayacaklar. Demek ki insanın maymundan geldiğini iddia ediyorlar. Yani mahluktan diyelim. Biz bunun adını mahluk koyduk. Maymun mu, taymun mu diyelim , bir şey diyelim de rahatlasınlar. Taymun diyelim. Ben buna Taymun ismini koydum. Mahluk Taymun, değil mi? Bundan gelmişler, bunu iddia ediyorlar evet. Şimdi bir kere bu lafları bir geri aldılar değil mi? Çünkü bu doğma bir mahluk değil çünkü hep insandan insana geçti diyorlar ve hep insandı diyor. Bunun insana benzeyecek bir hali var mı? Daha önceki halleri var mı öyle kuyruklu muyruklu bir şeyler var. Gelmedi mi sana o resimler?

TARKAN YAVAŞ: Bir bakayım Hocam, onlardan, kuyruklu yoktu şu anda, arşivde olabilir ama biraz bakmam lazım.

ADNAN OKTAR: Evet umarım gelir inşaAllah. Ya kardeşim kuyruğu varsa, değil mi kollar, daldan dala atlıyorsa, bu biz çocukluğumuzdan beri buna maymun diyorduk. Ne yani? Primat denebilir, gibon denebilir, goril denir ama öyle bir mahluk. Dolayısıyla bu konuda ben demagoji yapmalarının mantıksız olduğuna inanıyorum.

ADNAN OKTAR: Şimdi bunlar ne diyorlar? Tesadüf diye bir olay yoktu değil mi? Dawkins geçenlerde öyle bir kendini yerden yere atıyordu, anlatıyor. Dizmiş fosilleri. Bakın şimdi mesela bir kedi, o kadar çok çeşidi var ki kedinin. İran kedisi var, cins kediler var, şu var, bu var, vaşak var, bilmem ne falan daha değişikleri. Şimdi biz bunların kafataslarını bir araya getirsek veya köpek cinsleri. Çok fazla köpek cinsi var değil mi? Avuç kadar olanı var, küçük. Daha gelişmişi var. Var oğlu var. Bir de izbandut gibi kapılardan sığmayan tipler var, böyle daha da iriler. Şimdi bunların bütün fosillerini insanlar zaman içinde buluyorlar. Bulduklarında ne diyorlar? Ya diyor kardeşim bakın diyor bu ilk başlangıcında böyleymiş diyor, küçükmüş diyor. Sonra o büyümüş diyor, daha da büyümüş. İşte Sivas kangalı gibi olmuş, bir de ne, bir şeyler daha vardı neydi o?

TARKAN YAVAŞ: Rottweiler.

ADNAN OKTAR: Adı batmayasıca evet. Bunlar oluştu diyorlar. Şimdi o fosillerin diziliminde otomatik akıllarına gelen bu oluyor. Yani küçükten büyüğe doğru büyümeymiş gibi. Halbuki bunların hepsi ayrı tür ve hepsi tür içerisinde yaşamışlar. O zaman içerisinde yaşamışlar. Sonra türü tükenmiş. Dolayısıyla bunların böyle bir vasfı yok, bir özelliği yok. Mesela at için de öyle. Atın evriminde de öyle, güya evriminde. Ata benzer birçok varlık yaşamış. Onları dizdiğimizde arka arka, arka arkaya dizdiğimizde sanki bir gelişme varmış gibi görünüyor. Ama burada en önemli olan nokta şu, bunlar bir kere kendine has özel türler. Belirli bir zamanda yaşamış, belirli bir zamanda yok olmuş. Ve hepsi son derece düzgün, simetrik, altın oranla yaratılmış kusursuz varlıklar. Yani bir, herhangi bir organ bozukluğu yok. Yani kemik yapısı, mafsal yapısı, kafatası yapısı, hayatı işlemesi değil mi yani gösterdiği becerilerle hayatta kalan varlıklar bunlar, kalmışlar, uzun süre yaşamışlar. Dolayısıyla hatalarının ana kaynağı bu. Yani birbirine benzer hayvanlardan hata yapıyorlar. Mesela kimi köpeklerin burnu uzun oluyor, uzun burunlu oluyor. Kimi köpeğin burnu daha kısa oluyor, bir kısmının daha da kısa oluyor, bir kısmı da iyice küçük oluyor burnu. Şimdi bunların mesela Dawkins’i getiriyorlar bakın diyor hayvan nasıl evrimleşmiş diyor. Burnu mesela burada uzun diyor, burada daha kısa, burada daha kısa diyor. Kardeşim bunların her biri ayrı canlı. Her birine Allah ayrı bir özellik göstermiş. İnsanları da halen de öyledir değil mi? Kimi insan bünyesi daha değişiktir, kimi daha küçüktür. Mesela Japon ırkı küçük oluyor.

SUNUCU: Hocam çok özür dilerim, bunun VTR’si hazır isterseniz izleyelim.

(Richard Dawkins’in VTR’si)

ADNAN OKTAR: Evet şimdi bak, Dawkins denilen bu elma yanak bir şeyler anlatıyor. Burada birçok canlıyı gösterdi. Hangi Darwiniste sorarsanız sorun, bunlar ara fosil midir deseniz, hiçbiri onun ara fosil olduğunu kabul etmiyor. Çünkü ara fosil değil bunlar. Her biri ayrı müstakil varlıklar. Ama yüzüne kalefleks çakılmış adamın, gayet rahat bakın ara fosil diye bunu anlatıyor. Ara fosilde patoloji olur, bozukluk olur ve bütün bilim adamları bunu bilirler, Darwin’in kendi de bunu söylüyor. Herkes bunu söylüyor. Bakın, “Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz?” Darwin’in zamanında bu fosiller vardı. Bu elma yanak böyle iştahlı anlatıyor ama... Bakın Darwin diyor ki; “…ara geçiş formuna neden rastlamıyoruz?” Ara geçiş formu olarak görmüyor. “Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz?”. Bak o da yüzüne böyle teneke çakılmış gibi gayet rahat bunları ara fosil diye anlatıyor. Hiçbiri ara fosil değil. Hepsi mükemmel, zamanında yaşamış, türü sonra tükenmiş mükemmel varlıklar. Kiminin burnu daha ileride, kiminin burnu demin de açıkladım daha geride, daha üstte. Onları ara fosil olarak kabul ediyor. O zaman mesela tazının burnu upuzun oluyor, diğer köpeklerin küçük oluyor, kısacık oluyor. Şimdi evrim mi geçirmiş oluyor tazı? Apayrı bir varlık. Milyonlarca seneden beri tazıdır o. Öbür köpek de milyonlarca senedir o şekilde köpektir. Hiçbir değişime uğramamıştır. Şu ana kadar yani hiçbir bilim adamı zaten, Darwinist bilim adamı ara fosil bulundu demiyor. Ancak böyle halkı kandıran tipler ara fosil diye insanları kandırmaya kalkıyorlar. Ara fosil denildiğinde bir kere asimetri vardır yani simetrik olamaz. Bozar yani, alında anormal bir yumru meydana getirir. Çünkü adamın kromozomlarına radyoaktif herhangi bir etki meydana geliyor. Kromozomu tahrip ediyor. Üreme kromozomunu tahrip ediyor. Kromozom tahrip olduğunda, ilgili bölüm tahrip olduğunda mesela insanın kafatasıyla ilgili bir bölüm ise oradaki genetik yapıyı bozuyor. Bozduğunda ne olur? Kafa armut gibi olur mesela. Şöyle bir çıkıntı olur kafada, sağ tarafa doğru farzedelim, ciddi bir çıkıntı meydana gelir. İkinci bir kromozom bozmasında, mesela burnuna geldiğinde burun sırtta çıkar, insanın sırtında çıkar ve yamuk yumuk çıkar, bozulur yani müthiş bir tahribat meydana getirir. Mesela kolu, koluna eğer rastgelirse, koluyla ilgili kromozoma rastgelirse kolu ensesinden çıkar ve tamamen bozuk, çatallara ayrılır, dallı budaklı böyle çok çok patolojik bir şey olur. Ara fosil diye bunlara derler. Öyle düzgün, jilet gibi düzgün ara fosil olmaz. Yani eğer simetri varsa, düzgünlük varsa, kusursuz bir kemik yapısı varsa, kusursuz bir eklem yapısı varsa oraya kromozomlara yönelik bir müdahale olmamış demektir. O hayvan mükemmeldir. Bir türdür o, bir çeşittir. Mükemmel yaratılmış, türünü devam ettirmiş, milyonlarca sene devam ettirmiş, sonra tükenmiştir. Bu ara fosil olmadığını söyleyen bilim adamlarının izahları var mı sende?

TARKAN YAVAŞ: Bakayım Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şimdi şu baştakini insanın atası olarak gösteriyorlar. Şu vatandaş mı diyeyim, vatandaş da demeyeyim. Artık onlara göre ne oluyor bilmiyorum, kendi ataları olarak görüyorlar. Bu neye benziyor bu? Yani benim gördüğüm şempanze, maymun falan gibi bir şey değil mi bu? Maymun dedirtmiyorlar buna. Tamam ben de saygı gösteriyorum, maymun demiyoruz, taymun diyoruz. Taymun biraz daha ilerliyor. Ona ne diyelim, saymun diyelim. Artık başka türlü olmayacak herhalde, saymun. Taymun, saymun işte falan feşmekan, öyle bir şey oluşmuş gibi görünüyor. Demagoji yapmasınlar bana, bakın bu şekilde tesadüfler sonucu gelişiyor. Demek ki burada da yine oyun oynamışlar, kendi oyunlarına düşüyorlar. Burada da yine hayvanlar kusursuz düzgünlükteler yani. Çizim olarak hazırladıklarında da kusursuzlar. Yani simetrik düzgünlük var, kusursuzluk var, altın oran var ve bütün yapıda bir mükemmellik var. Bu şekilde ara fosil olmaz ki bunlar ara fosil de değil ayrıca, hayali çizim. Böyle olduğunu tahmin ediyorlar. Ama bu maymunla ilgili izahlarının ne kadar yanlış olduğunu görüyorlar burada. Onlar tarif ettiği bakın alenen maymundur.

SUNUCU: Hocam zaten şunların hepsi aynı gibi sadece boyutları farklı yani dikkat ederseniz, sadece boyutu.

ADNAN OKTAR: Evet, ama ben yine de onların hatırlarını kırmıyorum, kuyruğu vardı diyorlar taymunun, biz de o şekilde diyoruz inşaAllah. Yani bize hiç maval okumasınlar. Yani böyle bir demagoji üstüne kurulu sistem. Bakın Darwin diyor ki: “…fosil kayıtlarında bir türün diğerine dönüştüğünü gösteren tek bir örnek yoktur” diyor, tek bir tane örnek yoktur diyor. 2009’da da yine bilim adamları bunu söylüyor, 1960’larda da bunu söylüyorlardı. Bütün bilim adamları ittifak halindedir bu konuda. Tokat’taki şehitlerimize de Allah’tan rahmet diliyoruz. Tokat’ta böyle olaylar oluyor mu?

TARKAN YAVAŞ: Evet zannediyorum çok uzun yıllardır olmamış. 12-13 senedir böyle bir şey olmamış Hocam. Evet 96, 97’lerden beri.

ADNAN OKTAR: Allah hepsine rahmet eylesin, hepsi şehit onlar bizim aslanlarımız, aileleri falan sakın gözyaşı dökmesinler, yakışmaz. Onlar bizim soylu necip koçyiğitlerimiz, Çanakkale’de de öyle şehitler vermiş. Niğbolu’da da değil mi, her yerde bütün tarihimiz bizim şehitlerle dolu, onlar için çok büyük bir şereftir, sakın üzüntüye kapılmasınlar, bundan böyle bir kaygı duymasınlar, gönülleri çok çok rahat olsun. Onların kanı hiçbir şekilde yerde kalmasın yani ben onlar şu müjdeyi veriyor en yakın zamanda inşaAllah, Türk İslam Birliği oluşacak. İnşaAllah. Daha gayret etsinler şevklerini arttırsınlar, o bölge tamamen kendinden böyle kuruyacak, hallolacak konu ve hiç kimse ondan sonra terörün t’sinden bahsedemeyecek. Türk İslam Birliği oluşunca, böyle kimse oturup kabadayılık da yapamaz, münasebetsizlik de yapamaz, mazlum çocuklara değil mi, askerlere koçyiğitlere böyle kalleşçe pusu kurup onları kimse şehit edemez, inşaAllah. Biraz daha sabredecekler inşaAllah az bir şey kaldı inşaAllah. Bakın Darwin kendisi ne diyor, Darwin teorisi için “birçok kusur ve delikleri olan bir hipotez paçavrası”. Kendi teorisine paçavra diyor, hipotez paçavrası diyor. “Sorum şu ki acaba bu paçavranın herhangi bir kıymeti var mı?” Thomas Huxley’e mektubu 2 Haziran 1859’da yazıyor bunu. “Bazen tamamıyla çöküntüye uğrayacağından korkuyorum” diyor, Darwin mektuplarında yine. “Bazen yakında tamamen yenilgiye uğrayacağımdan şüpheleniyorum”. Yani bazı ifadeler doğru oluyor hakikaten isabetli konuşmuş mesela bak şu konuşması; “bazen yakında tamamen yenilgiye uğrayacağımdan şüpheleniyorum”. O dediği oldu şu an, hakikaten tam anlamıyla yenilmişlerdir.

TARKAN YAVAŞ: Bu diğer bilim adamlarını da buldum Hocam, ara geçiş formu olmadığına dair.

ADNAN OKTAR: Oku onları.

TARKAN YAVAŞ: Eldredge diye bilim adamı var, şöyle söylüyor; “aradan geçen 120 yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda, fosil kayıtlarının Darwin'in bu kehanetini doğrulamayacağı açıkça görülür hale gelmiştir. Bu, fosil kayıtlarının yetersizliğinden kaynaklanan bir sorun değildir. Fosil kayıtları açıkça, söz konusu kehanetin yanlış olduğunu göstermektedir.” Bir başka palaentolog, o da dünyaca çok ünlü Neville George diyor ki; “Her türlü keşfe rağmen fosil kayıtları hala (türler arası) boşluklardan oluşmaya devam etmektedir" diyor.

ADNAN OKTAR: Ara geçiş formu yok diyor. Güzel.

TARKAN YAVAŞ: Bir başka yine hücre biyolojisi profesörü diyor ki; “jeolojik araştırmaların bugün gelinen safhasında jeolojik kayıtlarda Allah’ın her bir türü ayrı ayrı yarattığı düşüncesine ters düşecek hiçbir bulgu yoktur” diyor.

ADNAN OKTAR: Darwinist değil mi bu da?

TARKAN YAVAŞ: Evet, bunların hepsi Darwinist Hocam hepsi de bunu açıklıyor.

ADNAN OKTAR: O da ara fosil yok diyor. Bakın en ağır ağa babaları bunu söylüyor bizim elma yanak nasıl çıkıyor, Avrupalılar da onu kuş gibi dinliyorlar yani bir kişi çıkıp da “bak bütün bilim adamları böyle diyor, Darwinistler böyle diyor bunun neresi ara fosil? Yani kusursuz mükemmel hayvan yaşamış türünü devam ettirmiş sonra türü tükenmiş bu varlığın yani mutasyona uğramış veyahut patolojik ne var burada?” diyemiyorlar. Ya o da boş alanda böyle at oynatıyor, idi. Yani bundan sonra yapacağını zannetmiyorum, şu an zaten bir değişikliğe uğradı, uzaylılar yarattı demeye başladı değil mi?

TARKAN YAVAŞ: Evet en son uzaylıları söylüyor, dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: İyi sıhhatte olsunlar, inşaAllah.

TARKAN YAVAŞ: Evet sunucu sorduğunda, o yaratılışı kabul ediyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Sunucu böyle biraz soru sorduğunda üstüne gittiğinde ama dediğiniz gibi de sonra uzaydan gelmiştir diyor Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Soruların var mı?

SUNUCU: Hocam sorular var, Dawkins’in uzaylılarla ilgili videosu birazdan ekrana gelecek, isterseniz videodan sonra sorulara devam edelim ya da nasıl arzu ederseniz. Soru sorabilirim.

ADNAN OKTAR: Uzaylılarla ilgili tamam ona bir bakalım.

SUNUCU: Tamam hazırlanıyor şu anda.

ADNAN OKTAR: Hazırlanıyor. Tamam. Ben şu Darwin’in sapkın anormal izahları onlardan bir tane anlatayım. Bir kere Türkler hakkında öfkesi çok şiddetli, “Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türkleri tam bir yenilgiye uğratmışlardır.” Onlar nasıl oluyorsa 1.Dünya Harbi’nin zeminini hazırladılar izahlarla. “Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, çok sayıda aşağı ırkların medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum.” Yani zenciler, Türkler, Avustralya yerlileri değil mi, Aborjinler evet bunların hepsinin yok edileceğini görüyorum diyor. Yani bir kitle katliamı bir soykırım yapılacak diyor, bir soykırım yapılacak hiçbiri kalmayacaklar diyor. Darwin insanın türeyişi hakkında kadınların bakın kadınlar hakkındaki fikrine bakın “kadınların idrak etme, hızlı kavrama ve taklit konusunda "daha aşağı ırkların özelliklerini taşıdıklarını ve bu nedenle daha eski ve alt bir medeniyet seviyesine sahip olduklarını” yazmıştı. Yani kadınların ilkel maymun ırkı olduğuna inanıyor. “İdrak etme, hızlı kavrama ve taklit konusunda daha geri ve garip mahluklardır” diyor. Sonra da kadınlar için daha da çirkin ifadeler kullanıyor. Darwin kadının evlilikteki rolünü şöyle tarif ediyordu. Evlilikte kadına bu gözle bakıyor, “oynayacağınız bir nesne” yani bir cisim, et yığını gibi görüyor yani insan olarak Allah’ın tecellisi olarak, değer verilen varlık olarak görmüyor. “Her halükarda bir köpekten daha iyi” diyor. Yani köpek besleyeceğinize diyor kadın alın onu besleyin diyor. Yani o kadar aşağılık görüyor adam. Yani beyni ve ruhu masonluk prensipleri içerisinde bu hale gelmiş adamın. Charles Darwin’in otobiyografisi 1809-1882 İngilizcesi olan eserde bu, 232 ve 233. sayfası insanlar açıp bakabilirler, inşaAllah.

Hazır mı o film? Hazırsa seyredelim.

SUNUCU: Hazır Hocam.

VTR

ADNAN OKTAR: Ne anlatıyor?

TARKAN YAVAŞ: Önce hayata nasıl geldiğini açıklamaya çalışıyor, onu açıklayamıyor tam olarak bir şekilde olmuştur diyor. Bilmiyoruz kimse bilemez diyor. Biraz sunucu üstüne gidince diyor ama bir tasarım var diyor. Üstün bir akıl var, diyor. Onu kabul ediyor. Peki o zaman nasıl olmuştur diye söyleyince de, bence diyor uzaydan bilmediğimiz bir yerden bir varlık getirip bırakmışlardır diye söylüyor. Böyle haşa, Allah’ın yaratması ya da din kitaplarında anlatır gibi yaratma olmaz diye söylüyor sonra da.

ADNAN OKTAR: Trofim Lysenko, Stalin döneminde Sovyet Rusya’da görev yapan biyolog. Darwin öğretisinden çok etkilenmiş. Lysenko, buğdayın evrim geçirip soğuk bir iklim de uyum sağlayacağını ve zamanla soğukta da büyüyebileceğini öne sürdü. 1927 ve 1928 kışlarında, Sibirya ovasının 8 milyon hektarına buğday ektiriyorlar. Buraya ekilen buğday, halkın yıllık yiyeceğinin yaklaşık tamamıydı. Bu yüzden milyonlarca kişi açlıktan ölmüş. Bakın, zaten tam klasik kuş. Evrimci safatorikliğine bakın. Buğdayın evrim geçirip soğuk bir iklimde uyum sağlayacağını düşünüyor. 1927 ve 28 kışlarında, Sibirya ovasını, Sibirya’yı biliyorsunuz aşırı soğuk. 8 milyon hektarını buğday ekiyor, buraya ekilen buğday tamamen tabii çürüyor o soğukta yaşar mı buğday? Ama o dayanacak, bir süre sonra evrim geçirecek o buğday diyor, yani Sibirya’da yaşayan bir buğday türü çıkacak bir süre sonra diyor. Siz bakın diyor, göreceksiniz diyor. Yaa diyorlar, bütün millet aç bil aç bütün millet kıtlık oluyor, bütün millet ölüyor. Olsun diyorlar yani, bu daha yeni başladı direnç kazanmaya buğday diyor. Bir daha ekelim diyorlar. Bir daha. Yani milleti yine açlıktan kırılmasına sebep oluyorlar. Bu kadar safatoriklik artık ben ne söyleyeceğimi bilemiyorum yani. 8 milyon hektar. Bari yapıyorsun, bari küçük bir şeyde yap madem öyle çılgın bir düşüncen var değil mi? Olmadığını gör. Fakat o kadar saflar yani, mesela buğday farz edelim fırın, kızgın, beton. Betonun üstünde de bir süre sonra gelişecek diyor, gelişir evrim geçirir diyor. Madem toprakta gelişiyor, betonda da gelişir diyor. Mesela ılıman iklimde buğday yetişiyorsa, Sibirya’da niye olmasın diyor. Çölde de mesela, bu sefer çılgın ya, çölde de deneyebilirdi yine. Bir de, bakın 8 milyon hektar da bütün buğday zayi oluyor. Mao Zedong tarafından yine tekrarlanmış, bakın Mao’nun da kuşluğu. 1958-59 yıllarında komünist Çin’de dünya tarihinin en büyük kıtlığı yaşanmış bu nedenle ve milyonlarca kişi açlıktan ölmüş Çin’de de. Yine milyonlarca hektar alana buğdayı ekiyorlar, buğday evrim geçirecek diye mesela soğuk bölgelere, olmayacak zemin de. Buğday ne anlar oradan? Yani neyse onun Allah’ın yarattığı o şekilde olur o. Nasıl bu evrim geçirsin orada? Bu vatandaş o zamanın işte Dawkins’i de oymuş demek ki, zaten bakışlarından belli oluyor tam tipik Dawkins. Değil mi?

Şimdi komünist tehlike çok önemli ben onun üstünde duruyorum. Asıl hayati konu o. Karl Marx insanlık tarihinin bir çatışmadan ibaret olduğunu mevcut çatışmanın işçiler ve kapitalistler arasında geçtiğini ve yakında işçilerin ayaklanıp komünist bir devrim yapacaklarını iddia ediyordu diyor. Şimdi Güneydoğu’daki olay budur işte yani Marksist Stalinist bir ayaklanma var. Marksizim Marksist düşünce Marx’a göre proleterler kapitalist toplumda öylesine zor bir durumla karşılaşırlar ki her türlü milliyetçi ahlaki veya dini duygularını kaybederler. Şimdi toplumun Türk toplumunun özellikle Güneydoğu’daki vatandaşlarımızın her türlü milliyetçi ahlaki ve dini duygularını kaybedeceklerine inanıyorlar ve o yönde bir propaganda yapıyorlar. Bu şu anki uygulamanın gelişmesinden değil mi anlıyoruz. Bunun böyle olduğunu inşaAllah. Marksizme göre sınıflar arası mücadelenin ekonomik temel belirleyicidir. Altyapı ekonomidir. Üst yapı ise düşünce, hukuk, ahlak, devlet, din gibi yapılardır, diyor. Düşünce ahlak ve ideolojiler din gibi kavramların üst yapı olarak nitelenmesinin nedeni bu yapıların tümünün zaman içinde halkın yaşamından çıkacağıdır diyor, çıkartılacaktır diyor. O yüzden dine, İslam’a, Türk milliyetçiliğine, Türklüğe, devlete, orduya her şeye bir saldırı var, inşaAllah. Mesela kahraman Mehmetçiklerimize orada değil mi orduya olan bir öfkeden o komünist öfkesi, inşaAllah. Bunun işte bütün bu felsefelerin kökenine indiğimizde Darwinizm’le karşılaşıyoruz. Devletin acilen Darwinizm’e karşı çok köklü bir karşı atağa geçmesi gerekiyor. Yani bu yapılmadan bu Marksist düşünce Güneydoğu’yu Allah esirgesin kasıp kavurabilir. Son derece tehlikeli olabilir. Darwinizm mesela bak canlılar dünyasında gelişmeyi sağlayan itici gücün çatışma olduğunu ileri sürmüştür. Darwin’in teorisinin en temel varsayımı doğal kaynakların canlılar için yetersiz olduğu dolayısıyla daima bir yaşam mücadelesi yaşandığı bu mücadelenin de evrimleştirici bir güç oluşturduğu şeklindedir, diyor. Bu Marx ve diğer Marksistler tarafından iddia ettiği toplumdaki diyalektik çatışmanın ve mücadelenin doğaya uygulanmış biyolojik versiyonudur diyor. Yani dolayısıyla hepsi kitaplarını eserlerini Darwin’e dayandırmışlardır. Bu çok büyük bir tehlike yani Darwinizmi savunduğunda otomatik olarak marksizmi de savunmuş oluyorlar. Faşizmi savunmuş oluyorlar ve otomatik olarak da terörizmin ve şiddetin de kapısını sonuna kadar açmış oluyorlar. Biz bu konuda devletin çok cesur ve kararlı olmasını istiyoruz yani oraya buraya 3-5 kişi toplanıp bağırıyor diye devlet bundan geri çekilirse çok büyük bir hata olur, çok büyük yanlışlık olur yani çünkü cahillerin bu kadar cesur olması çok anormaldir. Kültürlü aklı başında olan bilimle hareket eden insanların bilimi savunarak gerçekleri ortaya koyması gerekir. Gerçek bilim bize bu gerçekleri ortaya koyuyor. Paleontoloji bunu ortaya koyuyor, değil mi? Elektron mikroskopla hücrenin yapısına baktığımızda evrimin imkânsız olduğunu görüyoruz. Paleontolojiye baktığımızda imkânsız olduğunu görüyoruz. Bütün bilim dallarında biyomatematikte değil mi? Yine olaya baktığımızda evrimin imkansız olduğunu görüyoruz. Bu bilimsel gerçeklerin halka mutlaka aydınlatılması gerekiyor. Evet sorularımıza geçebiliriz? İnşaAllah.

SUNUCU: Tamam Hocam, “Selamun aleyküm Hocam”.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam.

SUNUCU: “Konya’dan selamlar, ailece sizleri dikkatlice izliyoruz. Hz. Mehdi hakkında bilgi vermenizi istiyoruz. Şu anda dünyada mı? Nerede yaşıyor? Kaç yaşında? Şu anda o kendinin Mehdi olduğunu biliyor mu? Biliyorsa ne zaman göreve başlayıp başımıza geçecek? Allah için cevap bekliyoruz?” Muhammed Esad Yaprak yazmış.

ADNAN OKTAR: Muhammed Esad Yaprak ismi çok güzel kardeşimizin maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Bediüzzaman Said Nursi’ye göre, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerine göre, efendim Esad Coşan Hocamıza göre ve Ali Haydar Efendiye göre, asrımızın bütün mürşitlerine ve büyüklerine göre ve hadisi şeriflere göre Mehdi bu yüzyılda geldi. Yani o gelişi nettir ve bulunma yeri de İstanbul’dur. Zuhur yeri de İstanbul’dur. İstanbul’u tekbirle Allah’ı anarak fetheder diyor manen, kültür yönü ile fetheder diyor. Kan akıtmaz, uyuyan kişiyi de uyandırmaz diyor. Fakat Mehdi’nin ilk dönemi kültürel faaliyet dönemidir, Said Nursi bu şekilde söylüyor. İlk çıktığında iman hakikatleri, Darwinizm’in ve Materyalizm’in üstüne gidecektir, diyor. O yüzden diyor halkın dikkatini çekmez diyor, insanların dikkatini çekmez hatta kendisi dahi kendisini bilmez diyor. Belki diyor “imanın nuru ile o eşasi ahir zaman tanınabilir” diyor, belki yakın talebeleri onun imanın nuru ile tanıyabilirler diyor. Halk anlamayacak Mehdi’yi ve çok uzun 30-40 yıl kadar bir imani mücadelesi var, Kurani mücadelesi var, en son aşamada saltanat ve siyaset aleminde bir çıkışı var. O zaman tanınıyor. Fakat bu siyaset ve saltanat alemindeki çıkışı çok kısa süre içerisinde ve yıldırım hızı iledir. Çok süratlidir. Asıl olan diyor Said Nursi imani çalışması, diyor. En önemli ve en azam kısmı budur diyor. Bu diyor metanet, sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip talebeleri ile diyor bu görevi yapacak diyor. Sayıları her ne kadar az da olsa diyor, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar, diyor talebeleri için. “Ben” diyor “kışta geldim, onlar baharda gelecek, benden bir asır sonra gelecek bu zat” diyor bu kişi diyor, kendisi Hicri 1300’de bir asır sonra Hicri 1400, Hicri 1400’de gelecek, diyor. Ve merkezi saltanat civarındadır diyor ahir zaman olayları, merkezi saltanat. Eski merkezi saltanat neresiydi, İstanbul’du. “Eskiden” diyor “raviler hep” diyor, “Basra, Küfe ve Şam gibi yerlerde tasavvur ederek” diyor, “İslam aleminin merkezini rivayetleri hep kendi yorumları ile değiştirmişlerdir” diyor. Mesela “kimi Basra’da çıkacak, kimi Küfe’de, kimi Şam’da çıkacak demiştir” diyor. Bunun nedeni şu diyor, “İslam aleminin merkezi sürekli yer değiştirdi” diyor. “Basra’da olduğunda alimler Basra’da çıkacaktırlar” diyor, “Küfe’ye İslam aleminin merkezi oraya geçtiğinde Küfe’de, Şam’a geçtiğinde de Şam’da çıkacak demişlerdir” diyor. “Halbuki İslam aleminin merkezi kastedilmiştir” diyor. En son olarak kalan İslam aleminin merkezi İstanbul’dur. Ama sonra hilafet ilga olduktan sonra manen yine manevi olarak bir yönü kalmıştır fakat tabi başkentimiz siyasi başkentimiz Ankara olmuştur. Fakat manevi yönü İstanbul’un devam etmektedir. Yani bütün İslam aleminde bir manevi merkezdir İstanbul, dolayısıyla Peygamberimiz de zaten çok net açık söylemiştir. Hatta Sahabeler soruyorlar; Mehdi’nin çıkış yeri olarak “hangi Medine ya Resulullah?” diyorlar yani çünkü Medine şehir anlamına geliyor herhangi bir şehir, büyük şehir mesela İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirlere Medine denir. Mesela Şam, Mekke, Medine bunlar hep Medine şehirleridir, büyük şehir anlamındadır. Peygamber Efendimize sorduklarında hangi Medine dendiğinde Kostantiniyye diyor, o zaman ki ismi Kostantiniyye idi İstanbul’un dolayısıyla İstanbul’da çıkacağını söylüyor. “Tekbirle İstanbul’u fetheder” diyor, alır diyor yani Allah’ı anarak alacaktır diyor, inşaAllah.

SUNUCU: Diğer bir soruya geçelim. “İslam’ın dünyaya hakimiyeti hakkında 2011-2013 yıllarına işaret var, doğru mu, doğruysa dayanakları neler? Ayrıca Maya takvimi nedir? Bir açıklama yaparsanız sevinirim.” İbrahim Bey yazmış.

ADNAN OKTAR: Maya takviminde dünyanın son zamanlarında, ahir zamanda 2012 yılında, ki bakın ta Mayalar devrinde 2012 yılının tarihini veriyorlar. Hatta Nostradamus’un kehanetlerinde de vardır. Dalgalı saçlı diyor, işte sakalı da diyor olan bir genç diyor, Ortadoğu’da çıkacak ve bütün bölgeye hakim olacak diyor Nostradamus. Yani ta İtalya’ya kadar dayanacak diyor, izah ediyor değil mi, bütün Ortadoğu her yeri alacak diyor. Çok kapsamlı izah etmiş, onun verdiği tam tarihle de mutabık, Mayaların verdiği tarihle de çok mutabık 2012 diyor. Said Nursi’nin verdiği tarihle de mutabık, hakikaten 2011 Said Nursi’nin verdiği bir tarihtir, çok hayati bir tarihtir. 2011- 2012 fakat mayalar diyorlar ki bir kıyamet yaşanacak 2012’de, doğru da yani manevi ruhlar kıyam edecek, akıllar kıyam edecek, ayağa kalkacak. Kıyam kıyamet ayağa kalkmak demek, namazda kıyam da duruluyor, kıyam ayakta durmak demektir. Mesela kıyam, rüku eğilmek ve bir de secde vardır. Kıyam ayakta durmak, kıyamet ayağa kalkmak anlamına geliyor. Yani bu yanlış biliniyor böyle, gerçi Cenab-ı Allah’ın Kuran’da kastettiği kıyamet bütün kainatın dağılması ve insanların ayağa kalkmasıdır, yattıkları yerden mezarlarından kalkmasıdır. O anlamda söylenmiştir ve bu nettir. Fakat 2012’de kıyamet akılların kıyametidir, ruhlar kıyamet edecek yani insanların akılları açılacak basiretleri açılacak, üstlerindeki o gaflet perdesi gidecek. Beyinleri netleşecek daha keskinleşecek. Maddenin hakikatini daha iyi anlayacaklar mesela şu an maddenin hakikati o kadar bilinmiyor. Gece gündüz anlatıyoruz diyoruz beyninizin içinde beni seyrediyorsunuz diyorum, çok güzel hakikaten şahane şey anlatıyorsun. Halbuki bunu gerçekten anlamış olsalar yani yerinde duramaz heyecandan yani ne yapacağını şaşırır gerçeğini anlasa. Fakat kısmen ve teknik olarak anlıyorlar, sathi anlıyorlar, epey bir insan ama birçok insan tabii çok iyi anlıyor, kavrıyor. 2012’de işte maddenin hakikatinin tam kavrandığı dönem olacaktır. 2014’lerde bir ferahlama ve rahatlama dönemidir. 2015, 2016, 2017 artık ondan sonra her seneyi saysınlar. 2019, 2020, 2021 yani Mesih’in ineceği artık İslam aleminin kaynadığı ve İslam aleminin birleştiği bir dönem olacaktır. Ne terör, ne anarşi, ne PKK... PKK bit gibi kalacaktır, küçük bir bit gibi. Tabii sadece sıçrayacak şöyle, olduğu yerde hoplayıp gidecek, o kadar. Hiçbir gücü kalmayacaktır ama tabii insanlar istese de istemese de bu İslam Birliği, Türk İslam Birliği oluşacaktır. Yani bütün insanlar otursa evinde yine olur. Hepsi hareket etse yine olur ama Allah herkese görev verecektir, insanları görevlendirecektir. İnsanlar bunu şevkle ve heyecanla yapacaklardır. Biraz beklerlerse daha önce dediklerim nasıl doğru çıktıysa 600’ün üzerinde değil mi? Her gün dediklerim doğru çıktı. Mesela bugün de yine vardı Ne Demişti Ne Oldu’ya yine ilave yaptılar, hepsi doğru çıkıyor. İnşaAllah.

SUNUCU: MaşaAllah, Hocam diğer bir soruya geçiyorum. “Selamun aleyküm”.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam.

SUNUCU: “Değerli Adnan Hocam, Allah sizden ve ekibinizden razı olsun. Elhamdülillah Müslüman bir Kürt genci olarak bende kardeşlik, sevgi, saygı ve hoşgörüden yani İslam’dan, dinimden yanayım. Bir sorum olacaktı. Dışarı çıktığımda bakışlar hep sisli ve kibirli, bir Müslümanın Müslüman kardeşinden kendini haksızca üstün görmesi haramdır. Kibir haset kıskançlık gibi duyguların çoğalması kıyamet alameti değil mi?” Hilal Yavuz yazmış.

ADNAN OKTAR: Mehdi devrinde insanlarda böyle bir sevgisizlik yayılacaktır. Mehdi’nin zuhurundan önce Mehdi’nin zuhuruyla beraber de egoistlik, bencillik, kendini beğenmişlik, sertlik, terslik, laf sokma, birbirini üzme, darıltma bunların hepsi ortadan kalkacaktır. Mehdi insanlara sevgiyi telkin edecektir. Diyecek ki insanlar ne gereksiz birbirimize düşman olmuşuz. Ne gereksiz birbirimizi sevmemişiz, ne gereksiz dost olmamışız yani incir kabuğunu doldurmaz birbirimize değil mi muhalif olduğumuz, birbirimizi üzdüğümüz şeyler incir kabuğunu doldurmaz. Boş yere birbirimizden uzak kalmışız Allah’a hamdolsun diyecekler. Mehdi’den de Allah razı olsun diyecekler, ne güzel bizi kardeş etti, üzerimizdeki şu ağır zincirleri kaldırdı, kafamız ferahladı, ruhumuz ferahladı, kurtulduk şu manevi kirlerden, manevi ışıkla manevi nurla ruhumuz doldu diyecekler, gece gündüz dua edecekler, inşaAllah.

SUNUCU: Hocam kısa bir soru daha var, onu sorayım isterseniz. “Sizce dünyanın oluşumuna bir patlamanın sebep olduğu doğru mu?” Isparta’dan Fatih bey.

ADNAN OKTAR: Evet, Big Bang teorisi zaten bunu açıklıyor, Kuran’a uygundur bu. 15 milyar yıl önce muhtemelen sıfır hacim sonsuz yoğunluktaki bir şeyin yani yokluktan sıfır hacim yokluk demektir, yokluktan bütün kainat var olmuştur. Bilim bunu kabul ediyor, Kuran 1400 sene önce bildirdi. Ya dediler yoklukta ne olur ki ne olabilir ki diyorlardı, 1400 yıl direndikten sonra evet doğruymuş Kuran dediler. Kuran’ın dediği doğruymuş dediler. Zamanın izafi olduğunu söyledi Kuran, o da doğruymuş dediler. Onu da Einstein onlara öğretti. İnşaAllah. Vaktimiz doldu mu?

SUNUCU: Evet kısa bir ara vereceğiz.

ADNAN OKTAR: Tamam inşaAllah.

SUNUCU: Kısa bir aradan ardından tekrar sizlerle birlikte olacağız.

Kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikteyiz. Hazır reklamların ardından ben de bir hatırlatma yapmak istiyorum. www.harunyahya.net ve www.harunyahya.org sitelerinden Sayın ADNAN OKTAR’ın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.

ADNAN OKTAR: Bu Reşadiye’den arkadaşlarımız kardeşlerimiz sağ olsunlar arıyorlarmış. Yani bu konudaki gelişmeleri daha çok yorumlamamız, değerlendirmemiz için. Bunun çözümü Reşadiye’de, Tokat’ta Turhal’da Çorum’da bütün o yiğit kardeşlerimizin hepsini Alevi ve Sünni ayrımının şiddetle ortadan kalkması. Alevilerin Sünnilerin böyle adeta birbirlerine bir betonla kaynaşmış bir bina gibi birbirlerine kaynaşmaları, birbirlerini çok sevmeleri, komünistlere karşı çok etkili bir blok oluşturmaları, devletle ittifak etmeleri ve güzel bir sevgi çemberi oluşturmaları, bir dostluk çemberi oluşturmaları, birbirini çok iyi koruyup kollamaları... En güzel tokat bu olur ve kültürlerini bilgilerini artırmaları, özellikle Darwinizme, Materyalizme karşı komünizme karşı bilinçlenmeleri çünkü orada Tokat’ta Turhal’da gençleri ormanlarda ormanlık arazide ateist, Darwinist ve materyalist olarak yetiştiriyorlar. Onlar da terörist olup Mehmetçiğe kurşun sıkıyorlar. Yani şu an Mehmetçiğe kurşun sıkanların tamamı Darwinistler oradakiler. Darwinist, materyalist, Stalinist eğitimden geçmiş, gerilla teknikleriyle hareket eden kişiler bunlar. Bunun çözümü eğitimdir. Yani devlet bu konuda çok cesur davranması gerekir. Yani Darwinistlerin, Marksistlerin, komünistlerin şamatasından devlet kesin etkilenmemesi gerekir. Cesurca TRT’de anti-darwinist ve anti-komünist yayına başlamaları gerekiyor ve derhal hiç vakit kaybetmeden. Çünkü tamamen bilime dayalı tamamen akılcı, tamamen doğru anlatımla bunu anlattıklarında hurafe tamamen ortadan kalkacaktır, komünist hurafeler. 1800’lerden kalma bu komünist hurafelerin yüzünden bu kepazelik çıkıyor bu rezalet çıkıyor. Ama oradaki annelerden benim istirhamım yarın hiçbiri tek damla gözyaşı dökmesinler. Şehit cenazelerinde veya nerede olursa olsun. Hiçbir şekilde. Göğüsleri dimdik çünkü iftihar edecekleri bir şey o aslanları Cenab-ı Allah’a şehit olarak gönderdiler. Gönülleri çok rahat olsun. Çok da müsterih olsunlar. Bu Müslümana hiç yakışmaz. Üzüntü değil bilakis böyle coşkuyla kararlı hareket edecekler, bu dönem böyle Resulullah belirtmiş. Böyle Cenab-ı Allah bir kısım biraz şehitler alacak, Cenab-ı Allah onları vesile etmiş oluyor. Gönülleri rahat olacak, birbirlerine sevgileri çok önemli, birbirlerine taziyeye gitsinler, birbirlerine sarılsınlar kardeşlerimiz. Özellikle Alevi ve Sünni ayrımının hiçbir şekilde yaşanmaması çok hayatidir. Bunu bir an bile hissettirmemek lazım. Yani muhabbetle bağırlarına bassınlar oradaki kardeşlerimizi. Bu koç yiğitlerimizi de tebrik ediyorum, şehit olan koç yiğitlerimizi şehit oldukları için Cenab-ı Allah’ın yüksek makamına ulaştıkları için tebrik ediyorum, ailelerini de tebrik ediyorum. Dünyada ahirette onlara onur ve şereftir bu, çok büyük bir onurdur. Göğüslerini gersinler, hiç tedirginde olmasınlar, bundan bir üzüntüye de kapılmasınlar bu yakışık almaz. Bakın komünist katil Stalin ne diyor; Apo’yla aynı düşüncededir Stalin, hiç farkı yoktur. “Genç nesillerin zihnini yaratılış düşüncesinden” bakın genç nesil, gençliğin zihnini yaratılış düşüncesinden yani Allah’ın yarattığı inancından “arındırmak için” arınma olarak görüyor psikopat olduğu için yani onları Allah’sız Kitap’sız yapmak için, dinsiz imansız yapmak için “onlara tek bir şeyi öğretmeliyiz” diyor bombasını patlatıyor. “Darwin’in öğretilerini”. Stalin’in kendi ifadesidir bu, Stalin henüz hayattayken yayınlanan bir kitapta ise Stalin’in ateist olmasındaki yani Allah’sız Kitap’sız olmasındaki etkinin Darwin olduğunu şöyle açıklıyordu. “Çok erken yaşlarda henüz Hıristiyan kilisesinde bir öğrenci iken yoldaş Stalin eleştirel bir mantık ve devrimci bir duygu geliştirdi”. Bunu da kibarlaştırmışlar kendilerine göre, “Darwin’i okumaya başladı ve bir ateist oldu”. Yani dinsiz imansız Allah’sız Kitap’sız oldu diyor. 1940 basımı bu eserde kitapta yazıyor 8. sayfasında. Mao bakın diyor ki “Çin komünizminin temeli Darwin’e ve evrim teorisine dayanmaktadır”. Çin’de akan kanı herkes bilir, sel gibi kan akıtmıştır. Türkiye’de de mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yapılınması da Stalinciler ve Maoculardan oluşuyor zaten, yani yarı yarıyadır Stalinistler ve Maocular. Bakın Çin sosyolizminin temeli, Çin komünizminin temeli Darwin’e ve evrim teorisine dayanmaktadır. Devletimiz buradaki hassasiyeti görmeli büyük bir kararlılıkla saf bilimle ama saf bilimle bütün bilimin gerçeklerini ortaya koyarak paleontolojinin, biyolojinin, jeolojinin, efendim biogenetiğin, bütün delillerini ortaya koyarak bu safsatayı yerle bir etmesi lazım devletin yani çünkü bir bahane de yok çünkü ilgili bilgiye çok rahat ulaşacak durumda şu anda devlet ve yetişmiş elemanlar da var, profesörlerimiz var, doçentlerimiz var, asistanlarımız var. Bu safsatayı, bu şamatayı bilmeyen kalmadı ve Türkiye’nin %99’u buna inanmıyor fakat %1’lik bir kitle ortalığı kasıp kavurmaya yetiyor. Hatta yüzde yarımlık çünkü komünistlerin çok fazla adama ihtiyacı olmuyor. Mesela o Tokat’taki koç yiğitlerimizi şehit edenler 3-5 tane çapulcudur, kalleşlikle uzaktan böyle göğüs göğüse karşı karşıya gelemez, uzakta kalleşçe. Onun için bu konuda “işte gelirler TRT’nin önünde şamata yaparlar bağırırlar, şimdi biz bunlara prim vermeyelim” diyerek Darwinizm safsatası eğer açıklanmazsa bu olaylar gittikçe daha da gelişir. Yani batağı kurutursak sivrisinekler bir daha çıkamaz inşaAllah. Mesela bak Marx, Darwin’e olan sempatisini Das Kapital olan eserini o kitabı vardı ya Das Kapital olan, Darwin’e ithaf etmiş ederek göstermiştir diyor. Kitabın Almanca baskısında el yazısı ile şöyle yazmıştı. “Charles Darwin’e gerçek bir hayranı olan Karl Marx’tan”. Çünkü Marksist düşüncenin bütün temelini Darwin’e dayandırdı adam, her şeyi ona dayandırdı. Mesela Troçki bu gerçi komünistler bunları daha dışladılar Troçkistleri sayıları azdır ama bunlar da yine bir gruptur. Darwin’e olan hayranlığını şu şekilde ifade etmişti; “Darwin’in buluşu tüm organik madde alanında diyalektiğin en büyük zaferi oldu”. Yani diyalektik felsefe yani Marksist felsefe, tüm organik madde alanında diyor diyalektiğin büyük zaferi oldu. Aslında oraya da dayandığı için yani canlıların diyalektiğine dayandığı için ve bütün gerekçeyi oraya dayandırdıkları için bunu çok önemli görüyor. Tüm organik madde alanında diyalektiğin büyük zaferi oldu... Çünkü diyalektik Darwinizm olmasa havada kalacaktı. Çünkü hiç inandırıcılığı olmuyor. Çünkü canlıları Allah yaratıyor dediğinde, ne tarihin ne doğanın diyalektiğinin bir anlamı kalmıyor. Ama canlıların yaratılışını tesadüfe dayandırdın mı, bütün doğa olaylarını ve her şeyi, tamamını tesadüfe dayandırıyor ve dolayısıyla da Allah’sız Kitap’sız olmanın yolu da açılmış oluyor. Ondan sonra terörün ve anarşinin kapısı açılmış oluyor. Batak açıkça belliyken, işte bu çocuklara işyeri açmadık ondan böyle oluyorlar, bunlar annelerinin sıcak çorbasını içse böyle olmazlar, evlenemedikleri için böyle oluyorlar biz bunları evlendirelim demek hiçbir şekilde çözüm değildir. Yahut bilmem neredeki kampı işte çözüp getirelim, orada ne kadar adam varsa Türkiye’ye getirelim sorun bu, böyle bir şey yok. E tabii ki bizim vatandaşımız orada burda durmasın alıp getiririz ama bu çözüm değil ki. Getirip komünistlerin eline verirsen yani önüne bırakırsan komünistler de onları kapar. Getireceksin, eğiteceksin, anlatacaksın. Darwinizm’in, Materyalizm’in geçersizliğini anlatacaksın, komünizmin çirkinliğini, terörün çirkinliğini anlatacaksın. Eğiteceksin ki vatandaş devletine, milletine, kardeşlerine bağlansın. Orada kampta komünist eğitimden geçmiş, devlete nefretle yetişmiş, buraya geldiğinde bütün öğrendiklerini millete anlatmaya başlıyor, etrafına anlatıyor. E tek yanlı eğitim var. Biz onlara ancak TRT yönüyle ulaşabiliriz. TRT’de mesela bakıyorum mevlüt okunuyor, e tamam da adam ateist, Marksist yetişmiş bir adam mevlütten etkilenir mi? Mevlüt okunmasından etkilenir mi? Veyahut fıkıh konusunda bilgi veriyorlar. İşte namaz nasıl kılınır, oruç nasıl tutulur? E tamam ama adam ateist zaten, Allah’ı inkar ediyor, adama Allah’ı inkar eden adama namaz nasıl kılınır diye anlatsan ne olur, anlatmasan ne olur? Önce Allah’ın varlığını ispat edilmesi lazım. Allah’ın varlığının ona sunulması lazım, ona hissettirilmesi lazım. Darwinizm’in, materyalizmin, diyalektik felsefenin geçersizliği bilimsel delillerle çok kapsamlı izah edilmesi lazım. Ondan sonra iman hakikatleri anlatılsın. Adam iman eder, ondan sonra namaz, oruç anlatılır. İmansız adama neyini anlatıyorsun? Sorduğumuzda da diyorlar ki, biz boş durmuyoruz zaten anlatıyoruz. O, etkili olmaz o. O iman eden insana etkili olur, komüniste etkili olmaz, ateiste etkili olmaz. Asıl sorun da komünizmden ve ateizmden kaynaklandığına göre, önce komünist, ateist düşüncenin ortadan kaldırılması gerekiyor. O habis fikrin ortadan kaldırılması gerekiyor ve bunda da hiç gecikme olmaması gerekiyor. Bakın, masonlar da Darwinist, komünistler de Darwinist, vahşi kapitalizmi savunanlar da Darwinistler ve hepsi ittifak halindeler. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne bakıyoruz, onlar da Darwinistler içiçe geçmişler. Onun için devletin, hiçbir şeyden çekinmeden kararlılıkla bu konuda güçlü bir eğitim politikası izlemesi gerekiyor ve delili de, bir bilimsel kaynağa da ihtiyacı yok çünkü şu an devletin yetişmiş çok fazla elemanı var. İnternete girdiklerinde her türlü bilgiye ulaşabiliyorlar. Harun Yahya sitelerine girdiklerinde, bütün açıklama bilimsel dayanaklara dayandırılmıştır ve hepsinde fosil isteniyorsa fosil, istediğiniz gibi... Biz devletimize yardımcı olalım, her türlü fosili verelim. Eğer bilim adamı isteniyorsa, tanıdığımız çok fazla bilim adamı var, onları tavsiye edebiliriz. Eleman gerekiyorsa, eleman gönderebiliriz. Yeter ki bu habis düşünceler ortadan kalksın. Tabii ikna ederek, anlatarak, bizler de gidip kafasına odun vuralım demiyoruz. Yani, onların konuşma hürriyeti olduğuna göre bizim de olması lazım. Yani niye TRT’de insanların, kainatın tesadüfen yaratıldığını anlatmıyorsunuz da değil mi, Allah’ın yarattığı anlatıyorsunuz, Yaratılış var diyorsunuz diye, TRT’nin adamları toplanma cesaretini ve pervasızlığını gösteriyorlar. Bu sanki makul bir şey olmuş oluyor. Peki ne diyecektik? Evet tesadüfen mi oldu diyecektik kainat, tesadüfler sonucu mu oldu diyecektik? Yani 300 milyon fosil, evet 300 milyon fosil yoktur, yaratılışı ispat eden fosil yoktur diyeceğiz, buna karşılık 300 milyonun üzerinde de Darwin’i ispat eden, Darwinizm’i ispat eden fosil mi vardır diyecektik? Yalan olur, yok böyle bir şey. Değil mi? Proteinler tesadüfen oluyor mu diyecektik? Olamıyor, siz de biliyorsunuz. Ara fosil olmadığını siz de biliyorsunuz. Neden gerçeklerin söylenmesini istemiyorsunuz? Yani neden yalanın söylenmesini istiyorsunuz? Yalan, zaten şu ana kadar yapılmış yalan ve sonucunu da almışsınız. 350 milyon insanın ölümüne sebep olmuş. Değil mi?

Faşizmin, komünizmin, terörizmin çıkmasına sebep olmuş. Yetmiyor mu bunlar yani? Artık toparlanma çağı, düzelme vakti, herkes bu konuda ilgili birimlere de mektup yazsınlar. Yani Darwinizm’in, materyalizmin kokuşmuşluğunu, çürüdüğünü ve dağıldığını devlet resmi olarak anlatsın. Vatandaşlarımız dilekçe ile müracatta bulunsunlar. TRT’ye de, Milli Eğitim Bakanlığı’na da, devletin bütün ilgili kurum ve kuruluşlarına, İçişleri Bakanlığı’na da yazı yazsınlar. Yani dilekçe çok önemlidir. Yani devletin mekanizmasında dilekçe çok hayati bir konudur. Vatandaşın kanaatidir bu. Onun için, hani zaten yapanlar var demek doğru değil, tamam var yapanlar ama dilekçe ile mutlaka başvursunlar. Elektronik posta olabilir, yazılı da olabilir. Biz yalan dinlemek istemiyoruz, doğruları dinlemek istiyoruz. Bize gerçek bilim ile, modern bilim ile bu gerçekleri anlatın diyecek vatandaş. Değil mi? Biz 1800’lerin yalanlarıyla, efsaneleriyle uğraşmak istemiyoruz diyecekler. İnşaAllah.

Senin anlatacağın bir şey var mı Tarkan?

TARKAN YAVAŞ: Estağfirullah Hocam. Bu, dün bir İran dini lideri Ayetullah Hamaney bir açıklama yapmış, bir yabancı bir internet sitesinde vardı. Burada.

ADNAN OKTAR : Ne diyor orada?

TARKAN YAVAŞ: Orada diyor ki, bütün Müslümanları birleşmeye çağırmış, “Mehdi (a.s.) zuhur etti, bütün Müslümanlar birleşsin, güçlerini birleştirsin” şeklinde böyle bir genel bir açıklama yapmış Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bunu diyen kim?

TARKAN YAVAŞ: Ayetullah Hamaney, İran’ın manevi lideri.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah... Ayetullah Hamaney diyor bunu. Mehdi (a.s.) çıktı diyor.

TARKAN YAVAŞ: Evet, “Mehdi (a.s.) çıktı” diyor ve “kurtarıcımız Mehdi (as.)’nin gelişine istinaden tüm milletleri birleşmeye, güçlerini de birleştirmeye çağırıyorum” diye böyle bir açıklama yapmış.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Koç yiğitleri görüyormusun sen? Ben ne dedim? Mehdi (a.s.) çıktı dedim. Kaç yıl oluyor? Yıllardan beri söylüyorum değil mi?

TARKAN YAVAŞ: Yıllardan beri söylüyorsunuz evet.

ADNAN OKTAR: Bakın bölgenin en büyük devletlerinden bir tanesi, en resmi ağızdan bunu açıklıyor ve arkasından değil mi? Diğer devlet yetkilileri de açıklıyor, hepsi ittifak, aynı şeyi söylüyorlar, ki Mehdi (a.s.) çıktı diye. İnşaAllah. Ahmedinejad gitti Amerika’da da söyledi, İran’da söyledi Mehdi (a.s.) çıkmıştır dedi. Ayetullah Hamaney değil mi? Onların Cumhurbaşkanı, devletinin en yüksek noktasında.

TARKAN YAVAŞ: Evet. İnşaAllah. Dini liderleri. MaşaAllah peşi sıra açıklamalar yapıyorlar Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama işte bunlar hep ahir zamanın harikaları. Çünkü bakın, 100 yıldan beri, 150 yıldan beri, 200 yıldan beri hiçbir şekilde İran’da böyle bir açıklama yapılmamıştır. İlk defa 2009 yılında açıklanıyor Mehdi (a.s.) geldi diye. Hep Mehdi (a.s.) gelecek gelecek denmiştir, yüzyıllardan beri. İran’da hiçbir zaman için Mehdi (a.s.) geldi denmemiştir. İlk defa devlet resmi ağızdan söylüyor, Mehdi (a.s) geldi diyor ve hemen birleşelim diyor. Ben söylemiştim Ahmedinejad’a, bak dedim gözlerinin içine bakarak söylüyorum dedim, Mehdi (a.s.) geldi dedim, bir bildiğim var ki söylüyorum dedim ve bunu ilan etsin dedim. Korkmasın, çekinmesin Mesih (a.s.)’in geldiğini de söyledim, Mesih (a.s.) de gelmek üzere dedim, bunu da açık açık söylesin dedim. Gitti maşaAllah Amerika’da ortalığı estirdi böyle, Mehdi (a.s.) çıktı dedi, Mesih (a.s.) de gelmek üzere dedi inşaAllah, değil mi? Ve bütün dünyanın kurtuluşu bu yüzyılda olacak inşaAllah dedi. Bütün ulema ve evliyanın hepsi ittifakla bu yüzyılda İslam’ın dünyaya hakim olacağını söylüyorlar inşaAllah. Mesela bakın ben devlet yetkililerine de buradan açıklıyorum. Şehit aileleri de devlete bu şekilde mektup yazsınlar. Bakın Lenin ne diyor, Darwinist, materyalist eğitimin gereği olarak, bakın diyalektik felsefenin gereği olarak ne diyor. Polisleri, askerleri, devlet memurlarını öldürmek, devlet kurumlarında yangınlar çıkarmak, devletin hazinelerinden paraları çalmak, devrimci komünist güçleri yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı. Bakın, devrimci yani Darwinist, materyalist, komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı. Yenilir mi yenilmez mi onu, ayrı onu görücekler, 10 yıl içerisinde görecekler. İnşaAllah Mehdi (a.s.) çıktığında bana bunu bir daha anlatsınlar bakayım bir de duyacağım bakayım nasıl? Yani telafuz dahi edemezler yani. Aklından dahi geçiremez. İnşaAllah. İnsanları öldürerek, bakın, insanları öldürerek, bombalıyarak, binaları havaya uçurarak, korku yaymak ve bu şekilde toplumun üzerinde Komünist Diktatörlüğü’nü teşkil etmek ki PKK’nın yaptığı budur, Stalinist, komünist bir örgüttür, Komünist Diktatörlüğü’nü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır diyor. Vlademir Lenin, teorik ve pratik, terör hakkında, Moskova 2005’de basılan kitabında. Bakın diyor ki, biz diyor, Lenin yine, politik öldürmelere kesinlikle karşı değiliz. Yani politik amaçlı öldürmelere karşı değiliz, istediğiniz gibi öldürün diyor. Sadece geniş halk kitleleriyle doğrudan bağlantılı olan bireysel terörist hareketler değer taşırlar. Bakın, geniş halk kitleleriyle doğruyla bağlantılı olan bireysel, yani şahıs şahıs ayrı ayrı terörist olun diyor. E peki bu, bu eğitim veriliyor PKK’ya da, buna karşı eğitim verilmezse ne olur? Değil mi? Güneydoğuda yoğun olarak bu eğitim verilirse ne olur? Ki bizim Güneydoğu’daki vatandaşlarımız dünya iyisidir, Kürt kardeşlerimiz. Yani çok çok yüksek ahlaka sahipdirler. Bilmiyorum, gidenler var mıdır? Mesela Urfa, Siirt, Mardin şahane güzel ahlaka sahiptir buranın insanları, maşaAllah, bütün Anadolu’muz gibi.Yani misafirperverliklerine hayret edilecektir. Haysiyetine, şerefine düşkün, onurlu, dürüstlüğe düşkün ve konusunda dürüst ve samimi, Allah’tan çok korkan, takva, bütün ulema, eyliyanın hep büyük bölümü oradan çıkmıştır, Said Nursi Hazretleri dahil. Biliyorsunuz, Selahattin Eyyubi Hazretleri de Kürt’tü, Kürt asıllıydı. Ama onlar benim için hepsi canım, ciğerim kardeşimdir. Yani ben Kürdü, Lazı, Çerkezi, Lazı benim için hepsi Türk’tür. Bu vatanda olan herkes benim kardeşimdir ve hepsi Türk’tür. Dolayısıyla hiç tedirgin olmasınlar, onları böyle olumsuz yönde etkilemeye çalışan hareketler var böyle, kahpe hareketler var, onları küçük düşürmeye yönelik, onları, haşa kendilerince güya aşağılamaya yönelik hareketler var, onlara hiç aldanmasınlar. Çünkü onu yapanlar kendilerini de aşağılıyorlar, kendileri aşağılıklar. Onlar tertemiz mübarek, müberra insanlar ve kardeşlerimiz. Biraz sabırlı olurlarsa, birbirlerini çok sevsinler, korusunlar. Devlete sadakatleri, Allah’a Kitaba sadakatlerini güçlendirsinler, Kuran’a sıkı sıkıya sarılsınlar, bilgilerini artırsınlar çok çok güzel şeyler olacak. Biraz beklerlerse 2011, 2012, 2013 teker teker dediklerimin doğru çıktığını görecekler inşaAllah.

SUNUCU: “Hocam, Big Bang evrenin sonsuz olduğu inancını yerle bir etmiştir. Kuran’da şöyle haber verilmiştir. “Biz, göğü büyük bir kudretle bina ettik ve şüphesiz onu genişleteceğiz.” (Zariyat Suresi, 47. ayet) Evrenin sürekli genişlediği tespit edilmiş, bir başlangıcı ve sonu olduğu herkes tarafından kabul edilmiştir. Hocam, tüm bu önemli gelişmelere rağmen evrenin ezeli ve ebedi olduğunu savunan bilimsel gelişmelerden bir haber kişiler hakkında neler söylersiniz?” Trabzon’dan Aslı Sönmez yazmış.

ADNAN OKTAR : Aslı, aslan Aslı maşaAllah. Aslan. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz, göğü büyük bir kudretle bina ettik”, büyük bir patlamayla, aniden Cenab-ı Allah değil mi, bina ettik. “ve şüphesiz onu genişleteceğiz.” Sürekli genişliyor evren. Bakın Kuran’ın mucizesini görüyor musunuz? 1400 yıl dediler ki, madde sonsuzdan gelir sonsuza gider, hiçbir şekilde de yaratılmamıştır diyorlardı. Sonra ne oldu? Einstein çıktı, modern fizik çıktı değilmi? Plank’ın değil mi, modern fizikle ilgili izahlarını gördüler. Dediler, biz yanılmışız, kainatın bir başlangıcı varmış dediler. Kaç yıl önceymiş dedik, 15 milyar yıl önce. Nasıl olmuş dedik, sıfır hacim sonsuz yoğunluktaki bir şeyden olmuş diyorlar. Karedeşim şimdi bana sıfır hacimin ne olduğunu bana bir söyleyin bakayım. Bir şeyin hacmi sıfırsa nedir? Yokluktur o değil mi? Cenab-ı Allah ne diyor? Yoktan yarattım diyor değil mi? Kuran’ın dediğine siz 1400 sene sonra geldiniz mi? Geldiniz. O zaman niye daha önce anormal hareketler yapıyordunuz? Kuran yanlış söylüyor, biz bilim adamıyız doğru söylüyoruz diyordunuz. Bakın, Kuran bilimin önünde, bilimi size Kuran öğretiyor. Çünkü Kuran, bilimi farz kılmıştır. Allah’ın emridir Kuran ve Kuran’ın dediği aynısıyla çıkmıştır 1400 yıl sonra. Zaman izafi dedi Cenab-ı Allah. Olur mu öyle diyorlardı, zaman, ne demek izafi, bir tane zaman vardır diyorlardı. Sonra yine Einstein’in izahlarından, Plank’ın izahlarından zamanın da ve mekanın da izafi olduğunu anladılar. Yani gerçek anlamda, mutlak bir zaman olmadığını anladılar. Yani bir algı biçimi olduğunu anladılar zamanın. Bunu Kuran 1400 yıl önce söyledi, 1400 yıl sonra Kuran’ın doğru olduğunu anladılar. Dolayısıyla kendi cahilliklerini anladılar. Kuran’da diyor Cenab-ı Allah bakın, yaratılışın delillerini dünyada arayın diyor Allah yerde. Bir arıyoruz, koca koca taş plakalar üzerine Allah yaratılışın delillerini bize fotoğraf gibi koymuş. Milyonlarca, yani 100 milyonlarca fosili Allah yerin altına yerleştirmiş. İşte bakın ben böyle yarattım diyor Cenab-ı Allah ve hiçbir değişikliğe uğramadı diyor Cenab-ı Allah. Yani 200 milyon yıl önceki balığa bakın diyor, şimdiki balığa bakın aynı. 100 milyon yıl önceki kurbağa nasıl? Şu anda da aynı. Ne anlıyorsunuz diyor Cenab-ı Allah bundan? Demek ki benim yaratılışımı gördünüz diyor Cenab-ı Allah. Değil mi? Mealen. Ahirette de hiç kimsenin bahanesi olmayacaktır. Mesela elektron mikroskobu da Allah yarattı, insanları vesile etti. Hücrenin yapını bir gördüler, akılları attı. Yani İstanbul şehrinden daha karmaşık bir hücrenin içi. Yani muazzam bir sistem var ve kusursuz işliyor. Belediyesi de muntazam, ulaşımı muntazam, böyle trafik kazaları falan da yok değil mi? Mesela ambulanslar anında yetişiyor, mesela bir yerde bir yaralı oluyor bir şey oluyor, anında ilgili yere uşaltırıyorlar. Hemen ilgili ilacı kullanıyor ve teşhisi de hemen anlıyor bu virüs diyor, bir dakika diyor. Ben buna karşı daha önceden hazırlıklıydım diyor. Bizim ilacımız vardı diyor, ilgili ilacı hemen o virüse veriyor ve virüsü etkisiz hale getiriyor. Mesela mikropla karşılaşıyor, hemen ambulanslar oraya yetişiyor anında, anında tedavi ediyorlar ve kusursuz bir müdahale olmuş oluyor. Mesela gıdasında öyle değil mi? Yiyeceğinde öyle. Mesela zaralı bir madde oldumu hücre diyor, ben içeri bunu sokmam diyor kapıda. Niye diyor? Bu zararlı diyor, bunu götürün diyor. Parçalanmak üzere götürülüyor. Faydalı olan geldiğinde, tamam bunların hepsi faydalı ama diyor hücre, benim şuna ihtiyacım var diyor, öbürlerine ihtiyacım yok diyor. Sadece faydalı olanı, ilgili olanı alıyor, yine faydalı olup da ilgisiz olanları da almıyor. Mesela şeker geliyor, ilk yeteri kadarını alıyor, değil mi? Başka maddeler geliyor mesela demir atomu geliyor, demir atomundan sadece ilgili olan miktarı kadar alıyor, sadece kendine yetecek kadar. Onu aldıktan sonra milim, santim fazlasını almıyor, ondan sonra geri bırakıyor. Bakır da mesela, vücutta bakır kullanılıyor, bakırın ilgili kısmı, o kadarlık alınır. Mesela tiroid hormonu için iyota ihtiyaç var, tiroid iyot geçerken bir dakika hemşerim diyor, gel buraya diyor, alıyor iyotu tamam diyor, şimdi ben ihtiyacım kadarını aldım diyor. Ve onu, bakın öbür hücreler anlamaz iyottan. Mesela kemiğe gelir, kemik , hemşerim benden uzak dur benim seninle işim yok diyor. Mesela göz, göze geliyor iyot, benim seninle de işim yok kusura bakma diyor, bizim yani sen başka kapıya git diyor. Tiroide geldiğinde, hoşgeldin diyor. Sen, tam bizim aradığımız sensin zaten beklediğimiz. Hemen alıyor onu. Yani bakın, hücre tanıyor, atomu tanıyor. Yani bir atomu bir insanın görmesi mümkün değil, ama hücre onu anında tanıyor. Bu diyor, iyot diyor. Mesela kan hücreleri demiri tanıyorlar. Geliyor demir, tamam sen bana yarasın. Mesela kemiğe geliyor, kemik bana yaramazsın diyor. Değil mi, kalsiyum yani anlamaz mesela bir yere gitse vücudun yani, ilgili mesela kemiklerin işine geliyor. Kemikler oh şimdi, direkt kalsiyumun üzerine atlıyorlar.

Tarkan Bey var mı anlatacağın bir şey? Sen bir şeyler gösterdin demin bana. Sevimli bir şeyler göstermiştin, göster bakayım yine.

TARKAN YAVAŞ: Küçük köpekler vardı onlar mı Hocam?

ADNAN OKTAR : Evet, evet bakayım. Bunları tek tek gösteremiyor musun?

TARKAN YAVAŞ: Bu şekildeydi Hocam.

ADNAN OKTAR : Acayip şekerler. E işte bak bunların fosillerini bulduklarında ayrı ayrı, mesela bak şunlar küçük, çok küçük. Mesela öbürleri daha büyük. Öbürü mesela, burun yapıları daha değişik. Kiminde burnu uzun, kiminde daha yakın, daha değişik oluyor mesela. Kiminde daha geniş. Kiminde ayakları daha uzun oluyor ayakları, ayak boyu, kiminde ayak boyu kısa oluyor. Mesela bak tazı da çok daha uzun, arka ayakları, ön ayakları… Kafa daha küçük, daha kibar, boynu daha uzun. Bunların farklılıklarını gördüklerinde bunun evrimin bir delili olduğunu zannediyorlar. Hâlbuki her biri ayrı ayrı dönemlerde yaşamış ayrı ayrı varlıklar. Sadece soyları tükenmiş. Dolayısıyla evrime hiçbir şekilde delil olmaz. Mesela bak bunlar da kedi cinsleri. Kaplanın, aslanın takımından bunlar. Şu kerata küçük, İran kedisi galiba şu? Çok şeker bir şey, her biri ayrı… Bunların fosillerini bulduklarında da, onu da mesela aslanın evriminde kullanmaya kalksalar bunun mantığı olur mu? Yani küçükten büyüğe doğru olan; aslan ilk başta böyleydi, sonra daha büyük kedi oldu, sonra işte vaşak oldu, sonra puma oldu, pars oldu. Bunlar çok mantıksız ve akılsız bir izah olur. Dolayısıyla bu ayrı türlerin bulunmasına şaşırmayacaklar. Mesela zürafaya benzer hayvanlar da bulunur, at benzeri de değil mi? Bizon türü mesela, sığır türleri, onların benzeri hayvanlar da bulunabilir. Bunlar evrim değil ayrı ayrı varlıklar bunlar. Çünkü evrim olması için daha öncede söyledim; çok patolojik, kromozom tahribatına dayalı, anormal varlıklar olması lazım ve milyonlarca olması gerekiyor. Hep düzgün varlık bulunmuştur şu ana kadar.

Tarkan Hocam var mı anlatacağın?

TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah Hocam, uygun görürseniz iman hakikati anlatabiliriz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Anlat tabi. İnşaAllah.

Bakın faşist lider Hitler ne diyor; “Uluslar ancak Darwin’in yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler.’’ Bakın “Uluslar ancak Darwin’in yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler.’’ İşte 1. Dünya Harbi’nin 2. Dünya Harbi’nin mantığı bu, Hitlerin kafası… Mesela faşist lider Mussolini; “ imparatorluğun zayıflamasını evrimin en önemli itici gücü olan savaştan kaçmaya çalışmasına bağlıdır’’ diyor. Siz savaşmadığınız için bu hale geldiniz diyor. Savaş yapsanız büyürsünüz çok iyi olur diyor. İşte iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kuruluş sebebi, PKK’nın kuruluş sebebi de budur. Türk ordusuyla PKK’yı savaştırarak, Hitler’in şu mantığını “Uluslar ancak Darwin’in yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler.’’ Veyahut Mussolini’nin “evrimin en önemli itici gücü olan savaştan kaçmaya, çalışmasına bağlıdır’’. Yani savaştan kaçmaz, savaşırsanız diyor mükemmel olusunuz, gelişirsiniz diyor. “Darwin’in yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle de uluslar gelişebilir’’ diyor Hitler. Dolayısıyla bu kavganın kökeninde bu psikopat mantık vardır. Darwinizm mantığı yıkılmadıkça bu düşünce de devam eder. Ve bu terör ve anarşi devam eder Allah esirgesin. Ama biz gereğini Allah’ın izniyle yapacağız, yaptık da 10 yıla kadar silip süpüreceğiz, hiçbir şey kalmaz inşaAllah.

Anlat bakayım.

TARKAN YAVAŞ: Hocam, anne karnında embriyo oluşurken, eller de oluşuyor tabii ki, ellerin oluşumda çok büyük bir mucizevî hal var, Allah çok güzel mucize yaratmış. Hücreler yavaş yavaş elleri oluştururken, önce böyle bir araya gelmişler. Bir bütün halindeler hücreler. Sonra birden bire bazı hücreler eli oluşturan hücrelerden bazıları kendilerini öldürüyorlar bir nevi intihar ediyorlar bir anda, diğer hücreler de o intihar eden hücreleri yiyorlar. Sonra bu hücrelerin intihar etmesinden, kendini öldürmesinden sonra bakıyoruz ki elin parmak boşlukları meydana geliyor bu intihardan dolayı. Yani bu hücreler bir anda kendilerini yok etmeye karar vermiş oluyorlar ve elin parmak boşluklarını oluşturuyorlar böylece el meydana geliyor. Böyle bir şey olmasaydı eğer hücreler birden bire kendilerini öldürmeseydi asla şu an kullandığımız ellerimiz olmayacaktı. Bu bilgi tabii hücrelere Allah’ın büyük sanatı ve yaratma gücü sayesinde verilmiş. Yoksa bu hücreler kendi kendine böyle bir karar alamazlar. Şuuru olmayan bu hücreler hiçbir zaman ne yapmaları gerektiğini bilemezler. Evrime göre de kendileri öldürmek değil, yaşatmak istemeleri gerekirdi, demek ki fedakâr hane şekilde bazı hücreler Allah’ın ilhamıyla onlara, kendilerini yok ediyorlar böylece el oluşmuş oluyor.

ADNAN OKTAR: Yarınki Vakit Gazetesinde yine bir ilan var herhalde gördüğüm kadarıyla. Evet. BAV davasında bozma gerekçeleri ile ilgili bir hukuk ilanı var. “Savunma kanıtlarının gerekçesiz olarak reddedilmesi bozma gerekçesidir’’diyor. Bunu söylerken de Anayasa’nın 141/3 maddesi bütün mahkemelerin, her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır hükmüne amirdir. Bu kural CMK’nın kararların gerekçeli olmasına başlıklı 34. maddesinde de aynen tekrarlanmıştır. CMK’nın 221. maddesinde istenenlerin reddi halinde, bunu gerekçesinin duruşma tutanağında göstermesi gerektiği ifade edilmiştir.’’ Biz diyoruz ki savunma kanıtlarının vurgulanmasını istiyoruz mahkemede. Mahkeme de yok derse; bunun gerekçesinin duruşma tutanağında gösterilmesi gerekiyor. Eğer bu yoksa bozma gerekçesi oluyor. Yani mahkeme zaten bunu demeden bunu yapması gerekiyor. Savunma kanıtlarını açıklaması gerekiyor. Mesela; şu nedenler geçersizdir, bu nedenler geçersizdir diye açıklaması gerekiyor. Eğer bunu yapmazsa bu bozma nedeni oluyor. Ama tabii biz, bizimle ilgili mahkemeye saygı duyuyoruz, kararlarına saygı duyuyoruz. Ama kanuni olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararlarına göre bu bozma gerekçesidir. Bunları en iyisi gazeteyi alırlarsa, Vakit Gazetesi güzel bir gazetedir. Ben seviyorum onları, çok samimi insanlar. Herkese tavsiye ederim. Vakit, Milli Gazete, Zaman, Yeni Şafak çok samimi ve candan gazeteler. O yönden onları takdir ediyoruz. Allah yollarını açık etsin. Değil mi o milliyetçi gazeteler? İnşaAllah, maşaAllah.

Ben asıl şaşırdığım, bizim davamızda Yargıtay savcısının evine bizim birkaç tane kız arkadaşımız misafir olarak gittiler. İyi bir savcı olarak biliyoruz. Yargıtay savcısı diyor ki arkadaşlarımıza; “ben dosyada hiçbir şey olmadığı biliyorum’’ çünkü zaten bizim kendi savcılarımız da söyledi. “Bu dosyada hiçbir suç ve suç unsuru yok.’’ dedi. Gerekçeli kararda da var. Mahkeme kararında savcının kanaatinde var bunu açıklamış. “Herhangi bir suç ve suç unsuru olmadığını’’ yani suç unsursuna rastlamadım diyor. “Dosya boş’’diyor savcı, ayrıca “zaman aşımı da kesin’’ diyor. Çünkü “313’e göre olması gerekiyor’’diyor ve zaman aşımı da kesin ama “ size bir şey söyleyeyim, eğer bana baskı gelirse’’diyor “benim çoluk çocuğum var, beni affedin, kusuruma bakmayın’’ diyor. Yani ne diyelim? Nitekim daha dosya Yargıtay’a geldi, normalde aylarca sürüyor çünkü 100 klasör dosya, aylarca incelenmesi gerekir ki 1.5 yılda incelemişti hâkim o zamanlar. 80 klasörü 1.5 yılda incelemişti hâkim değil mi? Bir günün 1.5 saati içersinde bakıp inceleyip karar verdi, evet ceza verilmesi gerekiyor dedi dosyaya. E teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun, biz saygı duyuyoruz ama, yani bu sürat ve bu konuşmanın arkasından bu olay bize şaşırtıcı geldi. Ama teşekkür ediyoruz, yani bu niye böyledir demiyoruz. Bizim yargıya saygımız var. Ama, evet bu dosyada hiçbir suç unsuru yok dedikten sonra ve 313’e girdiği de açık dedikten sonra, arkasından benim çoluğum çocuğum var bana baskı gelirse ben başka bir şey yapamam, yani yapacak bir şey kalmaz sözünü kullandıktan sonra, dosya geldikten sonra 1.5 yıl, 80 klasöre 1.5 yıl ki o zaman 100 klasöre ulaşmıştı, 100 klasörü 1.5 saatin içersinde bir insanın incelemesi mümkünse, tebrik ediyoruz. Yani eline sağlık, Allah razı olsun diyoruz. Ama tabii takdir Allah’tan, mahkemenin kararına da, savcının kararına da saygı duyuyoruz. Ama sadece şaşırdık diyoruz. Ama takdir ediyorum. Teşekkür ediyorum, bir şey demiyorum. Evet.

TARKAN YAVAŞ: Bu önceki kararına da, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, muhalif bir karar olmuş oldu.

ADNAN OKTAR: Önceden zaten tasdik etmişti. Yani zaman aşımına girer demişti. Evet zaman aşımına girdi. İkincide de hayır dedi. Bu ceza yerinde dedi. 3 yıl ceza almaları gerekir dedi, teşekkür ediyoruz. Sağ olsun var olsun, eline sağlık. Yani iki çelişik karar verdi, iki kararlarına da teşekkür ediyoruz, her ikisine de teşekkür ediyoruz. İnşaAllah. Ama yargıda mutlaka ve mutlaka bir değişim olması, yargının ıslah edilmesi, düzenlenmesi, eksiklerinin giderilmesi, Avrupa standardında bir yargı sisteminin oluşturulması, Anayasa’da bu yönde değişiklik yapılması çok hayati ve çok hızlı yapılması gereken bir konu. Yani hükümetin bu konuyu ivedi ele alması gerekiyor. Çok ivedi ele alması gerekiyor. Mesela, yine Yargıtay’a bizim dosyamız geldiğinde, ilgili bölüme, ilgili daireye geldiğinde, kadın hakimin önüne koyuyorlar dosyaları, bir hukuk profesörü var tanıdığımız o gidiyor, biz göndermiştik, kadın hakime dosya hakkında bilgi verirken bakıyor, yahu diyor yaklaşık 100 klasör dosya ve o zaman diyor bunlara verilen 3 yıl ceza da fazla, az diyor, yani daha da fazla verilmesi lazım diyor. Ama bu 100 klasörün 99 klasörü savunmaya ait, bizim savunmalarımız. Bilir kişi raporları, şahitler, deliller. Bir klasör de suçlayıcı ifadeler var. Yani polis, polis ifadeleri var. Yani işkence ile alınmış polis ifadeleri var, diğer izahlar ve mahkeme kararı var ve tabii hepsine saygı duyuyoruz kararların , yani neticesine bizim hiç sözümü yok. Ama daha yeni gelmiş bir dosya, hiç bakmadan ve içeriğini bilmeden, 100 klasörün 100’ünün de aleyhimize olduğunu düşünüp, değil mi, bunlara verilen ceza, ki iki yıldan bir yıl arttırıldı 3 yıla çıkartıldı, bu da az demesi beni hukuk yönünden şaşırttı, yani bana ilginç geldi. Ama ellerini öperim, saygı duyarım yani kararlarına da hürmet ediyorum. Ama hiç olmazsa bir kere dosyaya bakmış olsa da söylemiş olsa, yine bir şey demem ama tamamının aleyhimizde olduğunu zanederek böyle bir karar vermesi velev ki öyle bile olsa, tamamen aleyhimize bile olsa incelenmeden, bakmadan bu ceza az daha da arttırılsın demesi beni şaşırttı ama itiraz da etmiyorum. Saygı duyuyorum yani. Böyle hayret verici olaylar var, ilginç olaylar var. Ama yargıda iyi bir düzenleme yapılırsa, Avrupa ayarında bir düzenleme yapılırsa, ben vatandaşın da, devletin de her yönden daha iyi konuma geleceğini düşünüyorum.

Var mı anlatacağın?

TARKAN YAVAŞ: Estağfurullah Hocam. Bir Kuran Mucizesi vardı Hocam. Parmak iziyle ilgili. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Allah bütün insanların parmak izlerini farklı yaratmış. Şu parmağımızın ucundaki o bütün şekiller her insanda, bugüne kadar gelmiş, doğmuş, büyümüş, ölmüş ve bugün de yaşayan her insanın farklı. Bir nevi Allah onu, parmak uçlarımızı böyle bir kimlik kartı gibi yaratmış bu da bugün bunu, bu barkod sistemleriyle eşdeğer olarak görüyorlar. Bu gerçekte 19. yüzyıl bilimiyle ancak anlaşılabildi. Cenab-ı Allah 14 asır önce bu gerçeği Kuran-ı Kerim’de şöyle bildirmiş bize. Kıyamet Suresi’nin 4. ayeti. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Evet, onun parmak uçlarını dahi derleyip yeniden düzene koymaya güç yetirenleriz.” diyor Cenab-ı Allah. 14 asır evvelden Allah parmak uçlarına dikkat çekerek oradaki harikalığı, güzelliği bizlere bildirmiş. Bugün de biz bilim ile, farz olan bilim ile bu gerçeği görüyoruz. Allah böylelikle imanımızın da daha da artmasına vesile oluyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Her insanda ayrı.

TARKAN YAVAŞ: Bugüne kadar yaşamış olan her insanın farklı.

ADNAN OKTAR: Barkod sisteminde nasıl oluyor? Ne yapmışlar?

TARKAN YAVAŞ: Bunu Hocam bir nevi kimlik gibi görüyorlar. Kimlik kartı her insanın. Bu barkod sistemi de bir nevi kimlik bilgilerinin yer aldığı bir işaret.

ADNAN OKTAR: Ona benziyor.

TARKAN YAVAŞ: Her insanın da böylelikle teşhis edilebiliyor ve bu da bugün kullanılıyor bilimsel olarak.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka ne var anlatacağın?

TARKAN YAVAŞ: Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bu kar taneleri de aynı şekilde. Hepsi, bütün yeryüzüne düşen bütün kar taneleri de farklı. Hepsi birbirinden ayrı ve güzel, muhteşem. Allah hepsini kendi sanatıyla, kudretiyle bina etmiş.

ADNAN OKTAR: Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözü var, bu çok önemli. Bakın bunu da söyleyeyim, şu an bakarken gördüm. “Ben çok iyi bildiğim var tanıdığım bu masonluğu, selahiyetlerimi kullanarak hem de kendi rızalarıyla, kendi istekleriyle yasak ettirdim. Mason localarını kapattırdım” diyor Atatürk. “Beni sevenler ve kararlarıma değer verenler bu gayemi yaşatmalıdırlar”. Yani localar sürekli kapalı dursun diyor Atatürk, vasiyet ediyor. Bu da bilinmeyen bir husus, bunu da milletime duyuruyorum.

SUNUCU: Programımızın sonuna geldik Hocam. Yarın Kocaeli TV ve Mavi Karadeniz’den saat 22.00-24.00 saatleri arasında Adnan Oktar’la Başbaşa programını seyredebilirsiniz. Radyo frekansları Radyo Star 94.0 Aksaray, Genç FM 93.3 Karaman, Emek Radyo 101.0 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu. Dinleyicilerimiz buradan dinleyebilirler. Aynı zamanda www.harunyahya.tv sitesinden de uydudan izleyemeyen izleyicilerimiz izleyebilirler.

Çok teşekkür ederim güzel sohbetiniz için.

ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.

SUNUCU: Tarkan Bey size de vermiş olduğunuz bilgiler için çok teşekkür ederim.

TARKAN YAVAŞ: Ben de çok teşekkür ederim.

SUNUCU: Tekrar görüşmek dileğiyle hoşçakalın.

Bu eser 882 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Komünizm Pusuda - Kitap
Komünizm Tehlikesi Önemsenmeli! - İlanlar
Charles Darwin'in Avrupalı Beyaz Irk Dışındaki Tüm İnsanları ''İnsansı Maymun ve Aşağı Irk'' Kabul Eden Sapkın Görüşleri - Makale
Sayın Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz ve Kanal Urfa'daki Canlı Röportajı (5 Aralık 2009) - Haber
"Maymundan Gelmedik, Ortak Atamız Var" Aldatmacası Halen Devam Ediyor - Makale
Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri'deki Canlı Röportajı (6 Aralık 2009) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1234 download
Dinler Terörü Lanetler - 1184 download
Dinler Terörü Lanetler - 1101 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1050 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.