Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15868 tanesi Türkçe, toplam 19166 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz ve Kanal Urfa'daki Canlı Röportajı (5 Aralık 2009)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (261)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9547)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3940)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
ramazansayfalari.com
harunyahya.net
ilmiarastirma.net
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz ve Kanal Urfa'daki Canlı Röportajı (5 Aralık 2009)
Aralık 2009


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: İyi akşamlar sevgili seyirciler ve dinleyiciler, bir Adnan Oktar ile Baş Başa programına daha hoş geldiniz. Bu akşam Urfa Tv ve Kral Karadeniz’den ortak olarak yayın yapıyoruz. www.harunyahya.tv’ den canlı olarak bizleri seyredebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi ulaştırmak için de ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere yazabilirsiniz. Konuklarımız Sayın Adnan Oktar hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim.

SUNUCU: Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanımız Sayın Tarkan Yavaş, siz de hoş geldiniz.

TARKAN YAVAŞ: Hoş bulduk.

SUNUCU: Nasılsınız efendim?

ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun, sizlerin nurunu görüyoruz daha da güzel oluyor o zaman, daha içimiz açılıyor maşaAllah.

SUNUCU: Çok teşekkür ederim. Sağolun, siz nasılsınız efendim?

TARKAN YAVAŞ: Allah’a çok şükür, çok iyiyim. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Sizler de iyisiniz, Allah’a hamd olsun. Elhamdülillah.

SUNUCU: Çok teşekkür ederim. Çok şükür, çok iyiyim Hocam. Hocam nasıl başlamak istersiniz?

ADNAN OKTAR: Şu Darwinistlerin olayına bir girelim belki, onlar biraz heyecanlandılar, onu konuşalım, evet.

TARKAN YAVAŞ: Bu Coelacanth adlı balığın bulunmasından sonra sürekli bir yayın telaşı içindeler. Ben hatırlatma olsun diye tekrar söylüyorum. Geçenlerde Japon balıkçılar Endonezya açıklarında bu Coelacanth isimli balığı buldular. Bu balığın özelliği, evrimcilerin yıllardır bunu bir arageçiş formu gibi göstermeye çalışmaları. Diyorlardı ki, bu balık sulardan, denizlerden karaya geçişin göstergesidir. Yani bir arageçiş formudur diye iddia ediyorlardı. Ve yetmiş milyon yıl evvel bu balığın nesli tükendi diyorlardı. Bu şekilde iddiaları vardı. Halbuki 1938 yılında; bu balık, Güney Afrika açıklarında yakalandı balıkçılar tarafından. Ve bir bakıldı, incelendi ki, canlı bir balık ve herkes bunun tam bir balık olduğunu anladı, kanaati geldi. Zaten hiçbir değişim göstermemiş. Çünkü bu balığın elimizde dört yüz milyon yıllık fosilleri var. Fosilleriyle bakıldı ki, bu gerçek, tam bir balık. Hiç de bir şey gösterilmemiş, değişiklik olmamış. Geçenlerde, bu sefer de Japon balıkçılar, Endonezya açıklarında bu balığı tekrar yakaladılar. Yakalamakla kalmadılar, bir de filme almışlar, denizin 160 metre dibinde. Tam bir balık özelliği gösteren gerçek bir balık. Bu yayınlandı ve TRT-1’de bu geçen gün “Evrimi bitiren balık” ismiyle yayınlandı ve gerçekten de hakikaten evrimi bitiren delillerden bir tanesi sadece. Buradaki önemli nokta; Sayın Hocamızın eserlerinden tabii ki faydalanılarak hazırlanmış bir haber olarak nitelendirildi bazı kesimler tarafından böyle görüldü, görülmek istendi. İşte dendi ki, nasıl oluyor bilim dışı bir olay. Halbuki tamamen bilimsel bulgularla kesişen, net bir bilimsel gelişmedir bu.

SUNUCU: Coelacanth ile ilgili, çok özür dilerim lafınızı kestim ama, filmimiz hazırmış, isterseniz izleyebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet, o filmi seyredelim.

(TRT-1’DEKİ HABER)

ADNAN OKTAR: Kaç yüz milyon yıllık fosilleri var bunun?

TARKAN YAVAŞ: Dört yüz milyon yıllık Hocam fosilleri var.

ADNAN OKTAR: Tamam, kaç defa bulundu?

TARKAN YAVAŞ: İki yüzden fazla yakalandı bu balık canlı.

ADNAN OKTAR: 200’ün üzerinde yakalandı. Dört yüz milyon yıldan beri de değişmediği anlaşıldı.

TARKAN YAVAŞ: Hiç değişmediği ortaya çıktı. Ve bunu evrimciler de söylüyor. Hatta bugün bir haber vardı, komik bir haber. Onlar bu değişmemeyi açıklamakla birlikte, bunu evrimin bir delili olarak bu sefer iddia etmeye çalışmışlar.

ADNAN OKTAR: Yani diyorlar, ne kadar düzgünse, ne kadar planlı ve akılcı yapıldıysa, ne kadar detay varsa, o kadar evrime uygundur diyorlar, değil mi?

TARKAN YAVAŞ: Evet.

ADNAN OKTAR: Ama ilk başlangıçta o açıklayamadıkları kısımları mucize olarak açıklıyorlar. Uzaylılar yaptı diyorlar, Merihliler yaptı diyorlar. Ben de iyi sıhhatte olsunlar diyorum. Yani böyle bu gidişle...

TARKAN YAVAŞ: Hocam, yine özür dilerim protesto ediyorlar bunlar bir şekilde, TRT’nin bunu tekzip etmesini istiyorlar. Tamamen bilimsel bulgulara ait bir şeyi farklı yorumluyorlar. Ve bir kaç gündür de bunu oldukça gündeme taşıdılar.

ADNAN OKTAR: Şimdi sağ, Türkiye’deki genelde, yani eskiden beri, bir kısım sağ ürkek bilinir. Yani Müslümanları ezerse takdir edilir. Yani şahane, güzel, solcular alkışlarlar. Veyahut mesela böyle bir evrimle ilgili bir yayın yaptıysa özür dileriz dedirtirlerse, bu da yine bir solun başarısı olur, eskiden beri böyle bir eğilim vardı. Ama artık sağın kendine güveni çok şiddetli hale geldi. Çünkü bilimsel delillerin netliğini gördüler. Çok açık olduğunu gördüler. Eskiden biraz ezikti sağın bir kısmı. Çok ezikti, yani böyle hep sürekli taviz veren, sürekli kendini solcu gibi gösteren, onların dediği yolda hareket eden bir tavır içindeydiler. Ama mesela AKP iktidarı, AKP demeyeyim de Ak Parti diyelim, iktidarında ben daha cesur ve daha samimi bir tavır görüyorum bu yönde. Mesela ben Turgut Özal dönemini de biliyorum, yani daha çekingendi. Mesela Mesut Yılmaz dönemi de öyleydi, daha çekingendi. Fakat şu an güzel.

TARKAN YAVAŞ: Hocam maşaAllah siz buna vesile oldunuz, ben şahsen de şahidim. Gerçekten de o dönemlerde sağ kesim pek yanaşmak istemiyordu, hatta bize de sorular soruyorlardı, hani diyorlardı ki, “neden bu kadar evrim teorisini ön plana çıkarıyorsunuz?”. Yani pek girmek de istemiyorlardı. Halbuki çok önemli bir konu olduğu için, hatta kilit noktası olduğu için, Hocamız özellikle bu konuya tekzip etmişti dikkatleri. Ve biz de o yönde hareket ettik ve yıllar sonra öyle bir safhaya geldi ki, elhamdülillah konu, şu anda evrimciler tamamen yok oldular. Yani bütün o fikri şey bitti. Hocamız da vesile oldu bunda, Allah razı olsun kendisinden.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

TARKAN YAVAŞ: Hocam bir de...

ADNAN OKTAR: Şimdi ben bir şeyler anlatacağım. Sen sakin ol, bugün senin enerjin 1500, maşaAllah. Asıl olayın, yani böyle öz kökü çok önemli. Yani özünde olan konular çok önemlidir. Yani detaylar, çok fazla detay çıkabilir. Onlar milyonlarca, onlar önemli değil. Yani dini konuları tenzih ederim. Fakat burada hayati olan yönleri var. Bir kere Abdullah Öcalan, Apo denilen onbinlerce Mehmetçiğimizin şehit edilmesine vesile olan bu katil insan nerede yetişti, kim yetiştirdi, onu Darwinist, materyalist olarak eğiten kimdi? Şimdi tamam Apo suçlu, tamam. Ama onu eğiten kim? Onu aramıyorlar, yani bence asıl aranması gereken odur. Yani kim onu Darwinist yetiştirdi, kim materyalist yetiştirdi, ateist düşünceyi ona kim verdi, İslam zıttı düşünceyi, İslam’ın hurafe olduğunu, gericilik olduğunu ona kim öğretti ve bu eğitimi ona veren bu kişiyi de kim eğitti? Yani bir silsile olarak kim eğitti? Asıl konu budur. Yani şimdi katile silahı getiriyorlar. Silahı bak böyle kullanacaksın diyorlar, şu insanları da şöyle vuracaksın, bunu vurmanın yolu da budur diyorlar. Sonra da adam gidip vuruyor, şimdi “sen niye vurdun?” derseniz, tamam o adam suçludur, doğru. Ama onu azmettiren, en az onun kadar suçludur. Azmettireni bulmak lazım. Yani onu kültürel yönden, fikir yönüyle Darwinist, materyalist kim yetiştirdi? Din karşıtı kim yetiştirdi? Aile, ahlak, namus, din gibi konularda onun düşüncelerini kim altüst etti? Bu çok önemlidir. Biz onun nasıl bir eğitimden geçtiğini biz biliyoruz. Kimlerin eğittiğini de biliyoruz. Ama ben ilgili kişilerin ortaya çıkıp bunu söylemesini istiyorum. Yani “evet, bizler yaptık. Hata yaptık, Allah bizi affetsin” diye ortaya çıkacaklar. Yani o adam durduk yere böyle kaya kovuğundan koşup fırlayıp ortaya çıkmadı. E onu birileri eğittiler. Mesela bu adam Stalinist ve Marksist. Diyalektik eğitim buna nerede verildi? Tez, antitez, sentez düşüncesini, buna kim öğretti? Bunu herkes biliyor, benim bunu söylememe gerek yok. Değil mi? Bakın, mesela şimdi burada çocukları çıkartmışlar bağırttırıyorlar, işte Darwinizm anlatılsın, Darwinizm’in sahtekarlığı da anlatılmasın. Biz diyoruz ki, TRT’ye çıksınlar, Darwin’i TRT uzun uzun anlatsın, savunsun, anlatsın. Ama bizi de çıkarsın, onu böyle kütür kütür ezelim. Eğer böyle kabul ediyorlarsa, samimilerse bunu kabul etsinler ama bunu yapmıyorlarsa, sadece evrimi anlatabilirsiniz Darwinist propaganda yapabilirsiniz fakat Darwinizm’in sahtekarlıklarını anlatamazsınız bu yasak diyorlarsa işte bu Darwinist diktatörlüğün etkisinde kaldılar demektir. Bunu biz kabul etmeyiz bunu bırakacaklar. Mesela oraya çıkan çocuklarda mesela şu genç kız benim kanaatim hiçbir şeyden haberi yoktur. Mesela ordaki delikanlının da, sorsan dergilerden oradan buradan, derleme toplama bilgilere sahiptir. Dolayısıyla ne Coelacanth’ı bilir, ne kaç yıllık fosilleri var bunları bilir, ne fosilini görmüştür. Şimdi biz Coelacanth’ın özelliği olarak bunların biraz yüzgeç kısımları ayak gibi çıkmış. Ama adam öyle 400 milyon yıldan beri öyle güzelliği onun o, özelliği. Hiçbir değişiklik olmadığı halde o da evrime delildir demeleri artık, yani bunun tabiri şudur çamura yatmak derler buna halk arasında. Yani şu an alenen çamura yatıyorlar. Çünkü tesadüf değildir ama tesadüftür. Coelecanth 400 milyon yıldan beri tamam değişmemiştir ama evrime delildir. İlk başlangıçta yaratılışı uzaylılar yaptı, bu bayağı ateşlerinin yükseldiğini, tansiyonlarının yükseldiğini gösterir. Yani böyle soğuk suyla ellerini yüzlerini yıkayacaklar şöyle değil mi? Serinleyecek falan bir kendine gelecek, bir temiz havaya çıkacak yeniden bizi sakince dinleyecekler. TRT çok geç kaldı bunları açıklamakta çok geç kaldı. Ve tek bir programla olmaz TRT bunları açıkça anlatacak diyecek ki; 300 milyon fosil var hiçbir şekilde değişmemiş, mesela proteinlerin şemasını göstersin TRT, proteinler asla tesadüfen olamaz, aminoasitler asla tesadüfen olamaz, sağ elli proteinler-sol elli proteinler bunlar anlatılsın. Darwin’in daha önce söyledikleri nelerdi, bunlar nasıl geçersiz hale getirildi, bunlar da anlatılsın. Bunlar anlatılmazsa işte gençlerin eline kartonları verir sokağa dökerler kendilerince bir şeyler konuşurlar, bu anlaşılmayacak gibi değil anladılar fakat gurur meselesi yapıyorlar. Çünkü neden Darwinizm’in ayakta durması gerekiyor? Marksizm’in ayakta durması için Darwinizm’e ihtiyaç var. Marksist düşünce giderse birçok sol hareket ideolojik zeminde çökmüş oluyor. Yani sol hareketin anlamı kalmamış oluyor yani sol hareketlerin büyük bir bölümü Darwinizm’in üstüne oturtulur. Yani bu mesela halk arasında bilinmiyor. Yani sosyalist hareketler de birçok sosyal demokrat hareket de dünyanın birçok yerinde yahut herhangi bir sol hareket de ideolojik zeminde onların ideologlarının gözünde olay bu şekildedir yani diyalektiğe dayandırılır ve Darwinizm’e dayandırılır. O yüzden bu kadar panikler yani o yıkılınca ne yapacağız gibisinden. Bakın diyor ki; sınıflar savaşı iddiası var Marx’ın ilkel komünal toplum, köleci toplum, feodal toplum ve kapitalizm. Şimdi büyük bölümü bu kapitalist safhaya geldiğimiz inancında halbuki her dönemde kapitalist kafa olmuştur, her dönemde Feodalizm olmuştur, her dönemde köleci kafa olmuştur. İlkel komünel toplum halen vardır gitsinler Afrika’nın her yerinde ilkel komünel topluma rastlarsınız. Adamların kıyafetleriyle yaşantılarıyla baktığınız zaman tam klasik ilkel komünel toplumdur. Asya’da da bulunan bir şeydir bu dünyanın her yerinde bulabilirsiniz. Kölecilik geçenlerde de anlattım; Tayvan’dan, Tayland’tan oradan buradan insanlar getiriyorlar, pasaportlarını ellerinden alıyorlar değil mi? Adama 300 milyon-200 milyon maaş veriyolar yahut sırf yiyecek veriyorlar ve çalıştırıyorlar, bu nedir bu? Ve Amerika’da var mı? Avrupa’da var mı var- heryerde var birçok yerde var. İşte bu köleciliktir modern köleci toplum yani esir almış adamı her devirde var. Kuran köleciliği ortadar kaldıran bir sistemdir aynı zamanda. Öyle mubarek bir dindir ki yavaş yavaş bu habis yapıyı ortadan kaldırmıştır Kuran. Yani Kuran’ın beğenmediği bir sistemdir, Cenab-ı Allah’ın beğenmediği bir sistemdir kölecilik, yani Kuran’da hiç takdir edilmez kölecilik, köle mantığı. Hep bir şey olduğunda kölenin bağını bozmak , kölelerden bir bağ açmak mesela bir suç işlese hemen bir köleyi azad etmek hep onların özgürlüğü üstüne kuruludur Kuran’da izahlar yani Cenab-ı Allah’ın ayetleri Kuran’ı Kerim ayetleri. Mesela diyor ki; bu değişimin son aşaması Komünizm’dir. PKK hareketi nedir? Şu an komünist hareket. Marx’a göre prolater kapitalist toplumda öylesine zor bir hareketle karşılaşır ki, bakın Marks’a göre proleterler yani halk, insanlar kapitalist toplumda (yani Türkiye’yi kastediyorlar kendi kafalarına göre) öylesine zor bir durumla karşılaşırlar ki bakın, her türlü milliyetçi, ahlaki veya dini duyguyu kaybederler. İşte bu aradıkları bu yani Türk milliyetçiliğini yok etmek, ahlakı yok etmek, dini duyguları yok etmek. Kaybederler diyor. O zaman bir sınıf bilincine ulaşırlar diyor onların hedefi olarak bunu söylüyorlar. Dertleri bu ve bu tip toplantı yapanlarda hep ideolojiktir. Yani Darwin’e karşı hadi arkadaşlar toplanalım bağıralım diyorsa yani örgütlü bir topluluktur bu yani halk kendi arasında böyle bir karar almaz. Çünkü belli bunun açmazda olduğu ve bunu yapanların kendileri Darwinizm’e inanmıyorlar yani konuşsak inanmazlar. İdeolojide saplantı vardır yani böyle her ne pahasına olursa olsun savunmak, mesela benim takımım üstündür der o kadar. Yani takım bilinciyle hareket ediyorlar. Veyahut benim arkadaşlarım üstündür sanki hentbol takımı böyle onun gibi. TRT’nin çok daha atak olması gerekiyor. Bilimsel gerçekleri çok daha açık vurgulaması gerekiyor. Bakın Türkiye’de şu an yüzde 99 insan Darwinizm’e inanmıyor Türkiye’de anket yapıldı. Bakın yüzde 95’di, yüzde 70’di, yüzde 95 oldu, şu an yüzde 99 oldu. Diyorlar niye Darwinizm ile ilgili çalışma yapıyorsun işte o yüzde birlik kısmı var ya o kısmı da halledeceğiz Allah’ın izniyle inşaAllah. Tam özüne yönelmek lazım yani öyle akademik izahlar geniş izahlar falan bunlar rahatsızlık verir. Bunlar yani tam özlü ve kısa kestirme izahlarla konuyu açıklamak. Yoksa biz Darwinizm’i anlatmaya kalksak 4 ay anlatsak bitiremeyiz, inşaAllah.

Sorumuz var mı?

SUNUCU: Hem de çok. Başlıyorum Hocam. “Değerli Hocam, Cübbeli Ahmet Hz. Mehdi tekbir getirecek bütün kaleler, surlar, binalar heryer yıkılacak diyor. Peygamber Efendimiz Hz. Mehdi kan akıtmayacak diye bildiriyor. Hz. Mehdi Peygamberin yolunda gidecek uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kanda akıtılmayacaktır. (Kıyamet alametleri sayfa 163). Eğer Hz. Mehdi’nin tek bir sözüyle kaleler, surlar, binalar yıkılacak, evler, her yer yıkılacak olsa o zaman yıkılan yerlerin içindeki bütün insanların ölmesi lazım Cübbeli bu konuda yalnış yapıyor bence Hocam. Müteşabih hadis –i şerifleri anlamadığı için birçok anlatımı hadis-i şeriflerle çelişiyor. Benim hadis-i şeriften anladığım şöyle; Hz. Mehdi Allah’ı anarak imanla,bilgiyle akılla küfrün kalelerini manen yıkacak fethedecek. Burada küfrü manen fethedecek böyle küfrün bütün kalelerini yıkmış olacak değil mi Hocam?” Meryem hanım yazmış.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah bakın bizim bu anlatımlarımız bir süre sonra çok etkili olmuş ki maşaAllah Meryem hanım da böyle çok faydalı ve güzel bu konuyu açıklamış. Bakın Said Nursi Hazretleri bu konuda ne diyor; Yani yaklaşık 60-70 sene önce açıklamış: “Bu zamanda akîde-i avâm-ı mü' minîni vikaye ve şübehattan muhafaza için yazılmış” yani şüphelerden kurtarmak için yazılmış. Ahir zamanda vukua gelecek hadiselere dair hadislerin bir kısmı müteşabih Kuran ayetleri gibi derin manaları var. Muhkem açık Kuran ayetleri gibi tefsir edilmez. Herkes bilemez. Vukuundan sonda tevilleri anlaşılır murad ne olduğu bilinir ki, ilimde rasih olanlar, işte ilim Allah’ın katındadır diyerek Cenab-ı Allah’ın her şeyin doğrusunu bildiğini söyleyerek o gizli hakikatleri irsal ederler diyor. İnşaAllah. Bakın vukuundan sonra teviller anlaşılır demek ki vukuu bulmadan ne olduğu anlaşılmıyor. Yani olayın meydana gelmesi gerekiyor. Ve murad ne olduğu bilinir bir de Cenab-ı Allah’ın neyi kasdettiği o zaman bilinir diyor. Îman ve teklif, ihtiyar dâiresinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan, perdeli ve derin ve tedkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî mes'eleleri elbette bedihî olmaz. Bu dünya bir imtihan meydanı diyor. Nazari olan meseleler öyle açık aleni olmaz diyor, öyle Cübbeli’nin anlattığı gibi o kadar sahih olmaz diyor. Herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz. Yani herkesin kabul edeceği kadar açık olmaz. Yani diyor ya tekbir getirir kaleler yıkılır. İşte gökyüzünde melekler olur, açık aleni bağırırlar, işte falanca Mehdi’dir. Herkese kendi dilinden bağırırlar diyor. Böyle bir şey olmaz diyor Said Nursi. Herkes ister istemez tasdik edecek derecede açık zarurî olmaz. Sebebini şöyle söylüyor: Tâ ki Ebu Bekirler âlâ-yı illiyyine çıksınlar yani Hz. Ebu Bekir gibi insanlar en yükseğe çıksınlar imtihan olarak Ebu Cehiller esfel-i safîline düşsünler. En aşağılık noktaya düşsünler. Ahlaksız karaktersiz insanlarda basit akılsızlarda fark edemeyecekleri için oradaki mucizeleri derinlikleri farkedemeyecekleri için ve dolayısıyla Allah’ı da fark edemeyecekleri için Allah’ın onlara bir tuzağıdır bu diyor farkedemezler diyor. İhtiyar kalmazsa teklif olamaz. Yani insanların seçme gücü ellerinden alınırsa teklifin bir anlamı kalmaz diyor, yani imtihanın bir anlamı kalmaz diyor. Yani Cübbeli’nin dediği gibi olsa imtihanın bir anlamı kalmaz diyor Said Nursi. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mu'cizeler seyrek ve nâdir verilir. Peygamberlerde mucizeler nadir olur diyor. Hatta diyor Hz. İsa (a.s)’ın nuzuli dahi ve kendisi Hz. İsa (a.s.) olduğu nuri imanın dikkatiyle bilinir. Yani Hz. İsa bile alenen gökten inme yoktur diyor. Mesela Cübbeli’ye göre meleklerin kanatları arasında bütün halkın göreceği şekilde Şam’daki minareye insanların göreceği şekilde Hz. İsa inecek şeklinde biliyor Cübbeli Ahmet. Bakın ne diyor Said Nursi, bu böyle değildir diyor. Hatta Hz. İsa’nın nüzulü dahi ve kendisi İsa (a.s.) olduğu nuri imanın dikkatiyle bilinir herkes bilemez. Bu gizlidir diyor Cenab-ı Allah yani anlamayacakları şekilde inecektir diyor. Ne zaman anlaşılır sonra kendisi de kendisinin isa olduğunu biliyor başlangıçta bilinemiyor. Hattâ Deccal ve Süfyan gibi eşhâs-ı müthişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar. Yani ahir zaman Deccali ve Süfyan kendilerini bilmezler diyor Said Nursi Hazretleri. Deccal Darwinizm’dir, Süfyaniyet de işte bu PKK hareketidir. Suriye’de dökülen kanlardır zamanında Hafız Esad döneminde, ki yani ben Beşir Esad’ı oğlunu beyeniyorum takdir ediyorum ama babası bu Süfyan tarifine çok uygun yani yaptığı katliamlar itibariyle, yaptığı tahribatlar itibariyle. Çünkü çok fazla Müslümanın şehit edilmesine vesile oldu görünümüyle, yeriyle, olayıyla çok benziyor. Aynı zamanda tabii Deccaliyet Darwinizm, asıl budur Deccaliyet’tir esas olan. Bir kısım hadisler diyor açık açık bildirir diyor Peygamberimiz, bir kısmı kapalı anlatılır diyor. Kapalı anlatacağı şekilde olur diyor Peygamber Efendimizin. Mesela imana girmeyen konular özellikle açık hüküm gerektiren konular bunlar açık açık olmaz diyor. Bu kısımda, Peygamberimiz (Aleyhissalâtü Vesselâm) belâgatiyle, temsiller suretinde, sırr-ı teklif hikmetine muvafık tafsil ve tasvir eder. Mesela bir açık vahiy bilgi geliyor ama o onu anlatırken sembollerle ve kapalı anlatıyor. Sır ve imtihana uygun olsun diye ama namaz hükmü olduğunda namaz kılın diyor açıktır namaz hükmü, 5 vakit namazınızı kılacaksınız diyor Peygamber. Oruç tutacaksınız Allah’ın hükmü bu açıktır diyor. Ama böyle konularda yani insanların aklının ihtiyarını kaldıracak gibi konularda Cenab-ı Allah’ın emriyle Allah’ın emretmesiyle onu kapalı anlatıyor, yani açık anlatılmıyor onlar. Mesela veliler bile mesela sin diyor şına girdiğinde şöyle olacak böyle olacak diyor farz edelim. Yıllar sonra bakıyoruz Sultan Selim Şam’a girdiğinde ne anlamına geldiğini anlıyoruz. Mesela “s” Selim olmuş oluyor, “şin” Şam olmuş oluyor. Ve kapalı anlatabiliyor o ona verilen bir ilhamın sonucu bunu bu şekilde söylüyor. Peygamber Efendimiz de mesela diyor ki, mesela diyor örnek veriyor: “bir sohbette derin bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: "Bu gürültü, yetmiş seneden beri Cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın bu dakikada Cehennemin dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür." Şimdi Cübbeli diyor ki bu açık bir hadis peygamber söylüyor diyor mesela bir gürültü var dıyor 70 seneden beri cehennem tarafına bir taş yuvarlanmış o da cehennemin dibine vurmuş ve duyulmuş sesi diyor bu kadar açıktır bu diyor. “Bu garip haberden beş altı dakika sonra birisi geldi dedi ki, Ya Resulullah 70 yaşında bulunan filan münafık vefat etti, Cehhenneme gitti. Peygamberin yüksek beliğane kelâmının te'vilini gösterdi.” Diyor. Peygamber de açıklamıyor, orada anlıyorlar onun neyi kastettiğini yani olayın tahakkuku ile anlaşılmış oluyor. İşte bütün olaylar böyledir diyor Said Nursi Hazretleri takuk edince anlaşılır diyor. Teşbihler ve temsiller suretinde rivayet edilen bir kısım hadîsler, -Peygamberin hadisleri- mürur-u zamanla -zamanın geçmesiyle- avamın nazarında –halkın nazarında- hakikat telakki edildiğinden -Cübbeli gibi işte o da hakikat telakki ediyor ve onu da hakikat gibi anlatıyor- hakikat telakki edildiğinden vakıa mutabık çıkmıyor. Yani olay mutabakatı olmuyor diyor, olay hiç alakasız oluyor dediklerinden. Ayn-ı hakikat olduğu halde, yani olay doğru olduğu halde vakıa mutabakatı görünmüyor mesela bir kısım hadisler diyor bu çok önemli olduğu için ben bunu Risale-i Nur’dan anlatıyorum. 5. Şura’daki bu giriş çok önemlidir. Herkesin bilmesi gereken en ehemliyetli konulardan bir tanesidir bu yani çünkü bu bütün hadislere ve olaylara bakış açısını belirleyen bir izah bunun eksikliğinden insanlarda bozulmalar oluyor. Yani Said Nursi’nin bu açıklaması çok büyük bir hizmettir, dev bir konudur bu birçok sorunu da halletmiştir. “Bir kısım hadîsler, İslâmların ekseriyeti noktasında veya hükûmet-i İslâmiyenin veya merkez-i hilâfetin nokta-i nazarında vürud ettiği halde”, bakın islamların ekseriyeti ya müslümanların çok olduğu yerde veya “hükümet-i islamiyetin” islam hükümetinin veya hilafet merkezinin olduğu şehirde olayın meydana geldiği mevzu bahis olduğu halde diyor. “Umum ehl-i dünyaya şamil zannedilmiş” yani bütün dünyada yapılacağı zannedilmiş diyor Yani her yer dolacak gibi gösterilmiş. “Ve bir cihette hususî bulunduğu halde” özel bir yere ait olduğu halde, “küllî” yani çok geniş her yeri kapsayacak şekilde “tellakki edilmiş”. Mesela diyor ki mesela rivayette vardır bir zaman gelecek Allah Allah diyen kalmayacak yani zikir haneleri kapanacak. Mesela hakkaten ahir zamanda birçok cami, medrese, mektep Bulgaristan’da kapatıldı, Rusya’da kapatıldı değil mi Çin’de kapatıldı, dünyanın her yerinde kapatıldı halende kapatılmaya devam ediyor birçok yerde hadis buna bakar diyor, bunu anlatır diyor. “Hem Deccal rejimine ve teşkil ettiği komitesine ait garip halleri ve dehşetli icraati, onun şahsıyla münasebetler rivayet edilmesi cehetiyle manası gizlenmiş. Meselâ, “(Deccal) O kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hazret-i İsa (a.s.) onu öldürebilir, başka çare olamaz" rivayet edilmiş. Yani, onun (Deccalın) mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek, ancak semâvî ve ulvî hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek ve hakikat-i Kur’âniyeye iktida ve ittihad eden bu İsevî dinidir ki, Hazret-i İsa Aleyhisselâmın nüzulüyle o dinsiz meslek mahvolur, ölür .Yoksa onun şahsını bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir”. Buradan da anlıyoruz ki, Deccal’in öldürülmesi hastalıkla tabii bir ölümle ölecek. Asıl fikri öldürülecek diyor Hıristiyanların da Kuran’a iktida edecek bağlanacağı söylüyor ahir zamanda, yani Mesih’in gelmesiyle beraber. Hepsinin Müslüman olması demektir bu zaten. “Hem eski zamanda, bu zaman gibi cemaatin ve cem'iyetin şahs-ı manevîsi inkişaf etmediğinden o şahıslar, hârika ve küllî sıfatlara lâyık ve muvafık olmak için yüz derece cisminden ve kuvvetinden büyük bir acûbe cisim” yani o kadar harika anlatılmış ki çıktığı vakit herkes bilecek, herkes tanıyacak gibi anlatılmış diyor. Mesela böyle İsa meleklerin kanadında inecek. Mehdi çıkacak bir tekbirle binaları yıkacak, altın sütunlar fışkıracak, melekler gökyüzünden bağıracaklar. O anda Deccal’in eşşeği, tabii Cübbeli’nin demesi bu, 30 metrelik kanatlarıyla kulaklarıyla Deccal’in eşeği gökyüzünde uçmaya başlayacak. Otuz metrelik kulaklarıyla. Deccal de üstüne binecek eşşeğiyle her yeri gezecek ve akıl almaz bir süratle, uçak süratinde gidecek Deccal eşşeğiyle. Fakat buna rağmen işte böyle Alice Harikalar Ülkesinde gibi bir ortamda insanlar bu konularla genellikle ilgilenmeyecekler diyor Cübbeli. İşte Mehdi’ye 313 kişi tabi olacak diyor. Mehdi tabii geliyor bir İtalya’nin önüne geliyor, Adriyatik Denizi’nin önüne geldiğinde deniz bir anda kuruyor. Akdeniz cam gibi donuyor. Fakat haberleri olmuyor İtalyanların, bölge ülkelerini de haberleri olmuyor. Şimdi böyle anlatımlarla Cübbeli ve Cübbeli’nin ayarında olan düşüncedeki olan insanlar insanların imanlarına zarar veriyorlar. Said Nursi bunu anlatıyor. Akıde-i avam’a zarar verirler diyor imanlarına. Bunun engellenmesi için anlatıyoruz, konuları izah ediyoruz. İnşaAllah anladıkları kadar.

Tamam senin sorularınla devam edelim.

SUNUCU: “Hocam hayırlı akşamlar. Bir internet sitesinde yavrusunun tehlikede olduğunu gören sincapın son derece sağduyulu, atak ve cesur davranarak yavrusunu nasıl koruduğu gösteriliyordu. Sizin Canlılardaki Fedakarlık ve Akılcı Davranışlar kitabınızı okuduğum için hayvanlardaki bu fedakar özelliklerin Allah’ın ilhamıyla gerçekleştiğini biliyorum. Dolayısıyla canlıların tesadüfen oluştuğunu iddia eden Darwinistlerin iddialarının ne kadar gülünç ve akıl almaz olduğunu da net olarak görüyorum. Hocam evrimciler canlılardaki mükemmel fedakarlık örneklerini nasıl açıklıyorlar?” Trabzon’dan Nehir Taylan yazmış.

ADNAN OKTAR: Darwinistlerin üzerine eğer akılcı gidilmezse Türkiye’deki PKK hareketi tırmanır, Allah esirgesin, orayı da koparmaya yönelik çok ciddi hareketler yaparlar. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün de zeminini güçlendirmiş olurlar, her türlü komünist hareketi güçlendirmiş olurlar. Tek çözüm Darwinizm’in devletin desteği ile Türkiye’den ve bölgeden, bütün Ortadoğu’dan ilmi ve kültürel çalışma ile gerçek delillerle ve gerçek bilim ile silinmesidir. Bu yapılmadığı müddetçe tahribat devam edecektir. Özellikle bağırtıdan çekinmek, yaygaradan çekinmek hiç kimseye yakışmaz. Geçenlerde öyle Bilim Teknik Dergisi’nde bir yazıyı kaldırmışlardı ve hemen arkasından evrim ile ilgili bir geniş yazı koydular, evrimi savunan ve onun ile de adeta öğündüler, bu çok küçük düşürücü bir şey, çok kötü. Yani böyle taviz vermek, böyle bu hallere düşmek çok çok acayip, yani yakışan bir şey değil. Doğrusu şöyle olacaktı, Darwinizm’e özel sayı çıkaracaklardı, mesela 30 sayfa, 40 sayfa Darwinizm’i anlatacaklardı, 40 sayfa da onların yalanlarından, yalanlayan gerçek bilimi yani anti-Darwinist izahlar yapacaklardı. Gerçek bilim böyle olur. Yani Darwinistlerden çekinip, aman bu adamlar bak gazetelerde haber yapıyorlar, biz onların dediği gibi Darwinist izahlar yapalım derseniz, onun önü arkası gelmez. Arkasından Marksist diyalektik gelecektir, arkasından Lenin’in işte askeri, polisi öldürme ile ilgili fikirleri devreye girecektir, dolayısıyla müthiş tahribat meydana gelecektir. Bunu daha önce de açıkladım, yani Marksizm ve Darwinizm içiçedir, faşizm içiçedir. Terörü durdurmak istiyorsa, samimi çalışmak istiyorsa herhangi bir kişi veya kurum veyahut hükümet Darwinizm’i bölgede, bütün bölgede tamamen bitirmek durumundadır. Bu Darwinizm’i yasaklayarak değil, Darwinizm’i çok kapsamlı anlatarak olur. Çünkü onların anormalliğini biz halka başka türlü anlatamayız ki. Önce bir yani onların ne kadar çarpık olduğunun anlaşılması için Darwinizm’in çok kapsamlı anlatılması lazım. Sonra da onların yalanlarının, oyunlarının tek tek yine izah edilmesi gerekiyor. Mesela tek bir ara fosil yok derken, Darwinistler’in gösterdiği fosilleri önce bir göstermek lazım, fosil diye gösterdikleri şeyleri. Yani nasıl mükemmel, nasıl simetrik, düzgün varlıkları değil mi, soyu tükenmiş varlıkları nasıl ara fosil diye gösteriyorlar ve onun arkasından da onun yerine gerçeklerini göstermek lazım, yani Yaratılış’ı ispat eden fosilleri. Samimi olan çalışma bu olur. Yoksa çekinip Darwinistler’in dediği gibi, evet arkadaş siz doğrusunuz biz aman aman Yaratılış’dan bir daha bahsetmiyeceğiz, ağzımıza işte fermuar çektik bir daha söylemiyiz, demek bu bir mağlubiyettir. Yani bilim adına da mağlubiyettir ve çok samimiyetsiz bir görünümdür, çok çok kötü. Yani benim öyle bir insana karşı saygım pek olmaz söyleyeyim. Yani, çünkü korku ile hareket etmiş olur o. Halbuki samimi hareket etmesi lazım. Biz Darwinizm’i anlatmayın diyor muyuz? Bilakis, yani çok kapsamlı anlatılması lazım. Hatta Darwinizm özel bir ders olarak da okutulabilir okullarda. Yani, mesela felsefe dersi hem liseye, bizim zamanımızda lisede vardı, ama lise 1, 2 ve 3’te felsefe dersi olması lazım, hatta ortaokulda olması lazım. Felsefe dersinde de en ağırlıklı konulardan bir tanesi de Marksizm, marksist düşünce, faşist düşünce, kapitalist düşünce ve Darwinizm olması lazım. Bunların çok kapsamlı anlatılması lazım. Sonra da bunların yalancılıklarının, açmazlarının, sahteliklerinin teker teker izah edilmesi lazım, aynı kitapta, Felsefe kitabında ve tamamen bilime dayalı olarak ve tamamen delillere dayalı olarak ve tamamen de tartışmaya açık olarak. Yani biz diyoruz, tesadüfen olamaz diyoruz. Onlar diyorlar ki, evet diyorlar, biz de zaten tesadüften bahsetmiyoruz diyorlar. Peki neden bahsediyorsunuz diyoruz, e tabii ki tesadüf yoktur ama, ama ne diyoruz, e tesadüftür tabii ki diyor. E kardeşim yapmayın yani. Hem vaktimiz alıyorsunuz hem insanların da vaktini alıyorsunuz ve cahili de cüheylayı da ayaklandırıyorsunuz. Yani polise taş atanlar, olay çıkaranlar yani Marksistliğe özenenler, Leninistliğe özenenlerin eğitimi nasıl oluyor? Darwinist eğitirsen onu yapacak adam başka bir yolu yok ki onun zaten. Darwinist olsa ya faşist olacaktır ya komünist olacaktır, ikinci bir yolu olmaz. Yani genellikle bütün dünyada bu, bu şekilde görülüyor. Evet, devam edelim inşaAllah.

SUNUCU: “Sayın Hocam, haberlerde gördüm, Dubai şeyhi El Makdum, ülkelerinde ekonomik krizin patlak vermesinden sonra çözüm olarak, çok çalışın, kendinizden verin, Allah ödülsüz bırakmaz diyor. Hocam, siz kriz başladığından beri bu konunun üzerinde duruyordunuz. El Makdum’un da krizin Allah’ın yardımıyla geçeceğini duyurması güzel oldu. Siz ne düşünüyorsunuz?” Gaziantep’ten Avni Güçlüses.

ADNAN OKTAR: Bakabilir miyim?

SUNUCU: Tabii ki. Şöyle vereyim ben size.

ADNAN OKTAR: Evet. “Çok çalışın, kendinizden verin, Allah ödülsüz bırakmaz.” Şimdi çok çalışmakla alakası yok, komünistler de çok çalışırlar. Kendinizden verin, adamlar da zaten para kalmamış ki zaten versinler, yani bu da çok garip bir izah. Parayı biriktirenlere bunu söylemek lazım. Ama bu adamların çok çalışması ve parayı vermesi ile yine olmaz. Önce bir kere sevgi gerekiyor. Yani çok ters bir yerden girmiş konuya. Önce bir Allah korkusundan bahsetmesi lazım, Allah sevgisinden bahsetmesi lazım. Allah’ı insan coşkuyla seviyorsa, Allah’a derin sevgisi varsa, zaten Allah’a tevekkül eder. O zaman, Allah ödülsüz bırakmaz, tamam Allah ödülsüz bırakmaz ama sen önce bir Allah’ı sev, Allah’a hizmet et, Allah’a coşkuyla bağlan, dünyadan bir vazgeç. Şeyh Makdum mesela Darwinizm’e karşı ne yapmış, materyalizme karşı ne yapmış? Ya muazzam parası ve imkanları var. E onlarla bir saray yapmış, gitmiş futbol takımları satın almış, Avrupa’daki şirketlere şey olup onlardan hisse senetleri almış parasını dağıtmış. O para ile eğer anti-Darwinist eserler dağıtsaydı dünyada, anti-materyalist izahlar dağıtsaydı bu Darwinist piyasa olur muydu? Darwinist düşünce ekonomiye hakim olur muydu? Böyle kıran kırana bir sistem olur muydu? Yani önce bunun fikri temeline bakmak lazım, fikri temelinden kaynaklanıyor. Darwinist bir toplumda, ekonomik kriz kaçınılmaz bir sonuçtur, yani mutlaka olur. Zaten Karl Marx’ın konuşmaları da öyle, diyor zaten, onlar ekonomik çökecek diyor onlar da. Yani ekonomi çökecek Proleterler diyor, komünistler iktidara gelecekler diyor. Çünkü diyor insanlarda ne din kalır, ne iman kalır diyor bu ortamda diyor, ne milliyetçilik duygusu kalır diyor her şey biter diyor ve biz iktidara geliriz onun arkasından diyor. E Makdum, bakın ağzına dahi almamış bu konuyu. Yani, dinsiz, ateist eğitimden, Darwinizm’den bu kaynaklanıyor demiyor, çok çalışın. Adamlar zaten feci şekilde çalışıyorlar ve çok az para alıyorlar onun karşılığında. Değil mi? Belirli tiplerde mesela Makdum’da para birikiyor, belirli kişilerde para birikiyor, onlar da onu ya futbol takımına, ya bilmem neye çarçur ediyorlar paraları, boş şeyler, yahut çok gösterişli saraylar yapıyorlar değil mi, altından küvetler yaptırıyorlar falan, hiç gereği yokken çok garip bir uygulama yapıyorlar. Ondan sonra da halka parayı verin, işte harcayın, böyle olmaz. Önce Allah’ı çok sevecek, Allah’tan çok korkacak, insanlara şefkati ve sevgiyi öğretecek, Darwinist düşünceyi kaldıracak. İnsanlar Allah’a tevekkül ettikleri için, gelecek korkusu içerinsinde olmayacaklar ve birbirlerini koruyup, kollayıp ve yardımcı olacaklar. Zekat verecekler, fitre verecekler, sadaka verecekler değil mi, çünkü Allah ihtiyaçtan arta kalını verin diyor Allah, ihtiyaçtan arta kalanı. Yani ihtiyacınızı ayırın, ihtiyaçtan arta kalanı verin diyor, Kuran ayeti. İnşaAllah değil mi? Zekatın miktarı da Ehl-i Sünnet inancında belirtilmiştir. E ona göre hareket etmeleri gerekir. Bu yokken, işte bol bol çalışın yahut işte bir simit alın, böyle ekonomiyi canlandırın, ne duruyorsunuz değil mi? Yahut yastık altından altınlarınızı çıkarın, hemen verin işte paraya... Kardeşim adamın son güvencesi altını, yani gariban adamlar yani değil mi? Onu da verse artık yiyecek bulamayacak hale gelecek. O çekindiği için yiyecek parasını olsun saklıyor kendi düşüncesine göre. Önce sistemi değiştirmen gerekiyor. Darwinist, materyalist sistemi değiştirmen gerekiyor. Sevgisizliği kaldırman lazım. Fakirlere acıma var mı? Fakirlere karşı şefkat var mı? Yani adamın orada ezileceği belli. Bir kere fakir olan insanlara şefkati ve sevgiyi onlara sunmayı göstermek lazım. Koruma hissinin gelişmesi lazım. Acıma hissinin gelişmesi lazım. Gaddarlığın yaygın olduğu, acıma hissinin olmadığı bir ortamda adamlara paranızı verin demek çok acayip olur yani. Son imkanlarını da adamların elinden almış oluyoruz.

SUNUCU: “Muhterem Hocam, evrimcilerin iddia ettiği gibi canlıların birbirine benzeşerek tesadüfen oluştuğu yalanı yani Allah’ın canlıları evrimle yaratmadığı gerçeği Kuran’da şu ayetle bildirilmiş olabilir mi? “Yoksa Allah’a, onun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: Allah her şeyi yaratıcısıdır ve O tektir, kahredici olandır.” (Rad Suresi, 16)” Selma Ak, Kocaeli’den yazmış. Sanıyorum bu geçen gün de sorulmuştu. Evet.

ADNAN OKTAR: “Yoksa Allah’a, onun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine mi benzeşti?” Tam, Darwinistlerin sözü yani. Hayvanlar işte genetik yönden birbirlerine benziyorlar, işte kökenleri aynı diyorlar. “Yaratan ortaklar mı buldular?” Tabii onlar da atomları ilahlaştırıyorlar, atomlar yarattı diyorlar. Atom, görme gücü verdi, atom duyma gücü verdi diyor. Halbuki atomun gözü görmez, kulağı da işitmez, hissetmez de.

SUNUCU: Hocam diğer bir soruya geçeyim isterseniz. “Hocam, hayırlı yayınlar. www.imanedenbilimadamlari.com sitenizi ziyaret ettim. O kadar çok iman eden bilim adamı var ki Allah’ın yaratılış delillerini gören zeki bir kişinin Allah’ın dilemesi dışında iman etmemesi mümkün değil diye düşündüm. Teleskop kullanarak gökyüzüne bakan ilk kişi Galileo, astronomi biliminin kurucusu Johannes Kepler, modern kimyanın kurucusu Robert Boyle, tüm zamanların en büyük bilim adamı olarak kabul edilen İsaac Newton, izafiyet teorisini geliştiren Albert Einstein gibi daha saymakla bitiremeyeceğim birçok bilim adamının Allah’a olan güçlü inançlarını ifade eden sözleri beni çok etkiledi. Acaba evrimciler bir bilim adamı bile olmayan, girdiği bütün okullardan atılan, hiçbir işte tutunamamış ve yaptığı hiçbir işi ciddiye almamış bir gezgin olan Darwin’in yalan teorisine neden bu kadar önem veriyorlar?” Hasan Murat Güzelyurt yazmış.

ADNAN OKTAR: İşte ateist olmak için başka tutunacak dalları yok, komünist olmak için de başka tutunacak dalları yok, mecburen o cahil adama tabi olmuş oluyorlar. Adamın bir şeyler demiş olması da, olabilir yani bir felsefeci illa üniversite mezunu olması gerekmez, adam desin yani bir şey çıkmaz. Gençlere öğretsinler hepsini bilsinler insanlar. Satanizm nedir değil mi, varoluşçuluk nedir, komünizm nedir, faşizm nedir? Yani fikirden korkmak çok anormal bir hareket. Aman aman okumayın demek çok vahşiyane hareket bunlar.Tabii ki okuyacaklar, öğrenecekler. Ama doğrusunu da öğreteceksiniz. Yani bakın böyle anormal, sapık teoriler, düşünceler var, doğrusu da budur diye anlatılması lazım. Bu yapılmıyorsa, samimiyesizdir.

SUNUCU: Diğer bir soruya geçiyorum izninizle. “Sayın Hocam, evrimciler önce her şeye tesadüf diyorlardı. Siz insanlara tesadüfün ne olduğunu deşifre edince, küçük konuma düşmemek için, yok aslında tesadüf değil başka bir şey demeye başladılar. Sonra yıllardan beri ısrarla savundukları maymundan geldik iddiasının mantıksızlığını ortaya çıkardınız. O zaman da dediler ki, yok aslında maymundan gelmedik, atamız başka bir şey. Hocam, Darwin bile araformların eciş-bücüş olduğunu iddia ediyordu. Zaten defalarca anlattınız. Ara form denen şeyin acayip görünümlü olması gerekir. Fakat siz bunun da mantıksızlığını ortaya çıkarınca dediler ki, yok aslında araformlar çok mükemmeldirler. Hocam, yoksa hala insanları kandırabileceklerini mi zannediyorlar anlayamıyorum.” Celal Hanım, Samsun’dan yazmış.

ADNAN OKTAR: Bizim halkımız arasındaki şu söz muazzam anlatıyor olayı, çamura yatmak diye tabir edilen şey. Yani tam anlamıyla şu an çamura yatıyorlar. Yani, kardeşim diyoruz, insanın diyoruz siz maymundan geldiğini iddia ediyorsunuz değil mi diyoruz. Yoo diyor maymun değil diyor. E peki, diyorsunuz o zaman maymuna benzer bir şey diyoruz. E o da değil diyor. O zaman mahluk diyoruz, e kardeşim biz nasıl konuşalım seninle? Yani senin dediğin kıllı falan kuyruklu muyruklu bir şey değil mi yani, dişleri sivri falan, kuyruğu olan, ağaçta hoplayan-zıplayan bir şey diyorsun, bu insanın atası diyorsun. E peki biz buna ne diyelim? Yani tanımlamak için, maymuna benziyen bir mahluk. Onu da dedirttirmiyor. Peki o zaman mahluk diyelim sadece. Böyle bir varlık yok. Yani bunlar yaşamış, türünü tüketmiş, yani o tarihler içerisinde, mesela belirli bir yıl içersinde çıkmış, yaşamış, türü tükenmiş varlıklar bunlar ve yeraltı katmanlarını incelediğimizde bunu açıkça görüyoruz. Dinazorlar da öyle. Belirli bir dönemde çıkmışlar, aniden ortaya çıkıyorlar ve aniden de yok olmuşlar. Bir mucize, Allah’ın güzel bir lütfu. Hakikaten ben mesela cennette inşaAllah Allah nasip ederse, ben dinozorları görmek isterim, şahane herifler. Değil mi? O uçan dev gibi bir şeyler var böyle kocaman. Yani şahane varlıklar değil mi, insan onları görmek ister. Biz dolayısıyla o devire de inşaAllah cennette dönebileceğiz. Allah zamanda bizi geri çevirecek, o varlıkları da göreceğiz. Merak ettiğimiz her şeyi göreceğiz. Bir süs olarak yaratıyor Allah. Yani adam apartman gibi adam yani öyle. Kafada şu kadar bir beyin, beyni de şu kadarcık falan bir şey. Çok şeker şeyler. Ama simetrik, altın oranla yaratılmış mükemmel varlıklar. Bayağı da uslular. Kemik yapıları son derece düzgün. Kardeşim diyorlar, bir kere sizin elinizdeki fosiller sahte diyorlar. Nereden anladın? Ya diyor fosil diyor bir preslenmiş gibi olur, dümdüz olur diyor kağıt gibi diyor. Yani bu kağıdın üzerinde resim nasıl, böyle olur diyor. Peki canım kardeşim, yani be cahil kardeşim, hem canım hem cahil kardeşim diyelim. Şimdi Darwinistlerin kendi kurduğu müzeler var. E koca koca orada dinazor kemiklerini görüyoruz. Üç boyut ne demek oluyor? Eni var, boyu var değil mi, yüksekliği var, yani koskoca kemikleri, eklem kemikleri var. Peki bu ne bu? E yok diyor. O zaman onlar da geçersiz o zaman. Yani çamura yatmanın en gelişmiş şekillerini biz Türkiye’de ve Ortadoğu’da görüyoruz böyle. Bu onların yaşadığı paniği gösteriyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, bak %99 oranını durduramadılar. Eskiden Darwinizm’e inananların oranı %70 idi Türkiye’de 1970 ‘lerde, 71 ‘lerde. Sonra bu oran tersine döndü. Yakın zamana kadar %70’ler civarında Yaratılış oldu, Yaratılış’a inananlar oldu. Gazete küpürlerinden görebilirsiniz bunu. Sonra 80 oldu, 90 oldu, 95 oldu, son yaptıkları ankette kendileri yaptılar, %99 oldu. Hadi hepimize hayırlı olsun, geriye sadece %1 kaldı. Onu da sökeceğiz Allah nasip ederse. Biz öyle TRT’nin önüne gidip kartonlarla falan şamata yapmıyoruz. Bilim ile konuşuyoruz değil mi, kitap basıyoruz, dergi basıyoruz, sesimizi de yükseltmiyoruz, yaygara da yapmıyoruz. Bizi hiç gördünüz mü bir yerde, elimizde kartonlarla falan gidip bir yerde protesto ettiğimizi? Yani bunlar çok çocukça, böyle Lenin’in devrinden kalma, Marx’ın devrinden kalma onun verdiği akıllarla yapılan o zaman ki olaylardı. Bu moda bir türlü bitmedi, tükenmedi geldi vaktimize kadar. Bir de Hitler meraklıydı böyle toplatıp bütün milleti bağırtmaya. Böyle geniş alanlarda topluyor, garibanları kandırmış. Mesela 1 milyon adam topluyor, hep birlikte marş söyletiyor, işte çeşitli bayraklar… Çocuk gibi yani koskoca adam, buradaki herifler de böyle. Orada hepsi birden heyecanlanıyor, ağlayanlar, zırlayanlar, kendini yerlere atanlar, heyecanlanıyorlar. Adam kasap, adam kesmeye hazırlanıyor neyine ağlayıp zırlarsın, yerlere atarsın kendini yani? Adam katil, sizleri de katil ordusu olarak görüyor. Değil mi? Ve katliam hazırlığı yapıyor, katliamı da yüceleştiriyor ve Darwin’e dayandırarak bunu yapıyor. Dolayısıyla o devirden kalma modalardır bunlar. Nereden geldiğini bile bilmiyorlardır o modanın. Dolayısıyla, bağırtı, çağırtı, şamata, kartonlarla, şunlarla, bunlarla, oraya, buraya gidip olay çıkartmakla bu işler olmaz. Kitapla, dergiyle, yazıyla, konuşarak olur. Niye karşımıza çıkıp tek kelime mantıklı konuşamıyorlar? Niye tek bir tane delil getiremiyorlar? Her konuda ezdik. Halkımız, bizim milletimiz çok akıllı, zeki oyuna gelmez. Niye %99 oldu oran peki? Darwnizm’e inanmayanların oranı neden %99’a çıktı? Yani şapkalarını önüne alıp bir düşünsünler. Ki benim mütevazı çalışmam. Amerika’nın gücüne göre, Rusya’nın, Çin’in gücüne göre değil mi? Çünkü Amerika’nın bütün okulları Darwinizm’i anlatıyor. Bütün üniversitelerde resmi olarak devlet politikası olarak okutuluyor. Rusya’da da böyle Çin’de de böyle, Avrupa’da da öyle. Yüz binlerce üniversite, enstitü, okul, milyonlarca kolej, eğitim kurumu, kitaplar dergiler, ansiklopediler hep Darwinizm’i anlatıyor. Ama İstanbul’dan bir genç çıktı, bunların koskocaman zeplin gibi balonlarını, şöyle ufak bir iğneyle dürtünce ortalık bir birine karıştı. Feci şekilde bir patlamayla bunlar etrafa savruldular. Milletimizin sağduyulu, samimi ve derin düşünen olduğunu yapılan anket gösteriyor. Eğer Darwinizm gerçek olsaydı, bütün güçlerini, bakın devletin imkânlarını kullandılar. Her yerde Darwinizm’i anlattılar. Bütün ansiklopediler de, dergiler de, bütün gazeteler bunları savundu. Yani Türkiye’deki büyük basının tamamı Darwinizm’i savundu. Ve büyük televizyon kanallarının tamamı neredeyse Darwinizm’i savundu, hatta muhafazakâr kanalların bir kısmı da savunuyorlardı da biz müdahale ettik; “ne yapıyorsunuz kendinize gelin’’dedik. Değil mi? Bir ara coşmuşlar, onlarda da coşkunluk vardı. Darwinist bir haber çıkıyor. Diyorlar ki; “halka bulundu’’ bakıyorum, tak, muhafazakâr bir gazete veya televizyon kanalı haber yapıyor. Açıyoruz telefonu; “kardeşim siz ne yapıyorsunuz, kendinizde misiniz, ne yaptığınızı biliyor musunuz?” diyoruz. “Özür dileriz, hakikatten boş bulunduk, koyduk’’ diyor. E olur mu? Sen onu orda eğer ses çıkartmazsak, mütedeyyin kesim, okumayan, araştırmayan insanlar inanabilirler ona orada. Çok acayip bir şey olur. Ama büyük basın zaten koro halinde anlatıyor. Ama bakın çırpındıra, çırpındıra, eze, eze %99’a çıktık. Çok şükür maşaAllah, elhamdülillah. Bakın bütün yapıp ettikleri boşa gitti. Bütün verdikleri emekler boşa gitti. Trilyonlarca lira para harcadılar. Katrilyonlarca lira para harcadılar. Bizim işte mütevazı işte birkaç çalışmamızla, kitaplarımızla konu dümdüz oldu. Çünkü “güzel haber tez yayılır’’ derler, insanlar konuşmayı severler, ağızdan ağza yayılıyor. Tabii onlar için de kara haber ayrı mesele. Çok direndiler aslında, geçen seneler son üç-dört yılda çok acayip direndiler. Yani tuşa gelmemek için, böyle köprüde debelendiler. Ama biz bunları künneyle aldığımızda sırt üstü yere vurduk. Şu an pestil gibiler, sırt mindere tam yapıştı yani. Tuş düdüğü de öttü yani inşaAllah. Şu an bak ses çıkartmıyorlar, artık çok cılız sesler. Kartonlarla falan feşmekan...

SUNUCU: Kısa bir ara vereceğiz Hocam.

Kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle beraber olacağız lütfen bizden ayrılmayın.

Kısa bir aranın ardından tekrar sizlerle birlikteyiz. Sevgili seyirciler, dinleyiciler kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum size. www.harunyahya.org ve www.harunyaya.net adreslerinden Sayın Adnan Oktar’ın eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Hocam nasıl devam edelim?

ADNAN OKTAR: Yine bir şeyler anlatayım bu konularda. İnşaAllah. Marksist düşüncede, ekonomi altyapı olarak belirtiliyor. Üst yapı ise; düşünce, hukuk, ahlak, aile, devlet yani bizim manevi değerlerimizin tamamı. “Üst yapıyı, alt yapı’’ belirler diyor. İşte Makdum’un üslubu da biraz onu andırıyor. Yani ekonomi, her şeye hâkim olan ekonomi… Her şeye ekonomi hâkim olmuyor. Türkiye’de de dünyada da tek mücadele vardır; Allah’a inananlarla, inanmayanların mücadelesi vardır. PKK ile yapılan mücadele şu an budur yani. Allah’a inananlarla inanmayanların mücadelesi vardır. Her zaman da bu böyle olmuştur. “Hz. Âdem devrinden itibaren, asrımıza, zamanımıza kadar hep böyle olmuştur.’’ Bu yüzden Marksizm pratikte, asıl gerçek olarak alt yapıyı kabul eder, yani ekonomi ve sınıfların mücadelesi tek gerçek olarak kabul edilir. Düşünce, ahlak, ideolojiler, aile, din gibi kavramların üst yapı olarak nitelendirilmesinin bir nedeni; bu yapıların tümünün zaman içerisinde halkın yaşamından çıkarmaktır.” Yani çıkacak diyor zaten, din kendi içerisinde zaten doğal olarak ölecek. Darwinizm zaten dünyaya hâkim olacak. Devlet de çıkılacak. Aile yıkılacak, ahlak yıkılacak yani bizim manevi unsurlarımızın tamamının yıkılacağına inanıyorlar. Eğer Darwinizm çökertilirse bunların dayanacağı hiçbir şey kalmıyor. Şu an çökertildiği için, çırpınmanın nedeni bu. Ama tekrar söylüyorum Darwinizm’in anlatılmaması çok büyük bir hata olur. Biz mesela küfrü bilmiyorsak, küfürle nasıl mücadele edeceğiz? Yani değil mi? Şirki bilmiyorsak, Cenab-ı Allah Kuran’da şirkten bahsediyor ama şirki bilmiyoruz, ne mücadele edeceğiz peki? Şeytanı tanımazsak, şeytana karşı nasıl mücadele yapacağız? Dolayısıyla şeytanın ideolojisi olan Darwinizm’in çok kapsamlı anlatılması lazım. Anlatılmaması çok acayip… Anlatılması zaten onun yıkılması için temel gereksinimdir. Darwinizm’i anlatmak demek, zaten Darwinizm’i yıkmak demektir. Çünkü ne kadar mantıksız, münasebetsiz, delillere dayalı olmadığı, bilimsellikten uzak olduğu, tamamen safsataya dayalı olduğu ancak Darwinizm’i anlatarak mümkün olur. Anlatmadan nasıl anlatacağız? Mesela bir proteini önce anlatacağız. “Darwin ne diyor?’’ diyeceğiz. “Proteinler tesadüfen meydana geldi diyor’’ diyeceğiz. Proteinin molekül yapısını ekrana getireceğiz, bilim adamlarını çağıracağız. Kardeşim diyeceğiz, ateist de de olur, inanan, inanmayan bilim adamı… Bu protein molekülünü gördünüz; bu çamurlu suda, serbest bir ortamda tesadüfen meydana gelmesi ihtimali % kaçtır? Bize gelen izahlar, onların kendi izahları yani Marksistlerin, Darwinistlerin yaptığı izahlar ne biliyor musunuz? Bir rakamını önce bir koyuyorlar, yanına 950 tane sıfır koyuyorlar o kadar da bir ihtimal. Ayıp kardeşim ayıp yani bu kadar da rezalet olmaz. Bu ne demektir? 0+0+0+0 ihtimal demektir, yani mümkün değil demektir. Hadi diyelim öyle bir protein oldu, e bir tane daha gerekiyor. O da 150 m ötede olduğunu düşünelim, 2 km ötede bir protein daha oluşuyor. Tabii biri sağ elli, biri sol elli o da ayrı mesele zaten onda hiç tutmuyor çünkü yaratılışa uygun olması gerekiyor. Oradan proteinler yürüyecekler, dağları aşacaklar bir araya gelecekler bu protein molekülleri. “E arkadaş’’ diyecek “sen hangi memleketten geliyorsun? Ben Konya’dan geliyorum, ben Eskişehir’den geliyorum. Biz birleşelim bakalım bir araya gelelim bakalım ne olacak?’’ diyecekler. Bütün proteinler bir araya geldiğinde ne olur biliyor musun? Protein tozu olur. Bodycilerin kullandığı, satılan protein tozlarından... Protein tozlarının başında 700 kuşağa kadar bekleseler o protein tozu o kutunun içinde durur hiçbir şey olmaz. Sulandırsınlar, çırpsınlar hiçbir şey olmaz. Yani ondan ne insan çıkar, ne zürafalar çıkar, ne domates biber, ne zeytin ağaçları, ne nar ağaçları, ne muz ağaçları değil mi? Ne kaplanlar, kediler hiçbir şey çıkmaz. Akıllarını başlarına alsınlar. Şeytan onlara bir tuzak kurdu, bunun içine düştüler kuş gibi düştüler bu tuzağın içerisine. Bir parça kafalarını çalıştırsalar, kurtulacaklar. Yani tesadüf neyi yapabilir kardeşim? Bir kere Darwinist dedikleri adamların, samimi konuşup konuşmadığını gençlerin tespit etmesi gerekir. Şimdi çıkmışlar orada keratalar, TRT’nin önünde şamata yapıyorlar. Sevimli de tipler yani böyle. Gürbüz gürbüz tipler. Bu sevimlilere ben şunu söylüyorum: Alın o pir amcaları, dizilin karşısına, ya dersiniz Adnan Hocamız bize böyle şeyler anlatıyor. Siz ne diyorsunuz? Yani şu tesadüf işini bize bir anlatsanıza. Değil mi? Bir proteinin meydana gelmesi ve bütün canlıların meydana gelmesinde, bir güç var. Bunun adı tesadüf mü, değil mi? Demogoji yapmadan bize bir normal delikanlıca bir cevap vermeleri lazım. Ki oradan bir başlayalım yani. İlk nefes alıp vermeler oradan başlayacak. Eğer lafı uzatıp lastiklendiriyorlarsa, bilsinler ki yalan söylüyorlar. Yani bu konunun cevabı nedir biliyor musunuz? Ya evettir, ya hayırdır. Kem küm etmeye başladılar da, böyle uzun demogoji yapıyorlarsa, yarım saat bir saat konuyu anlatıp bundan bir mana çıkmıyorsa ne yapıyorlar biliyor musunuz? Yalan söylüyorlar demektir. Hiç uzatmaya gerek yok. Cin gibi gençler ben gördüm resimlerini falan, keratalar. Bu soğuk havada oturup orada bağıracaklarına o adamları getirsinler değil mi uygun bir yere götürsünler. Sorsunlar, yani desinler nedir bu olayın aslı? Ve niye bir tane ara fosil göstermiyorsunuz madem böyle söylüyorsunuz? Bak Hocamız çıkıyor ben masanın üstüne getirip koyuyorum küt diye söylüyor desinler. Hatta ben kamyon hesabıyla getiririm onlara. Bir tane ara fosil getiremiyorsunuz, her şeyi tesadüfen açıkladığınız halde, tesadüf değil diyorsunuz. Ne diyor? Adnan Hoca’nın bir şeyler falan yazıyor ama. Nerede o Milliyet’te mi çıktı? Bu nerede?

TARKAN YAVAŞ: Evet Milliyet’te çıkmış Hocam.

ADNAN OKTAR: Adnan Hoca, Adnan Hoca, Adnan Hoca. Başka bir izahı yok. Dedeler falan da var aslanım benim. Başında şapkayla. MaşaAllah. Ee dedem oraya soğukta gideceğine, gelsin bizim misafirimiz olsun, konuşalım. Ama bağırtıyla, çağırtı olmayacak. Sakin olacaksın, değil mi? Tansiyonu çıkar, kalbi olur Allah vermesin öyle şeylere gerek yok. Sakince konuşacağız. Dedem bana anlatsın, ben dinlerim inşaAllah. O gençler de mesela, keratalar gelsinler konuşalım inşaAllah. Ben açığım. Bana şu tesadüf işini bir anlatacaklar. Ama demogoji yapmayacaklar. Demogoji beni de sıkar, onları da sıkar. Ben uzun laftan hiç hoşlanmam, ayıp yaparlar. Yani bu uzaylıların yaratması olayı nedir? Dawkins falan çünkü bunları asıl pirleri bunu demeye başladılar. Uzaylılar yarattı demeye başladılar. Bir kısmı Merih’ten, Hürriyet gazetesi de geçen günler Merih’ten geldi diyordu değil mi haber? Yani bundan nasıl şüphelenmez? Bu aklı başında, yani bunlar çok zeki çocuklar. Ben bunu anlamıyorum. Yani bakın biri Merih’ten geldi diyor, biri uzaylılar yaptı diyor. Biri tesadüfen oldu diyor ama tesadüf değil diyor. Yani burada bir anormallik sezemiyorlar mı? Bir tane ara fosil gösteremiyorlar. Bunda bir anormallik nasıl göremezler? Bunlar cin gibi çocuklar. 300 milyonun üstüne çıktı şu an ara fosiller. Yani ara fosil diyorum, canlılığın evrim geçirmediğini ispat eden, yaratılışı ispat eden fosiller. 300 milyonun üstüne çıktı şu an sayısı. Bir tane dahi yok. Bir de bu insanların değil mi bak, bilim diyorlar onlar şüpheciliği getirir. Hiç mi şüphe etmiyorsun, yani hiç mi araştırmıyorsun? Değil mi? Ama biz tabii mümin olduğumuz için, Kur’an’dan şüphe etmeyiz. Evet.

Bav Davasında Bozma Gerekçeleri 4. Nedir? Ne gazetesi? Vakit. Vakit aslandır Vakit gazetesi, çok şahane bir gazete. Evet, yarın ki Vakit’te böyle bir ilan var. Evet. Vakit Gazetesi çok samimi bir gazetedir onu söyleyeyim. Yani böyle delikanlı gazetedir. Yani kusursuz insan olmaz ama, hakikaten merdane, böyle yiğitçe konuları açıklayan. Milli Gazete’de öyledir, çok candandırlar bunlar inşaAllah. Türkiye Gazetesi de mazlumdur, böyle çok şeydir yani insancıl bir gazetedir. Efendim, Yeni Şafak da öyle, dürüsttür, samimidir. Zaman da dürüst gidiyor yani üslubu hep dürüst değil mi? İnşaAllah. Ama birçok gazete düzeldi aslında, bana mı öyle geliyor yani?

TARKAN YAVAŞ: Estağfirullah. Dediğiniz gibi Hocam.

ADNAN OKTAR: Birçok gazete iyi olmaya başladı artık yani. Eskisi gibi değiller. MaşaAllah. Allah hepsini tam dürüst hale getirsin. Çok samimi hale getirsin. İnşaAllah, baronun şerrinden de Allah hepsini korusun inşaAllah. Evet. Karardan önce iddia makamının görüşünün alınmaması bozma nedenidir diyor. Nereden anlıyoruz bunu? Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 2.7.2008 tarihli yazısının içtihadı. Karar verilen oturum da hazır olan katılan vekiliyle, Cumhuriyet Savcısı dinlenilmeden, karar verilmek suretiyle CMK’nın 33. maddesine aykırı davranılması, hükmün bozulmasına karar verildi diyor. Hakikaten bizim davamız da, Savcı’nın görüşü alınmadan karar verildi. Bu bir bozma nedeni. Ama tabii biz her zaman söylüyoruz mahkemeye saygılıyız. Yani kararına da saygılıyız ama, hukuk bilgisi açısından bunu söylemem önemli. Bizim mahkememizde, Savcı’nın görüşünün alınmamasının bozma nedeni olduğunu biz söylemiyoruz, kanunlar söylüyor. Yargıtay 1.Ceza Dairesi’nin içtihadları söylüyor. Evet, başka bozma gerekçeleri de var, birçok var. Onları anlatmış, fakat çok uzun olduğu için onları anlatmıyorum. Fakat benim en çok hayretime giden, 4422’den dava bozulduğunda; ağır olan maddeye göre değil de, hafif olan maddeye göre yargılama gerekirken, yani kanunen bu mecburken; ağır olan maddeye göre bizim yargılanmamızı ben anlayabilmiş değilim. Yani ben sağ aydınlara da, sol aydınlara da bunu buradan bildiriyorum. Yani bunu bir hukuk bilimi açısından bir incelesinler. Mahkemeye ben saygı duymakla beraber, kararına saygı duymakla beraber ben bunu anlayamadım. Madem böyle bir kanun var, uygulanmamasının da açıklandığı bir kanun olması gerekiyor. Değil mi? Bu neden uygulanmaz? Bunun da açıklanması gerekiyor. Böyle bir kanun ben göremedim. Eğer, varsa bilen varsa, bana bildirirlerse bizim adresimiz belli. Çok memnun olurum ben. Çünkü 313 uygulanacakken, 220 uygulandı. Değil mi? 4422’den bozulma olduğunda, evet. Ayrıca, hiç kimse müracaat etmediği halde, değil mi?

TARKAN YAVAŞ: Evet. Yargıtay kararı temyiz etti.

ADNAN OKTAR: Temyiz etti evet. Hiç kimsenin temyiz talebi yok. Ne bizim var, ne karşı tarafın var temyiz talebi. Yargıtay’ın çalışkanlığından. Teşekkür ediyoruz, tebrik ediyoruz. Bir hayır vardır ama, bunun da bir kanuni bir delilini ben bulamadığım için merakımdan soruyorum. Yani çünkü araştırdık, her yerde araştırdık bulamadık. Yani, eğer bir köşede bir kenarda bir yerde kalmış da biz göremediysek bilmiyorum ama. Yani titizlikle araştırdık, bilim adamlarına sorduk, hukukçulara sorduk, Eski Yargıtay üyelerine sorduk. Değil mi? Hukuk profesörlerine sorduk, hiçbirinin haberi yok. Bizim de haberimiz yok. Ama bir bilen buluruz inşaAllah. Eninde sonunda bulacağız Allah’ın izniyle. Bize bu konuyu açıklayacaklar inşaAllah. Umut ediyorum inşaAllah. Yani mesela, son davanın son celsesine kadar hangi davadan yargılandığımızı bilmiyorduk. Mesela bu da çok ilginç. Hayır, söylemeyebilir hakim yani ben saygı duyarım yani öyle gerek duymuştur ve yapmıştır. Ama ek savunma gerekiyordu. Değil mi bu durumda? Ek savunmamızı vermedi. Hazır olan orada kişilerin de son sözünü sorması gerekiyordu.

TARKAN YAVAŞ: Savunma hakkı da vermedi.

ADNAN OKTAR: Evet son, son savunması alınması gerekiyordu onu da almadı. Mahkemenin kararına saygının dışında bir şey yok. Ama tabii hangi kanuna göre olduğunu ben bilemiyorum. Yani, çünkü bütün hukukçulara sorduk. Yani ünlü hukukçu kalmadı sormadığımız. Bütün Yargıtay üyelerine sorduk Eski Yargıtay üyeleri, onlar da bilmiyorlar. Ama bir bilen bulacağız inşaAllah eninde sonunda, Allah’ın izniyle inşaAllah. Bir hikmeti vardır. Ama, bizler kararlara tekrar söylüyorum saygılıyız. Her zaman kararlarına saygılıyız. Bana bir soru mu soracaksın?

SUNUCU: Sorayım Hocam. “Adnan Hocam, röportajlarınızı büyük bir hayranlıkla dinliyorum. Vesilenizle ilmim arttı. Hocam Hz. İsa ile ilgili bir ayet yazdım. “Hiç şüphesiz O kıyamet saati için bir ilimdir. Öyleyse O’ndan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru olan yol budur.” Zuhruf Suresi, 61. ayet. Hz.İsa’nın çıkışını beklediğimiz ahir zamanda bu ayetin ebcedinin miladi 2026 yılını vermesi çok mucize diye düşündüm. Bu tarih Hz. İsa ile ilgili önemli bir tarih olabilir mi Hocam?” Burcu Hanım yazmış.

ADNAN OKTAR: Yani “O kıyamet için bir alamettir” diyor Cenab-ı Allah, Hz.İsa’nın çıkışı için. Ve bunun ebcedi de 2026 veriyor. Tam mübareğin çıkış zamanını veriyor inşaAllah Allah’ın izniyle. 2021’ler, 2026’lar, Onun ihtişamlı ve güzel dönemini gösteriyor Allah’ın izniyle inşaAllah göreceğiz. Herkes genç Türkiye’de. Herkes görecek Allah’ın izniyle inşaAllah.

SUNUCU: Devam edeyim mi Hocam? “Allah’ın selamı üzerinize olsun.”

ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.

SUNUCU: “Azeri ve Türk bayraklarını yan yan yana görmek çok gurur vericidir. Hz. Peygamberimiz’in hadislerinde, Hz. Mehdi (as)’a kırmızı bayraklılar Türkiye ve Hazar’la Azerbaycan yardım edecek. Bu Hz. Mehdi’nin talebeleri, Türkiye ve Azerbaycan’da olacaklarını işaret eder mi? Allah razı olsun. Rail Nuriyev” yazmış.

ADNAN OKTAR: Ne ismi?

SUNUCU: Rail Nuriyev.

ADNAN OKTAR: Rail. Ne güzelmiş ismi maşaAllah. Rail, Allah nurunu artırsın Nuriyev’in. Tabii ki Azerbaycan ve Türkiye iki mübarek millet; ki aynı millettir. İki mübarek devlettir inşaAllah. Hepsi Türklerden oluşuyor; ki ben Türk’üm diyen herkesin Türk olduğuna inanıyorum zaten. Tabii ki Allah bunu fiileden gösteriyor. Kırmızı bayraklılar ortaya çıkmıştır. Türk devletleri ortaya çıkmıştır. Türk İslam Birliği’nin gerçekleştirmek üzere şu an muazzam bir atağa geçtiler. Her yerde vizeler kalkıyor. Her yerde anlaşmalar yapıyor. Her yerde değil mi? Bütün sınırlar açılıyor. Bütün bağlar güçlendiriliyor. Ve yıldırım hızıyla bunlar gelişiyor. İki yıl önce bunlar insanlara hikaye gibi geliyordu ben anlattığımda. Ben dedim süratle Türk İslam Birliği oluşacak göreceksiniz demiştim. Ne anlatıyorsun sen demişlerdi. Acayip şaşırmışlardı. Bakın; şu an en az yarı yarıya yol aldık, ki alt yapısı bitmek üzere şu an. Sadece adı konacak. Yani binanın ana çatısı çıkarıldı neredeyse inşaAllah.

TARKAN YAVAŞ: Bir de Hocam siz vizeler kaldırılsın demiştiniz. Tek tek kaldırılacak demiştiniz. Hepsi maşaAllah o günden itibaren hızlıca her gün bir ülke vizesini kaldırıyor.

ADNAN OKTAR: Bakın vizeler kaldırılsın dediğimde ben, daha hiç vize kalkmamıştı hiçbir yerde. Ben dedikten sonra yıldırım gibi vizeler kalkmaya başladı. Anlaşmalar yapılsın, aramızda bağlar olsun, güçlendirilsin dedik. Yıldırım gibi gelişmeler başladı Allah’a çok şükür. Bütün Azerilere de selam ediyorum hepsine. O yiğitlere, koç yiğitlere. Gönülleri çok rahat olsun. Türk İslam Birliği adım adım ilerliyor. Orada Azerbaycan’da dine karşı mücadele veren, iddia edilen Ergenekon Örgütü elemanları var. Türkiye’yle Azerbaycan’ın veya Türk devletlerinin birleşmesini istemeyen, Suriye’yle, Irak’la, Libya’yla, Fas, Tunus, Cezayir ile birleşmemizi istemeyen iddia edilen Ergenekon Örgütü mensuplarına karşı çok dikkatli olsunlar. Oradan bir Türkiye’ye izbandut gibi bir bayan gelmişti. Böyle çam yarması gibi. Çok da azgın bir şey. Bağırtıcı çağırtıcı falan bir şey. O da iddia edilen Ergenekon Örgütü mensuplarından birisi. Ona karşı da çok dikkatli olsunlar. Zaten onu örgüt gönderdi buraya. Cins bir tip yani. Ve dine karşı çok kinli bir kadın yani çok şiddetli kinli. Ne istediği de belli değil. Türkçüyüm diyor Türklere düşman. Türk milliyetçisiyim diyor, Türk birliğini istemez ve Müslümanlığı istemez. Ulan sen nasıl milliyetçisin sen? Türklüğün çimentosu İslam’dır. Yani Türkiye de ana çimento İslam’dır. Milleti birbirine bağlayan bir güçtür. Sen dini kaldırdığında ne kalıyor geriye? Yani o zaman nasıl olacak? Dindir, yani devlet düşüncesininde kökeninde din vardır. Marx kendi de söylüyor kendisi söylüyor. Ben söylemiyorum ki bilim adamları söylüyorlar. Ahlakında, aileninde kökeninde yine din vardır. Ve hepsini din güzelleştirmiştir, bir anlam kazandırmıştır. Yoksa insanlar ne aileye gerek duyarlardı, ne ahlaka gerek duyarlardı. Muazzam bir kargaşa olurdu. Ki nitekim 2120’lerde kıyamet kopmadan hemen önceki dönem tam marksistlerin istediği gibi olacak. Bir kısım marksistlerin istediği gibi. Yani din yok, aile yok değil mi? Ahlak yok, herkes birbirine saldırıyor. Tez, sentez, antitez dedikleri düşünce tam gelişmiş. Muazzam bir kargaşa olacaktır. Yani komünizmin en azgın olacağı dönem 2120’lerdir. Yani gerçek komünizmi o zaman görecek insanlar. Ama Allah’ın gücünü de görecekler. Mesela eğer bilimle, teknolojiyle kıyameti durdurabiliyorlarsa durdurmaları gerekirdi. Ama diyor Cenab-ı Allah saçları bembeyaz olacak korkunun şiddetinden diyor. Konuşma güçlerini kaybedecekler diyor Allah. Sen onları sarhoş zannedersin sarhoş değillerdir diyor. Yani acayip sesler çıkarıyor ama konuşamıyor. Meramını anlatamayacak yani. Böyle pirokronik hareketler. Kontrolsüz hareketler başlayacak. Geçenlerde Darwinist gençler çıkmıştı Habertürk’de mi ne?

ADNAN OKTAR: O nedir öyle? Daraldı mı, gerildi mi? Sürekli şöyle bir şeyler yapıyor elini. Tam iki kere ama. Dikkat ettim, birkaç defa seyrettim ne oluyor falan yani. Ne hikmetse tam şöyle yapıyor bir daha indiriyor. Bir daha yapıyor bir daha indiriyor.

TARKAN YAVAŞ: Kontrolsüz.

ADNAN OKTAR: Çayları böyle viski içen kovboy gibi içiyordu. Bir dikişte tepesine, kafaya. Müthiş gerilmiş böyle. Ama bunların mesleği Darwinistlik bunlar mesleğini kaybetse okuldan da atarlar, biz Darwinizm’e karşıyız deseler, Darwinizm diye bir şey yok, bilimsel gerçekler altında da Darwinizm yıkılmıştır, proteinler tesadüfen meydana gelemez, ara fosil de yoktur, bu bir aldatmacadır deseler zaten görevlerine son verecekler. Başka da işi gücü yok bunların, ya bakkal dükkanı açacaklar ya manav dükkanı açacaklar herhalde ona da sermayeleri yok anladığım kadarıyla yani yoksa ben fark etmediklerine inanmıyorum, anlaşılmayacak gibi değil. Daha önce o arkadaşlardan birini biz eve götürmüştük. Neydi o?

TARKAN YAVAŞ: Evet daha önce Halil diye bir arkadaşımız evine götürmüş.

ADNAN OKTAR: Kimi götürmüş?

TARKAN YAVAŞ: Helvacıoğlu.

ADNAN OKTAR: Ender Helvacıoğlu.

TARKAN YAVAŞ: Ender Helvacıoğlu’nu Halil denen arkadaşımız, Ömer Faruk diye de bir arkadaşımız var, birlikte gitmişler hep beraber orada Darwinizm’in çöküşünü anlatmışlar, bilimsel nedenlerle sonra o da anlamış, kanaati gelmiş o anda samimi kanaati gelince hatta böyle ağlamış gözünden yaş gelmiş o an olayın şiddetinden herhalde tam bilemiyorum. Tam kanaati gelmiş ama orada.

ADNAN OKTAR: Yani konuşmalarından bunu yani ağlamadan anlaşılmaz da, ağlama herhangi bir şeye üzülmüştür, bir şey aklına gelmiştir ağlayabilir ama o bir ölçü değildir. Fakat böyle bir konuşması olmuş herhalde.

TARKAN YAVAŞ: Evet çok net bu konuşması ve orada net söylemiş vicdanen kanaatini söylemiş, tam kanaatim geldi şeklinde ifade etmiş.

ADNAN OKTAR: İşte bu konunun iyice açıklığa kavuşması için herkese mesela bak biz anlatıyoruz. Şu mesela bu konuları Stalin Darwinizm ile ilgili ne demiştir? Mao ne demiştir? Marx, Engels ne demiştir? Troçki ne demiştir? Bunların gençlere anlatılması lazım, değil mi? Karşıt cevabın da anlatılması lazım, biz anlatıyoruz. Yani devletin bunu yapması lazım, bak Stalin ne diyor; Apo’nun Abdullah Öcalan’ın mürşididir Stalin, yani onu birebir taklit eder ve Saddam’da bu devrilen Saddam da Stalinist’ti. Stalin bıyığı bırakıyordu, Stalin’in kıyafetlerini giyiyordu yani Stalin hayranıydı. Stalin bakın ne diyor; “Genç nesillerin zihnini Yaratılış düşüncesinden arındırmak için onlara tek bir şeyi öğretmeliyiz” yani kainatı Allah’ın yarattığı düşüncesinden gençleri kurtarmak için diyor, güya tek bir şey öğretmeliyiz diyor. Yani ben yaratılışın öğretilmesini istemiyorum diyor Stalin. Buradaki arkadaşlar ne yapıyor TRT’nin önünde? Biz de diyorlar yaratılışın anlatılmasını istemiyoruz. Nerede anlatılmayacak? TRT’de anlatmayacaksınız diyorlar. Stalin ne diyor? Stalin de aynısını söylüyor. Ben yaratılışın anlatılmasını istemiyorum diyor değil mi bunları gençlerin öğrenmesi lazım. Bunun yerine ne diyor Stalin, bakın “genç nesillerin zihnini yaratılış düşüncesi ile arındırmak için onlara tek bir şeyi öğretmeliyiz, Darwin’in öğretilerini.”. Darwinizm’i anlatmalıyız diyor gençlere. Stalin ateist olmasındaki etkenin Darwin olduğunu şöyle açıklıyor, kendi açıklamasında kendi el yazısı ile yazdığı eserlerinde, eser mi diyelim artık kitap evet. “Çok erken yaşlarda henüz Hıristiyan kilisesinde bir öğrenci iken yoldaş Stalin eleştirel bir mantıkla ve devrimci bir duygu geliştirdi. Darwin’i okumaya başladı ve ateist oldu.” Yani bakın Darwin’i okumaya başlıyor ve ondan sonra ateist oluyor yani onun döneminde onu anlatan bir kitapta, onun döneminde hazırlanan bir kitapta bu anlatılıyor. Yani kendisi sağ iken hazırlanmış. Çok erken yaşlarda henüz Hıristiyan kilisesinde bir öğrenci iken yoldaş Stalin eleştirel bir mantıkla ve devrimci bir duygu geliştirdi. Darwin’i okumaya başladı ve bir ateist oldu, diyor. Mao ise şöyle diyor, “Mao kurduğu bu düzenin ve felsefi dayanağını ise” yani kurduğu devletin felsefi temelini” biz de onu söylüyoruz, bunların düşüncesi bu diyoruz. “Çin komünizminin temeli Darwin’e ve evrim teorisine dayanmaktadır.” Bunu Mao söylüyor. Bunu da gençler bilecek işte, ben öğretiyorum. Benim öğretmeme gerek kalmasın bunu devlet öğretsin, okullarda öğretilsin ve cevabı da verilsin. Yani bu terörün anarşinin kökeni başka türlü anlaşılmaz. Mesela Güneydoğu’daki hareket, Stalinist hareket aynı zamanda Mao’cu düşünceden de kaynaklanan bir yapılanmadır. Ho Şi Min gerilla teknikleri uygulanıyor orada yani tecrübe etmişler adamlar dağlık arazideki çatışma yöntemleri gerilla yöntemleri uygulanıyor. Çin’deki gerilla yöntemleri şu an orada uygulanıyor. Marx, Engels Darwin’in kitabı yayınlanır yayınlanmaz Marx’a şöyle yazıyor; “şu anda kitabını okumakta olduğum Darwin tek kelime ile muhteşem” diyor Engels. Marx ise 19 Aralık 1860 tarihinde yazdığı cevabında şöyle diyordu. “Bizim görüşlerimizin doğal tarih temelini içeren kitap işte budur.” Bakın bizim görüşlerimizin yani Marksist düşüncenin doğal tarih temelini ki zaten Marksizm’in tamamının kökeni budur, temelini içeren kitap işte budur yani Darwin’in kitabından yaptım ben ne yaptıysam ondan yaptım, yaptım diyor. Darwin’in yapıtı, büyük bir yapıttır diyor, Marx. Tarihteki sınıf mücadelesinin, doğa bilimleri açısından temelini oluşturur. Zaten bütün Marxist düşüncenin kökenin ona dayandığını söylüyor. Bak, tarihteki sınıf mücadelesinin, doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor. Ne diyor? Ben diyor, kitaplarımda açıkladığım, Marxist sınıf mücadelesi düşüncesi ve bütün ana fikirlerimin temelini bu kitap oluşturuyor diyor, Darwin’in eserleri oluşturuyor. Darwin’in yapıtı diyor. Kitabın, Das Kapital’in birinci cildini kendi el yazısıyla, Charles Darwin’e gerçek bir hayranı olan, Karl Marx’dan diye imza atıyor. Gördüm ben hakikaten, o kitabın orijinali de var. Şimdi Türkiye’deki, işte mesela Abdullah Öcalan’nın, Darwin’i göklere çıkaran çok fazla izahı var. Darwinizm’i savunan çok fazla izahı var. Doğu’da PKK hareketine gelen kişiler önce Darwinist ve materyalist eğitimden geçiriliyorlar. Çünkü Darwinist Doğuda PKK hareketine gelen kişiler önce Darwinist ve materyalist eğitimden geçiriliyorlar. Çünkü Darwinist olmadan terörist olması mümkün değildir, Stalinist olması mümkün değildir. Ama Darwinist ve materyalist yetiştirdikten sonra o çok kolay oluyor. Ama zaten gençler Darwinist yetiştiriliyorlar dışarıda. Yani hazır, onlara hazır malzeme gelmiş oluyor. Onlar da o hazır malzemenin üzerine konmuş oluyorlar. Şimdi dergiler, gazeteler, kitaplar, eserler, her yerde Darwinizm var, tek yanlı. Ve yaratılışı savunan da hemen hemen hiç kimse yok. Ama Allah’a çok şükür biz aslan gibi ortaya çıkınca bir kükredik dağ taş inledi. Değil mi? Kayalar bile titredi. Bakın %99 Türk halkının cevabı Darwinistlere, Avrupa’ya, Amerika’ya cevabı. Atatürk ne diyor? Türk milleti zekidir diyor, çalışkandır diyor. Bizim milletimizi kandırmanın imkanı olmadığını gördüler mi? Kaç yıl, bakın 150 yıl emek verdiler. 150 saatin içerisinde yerle bir ettik. %99 ne demektir biliyor musunuz? Siz tam anlamıyla bittiniz ey Darwinistler diyor bizim milletimiz. Yani Türk milleti muazzam bir cevap verdi. Ama % 1 kısım kaldı diyorlarsa onu da halledeceğiz Allah’ın izniyle, ona hiç kafalarını takmasınlar. O sevimlileri de ben davet ediyorum, TRT’nin önünde gösteri yapan o dedeyi, medeyi, gençleri falan, hepsi gelsinler. Ama bağırtı yok, burada pankart mankart, ben şimdi onlarla uğraşamam. Pankart yok. Sakince oturacaklar. Onların mürşidlerinden de alıp getirsinler. Ben onlara 3-4 tane soru soracağım. Fazla vakitlerini almam, yani yarım saatlerini falan alacağız inşaAllah. Bir soracağım soru şu, proteinler taesadüfen meydana gelebilir mi? Ama demogoji yapmayacaklar. Ben sıkılırım öyle çok uzatırlarsa, yani samimi cevap istiyorum. Evet veya hayır. Herhangi, tek bir tane ara fosil var mı? Varsa nerede? Ya birlikte gideceğiz topluca, bir araba tutup hep birlikte gideceğiz, o ara fosili görmeye görmeye gideceğiz. Değil mi? Ben çantayı alacağım, 10 trilyonu, çünkü söz verdim, sözümden dönersem olmaz. Parayı da yanımıza alacağız. Hep beraber ya otobüse binip, ya uçağa binip gideceğiz. O ara fosili göreceğiz. Ama yoksa… O zaman ne yapacağız? O zaman o dedenin şapkasını alırım. Masanın üzerine koyacağız hep birlikte bir fotoğraf çektireceğiz, inşaAllah. Bizi hiç böyle demogoji ile falan yormaya kalkmasınlar. Çok samimi olacaklar, doğru konuşacaklar. Ara fosil yok. 300 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil var. Her yer kaynıyor ve gerçek fosil. Bir de inanmazlar da vesvese ederlerse, insandır bu, vesvese eder, şüpheye açıktır, istedikleri üniversiteye götürelim fosili, hep beraber başında da duralım, tarih tespiti yaptıralım. Parasını ben vereceğim. Yani masrafı neyse üniversitede makbuzunu keseceğiz, üniversitede incelesinler. Lalettayn, mesela, arkadaş diyecek, şu fosil diyecek. Ben 30 tane fosil koyacağım. Şu fosil, gözüm kesmedi bunu diyecek. Hep beraber gideceğiz. Üniversitede bakılacak. Ama 100 milyon yıllık olduğu ispat edilirse o zaman o şapkanın tüyü uçar, o zaman biz onu kabul edemeyiz. Değil mi? O zaman yakışık almaz ki nitekim de böyle. Ayıp yapıyorlar, boş yere çırpınıyorlar. Dürüst olsunlar, bilimi samimi savunsunlar. Elektron mikroskopun olmadığı dönem, biyomatematiğin olmadığı dönem, mikrobiyolojinin olmadığı dönem, paleontoloji ilkel şartlarda, o dönemde adam, çıkmış ortaya Darwin, dedesinden öğrendikleriyle, bir şeyler anlatmış. Hayır niye anlattı da demiyorum. Fikir özgürlüğü var, anlatabilir. Ve çok kapsamlı anlatılsın diyoruz biz zaten. Darwin’in ben az anlatılmasından çok rahatsızım zaten. Yani Darwin, en az şöyle bir 600 sayfalık kitapla anlatılması lazım. Ama müsaade etsinler de şu naçizane bizim Yaratılış Atlası’nı da onun yanına koyuverelim, hediye, ek, ilave olarak kitaba. Bunu kabul ediyorlarsa tamamdır. Yani Yaratılış Atlası artı o kitap, ikisini birlikte. Bak ben onu ücretsiz, hediye olarak vereceğim, kitabın yanında. Değil mi? Bu şekilde okullarda inşaAllah bakacak gençlerimiz. Ben her okula hediye edeyim inşaAllah. Veyahut devlet bassın. Hayır benim kitabımın aynısı olması şart değil. Devletin kurulları var, kurumu var, incelesinler. Oradaki fosil fotoğrafları gerçek çünkü, hepsi. Bunları yayınlasınlar. Protein moleküllerini koysunlar, yapısını göstertsinler. Bunların fotoğraflarını koyalım. Altına da tesadüfen olamayacağını söyleyen, kendi Darwinist mürşidleri var, onların bir listesini koyalım. Alayı birden, koro halinde hepsi ne diyor biliyor musunuz darwinistlerin tamamı? Proteinler tesadüfen olamaz diyorlar ve bilimsel olarak biz bunu açıklayamayız diyorlar. Hepsi ittifakla bunu diyorlar. Yani olağanüstü bir yapı diyorlar. Biz bunu açıklayamayız. Proteinlerin tesadüfen meydana gelmesi mümkün değil diyorlar. Daha da sıkıştırırsan uzaylılar devreye giriyor. Yapmayın, etmeyin, ayıptır. Yani bu, çamura yatmanın en gelişmişi olmuş oluyor. Bırakın artık, dürüst davranın, bari deyin ki tamam bitmiştir bu teori ama açıklayamıyoruz da diyebilirsiniz. Teori bitmiştir. Allah’a inanmıyorsa yine inanmayabilir. Ama teorinin yalan olduğu açık, ortada belli. Uzaylılara inanıyorsan ben sana neden uzaylılara inanıyorsun demiyorum ki zaten. Ama bizim de bir gülme hakkımız var yani, içimizden hiç olmazsa bir gülelim uzaylılara inandığı için. Değil mi? Ondan da rahatsız oluyorum diyorsan, tamam onu da yapmayız. Ben, kimseyi öyle tedirgin etmeye niyetim yok, nezakette kusur etmem. Ama bağırtı ve çağırtıyla bilim olmaz. Hatta ilkokul çocukları bile dalga geçiyorlar şu an Hocalarıyla, esprileşiyorlar, şaka yapıyorlar. Değil mi? Şimdi Avrupa’da da anlatıyorlar. Fransızlar geçende de yazmışlar. Fransa’da derste diyor, Darwin’i okuturken diyor, çocuklar gözlerinin içine bakıyorlarmış, böyle alaycı şekilde gülüyorlarmış öğrenciler. Hocalar rahatsızlarmış bundan. Karşı sorular soruyorlar diyor, karşı soruları da Harun Yahya’nın eserlerinden soruyorlar diyor. Tabii onlar da orada felç olup kalıyor. Hocam diyor, proteinler tesadüfen meydana gelebilir mi diyor. Çocuk bacak bacak üstüne atıp oturup bekliyor. Ne desin Hocası? Hoca doğal olarak, solucanın üzerine tuz dökmüş gibi, öyle demeyelim solucanı kastettim ama solucandan vazgeçtim, iyi bir benzetme değil, küçük bir canlı gibi diyelim yahut herhangi bir varlık gibi, makine gibi diyelim, kıvranmaya başlıyor. Öyle olunca tabii çocuğun da komiğine gidiyor bu. Bıraksınlar da gülsün çocuklar. Ara fosil var mı Hocam diyor. Getiriyor, dinozor koyuyor. İnsaf yani, sen apartman gibi adamı, varlığı, oturup ara fosil diye ortaya koyarsan, kusursuz, simetrik, mükemmel bir varlığı ara fosil olarak ortaya koyarsan çocuk güler tabii ki. Ara fosil dediğin nedir biliyor musun? Muazzam patoloji demektir. Eciş bücüş varlıklar demektir. Bu sefer de ara fosiller dediler jilet gibidirler, gayet düzgündürler diyor. Kardeşim, yaratılışı kabul ediyorsunuz. Niye uzatıyorsunuz daha? Nerede görülmüş mutasyonun öyle jilet gibi canlılar meydana getirdiği? Bunların iddiasına göre mesela çok anlamlı güzel bir göz yapıyor mutasyon, birdenbire, aniden. Bakıyor ki öbür tarafta yok. Sağda var ama solda yok. Bir tane de öbür tarafa yapayım diyor mutasyon. Ama simetrik ve tam olsun diyor ve gayet de düzgün olsun diyor. Mesela tek kulak yapıyor önce. Beğenmiyor. Bu mutasyonun düşüncesine uygun değil, madem sağa bir tane yaptım, bir tane de sola yapayım diyor. Mesela beynin sağ lobunu yapıyor. Bu simetrik olmadı, yakışık almadı, bir tane de oraya yapayım diyor. Ayakta da öyle, mesela bir ayak yapıyor, bu adam yürüyemez tek ayakla diyor mutasyon. Değil mi? Bir tane de sola yapalım diyor. Yani ayıptır, bu rezaleti nasıl göremez bir insan. Simetri varsa, düzgünlük varsa, altın oranla yaratıldıysa burada mutasyon olur mu? Bu kadar teknik düzgünlük varsa üstelik de beynin içerisinde, dışarıda renk olmadığı halde beynin içerisinde renkli bir dünya seyrediyor ve 3 boyutlu. Hangi televizyon yapan fabrika şu insanın beyninin içerisindeki netlikte görüntüyü elde edebildi? Daha teknoloji, bu kaliteye ulaşamadı, şu 3 boyutlu kaliteye ulaşamadı. İki tane küçük kamera var, etten kamera, ince iki tane sinir, şu kadarcık da et, beyin eti. Dünyanın bütün fabrikaları çalışıyor, geceli gündüzlü, yüz binlerce mühendis gayret ediyor, o teknolojiyi elde edemiyorlar. Fakat nasılsa mutasyonlar bunu elde etmiş. Bak insan aklı elde edemiyor bu kaliteyi ve bu yüksek teknolojiyi, değil mi, bu mükemmelliği, fakat mutasyonlar yaptı diyorlar. Hem de renkli gösterme kararı alıyor. Yani dışarıda ışık olmadığı halde diyor ki beyin, ben karanlığı görüyorum, karanlığı ben ne yapacağım diyor. Mutasyonlara müracaat ediyor. Mutasyonlar diyor ki o zaman bir ışık yaratayım diyor, ışıklı aydınlık olsun diyor mutasyonlar. Tamam diyor beyin, bir bakıyor ışık oluyor, siyah beyaz oluyor ama. Renkli isterim ben diyor. Sıfır delil var, sıfır delil var, bilakis milyonlarca yaratılışı ispat eden delil var, yüz, üç yüz milyonun üzerinde yine anlatamıyoruz. Bu bir mucize.

Var mı başka soru? Hadi bakalım sor, inşaAllah.

SUNUCU: Var, çok var. “İyi yayınlar Sayın Adnan Hocam. Tabiata baktığımızda Allah’ın yarattığı her varlığın bir uyum içerisinde olduğunu ve birbiriyle muhteşem iletişimine şahit oluyoruz. Sizce doğanın ve hayvanların bu denli uyum içerisinde yaşam sürmesiyle, insanların zaman ilerledikçe birbirinden uzaklaşması arasındaki bu farkı nasıl anlamamız gerekir? İnsanların bu acımasızca çatışma içerisine girmesinde, Darwinizm’in etkisinin ne denli büyük bir tehlikeli olduğunu sizin değerli çalışmanızla öğrendik. Selam ve dua ile, Bursa’dan saygılarımla.” Buyurun.

ADNAN OKTAR: Evet, uyum var, tabii muhteşem iletişim var, doğru. Doğanın, bu denli uyum içerisinde yaşam sürmesiyle, insanların zaman içersinde, şimdi Allah’ı inkar edince, insan tabii ki insanın bir anlamı kalmıyor. Çünkü biz insan sevgisini, Allah’ın varlığından dolayı hissediyoruz, yani yoksa insan bizim için bir et yığını olurdu, Allah esirgesin. Tesadüfen meydana gelmiş bir hayvanın, bir mahlukun, biraz daha gelişmiş şekli olmuş oluyor o zaman. Yani yok olacak bir mahluk, yani tesadüfler sonucu meydana gelmiş bir mahluk, bir süre sonra sonsuz yok olacak diye düşünüyor ve etin, kemiğin oluşturduğu bir organizma. Buna insan nasıl sevgi duysun? İnsan, Allah’ın tecellisi olduğu için, ondaki o muhteşem derinliği hissettiği için hayranlık duyuyor ve zevk alıyor. En büyük nimet, insan sevgisidir, dünyada ve cennette de öyledir. Mesela, cennetin en güzel özelliği budur. Huriler vardır, gılmanlar vardır, Vildanlar vardır. Vildanlar, küçük çocuklar. Mesela, o da insan sevgisidir. Değil mi? Mesela, huriler, güzel kadın suretinde Allah’ın tecellileridir, huri, vildan, gılman da. O da güzel insan görünümünde, güzel delikanlılar görünümündedir, onlarda cennetin bir nimetidir. Mesela, peygamberler nasıl güzel oluyorlar? O bir nimet oluyor değil mi ? Onların güzelliği, oradaki hanımların güzelliği, çocukların güzelliği, eşyaların, bitkilerin güzelliği hepsi insanları adeta hipnotize edecek ama Allah’ ı sevdiğimiz için biz bu heyecanı duyacağız. Yoksa Allah’a inanmayan ateist birisini cennete götürseniz daha öncede söylemiştim sıkılır intihar etmeye kalkar, bunalır. Yani orada yaşamak istemez. Yani psikopat hareketlere başlayabilir. Anormal hareketlere başlayabilir. Nitekim de birçok zengin insanında intihar ettiğini görüyorsunuz. Bunaltır onu yani rahat yaşam, huzurlu yaşam onu bunaltıyor. Ya satanist bilmem ne olup böyle deliliğe işi vuruyor. Ya uyuşturucuya giriyor değil mi? Sevginin kökeni Allah’a dayanır. Allah’ı sevdiğimiz için biz bu kadar canlılardan, insanlardan, hayvanlardan bu kadar zevk alıyoruz bitkilerden. Mesela değil mi benim geçenlerde kedimi getirdim. Bilmiyorum Balım’la tanıştınız mı? Gördünüz mü? Balım Bisküvi, soyadı bisküvidir. İsmi Balım.Yani adamda acayip böyle insanı gıdıklayan bir güzellik var. Böyle patilerini ısırayım mı, yani sevsem elimde kalacak Allah esirgesin. Yani çok nezaketiyle sevebiliyorum ancak, adam felaket sevimli yani. Geçenlerde buraya getirdim acayip rahat yani burada bayağı gürültü var, uyuyor anormal adam geriniyor, süper rahat göbeğe baktım elma gibi böyle muazzam yemek yemiş, onun etkisi ile artık mayışmış. Allah niye bu kadar sevimli yaratıyor? Yani ruhumuzdaki bu gıdıklayan güç, bizi bu kadar etkileyen güç Allah’a olan imanımızdan. Sevgide çaresiz kalıyoruz, ne yapacağımızı bilemiyoruz. Şimdi patilerini ısırsak canı yanacak yapamıyoruz, sevsek canı yanacak fazla bastıramıyoruz, böyle çaresiz bakıyoruz sadece. O yüzünde ne var? Müthiş masum ifade var, çok temiz ifade var ve acz içinde ve acıma hissimizi tahrik ediyor. Acıma neyi getiriyor arkasından, şefkati getiriyor, o şefkat ruhumuzda dehşetli bir güce dönüşüyor ve muazzam bir zevk alıyoruz şefkatin zevkini alıyoruz, çünkü korunmasız Allah bize emanet etmiş. Mesela biz yemek vermesek çok perişan olacak belli. Sıcak mesela ona sağlanan her konfor insanı mutlu ediyor, aynı şekilde insanda da öyledir. Mesela bir fakiri sevindirmek, mesela adam evinde günlerden beri hiç yiyecek yememiş ona kurban eti götürüyorsun kurban kavurma yapıyor yiyor acayip mutlu olur. Mesela bir hırka sıcak hırka veriyorsun, üstü dökülmüş, müthiş sevinir, kullanmadığın hırkan onun için çok değerli bir şey olur o. Mesela 10 torba pirincin var 2 torbasını götürsen çok uzun süredir pirinç pilavı yememiştir onun için çok büyük bir mutluluk olur. Fakir insanlarda çok küçük şeyler çok mutluluk meydana getirir. Fakirler sevgiyi çok iyi bilirler, şefkati çok iyi bilirler, nimetin değerini çok iyi bilirler. Zenginler de bilir ama fakirler daha çok bilirler. Bakın mesela sanatçılar da da fakir sanatçılar daha içli ve daha derindirler, acı ile yetişmiş sanatçılar, daha güzel sanat eserleri ortaya koyarlar. Yani refah ve bolluk içinde yetişen sanatçılar o kadar başarılı olamıyorlar o oranda başarılı olamıyorlar. Yani acı insanı olgunlaştırır güzelleştirir, derinleştirir yani sevgiyi artırır. Tabii kıyasla oluyor, insanların zalimliği, egoistliği, bencilliği iyi insanları daha çok sevmemize neden olur. Çünkü iyi insanlar azdır onlara nadir rastlarız bu sefer canımız gibi onları severiz aman zarar gelmesin koruyup kollarız çok değerli bir varlık olur bizim için, çünkü nadir rastlanır iyi insana, çok iyi insana nadir rastlanır, vasat insan çoktur, kötü insan’da bayağı çoktur. Ama değerli insanın kıymeti nereden biliyoruz? Kıyasla biliyoruz ama mesela melekleri görmüş olsak değil mi meleklere göre o daha az gücü olmuş oluyor. Fakat gayret ederse insan melekleri de geçiyor yani böyle üstün güzelliği vardır mesela Peygamberler birçok melekleri geçebilirler geçiyorlar kişilik, veliler yani bizim gibi değil imtihanları, insanların imtihanı çetindir yani mükemmel imtihan olurlar onların aklının ihtiyarı kalmış durumda meleklerin. Yani alenen Allah’la bağlantı kuruyorlar, alenen Allah onlara vahy ediyor. Mucizeleri alenen görüyorlar yani hayatları mucize zaten, akıllarının ihtiyari kalmış durumda ama insan öyle değil 50’ye 50 yaratılır insan iyi ile kötüyü bilecek gibi, inkara da yatkındır, imana da yatkındır. İki gücü Allah dengeli yaratmıştır. İnsan arada seçimini yapar ama ne zaman yapar sonsuz öncede Allah’ın emri ile zaten o bitmiştir. Yani sonsuz öncede ve sonsuz sonrada her şey bitmiştir Allah katında. Mesela biz burada konuşuyoruz kelimeler, harfler en ince detayına kadar daha bizim dedemizin dedesinin dedesi yokken biz bunları konuşmuştuk en ince detayına kadar. Şu balıkların mesela iniş, çıkışları var ya onlar bile kaderde bellidir hatta şu su kabarcıkları var ya, kabarcıkların çıkışı bile daha dünya kurulmadan o kabarcığın nerden suyun içinde hangi hareketlerle gidip yukarıya çıkacağı bellidir kaderde. Mesela video filme alıyoruz bu görüntüyü yüz sene sonra seyredecek insanlar o kabarcık yine aynı şekilde gider orada yani Allah Katında o bellidir. Allah küçük bir video kasetle kaderin nasıl olduğunu insanlara gösteriyor. Yani bakın diyor bu küçücük video kaset bile bu bilgiyi muhafaza ediyorsa ve bunu da ben yaratan olduğuma göre diyor Cenab-ı Allah, e demek ki bütün bilgi bende mevcut diyor Cenab-ı Allah. Bunu bileceksiniz çünkü beyninizin içinde görüntü olarak o kasedi ben yaratıyorum diyor. Yüzyıl sonra balığın nereye geleceğini, nereye gideceği orada yazılımı diyor Cenab-ı Allah, yazılı görüyorsunuz, su kabarcığının da nasıl gittiğini de görüyorsunuz, her harf ve kelime de belli, demek ki diyor Cenab-ı Allah yüzyıl sonrasında bu olduğuna göre, yüzbinlerce yıl öncesinde de ve milyonlarca yıl öncesinde ve sonsuz öncede de bu bende belliydi diyor Cenab-ı Allah, bunu anlayacaksınız diyor. Yani o videoların hepsinin insanlar hesabını verecekler, anlamazlıktan gelenlere Cenab-ı Allah onlara delil olarak gösterecek inşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah. Hocam bir programımızın daha sonuna geldik güzel sohbetiniz içinde çok teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

SUNUCU: Tarkan Bey size de vermiş olduğunuz bilgiler için çok teşekkür ediyorum.

TARKAN YAVAŞ: Ben de teşekkür ederim.

SUNUCU: Yarın Kanal 35 Tv Kayseri ve 70 Yerel kanaldan Adnan Oktar ile Baş Başa programımızı saat 13:30 ve 16:00 saatleri arasında izleyebilirsiniz iyi akşamlar diliyorum. Hoşçakalın.

Bu eser 763 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
PKK'ya Çözüm Darwinizm'i Yıkmaktır - İlanlar
Teslim Olan PKK'lılar Hakkında Adnan Oktar Ne Düşünüyor? - Adnan Oktar Anlatıyor
Terörün Kaynağı Çatışmayı Esas Kabul Eden Marksist, Diyalektik Felsefedir - Adnan Oktar Anlatıyor
Sayın Adnan Oktar'ın Çay TV ve Maraş Aksu TV'deki Canlı Röportajı (3 Aralık 2009) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Dem TV ve Tempo TV'deki Canlı Röportajı (4 Aralık 2009) - Haber
''Coelacanth Denizden Karaya Geçiş Örneğidir'' İddiası Bir Sahtekarlıktır - Makale
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1234 download
Dinler Terörü Lanetler - 1184 download
Dinler Terörü Lanetler - 1101 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1050 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.