Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Çay TV ve Maraş Aksu TV'deki Canlı Röportajı (3 Aralık 2009)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (262)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9557)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3940)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
ramazansayfalari.com
harunyahya.net
ilmiarastirma.net
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Çay TV ve Maraş Aksu TV'deki Canlı Röportajı (3 Aralık 2009)
Aralık 2009


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: Yayınımıza kaldığımız yerden Sayın Adnan Oktar ve Tarkan Yavaş ile devam ediyoruz. Hocam sorulara geçelim mi?

ADNAN OKTAR: Konuşalım biraz, sohbet edelim. Demin bir Musevi misafirimiz vardı, onu uğurladık sizden önce. Üç din bir arada kardeşçe yaşamayı kabul etmeli yani bu bize Kuran’ın emrettiği bir şeydir ve hadislerin de bize gösterdiği bir şeydir. İnsanlar, Hıristiyanlarla Müslümanlar illaki kavga etsin, savaşsınlar, Musevilerle Müslümanlar savaşsınlar istiyorlar. Bu çok büyük bir zulümdür. Allah onları Musevi olarak yaratmış, Allah diyor ki isteseydim hepinizi tek bir ümmet kılardım diyor, ben ayrı ayrı yarattım sizi diyor. Kuran ayeti var. Yani Museviler olacak, Hıristiyanlar da olacak, Müslümanlar da olacak, tabi ki her din kendinin hak olduğunu bilir. Mesela biz Müslümanlar kendimizi hak yolda olarak kabul ederiz. Yani inancımız budur. Ama bir Musevi de tabii kendisini hak yolda olduğuna inanır yoksa Musevi olmaz yani adam, bir Hıristiyan da kendini hak yolda olduğuna inanır, o da ona göre ibadetlerini yapar, takdir Allah’ındır. Ahirette Cenab-ı Allah bizim hükmümüzü verecek inşaAllah. Ama kavgaya şamataya anarşiye girmeye kalkmak çok büyük bir zülümdür. Ne duruyoruz hadi kavga edelim mantığı ile yaklaşıyorlar. Evanjeliklerde de var bu, böyle mantıksız bir kafa, bir kısım Müslümanlarda da var, bir kısım Musevilerde de var. Masonlar da bu mantığı iyi gördükleri için hepsini birbirine geçirmek için bir mücadele veriyorlar, biz de bu oyunu bozuyoruz. Hatta geçenlerde bir Evanjelik diyor ki; Türkiye diyor eğer bu aralar sertleşir saldırganlaşırsa savaş açarsa ülkelere komşulara, kan dökmeye başlarsa bu çok iyi diyor. Yani bu Türkiye’nin iyi doğru yolda olduğunu gösterir diyor çünkü o zaman Deccallik ile alakası yoktur diyor. Ama barışı savunuyorsa Türkiye diyor bu çok büyük bir tehlike. İşte o zaman Deccal ordusu onlar demek ki diyor. Yani Müslüman alemi o zaman Deccal olduğu anlaşılır diyor, barışı savunurlarsa diyor. Bakın şeytanlığa bakın yani, biz de diyeceğiz ki adamlar bize Deccal diyecek Müslüman alemine Deccal diyecek, ne yapalım savaşalım bari diyeceğiz, savaşalım da bu töhmetten kurtulalım diyeceğiz. Böyle bir rezilliğe böyle bir oyuna ancak şeytan düşer ve şeytanın adamları düşerler. Biz böyle bir oyuna gelmeyiz inşaAllah. Şeyh Nazım Adil Kıbrısi Hazretleri bir konuşma yapmış, Mevlana Şeyh Nazım Adil El Hakkani Sultanül Evliya diyor hakikaten de öyle çok şahane bir insandır. Pazar günü Eylül 20, 2009 Lefke Kıbrıs’ta. “Umarız ki seneye Mehdi (a.s) beraber olmayı ve gerçek bir bayram olmasını” şeklinde duasına devam ediyor. Mehdi’nin geldiği kanaatinde Şeyh Nazım Hocamız maşaAllah uzun uzun anlatmış. “Şimdi biz o zaman içerisindeyiz” diyor. “Ya Resulullah, o dönem dünyanın son süresi mi olacak?” diyor, “hayır” diyor “Alemlerin Rabbi intikamını şeytandan ve onu takipçilerden alıp zalimleri müminlerin ayakları altına koyacak.” Yani Müslümanlar fikren galip olacaklar yani şeytanın orduları fikren mağlup olacaklar inşaAllah. “Ve Mehdi (a.s.) gelecek,”diyor. MaşaAllah. “Zalimler hiçbir şekilde sonsuza kadar devam etmeyecekler. Ama onlardan sonra” diyor devam ediyor. “İslam’ın bayrakları” yani “İslam’ın şiarını, İslam’ın güzelliğini yükselteceklerdir” diyor. Evet çok güzel müjdeler bunlar diyor ve “ümit ederiz ki seneye Mehdi ile beraber oluruz” diyor. Hep bir ağızdan “amin” diyorlar bakın. Seneye. Cübbeli Ahmet gibi yüzyıllar sonra demiyor bakın çok güzel bir müjdedir bunlar. “Ümit ederiz ki seneye Mehdi ile beraber oluruz” diyor bu kadar net konuşmuş. “Ve İstanbul’a gelip emanetleri alacak” diyor, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, “Resulullah’a ait en değerli şeyleri alacak (s.a.v.)” yani onun kılıcını, hırkasını inşaAllah. “Bu güzel müjdelerdir ki müminlerin mutlu ve ümitli olmaları için ve bu olacaktır. Ben Rabbim’den talep ediyorum, Ey Rabbim bizi o günlere ulaştır,” diyor. Çok şeker bir üslubu var zaten onun böyle ki çok çok yaşlı bakın şevkine heyecanına bakın maşaAllah. Mehdi’nin çıktığını inşaAllah bize müjdeliyor çünkü seneye artık diyor yani çıkmasa seneye değil mi? Kucaklaşırız Mehdi ile inşaAllah. Yani manen inşaAllah kucaklaşacağız ama Allah’ın izniyle 10 yıla kadar nettir Mehdi’nin zuhuru. Cenab-ı Allah’ın izniyle göreceğiz. Hz. Süleyman’ın mescidinin yapılmasında diyorlar ki, o işte Kubbet-ul Sahra’yı yıkacaksınız, ondan sonra Mescidi Aksa’yı yıkacaksınız ondan sonra oraya Hz. Süleyman’ın mescidini yapacaksınız. Bu deliliği kim yapar, niye yapılsın? Bir kere Kuran’a göre böyle bir şey mümkün değil. Mescidi Aksa kıyamete kadar bakidir. Bakın bomboş alan var, görüyorsunuz şurada bomboş alan, rahatça oraya yapılabilir Hz. Süleyman’ın mescidi, şurası da müsait ama Kubbet-ul Sahra niye yıkılsın? Mescidi Aksa niye yıkılsın, değil mi? Yani bunlar şeytani izahlar, bunlar münasebetsiz izahlar. Bomboş arazi var ve rahatça da yapılabilir ki Allah’ın izniyle de yapacağız. Orada gereksiz binaları da Allah’ın izniyle yıkacağız. Faydalı olanları bırakacağız sadece Allah’ın izniyle, yeşillik güzellik, Filistinli kardeşlerimiz de rahat rahat evlerinde dinlenecekler, onlara da güzel geniş evler yapacağız. Musevi kardeşlerimize de geniş güzel evler yapacağız, ferah ferah. Kardeşçe, arkadaşça, dostça yaşayacaklar, orada hiçbir olay olmayacak Allah’ın izniyle. Dolayısıyla böyle şeytani düşüncelere gerek yok. Yok Kubbet-ul Sahra yıkılacak, yok Mescidi Aksa, nereye yıkıyorsun? Kuran’da kıyamete kadar baki olduğu açıkça anlaşılıyor. Bir kere Mehdi orada ibadet edecek Hz. Mesih’le beraber birlikte namaz kılacaklar. Bunu yıkmaya dünyada hiçbir kimsenin gücü yetmez. Amerika, Rusya, Çin falan hepsi beraber olsalar, bir o kadar daha bir araya gelseler, oranın tuğlasını dahi elleyemezler, hiçbir şey olmaz. Bu konuda gönülleri rahat olacak inşaAllah.

TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah Hocam. Verdiğiniz müjdeler Musevileri de çok sevindiriyor bu size gelen misafirler bayağı sevinç içinde ayrılıyorlar maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bakın Müslümanlara ne kadar yakınlar, mesela “Kulhuvallahü ahad. Allahussamed” değil mi böyle bunu söylüyor bayağı güzel maşaAllah. İhlas Suresi’nden, yani onların inancı da öyledir, İhlas Suresi’nin aynısı da onlar için geçerlidir. Mesela “La ilahe illAllah” onlar içinde geçerli, bir tek Hıristiyanlığın bir sorunu var işte bu teslis inancı sorunu var, onu kaldırırlarsa o şirk batağından kurtulmuş olacaklar. Öbür türlü şirk olmuş olur. Yani üçleme olursa şirk olur. Çünkü tek Allah var açıkça belli bu. Tek Allah’a inanmak esastır. Hz. İsa’da Allah’a dua ediyor İncil’de yani değil mi? Allah’a kul olduğunu, Allah’ın kulu olduğunu söylüyor kendisinin. Dolayısıyla inşaAllah o da düzelirse, onlar da o şirk batağından kurtulmuş olacaklar ama tabii Allah katında din İslam’dır. Yani Kuran’a göre inancımız böyledir. Ama bir Hıristiyan için de tabii ki Hıristiyanlık esastır. Bir Hıristiyan için Musevi için herkes yani kendi dinini hak olarak görür bu çok normal. Yoksa öbür türlü zaten dinde olmaz o yani değil mi? O yüzden zorla birbirine inancını kabul ettirme olmaz, sadece saygı duyulması gerekir. Karşılıklı saygı duyulacak inşaAllah. Soru mu soracaksın?

SUNUCU: Evet Hocam sorumuz var.

ADNAN OKTAR: Tamam hadi sor bakaym.

SUNUCU: Soruları rica edebilir miyim? Kocaeli’den Selma Akgül “muhterem Hocam evrimcilerin iddia ettiği gibi canlıların birbirine benzeşerek tesadüfen oluştuğu yalanı yani Allah’ın canlıları evrimle yaratmadığı gerçeği Kuran’da şu ayette bildirilmiş olabilir mi? “Yoksa Allah’a onun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki Allah her şeyin yaratıcısıdır ve o tektir, kahredici olandır.” Rad Suresi 16. ayet.

ADNAN OKTAR: Tabii maşaAllah tam mutabık tabii. Şeytandan Allah’a sığınırım, Rad Suresi 16’da evet “yoksa Allah’a ve onun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma kendilerince birbirine mi benzeşti.” E tabii bunların tam Darwinistlerin dediğinin aynısı söylüyor Cenab-ı Allah. Yani bunların anormal inançlarını Allah burada telin ediyor, çünkü yaratmaya ortak buluyorlar. Kim yarattı diyorsun, tesadüf yarattı diyor. Daha da olmadı uzaylılar yarattı diyor. Bugün de Hürriyet’te Merih’ten mi ne? Merih’ten geldik, iyi sıhhatli olsunlar, şimdi bu sefer yer de belirttiler.

TARKAN YAVAŞ: Merih’ten canlılık geldi diye, bir de siz söylemiştiniz, son dönemde böyle bir moda var diye. Şimdi arka arkasına böyle çıktılar.

ADNAN OKTAR: Bakın önce uzaylılar, uçan daire takımı şimdi de Merih’ten, canlılık oradan geldi diyorlar. Bak “O’nun yaratması gibi yaratan ortaklar mı buldular?” Yani o anlamda söylüyor Cenab-ı Allah “bu yaratma kendilerince birbirine mi benzeşti” onlar diyorlar ya hepsi birbirine benziyordu başlangıçta sonra ayrılmaya başladılar dallara ayrılmaya “kendilerince birbirine mi benzeşti” diyor Allah. “De ki Allah her şeyin yaratıcısıdır ve o tektir, kahredici olandır” diyor Cenab-ı Allah. Evet güzel.

SUNUCU: “Sayın Hocam yıllardır size yapılan haksızlıklara atılan iftiralara buna karşılık sizin gösterdiğiniz tevekkülü takip ediyorum. Size atılan iftiraların arka planında iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü olduğunu yeni öğrendim. İddia edilen bu örgütün gayrı ahlaki yollar kullanarak kişilere iftiralar attığını gazetelerden okudum acaba iddia edilen Ergenekon Terör örgütü size karşı nasıl bir plan yapıyordu?” Alpaslan Açıkgöz yazmış.

ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yeni özelliklerini basından görmeye başladık ve dosyasından da görmeye başladık. Burada çok vahim izahlar görüyoruz. Mesela gayri meşru hayat yaşayan kadınları insanlara karşı kullandıklarını ve böyle bir organize hareket içinde olduklarını gördük. Yani tabii başka türlü bir söz pek yakışık almaz öyle söyleyeyim gayri meşru hayat yaşayan kadınları, bunlar da adeta bir ekip ordu gibi bir şey kurmuşlar, bu kişilerin Müslümanlara iftira atmada kullanıldıklarını anlıyoruz evraklardan, belgelerden. Biz de bu tip olaylarla karşılaşmıştık. Yani gayri meşru hayat içinde yaşayan bir kısım kadınları bize karşı iftira atmada kullandılar ve bunu bütün toplum da biliyor inşaAllah. Ama bu eylemlerine halen devam ettikleri de yine araştırmalardan, polis tutanaklarından, telefon takiplerinden açıkça görüyoruz. Dolayısıyla huylu huyundan vazgeçmez derler. Tek çözüm akılcı bir çalışma yaparak, devlete yardımcı olarak, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün özellikle yargı kanadını da çökertmek. Emniyet içindeki uzantılarını çökertmek, bu habisat bu habis yapı tamamen çökünceye kadar devlete var gücümüzle destek olmamız lazım, savcılara, polise değil mi? Bütün ilgili görevlilere yardımcı olmak lazım, onlara yardımcı olmak onların gayretini de daha çok artıracaktır inşaAllah.

TARKAN YAVAŞ: Hocam siz böyle söyledikten sonra bu içerikli üç bin mektup gitmiş bu şekilde adaletle, yargı ile ilgili olarak bilgilendirme.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bakın üç bin ellerine sağlık, Allah razı olsun. Her yerin vatanseverlerle kaynadığını görmüş oluyoruz böylece. Mesela bakın Ergenekon dosyası klasör 408 sayfa 287-288 iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün konuşmaları, kendi aralarında konuşmaları. Şimdi buradaki yazışmalar tabii ismini vermemiş polis gizli olduğu için ama biz kim olduğunu biliyoruz bu şahsın zaten başka yerde söylüyor kendinin kim olduğunu söylüyor. Şu an iddia edilen Ergenekon Örgütü tutuklusu kendisi ve bize karşı mücadelesi ile ünlü bir şahıs bu, bakın telefonda ne konuşuyor. “Tüm iş dünyasının kilit noktaları” ABC diyor, “hangi dernekte?”; XYZ diyor “başında kim olduğunu söylersem gülersin.” XYZ diyor, “mavi localarda gördüm”. ABC diyor, “şöyle”. XYZ diyor, şeytanın ismini veriyor. “Yani şeytan şaka yapmıyorum diyor, son gelinen nokta şeytana tapış” diyor. Bakın biz yıllardan beridir söylüyoruz, kendileri söylüyor iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tutanaklarında son gelinen nokta şeytana tapış, “inanmıyorsun ama öyle” diyor. “Ben Illuminati’nin başını söylüyorum, inanç bu, başında şeytan olduğuna inanılıyor ama tabii ki birisi o rolü oynuyor yani törenler Harun Yahya’nın kitabındaki gibi doğru ama” diyor. Harun Yahya doğru söylüyor bu konuda diyor, yani başı şeytan bu adamların diyor. Bak benim de doğru söylediğimi söylüyor yani benim koyduğum teşhise doğru diyor ve devam ediyor. Evet. Yani özetle tabii uzun bir konu, fakat benim burada koyduğum teşhis, anlattığım izahların doğru olduğunu polisin dinleme tutanaklarında da görüyoruz iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün. Sen bana bir soru daha sor istersen.

SUNUCU: Tabii Hocam. Hocam bir hadis okumak istiyorum izninizle. “Deccal göğe emredip yağmur yağdıracak. (Kıyamet alametleri baskı 10, sayfa 219). Cübbeli’ye göre Deccal göğe yağmur yağdır diye seslenince, bulutlar toplanacak ve yağmur yağacak. Ama benim anladığım hadisi şerifte yağmur bombasına işaret ediliyor. Yağmur bombası çok soğuk bulutlara buz kristalleri saçarak yağmur ve kar şeklinde yağışın sağlanmasıdır. Bir uçak kullanılarak bulutların içine katı, karbondioksit, kuru buz tanecikleri saçılır. Bu son dönemde bulunan bir teknolojidir. Resullullah mucize olarak 1400 sene öncesinden ahir zamanda gelişen bu teknolojiyi bildirmiştir. Siz ne dersiniz Hocam?” Adıyaman’dan Hüsnü Türkoğlu yazmış.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Cübbeli’ye göre zaten gökyüzünde kulakları 30’ar metre olan Deccal’in eşeği olacak uçacak diyor, gökyüzünde diyor gökyüzünde eşeği. Kulakları 30 metre olacak diyor. Deccal de üstünde oturacak diyor gökyüzünden insanlara bakacak diyor. Halbuki bu uçağa bakıyor. Açıkça bellidir yani. Bu kanat açıklığı klasiktir yani değil mi? Cenab-ı Allah o dönemde Resullullah’a o hadisleri bildirdiğinde, Resullullah da insanların anlayacağı tarzda insanlara bunu naklediyor. Şimdi bunu gökyüzünde metal, çelik ve alüminyumdan oluşan büyük bir kitle uçacak kendiliğinden dese, halk zorlanır. Ama işte eşeğin kulakları olacak uçacak dedin mi? Halk daha rahat anlıyor. Yani müteşabih tahakkuk ettiğinde ortaya çıkmış oluyor. Bir de zaten önceden söylese, aklın ihtiyarını da kaldırır. Yani uçağın bütün özelliklerini söylese, kanatları var, işte benzinle çalışacak değil mi? Şöyledir, böyledir açıklasa bu aklın ihtiyarını kaldırır. İşte müteşabih din buna derler. Kapalı, kapalı bir üslupla anlatıyor. Tahakkuk ettiğinde anlıyoruz. Mesela göğe emredecek, gökten yağmur yağdıracak nedir? Göğe füze atıyorlar, füze patlıyor, gümüş iyodür mü ne yapıyorlar, havaya atılan. Evet. Kimyasal bir madde atılıyor özellikle ve gökyüzünde yağmurun oluşması sağlanıyor. Bu hadisin kastettiği budur inşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah. “Selamun aleyküm”.

ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.

SUNUCU: “Hocam Ashab-ı Kiram’ın hayatındaki fedakarlık örneklerini okumam benim Allah’a olan bağlılığımı çok artıyor. Örneğin Musab Bin Umeyr Resulu Sahabe Uhud Savaşı’nda bir kılıç darbesiyle sağ kolunu kaybetmesinin ardından, sancağı sol koluna almış, ikinci bir kılıç yarasıyla sol kolunu da kaybedince bu haliyle kendisini Peygamberimize siper yapmıştır. Peygamberimizi korurken kendisine saplanan bir mızrak ile şehit olmuştur. Hocam, bazı insanlar en ufak bir zorluk karşısında kolayca ibadetlerinden vazgeçebiliyor. Oysa ki sahabeler, her türlü zorluğa, baskıya, tehdide rağmen Allah’a olan imanlarını koruyor. Ve Peygamber Efendimizin yanından ayrılmıyorlar. Samimi iman böyle olmalı değil mi Hocam?” Fatih’ten Ahmet Halimoğlu yazmış.

ADNAN OKTAR: İşte sahabelerin yiğitliğini gösteriyor. Bak bir kolu kopuyor, sonra diğer kolu kopuyor fakat buna rağmen Resullullah’a koruma görevi yapıyorlar. Göğsünü siper ediyor Resullullah’a. İşte Allah aşkı böyle olur. Resullullah aşkı böyle olur. Gerçek sevgi böyle olur. Böyle çıkarı için en ufak bir şeyde kaçan, korkan, lafı evirip çeviren, samimiyetsiz insanların tutumu nerede; sahabenin orada yiğitliği, aslanlığı, güzel ahlakı nerede. Böyle insanlarla cennette, sohbet etmek değil mi, birlikte yemek yemek, kardeş olmak bunun zevkini düşünün. Bir de korkaklarla, böyle oynaklarla, kişiliksiz, karaktersiz insanlarla birlikte yemek yemenin acısını bir düşünün. Rahatsızlığını bir düşünün. Ahirette biz inşaAllah sevgi dolu insanlarla birlikte olacağız. Sevgiyi, aşkı, muhabbeti derin bilen insanlarla. Yani sevgiyi bilmeyen insanı cennete koysan adam bunalır, hatta intihara kalkarlar cennette. Yani tabii o şeyden, o konfordan, o mutluluktan, o sevinçten, o iyilikten bunalır. Yani çünkü şeytanın etkisinde adam. Kendini asmaya kalkar. Yani dünya insanını göndersen. Orada kim mutlu olur? Allah aşkıyla divane olan. Her yerde Allah’ın tecellisini gören. Allah için sevmek çok güzeldir. Allah’ın görünümü olarak bir insanı sevdiğinde huzur ve mutluluk duyarsın. Bir de o gücü Allah öbür türlü vermez insana. Yani eti insan nasıl sevsin? Yani eti kemiği nasıl sevsin? O zaman değil mi kasabın vitrininde insanlar dizilirler bakar ete kemiğe. Yahut kasaptan da getirir et, böyle bakar pakette. Olmaz. Sevilen et, kemik değildir. Allah’ın nuru sevilir, Allah’ın tecellisi sevilir. Allah’ı sevdiğimiz için biz insanları severiz. Yani o zaman Allah ruhumuza lezzet verir. Ruhumuzda bir güç vardır, sevme gücü. Bu ancak imanla ortaya çıkıyor. İman olmadan o güç hiçbir şekilde harekete geçmez. Bu bir mucizedir, yani yaşanan mucizedir. Onun için ateistler, gerçek anlamda sevgiyi asla yaşayamazlar. Yani taklidi yaşıyorlar. Yani mesela bakıyorsun, hakikaten sarılıyor çocuğuna, ama taklidi yapar yani içinden gelerek yapmaz. Çünkü evrim sonucu meydana gelmiş bir mahluku bağrına bastığına inanıyor. Yani onun için bir anlamı olmaz. Onu bir et ve kemik yığını olarak görür o. Ama, değil mi? Allah’ın yarattığı olarak gördün mü, Allah’ın tecellisini bağrına basmış oluyor. Allah’ın ‘Cemal’ isminin tecellisiyle muhatap olmuş oluyor. Konuşmayı Allah yaratıyor, sesi Allah yaratıyor, dokunmayı Allah yaratıyor. Yoksa insan mesela helalinden helal olan karısı oluyor, yani niye etkilensin? Bir mucizedir yani, etten kemikten insan niye etkilensin? Yani hiçbir mantığı yok normal anlamda. Hiçbir mantığı yoktur, et kemik hiçbir şekilde etki etmez. Allah mucize olarak o muhabbeti meydana getiriyor. O da onu kendinden zannediyor. Bu sadece Müslümanlara verilmiş bir güçtür ve özelliktir. Ve insan ne kadar imanı güçlüyse, o kadar sevgisi şiddetli ve coşkulu olur. Mesela bir kediye, köpeğe karşı da sevgisi çok şiddetli olur. Mesela helali olan eşi varsa, ona çok şiddetli olur. Veyahut sevdiği bir kardeşi varsa ona karşı çok içinde coşku ve muhabbet olur. Bu Allah’ın ona verdiği şiddetli bir güçtür. Dünyadaki en büyük nimetlerdendir bu. Ama bu görünür bir güç olmadığı için, bunu tarif edemez insan. Mesela zanneder ki insan, ateistler de aynı zevki alıyor sevgiden Müslüman da aynı zevki alıyor zanneder. Halbuki, ateist sıfırsa, Müslüman bindir. Yani arada muazzam fark vardır. Ama, şekil benzerliği olabilir. Mesela çocuğa ikisi de aynı şekilde sarılabilirler. Ama birinin aldığı zevkle, diğerinin aldığı zevkin arasında dağlar vardır. Yani hiç alakası yok. Boyut farkı vardır. Cennette de böyledir. Mesela, insanlar aynı ortamda olacaklar cennette. Ama takvasına göre aldığı zevk daha çok olacak. Mesela bir cennet elmasına baktığında bir Mümin eğer takvaysa, daha az takva olan Müslüman mesela 10 zevk alıyorsa, Allah’a daha yakın olan 1000 zevk alacaktır aynı elmadan. Çünkü mühim olan orada alınacak Allah’ın verdiği zevktir. Yoksa oraya bir dinsiz ateisti de getirsen cennete, demin söylediğim tarzda, orada intihar etmeye kalkar. Var ya havaya boşluktan, kendini asan bilmem ne, veya pencereden kendini atıyor. Değil mi? Cennetin yüksek köşkleri var, kaldırır atar kendisini yani. Psikopat olduktan sonra, Allah sevgisi olmadıktan sonra, o yüksek köşkler onun için intihar için iyi uygun bir ortam zemin olmuş olur. İyi demeyeyim de Allah affetsin yani uygun bir ortam olmuş olur. Ama mümin için de, Allah’ın güzelliğini, Allah’ın tecellisini temaşe etmek için çok büyük bir nimet haline geliyor. Aynı şartlar. Mesela, bir cennet kirazından Müslüman hipnotize olur. Ona baktığında Allah’ın yarattığı güzelliğe. Çünkü istese o kiraz konuşur da onunla. Yani hemen, yer yemez aynı şeklini alıyor. Meyve, elmayı kopartıyorsun cennette, yiyor elmayı ama duruyor elma yine orada. Yani ne kadar koparırsa koparsın sonsuza kadar koparsa, o elma bitmez orada. Cennetin özelliğidir. Yani hiçbir şey tükenmez. Mesela toz yok cennette, toz olmaz. Toz özel yaratılır. Çünkü tozun yakınına geldiğinizde, mesela toz biraz daha büyütülse toz parçası mesela incecik havada uçan tozlar var ya. Biraz iyice yakına yaklaştık, şu kalınlıkta olur o. Yani yaklaşırsan. Daha da yaklaşırsan ev büyüklüğünde olur. Yani toz deyip millet, insanlar geçiyor ama, ev büyüklüğünde olur. Daha da büyütürsen dünya büyüklüğünde olur. Daha da büyütürsen evren büyüklüğüne gelir o toz. Yani daha da büyür, o tozun içinde ne alemler oluyor. Gökyüzünde uçuyor ama, bir de o tozun içindekilere sor bakalım neler var orada. Tabii. Fakat cennette kirlenme yoktur yani hiçbir şey kirlenmez. Burada hep aciz içindedir insan. Mesela günde 8 saat uykuya mecbur olması insanın yani çok olağanüstü bir şeydir. Yani, dünyadan insanın geçmesi için yeterli bir şeydir bu. Yani 24 saatin 8 saati. 8 saatte çalışıyorlar. Geriye ne kalıyor?

TARKAN YAVAŞ: Trafikte de çok yoğun.

ADNAN OKTAR: Trafikte en az 3-4 saatlerini alıyor.

SUNUCU: Geriye kalıyor 4 saat.

ADNAN OKTAR: Evet. 4 saatleri kalıyor. Onda da banyo yapacaklar, ihtiyaçlarını karşılayacaklar. Yani tam bir koşuşturma ve boğuşma gibi görünüyor. Ama Allah’a teslim olursa bir Müslüman, çalışması da ibadet olur, uykusu da ibadet olur. Mesela uyursun, Allah’ın tecellilerini görürsün. Değil mi? Kalbin huzur içinde olur, yani uyku ibadettir. Kalkarsın Allah’ın adıyla kalkarsın, sevinç içindesin. Mesela banyo yapıyorsun o bir ibadettir, çünkü Allah müminlerin temiz olduğunu Tahir olduğunu söylüyor Cenab-ı Allah. Mesela iş yerine gidiyor, işyeri ona cennet odası gibi gelir. Ama küfürdeyse, o işyeri betondan bir Firavun mezarı gibi gelir ona. Yani bir ateiste çok ızdırap verebilir. Çünkü mesela değil mi, mezarına bakıyoruz taştan bir yer. İçeride yatıyor adam. Altından ona bir kap yapmışlar, altın ama değil mi? Süsleyip püslemişler onun içinde yatıyor. Ama o çok büyük bir azap onun için işte. Çok büyük bir rahatsızlık. Fakat Müslüman için, cennet odalarından bir cennet odasıdır o. Yani sevinç içindedir. Mesela işyerine giderken, her adımı bir sevap olur, çünkü Allah rızası için gidiyor. Her adımı. Gelirken de her adımı bir sevap olur. Ama, Allah düşmanıysa her adımı bir günah, her adımı aleyhine bir şeydir. Yani cehenneme bir adım daha yaklaşmış olur her seferinde. Bunu bilen Müslümanlar, tabii bunun heyecanı içerisinde, bunun sevinci içinde oluyorlar. Cenab-ı Allah bu dünyayı bu inançla normal yaşanacak halde yaratmıştır. Bu inanç olmadan dünyada bir insanın normal yaşaması mümkün değildir. Onun için insanlar, uyuşturucuya, içkiye ve esrara yaklaşıyorlar. Onun için bu kadar karamsar oluyorlar. İmanın derecesinde insan mutlu olur. İmanın derecesinde insan karamsar ve acı içerisinde olur. Cenab-ı Allah diyor ayette şeytandan Allah’a sığınırım “Allah insanlara zulmetmez, insanlar kendilerine zulmediyor ” diyor Allah. İnşaAllah.

SUNUCU: Hocam cennette uyku?

ADNAN OKTAR: Cennette uyku yok. Sürekli aydınlıktır yani hoş bir aydınlık vardır. Zaman zaman hafif flulaşır. O cennetin gecesi olur. Böyle hani özel, bazı eğlence yerlerinde yaparlar ya, hafif karartılır falan. Hafif bir şey olur. Biz oradan günleri saymış oluruz. Ahirette öyledir. Ama, istediğimiz an aydınlık olur, istediğimiz zaman da karanlık olur. Fakat Allah’tan bir lütuf olarak böyle. Mesela koku rüzgarları vardır cennette. Mesela bir gül kokusu rüzgarı gelir, bir karanfil kokusu, bir menekşe kokusu. Allah gücünü gösterecek. Yani çeşit bir türlü bitmiyor. Mesela bu dünyada çeşitler belirlidir. Mesela koku çeşitleri değil mi? Menekşe, gül, karanfil, leylak, zambak. Cennette öyle değil. Bir koku daha, bir koku daha, bir koku daha. Ve Allah ahirette sürpriz yapacağını söylüyor. “Bir de Allah’tan ziyade vardır” diyor Allah. Hiç bilmediğimiz, hiç görmediğimiz şeylerle karşılaşacağız hoşumuza gitsin diye. Bir de Allah tecelli edecek inşaAllah ahirette. En çok zevk alınan güzellik bu olacak. İnsanların en hoşuna giden, zevk aldığı güzellik bu olacak inşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah. Devam ediyorum. “Hocam arılarla ilgili son derece şaşırtıcı bilgiler okudum ki, bu bilgiler arılarla Allah’ın yarattığı üstün akla çok net delil oluşturuyor. Hocam, arı beyni dünyanın en gelişmiş bilgisayarlarından daha hızlı çalışıyormuş. En gelişmiş bilgisayar saniyede 16 milyar işlem yaparken, arı beyninin işlem sayısı bunun 625 katı yani 10 trilyonmuş. Üstelik arı beyni, bilgisayardan çok daha az enerji tüketiyormuş maşaAllah. Hocam, Allah’ın üstün gücünü gördüğüm bu iman hakikatleri, imanımın artmasına vesile oluyor. İman hakikati olarak okuyabileceğim hangi canlıları tavsiye edersiniz?” Aleyna Hanım yazmış.

ADNAN OKTAR: Aleyna? MaşaAllah güzel isim. Evet. Her canlı harikadır. Eğer iyi analiz edilirse, iyi araştırılırsa. Mesela en beğenmediği bir böceği alsın. İncelediğinde nefesi kesilir. Elektron mikroskonunda incelediğinde. Her birine Allah şaşırtıcı bir özellik vermiştir, her birinin ayrı bir kabiliyeti vardır. Mesela örümceğin kendine hastır kabiliyeti. Mesela arının kendine hastır. Karıncanın kendine hastır. Her birinde Allah harika özellikler yaratmıştır. Ama mesela şu örnek bile aklı başında bir insanın iman etmesi için yeterlidir. Bir bilgisayarı yapmak için insanlar ne kadar uğraşıyorlar değil mi? Yani evrimle ben bilgisayar oluştuğunu ben hiç görmedim dünyada. O zaman her yer Macintosh’larla filan dolardı adım başı bilgisayarlar, buzdolapları, teknik aletler, arabalar değil mi? Gidip satın almaya gerek kalmazdı, bedava topraktan kaynardı. E onlar olmadığına göre değil mi? İnsanlar da öyle tesadüfen olmaz. Hani artık bu örnekleri de veriyorum ki ben hayretler içinde kalıyorum şu evrimcilerin halen çocuklar gibi direnmelerine. Geçenlerde yazmışlar, internette de gördüm; “evrim düşüncesinde” diyor, “tesadüfün yeri yok” diyor, “siz nereden çıkardınız tesadüf sözünü?” diyor. Allah Allah! Peki canım kardeşim, muhterem kardeşim, muhterem mi diyeyim artık ne diyeyim yani bilmiyorum. Tesadüf, yani bir şeyin; mesela şu kalem, ben bunun bir ustası olduğuna inanıyorum değil mi? Bu fabrikada yapılmış belli bu yani başka bir açıklaması yok bunun. Veyahut ikinci ihtimali bana söyleyin, ne olabilir? Tesadüfen olmuş olabilir. Üçüncü ihtimal olur mu bunda? Tesadüf değil ama tesadüf. Yani bu kadar kendilerini küçük düşürmeleri, bu kadar komik duruma düşmeleri inanılır gibi değil yani, Allah müthiş küçük düşürüyor. Yani bu hallere düştüler artık. Merihlilere müracaat etmeye başladılar, uzaylılar falan. Ya kardeşim Allah’ın yarattığı açıkça belli, niye çocuk gibi direniyorsunuz, değil mi? “Ara fosil olmaz olur mu” diyor, “zibil gibi var” diyor, “nerede” diyoruz, “işte dinozorlar var ya” diyor. E kardeşim yapma etme. Yani tam mükemmel, kusursuz, simetrik, altın oranla yaratılmış varlıkları sen bize nasıl oturup tesadüfle meydana gelmiş varlık olarak gösterirsin? Mutasyon bozucudur, ağzını burnunu böyle Tekkeş’in tavasına çevirir yani, kamyon çarpmış gibi olur mutasyon geldi mi? Darmakeşan olur. Yani mesela bir kumdan oluşmuş bir güzel bir şey düşünün parça parça yapılmış. E sen ona kaldırır bir taş atarsan çökertirsin. Ama çok çok nadir bazen ilginç güzel bir görünüm de verebiliyor böyle şeyler. Mesela geçen gün de anlattım ya, mesela cama taş attığında değil mi bir kristal bir parçaya, genellikle çok berbat hale getirir, kırılır. Hiçbir işe de yaramaz. Ama bazen de ilginç bir kırılım meydana getiriyor, çok nadir. Eh diyorsun yani idare eder falan, “böyle de kullanılır” der değil mi insan, atmazlar onu “fena değil görünüşü” falan derler. En fazla mutasyon bunu yapar ama simetrik de yapmaz ayrıca. E kardeşim diyorlar ki adamlar, “sağ gözü mutasyon meydana getirdi”, peki diyoruz “kardeşim sol göz nasıl oldu?”, “e canım o arada tabii onu da yaptı mutasyon” diyor. “Onu da simetrik olarak yaptı” diyor. “Sağ kulak nasıl oldu?”, “mutasyonla oldu” diyor. “Örs, çekiç, üzengi kemikleri de mi mutasyonla oldu?”, “evet, onlar da mutasyonla oldu” diyor. “Beyne giden sinir?”, “o da oldu”. “Onu duyan ruh, o nasıl oldu?”, “o da tesadüfen oldu” diyor. Peki diyorsun “öbür taraftaki kulak nasıl oldu?” diyorsun, tıpkısının aynısıyla mutasyon bir de oraya müracaat etmiş oluyor, bir de orada yapıyor. Mutasyon mimar gibi çalışıyor yani mesela bir bakıyor parmak kemiklerine, aynısının tıpkısını gidiyor tesadüfen bir de öbür tarafta yapıyor. Ya etmeyin, çatmayın, üniversite mezunu adamsınız. Yani iki üniversite bitiriyorsunuz, yani ne oldu size böyle? Elinizi yüzünüzü yıkayın, bir kendinize gelin, ensenize su sürün, bir şeyler yapın yani. Havale geçiriyor gibi ne yapıyorlar böyle? E kardeşim diyoruz bak, üç yüz milyonun üzerinde fosil var diyoruz. Yapmayın etmeyin diyoruz, bak bir tane ara fosil yok diyoruz. Anlatamıyorum. Bak hatta mükafatlandırayım kafaları açılsın diye de bir 10 trilyon teklif ettim. Bak bir tane getirecekler, tek bir tane dedim, e yok. E olsa sen alıp getirmez misin? 10 trilyon için 10 takla atar birçoğu. Yok. Yani samimi olarak eğer bilimi savunuyorsa bir insan, bilim bize bu gerçeği açıkça gösteriyor, yaratılışı gösteriyor Cenab-ı Allah. Hem öyle bir gösteriyor ki, çok net, açık, kesin, tartışılmaz şekilde gösteriyor. Yani öbür türlü Allah evrimle isterse yaratırdı, e biz de derdik ki Cenab-ı Allah bak işte fosillerde gösteriyor, Cenab-ı Allah’ın yaratılışı bu. Allah böyle yaratıyor demek ki diyecektik. E yok, niye yalan söylüyorsun? Bir proteinin tesadüfen meydana gelemediğini görüyoruz. Ki tesadüf dedikleri şeyi de Allah yaratır. Yani mesela bak ben bu kalemi şimdi buraya attım, bakın Tarkan Hocama doğru bir şekil aldı. Al mesela yine atıyorum, bak bu kenara da vurdu. Ses de meydana geldi, bu kaderdedir. Şimdi yüz yıl öncesine gidelim, yeniden benim babam dünyaya gelsin, yeniden annem meydana gelsin, evlensinler, sonra ben olayım, ilkokul, ortaokul, liseyi bitireyim, sonra da ben buraya geldiğimde bu kalemi atarım, bu tabağın kenarına bu kalem böyle çıt diye vurur ve bunu duyarız. Yani bunun hiç şeyi yoktur, yüz kere tekrarlansa aynı kaderde bu olur. Dolayısıyla bu tesadüfen olmaz. Mesela diyor ki sorsak bunu nasıl oldu, “tesadüfen oldu, attın tesafüden çarptı” der. Tesadüfen çarpmadı, kaderde olduğu için çarptı. Kader özel yaratılıyor, yani muhteşem bir şeydir kader. Yani düşünün beynimizdeki görüntü, kaderimizde sonsuz evvelde yaratılıyor, Cenab-ı Allah’ın yaratmasıyla. Ve sonsuz sonrada da Allah’ın ilminde olmuş oluyor. Ve tek bir an içerisinde bütün bunları Allah yaratıp bitirmiş. Mesela sen geliyorsun bize sevimli bir sesle bunları anlatıyorsun, değil mi mesela sorular soruyorsun. Allah sana bir efendilik vermiş mesela, bir terbiye, güzellik vermiş. Bu senin kaderinde, sorduğun sorular senin kaderinde, kendine has bir üslubun var, o senin kaderinde. Hiçbir şekilde o değişmez. Yine yüz sene öncesine gitsen, yine eninde sonunda gelirsin böyle sevimli sevimli gelir karşıma oturur, bu soruları sorarsın. Yani ikinci bir yol, ikinci bir seçim olmaz insanlarda. İşte insanlar bunu eninde sonunda anlayacaklar. 2012’de kıyamet olacak diyorlar, beyin kıyameti olacak, beyinler kıyam edecek, ayağa kalkacak. Ruhlar kıyam edecek, uyuyan ruhlar Ashab-ı Kehf gibi kıyam edip ayağa kalkacaklar inşaAllah.

Birileri ayağa kalktı, bir anlamı yok değil mi onun? Tamam, ne bileyim bazen öyle bir şeyler oluyor. İnşaAllah.

SUNUCU: Daha yarım saat vaktimiz var Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet, reklam meklam, ilan milan bir şey yok. Tamam peki. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen Allah’a sığın, çünkü O, işitendir, bilendir. Gece, gündüz, Güneş ve Ay onun ayetlerindendir. Siz Güneşe de Ay’a da secde etmeyin, Allah’a secde edin ki, bunları Kendisi yaratmıştır. Eğer ona ibadet edecekseniz.” Güneşe, Aya da ibadet edenler oluyordu biliyorsunuz. Cenab-ı Allah ona dikkat çekiyor. Tarihin her döneminde de öyle sapık inançlar, anormal inançlar olmuştur. Bakın Cenab-ı Allah ne diyor; “Buna sabredenlerden başkası kavuşturulmaz. İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda kötülüğü uzaklaştır.” En güzel olan tarzda, kırıp yıkarak, döverek, öldürerek değil. En güzel bir tarzda diyor Cenab-ı Allah. “Kötülüğü uzaklaştır. O zaman görürsün ki, seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dostun olmuştur” diyor Allah. Yani insanlara eğer iyi davranırsanız diyor Cenab-ı Allah, aranızda bir gerginlik de olsa, sana düşman da olsa diyor, o insanın sana dost olduğunu, arkadaş olduğunu, kardeş olduğunu görürsün diyor Cenab-ı Allah. Öyle müjde veriyor. “Buna sabredenlerden başkası kavuşturulamaz” diyor. İnsanlar sevgide sabırlı olamıyorlar, geçenlerde de onu anlattım. Sevgi bir sanattır yani yüksek akla sahip insanlar sevgiyi götürebilirler. Bak Allah ne diyor, “buna sabredenlerden başkası kavuşturulamaz”. Çünkü bir insanın sevdiğinden soğuması an meselesidir. Hatta bazen nikaha geliyor, nikahta daha arabada kavga edip rezalet çıkarıyorlar. Kız elindeki çiçeği alıp onun başına vuruyor. Bilmem damat da elindeki pasta kutusunu kafasına geçiriyor falan. Tam bir rezalet yani, bir de aileler de kavga ediyorlar ayrıca. Yani arbede oluyor böyle kepazelik tarzında meydan muharebesine çeviriyorlar. Niçin oluyor bu? Sabır yok, yani tek bir sözüne sabredemiyor. Tek bir konuşmasına sabredemiyor. Mesela benimle alay ettin diyor. Olabilir, cahil, boş bulunmuş, bir söz etmiş olabilir. Nezaketiyle, sevgiyle onu ona anlat. Hiçbir şeye tahammülleri yok. “Yani mesela bana niye akıl veriyorsun?” diyor. “Sen bana niye akıl veriyorsun?” diyor bu sefer. O zaman diyor anlaşamayacaksak hemen avukata gidelim boşanalım bari falan. Yani bu tipler dikkat ederseniz yani hemen hemen hergün boşanırlar. Ama bazı çıkarlarından dolayı da boşanamazlar. Yani her gün bir boşanma teklifi gelir, kavga, gürültü, kepazelik. Ben duyuyorum etrafımda, çevremde. Çok zor götürürler.

TARKAN YAVAŞ: Onu da artık normal görmeye başlamışlar Hocam. Kavganın artık neredeyse olması gerektiğini düşünüyorlar.

ADNAN OKTAR: Hayır, o evliliğin güzelliğinden diyor zaten o. Yani gözünü de morartınca herhalde onu makyaj gibi falan görüyor olabilir yani bak şeklin şemalin geldi gibisinden. Bak şeytan onlara neleri güzel gösteriyor görüyor musun? Kavga nasıl güzel olur? İnsan sevdiğinin hatırını yıkar da nasıl güzel olur, onun yüzüne nasıl bakar? Çok yıkıcıdır bunlar, çok kötü şeyler. Ama affetmek çok hayati bir konudur. Ama affediyor diye de sürekli üzerine gitmek olmaz, yani insancıl davranılacak orada, şefkatle davranılacak. Yani toleranslı insanlara karşı genellikle insanlar çok ters davranırlar. Kötülere karşı iyi davranır insanlar. Toleranslı, merhametli, şefkatli insanlara karşı da ters davranırlar. Yani iyiler hep genellikle dikkat ederseniz böyle bir zorluklarla karşılaşır insanlar tarafından. Yani sevilmezler bazen, bazen onlar uzak dururlar. Ama mesela ben duyuyorum, “bir kaymakam efendi geldi’’ diyor “şahane insandı’’ diyor. ‘’Nereden anladın’’ diyoruz? İşte ezmiş, kırmış, milleti tutuklatmış, değil mi böyle sert, ceberut. Onu halk beğeniyor mesela öyle olduğunda ama korkuya dayalı beğenme, sevme. Mesela iyi niyetli, sevecen bir kaymakam geliyor değil mi? Kimse onu dinlemiyor. Saygı duymuyorlar, itaat etmiyorlar. Yani bu çok yerde böyledir. Yani askerlikte de bu böyledir. Ben duyuyorum böyle her yerde. Gaddar olduğunda, sert olduğunda bazen o insana karşı saygı duyuyorlar. Çok çirkin ve çok aşağılayıcı, iyi insanın sevilmesi lazım… Şefkatli insanın, affedici insanın sevilmesi lazım... Toplumda böyle insanları saf gibi görünüyor, halk tabiriyle enayi gibi. Gaddar olan, intikam alan, münasebetsizlik yapan, tersleyen, aşağılayan insanlara karşı da korku dolu bir saygı oluyor birçok insanda. Bu çok kötüdür. O saygı değil ki o. Yani gizli bir nefrettir. Ama iyi insanın da kıymetini çok iyi bilmek lazım... Yani merhametli insanın, şefkatli insanın, nezih insanın kıymetini çok iyi bilmek lazım… Mesela Resulullah’ın kıymetini bilmiyorlardı başlangıçta birçok insan ama şu an değil mi? Bütün Müslümanlar onun aşığı. Hepimiz onun kıymetini çok iyi biliyoruz. Ahirette onu görmek için can atıyoruz inşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah. Ben bunu iş hayatımda da gördüm Hocam. Her zaman bağıran kişi işini yaptırır. Birçok yerde var aslında iyiler her zaman genelde eziliyorlar.

ADNAN OKTAR: İyinin ezilmesi onun iyiliğinin artması ve onun sıhhati anlamına gelir. Mesela Resullullah iyiydi, onun üzerine deve işkembesi attılar, yoluna dikenler attılar. Sürgüne uğradı değil mi? Hicret etmek durumunda kaldı, akıl almaz iftiralar attılar. Defalarca suikast yaptılar, nefes aldırmadılar değil mi adeta. Ama o bizim sevgilimiz. Mühim olan Allah’ın rızasıdır. Yani insanlar iyiyi eğer beğenmiyorlarsa ve onu eziyorlarsa, o onun mükemmelliğinin alameti olur, ona sevinsin. Eğer insanlar, zalimler, insanlıktan anlamayanlar, gaddarlar onu seviyorsa o zaman korksun kendisinden. Biz zaten, öyle insanların sevgisini aramayız. Yani onların düşman olması, nefret etmesi o kişinin ibadeti ve Allah’a yaklaşması demektir. Yani o, onun ibadetidir. Onun mükemmellik alametidir. Nasıl mümini biz nurundan anlıyoruz. Müminin bir alameti de ondan nefret edenlerin karaktersizliğinden onun iyiliğini anlarız. Mesela iyi olandan, güzel ahlaklı olandan karaktersizler, aşağılıklar, alçaklar nefret ederler. Mesela Mehdi’den de o devrin karaktersizleri, alçakları, şerefsizleri, gayrı meşru insanları o devirde nefret edeceklerdir Mehdi’den. O devrin bütün müptezelleri ittifak edecekler. Münafıklar ittifak edeceklerdir. Bu Mehdi’nin mükemmellik ölçüsü oluyor işte bunlar ve biz Mehdi’nin bu yönüyle övünüyoruz, iftihar ediyoruz. Mehdi’yi bu yönüyle seviyoruz. Eğer alçaklar, müptezeller Mehdi’yi sevseydi ister miydin? Nefse çok ağır gelen bir şey bu Allah vermesin. Değil mi? O nefret edecek ki, biz Mehdi’nin Mehdiliğini anlayalım. Onun güzelliğini anlayalım. Resullullah’tan aşağılıklar, böyle kahpeler, şerefsizler değil mi onu çok destekleyip, sevseydi zaten olacak bir şey değil. Allah’ın adetullahına aykırı, olmaz böyle bir şey. Onun için bununla iftihar edeceksin. Allah bir yerden kapı kapar, başka bir yerden güzel bir kapı açar. Sana pis bir kapıyı kapar, sonra başka bir yerden tertemiz nurlu bir kapı açar. Ama sabredeceksin. Bak ne diyor Cenabı Allah; ‘’iyilik ile kötülük eşit olmaz. Sen en güzel en güzel olan bir tarzda kötülüğü uzaklaştır. O zaman görürsün ki seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dostun olmuştur’’ Bakın burada Allah ölçü veriyor “buna sabredenlerden başkası kavuşturulamaz”. Tabii ki bir ara sabredeceğin bir dönem olacaktır. Sabretmen gereken. Yani Allah esirgesin orada isyan olmaz. İşte o çok önemli. İnsanların derecesine göre gücüne göre Allah onları bir sınar Cenab-ı Allah. Oradan geçtin mi? Ondan sonra onun yolunu açar Allah. Ama sürekli dürüst olmak lazım, samimi olmak lazım. Mehdi ne badirelerden geçecek, ne çilelerden geçecek. Resulullah anlatırken gözleri doluyor, Mehdi’nin çekeceği azabı anlatırken. ‘’Benim Ehli Beytim’’diyor ‘’ belaya, mihnete ve acıya gark olacak’’ diyor. ‘’Acı çekecekler’’diyor. Değil mi? Mesela; 12 imamın çektiği acılar, ızdıraplar herkes tarafından bilinir. Değil mi? Hz. Hüseyin’i, o gözümüzün nurunu, o güzeller güzelini o muhteşem varlığı, o devrin kahpeleri, o devrin alçakları şehit ettiler. Hz. Ali’yi o devrin kahpesi şehit etti inşaAllah. Ama onların şehitliğinden biz onlara bir kat daha muhabbet duyduk. Bakın şehitlikten dolayı herkes daha da çok seviyor onları. Çektiği acıdan dolayı daha da çok seviyoruz. Hz. Yusuf dedin mi herkesin aklına hapis gelir. Sorun halka ‘’Hz. Yusuf aklına ne getiriyor?’’ desin acele sor, hemen hapis diyecekler. Başka bir şey akla gelmez. Niçin severiz? Hapiste çektiği çileden dolayı severiz. Allah’a karşı boyun eğici ve sabırlı olduğu için. Bakın bir kadınla cinsel ilişkiye girmiyor diye, onu reddetti diye, namuslu diye 7 yıl zindan, yani böyle modern hapishane değil, zindanda yatıyor 7 yıl. Ottan yataklar oluyor zindanlarda, taş... Değil mi? Demirden kelepçe vuruluyor. Dökme demirden böyle… Rezalet paçalardan akıyor yani o insanların zulmü açısından. Muazzam zalim oluyorlar. Öyle bir yerde 7 yıl kalıyor Allah’ın güzel, nurlu tecellisi. Sonrada Cenab-ı Allah onu çıkartıyor. Çıkartmasa da orada şehit olsa, o da nur ala nur olur. Çünkü dünyada kalsa kalsa ne kalır yani? Tahta geçiyor Kuran’da ayet var. Annesi babası o devirde sevgi alameti olarak secdeye kapanıyor. İlk istediği şey Cenabı Allah’tan ne? Ahreti istiyor Allah’tan. Ahretin güzelliğini Allah’tan istiyor. Yani ‘’dünyada ya Rabbim benim hükümranlığımı genişlet, beni rahatımı daha da artır demiyor. Tek istediği şey ‘’Ya Rabbim bana Cennet’te bana bir güzellik ver’’diyor. “Cennet’te bana bir yer nasip et’’diyor. Mealen yaklaşık. Çünkü o cennete göre, Allah’ın rızasına göre kendini yetiştirmiş bir insan. Tek amacı da Allah’ın rızası. Hapishane olsa ne olur? Orada da zaten çok seviyorlar onu bir süre sonra. Orada da yani müdürü etkilemiş. Çok yaman Hz. Yusuf, orayı yönlendiriyormuş yani, oranın hesaplarına bakıyormuş.

TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah. Onu güvenilir buluyorlar. Rüya görenler de ona danışıyorlar. MaşaAllah. Allah orada da, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah; hikmet nasip ediyor, olgunluk nasip ediyor orada maşaAllah.

ADNAN OKTAR: İyiler genelde ezildikleri için genelde insanlar hep iyilikten kaçmaya çalışıyorlar. Hâlbuki bu Allah’ın bir sırrı. İyiliğin kolay olmadığı Allah gösteriyor. İyi olmak kolay değildir. İyi olan tabii ki acı çekecek, ezilecek. Yani ağır bir yük alacak üstüne. Onunla iyi olunuyor. Kolay bir şey olsa herkes iyi olurdu. Herkes cennet dolardı, herkes Allah’ın rızasını kazanırdı. O zaman peygamberlerin, velilerin üstünlüğü ne olmuş oluyor? Yani Mehdi çileye müthiş dayanıklı olduğu için Allah onu Mehdi yapıyor. Mehdi eşittir çile. Çile eşittir Mehdi. Peygamberler eşittir Mehdi. Yani hepsi Mehdi’dir onların. Resullullah da Mehdi’dir. Hz. İbrahim’de Mehdi’dir. Fakat hidayete vesile oldukları için. Fakat ahir zamanda Cenab-ı Allah bir Mehdi’den bahsediyor ki anlaşılan gerçek Mehdi de odur. Hitap olarak Büyük Mehdi… Bediüzzaman; “üç görevi birden yapacak’’ diyor. Şeytani bir şey ile kafa karışıklığıyla, bir kısım insanların şeytan kafalarını karıştırıyor. Mehdi’nin çok sonra geleceğini veyahut gelip geçtiğini ve yahut akıl almaz bir Mehdi beklentisi gösterterek Mehdiyeti adeta boğmaya çalışıyorlar. Veyahut bir kısım Nurcu kardeşlerimiz de ben bunu görüyorum. Mehdi’yi illa kendi istedikleri şekle getirmeye çalışıyorlar, yani Resullullah’ın tariflerini beğenmiyorlar. Bediüzzaman’ın tarifini de beğenmiyorlar. “Dünya da hâkimiyet olacak’’diyor değil mi Resulullah? “Hz. Mesih ile beraber namaz kılacak’’ diyor “Hıristiyanlar da ona ittifak edecekler ve bütün dünya Müslüman olacak’’diyor. Şimdi bunu beğenmiyorlar. Üstad ne diyor; ‘’bu üç görevin üçünü birden yapacak’’diyor. Değil mi? “Büyük Mehdi’dir’’diyor. ‘’Bu görevi daha önceki Mehdilerin hiçbiri yapmamıştır, bir cihet de yapmışlardır ve bir görev yapmışlardır. O üç görevi de tam mükemmel yapacak, hepsini yapacak’’diyor. Bunu beğenmeyen Nurcu kardeşlerimiz ne yapıyorlar? Üç görevin ikisini bir kenara alıyorlar, bu fazla diyorlar. Bediüzzaman söylemiş ama üç tane, bi bu üç taneden iki tanesini kenara alıyoruz diyorlar. Onu da nasıl yapalım diyorlar. Bediüzzaman kadar olamayacağı için daha da bir aşağı alalım diyorlar, daha da bir hafifletelim. Değil mi? Küçük bir paye verelim. İllaki Mehdi gelecek diyorsunuz madem öyle bir şey verelim diyorlar. Aklı da yatmıyor. O zaman Mehdi’yi üçe bölelim diyorlar, üç Mehdi yapalım. Birini siyaset Mehdi’si yapalım, birini diyanet Mehdisi, birini de saltanat Mehdisi yapalım. Böyle olur mu acaba diyorlar. Çünkü illaki değerini düşürecekler ya kendi kafalarınca. Üstad’ın dediğini kabul etmiyor bak. Üstad üçünü birden yapacak diyor, onlar kabul etmiyorlar, biz üçe böleceğiz diyorlar. Üstad bütün diyor. Yok diyor onlar, illa bölecek. Ne Resulullah’ın dediklerine kanaati geliyor, ne Üstad’ın dediklerine kanaati geliyor. Üstad zaten Bediüzzaman mübarek Resulaullah’ın dediklerine göre bunları açıklıyor. Onun için bu şeytanın bir ifasıdır, kandırmacasıdır. Bundan yakalarını kurtarsınlar, bu üçe bölme işinden vazgeçsinler. Bediüzzaman’ın sözlerine güvensinler. Çok net, sarih açıklıyor yani çocuk olsa anlar. Çok ayıp yapıyorlar, kendilerini küçük düşürüyorlar. Çok yanlış hareket ediyorlar. Mehdi üç görevin üçünü de yapacaktır. Said Nursi net tarih de vermiştir. Benden bir asır sonra gelecektir diyor, bir asır. 1300lerde gelmiş, bir asır sonra nedir? 1400. Yine de kafası almayanlara karşı sağlama almış Said Nursi, diyorki “1400 sene sonra gelecek bir hakikati” diyor. Kardeşim bunu da anlamadım ben diyor. E o zaman kardeşim Allah’a yalvar ne diyeyim ben sana. 1400, rakamdan anlamıyorsun. Bir asır sonra gelecek diyor, bunu anlamıyorsun. Değil mi? Hz. Mesih onun zamanında inecek diyor, bütün seyyidler ona iltihak edecek diyor, bütün seyyidler. “Milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) o vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmaya çalışır.” diyor. Ben bunu da anlamıyorum diyor. Allah zihnini açsın ne diyeyim başka? Bak “en büyük hakim diyor”, “hem hakim, hem Mehdi hem Mürşid (doğru yolu gösteren kişi) hem Kutbu azam olarak” diyor. En büyük bir müceddid, en büyük bir müçtehid olarak diyor Muhammed Mehdi’yi Cenab-ı Allah gönderecek diyor, bu tohumlar açacak diyor, ben de kabrimden seyredip şükredeceğim diyor. Ben Mehdi’nin piştar bir neferiyim, öncü bir askeriyim diyor. Ona ortam hazırlıyorum diyor. Said Nursi öyle demiş olabilir sen hiç aklını takma diyor. Öyle bir şey yok Mehdi de gelmedi. Mehdi gelip geçmiştir bitmiştir konu diyor. Kardeşim Resulullah’ın dediklerine inanmıyorsun, Said Nursi’nin dediklerine inanmıyorsun. Ben sana ne diyeyim? Sen ne olmuş oluyorsun zaman? Yüzlerce sayfa yalan söylediğini söylüyorsn Bediüzzaman’ın. Mesela Mehdiliği reddecekse, der ki “Hocam siz Mehdi misiniz?”. “Hayır değilim” der. Yüzlerce sayfa yalan söylemeye niye ihtiyaç duysun? Yani böyle bir insanın yalan söylediğini iddia etmek ne kadar büyük bir vicdansızlık. Bu kadar kapsamlı anlatır mı? Bütün safhalarını anlatıyor. İslam’ın nasıl hakim olacağını anlatıyor. Seyyidlerin iltihakından, alimlerin iltihakından bahsediyor. En büyük müçtehid ve müceddid olacak diyor. Değil mi? Daha ne desin? Bir asır sonra gelecek diyor. Ben onun talebesiyim diyor, pişdar bir öncüsüyüm diyor. Talebesiyim demiyor da pişdar bir öncüsüyüm diyor. Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek diyor. Darwinizm’i ve materalizmi yıkacak diyor, yeryüzünden yok edecek diyor. Birinci vazifesi bu olacak diyor. E niye inkar ediyorsunuz bunları? İnkar edince elinize ne geçecek? Üstad’ı yalancılıkla itham edince elinize ne geçecek? Bu Üstad’a yardım mı yani? Üstad’ı yalancı ilan etmek Üstad’a destek değil, Üstad’a karşı hakarettir Allah vermesin. Çok büyük saygısızlıktır. İmanın zayıfsa tamam Allah’a dua et. Ama niçin iftira ediyorsun? Ama Allah hepsine hidayet versin, basiretlerini açsın, basiret gözlerini, kalp gözlerini açsın, doğruyu görmeyi nasip etsin inşaAllah. Büyük müjdeyi inşaAllah daha net, daha açık görürler inşaAllah.

Tarkan sen de bir şeyler anlat.

TARKAN YAVAŞ: Hocam estağfurullah. Bu ABC televizyonuyla sizin yaptığınız bir röportaj vardı geçenlerde. Onu yayınlamışlar. Ondan bir kesit vardı. İzin verirseniz...

ADNAN OKTAR: Yayınladılar mı onu? Aç bakayım.

TARKAN YAVAŞ: İngilizce Hocam. Biraz alıntı yaptım ben.

(ABC Röportajı)

ADNAN OKTAR: Sen Türkçe tercümesini mi yapacaksın?

TARKAN YAVAŞ: Evet bazı bölümlerinin Türkçe tercümesini yaptım Hocam. Uygun görürseniz oradan bölümler söyleyeyim.

ADNAN OKTAR: Yayında olup olmadığını bilmiyoruz değil mi?

TARKAN YAVAŞ: Yayında Hocam.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah şu teknik alet edevatı da geliştiririz de biz burada duyarız değil mi? Teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde bunu bana yapmak evla mı?

TARKAN YAVAŞ: Hocam şunu söylüyorlar. Orta Doğu muhabirimiz, İslami yaratılışçılık adına mücadele veren öncü bir isimle görüştü diye söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: Senin sesin şu an yayında mı? Neyin ne olduğu hiç belli değil şu an. En iyisi şu film bitsin de. Tamam filmi kapat. Tamam şimdi konuş. Kanaatim gelecek şimdi konuşursan.

TARKAN YAVAŞ: Hocam şöyle söylüyor sunucu, “son zamanlarda charles darwin’in doğal seleksiyon teorisine karşı çıkan yeni sesler var. Orta Doğu ülkelerinin dini inançları ve uygulamalarının aniden özellikle Türkiye’de yeniden yükselişe geçtiğini düşünecek olursak, buna şaşmamak gerekir. Orta Doğu muhabirimiz Ben Knight İslami yaratılışçılık adına mücadele veren öncü bir isimle görüştü. Adnan Oktar evrim teorisine karşı önde gelen İslami ses olarak kendine haklı bir yer edinmiş” diye sunucu söylüyor. Sonra sizin bir cümlenize Hocam yer veriyor. Diyorsunuz ki, “Darwinizm dünyadan sevgiyi kaldırdı. 350 milyondan fazla kişinin ölmesine sebep oldu. II. Dünya Savaşı’nın ve ayrıca komünizm, faşizm ve satanizmin ortaya çıkmasına yol açtı. Terör ve anarşiyi meşrulaştırdı.” Daha sonra sunucu “çatışma ve acının ortaya çıkmasında dinin herhangi bir payı olduğu fikrine karşı çıkıyor. Ona Haçlı Seferlerini sordum” diyor size. Siz de “Amerika’daki 11 Eylül olaylarını yapan kişilerin tamamı Amerika’da İngiltere’de Darwinist, materyalist eğitimden geçmiş, Marksist eğilimli kişilerdir ve kökeninde Lenin’in terörün çözüm olduğuna dair teorilerine inanmış kimselerdir. Dolayısıyla dinden kaynaklanan hiçbir saldırı, hiçbir zulüm olmamıştır ve olamaz. Dini sadece kullanıyorlar.” “Adnan Oktar 300’ün üzerinde kitap ve DVD yayınlandığını ancak hiçbirinden telif hakkı almadığını söylüyor. Onu dünyanın gözü önüne çeken ise dev boyuttaki Yaratılış Atlası oldu. Kitap sayfalarca fosil resmi içeriyor ve onları günümüzde yaşayan canlı benzerleri ile kıyaslıyor. Arada hiç fark olmadığını ve bu nedenle de evrimin olmadığını savunuyor. Kendi ülkesi Türkiye’den başlamak üzere Darwinizm’i tek başına yok ettiğini anlatıyor.” Sonunda da Hocam “Adnan Oktar’ın ne denli etkiye sahip olduğunu anlamak zor ama gittikçe çok daha fazla Türk dindar oluyor ve durum değişiyor” diyor. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah. ABC mi neydi bu?

TARKAN YAVAŞ: Evet Hocam Avustralya televizyonu. ABC.

ADNAN OKTAR: E, F, G. Devam ediyor öyle. Tamam peki. , öyle bizim bazı basınımız gibi çarpıtmamış değil mi? Samimi. Avrupalılar genellikle öyle üç kağıtçısı daha az oluyor. Bizim basınımızda genellikle üç kağıtçı basın mensupları görüyoruz değil mi? Sahtekar böyle, samimiyetsiz, yalancı, iftira atan, söylemediğini söyledi gibi gösteren. İyileri de var fakat kötüleri de var. Fakar Avrupalılarda genelde dürüstlük daha bir yaygın gibi. Ama onların da sahtekarları var.

TARKAN YAVAŞ: Evet dediğiniz gibi. Bir de buraya biraz böyle yönlendirilmiş gelseler bile önyargıyla, sizin cevaplarınızdan sonra çoğu dediğiniz gibi makul bir hale, çizgiye geliyor, üslubu da değişiyor buraya geldikleri zaman.

ADNAN OKTAR: Evet, evet. Çocuk yani bayağı şey gelmişti, gergindi dimi, üslup falan çok gergindi.

TARKAN YAVAŞ: İlk başta siz anlattığınız halde çok kolay bir mantığı defalarca size tekrar tekrar sordu, o Richard Dawkins konusundaki şeyi. Sonra düzeldi, sonra anlamaya başladı.

ADNAN OKTAR: Sonra ayakları yere bastı ama.

TARKAN YAVAŞ: Evet sonradan bayağı anlamaya başladı evet.

ADNAN OKTAR: Ama dürüst davranmış, tebrik ediyorum yani. Evet güzel. MaşaAllah. Avrupalılar aslında İslam’a çok yatkın insanlar. Böyle ben Amerikalıları çok severim. Avrupalıları da çok severim ben yani hepsi böyle temizlikten, sanattan, insancıllıktan daha çok hoşlanan insanlar. Dolayısıyla onların Müslüman olması konumunda dünya yani çok çok acayip bir hal alır yani müthiş, muhteşem hale gelir. İnşaAllah onun için gayret ediyoruz. Ama bu önümüzdeki yıllarda net göreceğiniz bir olaydır, bu mucize yani onbinlerce yerde İslam’la, Kuran’la ilgili bu tip yazılar çıkıyor ve her yerde müsbet olumlu bir üslup var. Yani makul ve güzel bir üslup var. İslam’a bakış açısı insanlarda tamamen değişti. Yani eskiden işte terörist şu bu falan diyorlardı, şu an bu tamamen yatıştı. Darwinizm’e inanıyorlardı o tamamen gitti. Avrupalılar bir de bu kadar inatçı değil. Yani üçüncü dünya ülkelerinin insanları bazen çok inatçı ve cahil oluyorlar. Yani böyle çok kirli bir guruları, kirli bir enaniyet ve kibirleri oluyor. Böyle şiddetli bir direnme içinde oluyorlar. Ama Avrupalılar pek o kadar değil değil mi? Daha kolay ikna oluyorlar , belki kültür düzeylerinden kaynaklanıyor olabilir, görgülerinden kaynaklanıyor olabilir. Nisbeten daha samimiler hakikate, gerçeğe ve doğruya karşı.

Evet. Bizim karşımızdaki iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yeni yeni özellikleri sürekli basına yansıyor, halkımız da bunları görüyor. Ben halkımızı yine burada tebrik ediyorum, devlete yardımlarından dolayı. Her türlü bilgiyi ve ihbarı mutlaka göndersinler inşaAllah. İnşaAllah. Bir de yarın hangi kanallarda yayın yapacağız bana bir de onu söyleyin. Yazılı olarak gelsin onu da açıklayalım. İnşaAllah. Yalnız bu bakın, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün şu yönünün yani şu kalleş kahpe yönünün ortaya çıkması çok manidardır. Gayrımeşru kadınları insanlara karşı kullandıklarını gördük, gayrımeşru kadınları. Yani bu çok hayatidir ve bunu yapacağız diyorlar ve inananları ve Müslümanları hapsettirmek için onlarla uğraşın, bunlarla ilgili hukuki komplolar yapın, hukuki oyunlar yapın, bazı yargı mensuplarıyla da bağlantıya geçin onların kızlarını, kendilerini video kameraya alın, onları tehdit altına alın, onları korkutun böylece onları biz kullanalım ve inançlı insanları hapsettirmekte, onları zor duruma düşürmede bu kişileri görevlendirelim şeklinde yazışmalarında ve konuşmalarında, polis dinleme tutanaklarında yazılar gördük ve kendi ifadelerinde de bunları gördük. Bu çok vahim ve tehlikelidir. Yargı içerisindeki Ergenekon yapılanmasının bir an önce yıkılması gerekir. Korku ve tehditle iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne hizmet eden bazı yargı mensuplarına da devletin yardıncı olması lazım. Onların bu tehditten kurtulmasını sağlamak lazım. Çünkü tehdit sonucunda bazı oyunlar oynadıkları ve bu iddia edilen Ergenekon Örgütü mensuplarıyla iş birliği yaptıkları tutanaklarda görülüyor. Buna karşı önlem alınması gerekiyor. Hatta gayrımeşru kadınları da bu konuda kullandıkları kendi ifadelerinde belli oluyor. Bizi de bunlar zaten açıkça söylediler, diyorlar ki, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün birinci hedefi Adnan Oktar, Harun Yahya ve Bilim Araştırma Vakfı’dır ve tutanaklarda bunu da görüyoruz. Özel birimler kurdukları, bizimle uğraşmak için özel insanlar görevlendirdiklerini görüyoruz. Dolayısıyla bu kapsamda bizim de devlet tarafından özenle korunmamızı biz devletimizden talep ediyoruz. Yani bize yapılacak komplolara ve oyunlara karşı devletimizin bizi korumasını talep ediyoruz. Çünkü biz kendi kendimizi koruyacak halimiz yok. Tabii ki devlettir bizi koruyacak olan. Tabii Allah’tır fakat devlet vesiledir, sebeptir biz o yüzden sebebe sarılıyoruz. Ama bunlar artık bu açıkça ortaya çıktığına göre bunların bu sözleri, olayın her yönüyle takip edilmesi ve durdurulması gerekiyor. Ama ben tabii bizim mahkemelerimizdeki hakimler böyle bir şey yapmıştır, böyle bir yapılanma içindedir demiyorum. Ama bu tehlikenin varlığını iddia edilen Ergenekon Örgütü kendisi açıklıyor, böyle bir yapı olduğunu. Biz bundan sonra bir tehdit olarak üzerimizde bunu görüyoruz o anlamda diyoruz. Yani biz neyin ne olduğunu bilmiyoruz. Ama tabii daha önceki olan kişileri tenzih ederiz yani biz bunlarda bir iddiada, suçlamada bulunmuyorum. Ama böyle bir vakada var olduğuna göre gözü kapalı kalamayız.

SUNUCU: İnşaAllah. Hocam programımızın da sonuna geldik,

SUNUCU: Yarın 21.00 ve 22.45 saatleri arasında DEM TV, Tempo TV’den Adnan Oktar’la Baş Başa programını seyredebilirsiniz. Bizi ve aynı zamanda canlı olarak dinleyebileceğiniz radyo istasyonları Ilgın FM Konya 97.4, Yıldız FM Tekirdağ 87.7, Genç FM Karaman 93.3, Adıyaman ASR FM 96.0, Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Radyo Enerji Ordu 90.0, Keyif FM Nevşehir 92.7. Hocam çok teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR : Ben de teşekkür ederim.

SUNUCU: Güzel sohbetiniz için, Sayın Tarkan Bey size de çok teşekkür ederim.

TARKAN YAVAŞ: Ben de teşekkür ederim.

SUNUCU: Tekrar görüşmek dileğiyle hoşçakalın.

Bu eser 765 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri, Samsun AKS TV ve Gaziantep Olay TV'deki Canlı Röportajı (2 Aralık 2009) - Haber
Masonlar, Bazı Evanjeliklere Müslümanları Deccal Ordusu Olarak Göstermek İstemiştir. Müslümanlar Sevgi ve Şefkat Ordusudur. - Adnan Oktar Anlatıyor
Sayın Adnan Oktar'ın Sanhedrin Hahamlarıyla 1 Aralık 2009 Tarihli Canlı Yayın Sohbeti - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1234 download
Dinler Terörü Lanetler - 1185 download
Dinler Terörü Lanetler - 1102 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1050 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.