Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz ve Adıyaman Asu TV Röportajı (23 Kasım 2009)
Kasım 2009
SUNUCU: Kral Karadeniz, Adıyaman Asu ve Ekin Tv’nin ortak yayını olan Adnan Oktar’la Baş Başa programına hoş geldiniz. Adnan Oktar’la Baş Başa programını aynı zamanda www.harunyahya.tv internet sitemizden canlı olarak izleyebilirsiniz. İnternet sitemiz yok diyorsanız hiç üzülmüyorsunuz hemen radyo frekanslarımızı veriyoruz: Yıldız FM Tekirdağ 87.7 Genç FM Karaman 93.3, Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Enerji Radyo Ordu 90.0, Keyif FM Nevşehir 92.7. Bu vermiş olduğumuz radyo frekanslarından canlı olarak bizleri takip edebilirsiniz. Aynı zamanda soru ve görüşleriniz için ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere ulaşabilirsiniz.
Hocam söz sizde.
ADNAN OKTAR: Sen çok sevimli bir şeysin sen. Bu ne bu heyecan böyle, maşaAllah.
SUNUCU: Bu heyecan ilk, ilk çekimim daha.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. Evet, Oktar Hocam sen neler... tam donanımlısın, sen neler anlatmak istiyorsun, var mı anlatacağın bir şeyler?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, aslında çok konularımız var. Sizin söylediğinizin birebir çıktığı konular var, Cübbeli’nin açıklamaları var. Hangisiyle başlamam uygun olur?
ADNAN OKTAR: Benim dediğim ve çıkan konular... Ama söylediklerim genellikle çıkıyor değil mi maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah birebir çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Allah söyletiyor elhamdülillah. Söyle bakayım nelermiş, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Mesela şöyle bir haber Akşam gazetesinde. “Mahkumun başucu kitabı Kuran” diye. Diyanet cezaevlerine mahkumlar için 10 bin adet Kuran-ı Kerim gönderdi.
ADNAN OKTAR: Diyanet İşleri Başkanlığı 10 bin adet Kuran-ı Kerim göndermiş cezaevlerine, hay maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet, cezaevlerinde okunmak üzere.
ADNAN OKTAR: Ne güzel oradaki insanlara değil mi, Allah sevgisi, Allah korkusu öğretiliyor. Eskiden cezaevlerine giren daha da bozulup çıkıyordu birçok kişi. Şimdi değil mi, böyle güzel ahlakı, sevgiyi, barışı, kardeşliği, insancıllığı öğrenip çıkmış olacaklar. Daha iyi olacak. Ama bağnazlığa değil mi, gereksiz böyle tutuculuğa da karşı insanlarımızı bilinçlendireceğiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet hatta siz, daha önce de açıklamıştık, Amerika’daki cezaevlerinde Hocamızın kitapları okutuluyor Amerikan Devleti’nin izniyle. Ve Amerika’da müslümanlığın en hızlı artığı yer hapishaneler. Muazzam bir yükseliş var İslamiyet’e doğru.
ADNAN OKTAR: Onu özel istemişlerdi hakikaten, Amerikan hapishanelerinde benim kitaplarımı özel istemişlerdi. Özel göndermiştik.
SUNUCU: Hapishanelerde peki okutmalarının nedeni ne olabilir yani daha merhametli olsunlar, bir daha aynı hataya düşmesinler diye mi acaba?
ADNAN OKTAR: Tabii, acıma hissi oluşsun. Çünkü insan yaralamak, adam öldürmek, zulmetmek, gasp, bunlar çok vicdansızca hareketler. Allah korkusu, Allah sevgisi olunca insan tabii eli titrer yani. Böceği dahi insan öldüremez. Böceğe bile zarar veremez, değil mi? Helale, harama dikkat eder. Temizliğe dikkat eder. Doğru söylemeye dikkat eder. Her yönden çok önemli yani, Allah korkusu her şeyin başı. Allah’tan korkandan hiç zarar gelmez ama gerçek anlamda Allah’tan korkuyorsa. Değil mi hatta derler; “kork Allah’tan korkmayandan” derler. Gerçi korkulmaz tabii de ama…
SUNUCU: Hem sevgi hem korku.
ADNAN OKTAR: Evet, zaten o korku aşkın bir ifadesi o. Yani Allah korkusu deyince böyle silahtan korkan bir insan… Derin bir aşkın ifadesidir Allah korkusu yani sevdiğini kırmama, onu incitmeme, odur yani. Allah’ın darılmaması için gayret etmek.
SUNUCU: En doğrusu, en güzeli de bu aslında. Ama günümüz de pek dikkat edenler yok. Çok kötüleşti, çok katılaştı insanlar.
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda Mehdi devrindeyiz. Böyle olacak diyor Resulullah, muhbir-i sadık. Böyle oluyor. Ama bir on yıl sonra, 2012’den sonra insanların beyni, ruhu değişecek. Bambaşka bir aleme, bambaşka bir bakış açısında girecek insanlar. Hatta onu kıyamet olarak almıştı birçok insan. Ta milattan önceki devirlere ait yazıtlarda da vardır. 2012, ya bir kıyamet deniyor ya da insanların ruhunda esaslı bir değişim.
SUNUCU: Nasıl bir değişim?
ADNAN OKTAR: Maddenin hakikatini görecek insanlar. Şu an maddenin hakikatini bilmiyorlar. Mesela ben sizi şu an görüyorum. Beynimin içinde şöyle küçük bir yerde siz şu an oluşuyorsunuz ama o kadar canlı ve o kadar net ki hakikaten uzak görünüyor şu an. Hakikaten uzak görünüyor. Mesela şu kadar görünüyorsunuz beynimin içinde. Küçük bir şey, bir insan gibi görünüyorsunuz o bana yetiyor ve hepsi de şu kadarcık yerde oluyor. Mesela ışık var beynin içinde pırıl pırıl, dışarda ışık yoktur, dış alemde. Ve beynimin üstünde, apartman da oturur gibi beynimin üstünde oturup sizi seyrediyorum şu an gözlerimden. Tabii bunun farkına varacak insanlar yani şu an anlatsakta herkes tam anlayamıyor şu an. Mesela dışarıda ses yok ses beynin bir yorumu sırf beyne has bişeydir bu beyindeki ruhun yorumudur. Ses; dalga vardır dışarıda dalga yani dalga o kadar insanlar dışarıda muazzam gürültü, ses dışarıda çıt yoktur yani çıt hiçbir ses yoktur. Bütün ses beynin içinde ruh tarafından algılanır, o ses dalgalarını beyin ses olarak algılıyor. Görüntü de öyle; gözümüz görmez bakıyor gibi görünür ama gözler görmez, gözler bir çift kameradır etten kamera. Onlar ışık ışınlarını belirli bir noktaya düşürürler orada o kimyasal enerji elektrik enerjisine dönüşüyor. Elektrik enerjisi alıp onu beynimize götürüyor tabii bu çok harika sistem o ayrı mesele. O elektriği ruhumuz dünya olarak görüyor, elektrik akımını. Çok düşük amperli bir elektrik çok çok düşük o etin içinden geçer kablosoz mablosuz öyle geçer gelir ve bu kadar üç boyutlu net mesela ben sizin o kadar eminim ki uzağımda oturduğunuza şu an.
SUNUCU: Çok ince detaylar böyle çok uzun süre tartışılması gereken konular gibi geliyor bana.
ADNAN OKTAR: 2012’den itibaren kafalar tam açılacak insanların ve çok net görülecek.
SUNUCU: Ondan sonra anlayacağım, ufkum genişleyecek ondan sonra.
ADNAN OKTAR: Herkesin inşaAllah.
Evet Oktar göster başka neler var?
OKTAR BABUNA: Hocam siz söylemiştiniz, hastanelerdeki hastaların borçları affedilsin. Hatta demiştiniz hastaneler de para bile alınmaması gerekir normal olan da budur. Zaten çok büyük bir imtihanları var. Vatandaşın hastane borçlarına af gelmiş. Siz söyledikten sonra maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Ben onu birkaç defa vurguladım. 1 yıl önce bir vurgulamıştım, aylar önce yine vurguladım. Değil mi? Hastane de yatan insanlardan para alınmaz. Bilakis üstüne para verilir hastaya.
SUNUCU: Çok güzel bir haber. Sağlık çünkü çok önemli.
ADNAN OKTAR: Vatandaşın hastane borçlarına af geldi diyor. Evet o söylediğimin çıkması olarak görüyorum. Allah duamı kabul etmiş demek ki Cenab-ı Allah elhamdülillah maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin böyle 650 tane... zaten sitenize girenler ‘Ne Demişti, Ne Oldu’ diye Hocamızın daha önce söylediklerinden gerçekleşenleri, tarihleri ve delilleriyle www.harunyahya.org sitesinden ‘Ne Demişti, Ne Oldu’ üzerinden bulabilirler.
SUNUCU: Aynı zamanda Hocamızın diğer eserlerini ve bütün eserlerini bu internet sitesinden ücretsiz indirebiliyorlar. Bu da çok güzel bir şey. Ben internet sitesinin adresini vermek istiyorum. www.harunyahya.net vewww.harunyahya.org internet sitesinden indirebilirler.
ADNAN OKTAR: Evet doğru, güzel. Oktar Bey, başka var mı anlatacağın bir şey?
OKTAR BABUNA: Bu Heackel’in embriyo çizimlerini göstermiştik. Bugün gerçekleriyle birlikte göstermek istiyorum eğer müsaadeniz olursa Hocam. Bu Heackel’in sahte çizimleri üstte görülenler, bu çeşitli canlıların embriyolarını yani bebeklik hallerini çizim yapıyor. Bakın gördüğünüz gibi, hepsini özel olarak birbirine benzetmiş. İnsan, tavşan, tavuk, kaplumbağa, semender, balık. Ernst Heackel’da Charles Darwin zamanından kalma, o köhne bilim anlayışıyla ortaya çıkmış olan bir Darwinist. Bunlar bakın görüyorsunuz gerçekleri. Gerçeklerinin birbiriyle uzaktan yakından ilgisi yok. Heackel’in yaptığı çizimlerle hiç alakası yok. Yani tam bir sahtekarlık yapıyor. Bunu şunun için açıklıyorum. Günümüzde hala, bazı yerli Darwinistler, bu 1900, 19. yy’dan kalma bu köhne sahtekarlıkları, pişirip pişirip insanların önüne getirmeye çalışıyorlar. Yani Darwinizm’e güya delilmiş gibi. Halbuki hiç alakası yok. Adam alenen sahtekarlık yapıyor. Ve bu sahtekarlık 10 yıllardır, kaç 10 yıldır biliniyor. 47 yıldır biliniyor insanlar tarafından. Hatta kendi açıklaması var yani Heackel’in diyorlar niye sahtekarlık yaptın diye? Neden bu sahte çizimleri yaptın diye? Ben yapıyorum, çünkü herkes yapıyor gibi ipe sapa gelmez bir açıklamayla cevap veriyor. Yani, bu tabii bilim adamlığıyla alakası yok, bilimle ilgisi yok. Darwinizm’in bilimle hiç alakasının olmadığını gösteriyor. Bir de Darwinizm’e, bu iddiaları dile getiren Darwinistlerin de ne kadar bilgiden yoksun olduğunu ortaya koyuyor.
ADNAN OKTAR: Bu Heackel kimdir?
OKTAR BABUNA: Ernst Heackel, Charles Darwin’in arkadaşı, 19. yy’ın bir Darwinisti.
ADNAN OKTAR: Bu çizimleri kendi mi çizmiş bu üsttekileri?
OKTAR BABUNA: Evet. Kendisi özel olarak. Zaten itiraf ediyor sonra, bazı bölümleri çıkartıyor, bazı bölümleri ekliyor ki birbirine benzetiyor. Çünkü şunu iddia ediyor: birey oluş soy oluşun tekrarıdır diyor. Bu şu anlama geliyor. Bir embriyonun geçirdiği evreler diyor onun iddiası, evrimin kendi evrelerine eş değerdir diyor. Mesela insan için güya balıktan geldi balığa benziyor embriyosu diyor. Halbuki özel olarak yaptığı sahtekarlıklarla diğer canlılara benzetiyor bakın hepsini birbirine benzetmiş. Burada gerçeklerini görüyorsunuz embriyoların. Hiçbirbirine benzemiyor, çizimlerle de hiçbir alakası yok.
SUNUCU: Tamamiyle alakasız.
OKTAR BABUNA: Evet. Hocamız da şunu söyledi çok önemli, benzese de bir şey fark etmez. Yani evrimi kanıtlayacak deliller en önemli olabilecek deliller, evrimle olsaydı, Allah evrimle yaratsaydı fosillerde olurdu. 300 milyon fosil var bugün. Evrimin gerektirdiği ara geçiş formlarından bir tane bile yok. Halbuki evrim olsaydı, bunun 299 milyonunun ara geçiş formlarına ait olması gerekirdi. Patolojik, asimetrik, eciş bücüş canlılar olması gerekirdi fosillerin. Bir tane bile yok. 300 milyon fosil var. Yani bu şunu da gösteriyor. Şimdi diyorlar ki bu sefer ilerde bulunabilir mi? Hayır bulunamaz. Eğer evrim olsaydı 300 milyon, 299 milyon ara geçiş formuna ait olacaktı. Bir 300 milyon daha bulsak, 299 milyon yine ara geçiş formu olması gerekirdi. Halbuki hiç yok. Biz bir 300 milyon daha bulsak yine hiç yok demektir o.
SUNUCU: Yani olmayan bir şeye inanıyorlar?
OKTAR BABUNA: Evet. Tam anlamıyla öyle. Olmayan bir şeyi, hiç olmamış olan bir şeyi zaten tesadüfen hiçbir şey olmaz. Bir pagan dinini savunmaya çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Şimdi adam burada, bunları tek tek virgül gibi yapmış böyle değil mi? Virgül gibi hafif. Aşağı yukarı hakikaten birbirine çok benzetmiş. Geçen günler bir televizyon kanalında, saz takımı gibi böyle dedeler çıktılar değil mi. 80 yıl önceki bu yalanları gerçekmiş gibi millete anlattılar. Millet de böyle dinledi, elini çenesine koyup. Mesela bunun yalan olduğu bilinmiyor. Biz şimdi bak burada doğrusunu anlatıyoruz. Üstte adamın çizdikleri birbirine... hakikaten bakan balık, semender, kaplumbağa, tavuk, tavşan, insan hepsi birbirine benziyor. Haa diyor adam, demek ki bunlar hakikaten aynı soydan geldiler. Alta bakıyoruz mesela bak balığın, embriyo safhası tamamen hayal. Semenderin ayrı, kaplumbağanın ayrı, değil mi? Tavuğun ayrı, tavşanın ayrı, insanın ayrı. Çok çok ayrı. Dolayısıyla bu adamın yalanını yüzüne vurulmasıdır şu gördüğümüz resim. İnşaAllah. Şimdi bu tabloyu vatandaşlarımız unutmaması lazım. Burada tarihi yani 70-80 yıldan beri insanları kandırdıkları yalanın bir tablosunu görüyoruz. Bakın burada. Bilmedim, etmedim, görmedim yok. Üsttekiler tamamen hayali çizimler, alttakiler de gerçekleri. Çok net ve açıktır yalan söyledikleri.
Şimdi anlat.
OKTAR BABUNA: Hatta evrimciler bile bunun yalan olduğunu söylüyor. Bakın Science dergisi var tam Darwinisttir böyle Darwinist bir dergi, dünyanın en önde gelen Darwinist dergilerinden bir tanesi. Bakın burada diyor ki İngilizcesini söyleyeceğim, Heackel’in diyor embriyoları diyor sahtekarlık yeniden keşfedildi. Sahtekarlık zaten biliniyor, bir kere daha keşfedildi anlamında. Bakın orada da yine embriyoları koymuş, altına sahtekarlık çizimlerini koymuş, hiçbirinin alakasının olmadığını bütün yazı boyunca açıklıyor. Yani artık, Darwinistler bile iddia etmiyor bunu. Bu televizyon kanalında dediğiniz gibi tutup bunları iddia gibi ortaya getiriyorlar.
ADNAN OKTAR: İşte Türkiye’mizin komünistleri büyük bölümü 80, 90, 100 yıl, 150 yıllık yalanlara dayalı olarak komünist düşünceyi savunuyorlar. Mesela şu olay da, böyle bir yalana inanmaları ve bunun da daha hala gerçekmiş gibi 2009 yılında göğüslerini gere gere anlatmaları, üstelik de bize nasihatte bulunuyorlar. Diyorlar ki; bu çocuklar da okusalar, bilgilenseler, kitapları okusalar öğrenirler diyor. Bu kitapları niye okumuyor acaba bu çocuklar diyor?
SUNUCU: Bunu yapmalarındaki amaç ne? Gerçeği bilindiği takdirde.
ADNAN OKTAR: Yani, eğer ses çıkartmayan olursa işte garibanlara bunu kakalayacaklar, kandıracaklar öyle idare edecekler. Yani, bunun böyle olmayacağı belli, dedelere ben buradan rica ediyorum, bize böyle hicazkar makamında taksim dinletmesinler. Biz bunları dinlemek istemiyoruz. Bunların hepsi yalan ve tek tek de ispat ediyoruz. Ayrıca, bir proteinin bilimsel olarak tesadüfen meydana gelmesi imkansız. 300 milyon üzerinde de Yaratılışı ispat eden fosil olduğuna göre, böyle ufak ufak küçük küçük yalanlarla kimseyi kandırmaya kalkmasınlar. Bundan netice alamazlar. Her yalanlarını yüzlerine vururum. Nitekim, değil mi geçenlerde de öyle seri yalan söylemeye kalktılar, hepsinin yüzlerine vurduk. Sonra çıktılar özür dilediler. Şimdi yalan söyleyebiliyorlar mı? Ancak işte böyle kıyıda köşede kalmış, ulaşamadığımız vatandaşlarımıza yalan söylüyorlar. Ama biz yine onları da bulup işin doğrusunu anlatıyoruz.
OKTAR BABUNA: Tabii bütün bilimsel gelişmeler Allah’ın yarattığını kesin bir biçimde ispatlıyor. Bakın mesela burada, yan yana görülen hücrelerin, bakın yan yana duran milyarlarca hücre görünüyor burada. Bu hücreler birdenbire bir araya gelip, insanın damar sistemini oluşturmaya başlıyor. Bakın insanın vücudunda 100.00 bin kilometre damar ağı var. Trilyonlarca hücre bir araya gelerek insanın damar sistemini mükemmel bir şekilde yapıyorlar.
ADNAN OKTAR: Önce dağınık bu hücreler öyle mi?
OKTAR BABUNA: Dağınık evet.
ADNAN OKTAR: Yani kum gibi dağınık.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Sonra bir araya gelip yavaş yavaş yavaş bir arada gruplaşarak damarları oluşturmaya başlıyorlar. Biz onu mu görüyoruz şu an?
OKTAR BABUNA: Evet. Her bir damar bir hücreye, mm’nin 1/20’den daha yakın olmak zorunda ve öyle oluyor.
ADNAN OKTAR: mm’nin 1/20’i kadar.
OKTAR BABUNA: 1/50’i kadar özür dilerim 1/50’i.
ADNAN OKTAR: 1/50’i kadar yakınlıkta.
OKTAR BABUNA: Evet en uzak damar. 100 trilyon hücre var. 100 bin kilometre damar ağı, her bir hücreden en fazla mm’nin 1/50’i kadar uzak olmak kaydıyla vücudumuzda oksijen taşıyor hücrelere. Bakın, en ufak bir yanlışlık yok. 100 trilyon hücreden bahsediyoruz. Vücudumuzun her tarafı, ayak parmaklarımızın uçlarından, tırnaklarımızın uçlarına kadar her yerde damarlar var. Gözle görülmeyecek kadar mikroskobik damarlar ve en ufak bir yanlışlık yok. En ufak bir tümsek yok. İç yüzeyleri mükemmel pürüzsüz olarak böyle. Biz doğduğumuz anda, bu trilyonlarca hücre bir yerden emir almışçasına mükemmel bir organizasyonla damar ağını meydana getiriyorlar.
ADNAN OKTAR: Ayaklarımızın altında da var değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Yürümemize rağmen, üstüne basmamıza, yük taşıyor hamal ağırlık taşıyor. Ama ayağının altındaki o kılcal damarlar yine ayağı beslemeye devam ediyor. Ve o basınçtan etkilenmiyorlar. Evet.
SUNUCU: Sorularımız var. İsterseniz geçelim Hocam? Aysu Cemiloğlu göndermiş. “Merhaba Hocam. Kötülüğün Sessiz Dili kitabınızı yeni okudum. Kendim dahil çevremde gördüğüm birçok kişinin negatifliğini ve hoşnutsuzluklarını ifade ettikleri kötülüğün sessiz dilinin ne anlama geldiğini fark ettim. Sessizlik ve suskunlukla yapılan gizli protesto yöntemleri, gözlerle ifade edilen hoşnutsuzluk ve nefret, olumsuz, ters ve karamsar bir üslup kullanarak gibi günlük hayatta birçok kişi de gördüğümüz ve rahatsız olduğumuz bu tavırların tamamen şeytani ve Kur’an’a uygun olmayan tavırlar olduğunu anladım. Ve Kur’an ahlakına uygun olmayan tavırları yapmamaya karar verdim. Sizin bu konuda tavsiyeleriniz olur mu? Saygılar. Aysu Cemiloğlu.”
ADNAN OKTAR: Aysu güzel konuşmuş maşaAllah. Hakikaten toplumda, insanlara baktığımızda davranışlarının tabii ve samimi olmadığını görüyoruz. Yani birçok insanda bunu görüyoruz, bazı insanlarda da görmüyoruz. Doğal olmamanın sıkıntısını toplum; neşesizlik, mutsuzluk ve içine kapanık olmakla veyahut gergin olmakla yaşıyor. Bunu nasıl görüyoruz, sokağa çıktığımızda insanların yüzüne baktığımızda çok çok nadir insanın mutlu olduğunu görüyoruz. Yani parmakla sayılacak kadar az insanı. Çok gergin insanlar. Mesela iki insan bir araya geliyor, ben bazen öyle insanla konuşuyorum. Konuşuyorum diyorum niçin konuşmuyorsun diyor? Ben dinlemeyi severim diyor. Bu ne demektir biliyor musun? Sinsiyim demektir. Yani bu, pusu kuran, samimiyetsiz insanların da huyudur genelinde hepsini tenzih ederim de yine de böyledir. Çünkü, candan olan bir insan rahat konuşur, içi dışı belli olur. Yani, bütün bilinçaltını da anlatır, bilinç üstünü de anlatır. Candan konuşmanın içerisinde, bütün ruhunu boşaltır adeta, ne varsa ne yoksa belli olur. Ama sinsi insan konuşmaz. Yani çok temkinlidir. Sürekli karşı tarafı analiz eder, tartar, acaba var mı bir olay. Halbuki akıllı bir insan, bir insanın yüzüne bakar bakmaz anlar.
SUNUCU: Hiç böyle düşünmemiştim ben.
ADNAN OKTAR: Tabii yani direkt sinsilik alameti olarak görülür. Çok çok anormal bir harekettir. Herkesi tenzih ederim. Bazı vakaların bir gerekçesi olabilir, ama bir çoğu bir kısmı sinsi bir tavırdır, çok samimiyetsiz bir harekettir. Bir de bir insanı anlamak için uzun uzun analiz etmeye gerek yoktur. Yani bir insan yüzüne baktı mı akıllı bir insan, hemen gözlerinden belli olur normal bir insan. Anormal insan da, yani mimiklerinden, ses tonundan, üslubundan, elektriğinden hemen anlaşılır. Yani bir insan uzun süre birisini çözemiyorsa bu anormal bir tavırdır. Yani garip bir tavırdır. Normal değildir. Mesela nişanlı oluyorlar, 3 yıl nişanlı kalıyor, 4. yıl nişanlısı onu kesiyor. Adamı anlayamıyor yani. Akıl alacak gibi değil, adam psikopatım diye bağırıyor adam yani belli elinden yüzünden akıyor psikopatlık. Ama zengin olması yeterli oluyor. Zengin olduğunu gördüğünde, adeta gözündeki perde kapanıyor yani aklı, şuuru, mantığı tamamen gidiyor.
SUNUCU: Ya paraya önem veriyorlar, ya da işte dış güzelliğine, mantığını dinlemiyor kimileri hataya düşüyor. Kimileri tamamen duygusal.
ADNAN OKTAR: Para tabii ki de önemlidir. Güzellik de tabii ki önemlidir. Ama bu bir bölümüdür olayların. Yani parasızlık mı, para mı desen? Para daha iyidir. Parayla çünkü insanlara yardım edebilirsin, hayır hasenat yapabilirsin değil mi? Allah’ı, dini anlatabilirsin, her türlü güzelliğin uygulanmasında para geniş çapta kullanılıyor bu bir nimet. Güzellik de bir nimettir, göze çok hoş gelir. Cennette insanlar hep güzel. Tabii ki güzeli ararız biz. Güzellikten hoşlanacağız, bunda anormal olan bir şey yok. Bu ikisinin bir araya gelmesi, ikinci parça oluşuyor tamam. Ama üçüncü ana özellik var, karakteri ve kişiliği. Eğer bu yoksa o iki parça tamamen komple kopar gider. Hiçbir anlamı kalmaz.
SUNUCU: Bana göre de insanoğlu o kadar çok zeki yaratılmış bir varlık ki, çok güzel kendini kamufle edebiliyor. Taa ki istediğini elde edene kadar. Çoğu da ondan oluyor diye düşünüyorum ben.
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu, insanın kendini gizlemeye hiçbir insanın gücü yetmez. Yani sadece karşı tarafın iyi aklını kullanması gerekir.
SUNUCU: O zaman görmek istemiyoruz.
ADNAN OKTAR: Ee tabii yani görmek istediğimiz için. Yani kilitleniyor; altında jaguar arabayla geliyor, saçlar briyantinli falan böyle, klas hareketlerle arabadan birden hopluyor çocuk atlıyor böyle. Arabanın anahtarını elinde sallıyor falan. Bir anda kalpler kafasından kızcağızın çıkmaya başlıyor böyle oklar halinde havaya doğru.
SUNUCU: Ne kadar çirkin de olsa, o an ona çok güzel gözükebiliyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Her türlü adiliğini, her türlü basitliğini baskılayarak görmezlikten geliyor. Mesela psikopat olduğu belli oluyor, yine onu da görmezlikten geliyor. Hatta, ne yaparsa yapsın diyor, hepsini bağrıma bastım diyor. İşte taş oldum, bilmem ne oldum böyle romantik izahlar yapıyor. Sonunda da tabii ya onun ağzını burnunu kırıp sokağa atıyor, ya aşağılıyor. Halbuki ilk önce karakterine ve kişiliğine çok dikkat etmeleri lazım. Yani bu üslubundan çok açık anlaşılır. Bir kere samimiyet o kadar zor anlaşılan bir konu değil. Yani bu konuda ben anlayamadım diyen, samimi konuşmamış olur. Samimiyet adeta bağırır, samimiyetin özel bir elektriği vardır. Boğucu ve şiddetli bir elektriği vardır. Yani boğucu derken, mutluluk anlamında boğucu, iyi anlamında, pozitif anlamında. Hemen anlaşılır samimi insan. Art niyetli bir insan, istediği kadar kırılıp dökülsün, istediği kadar komplimanlar yapsın, oyun oynasın bu daha çok onu ele verir. Yani, sahtekarca, samimiyetsizce yapılan iltifatlar, komplimanlar hemen anlaşılır. İnsanlar bunun acısını çekiyorlar şu an. Yani bir kere, abartılı bir kuşkuculuk, halbuki bir ön iyi niyet gerekir yani insanlara ön bir tolerans tanınması lazım. Yani iyi insan olabileceği ihtimali üstüne gidilebilmesi lazım. Önden bir insan sevilir, eğer anormallik yapmaya başlarsa sevgi yavaş yavaş geriye alınmaya başlanır. Yavaş, yavaş bir insan sevilmez.
SUNUCU: Ya seversin, ya sevmezsin diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bakar bakmaz anlaşılır yani hemen anlaşılır yani anlaşılmaz diye bir şey yok. Ama sevgiyi devam ettirmek, çok büyük bir sanattır. Çok akıl gerektirir. İnsan çok hassas bir varlıktır. Yani hani tabir ederler ya, gıcık edecek tavır. Yani çok rahat insanlardan bu zuhur eder, oluşur. Onları baskılamak, onları dengelemek, onları güzel hale getirmek, affedici olmak, toleranslı olmak, sabır bambaşka bir olay ve sanattır. Allah bunu sadece samimi iman eden ve akıllı insanlara veriyor. Toplumdaki bütün olayların arkasında sabırsızlık yatar. Sabredememek yatar.
SUNUCU: O da hepimiz de var, özellikle de bende. Çok tezcanlıyım ama, bundan sonra sabırlı olacağım ve önce karşımdakinin karakterine odaklanacağım.
ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzel huyunu.
SUNUCU: İyi bir ders oldu bana. Başka bir sorumuz daha var. Yunus yollamış Yunus Nuralp Adıyaman’dan yollamış. “Adnan Hocam, siz küresel ısınma iddiaları çıktığından beri, küresel ısınma diye bir durumun olmadığını dile getiriyorsunuz. Tam sizin sözlerinizle mutabık bir haber dikkatimi çekti ki, bu haber de bazı kişilerin küresel ısınmayla ilgili önceden gelen kurumlardan, en tanınan bilim adamlarının yazışmalarına ulaştıkları ve bu yazışmalar da kurumların çıkar politikası olarak yürütüldüğü yazıyordu. Herkes hararetle küresel ısınma konusundan bahsederken, sizin bu konunun aslını dile getirmiş olmanız dikkatimi çekti. Hocam maşaAllah” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah. Küresel ısınmanın yalan olduğunu, geçenlerde gazetelerde ilan ettiler. Onun bir oyun olduğunu, tezgah olduğunu bilimsel delilleriyle açık açık izah ettiler. Bakın kaç yıldan beri söylüyorum, bu bir oyun diyorum değil mi böyle bir şey yok. Bilakis Mehdi’nin çıkışından önce, bir kuraklık olacağı yağmurların yağmayacağı söyleniyor hadislerde. Bu olmuştur. Ve arkasından kuyruklu yıldızın çıkışından sonra da diyor, Lulin kuyruklu yıldızı ve çift uçludur diyor Peygamber Efendimiz iki uçludur. İki uçlu olan, parlak olan ve batıdan doğuya giden bir yıldızdan bahsediyor Peygamber Efendimiz. Bu çıktıktan sonra da çok fazla yağmur yağacak diyor, aynı şekilde olmuştur ve çok fazla yağmur yağmıştır. Hatta insanlar bu yağmurdan rahatsız olacaklardır diyor Peygamber Efendimiz, bunu da belirtmiştik bu da oldu. Arkasından o devirde diyor ekonomik kriz olacak diyor Peygamber Efendimiz, 2007’de başlamıştır ve 2014’de kadar devam edecek, 7 yıl sürecek, Tevrat’ta da geçiyor, Tevrat’ta da 7 yıl süreceği belirtiliyor bu ekonomik kriz başlamıştır. Ben bunu da söyledim 7 yıl süreceğini söyledim sonra bütün dünya benim sözümü kabul etti, 7 yıl evet 7 yıl sürecek dediler. Bakın bütün dünya kabul etti.
OKTAR BABUNA: IMF söyledi.
SUNUCU: Şimdi bu ekonomik kriz 7 yıl mı sürecek? Yandık.
ADNAN OKTAR: 7 yıl sürecek, yok bizim Türkiye’ye etki etmez inşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam böyle Kuran’da madem önceden belirtiyor bunlara önlem alınamaz mı?
ADNAN OKTAR: Kader asla durdurulamaz. Mesela diyor ki Peygamber Efendimiz Mehdi zamanında bu devirlerde yani bu kuyruklu yıldız ve bu diğer ekonomik krizin başladığı dönemlerde 2 hayvanlardan kaynaklanan grip tarzı hastalık dünyayı saracak diyor. Biri domuz gribi, biri kuş gribi ve çok fazla insanın hayatına mal olacak diyor. Mehdi devrindeki bir olaydır, Mehdi’nin çıkış alametidir. Bunu geçen gün Hülya Avşar bizim Çelakıl Ömer’e sordu, Ömer benim programları Allahualem takip ediyor anladığım kadarıyla oradan anlattı ama Mehdi kısmını almadı, almaması da normal yeni bir konu çıkmasın diye belki anlatmamış olabilir. Fakat bu çok hayati olaylar ve bu çok büyük bir mucizedir, Peygamber Efendimizin bunları bu kadar detaylı adeta saat saat belirtip de 1400 yıl öncesinden her şeyi bildirmesi... Peygamberimiz şu an mezarda fakat mucizeleri devam ediyor. Yani hayatta adeta Peygamber yani ne dediyse çıkıyor. Tabii bakın kendisi mezarda ama bütün söyledikleri çıkıyor. Şu tarihte şu olacak diyor oluyor, şu tarihte şu olacak diyor şu oluyor kendi devrinde gösterdiği mucizeler kesintisiz şu an devam ediyor. Hayattaymış gibi.
SUNUCU: Ne kadar programlı planlı yapılmış sanki.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah tabii.
SUNUCU: Başka bir sorumuz var, Erdal Gülensoy İzmir’den yazmış. “Sayın Hocam hadiste; onun ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık uygun olacaktır. (Kıyamet Alametleri Genişletilmiş 9.baskı sayfa 159-160) şeklinde geçiyor. Cübbeli geçen gün bir konuşmasında Hz. Mehdi’nin zaten adı Muhammed babasının adı Abdullah’tır dedi, siz daha önce bu konuyu açıklamıştınız zannederim ama rica etsem bir daha anlatır mısınız?”
Hocam böyle okuyamıyorum kusura bakmayın hala heyecan var ama okuyabildiğim kadar.
ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzel huyunu, güzel canını.
SUNUCU: Seyircilerimizden de özür diliyorum. Heyecanımı mazur görsünler.
ADNAN OKTAR: Senin candanlığın, samimiyetin yeterli, bunların hiçbiri kusur değildir hatta bilakis senin doğallığındır, senin samimiyetindir, senin güzelliğindir.
SUNUCU: Öyle gördüğünüz için teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii öyledir. Bu senin doğallığını gösterir. Hiç o konuda tedirgin olma, gayet normal, gayet güzel okuyorsun, konuşuyorsun.
Cübbeli evet bu konuyu anlamazlıktan geliyor. Ben dedim ki; Peygamber Efendimizin soyu Beni Adnan’dır. Yani bilinen ilk silsile başlangıcı Adnan’dır ve başka da bir açıklaması yok. Yani bir insanın soyadı vardır, ilk bilinen başlangıcı vardır, oradan itibaren soyadı gelir. Adnani’dir Peygamber Efendimiz çok nettir. Eğer asrımızda yaşamış olsaydı Peygamberimiz, ona Sayın Adnan diye hitap edilirdi. Babası da olsa ona da Sayın Adnan diye hitap edilir. Mesela biz Tayyip Erdoğan beyefendiye değil mi Sayın Erdoğan diyoruz, oğlu da olsa ona da Sayın Erdoğan deriz, babasına da Erdoğan deriz. Sayın Erdoğan deriz. Soyadı ile anılır insanlar. Peki bu daha önce nasıldı, Peygamber Efendimiz zamanında nasıldı? Mesela Hz. Ali’nin zamanında diyor ki Hz. Ali Peygamberimiz zamanında yaşamış.
SUNUCU: O zamanlarda da soy isim var mıymış?
ADNAN OKTAR: Bakın şöyle, o zamanlar bu tarzda bir konuşmanın olup olmadığını geçmiş kaynaklardan anlıyoruz. Hz. Ali Peygamberimiz (s.a.v.) adının Adnan olduğunu belirttiği kasidesi Kasidei Celcelütiye, o zaman ta Peygamber Efendimiz zamanında oluşturduğu kasidesi. Diyor ki bakın orada “Bundan dolayı iki isim sahibi oldum, bir künye ki daha önce hiç duymamıştım. Ebu Turap ki bana bu künyeyi vermişti.” Hz. Ali’yi kast ediyor, Ebu Turap. “Hadi olan Mustafa Adnan Peygamber” diyor. Bak hadi olan hidayete sebep olan Mehdi özelliği olan, Peygamber Efendimizin biliyorsunuz adı Ahmet Mahmut Muhammed Mustafa’dır. Ahmedi Mahmudi Muhammed Mustafa’dır. 4 ismi vardır. Bakın hadi olan Mustafa Adnan Peygamber diyor. Bunu Hz. Ali, Peygamberimize hitaben bunu söylüyor, sahabe döneminde “Hadi olan Mustafa Adnan Peygamber”. Bakın diyor ki adı adıma uygundur, adı adıma denktir, denk uygun ama şudur demiyor Peygamber efendimiz. İstese söylerdi derdi mesela adı Mustafa, Mahmud, Ahmet, Muhammed bunlardan birini söylerdi, dememiş. Bunların hiçbirini söylemiyor, sadece adı adıma denktir ve uygundur diyor. Şimdi bakıyoruz Peygamberimizin soyadı ne, Adnan. Eğer sahabe devrinde Hz. Ali’nin hitabına bakıyoruz, Adnan diye hitap ediyor Resulullah’a Mustafa Adnan diyor, zamanımızda olmuş olsaydı Resulullah (s.a.v.) biz ne diyecektik, muhterem Adnan diyecektik, babası da olmuş olsaydı Resulullah’ın babası da olmuş olsaydı ona da muhterem Adnan diyecektik. Dolayısıyla babasının adı da Adnan, kendi adı da Adnan, o zaman adı adına uygun olmuş oluyor. Şimdi benim adım Adnan, ona uygun sen kendini mi ima ediyorsun? Yok ben doğru bildiğimi söylerim. Ben yemin ettim ben dedim ki; eğer herhangi bir şekilde Mehdilik iddia edersem Allah’ın meleklerin bütün insanların laneti üzerime olsun. Ama bu ilmi ve gerçek bir konu ben bunu niye gizleyeyim ve Peygamber Efendimizin bir mucizesi bu, bakın gizli tutmuş yani zor mu Peygamber için bunu söylemek adı Mahmud der, adı Ahmet der.
SUNUCU: Niye gizli tutulmuş?
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda anlaşılacağı için, bakın o kadar çok hadis var ki ama hiçbirinde söylemiyor adı şudur diye, adı adıma uygun yani adı adıma denktir diyor denk o kadar. Demek ki orada bir harikuladelik var, ahir zamana geliyoruz sırrı nedir? Sırrı nedir diye arıyoruz, bir de bakıyoruz ki babasının adı da aynı Adnan, kendi adı da Adnan tam bir denklik var ve hadis yüzde yüz ortaya çıkmış oluyor net ve kimsenin itiraz edeceği gibi değil. İnsanlar diyor ki işte Abdullah oğlu Muhammed yani olması gerekir, peki şeyin peygamber efendimizin bir tane mi ismi var, değil? O zaman hadis uymuyor. Muhammed peki Ahmet de olabilir, Mahmud da olabilir, Mustafa da olabilir. O zaman bu tevil yanlış açıklama yanlış 4 isimli. Babasının da ismi sırf Abdullah değil Peygamber Efendimizin başka bir ismi daha olabilir o devirde tek bir isim kullanılmıyordu. O zaman nasıl olacak yine uymuyor zaten buradan uymaması yeterli yani 4 isim olduğuna göre.
SUNUCU: Birden fazla isim kullanmalarının nedeni ne Hocam?
ADNAN OKTAR: Normal asrımızda da var. Mesela Ali Talip Necatigil farz edelim mesela bir isim oluyor veyahut 3-4 isimli çok insan var.
SUNUCU: Ben beğendiğimiz için sanıyordum. İki tane daha hoş olur.
ADNAN OKTAR: Ahmedi Mahmudi Muhammed Mustafa yani bakın burada çok önemli olan şu; böyle bir şey olsaydı Peygamber direkt söylerdi. İsmi şu derdi. Dememiş. Onu bir sır olarak saklamış, bunu ahir zamanda çözeceksiniz demek istiyor Peygamber. Yani ahir zaman gelince ilimde rasih olanlar, bilgi sahibi olanlar bunu çözecek, bu ve zamanı da gelmiş çözülmüştür. Babasının adı da Adnan’dır. Kendi ismi de Adnan’dır. Tam denktir hadiste belirtildiği gibi ve tek isimdir. Başka ismi de yok. Yani mesela Cübbeli diyor yok Zeyyidi falan gibi isimler sayıyor, burada yalan söylüyor doğru değil bu. Olur mu? İlk bilinen babası bütün şecerelerde görülür koskocaman yazılır Adnan’dır. Ben-i Adnan. Ondan sonra öbür isimler gelişmeye başlar, ilk ceddi ilk başlangıcı belliyken, aradaki cedler soy ismi olur mu? Yani mesela 30 silsilelik bir isim düşünün, 15. 16. 19. sıradaki insanlardan silsile olmaz. İlk en baştaki isim soy adıdır, en baştaki isim, tabii bu konuda dürüst olacak.
OKTAR BABUNA: Şeceresi var onu da gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Göster bakalım. Resulullah’ın şeceresi değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, Adnan’la başlıyor dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Evet bak Maad, Nizar, Mudar, İlyas, Müdrike, Huzeyme, Kinane bak bunların hiçbiri soy ismi olmaz mesela Malik, Fihr, Galib değil mi Kab, Mürre, Kusay hiçbirisi soyadı olmaz. Ancak Adnan soyadı olabilir. Çünkü en başı o, ilk başlangıç oradan başlıyor.
OKTAR BABUNA: Zaten Hz. Ali de çok net bir şekilde söylüyor.
ADNAN OKTAR: Evet Hz. Ali’nin zaten açık bir ifadesi var.
SUNUCU: Başka bir soruya geçelim mi Hocam? Erdem Kaleli yazmış Trabzon’dan, “Değerli Hocam ben programınızı uzun süredir seyrediyorum, özellikle hukukla ilgili anlattıklarınızı büyük bir dikkatle dinliyorum. Davanızda karşı tarafın Avukatı olan Rezzan Aydınoğlu’nun New Humanist’e sizin davayı kaybedebileceğinizi söylemesi beni çok şaşırttı. Yani nasıl oluyor da siz bildiğiniz halde bu avukat böyle bir konuyu önceden haber alıyor. Anlayamadım Hocam?”
ADNAN OKTAR: Evet Rezzan hanım ilginç bir avukattır. New Humanist’e gerçekten böyle bir açıklamada bulunmuş.
SUNUCU: New Humanist avukat mı?
ADNAN OKTAR: Severim ben o güzel huyunu, güzel canını, hayır.
SUNUCU: Merak ettim ilk defa duyduğum için.
ADNAN OKTAR: Yabancı bir dergi, ateist bir dergi; böyle Marksist eğilimli Allah’ı dini inkar eden yani Allah ve din inancıyla işte çelişen açıklamalar yapan bir dergi. Olabilir yani zaten fikri yapısına bir şey demiyoruz da....
SUNUCU: Benimle birlikte bilmeyenler de öğrenmiş oldu.
ADNAN OKTAR: Severim ben senin canını, inşaAllah zaten bu sohbetin güzel yönlerinden birisi de o, karşılıklı inşaAllah bilgilenmiş oluyoruz, faydası oluyor inşaAllah.
Çok ilginç izahlar vardır tabii ki o dergide. Bir kere Fatih Altaylı’yı gündeme getirmiş. Fatih Altaylı ile benim bir alıp veremediğim yok ben onu normal bir vatandaş olarak görüyorum ama onu benimle mücadele eden bir insan olarak göstermiş. Evet iddia edilen Ergenekon Örgütü o zamanlar Fatih Altaylı’ya benim ismimle dergi yazılar göndermişti, mektuplar göndermişti ve birçok insana göndermişlerdi ve birçok aydını benim aleyhime çevirdiler. Fakat ben bunu Adli Tıp’ta ve mahkemede ispat ettim, bu yazıları benim göndermediğimi ve bunun bir oyun olduğunu. Nitekim iddia edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarına baktığımızda 1 numaralı hedefin ben olduğum ortaya çıkıyor. Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün beni hedeflediği ortaya çıkıyor yani örgütün ana hedefi, kendileri söylüyorlar bunu ve diyor ki karşıt olduğumuz bu kişilerin aleyhinde oraya buraya mektuplar gönderelim diyor. Ve o kişileri onlarla mücadele eder hale getirelim ve haklarında davalar açalım, yalancı şahidler bulalım diyor, iddia edilen Ergenekon Örgütü resmi tutanaklarında var bunlar. Savcılık tutanaklarında yani adamlarda aynısını yaptılar, nitekim bizlere dava açılmasına sebep oldular, birçok olay meydana gelmesine sebep oldular, ellerinden geleni artlarına koymasınlar. Bu arada Fatih Altaylı’yı da provoke etmiş oldular, belki Fatih Altaylı’nın haberi bile yoktur, 10 yıldan beri Rezzan Aydınoğlu ile beraber bana karşı bir mücadele içerisindeler. Ellerine sağlık, teşekkür ediyorum, benim onlara karşı bir düşmanlığım yok, yani ne yaparlarsa yaparlar. Ama yani çok ilginç şeyler oluyor mesela ben Ebru Şimşek davasında beraat ettim o bayanla ilgili biliyorsunuz bana bir iftira atmışlardı. O evin, bayanın gösterdiği evle benim bulunduğum evin hiçbir alakası olmadığını Adli Tıp delilleriyle, film çekimleriyle çok açık ispat ettim ve gösterdim. Çünkü bizim evin tavanı asmalen tavan dümdüz tavan, o bayanın bulunduğu evde kiliçler aşağıya doğru sarkıyorlar ve buna ait yüzlerce delil sundum mahkemeye ve ispat ettim. Mahkemenin net kanaati geldi ve görmemişim. Fakat aynı mahkeme ellerine sağlık teşekkür ediyorum. Beraat verdikleri halde diyor ki; Ebru Şimşek ve Fatih Altaylı’nın diyor birbirlerini teyit edin ifadeleri, yani birbirlerini destekleyen ifadeleri gözönünde bulundurarak üç yıl ceza veriyorum dedi mahkeme. Ellerine sağlık bende sağolsunlar var olsunlar diyorum ama beraat ettiğim bir davada, böyle bir sonuç çıkardılar vardır bir bildikleri ben saygı duyuyorum hürmet ediyorum.
SUNUCU: Ağız birliği yapmak o kadar da zor olmasa gerek.
ADNAN OKTAR: Vardır bir bildikleri, saygı duyuyoruz biz tabii mahkemedir bir şey diyemeyiz inşaAllah.
SUNUCU: Başka bir soru; Abidin Tandoğan yazmış bize “sevgili Hocam, Sadettin Tantan bir açıklama yaptı Tapınak bütün gücüyle devam ediyor ama kimlik değiştirdi. Tapınak açık ve net, ekonomik ve siyasi hakimiyeti, güç hakimiyeti belli dedi. Hocam Saadettin Tantan “Tapınak” diyerek neyi ifade etmeye çalışıyor acaba?”
ADNAN OKTAR: Saadettin Tantan, mason kelimesini bir türlü ağzına alamıyor. Çıksın böyle delikanlı olsun masonluk desin, ne çekiniyor. Daha öncede Tapınak Şövalyeleri diye ağzında yuvarlıyordu. Bak ben çıkıyorum gürül gürül söylüyorum diyorum ki; masonluk iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yapılanmasının arkasındaki güçtür ve hepsine de meydan okuyorum, bütün dünya masonluğuna meydan okuyorum. Onar onar, yüzer yüzer gelsinler. Evet bir masonik sembol. Burada benim kanaatim, korkudan söylüyemiyor çünkü masonluğu ağzına aldığında masonların onun karşısına dikeleceğini düşünüyor. Öye yuvarlak sözler ederek olayı geçiştiriyor. İşte Tapınak Şövalyeleri yok Tapınak. Eee tapınak, mescit anlamına da gelir, camiye de tapınak denir, kiliselere de tapınak denir efendim değil mi? Havralar da tapınaktır. Yani böyle muğlak bir ifade kullanması korktuğunu gösteriyor. Açık açık konuşması lazım mesela o devirde de esip gürlemişti. Biz tutukluyken ben, göz altındayken Apo’dan daha tehlikeli PKK ‘dan daha tehlikeli dedi.
SUNUCU: Ben de onu duymuştum öyle çok sert biri olduğunu.
ADNAN OKTAR: Ben Apo’nun inancına, PKK düşüncesine karşı en tehlikeli yapıyım tabii. Yani çünkü anti-komünist, anti-darwinist, anti-stalinistim ve Türkiye’de en etkili gücüm ben bu doğru. Ama dili sürçtü yani o başka türlü konuştu inşaAllah. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları da bayağı bir övüyorlar Tantan’ı yazışmalarında.
ADNAN OKTAR: Evet iddia edilen Ergenekon Örgütü resmi yazışmaları yani dosyada bulunan ifadelerinde ona biz istediğimiz an istediğimizi yaptırabiliyoruz diyorlar Tantan’a. Tabii ne derece ne derece yanlış bunu bilemiyoruz. Mahkeme sonuçlandığında bunu anlayacağız ama bunlar çok manidar izahlar. Bir de böyle esip gürleyen bir uslüp. Bizim milletimiz şevkat, merhamet, sevgi ister. Böyle işte “operasyon yapılması lazım” işte “geldiğimiz şu noktasında” “olma noktasında” bilmem ne, değil mi böyle sürekli nokta, nokta, nokta virgülle yani bu tarz bir uslüp... Sanki askeri açıklama yapıyor gibi, böyle Peru’da yapılan açıklamalar var ya o tarz konuşuyor, öyle bir uslüpla konuşuyor. Bizim milletimiz yapıcı, çözücü değil mi çözüm getiren sevecen, sevgi dolu, insancıl, merhametli üsluptan hoşlanır. İşte “operasyon yapalım” “noktası yapalım” “şu noktada” “bu noktada”... yani çok sert bir üslup, yapıcı olmaz. Nitekim onun zamanında ekonomi çökme noktasına geldi biliyorsunuz. Yani Türkiye gidiyordu biliyorsunuz.. İnsanlar sokakta kurtar bizi YaRabbi demeye başladılar. Yani Türkiye çökme noktasına geldi o dönemde değil mi hükümet dağıldı. Ondan sonra onun döneminde hatta Mesut Yılmaz da: “kendini Mehdi zannedenler var” demişti onu ima ederek. Tantan’ı ima ederek. Kendini Türkiye’nin değil dünyanın en akıllı adamı görüyor üslubu öyle üst perdeden. Bir de bayanlarda da var öyle tipler. Kendini yani ekabir üst perdeden bakan, mesela geçenlerde öyle bir bayan var. Kürt kardeşlerimize böyle çirkin bir üslupla onları beğenmediğini haşa onları aşağılayan, değersiz gören bir üslupla konuşmuş dolayısıyla da onlar bizden ayrılsın diyor. Ben dedim ki; sen kokmuş ağzınla sen ayrıl, pis kadın yani oturup da üstündeki ceketini çıkarsa leş gibi kokar. Yani iğrenç bir mahluk, oturmuş tertemiz kürt kardeşlerimize canımız ciğerimiz Selahattin Eyyubi’nin torunlarına, o mübarek insanlara, o efendi insanlara güya kendi o kokmuş ağzıyla aşağılayan bir üslup kullanmış. Asıl kendisi çirkin, asıl kendisi kirli, görgüsüz, pis ve saygısız.
SUNUCU: Hakir gördüğü için bence öyle.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bizim Güneydoğu’daki kardeşlerimiz efendiler efendisidir. Son derece nezih insanlardır. Mazlum, saygılı gidin bakın Güneydoğu’ya, Diyabakır, Urfa, Siirt, Mardin bütün Anadolu böyledir efendi yatağıdır. Her yer. Bizim Türkiye’miz bütün dünyaya örnek olacak millettir. Buradaki kardeşlerimizi de aşağılıyor Türkiye’deki. Sen kimsin bir kere yani git o pis ağzını yıka, git pis oranı buranı yıka ondan sonra konuş bizim milletimizle ilgili yani. Böyle bir kokoş, hayganoş bayanlardan oluşan... Evet üst perdeden mesela geçenlerde de bir tanesi... bir televizyon kanalından bunu atmışlar anladığım kadarıyla. Ben kendim ayrıldım diyor. İşte ne göğüs çatalı mı gögüs kaşığımı bir şeyler istemişler bundan güya. Senin göğsünün -tövbe estağfirullah- kim seni ne yapsın yani varisli bacaklarınla falan zaten eprimiş yani çürümüş. Yok oranı buranı aç dediler diyor, millete de iftira atıyor. Zaten çürümüşsün ibretlik -Allah esirgesin- milletin midesi bulanır. Ne yapacaklar seni değil mi yani ahireti düşünmek açısından belki bir şey olur ona da kimse bakmaz zaten. Bir Müslümanın seninle ne alıp-veremediği olabilir. Bakıyorum hep üst perdeden yani kimseyi beğenmeyen bir üslup, işte falanca şöyle. Bakıyorsun kültürü yok, görgüsü yok, sevecenliği yok, merhamet yok, yapıcılık yok değil mi, yok siyasete atılacakmış da. Aman siyasetin gözü de bir adam görür yani, pek lazımdı yani. Daha Türkçesi özetle şunu söyleyeyim; Anadolumuz bütün insanlarımız seven insanları, şefkatli, merhametli insanları sever. Yani biz öyle fazla bir şey aramayız yani bize yarım ekmek olsun bir parça peynir olsun ama huzur olsun bizim milletimizde. Biz tepemizde küstah züppe adam istemiyoruz. Yani ben çakal-kokoş kadınların yani onların oluşturduğu bir yapıyı da istemiyorum. Böyle sert işte etrafa dehşet saçan, ağır konuşan böyle öfkeli, gözü dönmüş her şeyi sertlikle çözmeye çalışan kırıp -yıkan kafa bunu da kabul etmiyorum. Daima merhamet. Daima şefkat, affedicilik ve Anadolumuza karşı aşk ve muhabbet bütün insanlarımızı sevmek... Anadolumuzun köyleri mis gibi kokar, evler mis gibidir böyle oranın havası, ortamı oranın apayrı bir sıcaklığı vardır yani dünyanın hiçbir yerinde bulamazsın o evlerin apayrı bir sıcağı vardır.
SUNUCU: Bizi biz yapanlar da zaten onlar değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii ama işte bir avuç kokoş, bir avuç tepeden bakan kendilerini üstün görüyorlar. Bunlar çok yanlış. Ayrı bir konu olarak da işte Tantan tarzında her şeyi sertlikle çözmeye kalkan zihniyete de ayrıca karşıyım. Bu mantığı da yanlış buluyorum.
OKTAR BABUNA: Zaten siyasete de girmeye kalktı. Hiç oy alamadı yani.
ADNAN OKTAR: Bak milletimiz ona gereken cevabı verdi. Bakın mesela ben Türkiye’de Pazar günleri yayın yapıyoruz bütün Türkiye beni dinliyor bütün kanallar. Bütün Türkiye’nin sevgisi demektir bu 66 kanalda birden yayınlanıyor.
SUNUCU: Zaten seyircilerimiz de maşaAllah diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Reuters dünyada en sevilen Müslüman, en etkili Müslüman seçti.
ADNAN OKTAR: Bütün milletimizi seviyorum bütün Anadolu’yu seviyorum, Alevileri de seviyorum, Kürtleri de seviyorum.
SUNUCU: Sevmek güzel şey.
ADNAN OKTAR: Hakikaten çok seviyorum, yani ben Alevileri mesela onların bir cem törenleri oluyor mesela sohbetleri konuşmaları, sazla anlattıkları çok güzel sözler oluyor. Seviyorum ben, erdemli insanlar. Derin düşünen insanlar. Aşkı, muhabbeti, insancıllığı ön plana alan insanlar. Niçin sevmeyeyim? Tabii ki seviyorum.
SUNUCU: Sonuçta yani hepimizi tek bir Allah yarattı. Kimse kimseden üstün değil.
ADNAN OKTAR: Tek bir Allah yarattı. Tabii.
SUNUCU: Bu arada ufacık bir reklam aramız var. Tekrar yine hepimiz burada olacağız. Reklamlar...
Adnan Oktar ile Baş Başa programımız kaldığımız yerden devam ediyor. Hocamıza geçmeden önce tekrar bir hatırlatma yapmak istiyorum. Hocamızın bütün serilerini www.harunyahya.net ve www.harunyahya.org adreslerinden ücretsiz olarak indirebilirsiniz diyorum ve sözü Hocamıza bırakıyorum.
ADNAN OKTAR: Sen ne sevimli sunucusun sen böyle, sen ne güzel huylusun sen.
SUNUCU: Ben böyle Mehmet Ali Birand gibi ikide birde e-leyip ıh-layıp bir sunucuyum işte.
ADNAN OKTAR: Yok çok doğal ve güzel insansın sen. Doğal olmak çok önemli.
SUNUCU: Teşekkür ederim Hocam.
ADNAN OKTAR: Biz millete tepeden bakan tiplere böyle ukela -ukala değil ben ukela deyince komiğime gidiyor onun için özellikle söylüyorum- millete tepen bakan bu ukala tiplerden ben çok rahatsızım. Böyle samimi, candan benim milletim hep öyle yani ben, onlar benim canım, ciğerim, ruhum onlar benim. İnsan öyle olur. Böyle bilmiş, bütün insanların böyle kusurlarını arayan, tepeden bakan, öfkeli, saldırgan bu çok çirkin. Ben mesela komünistlere de şefkat duyuyorum onlar da benim kardeşim. Masonlara da şefkat duyuyorum, herkese karşı şefkat duyuyorum yani benim öfkelendiğim bir insan yok. Herkes birinci sınıf vatandaş benim için. Ama bu ekabirler için böyle değil. Değil mi. İşte aslım, keselim, yıkalım, uçuralım yani böyle dünya olur mu? Böyle hayat olur mu? Biz buraya sevmeye sevilmeye, güzel ahlaka geldik. İnsancıl olmaya geldik, merhamete geldik. Sevginin olmadığı her yerde bütün medeniyetler çökmüştür. Yani böyle bağırtı çağırtı ile gelenler, dik başlı olanlar, sert olanlar, halka tepeden bakanlar hep tepelenip gitmişlerdir tarih içerisinde. Hep mahvolmuşlardır, hep ezilmişlerdir. Hep sevenler iktidarda kalmıştır, güzel ahlaklılar iktidarda kalmıştır. Mesela Hz. Süleyman (a.s.) şefkat doluydu, sevgi doluydu Allah ona muhteşem bir iktidar ve zenginlik, bereket verdi. Mesela Stalin’ler, Lenin’ler, Hitler’ler, Musolini’ler bütün insanlığın mutluluğunu bozdular, neşesini kaçırdılar. Sevinçlerini ellerinden aldılar ve insanların suratı bir karış oldu, ve her yerde sanatı, estetiği, güzelliği öldürdüler. Yani insanları insan yapan bütün değerleri ellerinden aldılar adeta ve mahvettiler bütün insanlığı. İşte buna Deccaliyet diyoruz biz. Daha hala Deccaliyet, böyle torunları onun silsilesinden insanlar, daha hala insanlara böyle ezici davranmak, dik başlı davranmak, tahakküm etmek istiyorlar. Özgürlük bizim milletimizin hakkıdır, sevgi insanlığın hakkıdır, barış insanlığın hakkıdır Mehdi (a.s.) dönemindeyiz, inşaAllah sadece bunları yaşayacağız. Bütün silahlar kalkacak barış, kardeşlik, sevgi olacak. Geçenlerde internette birkaç yazı gördüm, Mehdi (a.s.) kan akıtacak diye böyle yazılar koymuşlar. Yanlış biliyorsunuz siz diyor, Mehdi (a.s.) kan akıtacak diyor. Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda net ölçüyü koymuş. Mehdi (a.s.) kan akıtmaz diyor bitti, ondan sonrası hiçbiri geçerli değildir. Uyuyan kişiyi uyandırmaz, ne demektir bu? Olağanüstü şefkat demektir. Hatta damla kan akıtmaz diyor, bakın detay veriyor en kafası çalışmayan bile anlar. Değil mi? Bir insanın diyor burnu bile kanamayacak diyor. Sen nerden aklına kanı kafayı taktın. İlla kan istiyorsan işte Kurbam Bayramı’nda koyun kesiyorsun, al onun kanını alnına sür yani, rahatla yani eğer öyle bir şey varsa. Öyle bir konu yok.
SUNUCU: Bir sorumuz daha var. Bunu da Oktay Bey yollamış bize. “Sayın Hocama, Oktar Bey’e ve sunucu Hanım’a hayırlı akşamlar diliyorum”. Hayırlı akşamlar. “Hocam, siz televole kültürünün son derece tehlikeli olduğunu söylemiştiniz. Fakt gün geçmiyor ki bu kültürü yaşan kişilerin boş konuşmalarına, açımsız yaşantılarına, bayağı tavırlarına şahit olmayalım. Benim anladığım bu kişilerin doğru-dürüst bir mesleği veya maddi imkanı olmadığı halde nasıl geçimlerini sağlıyorlar anlayamıyorum. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?’
ADNAN OKTAR: Bütün Televolecilerin bir geçim kaynağı vardır. Yancılık ve bedavacılık. İşte gitsinler, bir otele gitsinler bedava bir yiyecek ortamı bulunsun, işte orada tanıtım için bir yiyecek verirler onları yerler, tanıtım için bir yere gezmeye götürürler, ücretsiz arabaları vardır onlarla oraya giderler. Televole kültürünün özelliği budur. İşte gece olur hoplar-zıplar, ama orada da memleketinde deprem olmuş, sel felaketleri olmuş veyahut anarşi olmuş insanlar ölmüş onları hiç ilgilendirmez, haberleri bile yoktur. Suratlarında sadece böyle bir kuşumtrak bir ifade hoplama-zıplama, eğlenme, abili enişteli konuşmalar, o kadar. Başka bir şey yok ve hiçbir üreticiliği yok bu insanların dikkat edin. Yani, mesela dünya sorunlarına yönelik, İslam aleminin, Türklük aleminin sorunlarına yönelik hiçbir konu bunları ilgilendirmez. Hatta onlardan kaçarlar, çünkü onların mutluluğunu bozar bu. İşte kızsa süslensin-püslensin gezsin, işte delikanlıysa işte kafasını 3 numaraya vurdursun, ondan sonra kulağına küpeyi taksın işte...
SUNUCU: Dövmeler yaptırsın.
ADNAN OKTAR: Dövme yaptırsın, elini cebinde koysun işte sokağa çıksın gezinsin ve sürekli ücretsiz bir şey arar bunlar yani bedava, bedava şeyler.
SUNUCU: Promosyon peşindeler.
ADNAN OKTAR: Evet sürekli o tarzlar, evet promosyoncu, bedavacı takımıdır. E bir de bunu teşvik ediyor, bir de bunlara saygı duyuyorlar bu da çok anormal. Yani halbuki insan sorar; ya kardeşim sen Türkiye’te faydalı hiçbir şey yapmıyorsun, İslam alemine faydalı hiçbir şey yapmıyorsun, Türklük alemi ile ilgili sen ne yaptın? İşte Çin’de Müslümanlar katlediliyor, şehit ediliyor, katlediliyor demeyeyim de Allah affetsin, şehit ediliyor. Ayrıca onu da söyliyeyim arada Çin Büyükeçiliği ile bağlantıya geçtik, şimdi önümüzdeki günlerde bana gelicekler bilgi vermek üzere, bizim arkadaşlarımız görüştüler. Bu Çin’deki büyük kıyımı onlara sorduk, soracağız ve detaylı da ben bu konuda bilgi alacağım sonra da milletimizi aydınlatacağım.
ADNAN OKTAR: Yani çok anormal bir durum bu, çok çok anormal. Halen devam ediyor bu. Mesela bir televolecinin Doğu Türkistan’da olan olaylardan haberi olması diye bir konu olmaz. Zaten onu hiç ilgilendirmez. Afganistan’da Müslümanlar şehit ediliyormuş onu hiç ilgilendirmez. O işte sandviç olsun böyle ekmek arası onu yesin, ondan sonra...
SUNUCU: Bikinili bayanları görüntülesin...
ADNAN OKTAR: Evet, havuzda böyle bikinili kızlarla beraber hoplayıp-zıplasın dans etsinler, akşama kadar böyle sürekli yaylanıyorlar. Hayır mutlu olsa bari, mutlu da değil yani. Sevinç de yok, yani ne istediği de belli değil. Sürekli böyle yağcılık, yancılık bir o. Ondan sonra sulu hareketler, cıvık şakalar.
Bir de ben bazı mütedeyyin kanallarda, insanlarımızla böyle bizim Anadolumuzun sıcak güzel insanlarıyla böyle alaycı konuşmalar görüyorum. Bu beni çok kızdırıyor ve rahatsız ediyor. Onlar onu bilmez öyle, öyle çok özür dilerim, böyle züppe üsluptan onlar hoşlanmazlar. Küçük düşürülmekten, rencide edilmekten hoşlanmazlar. Böyle çok pis şakalarla ve hiç değer vermeyen, hiç saygı duymayan bir üslup. Geçenlerde yine mütedeyyin bildiğim bir kanaldaydı, özellikle onlara iyice şaşırıyorum. Yani bir insan hiç saygı duyarak konuştuğun bir an olmaz mı? Sürekli dalga geçer bir üslupla konuşuyor adamcağıza, nefes almadan. Ya beni kızdırıyor ve rahatsız ediyor beni, tiksiniyorum öyle bir üsluptan. Yani sen kimsin de sürekli öyle şaklabanlık yapıyorsun? Benim vatandaşlarım tertemiz Anadolu’nun sıcak insanları, onlar öyle sululuktan hoşlanmaz, anlamazlar da. Adam gayet ciddi efendice cevap veriyor, yine sulu cevap veriyor, cıvık bir şaka yapıyor. Güya şaka, ve adice alaylar işte.
SUNUCU: Ve bizim gibi genç nesillere de çok kötü örnek oluyorlar. Yaşamı sadece bunlardan ibaret sanıyorlar.
ADNAN OKTAR: Bir de çok pisken, onların şivesini taklit ederek... Ne kadar tatlı onların şivesi, ne kadar güzel ve sıcak. Yani o alaycılık, o üslup aklı başında insanlara yakışmıyor, çok ayıp oluyor ve biz onu gerilerek ve huzursuz dinliyoruz. Mutlu olmuyoruz. Anadolu’daki, mesela bir amcayı, yaşlı bir amca köyüne gidiyor, mesela eşeğine binmiş gidiyor. Çok sulu bir ifadeyle onunla konuşuyorlar ve röportaj yapıyorlar. Ben onlara saygı duyulmasını ve değer verilmesini istiyorum. Değerli insanlar onlar da. Ben öyle konuşmalardan rahatsız oluyorum ve bu vatandaşlarımız da bunu tenkit etsinler beğenmediklerini söylesinler. Üstelik de yani muhafazakar olduğunu iddia eden bir insanın bunu yapması çok çok daha anormal oluyor. Garip oluyor, ki mesela solcular yapmaz bunu yani ben görmüyorum yani. Yani onlar mesela daha ağırbaşlı bir üslup kullanıyorlar. Ve çok çok çirkin böyle sululuğa özenmesi bir kısım sağcı bilinen kişilerin. Bu tip bir ruh haline girmeleri çok çok çirkin.
SUNUCU: Evet. Başka bir sorumuz da, Ferhat Bey yollamış. “Hocam, 1999 yılında sizin ve arkadaşlarınızın Emniyette baskı altında zorla imzalamak zorunda kaldığınız doğru olmayan Emniyet ifadeleri iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında hapiste olan Tuncay Özkan’ın internet sitesinde 99 yılında anında yayınlanmıştı. Hatta Tuncay Özkan sitesinde bu ifadeler isteyene ücretsiz olarak CD halinde gönderilir diye de bir uyarı yayınlıyordu ve bu da yıllarca sürdü. Hocam, Tuncay Özkan’ın bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Evet Tuncay Özkan şu an iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olmaktan tutuklu. O iddia ile tutuklu. Yine Adil Serdar Saçan, bize operasyonu yapan kişi de yine iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne üye olmak iddiası ile tutuklu ve çok fazla sayıda kişi, yani onlarla irtibatlı kişi, bize karşı faaliyet yapmış iddia edilen Ergenekon Örgütü mesupları şu an tutuklular. Ve bunlar ortak olarak açıkladıkları izahlarında, anlatımlarında bu konuları çok açık ortaya koyuyorlar. Mesela, değil mi o, şimdi kendini deli gibi göstermeye çalışan neydi o? Ümit Sayın. Öyle hareketler yapıyormuş herhalde değil mi? Şimdi cezaevinde kendini akıl hastası gibi göstermeye çalışan üslubu oluyormuş.
OKTAR BABUNA: Evet. O şekilde dediğiniz gibi, size karşı bayağı faaliyetleri vardı biliniyor.
ADNAN OKTAR: Evet umarım öyle değildir inşaAllah. Anormal bir şey değil, bizim kulağımıza öyle bir şey geldi. Yani alma mazlumun ahını derler çıkar aheste aheste. Değil mi? Cenab-ı Allah hiç kimsenin yanına bırakmıyor. Hiçbircşey kimsenin yanına kalmıyor. O zamanlar akıl almaz zulüm yapmışlardı bizlere. Bir hafta betonun üzerinde ellerimiz böyle kelepçeli arkadan, ellerimiz kelepçeli, gözlerimiz kapalı çok fazla kız arkadaşlarımızla beraber bizi Emniyette tutmuşlardı. 16 kişiyi sakatladılar, 16 kişi Adli Tıp’tan rapor aldı sakatlandıklarına dair. Yani akıl almaz bir zulüm yaptılar ve o devirde zorla bize ifadeler getirdiler, imzalattırdılar, biz canımızı kurtarmak için imzaladık. Sonra ben zannettimki onlara itiraz edince kurtulacağız, biter zannettim. Meğer öyle değilmiş, onları ispat etmemiz gerekiyormuş öyle olmadığını, on yıldan beri onunla uğraşıyoruz işte. Öyle değil demekki.
SUNUCU: Allah yardımcınız olsun. Başka bir sorumuz, Sakarya Karasu’dan Paşa Yavuzyiğit yollamış. “Saygıdeğer Hocam, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) dönemlerinde güzellikler en üst seviyede yaşanacak diyorsunuz. Kötülükler, savaşlar, olumsuzluklar yaşanmayacak inşaAllah. Hatta burun bile kanamayacak. Değerli Hocam, insanın aklına şöyle bir soru geliyor. Neredeyse cennet gibi bir dönem yaşanacağı, o dönemde insanlar hiç mi olumsuz şeylerle karşılaşmayacak, bu dönemde inanmayan hiç mi kalmayacak? Allah dünya ve ahirette bildiklerimizi daim etsin. Hayırlı yayınlar diliyorum.”
ADNAN OKTAR: Kim o diyen?
SUNUCU: Paşa Yavuzyiğit. Karasu Sakarya’dan yazmış.
ADNAN OKTAR: Paşa’nın ismi meşhur olsun böylece. O devirde Allah Mehdi (a.s.)’nin aklını Hz. Mesih (a.s.)’in aklını güzel vesile olarak kullanacak Cenab-ı Allah...
Orada bir hareketlenmeler var benimle ilgili mi onlar?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
SUNUCU: Taze taze sorular çıkmış.
ADNAN OKTAR: Size.
SUNUCU: Teşekkürler Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bunlar da yarınki gazeteler mi? Ne hangi gazete bu? Milli Gazete. Ne diyor? BAV davasında bozma gerekçeleri. Gösteriyor musun? Böyle, yarın ki Milli Gazete değil mi? 8 yıl süren BAV davasında yargılanan kişilere savunma hakkı tanınmaması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre bozma nedeni, bu belirtilmiş. Efendim, yine birçok bozma nedeni belirtiliyor. İki farklı Yargıtay ilamı arasındaki çelişkinin giderilmemesi yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre bozma nedeni. Bunlar belirtilmiş, evet. Bu hangi gazete? Vakit Gazetesi. Vakit Gazetesi aslandır. Evet, onda da ayrı, başka maddeler belirtilmiş. BAV davasında bozma gerekçeleri çok kapsamlı izah edilmiş. Bu yarınki gazeteleri de alan kardeşlerimiz bu konuları çok detaylı oradan görebilirler. Yeni Şafak Gazetesi yine aynı şekilde başka bozma nedenleri, diğer bozma nedenlerini almış. BAV davasında bozma gerekçeleri. Çok iyi, yarın Yeni Şafak Gazetesi alan kardeşlerimiz oradan detaylı okuyabilirler. İnşaAllah.
Evet, İslam dünyaya hakim olduğunda Hz. Mesih (a.s.), Hz. Mehdi(a.s.) o kadar güzel insanları eğitecekler ki, o kadar güzel sevgiyi insanlara verecekler ki, en katı kalpler bile çözülecek inşaAllah. Sadece dünyaya sevgi hakim olacak çünkü sevgi çok zevkli bir şeydir. Yani en lezzetli yiyecekten daha güzeldir, en güzel kokudan daha güzeldir, en güzel manzaradan daha güzeldir. İnsan ruhuna en şiddetli zevki veren şey sevgidir. Sevgiyi insanlar doya doya yaşayacaktır, yapılan zulme de şaşıracaklardır. 350 milyon kişiyi Deccaliyet nasıl öldürttü, 1. Dünya Harbi, 2. Dünya Harbi’nde? Onlar o devre diyorlar ki, Aydınlama Çağı diyorlar. Sen nasıl aydınlatmışsın ki 350 milyon kişiyi öldürmüşsün, bütün ortalığı kan revan içinde bırakmışsın, 1 milyarın üzerinde insanı sakat bırakmışsın, milyonlar yüzmilyonlarca insanı öksüz, yetim, dul bırakmışsın, binlerce şehri kasabayı yerle bir etmişsin, insanlardan sevgiyi, kardeşliği, barışı kaldırmışsın, yerine terörü ve anarşiyi koymuşsun arkasından Aydınlatma Çağı’ndan bahsediyorsun. Ben de diyorum aydınlattınız tamam ama obüs mermileriyle değil mi?
OKTAR BABUNA: Atom bombaları.
ADNAN OKTAR: Katyuşa roketleriyla, atom bombasıyla aydınlattınız, hakikaten atom bombası patladı mı gündüz gibi aydınlanıyor, doğru aynen o şekilde aydınlattınız yani. O katyuşa roketleri hakikaten gündüz gece vakti gündüz gibi aydınlatıyor bütün bölgeyi. O, o şekilde aydınlattılar. Ama kan revana boğdular memleketi. Biz öyle aydınlanma istemiyoruz. Aydınlanma Kuran’ın getirdiği sevgi aydınlanmasıdır. İnsanların yüzüne nur gelmesidir. İçlerinin açılmasıdır. İnsanların birbirine güvenmesidir. O dönemde bütün bu izleme kameraları bilmem ne falan hepsi kalkacak. Mağazalara girerken elektronik aletlerle aranmalar, şu bu falan, bunların hepsi kalkacak. Yani mutlak güven, mutlak sevgi olacak, mutlak demeyeyim de gerçek anlamda sevgi, gerçek anlamda güven olacak insanlarda. İnşaAllah.
SUNUCU: Lafınızı kesiyorum, hala öyle birkaç yer var. Ben denk geldim ve çok şaşırdım. Semtin ismini vereyim mi? Çarşamba diye geçiyor. Biz oraya birini ziyarete gitmiştik, Cuma namazı öğlen vakti bakkallar dükkanlarının kapılarını kilitlemeden öylece namaza gidiyorlar ve hiçbir şeyleri dahi çalınmıyor. Ben bunu görünce çok şaşırdım. Ne kadar güzel bir şey.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mahmut Hoca’mızın bereketi.
SUNUCU: Kasa öyle duruyor, ben şok oldum. Sürekli böyle, dediler burada.
ADNAN OKTAR: Ben Mahmut Hoca’yı çok severim. Cübbeli’nin aklını ve üslubunu, mantığını beğenmiyorum. Fakat Mahmut Hoca’yı çok severim ben. Çok değerli efendi bir insandır, talebeleri de çok kalitelidir, çok dindar, samimi, temiz insanlar. Mazlum, tam Anadolu insanlarıdır, temizdir. İnşaAllah. Ama şu Cübbeli’ye bir konuyu anlatmak için böyle artık uğraşmak lazım. Bak defalarca anlattım, dedim ki, ümmetin ömrü hicri 1500’e kadar demedik biz yani biz 1500’de kıyamet kopacak demedik. Said Nursi 1545’te kıyamet kopacak diyordu, yine dönüp-dolaşıp 1500 diyor. 1506’dan itibaren artık Müslümanlığın gücü gittikçe azalmaya başlayacak, 1506’dan itibaren. Ve 2120 tarihinde de Allah’u Alem kıyamet kopacak. Yani insanlar da bunu görecekler. Mehdi (a.s.)’nin çağı bu çağdadır, Mehmet Şevket Eygi Hocamız da bunu söylüyor, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri de bunu söylüyor, bütün ulema bunu söylüyor, Ali Haydar Efendi’nin de bunu söylediğine dair çok fazla şahit var. Yani Mahmut Hoca’mızın şeyhi ve yani hemen hemen Nakşi Şeyhleri’nin, Kadiri Şeyhleri’nin ve bütün ulema, evliya hepsi bu tarihi vermiştir. Ve zaten hadis-i şeriflere göre de başka ikinci bir ihtimal yok. Yani ümmetin ömrü 7000 yıl demiyor mu Peygamber (s.a.v.)? 7000, yani insanlığın ömrü, yok öyle bir şey demeyeyim şimdi oradan kafası karışıyor. 7000 yıllık bir tarih vermiş Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yani insanlığın 7000 yıllık bir tarihini veriyor. Belki Nuh zamanından, belki Hz. İbrahim zamanından, biz bilemiyoruz. Fakat buradaki 7000 yılda orjinal olan, önemli olan şu; bunun 5600 yılı geçmiştir diyor Peygamber (sav). 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda 1400 kalıyor. Demek ki Müslümanlık 1400 ile 1500 arasında mükemmel yaşanabilecek. Ondan sonra bitiyor. Ondan sonra kıyamet bekleniyor. Said Nursi Hazretleri de 1545’te kıyamet kopacak diyor. Said Nursi de Mehdi’nin geliş tarihi olarak Hicri 1400’ü vermiştir. Yani Cübbeli’den kat kat büyük bir alimdir, kıyas olmaz. Cübbeli’nin doğru, Kuran bilgisi var, kısmen de hadis bilgisi var. Ama genel kültür diye bir konu yok. Yani ne felsefe bilgisi var, ne genel kültürü var, değil mi, ne mikrobiyolojiden anlar, ne paleontolojiden, ne arkeolojiden, ne felsefeden, değil mi? Mesela diyalektik felsefeyi sorsan bilmez. Varoluşçuluğu sorsan bilmez. Yani birçok şeyi bilmez. Yani bilse de çok yüzeysel ve sathi bilir. Darwinizm’i zaten hiç bilmiyor. Asıl dünyadaki Deccaliyet zaten Darwinizm, materyalizm. Yani biz şimdi hadis-i şeriflerle Darwinizm’i yenebilir miyiz? Yenebilseydik, Müslüman alemi mağlup olmazdı zaten. Müslüman alemi mağlup olmuş ve ezilmiş. Yerle bir etmişler İslam alemini. Ama şu an Müslümanlar muazzam bir atağa geçtiler. Ve galibane bir mücadele var şu an. Darwinistler, materyalistler herkes darmakeşan oldu. Niçin, Darwinizm ezildi de onun için. Darwinizm yok edildi. Yani Deccal’in dini yok edildi. Daha önce Deccal’in dini dünyaya hakim olmuştu. Ve Müslümanların da buna gücü yetmedi. Osmanlı yıkıldı, koskoca Osmanlı dayanamadı Darwinizm’e. Yani Osmanlı’nın yıkılma nedeni tek Darwinizm’dir, başka bir şey yok. Masonluk, Darwinizm’i kullanarak yıkmıştır. Dolayısıyla artık bundan sonra Müslümanların önü açılmıştır. Yani İslam’ın bu yüzyılda hakim olması, Allah’ın izniyle mukadder, bunu göreceğiz. Fakat bu yüzyılda İslam’ın hakimiyetinden bahsetmeyen, yüzlerce, binlerce Hocaefendi var. Bakın ben Müslüman kardeşlerime söylüyorum, her gördükleri Hocaya sorsunlar. “Hocam, diyecekler, bu nedir” diyecekler, gösterecekler. “Kuran” diyecek. “Bunun içindeki hepsi hak mı, doğru mu?”, “doğru”. “Dünyada bu Kuran’ın güzel ahlakı tamamen uygulanması gerekiyor mu?”, “gerekiyor” diyecektir. E peki ne için gayret etmiyoruz. İslam’ın bu yüzyılda dünyaya hakim olmasını bir Müslüman istemeli mi, istememeli mi? Tabi ki istemesi gerekir. Cübbeli bunu söylemiyor, yani bu yüzyılda İslam dünyaya hakim olsun demiyor. Haydi gayret edelim arkadaşlar, biz var gücümüzle gayret edelim. İslam dünyaya hakim olsun inşaAllah, Cenab-ı Allah hakim etmezse de, Cenab-ı Allah’ın takdiri. Ama hiç olmazsa bu yolda ölürüz, Allah rızası için. Bu yolda gayret edelim demesi lazım. Hiçbir şekilde ağzına almıyor İslam’ın dünya hakimiyetini bu yüzyılda. Yani bu çok çok acaip. Ben Kuran’ın hakimiyetini, Kuran ahlakının hakimiyetini ağzına almayan bir insana alim demem, ve kimse de alim demez. Bence bu insanlar çok çok samimiyetsizdir. Bu nasıl oluyor, sen hem Kuran’a tabi olduğunu söylüyorsun, hem Kuran bütün dünya için gelmedi mi? Bütün insanların kurtuluşu için gelmedi mi? E bütün insanların kurtuluşunu sağlayacak olan bir Kitabın dünyada hakim olması, Kuran ahlakının bütün dünyaca benimsenmesi için, bir Müslüman uykunun ve yemeğin dışında geceli gündüzlü gayret etmesi lazım. Ve teşvik etmesi lazım. Cübbeli bunu yapmıyor. Ve çok büyük bir suç işliyor Allah Katı’nda. Talebelerinin bunu ona hatırlatmaları lazım, söylemeleri lazım. Yani niçin bu hakimiyetten bahsetmiyorsun? Niçin bunu istemiyorsun demeleri lazım. En başta soracakları sorunun bu olması lazım, yoksa pilavı sağ ellen mi yerim, sol elle mi yerim, kavunun neresinden başlayacağız yemeğe, yani bunlar değil acil olanlar. Acil olan budur. Kuran’ın, Kuran ahlakının dünyaya hakimiyeti ve bunun için Müslümanın geceli gündüzlü bütün imkanlarıyla mücadele etmesidir inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, bir de inşaAllah kendi içinde de bir çelişkisi var. Çünkü 96’lı yıllarda Mehdi her an çıkabilir diyor. Başka bir konuşmasında “çıkarsa korkarım onu tanımayız, sapmışım bidatlara korkarız tanımayız” gibi bir ifadesi de var.
ADNAN OKTAR: Ben tanıyamam diyor, kendisi için. Yani Cübbeli kendisinin tanıyamayacağını söylüyor. Bu kafayla ben tanıyamam diyor.
OKTAR BABUNA: Sonra birden bire mi değişti?
ADNAN OKTAR: Her an çıkabilir diyor bakın o zamanlar. O zaman İslam’ın dünyaya hakimiyetinden bahsediyor geçmişte. Ama 1980’lerden sonra artık bahsetmemeye başlıyor İslam’ın dünyaya hakimiyetinden. Yani 80- 90’lardan sonra, değil mi, yani belli bir vakte kadar bahsediyor. 96’dan sonra bahsetmiyor. Ondan sonra bilakis tam aksi bir tavır içerisinde. Acaba neyi fark etti de bu böyle vazgeçti.
SUNUCU: Neyi fark etti demişken, Cübbeli’yle ilgili küçük bir VTR’miz var. İsterseniz önce onu izleyelim.
ADNAN OKTAR: Tamam bakalım.
VTR
SUNUCU: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi buradaki görüntüleri gördünüz, konuşmaları gördünüz. Yani bizim Müslüman milletimiz böyle bir şeyi gördüğünde bunun ne anlama geldiğini, olayın nasıl bir tahribata sebep olduğunu da çok açık görür. Ve bu şahıs da diyor ki: “Ben böyle hizmet ediyorum, çok faydalı oluyorum” diyor. Burada muazzam bir tahribat var, müthiş bir tahribat var. Bakın konuşmaların hemen hemen büyük bölümünde İslam’a ve dine ciddi şekilde zarar veren bir üslup görüyoruz. Yani ben bunların tek tek hangisini anlatayım şimdi, değil mi? Mesela İran, bizim dostumuz olan bir ülke. Niçin Allah içini de karıştırsın? Niçin onları helak etsin? Şiiler, Caferiler, Aleviler bizim canımız ciğerimiz kardeşlerimiz. Mehdi Şiiler’i, Aleviler’i niçin doğrasın? Onun başının tacıdır, Mehdi’nin Şiiler, Aleviler Mehdi aşığıdır onlar, dostudur, niçin doğrasın? Kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi dahi uyandırmayacaktır Mehdi. Yani o buradaki o gülüşler, oradaki bu üslup zaten bir Müslümanın olayın fevkeladeliğini anlaması için yeterlidir. Yani çok çok garip bir durum var, olağanüstü bir durum var. Allah hidayet versin, Allah akıllarını açsın.
Mesela geçen günlerde konuşmalarda bizim arkadaşlarımızın evlerini sattıklarını ve evlerini, işte imkanlarını satıp onu İslam yolunda, Kuran yolunda kullandıklarını söylüyor. Bir kere bizim kardeşlerimiz gayet iyi, güzel ticaret yapıyorlar, çok başarılı insanlar, öyle ev satmaya ihtiyaçları yok ama olsa da satar da gerekirse Allah rızası için yapar da. Mesela bakın diyor ki hadiste Peygamber Efendimiz “buyurdu ki; onlar yeryüzünün kenarındalar” Mehdi ve talebelerini, “onların yaşantısı sadedir, evleri sırtlarındadır” yani evleri yoktur diyor, varsa da satmış, yok evleri. “Eğer hazır olsalar tanınmazlar” yani birisiyle konuşsa tanıyamazsınız onları diyor. “Eğer kaybolsalar aranmazlar” yani mesela ölüyor, yitiyor kimsenin haberi olmuyor, aranmazlar diyor. “Hasta olsalar kimse onların ziyaretine gelmez, eğer evlenmek isteseler kimse onlara gelmez” aman aman diyor çok tehlikeli onlar diyorlar, sakın diyorlar. “Eğer ölseler cenazelerine kimse katılmaz” cenazelerine de kimse katılmaz diyor Peygamber Efendimiz bak Mehdi ve talebeleri için söylüyor bunu. “Onlar mallarını aralarında eşit olarak paylaşırlar” yani kim ne malı varsa Allah rızası için paylaşıyor, kendine ayırmıyor. “Ve birbirlerini kabirlerinde ziyaret ederler, kabirlerinde ziyaret ederler. Ayrı şehirlerde olsalar dahi istekleri hep aynıdır.” Şimdi Mehdi böyleyse, Mehdi cemaati böyleyse, e biz de Mehdi öncüsü olarak tabii ki ona benzemek isteriz. Resulullah bu kadar övdüğüne göre böyle bir karakteri, böyle bir kişiliği biz de tabii ki evimizi satıp, arsamızı satıp Allah yolunda harcamak isteriz. Ama buna Allah’a çok şükür ihtiyacımız olmuyor çünkü kazanıyoruz. Mesela İncil’de de bu Mehdi talebelerine işaretler vardır. Mesela “aralarında yoksul olan yoktur çünkü toprak ya da ev sahibi olanlar bunları satar” İncil bak, İncil’de geçiyor bu “sattıklarının bedelini getirip elçilerin buyruğuna verirlerdi ve bu da herkese ihtiyacına göre dağıtılırdı” İncil’de 4/34 ve 35. kısımlarda geçiyor. Yine İncil’de 2/44-45’te “İmanlıların tümü bir arada bulunuyor, her şeyi ortaklaşa kullanıyorlardı, mallarını mülklerini satıyor ve bunun parasını herkese ihtiyacına göre dağıtıyorlardı” Hz. İsa döneminde, Mesih’in zamanında oluyor bunlar. 2/46-47’de “Her gün tapınakta toplanmaya devam eden imanlılar, kendi evlerinde ekmek bölüp içten bir sevinç ve sadelikte yemek yiyor ve Tanrı’yı övüyorlardı” diyor. Hz. Mesih geldiğinde de onun talebeleri de öyle evini barkını satıp Allah yolunda harcayacaklardır, paralarını pullarını harcayacaklardır. Mehdi’nin talebeleri de ev bark sahibi olmayacaklardır ve insanlar tarafından baskıya uğrayacaklardır. E biz de öncüsü olduğumuza göre biz de imkanlarımızı naçizane tabii Allah yolunda kullanıyoruz ve kullanacağız, tabii ki hayra hasenata dağıtacağız, faydalı olan ne varsa onu yapmaya çalışacağız. Biz dünyanın malına mülküne meraklı değiliz. Herkes ölüp gidecek yani dünyada kalan bir şey olmuyor. Bir tek kefen gider toprağa, o da kefen de toprakta çürür. Hiçbir şey gitmez dünyadan. Mesela bak Sakıp Sabancı olsun, diğer birçok insanlar vardır tanıdıklarımız, bildiklerimiz hepsi toprak olup gittiler. Bütün malları mülkleri duruyor ama kendileri ahiretteler. Dünyada hiçbir şey kalmaz. E onlar da zaten kıyamette gidecek. Said Nursi de diyor ya “2120’de dünya dümdüz olacak” diyor yani torunlarımızın torunları görecek kıyameti, o kadar yakın kıyamet. Hadis-i Şeriflere göre de bu böyle, bunu Said Nursi Hazretleri gibi büyük bir alim söylüyor, Şeyh Nazım Kıbrısi gibi büyük bir alim söylüyor, Mehmet Şevket Eygi gibi ehl-i sünnetin kalesi bir insan söylüyor, Ali Haydar Efendi söylüyor ve bütün meşaife, bütün büyük alimler söylüyor, hepsinin üstünde Resulullah (sav) söylüyor. Dünyanın ömrü 7000 bin yıldır, 5600 yılı geçmiştir diyor. 1400 ile 1500 arasında bir İslam’ın hakimiyeti var. Önümüzdeki yıllar İslamiyet’in hakimiyeti yılları, zaten başladı şu an. Yani Cübbeli istesin veya istemesin zaten İslam’ın hakimiyeti başladı şu an. Her gün bir yerde ya bir vize kalkıyor, ya bir sınırlarla yeni bir açılım oluyor, yeni bağlantılar oluyor, yeni siyasi açılımlar oluyor ve sürekli bir ilerleme oluyor. Mesela Ermenistan’da, Azerbaycan’da yine toplandılar, birleştiler inşaAllah sınırlar kalkacak. O konuyla ilgili çalışmalar oluyor, Dağlık Karabağ boşaltılacak. Yalnız Haydar Aliyev niçin öyle bir üslup kullandı anlamadım yani “Biz bu konu hallolmazsa askeri yöntemle bunu çözeriz” dedi. Belki siyaseten söyledi ama ne gerek böyle bir devirde her şey sevgiyle, barışla ve kardeşlikle çözülüyor ve çözülecek. Mehdiyet devrindeyiz, Mehdiyet üslubunda böyle bir şey yok. Silahla çözme yok, silah ağzımıza almayacağız yani bu konuyu hiç kullanmaması gerekiyordu İlham Aliyev Beyefendinin değil mi? Haydar Aliyev babasıydı, o çok muhterem bir insandı Allah rahmet eylesin. İlham Aliyev de delikanlı bir insan ama bu üslubuna gerek yoktu diyorum çünkü onlar da Alevi’dir, Azerbaycan genellikle hep Alevi kardeşlerimizdir. Hep Mehdi aşığıdır onlar. O da bekliyor Mehdi’yi, İlham Aliyev de bekliyor, çoluğu çocuğu da onlar da hep Mehdi aşığıdır onlar da, onlar da bekliyorlar. Böyle bir dönemde böyle bir üslup pek gitmedi. Biz diyelim ki inşaAllah basının yalanıdır, ağzından öyle bir söz çıkmamıştır diye düşünelim inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, başka bir sorumuz da Suavi Kılıç Bey yollamış: “Adnan Hocam, İran’da din olarak Hıristiyanlığı seçen iki kadın tutuklanmıştı. O dönemlerde siz “dinde zorlama yoktur” diye açıklama yapmış ve bu iki kadının serbest bırakılmasını istemiştiniz. Yeni okuduğum bir habere göre, bu iki kadın serbest bırakılmış, tutuksuz yargılanacaklarmış. Hocam bu iki bayanın serbest bırakılmasında sizin de bir rolünüz var mı diyor?”
ADNAN OKTAR: İnşaAllah vesile olmuşuzdur hakikaten uğraştık. İnşaAllah hakikaten öyle bir şeyimiz oldu ama İran genellikle şefkatli, merhametli, aklı başında insanların olduğu bir ülkedir. Mehdi aşıklarıyla dolu doludur biliyorsunuz. Onlar gece gündüz her gün Mehdi için dua ederler. Geçenlerde Ahmedinejad çıktı dedi ki: “Mehdi çıktı” dedi. MaşaAllah, Hürriyet sürmanşetten verdi “Mehdi geliyor” diye. Ayetullah Hamaney de söyledi. Toplantılarında her yerde söylüyor. Ben de dedim sık sık dile getirsin Mehdi’nin geleceğini, Hz. Mesih’in inişini. O da her yerde dile getiriyor. İnşaAllah 3 yıl, 5 yıl, 10 yıl, önümüzdeki yıllar katlamalı gelişecek bu olaylar göreceğiz inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Başka bir sorumuzu da Mehmet Kaçmaz yazmış Rize’den yollamış. “Hocam Buhari’den bir hadis yazmak istedim: Nefsim, kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki Meryem oğlu İsa’nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır.” “Hocam dünyada meydana gelen olaylardan ve alametlerden çok açık bir şekilde görülüyor ki Hz. Mehdi inşaAllah zuhur etti. Hz. İsa’nın gelmesi de yakındır inşaAllah. Hocam Hz. İsa’nın ilk görüleceği yer neresi olacak sizce? Güzeller güzelini bize biraz tarif eder misiniz? Allah sizin ve arkadaşlarınızı yardımcısı olsun.” Mehmet Kaçmaz.
ADNAN OKTAR: Mehmet Kaçmaz kardeşime sözümüz şu. Bediüzzaman Said Nursi diyor ki; ‘’Ahir zaman hadisatı, merkezi saltanat civarında olacak.’’diyor. Eski merkezi saltanat yani şu an saltanatın merkezi İstanbul’du, fakat o kaldırıldı. Fakat eski hali esas alınarak söylenmiştir İstanbul’dur inşaAllah. Mehdi’nin de çıkış yeri İstanbul’dur, Mesih’in geliş yeri de inşaAllah İstanbul’dur. Ayrıca Kudüs-ü Şerifte de, Kubbetüs Sahra ‘da, Hz. Ömer camiinde, Mescid-i Aksa da inşaAllah güzel bağlantılar olacak, görüşmeleri olacak, birlikte namaz kılacaklar. Ama asıl Mesci-i Aksa’dır inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Diğer bir başka sorumuz. Gülşen Soylu yollamış Balıkesir’den. “Hocam hayırlı programlar. Geçen günkü röportajınızı her zamanki gibi büyük bir hayranlıkla izledim. Allah için sevmeyi ve sevmenin devamlılığının ancak sabır ile mümkün olacağını çok güzel anlattınız. Hocam, başımı çevirip nereye bakarsam bakayım, insanların sevgiyi sizin tarif ettiğiniz gibi Allah rızası için en derin boyutta yaşamadığını görüyorum. Sevgileri tam da sizin ifade ettiğiniz gibi sabra dayalı olmuyor. Bu yüzden boşanmalar, özellikle günümüzde fazlasıyla artmış durumda. Dünyaca tanınan sinema oyuncuları, birçok kişi evlenirken evlilik sözleşmeleri yapıyor. Dün bir haberde gördüm. Çok ünlü, bütün dünyanın tanıdığı sinema oyuncularının neredeyse tümü yaptıkları evlilik sözleşmesi gereği, bir birleriyle evli kaldıkları her yıl için yüksek miktarda paralar alıyorlarmış. Tabii böyle bir durumda bu evliliklerin sevgi dayanağında ne olduğu çok net ortada olmuş oluyor, değil mi Hocam?’” demiş.
ADNAN OKTAR: İşte o Darwinizm’in dünyaya bir hediyesi. Son derece egoist bencil bir yapılanma geliştirdiler. Yani para karşılığı bir insan birisiyle yaşamasının ne anlamı var? Burada sevginin yönü nedir? Sevgi nerede kalıyor burada? Sevgi tamamen Allah rızası için Allah’ın tecellisi olarak olur. Ve şefkate, merhamete dayalı olması gerekir. Yani, desinler, gösteriş için evlilik olmaz. Allah’ın bir emanetidir. Tertemiz bir insandır. Sen onu emanet olarak alırsın, ahirette de o senin kardeşindir, eşindir. Dünyada da kardeşin ve eşindir. Ve onu kendi çocuğu gibi, kendi annesi gibi koruyup kollamakla mükelleftir. Çünkü kadın çok büyük bir nimettir. Allah’ın Rahman ve Rahim isminin bir tecellisidir. Çok büyük bir güzelliğe sahip bir varlıktır. Ona adeta çiçeğe gösterilen ihtimam gösterilmesi lazım. Çok nazik varlıklardır kadınlar. Uykusuzluğa dayanamaz, yorgunluğa dayanamaz değil mi? Üzülmeye dayanamaz çok çabuk çökerler. O yüzden çok özen gösterilmesi lazım. Yani eğer kadın iyi bakılırsa, özen gösterilirse böyle canlı çiçek gibi çok çok güzel olur, çok sağlıklı olur. Ve hiçbir şekilde yaşlanmazlar, çökmez de, bayağı güzel bir varlık olur. Ama ufacık bir şeye de çabuk üzülür kadınlar, çok özen gösterilmesi lazım. Çok iyi akıl kullanmak lazım. Uykusuna, sporuna, yemesine, içmesine çok dikkat etmek lazım... Ağır işlerde kadınların çalışması mesela çok büyük bir zulüm, olmaz. Erkeklerinin işidir ağır işler. Kadın, onların içini açacak, onları rahatlatacak yani ruh ve beden sağlıkları sarsmayacak işlerde görev almaları lazım. Ve kadının en çok hoşlandığı şey de her insan gibi sevgidir. Ama samimi sevgi. Öyle canımlı cicimli yapmacık komplimanlar kadınları çok kızdırır. Mesela kadın oturuyor, gelip öpmeye başlıyor arkasından, kadına bu sefer sansar musallat olmuş gibi geliyor. Çok tiksinir kadın. Acayip kızdırır değil mi? Müthiş öfkelenir. Ama yazık onlar para karşılığı sesini çıkaramıyor o iğrenç mahlûklara öyle.
SUNUCU: Bir nevi iş olarak görüyor insanlar evliliklerini.
ADNAN OKTAR: Tabii Allah esirgesin, sevgisiz ve ruhsuz olan, aşka, derin muhabbete dayalı olmayan bir evlilik çok tiksindirici. Demin anlattığım konu bu, ben bunu anlatıyorum. O kadınların çektiği eziyet. İki de bir burnunun dibine girerek konuşması mesela kadın müthiş tiksinir ama belli edemiyor. Onun nefesinden de tiksinir, üslubundan da tiksinir, dokunması da onun iğrendirir ve kızdırır. Ama söyleyemez. Allah için severse kadın çok derin zevk alır. O zaman eşiyle beraber olmaktan her şeyden zevk alır. Her şeyi Allah’ın bir tecellisi olarak görür. Dokunmasını da, sarılmasını da değil mi? Ona yakın olmasını da helali ise, Allah’ın tecellisi olarak görür ve onun ruhunu o doyurur. Derinlik alabilir kadın. Öbür türlü kadın seviyor gibi bakmak istiyor ve çok acı bir olay tabii; kasılıp kalıyor kadıncağız. O karşısındaki böyle yerli film gibi artistik, 2 numaralı, 3 numaralı bakışlarıyla çok etkilediğini zannediyor böyle bitirim hareketler yapıyor, kadın daha da öfkeleniyor. Bu tip adamlar kendilerini çok akıllı zannederler. Kadınları da çok akılsız ve saf zannederler. Hâlbuki kadınlar çok akıllı oldukları için bunları böyle avuçlarının içinde oynatır adeta. Onlar da onları avuçlarının içine alıp oynattığını zannederler. Yani öyle akılsızlar. Ömrünün sonuna kadar da fark edemez onlar. Ama bu kadar acı olaya ne gerek var, kadın bir tabak yemekle doyuyor. Kendini para için böyle aşağılık bir insanın kontrolüne bırakması ve kendini ezdirmesi çok çok büyük bir akılsızlık.
SUNUCU: Çok acı evet. Belki çaresizlikten oluyordur bilemeyiz onların da aile yaşantılarını. Ama gerçekten kötü bir şey.
ADNAN OKTAR: Bir kadın niçin bulmasın ki? Bir tabak yemek muhakkak bulabilir. Allah’a sıkı sıkı sarılırsa, Allah’a aşkla bağlanırsa Allah ona bir yol açar. Allah ona yiyecek, giyecek her türlü imkânı ona sağlar. Allah’a çok güvenmesi lazım. Öbür türlü çok korkunç bir şey yani kaya porsuğu gibi bir adamla oturup birlikte yaşaması, gece gündüz kendini ezdirmesi, aşağılatması bir kadın için çok iğrenç bir şey, çok çok kötü bir şey. Orada Allah’a sığınacak. Ailesi de tabii böyle insanlara sahip çıkması gerekir, onu ezdirmemesi gerekir. Git kendine koca bul diyorlar mesela genç kızlara, çocuklara. E nereden bulsun çocuk, nasıl yapsın yani? Olacak iş değil. Çok büyük bir zulüm… “İşte yaşın büyüdü, koskoca bir kızsın. Git kendine iş bul. Git kendine koca bul!” çok aşağılayıcı bir şey bu. Hâlbuki insan çocuk ediniyorsa ona ömür boyu bakmak şartıyla ediniyordur. Yani çocuk gitmeye mecbur değildir. Yani o hayvanlarda olur. Ayılarda, kaplanlarda… Hayvan bir süre sonra onu kovar yani bir daha yanaştırmaz yanına. Hayvana ait bir özelliktir, insan böyle bir şey yapmaz. Özellikle kız çocuğu isterse ömür boyu da gitmeyebilir babasının yanından, annesinin yanından. Zorlama çok büyük bir zulümdür.
OKTAR BABUNA: Hatta fena muamele görüyor, dediğiniz gibi annesinin babasının evine sığınıyor. “Kocandır yapar” diye geri gönderiyorlar.
ADNAN OKTAR: E tabii ki yani öyle bir şeyde, Allah korusun daha da büyük rezaletler var. Ensest ilişkiye zorluyorlar genç kızları evlere. Çocuklar onlara da tahammül ediyorlar. Yazık günah. Allah’a güvenip kaçsınlar. Onları mutlaka koruyup kollayacak iyi insanlar olur. Temiz aileler olur. Akrabalarına gidip sığınsınlar. Gidip devlete bir dilekçe versin, gidip akrabalarına sığınsınlar. Çocukcağızı kötü yola düşürmeye kalkıyorlar. Asla kabul etmesin. Ensest ilişki asla kabul edilmez. Öyle bir babanın bir daha yüzüne bakılmaz. Yani onun affı olmaz. Yani adam özür diliyor. Özrü olmaz o işin bitti o. Bir kere yaptıysan konu kapanmıştır, ömür boyudur artık o. Ensest ilişkinin açıklaması olmaz. Demek ki; adam ruh hastası, psikopat yani. Onunla bir daha bağlantı olmaz. Orada yapacakları, Allah’ı sığınmayı iyi bilmeleri lazım. Allah mutlaka korur. Allah’a güvenmeleri gerekiyor ve tabii ki zorluklarla karşılaşacaklardır, orada da sabırlı olacaklar. Sabretmeyi bilecekler. Fakat aileler çocuklarına, herkese genç kızlara müthiş sahip çıkmaları lazım. ‘’Git kendine koca bul, git kendine iş bul’’ çocuk işi nereden bulsun, kolay mı yani. Bulamayabilir yani çok zor bir şey bu.
SUNUCU: Eş de aynı zamanda çok zor.
ADNAN OKTAR: Tabii eş nereden bulsun çocuk? Bu ısmarlama mı? Plastik bebek mi alacak adam, nereden bulsun? Güzel ahlaklı, Allah’tan korkan, aklı başında, dengeli, tutarlı birisi olması gerekiyor. Böyle insan zor bulunuyor. Genç kızlar zor bulur böyle bir insan. Dolayısıyla da tabii ki tereddütleri oluyor. Çocuk gidiyor evleniyor; ya dövüyor ya sövüyorlar, ya aşağılıyor ya kovuyorlar. Kısa sürede çöküyor o çocuklar. Saçları falan dökülüyor, tanınmayacak hale geliyorlar. Mesela; 19-20 yaşında veriyor çocukları ben görüyorum. 25-27 yaşına gelmiş böyle çökmüş, perişan olmuş. Yazık günah değil mi bunlara? Her halukarda ailelerinin koruması, Allah onlara güzel bir yol gösterinceye kadar, iyi bir imkân tanıyıncaya kadar evlerinde muhafaza etmeleri, zorlamamaları lazım inşaAllah.
SUNUCU: Yarın Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Kocaeli Tv’de olacağız sizlerle birlikte. Saat 22:00 ve 24:00 arası. Yarın tekrar görüşmek üzere bizden sakın ama sakın ayrılmayın diyoruz.