Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Çay TV ve Maraş Aksu TV'deki Canlı Röportajı (19 Kasım 2009)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (262)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9557)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3940)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
divxvar.com
evrimaldatmacasi.com
evrimaldatmacasi.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Çay TV ve Maraş Aksu TV'deki Canlı Röportajı (19 Kasım 2009)
Kasım 2009


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz. Çay TV ve Kahraman Maraş Aksu TV’den ortaklaşa yayınladığımız Adnan Oktar ile Baş Başa programına başlıyoruz. Hepiniz ekranlarınızın başına hoş geldiniz efendim. Bugünkü programımızı Mavi Karadeniz Radyosu’ndan 106. 4’ten, Radyo 37 Kastamonu 95. 2’den Radyo Star Aksaray 94’ten, Emek Radyo Mardin 101’den, Radyo Enerji Ordu 90 ve Keyif FM Nevşehir 92. 7’den de canlı olarak takip edebilirsiniz efendim. Soru ve görüşleriniz olursa bizlerle paylaşmak için ahirzamansohbetleri@hotmail. com adresinden de bize e-maillerinizi gönderirseniz çok seviniriz. Zaten bugün de elimizde birçok mailimiz birikmiş vaziyetteler. Stüdyomuzda Sayın Adnan Oktar’la birlikteyiz, Sayın Hocamız merhabalar, hoş geldiniz efendim.

ADNAN OKTAR: Merhabalar efendim sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.

SUNUCU: Sayın Oktar Babuna da buradalar, bizlerle birlikteler, hoş geldiniz efendim.

OKTAR BABUNA: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz.

SUNUCU: Nasılsınız Hocam?

ADNAN OKTAR: Allah’a sonsuz hamd olsun, sizler de iyisiniz? İnşaAllah.

SUNUCU: Çok teşekkür ederiz, Allah razı olsun.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

SUNUCU: Bizler de iyiyiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

SUNUCU: Çok teşekkür ederiz. Nasıl başlayalım Hocam? Maillerimiz çokça varlar, siz nasıl uygun görürseniz, sizle başlayalım arzu ederseniz.

ADNAN OKTAR: En çok dikkatimi çeken bazı konular var , onları bir önce biraz konuşalım.

SUNUCU: Tabii ki, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Birincisi, bugün, şimdi televizyon seyrettim, sürekli olaylar var. Yani ya çocuk kaçırma; mesela Bala’da 2 çocuğu kaçırmışlar, korkunç rezalet. Ben bu çapta bir rezalet olduğunu bilmiyordum. Yani bu en az terör ve anarşi kadar büyük bir olay Türkiye’de. Ne demek çocuk kaçırmak? Çok büyük bir rezalet.

SUNUCU: Çok çok, korkunç.

ADNAN OKTAR: Arkasından keyif için adam vurmalar, yani önüne gelen birbirini vuruyor, hiç pervasız. Mesela kızcağıza evlenme teklif ediyor, vay sen nasıl kabul etmezsin al sana kurşun. Bir şey istiyor, adam hayır olmaz diyor, alışverişte herhangi bir şey, tamam o zaman çekip vuruyor, yahut bıçaklıyor, yahut boğmaya kalkıyor. Allah korkusunun olmaması, ateist yapı, darwinist eğitim korkunç tahribat yapıyor. Bunu daha hala görmezden gelip beklemenin alemi yok. Bütün vatandaşlarımızı sıradan götürmesini mi bekliyoruz bu yapının? Darwinist eğitimden hemen kaçınılması gerekiyor. Anti-darwinist, Kuran ahlakını anlatan, sevgiyi, barışı, kardeşliği anlatan bir eğitimin hemen devreye sokulması gerekiyor. Biz kardeşiz, yani bir insana kıymak ne demek? Çok büyük bir olay yani. İnsan kahrından perişan olur Allah vermesin. Hz. Musa (a.s.) mesela kazara bir insanın ölümüne sebep oluyor, seni diyor Allah, o büyük acıdan kurtardık diyor. Çok büyük, ömrü boyunca vicdan azabı çekmiştir Hz. Musa (a.s.). Çok rahatsız olmuştur, kazara olmasına rağmen. Bu zulüm ruhu, zulüm karakteri milletimizi ezerken bunu ikinci, üçüncü, dördüncü derecede görmek olmaz. Bu çok önemli bir konu, herkes birbirini sevgiye, kerdeşliğe, dostluğa davet etsin. İddia edilen Ergenekon örgütünün azgınlığı da beni çok şaşırtıyor. Yani öyle bir yılan ki kuyruğunu çekiyorlar çekiyorlar, böyle kuyruğunu doğruyorlar, bitmiyor, çektikçe geliyor, ne kadar uzun bir yılanmış bu böyle yani. Doğra doğra bitmiyor yani. Mesela yine bombalar bulmuşlar, onlarla ilgili, aynı şekilde komünist örgütlerin bombalarıyla aynı. Başka örgütlerin bombalarıyla aynı, yani zıt örgütlerin bombalarıyla aynı. Bu milleti 20 küsür parçaya bölüp, milleti komünist yapınca bunların eline ne geçecek? Yani nasıl bir tatmin duygusudur ki bu delice azgınlıkla ve kararlılıkla bunu yapmak için bu kadar ısrarlılar? Bunda bir nefsani bir zevk de yok yani bu milleti parçalayacak, komünist yapacak, dini İslam’ı ortadan kaldıracak, peki ne kazanacaksın? Yani bunun sonucunda çıkarın ne olacak? Bu çok acayip. Buna karşı vatandaşlarımızın ellerindeki her türlü bilgiyi devlete aktarmaya devam etmeleri gerekiyor ve devlete tam destek olmaları gerekiyor, polise destek olmaları gerekiyor, savcılara yardımcı olmaları gerekiyor her türlü bilgi akışıyla ve bunda da çok rahat olmaları lazım. Eğer çekiniyorlarsa ismini yazmadan gönderebilirler. Ama her yerde devletimizle omuz omuza olduklarını göstermeleri lazım. Üç-beş şirret bir araya geliyor, bağırdılar mı büyük bir eylem sanki Türkiye’nin sesiymiş gibi bazı kişilerce görülebiliyor. Türkiye 70 milyon, 70 tane zibidi ortaya çıkıyor bağırdılar mı, bak diyorlar Türkiye’nin sesi geliyor. Türkiye 70 kişi değil 70 milyon Türkiye ve Türkiye’de herkes anti-komünisttir. Biz bu memlekette komünizmi istemiyoruz, bölünmesini de istemiyoruz, Güneydoğu’yu da vermeyeceğiz. Güneydoğu’daki vatandaşlarımız bizim canımız ciğerimiz. Biz kardeşiz, yüzyıllardan beri beraber yaşadık, ne alaka ya nereden çıkarttınız bunu yani. Selahattin Eyyübi bizim komutanımızdı, aslanımızdı değil mi? Adını analım, adı bile anlı-şanlı, Selahattin Eyyubi değil mi böyle bayağı şeddeli,

SUNUCU: Dolu dolu.

ADNAN OKTAR: Dolu dolu bir isim yani. Said Nursi Hazretleri de üstadım benim, kendi mürşidim o da Kürt asıllıdır, onlar bizim medahar-ı iftiharımız, canlarımız asla bölünmelerine müsaade etmeyiz. Kıbrıs’ı da vermeyeceğiz, Musul’u da vermeyeceğiz hiçbirini vermiyoruz yani bu kadar. Bu fitneye karşı sürekli bu konuların gündemde tutulması çok hayati konu. Bir de, başka da Müslümanları bu sefer içinden bozmaya yönelik çünkü Türkiye’nin çimentosudur dindarlar, Türk milliyetçileri mesela onlar da Türkiye’nin çimentolarıdır. Mesela Karadeniz halkı öyle çok yaman bir millettir, millet değil de bölgedir yani, bölge olarak, millet, Türk Milleti vardır benim için zaten başka millet yok. İnşaAllah. Mesela İç Anadolu da öyle, bütün Anadolumuz yani bütün Türk milleti böyledir. Hepsi birbirinden yiğittir, hepsi çimentodur. İnşaAllah. Yani dünyayı birbirine bağlayacak bir çimento. Fakat belayı, fitneyi ara ara söyleyip yakasını bırakmak olmaz. Mesela bu iddia edilen Ergenekon örgütü nefes almadan eylem yapıyor, nefes aldırmadan karşılık verilmesi gerekir. Farz edelim Müslümanları birbirine düşürmeye çalışıyorlar, adam mesela Şiileri, Alevileri, Bektaşileri, Sünnilerle çatıştırmak istiyorlar. Sürekli mücadele edilmesi lazım. Şiiler, Caferiler, Aleviler, Bektaşiler bizim canımız, ciğerimiz, kardeşlerimiz yani başımızın tacı insanlar. Tertemiz insanlarımız. Biz onlara tek kelime laf ettirmeyiz, tek kelime söz söyletmeyiz. Bunu sinsice yapanlar var, açık aleni yapanlar var, bunlara karşı tavır alınması çok önemli. Bu çocuk kaybolması olayında da, benim aklım almıyor yani evde de sordum arkadaşlara bu ne yapıyorlar bu çocukları, niçin şey yapıyorlar, mantığı da yok yani çocuk el kadar çocuğu ne yapacak bunlar yani. Ne yapıyor bunlar?

OKTAR BABUNA: Dilenci olarak, sakat bırakıp dilenci olarak dilendiriyor olabilirler. Bir de organ mafyası galiba.

ADNAN OKTAR: Ama sakat çocuk gördüyse polis hemen el koyması lazım. Yani sokakta dilenen. . .

SUNUCU: Zaten onlara baştan müdahale etmiş olması lazım o noktalara gelinemiyor olması lazım yani.

ADNAN OKTAR: Tabii.

SUNUCU: İzin verilmiyor olması lazım bu dilencilerin. . .

ADNAN OKTAR: Tabii, sakat çocuk... Yani kime ait? Mesela diyor ki benim oğlum diyor. Nüfusuna da geçirtmiş olabilir. Bu geçerli değil. Genetik kontroller de yapılması lazım. Yani ayrı, çocuğu dilendirtmek zaten olmaz, ona müsaade edilmez. Fakat o çocuğu oraya getiren vicdan, nasıl bir vicdandır çok büyük bir olay bu. Yani çocuğu bu şekilde kullanmak çok dehşetli birşey. Gerçek annesi mi gerçek babası mı bunun tespiti gerekir genetik olarak. Organ mafyası da öyle. Yani öyle bir organ getirdiklerinde cezasının çok ağır olması lazım. Değil mi yani? Sonuna kadar da gidilir. Nereden buldun, nasıl yaptın? Korkunç bir rezalet.

SUNUCU: Karaborsa gibi kendi aralarında bir sistem diye düşünüyorum. Bir şekilde hiç devlete bile intikal etmeden o organ bir şekilde bir yerden bir yere gidiyor herhalde. Bunların takip edilip, deşilip bulunması gerekiyor diye düşünüyorum.

ADNAN OKTAR: Cinayetle bir adam öldürecekler, onun organını getirecekler. Yani Freddy’nin Kabusu gibi. Rezalet yani akıl alacak gibi değil. Bizim hastamız var gel bunu ilave edelim, takalım falan denilecek. O hasta yakını da bunu kabul edecek, makul görecek. Yani bir adamı öldür ben de sağ kalayım mantığı gelmiş oluyor o zaman. Çok acayip bir şey.

SUNUCU: Bunun da cinayetten bir farkı yok yani.

ADNAN OKTAR: Aynısı.

SUNUCU: Sen de öldürmüş oluyorsun.

ADNAN OKTAR: E, tabii. Yaşasan ne olur, yaşamasan ne olur o vaziyette yani. İnşaAllah. Evet, sorularımıza geçebiliriz. İnşaAllah.

SUNUCU: Evet hocam. Bir soru alalım isterseniz. “Muhterem hocam, Hz. Hızır melek midir? Meleklerin ruhu var mıdır? Bu konularda bizi aydınlatabilir misiniz? Yavuz. ”

ADNAN OKTAR: Yavuz kardeş, Hz. Hızır melek değil. Bir insandır. Fakat olağanüstü özellikler göstereen bir insandır. Yemek yemeye ihtiyaç duymuyor. İstediğinde mesela. Bir ay, iki ay, üç ay yemek yemez. Ama canı istediğinde yemek yiyor. İstediği insanın şekline girebilir. Çok harika bir yapısı vardır. Ve binlerce yıldan beridir de yaşıyor. Kıyamete yakın, kıyametin son anlarında görevden çekilecektir. Şu anda da görevde.

SUNUCU: Bize de yetişebilir yani.

ADNAN OKTAR: Şu an görevde zaten Hz. Hızır. Tabii, şu an görevde. Mehdi görecektir. Mehdi’yle görüşecektir. Hz. Mesih’le görüşecektir. Hadislerden bu açıkça anlaşılıyor. Bir kısım hazirunda da bu özellik vardır. Onlar da Hz. Hızır’la görüşebilirler. Mehdi konusu da açılmışken onu söyleyeyim. Bir mesaj gelmiş. Hocam diyor Mehdi diyor, birinci Mehdi, ikinci Mehdi, üçüncü Mehdi olacak diyor diyor Said Nursi Hazretleri. Ben Nur talebesi kardeşlerimden rica ediyorum. Bu tip bir şey olduğunda böyle aşamalı Mehdi’lerden bahsediyorsa eğer Said Nursi, bize Said Nursi’nin o ifadesini göndersinler bir görelim. Said Nursi’nin öyle bir ifadesi yok. Hicri 1400’de kastedilen Mehdi’nin geleceğini söylüyor. 1430’dayız. Eğer Nur talebesiyseler, Said Nursi’ye saygıları varsa, inanıyorlarsa, hadislere güveniyorlarsa, sahih hadislere de güveniyorlarsa, Bediüzzaman’ın daha önceki sözlerinin de doğru çıktığını görerek Said Nursi’ye güvensinler. Mehdi gelmiştir. Çok net, çok açık Said Nursi’nin izahlarına göre. İkinci bir açıklaması, ikinci bir tevili yoktur. Bir tane Mehdi’den bahsediyor. Üç görevin üçünü de yapacak diyor. Bakın benim bu sözüme ben delil gösteririm. Ama diyanet Mehdi’si ayrıdır, siyaset Mehdi’si ayrıdır, saltanat Mehdi’si ayrıdır... Böyle karışık bir izah yapmamıştır Said Nursi. Eğer varsa böyle bir izah bizim adresimiz belli. İnternet adresimize yazsınlar. Said Nursi bakın kardeşim burda bunu şunu demiştir. Bu birinci Mehdi’yi kastediyor, şu ikinci Mehdi’yi, şu üçüncü Mehdi’yi kastediyor desinler. Ama öbür türlü direkt yalan olmuş olur. Yani Said Nursi’yle ahirette de karşılaşacaklar. Said Nursi onların yakasını bırakmaz. Yani böyle değerli bir alimin adına yalan söylemek çok büyük terbiyesizliktir, vicdansızlıktır. Sakın böyle bir yalan yapmasınlar, dürüst konuşsunlar. Cübbeli de geçen günler coşmuş. Bizim çocuklar not almışlar, gönderdiler. Israrla yine bana kafayı takmış vaziyette. İşte o Mehdi değil diyor. Ya kardeşim sakin ol, niye çekiniyorsun? Peki tamam, ben zaten Mehdi değilim dedim, sana yemin ettim ve Allah’ın laneti, bütün meleklerin, insanların laneti üzerime olsun dedim eğer Mehdilik iddia edersem dedim değil mi? Net, o konu kapandı. Peki talebeleri sormuyorlar mı? Hocam bakın önümüzde Hicri 1500’e kadar çok uzun bir süre var. İslam’ın dünyaya hakimiyetinden niye bahsetmiyorsun sen? Madem yüzyıllar sonra Mehdi gelecek. Bu yüzyıl İslam dünyaya hakim olsun. Yani Mehdi’nin gelişini de engelleyecek bir şey de değil bu. Değil mi? Madem yüzyıllar sonra gelecek. Ve her Müslüman İslam’ın dünyaya hakim olması için gayret etmekle mükellef değil mi? Kuran’ın bütün ayetleri güzel ahlakı, sevgiyi anlatıyor. Eğer Kuran yaşanmayacaksa Allah niye gönderdi Kuran’ı? “Niçin İslam’ın dünyaya hakimiyetini istemiyorsunuz hocam?” diye sormaları lazım talebelerinin. Bu soruyu daha hala sormadılar. İşte ‘nereden ne olur?’. Hep cinsel ilişkiyle ilgili sorular soruyorlar. Bilmem işte; ‘kavunu sağ elle mi yerim, sol elle mi yerim?’... Tabii ki sağ elle yersin, ona bir şey yok. Ama konu bunlar değil. Yani ‘Ay’a bakarken işte pirinç pilavı yapılır mı?’ falan. Bunlar soru mu yani şunlar? Asıl soru, mesela fıkıh bilgisiyse desin; ‘Ömer Nasuhi Bilmen’in tam ilmihalini alın, açın okuyun. En doğru bilgiyi, en net bilgiyi oradan alırsınız’ desin. Ama okuma yazması yoksa o ayrı mesele. Tamam o zaman anlatılabilir. Ama okuma yazmasını biliyorsa bir insan ona kitap tavsiye edersin. Sahih hadis kitabı var. Buhari, Müslim, Tirmızi, İbn-i Mace. Onlardan tabi anlam çıkaramaz Müslüman. Yapacağı şey ilmihale tabi olmaktır. İlmihal eserleri okumaktır. En güzeli de Ömer Nasuhi Bilmen’in tam ilmihalidir. Bakın ben gene ısrarla söylüyorum. Cübbeli’nin arkadaşlarına, herkese ısrarla bunu söylüyorum. Neden bu yüzyılda İslam’ın hakim olmaması gerekiyor? Niye hakim olmaması gerekiyor? İslam’ın dünyaya hakimiyetinde ne mahsur var? Niye Türk İslam Birliği’nden hiç bahsetmiyor? Niye bu konudan bu kadar çekiniyor, ağızına dahi almıyor? Ve bu durumda Kuran’ı nasıl savunuyor bu insan? Eğer Kuran yaşanmayacaksa, Kuran ahlakı önemli değilse, ki önemli olduğunu söylüyor. Biz de önemli olduğunu söylüyoruz. O zaman dünyaya hakim olmasını istesin ve arkadaşlar desin “hepimiz gayret edelim, bu yüzyılda İslam dünyaya hakim olsun.Türk İslam Birliği kurulsun. Tabii, dünyaya mutluluk, sevinç, barış, kardeşlik gelsin, silahlar kalksın, damla kan akmasın. Hep beraber gayret edelim. Allah’a biz dua edelim. Elimizden gelen bütün imkanları gösterelim, ne gerekiyorsa yapalım. Takdir Allah’ın. Ama biz gayret edelim” demesi gerekiyor. Bunu ısrarla demiyor. Dedikoduyla uğraşıyor. Asıl bu konuyu bir halletmesi gerekiyor. Yani birinci ondan talebimiz bu. Evet.

SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Arzu ederseniz bir soruyla daha devam edelim. “İstanbul Beyazıt’tan maili gönderiyoruz. Selamlar Adnan Hocam. ”

ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.

SUNUCU: “Biz İstanbul’da size gönülden bağlı iki kardeşiniziz. Sorumuz samimiyeti arttırmakla ilgili inşaAllah. Hocam, biz kendimizdeki samimiyeti yeterli görmüyoruz. Bunu daha da arttırmak için neler yapabiliriz? Bize bunların yollarını birkaç örnekle anlatabilir misiniz? Hocam bir de sizden özellikle ricamız var, diğer mümin kardeşlerimiz ile bir arada olmak istiyoruz. Lütfen bunun için bize dua eder misiniz? Sevgiler, hürmetler, ellerinizden öpüyoruz Hocam. ” Kadir Kısa ve Tarık Girenitlioğlu, yollamışlar Hocam. Hepimizin zaman zaman hissettiği bir durum gerçekten.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah bayağı şevkliler. İnşaAllah dua etsinler, sebebe sarılsınlar, onlar çok rahat olacak işler, çok rahat meydana gelecek güzellikler. Tabii ki Müslümanlar, kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf bağlayarak birlikte mücadele ediyorlar. Birbirlerini koruyup kolluyorlar, bir zorlukla karşılaştıklarında diyor Allah el birliği ile kendilerini müdafaa ederler diyor. Tabii bu fikirle, düşünceyle, güzel ahlakla olur. İnşaAllah. Evet. Samimiyet nasıl olur? Samimiyet insanın kendini sıkmamasıyla olur. İnsanın kendini kasmamasıyla olur. Bakın, mantıklı hareket etmemekle olur. Mantık devreye girdi mi olay biter. Vicdanla, vicdan yani devamlı vicdanından soracak. Vicdanıyla mantığı çatıştığında yine vicdanının sesini dinleyecek. Mesela yolun kenarında bazen bir adam yatıyor. Şimdi mantık ne der? Ya kardeşim dersin şimdi biz bununla ilgilenirsek, bunu alıp hastaneye götürmemiz gerekecek, ölürse de yolda karakolda gidip ifade vereceğiz birinci dereceden, hatta zanlı da olabiliriz yani şüphe de edebilirler, göz altına alabilirler. Kardeşim, hepsini göze alacaksın. Orada mantık işlemez. Orada vicdan işler, vicdanla hareket edeceksin. Yahut mesela bir fakir insan diyor ki, açlıktan ölüyorum diyor. Senin de mesela 4 tane çocuğun var, açlıktan ölen adam varsa senin çocukların bayılacaksa, bayılmayı kabul edeceksin öleni kurtaracaksın. Çünkü bayılmaya çözüm var ama ölüme çözüm olmaz. Yani ne yapayım benim çoluğum çocuğum diyemez. Vicdan insanın başını hep belaya sokar.

SUNUCU: Tatlı bela olarak değerlendirelim.

ADNAN OKTAR: Tatlı bela ama asil olursun, soylu olursun, yiğit olursun, delikanlı olursun, aslan olursun, şerefli yaşarsın, samimiyetin lezzetini tadarsın. Hepsinin üzerinde Allah’ın rızasını kazanırsın. Mesela biz, darwinist cephe, darwinist diktatörlük dünyanın en şiddetli yapılanmasıdır, yani mason kontrolünde. Darwinistlerle boğuşmak idam fermanı gibi bir şey, bazı kesimler için. Biz mesela darwinistleri karşımıza aldık bir çok basın sırf bu nedenden bize cephe aldılar. Yani bu kadın kız olaylarını falan gündem ettiler ama öyle bir şey olsa, yani biz desek ki haşa Allah’a inanmıyoruz, biz de darwinistiz desek, ya ne kadar çapkınmış bu ne kadar güzel. Bak kız arkadaşıyla çıkıyor falan var ya gazetelerde haberler, müthiş takdir ederler öyle bir şey olsa. Öyle bir konu olmaz. İşte gömlek değiştirir gibi arkadaş değiştiriyor.

OKTAR BABUNA: Playboy diyorlar

ADNAN OKTAR: Playboy, işte donjuan çıktı bilmem ne, bir şey daha var öyle kazanova mı ne?

OKTAR BABUNA: Kazanova.

OKTAR BABUNA: Kazanova, bilmem ne işte şöyle oldu, vay çapkın vay, başlıklar böyle oluyor.

SUNUCU: Evet.

ADNAN OKTAR: Ama Müslüman olduğunda hayali artık, bulamayınca da malzeme buluyor adam işte. Mesela Allah’ın hikmeti, bizim mahkemede birçok tabi iddialar var, hakkımızda iddialar oldu, Yargıtaya gitti. Yargıtay, bizim zamanaşımımızı bozdu, ellerine sağlık. Ama diyor ki bozma kararında, ne diyor? Bu suçları diyor yaptıkları diyor sabit olmuş diyor, gerçekte sabit olmuş diyor, sabit olduğu anlaşılmış diyor, yani şey gibi mahkeme hükmü gibi karar vermiş. Ellerine sağlık, teşekkür ediyoruz. Ama bak bozma var mı yok mu onu soruyorlar sadece mahkemeye yani konu bu. Evet ve diyor ki “yaşı küçük kızları” diyor şöyle yaparak, böyle yaparak, onu anlatmış. Ne polis tutanaklarında böyle bir ifade var.

OKTAR BABUNA: Ne şikayetçi var. . .

ADNAN OKTAR: Ne mahkemede, ne şikayetçi, hiçbir yerde yok. Bak hayali bir şeyi ilave etmişler. Hayali, ilaveden eklemiş. Baktık, bütün evraklara baktık, hiçbir yerde yok.

OKTAR BABUNA: Yok, evet inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Sabitleşmiş” diyor, “gerçekleşmiş” diyor “olay” diyor, “göz önüne alarak” diyor.

SUNUCU: Bunu medyada mı diyorlar yoksa?

ADNAN OKTAR: Hayır, hayır mahkeme tutanağında diyor, Yargıtay açıklamasında diyor. Hayır, biz bir şey demiyoruz, yani mahkeme kararıdır, tamam biz saygı duyuyoruz ama ne müştekiler demiş, ne polis ifadelerinde var ki işkenceyle bize her şeyi söylettiler yani neler söyletmediler,

OKTAR BABUNA: Ne iddianamede var.

ADNAN OKTAR: Ne iddianamede var, ama orada var. Mesela biz çok olaylarla karşılaştık, çok zorluklarla karşılaştık. Biz eğer darwinizme, masonluğa karşı cephe almasak, yobazlarla uğraşmasak, değil mi?

OKTAR BABUNA: Bölücülükle...

ADNAN OKTAR: Bölücülükle uğraşmasak, hiçbir sorun çıkmaz. Ben mesela kitaplarımdan bir ücret almıyorum, yani telif ücreti de almıyorum. Eğer telif ücreti almış olsam çok çok yüksek meblağ eder, bayağı yüksek oluyor meblağı. 80 milyon kitabım satıldı. Yani bir tanesinden 1 milyon lira bile almış olsak yani, düşünün yani ne yapar. Muazzam bir meblağ eder, ki çok daha fazla telif ücreti alabilecek durumdayım ama almıyorum. İşte bu da vicdandır. Şimdi çok acayip bir durum olacak. Aldığımda vatandaşıma kitap biraz daha pahalı gitmiş olacak. Yani bütün vatandaşlarımdan ben para almış olacağım. Az da olsa para almış olacağım. Niye alayım? Hem dini anlatacağım, hem de üstüne para alacağım. Ben üstüne para veriyorum. Yani dini anlattığım için para veriyorum üstüne, para almam ben. Bu vicdandır işte. Başımı her türlü belanın içine sokuyorum, defalarca tutuklandım biliyorsunuz. Tımarhaneye de girdim, akıl hastanesine de, gözaltılarımın haddi hesabı yok, polis gözaltılarımın, yani sayamayacağım kadar çok.

OKTAR BABUNA: Kokain komplosu yapıldı.

ADNAN OKTAR: Kokain komplosu. Mesela dediler ki “Oktar”, bu çocuk, “kanser” dediler, işte “on beş gün ömrü kalmış” dediler, benim nevrim döndü on beş gün deyince. Tanıyorum da yeni gelmiş, dedim “dünyayı ayağa kaldıracaksınız” dedim yani “ne yapıyorsanız yapın” dedim, “mutlaka bulacağız” dedim, “bulalım” dedim. Ama müthiş belalı bir iş bu. Yani işte “Kanımızı sattılar”, bilmem ne işte “titan saadet zinciri” falan o zamanlar tabi, yani normalde en az otuz yıl hapis cezalık bir işti bu, en az otuz yıl.

SUNUCU: Evet hatırlıyorum evet. Eğer bahsettikleri şeyler olsaydı orada.

ADNAN OKTAR: Hayır, bela geliyorum diyor zaten yani gördüm ben, anladım olayı. Yani böyle bir şey. Ya bu çocuğun ölümünü kabul edeceğiz, ya bu işin içine gireceğiz. “Ben” dedim “ölümünü kabul etmem”, “gireceğiz” dedim.

SUNUCU: Allah razı olsun.

OKTAR BABUNA: Allah razı olsun.

ADNAN OKTAR: Tabii, zaten hemen başladı olay ondan sonra, biliyorsunuz basında her yerde başladı. Hatta bir gazeteci çıktı, dedi “ne gerek var” dedi, “sırf sen misin hasta memlekette” dedi buna. Böyle “ne ihtiyaçlar var memlekette,” dedi, “sana niçin kan toplanıyor ki falan dedi” adam. O devirde, Allah’a çok şükür ki bütün evrakların belgelerini ben şey yaptırdım. Hatta bana dediler ki, provokatör işte, o zamanki ajan, içimize giren oyuncular falan, “hocam”, dediler, “bu çalışma” dediler, “%30’a kadar harcama yapılabiliyormuş”, yani kan kampanyası için yapılan çalışmalardaki paralardan. “Tükenmez kalem dahi almayacaksınız” dedim, “hiçbir şekilde” dedim. Hatta bir yer yiyecek vermiş, böyle hazır yiyecekler falan, hepsini iade ettirdim.

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: Değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet, evet.

ADNAN OKTAR: “Aman ha aman”, dedim, “sakın ha sakın”. “En ufak bir şeyi bile makbuza yazdıracaksınız” dedim, hepsinin dökümünü yaptırdık, nitekim beklediğimiz olan, “Titan saadet zinciri” diye başlık attılar, çok büyük olay. “Tamam” dedik, “bizi verin mahkemeye”, 300 tane dosya. Savaş Ay sanık, Mesut Yılmaz’ın hanımı sanık.

OKTAR BABUNA: Berna Yılmaz sanık.

ADNAN OKTAR: Berna Yılmaz hanım sanık, onsan sonra valiler sanık, emniyet müdürleri sanık, polisler sanık, herkes sanık, 300 dosya. Geldi savcının önüne, savcı hemen baktı, boş iş anladı hepsine takipsizlik verdi. Ama eğer belgelerini hazırlamamış olsaydık, şu an ben daha hala içerideydim.

SUNUCU: Uğraşıyordunuz.

ADNAN OKTAR: Allah vermesin.

SUNUCU: Allah korusun.

ADNAN OKTAR: Ben bunu, ama bakın asla taviz vermem. Bir Müslüman ölecek gözümün önünde ben oturup seyredeceğim. İşte samimiyet böyle olur.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah.

SUNUCU: Allah razı olsun.

ADNAN OKTAR: Mesela Darwinistler dünya çapında saldırıya geçtiler, mahkemeyi etkilemek için var güçleriyle gayret ediyorlar. Koskoca iddia edilen Ergenekon örgütünü karşıma aldım. “Biz vatanı böleceğiz” diyor iddia edilen Ergenekon örgütü, iddia edilen Ergenekon örgütü ne diyor? “Komünizmi getireceğiz, masonik sistem kuracağız”, diyor. Biz de dedik ki “yüzer yüzer gelin yani, elinizden geleni ardınıza koymazsanız en şerefsiz sizsiniz” dedim. Bunda öldürülme tehlikesi var, her şey var, aklına gelen her şey, ki yani bana göre şehit olma yani inşaAllah. Mahkemelere baskı yaptılar, savcılara baskı yaptılar ve iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tutanaklarında bu açıkça var, adamlar bir numaralı hedef etmiş durumdalar şu an. Ve “mutlaka tutuklatalım, mutlaka hapse atalım”, yazışmalarında bunlar var. “Oraya buraya hakaret mektupları gönderelim” diyorlar, “onun adına” ve bizim vakfımız adına, “başlarını belaya sokacak her türlü çalışmayı yapalım” diyorlar, nitekim de bayağı bir yol aldılar kendi kafalarına göre.

SUNUCU: Allah size güç kuvvet versin.

ADNAN OKTAR: Peki ben desem ki ben “neme lazım şimdi ortada sakin sakin duruyoruz, ben işimde gücümde olayım, ondan sonra işte, ne olur olmaz, dünyanın bir hali vardır biraz da mal mülk biriktirelim, böyle para pul bir şeyler biriktirelim”. Beş kuruş param yok benim, hiç. Malım mülküm hiçbir şeyim, isterse Maliye de araştırsın, hiçbir şeyim yok. Utanırım ben, niye biriktireyim? Yani Allah yolunda bir an önce harcanması gerekirken. Niçin yapıyorum? Vicdanımdan yapıyorum. Allah beni zor durumda mı bıraktı şu ana kadar? Ben tımarhanede de rahat ettim, hapishanede de rahat ettim. Her yerde de rahat ettim. Ve Allah şu an dünya çapında bir başarı verdi, Allah’a çok şükür. Bakın bütün basın on binlerce gazete ve televizyonlarda, her yerde bizden bahsediyor şu an. Allah doğru yolda gidenin yardımcısıdır. Ama Allah denenmez. Yani ben bakalım gayret edeyim Allah bana yardım edecek mi değil. Ben mesela akıl hastanesinde akıl almaz tehlikeler geçirdim. Mesela bir delinin öldürme girişimi oldu. O son anda önlendi Allah’a çok şükür önlendi. Birçok yerde; mesela dokuz kere suikast geçirdim. Çok kere silahlı saldırıya uğradım. Allah’ın korumasındayım ben, hıfzındayım ve son derece de rahatım yani gönlüm de çok rahat. Peki Peygamber Efendimiz (sav)’de bu nasıldı? Dedi mi Peygamber “bu çok tehlikeli bir şey dese”, demez tabii Peygamber (sav), Allah affetsin, “ben bu anlatımımı yapmaktan vazgeçeyim” dedi mi? Gitti mağaraya sığındı, Hz. Ebubekir’le. Adamlar peşinden geldiler. Mağaradan içeri girseler, bitti orada hemen beş dakikada onu şehit ederlerdi, ikisini de birden. Allah koruyor. Taa Habeşistan’a hicret etti, yol boyunca vahşi adamlar, psikopatlar, deliler, vahşi hayvanlar yani binlerce kilometre yol, yani değil mi? Kadınlar çocuklarla beraber, develerle çok zor bir yolculuk bu. Oradaki adamların nasıl davranacağı da belli değil. Habeşistan’a gidiyorsun yani kim, ne yapacak adam belli değil ki. Nitekim arkadan da müşrikler de geliyorlar, “bize verin bunları” diyorlar. Hiç korkusu yok. Allah rızası için. Niye? İşte bu vicdandır, imtihan oluyor. Hz. Yusuf; mesela kadın diyor ki “ilişkiye girelim” diyor kadın ve vezirin karısı yani devlet yöneticisinin karısı. İlişkiye girse hem nefsine de uygun, hem de yiyip içecek daha da gücü orada artacak, imkanı artacak. “Ya Rabbi” diyor “ben hapishaneyi istiyorum” diyor, “benden uzaklaştır Ya Rabbi onu” diyor. Bakın kadınla ilişkiye girmediği için yedi yıl hapiste kalıyor, yedi yıl. Bu nedir bu? Bu işte samimiyettir, işte bu vicdandır. Ne yaptı Cenab-ı Allah onu, Mısır’a sultan yaptı. Ne yaptı? Cennetine koydu Cenab-ı Allah. Eğer o da kadına uymuş olsaydı mahvederdi Allah onu, Allah esirgesin. Belki bir anlık bir hoşnutluğu olurdu ama, ki o da boğazına tıkanırdı Allah esirgesin, hiçbir şekilde zevk alamazdı. İşte vicdan böyledir özetle, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah.

SUNUCU: Ağzınıza sağlık. Devam edelim mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Edelim, inşaAllah.

SUNUCU: “Sevgili Hocam, benim iki sorum olacaktı. Birincisi Hz. İsa’nın geliş tarihiyle ilgili söylediğinizi tam anlamadım, ne olur cehaletimi maruz görün. Hz. İsa çıktı demiştiniz peki Hz. İsa’nın çıkış tarihiyle ilgili belirttiğiniz 2021 tarihi insanların Hz. İsa’yı tanıyıp bilecekleri yani Hz. Mehdi’yle bir araya geldiği tarih mi? ikinci sorum Bush’u Hz. İsa affedecek ve o da Hz. İsa’nın talebesi olacak demiştiniz. Hocam affınıza sığınarak soruyorum Müslümanlara bu kadar zulmeden bir kişi Hz. İsa’nın talebesi olabilir mi diye soranlar var, siz ne söylemek istersiniz? Filiz. ”

ADNAN OKTAR: Filiz kardeş çok yamanmış maşaAllah.

SUNUCU: Evet.

ADNAN OKTAR: Hz. Mesih siyaset aleminde faaliyet yapacak diyor Said Nursi hazretleri, Mehdi siyasete girmeyecek diyor. Mehdi geldi, yani onu net söylüyorum. Allahualem 2002, 2004 gibi de Hz. Mesih’in gelmiş olması gerekiyor. 2021’lerde de belli olur ki yani 33 yaşındaki halini görmeyeceğiz biz, 33 yaşındayken inmiş olacak 33, 43, 53 de olabilir, 53 hatta 60 yaşında da olabilir o haliyle biz Mesih’i göreceğiz inşaAllah. Çünkü faaliyet yapmış olacak, çalışma yapmış olacak, yani o aralar, Allahualem. Şu an dünyadaki dünya liderlerinin hepsi İslam’dan bahsediyor Müslümanlıktan bahsediyor. Bu olağanüstü bir gelişme yani bir Hıristiyanın Müslümanlığa hayranlık duymasını açıklayamayız. İslam ülkelerinin Türk İslam Birliğini istemesi normal, ama dünya ülkelerinin istemesinde bir acayiplik var. Yani bunda bir harikalık var. Tabii. Bu Mesih’in gelmiş olması ihtimalini akla getiriyor. Hz. Mesih çok affedici bir insandır. Mehdi de affedicidir yani öyle kindar değildir. George Bush mason localarının emrini yerine getirmiştir, yani bir tek Bush yapmıyor ki o kararı alırken. Orada Savunma Bakanlığı var, Pentagon var Başbakanlık var, yani bu olaylar, yani cinayetler diyelim, tek bir kişinin yaptığı bir olay değil yani onbinlerce insanın uygulamasıyla ortaya gelen bir çalışma. Dolayısıyla Bush’un da üstünde masonluk vardır. Yani kendi başına bir insan değil. Belki onu dini telkinlerle ikna ettiler, o da olabilir çünkü, işte Mehdi çıkacak o taraflardan çıkacak dediler Basra, Küfe, Şam o bölgeden çıkacak dediler, kan dökecek, sel gibi kan akıtacak, Hıristiyanları, Musevileri hepsini yok edecek dediler ki Cübbeli de zaten onu söylüyor. Bu şekilde bir fikir yaydılar. Onlar da panik oldu. Mehdi’nin çıkışını engellemek için orda muazzam bir katliam meydana getirdiler. Afganistan’dan şüphelendiler, ordan da bir Mehdi hurucu bekliyorlardı yani Mehdi’ye yardım edecek askerlerin de ordan geleceklerini düşünüyorlardı. Gittiler Afganistan’ı da ezdiler panik oldular. Ben sonra anlattım. Mehdi kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, hatta burun dahi kanamaz diyor Peygamber Efendimiz (sav) geldiğinde, şefkat merhamet ve sevgi insanıdır. Bütün silahları yeryüzünden kaldıracak. Dünyanın ömrü bitti, ben insanlara tam anlatamıyorum yani gözleriyle görünce anlayacaklar. Biz dünyanın pir-i fani durumunda geldik biz dünyaya, bunu ben söylemiyorum bunu hadisler söylüyor bunu Said Nursi Hazretleri söylüyor. Bunu nasıl anlamazdan gelirler. Said Nursi net tarif ediyor, 1506’ya kadar diyor ve 1545’de kıyamet kopacak diyor. 1400’de Mehdi çıkacak diyor net üslubu var, aksini söyleyen kardeşlerimiz demagoji tarzında değil de Said Nursi’nin paragraf paragraf sözlerini kullanmaları lazım. Mesela bakın ben bu konuda çok fazla kitap yazdım mesela Hz. İsa ve Hz. Mehdi Bu Yüzyılda Gelecek diyor. Mesela şu kitap. Evet, mesela bu çok kalın bir kitap, çok detaylı ve hepsi hadislere dayalıdır ve ayetlerle anlatılmıştır. Mesela bir örnek vereyim Bediüzzaman diyor ki; ve onun üç büyük vazifesi olacak. Kardeşim bakın onun, Mehdi’nin üç büyük vazifesi olacak, nerede burda 3 Mehdi, 3 ayrı Mehdi? Onların derdi, 3 ayrı vazifesi olacak derdi değil mi? Bakın diyor ki, onun üç büyük vazifesi olacak. Türkçeyi bilmiyor mu bazı insanlar? Yani çok açık kelime bu. Nasılsın deyince iyiyim yani nasılsın deyince evet aya hakikatten gitmek lazım diyor muyuz biz? İnşaAllah. Bakın mesela diyor ki, “o gelecek zata dair haberleri ve işaretleri”, gelmemiş daha gelecek diyor, zat, şahıs, bir kişi, mesela diyor ki, “gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle nedeniyle ahir zamanın Büyük Mehdisi ünvanını alamamıştır”. Şimdi kardeşim çok çok özür dilerim aklında ciddi bir özür yoksa bir insanın, bunu çok net anlar, bu anlaşılmayacak gibi mi bakın diyor ki, “gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş”, birçok mehdiler müceddidler geldi diyor, tamam, fakat diyor ki “her biri üç vazifeden birisini, sadece birisini bir cihete”, yani Mehdi üçünü birden her cihette yapıyor, fakat daha önce gelenler diyor üç vazifeden sadece bir tanesini bir cihette, bir bölümünü yapmışlardır diyor. “Yapması itibariyle nedeniyle ahir zamanın Büyük Mehdisi ünvanını almamışlardır” diyor. Yani bir büyük Mehdilik ünvanını neden almıyor öbür mehdiler, açıklıyor değil mi?

SUNUCU: Evet sadece bir kısmını yapmış.

ADNAN OKTAR: Bir vazifenin bir kısmını yaptığı için. Bilmiyorum yani ilkokul çocuğuna bile söylesen bunu anlarlar. Akıl alacak gibi değil 45, 50 yaşındaki insanlara ben anlatamıyorum yani. Mesela bakın diyor ki, “istikbal-i dünyeviyede” yani dünyanın geleceğinde “1400 sene sonra gelecek bir hakikati”, kardeşim bak 1399 demiyor, 1415 demiyor, hicri 1400, net tarih vermiş. Yani konuşmayı bilmeyen bir insan değil ki Said Nursi, net diyor, 1400 sene sonra gelecek diyor. Mesela, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat”, kardeşim vakit veriyor bak, benden bir asır sonra diyor. Demek ki kendi zamanı değil, bir asır sonra ne zaman oluyor, hicri 1400 oluyor işte.

OKTAR BABUNA: 1980.

ADNAN OKTAR: Değil mi? O hicri 1300’de geldi, o 1400.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Hakiki beklenilen diyor ve bir asır sonra gelecek o zat”. Yani bilmiyorum bu anlaşılmayacak birşey mi?

OKTAR BABUNA: Değil hocam inşaAllah çok net.

ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki “o ileride gelecek acip “yani şaşılacak hayret verici şahsın “bir hizmetkarı, ona yer hazır edecek bir dümdarı yardımcı kuvveti ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi önde giden bir askeri olduğumu zannediyorum”. Bunda anlaşılmayacak ne var? “O ilerde gelecek acip şahıs”, bakın, “o, ilerde gelecek acip şahıs”, yani eğer bilmiyorum beyninde ciddi bir hasar olmadıktan sonra ben bu kadar anlaşılmayacak bir şey olduğunu görmüyorum bir insanın. Bakın ne diyor, onun bir hizmetkarıyım diyor ben Mehdinin. Ve ona yer hazır ediyorum diyor ve dündarıyım diyor. Ve o büyük kumandanın diyor pişdar bir neferi önde giden bir askeri olduğumu zannediyorum. Bunda anlaşılmayacak ne var?

OKTAR BABUNA: Bir şey yok inşaAllah, çok net.

ADNAN OKTAR: Yani 10 yıldan beri anlatıyorum yok diyorlar üç Mehdi’den bahsediyor orada diyor, üçü de ayrı ayrı görev yapacak herbiri.

SUNUCU: Tek bir Mehdi’nin hizmetkarı olmak arzusu içinde olduğunu açık açık belirtiyor.

ADNAN OKTAR: Tabii açıkça söylüyor, Türkçe konuşuyor daha nasıl söylesin yani, “bak bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor, “sonra gelecek o mübarek zat”, sonra gelecek o mübarek zat şahıs, kişi, yani Mehdi “Risale-i Nuru”, yani benim hazırladığım Said Nursi diyor benim hazırladığım “Risale-i Nur eserini bir program olarak neşr ve tatbik edecek”. Yani onu okuyacak ve insanlara da anlatacak. Ve onla Mehdiyeti tarif edecek, iman hakikatlerini anlatmada o eserleri kullanacak, o anlamda.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bakın “taa ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur kulliyatının asıl sahipleri” yani benim yazdığım kitapların diyor asıl sahipleri... Demek ki Nur talebeleri değil asıl sahipleri, çünkü bak iki yerden uyuyor, Risale-i hazır bir program olarak kullanacak olan kişi kim? Mehdi. Taa ahirzamanda, taaa ne demektir? Taa ahirzamanda, kendinden sonra, hayatın geniş dairesinde şu anki daire, asıl sahipleri demek ki Risale-i Nur külliyatının asıl sahibi Mehdi ve talebeleri, yani diyor bak şerh yapıyor açıklıyor anlamayanlar olur gibisinden yani Mehdi ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir. Bu ne demek işte gelecekler diyor, “o daireyi genişletir o tohumlar sümbüllenir ve bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz”. Ben mezarda olacağım Mehdi geldiğinde.

OKTAR BABUNA: Öldükten sonra.

ADNAN OKTAR: Ben onu seyredeceğim diyor mezardan seyredeğim diyor. Anlaşılmayacak ne var burada evet, bak “Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var ve siyaset aleminde 1. Diyanet aleminde 2. Saltanat aleminde 3. Mücadele aleminde, çok dairede icraatları olduğu gibi...” diyor Büyük Mehdi’nin. Bunların hepsini yapacak diyor bir cihette bir tanesini yapacak demiyor, hepsini yapacak diyor. Hepsini toptan yapacak diyor. Mesela birinci vazife ikinci hepsini tek tek açıklamış. Bak ikinci vazifesi, üçüncü vazifesi hatta diyor ki “Hz. Mehdi’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsade edemez” o kadar sıkışıktır ki diyor, günü o kadar faaldir ki diyor çalışma yaptığı için bizzat kendisi darwinizme karşı, materyalizme karşı, kitap hazırlamak için vakti olmaz diyor. Hazır, alimlerin hazırladığı eserlerden biraraya getirir onlarla o eser hazırlar onunla o birinci vazifeyi yapar diyor. “Uzun zaman tetkikat ve meşguluyeti iktiza ettiğinden” diyor, “bizzat kendisi o görevi yapmaya vakit ve hal müsade edemez” diyor. “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife, bir topluluk” taife yani bilim adamları “bir cihette” bir yönüyle yani darwinizmi tam bitirseler öyle bir şeye Mehdi’ye gerek kalmaz onun için diyor, ki bakın “bir cihette” diyor bir cihette hazırlayacaklar. Mesela kimi fosillerle ilgili bir şey hazırlayacak kimi başka bir şey hazırlayacak. Bir cihette görecek o zat o taifenin o bilim adamlarının, topluluğunun uzun tetkikatı ile laboratuar incelemeleriyle araştırmalarıyla yazdıkları eseri yani her türlü eseri kendine hazır bir program yapacak. Onunla kitap hazırlayacak ve yahut yazıları yapacak onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Birinci vazifesi ne? Kendisi söylüyor Said Nursi “beşer içinde diyor fen ve felsefenin tasallutuyla” diyor bakın fen ve felsefe tasallutu yani insanlara etki etmesi ile “herşeyden evvel” diyor, “maddiyyun ve tabiyyun taunu beşer içinde intişar etmesi ile” ne demek?

OKTAR BABUNA: Darwinizm ve materyalizm...

ADNAN OKTAR: Darwinizm ve materyalizm tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır ve başere ders vermektir diyor. Birinci görevi Darwinizm ve materyalizm bunu kaçlarda söylüyor 1930’larda 1920’larda söylüyor.

SUNUCU: Daha ortalarda Darwinizm yok.

ADNAN OKTAR: Konu yok ortada tabii, taa o zamanlar söylüyor, bakın “sünneti Ahmediye’yi hakikati Furkaniye’yi, ihya, yeniden canlandırma, ilan edecek” diyor Kuran ahlakının hakimiyetini ilan edecek diyor ve icra uygulayacak diyor bunlar oldu mu Said Nursi zamanında?

OKTAR BABUNA: Evet olmadı.

ADNAN OKTAR: “Herkesi duyarak ve uygulayarak baş kumandan olan büyük Mehdi’nin Kemali adaletini yüce adaletini ve doğruluğunu dünyaya göstermeleri”, daha dünyaya bu adaleti gösterecek Mehdi’nin daha dünyaya adalet de hakim olacak hadislerde de var bu kan dökmez diyor, uyuyan kişiyi uyandırmaz diyor, adaleti uygular. “Dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazin zaruri ve hayati içtimai insaniyedeki düsturların muktezasıdır gereğidir” diyor. Hani niçin geliyor ki Mehdi diyorlar. Gerekçesini de söylüyor. Yani bilmiyorum ben sırf şu kadar anlattıklarım ki ben buna dair yüzlerce delil verebilirim aklı başında bir insan için yeterlidir bu ama anlamıyorlarsa Allah hidayet versin, dua ederiz ne diyeyim başka.

SUNUCU: MaşaAllah. Evet hocam ağzınıza sağlık doğru söylüyorsunuz nasıl devam edelim? Tekrar bir soru alalım mı?

ADNAN OKTAR: Bir soru daha sor inşaAllah.

SUNUCU: “Herkese selam hocam daha önceki röpportajlarında Hz. Süleymanın sarayının tekrar inşa edileceğini söylemişti, hatta sarayın inşası için oralarda boş alan olduğunu söylemişti fakat yeni masonik düzen adlı kitabının onikinci sayfasında sarayın yapılabilmesi için Mescid-i Aksa’nın Kubbet-üs Sahranın yıkılması gerektiğini çünkü sarayın daha önce burada olduğunu söylüyor. Bu nedenden dolayı İsrail’in Süleyman tapınağına inşa edemediğini yazmış bunu açıklayabilirse memnun oluruz.” Mustafa Çetin, Elazığ’dan yollamış.

ADNAN OKTAR: Selam. Mustafa Çetin kardeşimiz okumuş doğru ama biraz yanlış anlamış onu ben söylemiyorum bazı İsrailli Musevi kardeşlerimizin yanlış bir inancı var. Orada Hz. Süleyman’ın Mescidini yapmak için Mescidi Aksa’yı yıkmak gerekiyor diye düşünüyorlar ve onun arazisi üstüne kurulması gerekiyor diye düşünüyorlar. Bu yanlıştır Mescid-i Aksa kıyamete kadar kalacak bir kere bu hadislerde de var.

SUNUCU: Kötü bir maksatla herhalde bunu istiyorlar ve söylüyorlar

ADNAN OKTAR: Yanlış bilgileri var yani inançlarındaki yanlış bilgiye dayanıyor yani başka birşey değil. Zaten öyle bir şey de yok, yapamazlar da. Hayır ben Abrahamson yeni geldi buraya Sanhedrin’in yetkilisi olarak geldi, burada misaferimdi kaldı, daha yeni gitti. Haham yani çok yetkili haham, özel olarak gönderdiler. Ona sorduk nedir bu olay dedik. Yok dedi öyle bir şey dedi bizim öyle bir hedefimiz yok dedi. Yani Mescid-i Aksa niçin yıkılsın dedi öyle bir şey yok dedi. Ben daha önce de söyledim orada çok geniş arazi var, mescidin yapılması için bomboş arka tarafları, gayet rahat mescid yapılabilir. Oraya yapılsın dedim yapacağız da Allah’ın izniyle mescidi. Kubbetüs Sahra, Mescid-i Aksa bunlar yani kıyamete kadar kalacak, bir kere Mehdi namaz kılacak Hz. İsa ile birlikte Mescid-i Aksa’da, nerenin yıkılması yani? Hadis var Peygamber söylüyor. Kıyamete kadar, kıyamette dağılıyor mescid bu kadar kıyametten önce mescidin taşına toprağına dokunamazlar. Hiçbir şey yok Allah’ın izniyle. O konuda çok gönülleri rahat etsin ama ben baktım arazi müsait yer var orada. Hz. Süleyman’ın mescidini de yapacağız, Hz. İsmail, İshak, Yakup döneminden kalma da mescid yerleri var, onların namaz kıldığı yerler var, oraları da mescid yapacağız. Yıkılan bütün yerleri mescid yapacağız, bir tek orayı değil ki. Hz. Süleyman’ın ki değil ki bir tanesi, en az bin tane mescid var yıkılmış, tarihi, yani birinci dereceden acil yapılması gereken mescid var, onları yapacağız. Onlardan bir tanesi de Hz. Süleyman Mescidi’dir. Bütün ihtişamı bütün güzelliğiyle yapacaz, bizzat Mehdi yapacaktır Allah’ın izniyle. Biz de öncüleri olarak talebeleri olarak yardımcı olacaz inşaAllah. Mescidin taşlarını taşıyacağız Allah’ın izniyle amalelik yapacağız inşaAllah.

SUNUCU: Hocam kısa bir aramız olacak tekrar aradan sonra görüşmek dileğiyle.

Tekrar iyi akşamlar diliyoruz sayın izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Başbaşa programına devam ediyoruz. Bu zamana kadar bahsetmiş olduğumuz bahsetmediğimiz de tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebileceğiniz sitelerimiz var onlardar bahsetmek istiyorum. www.Harunyahya.net ve www.harunyahya.org sitelerindende bütün eserleri ücretsiz olarak indirebiliyorsunuz. Hocam bunu da bildirdikten sonra tekrar devam edelim inşaAllah. Yeni bir soru almak ister miyiz? Nasıl istersiniz Hocam?

ADNAN OKTAR: Biraz sonra alalım, merak ediyorum çünkü, güzel sorular oluyor güzel oluyor.

SUNUCU: Evet bugün gerçekten güzel sorularımız var.

ADNAN OKTAR: Ben şu grip olayıyla domuz gribi olayına girmek istiyorum çünkü hala Türkiye’de etkisi devam ediyor. Edecek de çünkü ahir zamanda Mehdi devrinde hayvanlardan kaynaklanan bu iki grip türünün geniş olarak etkili olacağı belirtilmiş ve Buhari’de sahih hadis kitaplarında var. Ama bizim sebebe sarılıp, imtihan dünyası olduğu için gereken önlemleri almamız gerekiyor. Bir kere ben vatandaşlarımdan şunu rica ediyorum grip aşısı olan domuz gribi aşısı olup da yan etki olarak herhangi bir rahatsızlığa duçar olan bir kardeşimiz varsa bizim internet sitemize bildirsenler; www.harunyahya.org sitesine. Biz de oradan vatandaşları bilgilendirelim. Yani mesela iğneden sonra fenalaşmış, yahut bir kızarma olmuş, alerji başlamış, veyahut eklem ağrısı oluşmuş olabilir. Her ne olduysa bize mutlaka mail olarak göndersinler. Bu çok büyük bir hizmet olur. Biz oradan vatandaşlarımızı uyarabiliriz, evet bilgilendirebiliriz. Ben sayın bakanımdan istirham etmiştim çok çok önce, arkasından Başbakanımız da istedi böyle bir bilgiyi. Ama herhalde bakanımızın şu an böyle bir imkanı olmadı gibi geliyor bana. Olsa zaten hemen bildirirdi. Ama bu yine biz vatandaşların da yapabileceği bir şey. Hem bakanlığımıza da yardım etmiş oluruz böylece. Bütün Türkiyemize, bütün vatandaşlara hatta dünyamıza da faydamız olur. Onun için ne kadar bu iğneyi yaptıran kardeşimiz varsa hemen bize şu andan itibaren bildirsinler. Yani alerjik reaksiyonları mutlaka bildirsinler. Eğer ciddiye alınacak önemli bir reaksiyon yoksa, biz vatandaşlarımıza bu aşıyı tavsiye edeceğiz, edeceğim yani, tavsiye edeceğim.

SUNUCU: Bilmeden de bir şey diyemiyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, söyleyemeyiz. Ama biraz hayat mebat meselesi tabii bu süratli olması gerekiyor. Bu akşam özellikle geniş çaplı bize bildirirlerse çok iyi olur. Bir de hastalık geçti diye ortaya çıkmak yanlış olur. Burun akıntısının kesilmesi, ateşin tamamen düşmesi, öksürüğün kesilmesi, hepsinin sakinleşmesi lazım. Çünkü hastalık, Allah esirgesin bu sefer zatürreye de çevirebilir. Yani “ben iyileştim, öksürüyorum ama bir şey yok” olmaz. Yine dışarıya çıkmayacak, yine hastadır o. Yani burun akıntısı tamamen duracak, öksürüğün durması lazım, ateşinin tamamen düşmesi lazım. Biraz hali iyi oldu mu, “benim hastalığım geçti” olmaz. Hastalık bu sefer katlamalı gelişebilir. Hem başkalarına da zarar verebilir, başka insanlara da bulaştırabilir. Çünkü zatürre mikrobu daha da tehlikelidir. Daha ölümcül bir mikrop türüdür. O yüzden kendini steril bir ortamda adeta izole edecek böyle, değil mi? Bir odada bekleyecek, sabredecek, kendine çok iyi bakacak. Hem zaten sürekli istirahat edecek, dinlenmesi vücuduna iyi gelir. Yani soğuk havaya çıkıp, hastalığı yeniden körükleyecek, nüksetmesine sebep olacak şeyler yapmaması gerekir. Özellikle öksürük ve burun akıntısı devam ediyorsa, bu çok çok tehlikeli olur. Yani “ne olacak, geçti meçti olmaz”. Çünkü bu başka bir hastalık türü, tehlikeli bir tür bu. Buna özen gösterecekler ve iyi beslenmeye.

SUNUCU: İnşaAllah herkes bunları uygular.

ADNAN OKTAR: İyi beslenmeye çok özen gösterecekler. İyi beslenme derken, özür dilerim sözünüzü kestim, boş nişastalı, bol yağlı yiyecekler değil. Protein ve sebze ağırlıklı. Yani hayvansal protein özellikle. Çünkü vücut kendisini savunmasında proteine ihtiyaç oluyor. Ve bütün vitaminlerden alsınlar, bir vitamin hapı da alabilirler değil mi polivitamin. Mesela reklam gibi olur ama şimdi söylemeyeyim.

OKTAR BABUNA: Supradyn olabilir mesela.

ADNAN OKTAR: Supradyn olabilir, evet. Ama bol su ile almaları lazım. Bazı kişilerin böbreğini yorabilir, onları bölebilirler, yani supradyni bölebilirler. Çünkü böbrek rahatsızlıklarında veyahut tansiyon hastalıklarında bu riskli olabilir. D vitamini mesela tansiyonu yükseltir, A vitamini de tansiyonu yükseltir. Tabii bu D vitamini bol bol kullanılmaz ve böbrek taşı da yapabilir. Çünkü kalsiyumu vücuttan kaldırıyor. Bütün vücut buna tepki verebilir ve zarar verebilir.

SUNUCU: Gerektiği kadarı, zaten vitaminin fazlası atılıyor vücuttan.

ADNAN OKTAR: Evet, gerektiği kadarı yeterli. Neşeli olacak, kendilerini üzmeyecekler. Ama tabii hastalık her halükarda görevini yapar. Yani o kader içerisindeki bir onun görevi var. Virüslerin hepsi akıllıdır, hepsi Allah’ın emrindedir. Dur denen yerde durur, devam et denilen yerde devam eder. Öyle virüs diyoruz ama, küçük deniyor ama virüsün içerisindeki galaksilere gitse insanlar, virüsün içerisindeki, değil mi, atomların içerisine girseler. Oradaki evrenlere, alemlere girmiş olsalar o zaman virüsün büyüklüğünü ve ihtişamını daha rahat kavrarlar. Çok karmaşık ve muazzam bir yapıdır virüsün içerisi. Öyle zannedildiği gibi basit, sıradan bir şey değildir. Bunu belirteyim bu önemli.

SUNUCU: Oktar Bey de arada gösteriyor gerçi, hücrelerin içini gösteriyor ama, virüslerin içi de bilmiyorum artık.

ADNAN OKTAR: O apayrı bir dünya. Özellikle atoma inildiğinde, atomdan daha da küçük parçalara inildiğinde onun içerisinde daha da derin ve büyük alemler var. Yani bambaşka alemler var. Onu da düşünerek olaya bakacaklar inşaAllah. Bunun dışında evet, soru alalım sizden yine inşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah. Evet hocam. “Selamünaleyküm Sayın Hocam”.

ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.

SUNUCU: “Biz arkadaşlarla Azerbaycan’dan sizi çok seyredirik ve sizi çok sevirik.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

SUNUCU: “Allah sizden razı olsun. İnşaAllah Türk İslam Birliği’ni çok sabırla beklirik. O güzel günlerde inşaAllah Azerbaycan’a gelirsiz ve Hazar’ın sahilinde yemek yeyersiniz. İyi ki Allah bize sizin gibi bir insanla tanışma imkanı verdi. Şimdi sizin sayenizde hakikati daha iyi anlıyoruz. Sizi tahminan 3 yıldan fazladır izliyoruz. Kitaplarınızı okuyoruz. Bakü; Rauf, Cevat, Emin, Rai, Vasif. Hepimiz Harun Yahya Hocamıza, Oktar Babuna ve Cihat Bey’e, başka arkadaşlarınıza selamlarımızı gönderirik.”

OKTAR BABUNA: Aleyküm selam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aleyküm selam.

SUNUCU: Aleyküm selam.

ADNAN OKTAR: Aslanlarım benim. Azerbaycan zaten bizim parçamız. Yani elimiz, kolumuz, ruhumuz, yani canımız onlar bizim. Gönülleri çok rahat olsun, öyle fitne çıkaranlara, kargaşa çıkaranlara hiç aldırmasınlar. Bu konu bitti. Bu iş tamam yani. Sırf detayları kaldı inşaAllah. Tabii Hazar’ın kenarına inşaAllah ızgara ocaklarını kuracağız böyle güzel domates, biber, etleri falan koyacağız. Hem eğleneceğiz, hem sohbet edeceğiz, hem konuşacağız, hem birlikte namaz kılacağız inşaAllah. Çok güzel günler olacak Allah’ın izniyle. Gönülleri çok rahat olsun. Birbirlerini çok iyi koruyup kollasınlar. Birbirlerini çok sevsinler. İnternette böyle büyük siteler oluşturmuşlar, kendi aralarında bağlantılar kuruyorlar. Benim kitaplarımı Azerice’ye çeviriyorlar. MaşaAllah. Böyle birçok öyle küçük küçük grup var. Facebook’ta da öyle küçük küçük gruplar oluşturmuşlar değil mi, maşaAllah. Aferin.

Geçen günler, baronun yalakası ortaya çıktı, dedi ki; Atatürk için haşa dinle alakası yoktu gibi bir üslup kullandı. Bu sahtekar, böyle yanar döner, her tarafa kayar, Baron’un Ankara’daki işlerini takip eder. Burada amaç şu, bütün millet Atatürk’ü seviyor ya, Atatürk’ü böyle güya ateist gösterecek, dine karşı, İslam’a karşı, Peygamberimiz (sav)’e karşı gösterecek. Ve insanlar da güya Atatürk’ten soğuyacaklar. Bıraksın, bıraksın bu işleri. Yani biz, baronun yalakasının aklıyla hareket etmeyiz. Atatürk’ün bazı sözleri vardır. Mesela ona kafası takılmış. Diyor ki Atatürk; “Biz” diyor “gökten geldiğine inanılan izahlarla devleti yönetmeyiz” diyor. Masonlar ne diyorlar, “gökteki şeytan bizi yönetiyor” diyorlar. Atatürk de masonlara cevap veriyor orada, bu kadar. Ve locaları da aslan gibi gidip kapatmadı mı, kapattı. Atatürk anti-komünist miydi? Antimasondu, Türk milliyetçisiydi, nasıl ateist oluyor, nasıl oluyor bu? İslam Birliği’ni savunuyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurduruyor, Buhari’yi tercüme ettiriyor, Sahih hadis kitabı. Elmalılı tefsirini yaptırdı, Kuran tefsiri. Cebinde Kuran taşıyor, değil mi? Kuran okunurken gözleri yaşanıyor. Hutbeye çıkıyor, hutbe okuyor. Yok siz ona bakmayın, hazret yanındaymış... Bu adam sahtekar. Yani bu baronun bu yalakasının üslubuna hiç kimse itibar etmesin. Emir barondan çünkü. Baron emir verdi öt diye, o da ötmeye başladı. Atatürk halis muhlis Müslüman evladıdır. Birçok olayın içine sokmaya çalışıyorlar. Tarih içerisindeki anormal olayları masonlar yaptı. Atatürk’ün üzerine onu getirmeye çalışıyorlar. Atatürk hiçbir zaman için sağlığında, o dedikleri olayların hiçbirini yapmadı. Dikkatlice bakın, hep masonların oyunudur. Hatta isim vermeyeyim de olay yerinde ünlü bir mason var. Geçenlerde bir gazetede okudum. Olay yerinde, bir icraat yapıyorlar olay yerinde. Ünlü mason, o da olay yerinde, yani olayı intikal etmiş adam. Bunu Atatürk’e mal etmeye kalkıyorlar. Atatürk, böyle gaibten haberlerle, büyücü kafasıyla, gökten geldiğine inanılan mesela cinlerle, şeytanlarla, masonların yönetim anlayışını kabul etmemiştir. Bunu kastediyor. Hiçbir şekilde Kuran’a karşı en ufak bir sözü olmamıştır Atatürk’ün. Her zaman Kur’an’dan saygıyla bahsetmiştir. Örtülü olarak masonlara gereken izahı yapmıştır ki, çok ağır sözleri de kullanmıştır. Dedikleri gibi olsaydı Atatürk, mason localarını kapatmak değil açıp genişletirdi. Memlekete de getirirdi komünizmi, komünistleri de desteklerdi. Bakın diyor ki: “Şurası unutulmamalıdır ki” diyor, “Türk milletinin en büyük düşmanı” diyor en büyük düşmanı “komünistliktir”. Behemehal” diyor yani her halükarda, “her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Görüyor musunuz aslanı? Anadolu aslanını. Baktı baron, Atatürk milletin kalbine yerleşti. Ee ne yapalım? Hemen ateist göstermeye çalışalım, dinsiz göstertmeye çalışalım. Oyun oynamak için çok geç kaldı baron. Çok çok geç kaldı. Yani bu konu bitti. Atatürk’ün yüzlerce, binlerce Allah’ı, kitabı, Kuran’ı öven sözü var. Tek bir tane Allah’ın, Kuran’ın aleyhinde ifadesi yoktur, tek bir tane. Biz ne diyoruz? Gökten geldiğine inanılan, şeytanlarla efendim bafometle devlet idaresi olmaz. Ve masonlara bu konuda ultimatom veriyoruz. Buna müsaade etmeyiz diyoruz. Yani devlete müdahale ettirmeyiz diyoruz. Bakın işte şudur kastedilen, masonların taptığı, Atatürk’ün kastettiği de budur.

OKTAR BABUNA: Bafomet. Bu da kara büyü çizimi. Aynısını kendi dizilimlerinde kullanıyorlar. Birebir aynı.

ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon örgütü de, Gazi Hazretlerine defalarca suikast yapmaya kalkmıştır. Fakat becerememişlerdir, Allah korumuştur onu. Bütün melanet ve pisliği yapanlar iddia edilen Ergenekon Örgütü’dür. Gazi’nin zamanında da vardı onlar. Birçok oyunu yaptılar. Fakat hepsini engelledi Atatürk, beceremediler. Biz Bafomet’in ne olduğunu anlattık, şeytandır. Ve bütün masonluk da dünyayı yönetirken, şeytanın dünyayı yönettiğine inanıyorlar. Ve onun da gökte olduğuna inanıyorlar. Bizim de cevabımız budur işte. Onun için baron boş yere çırpınmasın, bu yalakasını boş yere ortaya sürmesin. Bu tam yanar döner yalaka. Yani Ankara diye gider yancılık yapar, orada burada işlerini görür. Tam klasik sahtekar yani. Ne sağcılar sever bunu, ne solcular severler. Tam fırıldak gibidir yani. Her devrin adamıdır. Her yere döner. Yelpaze gibi yani böyle, rüzgar nereye eserse o tarafa döner. Sahtekar herif. Atatürk’le ilgili bu, Atatürk’ü ağzına alırken önce ağzını bir yıkasın o pis ağzını ondan sonra ağzına alsın. İnşaAllah. Evet.

SUNUCU: Evet hocam. Soruyla devam edelim müsaadenizle. “Allah’ın selamı üzerinizde olsun Hocam. Ben Serkan. Kıyamet alametlerinden büyük alamet olan Deccal’den biraz bahseder misiniz? Gelme zamanı yakın mıdır? Serkan Comoğlu.”

ADNAN OKTAR: Bakın Bediüzzaman Deccal’i bize tarif etmiş. Ne diyor biliyor musunuz? Bütün dünyayı hercümerc eden büyük bir güçten bahsediyor, bütün dünyayı fesada götüren. Bakın Üstad’ın tarifinin de üstünde, biz bunu görüyoruz. Şimdi 350 milyon insan öldürülmüş, 1 milyar insan sakat bırakılmış, insanların kalbinden sevgi alınmış, yüz milyonlarca yetim ve öksüz bırakılmış, şehirler yerle bir edilmiş medeniyetler yıkılmış. Soruyoruz diyoruz bunu kim yaptı diyoruz? Diyorlar ki; faşistler ve komünistler yaptılar. Bunları kim eğitti diyoruz? Darwin eğitti diyorlar. Kökeninde ne var bunun diyoruz? Darwinizm var diyorlar. O zaman deccaliyet işte ortaya çıkıyor. Deccal ne yapar? Kan dökecek, dünyayı mahvedecek, insanlardan mutluluğu alacak, sevgiyi alacak, anarşi ve teröre zemin hazırlayacak. Diyor ki bak; Yecüc ve Mecüce diyor ve anarşistliğe zemin hazırlar diyor Said Nursi açıklıyor bunu. Şu an bunlar zuhur etti mi? Etti değil mi? Bütün millet birbirine giriyor. Her yerde insanlar kan döküyor, olay çıkartıyorlar. Bunun sebebi nedir? Darwinist eğitimdir ve darwinizmdir. Onun için bakın, Mehdi’nin 1. görevi darwinizm ile mücadele. En acil görevi ne olmuş oluyor? Deccaliyete karşı mücadele olmuş oluyor işte. Yani, 1. görevinin deccalin olduğunu anlıyoruz. Eğer, darwinizm deccal olmasaydı o zaman 2., 3. görevi olmuş olurdu 1. görevi başka bir şey olurdu o zaman. Hz. Musa kiminle uğraşıyordu? firavunla uğraşıyordu. O devrin deccali oydu işte. Değil mi? Ebu Cehil kendi devrinin, Resullullah (sav) zamanının deccaliydi evet. Hz. İbrahim devrininki nemrut. Bu devrinki de Darwin’dir. Ve çok açıktır Said Nursi bakın ‘maddiyun tabiyyun taunu’ diyor bakın taun yani veba hastalığı diyor bütün, ‘beşer içinde intişar etmesiyle, her şeyden evvel’ diyor, her şeyi bırakacak diyor her şeyi bırakacak diyor, her şeyden evvel; ‘felsefeyi tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır’ diyor, 1. görevi. İşte vakit ve hal müsaade etmez diyor bunu yapmak için. Kendi talebe grubu vardır diyor topluluğu. Her ne kadar az da olsalar diyor manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar diyor. Onunla o 1. vazifeyi tam yapacak yani talebelerinden oluşan bir grubu vardır diyor. Bakın her ne kadar az da olsalar diyor, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar diyor. Aynı şekilde Hz. İsa’yı tarif ederken de yine, bu taunu yatıştıracak, bastıracak ortadan kaldıracak bir güç olarak Hz. İsa’yı anlatıyor. Ama ayrıca bir aralarında mesih deccal diye birisi çıkacak. Ama onun tepelenmesi çok kolay, yani o, o kadar zannedildiği kadar değil. Yani onun fikir sistemi çok büyüktür diyor Said Nursi. Yani darwinizm ve materyalizm asıldır diyor. Yoksa onu diyor şahsını, bir mikrop, bir nezle dahi öldürür diyor. Bakın bir mikrop, bir nezle virüsü dahi öldürür diyor. Yani bir gribal enfeksiyondan öleceği, yahut bir herhangi mikrobik hastalıktan öleceği anlaşılıyor deccaliyetin. Yani Mesih’in bizzat onu öldürmeyeceği, hastalıktan öleceği anlaşılıyor. Onu fikren öldürecek Hz. Mesih. Mesih’in diyor, mektepçe ve askerce diyor, ilmi ve maddi ordularına karşı diyor, deccalin orduları diyor bir minare yüksekliğindedir diyor. Çocuğa nazaran diyor, bir çocuk minarenin yanında ne kadarsa diyor o kadar da büyüktür diyor. Azametli ve kametli çok büyüktür diyor şeyi.

SUNUCU: İhtişamlı.

ADNAN OKTAR: Evet yani büyük. Fakat onu tepeleyecektir diyor. Fakat burada baktığımızda, Mehdi’nin bu konuyu bitireceğini anlıyoruz. Yani İsa geri kalanını tamamlayacak. Yani son işi bitirecek. Mesih deccalin o son bir numarası var işte bu darwinist, materyalistlerin. Şimdi diyorlar ya uzaylılar falan sapıttılar şu an biliyorsunuz. Çamura yattılar. Şimdi onlar diyecek ki; işte bakın bir bilinç var. O yarattı diyecekler. Bu bilinci taşıyan kişi de bu. Bu da Allah diyecekler. Bir şahıs gösterecekler. Dolayısıyla, işte ilk hücreyi yaratan da budur, kromozomları yaratan da budur. Yani uzayla da bağlantısı var bunun diyecekler. Muhtemelen de uzaylı muzaylı diyecekler. Yani bir psikopatlık yapacaklar. Hz. Mesih işte onun sahtekarlığını ortadan kaldıracak. Yani Hz. Mehdi’nin yapacağı iş değildir bu. Çünkü bakın diyor ki Üstad; Mucizatlı bir Peygamber gerekir diyor, bu fevkalede hayata karşı diyor bu büyük önemli duruma karşı, mucizatlı Peygamber gerekir. O onu rezil rüsva edecek yani o onun göstereceği halüsinasyonları, hipnoz etkisini, kitle hipnozunu ortadan kaldıracaktır. Bunu da bir topluluk önünde yapacaktır, olay bu. Yani darwinistlerin son sığınacağı adamdır bu Mesih deccal. Yani son çamura yatmada, kullanacakları şahıstır. Ki önümüzdeki yıllarda göreceksiniz. Uzaylılar diye başladılar zaten. Ön bir açılışını yaptılar. Dawkins diyor, uzaylılar yaptı diyor. Gel tartışalım dedik, gelmiyor kaçıyor. İngiliz gazetesine de Guardian değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: İlan verdim gel tartışalım dedim, en iyi şekilde ağırlayacağım seni dedim bakın yani, 5 yıldızlı otelde ağırlayacağım dedim, saygıda, hürmette de en ufak bir kusur olmaz. Sadece bir yarım saatini alacağız senin dedim bir yarım saat veya bir saat. Arazide, hiçbir şekilde yanaşmıyor.

OKTAR BABUNA: Onun program yaptığı bir kanal var Channel Four diye Kanal 4. Onlar sizinle karşılıklı çıkarmak için araya girmişlerdi. Onun programı var o şeyde. Siz kabul etmiştiniz, gelin bütün dünya medyasını çağıracağım diye kaçmıştı o zamanlar. Kendi kanalı araya girmiş yöneticileri.

SUNUCU: Yine de gelmedi.

OKTAR BABUNA: Gelmedi evet.

ADNAN OKTAR: Yani biliyor adı gibi ne olacağını.

SUNUCU: Sonucun ne olacağının farkında herhalde ki...

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

OKTAR BABUNA: Hocam siz söylediniz hemen bir mail gelmiş aşıyla ilgili. Okuyayım mı? “Selamun Aleyküm. Hayırlı yayınlar. Domuz gribiyle ilgili bilgi vermek istiyorum. 28 Ekimde ben domuz gribi aşısı oldum. Pek alerjik bir durum olmadı. 5 gün kolumu oynatamadım, 3 gün kadar da ayakta duramadım. Ağır bir şekilde yattım. 1 hafta sonra gayet sağlıklıydım. Saygılarımla Cihenger Sevilay”.

ADNAN OKTAR: Etkisi böyle oluyor o zaman. Mesela bu çok önemli ama.

SUNUCU: Evet kompak bir şekilde hastalığı mı yaşıyoruz acaba o esnada?

ADNAN OKTAR: O zaman vücut ona karşı dirence başlıyor anladığım kadarıyla. Yani şiddetli olmamakla beraber, belirli bir oranda vücut biraz zorlanıyor gibi oluyor değil mi?

OKTAR BABUNA: Bir şey vardı. Bu içine koydukları, bağışıklığı tetikleyen maddelerden birine karşı eklem romatizması ihtimalinden bahsediliyor. Amerika’dakiler onu çıkarmışlar. Yani canlı virüs aşısı veriyorlar kısa zamandır.

ADNAN OKTAR: Şu Amerika’daki sprey aşıyı hemen bir getirttirelim. Başbakanımıza buradan istirham ediyorum, rica ediyorum. Ne ise parası veririz yani, yanlışlık olmuş olabilir insanlık hali. Bakanlık, hükümet hep yüzde 100, 12’den vuracak diye bir şey yok. Biz de insanız, herkes hata yapıyor. Acil bir refleksle, acil bir düşünceyle hemen can havliyle o aşıları getirtmiş olabilirler. Bu normal ama sonradan daha iyi kalitelisi olduğunu öğrenmişlerdir, onda garipsenecek bir şey yok. Onları atalım çöpe, hemen onları getirtelim. Onları halkımıza sunalım. Ama biraz acele olması gerekiyor. Şimdi benim yapabileceğim bir şey değil bu.

OKTAR BABUNA: Evet. Çünkü rahatsızlık siz daha iyi bilirsiniz, sonradan ileriki zamanlarda da ortaya çıkabiliyor. Eğer böyle bir gerçekten varsa böyle bir yan etkisi.

ADNAN OKTAR: Ama arkadaşlarımız biraz daha çok göndersinler onu. Bilmiyorum bizim, hangi site o? Nereye gönderdiler?

OKTAR BABUNA: ahirzamansohbetleri@hotmail. com

ADNAN OKTAR: Buraya göndermişler. Ama asıl bizim siteye gönderiyorlardı; www.harunyahya.org

SUNUCU: www.harunyahya.net veya www.harunyahya.org’a gönderirseniz yan etkilerini aşının. Biz de merak içindeyiz bu konuyla ilgili.

ADNAN OKTAR: Evet mesela bu mühim bir bilgi. Bir daha oku bakayım? Etkisini söyle.

OKTAR BABUNA: “5 gün kolumu oynatamadım, 3 gün kadar da ayakta duramadım. Ağır bir şekilde yattım. 1 hafta sonra gayet sağlıklıydım”. Bu da biraz ağır geçmiş, bu da biraz manidar.

ADNAN OKTAR: Ama, daha çok vaka bilmemiz lazım. Yani bu yeterli değil, yani en az 100-200 vaka bilmemiz gerekiyor. Evet inşaAllah.

SUNUCU: Müsaadenizle devam ediyorum. “Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.”

ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu.

SUNUCU: “18 Kasım’daki röportajınızda ‘Yahudiler ve Hıristiyanları dost edinmeyin.’ Maide Suresi 51 ayetini tevil etmiştiniz ve bu ayette ‘dost’ kelimesinin yönetici anlamına geldiğini, dolayısıyla Allah’ın onları başımıza idareci olarak getirmemizi emrettiğini söylemiştiniz. Size aynı konudaki sorum şu olacak. Yurtdışında olan Müslümanlar olarak maalesef başımızdaki her kademeden yöneticiler kafir, çoğunlukla gayrimüslimler. Bu durumda bizler ne yapmalıyız? Biraz detaylı anlatabilir misiniz lütfen. Allah razı olsun, Allah yar ve yardımcınız olsun. Hasretle elleriniz öpüyorum. Harun Bilgin.” Avusturalya’dan yollamış Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Harun kardeşimizin gittiği yer, zaten gayrimüslim bir ülke. Yani gayrimüslim ülke olduğunu bilerek gidiyorsunuz. Yani onda sorumluluk yok, gayet normal. Peygamber Efendimiz (sav) de Habeşistan’a hicret etti, gayrimüslimdiler. Onların kanunlarına göre, ona uygun hareket ediyorlardı. Bunda garipsenecek bir şey yok. Ama, Müslüman bir ülkede başa başka bir dinden insan geçmesi olmaz. Yani Başbakan, Cumhurbaşkanı, Vali, Kaymakam olmaz. Yani dinen olmaz. Ama, yapan da varsa ona da saygı duyarız tabii. İnşaAllah.

SUNUCU: Evet. Doğru söylüyorsunuz Hocam. Bu maillerimize ahirzamansohbetleri@hotmail. com adresine gönderiyorsunuz. Oradan sizin maillerinizi de aynı şekilde burada Hocamıza iletiyoruz. Kendisinden güzel yorumları alıyoruz. ”Hocam ben cinlerle ilgili birçok konuyu merak ediyorum. Bu konuda birkaç sorum olacaktı. Cinler ne dilde konuşurlar? İsimleri nasıl oluyor? Bizim gibi isimleri var mı? Cinin bir insanı uyutmaması, üzerine baskı yapması, kişiyi sinirlendirmesi için rahatsız etmesi mümkün mü? Bundan kurtulmak için ne yapılması lazım? Benim bir arkadaşım, cinin geceleri onu rahatsız ettiğini ve bu sebeple uyuyamadığını söylüyor. Ona ne tavsiye edeyim?” İstanbul’dan Doruk göndermiş.

ADNAN OKTAR: İsimleri çok garip oluyor, böyle rakamlı makamlı falan acayip mesela; Nec4, ondan sonra mesela çift8, böyle garip isimleri. Yahut işte Nermuşda Vernuş böyle garip isimler de oluyor, cin isimleri. Dilleri tamamen antika yani, çok çok acayip anlamak mümkün değil böyle şifre gibi. Yani düzgün bir kelime Latince oluyor ya böyle Tomporokos bilmem ne falan gibi. Ne olduğu belli olmayan garip bir dilleri var. Çok çok garip yani dizilimi de garip oluyor. Oku dense, okunacak gibi değil. Yani Latinceyi yine insan okur ama, okunacak gibi olmuyor çok ters kelimeler harflerin gelişi. Ama, her dili konuşabiliyorlar, öyle bir sorunları yok. Allah’ın hikmeti. Mesela Türkçe’yi zehir gibi biliyorlar. İngilizce istersen onu da cayır cayır biliyorlar. Geçen günler yine öyle bir bakayım dedim ne yapıyor falan gibisinden. 4 soru sordum. Hiç sektirmeden 4’üne de doğru cevap verdiler. Net yani. 4 tane gizli şey sordum. Bilinmeyen, gizlediğim bir şeyi sordum. 4’ünüde hiç sektirmeden peşpeşe söyledi. 5. de yoruldu, dengesi bozuldu. Baktım yani, yorgun musun dedim. Yorgunum dedi. İyi tamam dedim o zaman git. Çok çabuk yoruluyorlar. Ama mesela 4 tane gizli olan şeyi bilmesi, çok acayip. Daha önce biraz kök söktürüyorlardı uğraştırıyorlardı yani bir şeyin doğrusunu söyleyinceye kadar uğraştırıyordu. Şimdi gelişme var, bu çok iyi. Peş peşe yağmur gibi söyledi. Net yani, bu benim çok hoşuma gitti. Mesela daha önce birkaç yalan söyleyebiliyordu, şu an yok. Ama acayip de sevinçliydi, beni gördüğüne. Epeyden beri görmemişti. Bayağı bir şeydi. Yaklaşık 7, 8 kişi falan vardı çağırdığımızda. Onlar da gördüler. Onların da gözünün önünde oldu. Ne istersin dedim? Böyle usülen sordum, ama yine klasik cevap aldık su istiyorum dedi. Güzel kokudan hoşlanıyorlar. Çok az bir güzel koku oluyor o kadar. Ayet, Kur’an ayeti dinlemekten çok zevk alıyorlar yani onlara uzun ders yapılması gerekiyor Cin Suresi’nden. Evet, yani yine Kuran’da başka yerlerde de var cinlerle ilgili ayetler. Onlar çok can kulağıyla dinliyorlar. Zaten çok hoşlarına gittiğini de Kuran’da belirtiyor Allah ayette. Değil mi? Cin Suresi’ni bana bulsana. Zannediyorum ahir zamanda Allahualem çok geniş çaplı kullanılacaklar. Öyle görünüyor. Bizim daha önce çok önemli olaylarımızda, çok yardımcı olmuşlardı. Yani net doğru söylemişlerdi. Böyle en az 10-15 kişinin gözünün önünde böyle yardımcı olmuşlardı. Kalabalık içinde de yardım ediyorlar. Şimdi dedim, bir şeyi hareket ettirmesini söyledim, ama bu sefer de riskli olacağı için ona da girmedim. Çünkü korkabilir orada çocuklar da vardı, ürkerler diye şey yapmadım. Yani, bayağı bir özlemiş anladığım kadarıyla sevinç falan böyle. Yani durduramadık heyecanını. Cin Suresi, 72. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla “De ki: Bana gerçekten şu vahyolundu. Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: Doğrusu biz hayranlık uyandıran bir Kurân dinledik. ” Hayran oluyorlar hakikaten. Çok mutmain oluyorlar Kuran “…O Kuran gerçeğe ve doğruya yöneltip iletiyor. Bu yüzden O’na iman ettik. ” İmanlı cinler, maşaAllah onlar bizim kardeşlerimiz. ”…bundan böyle Rabbimiz’e hiç kimseyi ortak koşmayacağız” Ermeni cinler, Hıristiyan cinler var, Musevi cinler var bayağı bir alem karışık yani. “…Elbette Rabbimizin şanı yücedir. O ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk. ” Bazı başka dinden cinler de bunları rahatsız ediyor. Kendi aralarında da böyle mücadeleleri oluyor. Bir de böyle bir bilgi verirken, akıl almaz yoruluyorlar. Yani mesela, o 4 taneyi söyledikten sonra adeta perişan oldu yani müthiş yoruldu. Yani ondan sonra gücü yetmedi. Ama mühim olaylarda yağmur gibi bilgi veriyorlar orada. Allah’ın hikmeti daha önce de anlatmıştım. Mesela bir kız arkadaşımız kaçırılmıştı, detay detay. Mesela bak diyor minibüste şu an diyor. Minibüste ve ağzı bantlı diyor kollarını bağlı olarak götürüyorlar şu an diyor. Aynen dediği gibi çıktı. Sonradan, kız arkadaşımızı kurtardıktan sonra, öyle olduğunu anladık.

SUNUCU: Kurtarılmasına vesile oldu.

ADNAN OKTAR: Mesela diyor şu an diyor, araba değiştirdiler dedi. Hakikaten araba değiştirmişler. Yani en ince detayına kadar, bütün safhalarını. Hatta kaçıranlar da demişler ki, kaçıranlardan bir tanesi bizden de şu an şikayetçi olmuş gizli şahitlerden bir tanesi. Aman demiş, beni tanıyor o, cinlerden o bilgi alır demiş, bizim yerimizi bilir açık konuşmayalım demiş. Yani açık konuşmayla çok rahat tesbit edebilir demiş kızın yanında. Bakın yani cin kanalıyla da takip edebileceğimi biliyor. Onun için böyle yazarak konuşuyorlarmış. Halbuki aklı zayıf, halbuki yazmayı da bildiriyor cin. Yani yazılı evrakı da bildiriyor zaten. Onun, onunla alakası yok ki. Ancak kafasından geçeni bildirmiyor, beyninden geçeni. Yani sözlü olan yahut yazılı olan bir şeyi hemen bildiriyor. Nitekim de öyle oldu. Başka bir arkadaşımızın da bir olayı olmuştu. Onda da zanlılar Polonezköy’e kaçmışlar, sorduk Polonezköy’deler dedi. Allah Allah dedim bizi kandırıyorlar mı acaba dedim. Sonra biz polisle de bağlantıdaydık, evet dediler biz şu an telefon takibi yapıyoruz Polonezköy’deler şu an dedi. Ondan sonra dedi ki; Erenköy’e geçtiler dedi cin. Biz de polise bildirdik, Erenköy’e geçmişler dedik. Evet dediler doğru dediler biz telefon takibi yapıyoruz teknik takip olarak. Erenköy’e geçtiler şu anda dedi. Ama sonunda yakaladılar. Bir çiftlik evinde yakalanmışlardı. MaşaAllah.

SUNUCU: MaşaAllah. Müsaadenizle devam ediyorum hocam. “İyi akşamlar. Kehf Suresi’nin 84 ve 85. ayetlerin tefsirleri Mehdi’ye bakan ayetler midir? 84; “Gerçekten, Biz ona yeryüzünde maddi manevi kuvvetleri, kudretleri hazırladık ve ulaşmak istediği herşeyden ona bir sebep (vasıta) verdik. ” Önemli şeylerden takip ettiği maksadına ermek için açıktan ve gizliden ilim, kudret, aletler ve vasıtalar gibi her türlü sebebi ihsan eyledik. Öyle ki neye yapışsa, maksadına yol bulur muvaffak olurdu. Yani sebepsiz, düzensiz hareket etmezdi. Fakat her neyi tutsa o bir sebep olurdu. Çünkü sebep olmak eşyanın aslına ait değildir, Allah’ın bir tashihidir. 85; “Bunun üzerine O da, bir yolu takip etti. Bu yolla batıya doğru yürüdü” Burcum Kırınkaya.

ADNAN OKTAR: Burada ki tabii Kehf Suresi’nde açıklanan bu konu, Zülkarneyn bahsi bu Allah-u Alem doğrudan Mehdi’den bahsediyor. Evet. “Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik” Dünya hakimi olan Mehdi’dir inşaAllah. “…ve ona herşeyden bir yol (sebep) verdik. ” Her türlü imkan verdik o da doğru. “…O da, bir yol tuttu. ” 85’de çok manidar. “…Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı” Ben onu daha önce söylemiştim, 86’da bir olay oluyor. Güneş batıyor. Yani Mehdi’ye yönelik bir hareket olduğu anlaşılıyor 86’da. “…onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu,” Yani karanlık bir yere Mehdi’nin alındığı anlaşılıyor. Yani Kur’an ona da işari manada işaret ediyor inşaAllah. “…Sonra (yine) bir yol tuttu. “ 89’da yine bir olay var bu anlaşılıyor. “…Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı” 90’da bir atak başladığı anlaşılıyor inşaAllah. 91’de “...İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" Yani Mehdi özlü konuşacak, kesin net. Mesela televizyonlarda var ya öyle konuşmalar yapıyorlar, sabaha kadar konuşuyorlar fakat bir türlü konu anlaşılamıyor. İnsanlar sıkıntıyla dinliyorlar. Çünkü kendilerini ön plana çıkaran bir konuşma yapıyorlar. Mehdi öyle değildir. Mehdi’de, hikmet, özlü bilgi ve samimiyet vardır. Hadislerde bunu görüyoruz. Allah onu bir gece de ıslah eder diyor. Olağanüstü ilim ve bilgi verileceği belirtiliyor. Hadistir bunlar. “…İki seddin arasına kadar ulaştı,” Sonra anarşistlerle karşılaşıyor, ondan yardım istiyorlar anarşistlere karşı. O da onlara karşı bir teknik gösteriyor. Nasıl korunacağını gösteriyor. Mehdi’nin de ahir zamanda Yecüc Mecüc, yani anarşiye karşı, teröre karşı tavır alacağı, ona karşı Sedd-i Zülkarneyn oluşturacağı, ilmi bir sed yapacağı, Kurani bir sed yapacağı anlaşılıyor ayetlerden. İnşaAllah.

SUNUCU: Çok güzel. Müsaadenizle devam ediyorum Hocam. “Hayırlı yayınlar Adnan Hocam. Yeni haberlere göre Behçet Oktay’ın intihar diye duyulan ölümünün, cinayet olabileceğine karar verilmiş. Çünkü göğüs kafesinde meydana gelen bazı kırıkların ölümden önce gerçekleştiği belirlenmiş. Hocam, bir haberde de merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehadetinin kazayla olmadığı, elektromanyetik dalgayla helikopterinin düşürülmesi sonucu öldürüldüğü yazıyordu”.

ADNAN OKTAR: Şehit edildi. Evet.

SUNUCU: “Hocam hatırlıyorum, siz bu olayların gerçekleşmesi akabinde, suikast olduğunun açıklamasını yapmıştınız. Görüşlerinizi merakla bekliyorum. Saygılarımla Vural.” Trabzon’dan yollamış.

ADNAN OKTAR: Evet ben hemen o gün söyledim. Her iki rahmetliye de söyledim. Her ikisi de suikast dedim ve iddia edilen Ergenekon örgütünün kahpece oyunlarından bir tanesi dedim. Her ikisi de şehittir. Her ikisi de doğru, yani eğer tahkik edildiyse bu daha da net anlaşılır. Yani sol elini kullanan bir insan, sol eliyle bir şey yapar değil mi? Sağ elini kullanan, sağ eliyle yapar. Bu merhumda tam tersi. Bir. İkincisi olaydan önce göğüs kafesi kırılmış. Çok net yani çok çok net. Allah rahmet etsin.

SUNUCU: Allah rahmet etsin.

ADNAN OKTAR: Dindar muktedir, temiz bir insan oldu mu işte iddia edilen Ergenekon örgütü böyle kahpece yaklaşır ve kahpece oyunlar yapar ve bakın oyunun kahpeliğinin şiddetine bakın, vücudunda uyuşturucu bulunuyor.

SUNUCU: Arkasından da kötü bahsi geçecek.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Diyecekler ki uyuşturucu aldı çekti vurdu kendini. Görüyor musunuz kahpeliğin oyunun detaylarını? Biliyorsunuz bana da yapmışlardı kokain komplosu. Allah’a çok şükür Adli Tıp’ta ispat ettim oyun yapıldığını, yemeğime katıldığını, yiyeceğime katılarak verildiği anlaşıldı ve rahmetlinin de muhtemelen yiyeceğine kattılar, farkına varmamıştır. İşte diyor ne var bunda bir şey yok. Kargaşaya getireceklerdi ben de ısrarla söylemiştim o zamanlar. MaşaAllah peşini bırakmamışlar. Sonuna kadar gitsinler. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nda da daha ilk gün söyledim. İddia edilen Ergenekon örgütünün oyunu dedim. Çünkü adamlar günler öncesinden dediler ki siyasi bir lidere suikast yapacağız dediler. Bitti daha ne desin açık. Hemen akabinde de suikast yapıldı. Rahmetliye.

SUNUCU: Allah rahmet eylesin.

OKTAR BABUNA: Hocam bir mail daha geldi aşı ile ilgili.

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

OKTAR BABUNA: “Selamun Aleyküm”

ADNAN OKTAR: Aleykümselam.

OKTAR BABUNA: “Domuz gribi aşısı ile ilgili bugün hemşire olan bir kardeşimden bir haber duydum. İbni Sina hastanesinde 3 hastada domuz gribi aşısının yan etkileri olarak eklem rahatsızlıkları görülmüş. Halkımızı bu konuda bilgilendirmek istedim. Saygılar hocam. Ankara’dan Volkan.”

ADNAN OKTAR: Hemen anında eklem rahatsızlığı olur mu ki acaba?

OKTAR BABUNA: Olabilir Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hemen?

OKTAR BABUNA: Onun içindeki bir madde bağışıklığı aktive ediyor, koydukları. Ona karşı eklem romatizması görülmüştü zaten daha önce Amerika’daki askerlerde.

ADNAN OKTAR: O zaman ben Başbakanımdan istirham ediyorum, rica ediyorum şu sprey olan değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet. Onda yok o.

ADNAN OKTAR: Hemen onu getirttirelim. Hemen yarın mesela bu akşam şimdi zaten Amerika müsait şu an değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet gündüz orası.

ADNAN OKTAR: Hemen bildirelim.

SUNUCU: Şu an getirtilebilir istenirse...

ADNAN OKTAR: Tabii hemen değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: Uçakla.

OKTAR BABUNA: Evet. Hatta böyle ise siz daha iyi bilirsiniz hastalıktan daha şey olmuş oluyor, hastalığın bile o kadar ağır olmayabilir, bu ölümcüllüğü hastalığın.

ADNAN OKTAR: Nasıl anlamadım?

OKTAR BABUNA: Aşının bile tahrifatı daha fazla olabilir eğer böyle ise hakikaten, hastalıktan.

ADNAN OKTAR: Yani şimdi çok acayip. Bunun çözümü o. Uzatmaya gerek yok konuyu. Bu sprey aşıyı hemen getirtmek lazım.

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: Çünkü onda öyle bir konu yok. Virüsün zayıflatılmış hali geliyor.

OKTAR BABUNA: Zayıflatılmış hale geliyor, evet.

ADNAN OKTAR: Buruna sprey olarak sıkılıyor. Konu bitiyor.

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: Hemen bu akşam bunun hallolması lazım.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

OKTAR BABUNA: Amerikalılar da zaten onun için çıkardılar o maddeleri bundan çekindikleri için, bunun olabileceğini bildikleri için.

ADNAN OKTAR: O zaman niye bekliyoruz yani hemen gelsin. İnşaAllah.

SUNUCU: Evet hocam. “Merhaba hocam biliyorsunuz iddia edilen Ergenekon kapsamında arama yapılan Poyrazköy ve Zir vadisindeki cephaneliklerde ele geçirilen el bombalarının aynı kafile olduğu belirlendi. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz. Ayrıca Poyrazköyde elde edilen el bombaları ile marksist leninist komünist parti operasyonlarında yakalanan el bombasının da aynı kafileden olduğu tespit edildi.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim bağıra bağıra söylüyorum. Bitti mi okuman?

SUNUCU: Hocam siz iddia edilen ergenekon terör örgütünün marksist, leninist, komünist bir yapılanma olduğunu sürekli dile getiriyorsunuz. Kanıtları da ortaya çıkmaya devam ediyor. Siz ne dersiniz?” Hayrettin Akçam, Kahramanmaraş’tan yollamış.

ADNAN OKTAR: Bakın ben diyorum ben mukaddesatçı yiğit milletim, Türk milliyetçisi olan yiğit milletim. İttifak edersek Türk Milletini ortadan kaldırmaya çalışan kahpe bir örgüttür iddia edilen ergenekon örgütü. Marksist, komünist, leninist, darwinist bir yapılanmadır. Yirminin üzerinde eyalete ayırmaya çalışıyorlar Türkiye’yi. Zaten ondan sonra mahvetmeyi düşünüyorlar. Çok büyük ve kahpe bir oyundur, şeytani bir yapılanmadır. Bayraklarında zaten mason sembolleri var. Bayraklarını da gösteririm yarın, programda olabilir. Çok büyük bir tehlikedir. Devlete hükümete katılmıyor olabilir bir insan ama bu konuda hükümeti desteklemek lazım. Yani ben başka konularda saygı duyarım ama bu konuda hükümetin gerçekten atağı çok güzel. Bütün vatandaşlarımızın desteklemesi lazım. Ya diyorlar falanca iddia edilen ergenekon örgütünü savunuyor. Kardeşim korkudan savunuyor adam, bilmiyorsunuz. Yani bütün etrafı mesela bana bazı şahıslar diyor hiç ummadık adam şu da savunuyor diyorlar. Bütün etrafı çete eşkiya dolu. İddia edilen ergenekon örgütü adamı çepeçevre sarmış. Korkudan o da onları savunuyor. Savunmasa onu da öldürürlar Allah esirgesin. Yani meşrudur doğrudur demiyorum ama yani herkeste aynı imkan olmuyor. Kardeşim yirmiye bölüp ne yapacaksın sen Türkiye’yi? Komünist yapıp ne yapacaksın? Bu kadar insanımızı öldürüp şehit edip ne yapacaksın? Yani ne istiyorsun? Zorun nedir? Bir de bu kahpe örgüte niçin girersiniz? Bu ne biçim bir korkaklıktır? Yani Allah’a verecek bir can borcunuz var. Deşifre edin. Söyleyin, anlatın. Yani ben demiyorum ki hepsini dolduralım hapishaneye. Bu kahpe yapılanma bitsin konu kapansın. Biz bunu istiyoruz. Bırakın milletin yakasını. Türk İslam Birliği oluşsun müthiş bir medeniyet kuralım. Vatandaşlarımızı kucaklayalım. Bütün Turani devletler Türkiye ile birleşsin değil mi? Bütün İslam ülkeleri kardeşler birbiri ile kucaklaşalım. Konu bitsin. Faili meçhuller şunlar bunlar hepsi ortadan kalkar. Memleketi cehenneme çevirmeye kalkıyorlar. Onun için ihbar yağmur gibi yağsın. İsimli isimsiz fark etmez. Ama çekiniyorlarsa. Bakın bakın iddia edilen ergenekon terör örgütünün üst tarafında o işaret görünmüyor. Bir de İsrail’e yaranmak için İsrail’in de bayrağını almışlar ki onlardan da destek alacaklarını zannediyorlar. Halbuki Museviler, dindar Museviler nefret eder böyle ahlaksızdan. Çünkü ateist, bir de Musevilerin zaten, son bulunan evraklarda Musevileri de katletmeye hazırlanıyorlar. Hıristiyanları katletmeye hazırlanıyorlar. Yani çok kahpe bir örgüt, şu üst köşesinde de pergel ve iletki var. Evet bir de Türklüğün sembolü olarak kurdu almışlar ki hani Türk milliyetçilerini de kandıracaklar. Sen Türk milletinden nefret ediyorsun köpek. Yani Türklüğü niçin ağzına alırsın sen. Açık açık iddianamede geçiyor. Türk milletinin üstün olduğu safsatasını haşa bakın “yıkın” diyor. İddia edilen ergenekon terör örgütünün talimatı bu. Bu oyuna kimse gelmesin. Bakın kandırmak için oyunu görüyor musunuz? İsrail’in desteğini sağlamaya çalışıyor. Milliyetçilerin desteğini sağlamaya çalışıyor. Orada da masonların işaretini koymuş her yere bir işaret. Mason desteğini istiyor, ki zaten masonların kurduğu bir örgüt yapılanma. Sakın milletimiz bu oyuna gelmesin. Bir de bunlar çok kahpe bir korkaklık içerisindedirler. Yani oturup bunlardan böyle çekinmeleri de yersiz. Bunlar mazlum olacak sırttan vurar bunlar. Kahpelikten alçaklıktan. Mesela o yiğit polisimizi de öyle. Yiğit Muhsin Yazıcıoğlu’muzu da öyle. Tabii. Kahpece. Yiğitçe karşısına çıkamadılar Muhsin Yazıcıoğlu’nun. Çıkamazdılar yani.

SUNUCU : Zor biraz. Tabii.

ADNAN OKTAR: Çıkamazdılar ben size söyleyeyim. Hiçbir şekilde çıkamazdılar. Ancak kahpelikle yapabiliyorlar. Onun için iddia edilen ergenekon terör örgütü ile mücadele milli bir vazifedir. Her Türk milletinin değerli vatandaşın yapması gereken bir vazifedir. Devlet yapar biz seyredelim olmaz. Devlet tabii ki yapar. Devlet milletten oluşuyor. Biz destekleyeceğiz ki devlet rahat hareket etsin, faaliyetlerini rahatça yapabilsin.

SUNUCU: Hocam, kısa bir süremiz kaldı.

ADNAN OKTAR: Evet.

SUNUCU: Son sözlerini alabilirsek. Çok seviniriz.

ADNAN OKTAR: Bakın şimdi bir tane takipsizlik kararı var elimde yeni. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar. Her gün uğraştığımız konulardan bir tanesi. Vatandaş bilgilensin. Serdal Akça; Polis. Bize dava açtı. Diyor ki; benimle ilgili diyor dilekçe vermişler diyor; kendimizi savunmak için dilekçe verdik savcılığa; bu suçtur diyor çete çalışması yapmışlardır diyor. Cezalandırın diyor. Savcılık da takipsizlik vermiş.

SUNUCU: O niye öyle bir şey yapmış? Anlaşılabilinecek gibi değil.

ADNAN OKTAR: Savunma da yapmayacak, dilekçe de vermeyecekmişiz. Yani dilekçe de veremiyoruz. O da suç. Yani ne yapacaklarını şaşırdılar. Bak daha yeni takipsizlik kararı geldi. Evet Allah hidayet versin. Allah akıllarını fikirlerini açsın.

SUNUCU: Amin.

ADNAN OKTAR: Yani ben şaşırıyorum duruma. İnşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah hocam. Evet canlı yayından Kahramanmaraş ve Aksu TV’den sunduğumuz Adnan Oktar ile Baş Başa programının sonuna geldik. Yarın tekrar programımız devam edecek. 21:00 ile 22:45 arasında ve programı Dem TV ve Tempo TV’den izleyebilirsiniz. Yarın inşaAllah tekrar bir arada olmak dileğiyle. İyi akşamlar diliyoruz. Görüşmek dileğiyle.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

Bu eser 1.121 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Dinsizliğin Kabusu - Kitap
Dindar Doğu İnsanı Bölücü Komünist Oyunları Bozdu! - İlanlar
Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV, EkinTürk TV ve Mavi Karadeniz TV'deki Canlı Röportajı (17 Kasım 2009) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri, Samsun AKS TV ve Gaziantep Olay TV Röportajı (18 Kasım 2009) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1234 download
Dinler Terörü Lanetler - 1185 download
Dinler Terörü Lanetler - 1102 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1050 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.